Harita, 2000 ve 2020 yıllarında dünya ülkelerinin ekonomik olarak ABD ve Çin ile ticari ilişki değişimini gösteriyor. Mavi renk ABD’yi, kırmızı renk ise Çin’i temsil ediyor. (En fazla
2000 yılında dünya ekonomisine ABD hâkim durumda iken 2020’de Çin’in egemenliği göze çarpıyor.
1. Afrika’nın Neredeyse Tamamı Çin ile Ticaret Yapıyor:
• Çin’in, Afrika’da büyük altyapı projeleri ve yatırımlar yaptığı biliniyor. 2000’de ABD ağırlıklı olan ticaret ilişkileri, 2020 itibarıyla tamamen Çin’e geçmiş.
2. Güney Amerika’da Dönüşüm:
• 2000’de ABD’nin etkisinde olan Latin Amerika ülkeleri, büyük ölçüde Çin ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmiş.
3. Avrupa’da Çin’in Artan Etkisi:
• 2000’de neredeyse tüm Avrupa ülkeleri ABD’yi tercih ederken, 2020 itibarıyla bazı ülkeler Çin ile daha fazla ticaret yapmaya başlamış.
4. Orta Doğu ve Asya’da Büyük Değişim:
• Rusya ve birçok Asya ülkesi Çin’i tercih eder hâle gelmiş.
Çin ile ABD’nin Ekonomik Hegemonya Değişimi (2000-2020)
ABD ve müttefikleri ile Sovyetler Birliği (Rusya) arasındaki küresel mücadeleyi gösteren harita, Soğuk Savaş dönemine ait bir jeopolitik analiz sunuyor.
• Turuncu ile gösterilen bölgeler: Sovyetler Birliği ve doğrudan etkisi altındaki ülkeler.
• Gri alanlar: ABD ve Batı’nın etkisinde olan bölgeler.
• Oklar: Sovyetler Birliği’nin potansiyel genişleme yönlerini gösteriyor. Haritada, Rusya’nın Avrupa, Orta Doğu, Güney Asya, Çin, Kore ve hatta Güney Amerika gibi bölgelere yayılma stