Filistin’de ki Siyasi Aktörler

0

Filistin’de ki en önemli üç siyasi aktör.. (Resmi büyütmek için üzerine tıklayın)

Irak’ta Türkmenler Artık Yok!

2

Irak Bakanlar Kurulunda artık Türkmenler yok.

Irak’ta Başbakan Haydar el-İbadi 33 olan bakanlık sayısını 22’ye düşürdü. Maliki döneminde 3 bakanlığa sahip Türkmenler, el-İbadi döneminde İnsan Hakları Bakanlığı’nı aldı ve kurulda 1 bakanlıkla temsil ediliyordu. Ama bu bakanlığı da anayasal yetkileri doğrultusunda Haydar İbadi lağvetti. Yani Irak’ta Bakanlar Kurulunda Türkmenlerden kimse kalmamış oldu.

ABD’nin Irak işgali sonrasında kurulan hükümetlerde mezheplere ve ırklara göre bakanlık verilmeye başlandı. ABD’nin kültürel çeşitliliğin yansıması olarak zorunlu olarak gösterdiği bu dağılımlar nüfus yoğunluğuna göre dağıtıldı. Bu olayında Irak’ta ‘mezhep ve ırk ayrımını’ kurumsallaştırdığını da unutmamak lazım.

PYD Yapılanmasının Haritası [Ağustos 2015]

0

Suriye’nin Kuzeyindeki PYD yapılanması..

IŞİD’e Katılımlar Neden Azalmıyor?

0

Türkiye’den 10.000’e yakın, Avrupa’dan da bir bu kadar insanın IŞİD’e katıldığı söyleniyor. Bu sayıda git gide artıyor.

Peki IŞİD’e katılımlar neden azalmıyor?

1.) IŞİD’i besleyen organizasyonlar çok güçlü ve canlılar.
2.) İslam ve Batı dünyasındaki en güçlü ağ olan Selefi network hala çalışıyor.
3.) IŞİD batı medeniyeti için ciddi bir tehdit olmadığından, Batı IŞİD’i besleyen kanalları kesmek yerine kontrol edip yönetmeyi tercih ediyor.
4.) IŞİD ve benzeri yapılar aslında İslam medeniyeti için ciddi bir tehdit olmasına rağmen, Ortadoğu bu yapıyla mücadele potansiyeline sahip değil.
5.) Radikalleşmeye karşı kullanılabilecek organizasyonlar ve Sünni-tasavvufi ideoloji güçlendirilmek yerine ya pasifize ediliyor ya da içerisi boşaltılarak zayıflatılıyor.
6.) IŞİD ve benzeri yapılara karşı en ciddi mücadele imkan ve potansiyeline sahip ülke Türkiye olmasına rağmen Romantik İslamcılık bu yapıları çalıştırmıyor.

O halde, Ortadoğu coğrafyasında Türkiye’nin kendi sınırları içinde yüz yüze kaldığı yabancı terörist savaşçılar ve Selefi Cihatçı teröristler sorununu yalnızca güvenlik sorunu olarak göremeyiz. Bu konuda, bunların arkasında kim var, sorusu da çok anlamlı değil. Öncelikle mekanizmanın nasıl çalıştığını bulmamız gerekir. Mekanizmanın nasıl çalıştığını anladığımızda aslında bunu kimler kullanıyor sorusu da cevaplanmış olur. Bu nedenle bu sorunla baş edebilmek için mutlaka kültürel ve ideolojik mücadeleyi işin içine katmak zorundayız. Maalesef Türkiye PKK ile mücadelede ideolojik mücadele ayağını çoktan kaçırdı. Bu gidişle radikalizmle mücadelede de aynı hataları işleyecek gibi.

Unutmayın ki, radikal çevrelerce beslenen şiddet teolojisi ve şiddet dili ancak şiddet dili içermeyen bir teolojiyi ve bir arada yaşama kültürünü inşa edecek kültürel bir çevre ve bu çevreyi temin edecek organizasyonlarla durdurulabilir. Bugün için romantik İslamcıların bürokrasiye hâkimiyeti bunu yapmamıza engel oluyor.

Prof. Dr. Hilmi Demir’in ”IŞİD’e katılımlar neden azalmıyor?” adlı yazısından.

Çipras Neden İstifa Etti?

1

Yunanistan’da kurtarma programı için mecliste oylama yapılmıştı. Bu oylamada Çipras’ın partisi Syriza’da parti içi muhalefet oldu. Yunanistan Enerji Bakanının başını çektiği bir grup kurtarma programı aleyhine oy kullandıktan sonra erken seçim için bastırmaya başladı. Parti içi muhalefetin artması üzerine Başbakan Çipras seçim kararı almaya karar verdi ve istifa etti.

İstifada ki mantık, Çipras ve partisi Syriza’nın halktan destek isteyip iktidarını sağlamlaştırmak. Erken seçimde yine Çipras seçilir gibi görünüyor.

NOT: 20 Eylül’de ki seçimi yine Çipras’ın partisi Syriza kazandı.

Suriye’deki Esad Güçlerinin Sayısı

0

Suriye’de Esad için ideolojik, dini ve ekonomik nedenlerden ötürü savaşan 20 bin militan var. Bu militanlar dünyanın dört bir yanından geldi. 10 bin militan sayısıyla Esad’a en büyük desteği ise Hizbullah veriyor.

IŞİD’in Kimyasal Silahları Var Mı?

0

IŞİD, geçtiğimiz yıl 11 Haziran’da Bağdat’ın kuzeybatısındaki Mutanna tesisindeki aralarında sarin ve hardal gazının da bulunduğu sinir gazları yüklü füzeleri ele geçirmişti. Bu durum BM tarafından da doğrulanmıştı.

IŞİD’in Kuzey Irak’ta ki peşmerge güçlerine karşı saldırısında 45 havan topu attığı ve bu havan toplarının başlığında kimyasal silah olan zehirli hardal gazı olduğu söylendi. Bunu ABD’de, Peşmerge komutanları da doğruladı.

IŞİD’in elinde kimyasal silah olduğu kesin artık. Kullansa da kullanmasa da bir terör örgütünün elinde bu silahların olması nasıl bir tehlike demektir, düşünmek sizlere kalmış.

 Peki hardal gazı neden korkutucu ve yasak?

Hardal gazı, vücuda temasında deri yanması, solunumu ile kaslarda şiddetli kasılma sonucu bel kemiğinin kırılması, sinir sisteminin çökmesi, vücudun dış ve iç yüzeylerinin erimesi gözlenir; 12 saat sürebilen acılı bir ölüme neden olabilir. Bunun için dünyada kimyasal silah kullanılması yasaktır.

Irak’ta kimyasal silahın ne işi var derseniz de:

IŞİD tarafından ele geçirilen fabrikada, Saddam Hüseyin’in göreve gelmesinin ardından üretilen hardal ve sarin gazları bulunuyordu. Fabrika 1. Körfez Savaşı’nın ardından kapatılmış, 1990’larda ise Saddam rejiminin kimyasal silahlarının imhasının denetlenmesi için kullanılmıştı.

Çin’in Afrika ile Ticareti

1

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, Çin ile Afrika arasındaki dış ticaret son 10 yılda 30 milyar dolardan 230 milyar dolara yükselirken, ABD ile Afrika arasındaki dış ticaret 100 milyar dolardan 80 milyar dolara düştü.

Çin’in dünyanın en büyük 2. ekonomisi olduğunu ve her geçen gün dünyanın dört bir yanında kendini askeri ve ekonomik olarak göstermesini iyi okumak lazım.

PKK’nın Kuzey Irak’a Maliyeti: 501 Milyon Dolar

1

Irak’taki Kürt yönetiminden Kerkük-Yumurtalık hattına düzenlenen saldırıyla ilgili çok sert bir açıklama geldi.

IKBY Petrol Bakanlığı: “Saldırının yapıldığı tarihten bu yana sürekli bir şekilde boru hattında arıza ve petrol hırsızlığı meydana gelmektedir. Bu nedenle 27 Temmuz tarihinden 17 Ağustos’a kadar belirlenen zarar 501 milyon dolara çıkmıştır” dedi.

Bildiğiniz üzere PKK Barzani’nin bu saldırıyı sert bir şekilde kınaması üzerine geri adım atarak, bu saldırı merkezin kararı değildi demişti. Barzani ise bu saldırı Kürtlerin en büyük gelir kaynağına yapılmıştır, mağdur Kürtler olmuştur diyerek de sözlerini bitirmişti.

Ama gördüğümüz gibi terörizme bir zamanlar destek veren, göz yuman, taviz veren; ne şekilde olursa olsun herkes bir gün bu teröre maruz kalacaktır. Dünyada yaşanan gelişmelerle bunu hep gördük. En yakın örnek maalesef ki IŞİD’e bir şekilde göz yuman, PKK’ya tavizler veren Türkiye yani bizim ülkemizdir. ABD’nin El Kaide politikası ise bu durumun en bilinen örneğidir.

Rusya ve Çinden Dolara Karşı ‘Altın Pazarı’

1

Rusya Ukrayna krizi sonrasında Batının ve ABD’nin uyguladığı ambargolardan o kadar etkilendi ki bir şeyler yapması gerektiğini fark etti. Bu farkındalık ise onu Çin’e ve Asya’ya yönlendirdi.

Amerikan FED ve Bank of England gibi Batılı merkez bankalarının, doların piyasalardaki tekelini korumak için uzun zamandan beri altın fiyatlarını manipüle ettiği söylenirken, Çin’in önderliğindeki Yeni İpek Yolu projesi ve Asya Altyapı Yatırım Bankası’yla Rusya’nın ‘yakından ilişkili’ olduğu belirtildi.

Peki Amerikan Dolarına karşı ‘altın pazarı’ nasıl kurulacak?

“İpek Yolu Altın Fonu, bölgedeki madencilik projelerine yatırım yapıp üyelerinin merkez bankalarını ellerindeki altını artırmaya teşvik edecek. Çin’e göre bunun amacı, İpek Yolu üzerindeki Avrasya ülkelerine para birimlerini altın ile destekleme olanağı vermek. Bu da Washington’ın para birimi savaşlarının dışında kalacak bir ülkeler grubu yaratılacağı anlamına geliyor.”

Rusya 2014’te 245 ton altın üreterek dünyanın üçüncü büyük altın üreticisi olmuştu.. Çin’in de yılda 450 ton altın ürettiği bilindiğinden;

“Rusya öncülüğündeki Avrasya Ekonomik Birliği ile birleştirilen Yeni İpek Yolu sadece bir enerji ve tren yolu projesi olmayacak. Aynı zamanda bu iki yapı geleceğin en büyük ve en hızlı büyüyen ekonomik alanının da merkezi sinir sistemi” olacak deniyor.

William Engdahl Engdahl journal-neo .org sitesinde yayınlanan makalesinden.

Ukrayna Krizi ve Son Durum [2015]

0

”Ukrayna’da baş gösteren siyasi olaylar sonucu, 16 Mart 2014 tarihinde Kırım Rusya tarafından ilhak edildi. 16 Ağustos 2014 de Belarus’un başkenti Minsk’te taraflar bir araya gelerek Ukrayna krizinin ve Kırım’ın ilhakının çözüm yollarını aramaya çalıştılar. Minsk-1 konuşmaları olarak tarihe geçen bu görüşmeyi özetlemek gerekirse, Almanya’nın Kırım’ın ilhaki karşılığında Donbass bölgelerinden Rusya’nın geri çekilerek Ukrayna’ya bırakılması şeklinde bir teklifde bulunduğunu söyleyebiliriz. Fakat taraflar hiç bir anlaşmaya varamamış, aksine, bu görüşmelerden sonra Ukrayna’da kriz daha da derinleşmeye başlamıştır.

Kısa bir aradan sonra taraflar bu defa da 11 Şubat 2015 yılında Minsk’te bir araya gelerek Ukrayna krizi için yeni çözümler bulmaya çalıştılar. Nitekim, bu defa ki konuşmaların 16 saate yakın devam ettiği görülmektedir. Minsk-2 olarak tarihe geçen bu konuşmalarda belli bir uzlaşmaya varıldığı görülmekteydi. Bu anlaşma gereği Rusya tarafından 15 Şubat’a kadar ateşkesin sağlanacağı ve 19 Şubat’dan itibaren tarafların ağır silahları geri çekeceği, Donbass bölgelerine özel statü verileceği ve orada bulunan silahlı örgütlerin halk polisine çevrileceği belirtilmiştir.

Fakat, Kiev’in parlementoda, anlaşmada gösterilen silahlı örgütleri yasadışı silahlılar olarak gösterme ve Donbass bölgelerine özel statünün daha dar araziler çerçevesinde verilmesini ön gören kararlar kabul etmesi süreci sabote etmiş ve Minsk -2 anlaşmasını önemsiz hale getirmiştir. Nitekim, günümüz itibariyle de Ukrayna’nın doğusunda halen çatışmalar devam etmektedir.”

EHTİRAM AŞIRLI’nın ‘Ukrayna Krizi’ adlı makalesinden.

ABD’nin ‘İslami’ Gruplara Bakışı

2

Avusturya’da yayımlanan Contra Dergisi’nde Evan Dennings imzalı bir makalede ABD’nin ‘İslami’ Gruplara karşı davranışlarına değinildi.

Dennings, ABD’nin Ortadoğu’daki radikal gruplara bakışını da analiz etti. Dennings’e göre, ‘doğru düşmanlarla’ savaştıkları sürece Ortadoğu’daki radikal İslami gruplar ABD tarafından müttefik olarak görülüyor. Ancak IŞİD’e katılan bu grupların bazıları ‘yüzde 90 kötü’ grubuna dahil oldu. Her şeye rağmen bu gruplar tamamen kötü kabul edilmiyor.

Dennings, Saddam Hüseyin’in uzun yıllar ‘yüzde 70 iyi’ statüsünde olduğunu fakat daha sonra ABD’nin istediklerini yerine getirmediği için ‘yüzde 90 kötü’ olduğunu belirtip Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin de aynı kaderi paylaştığını kaydetti.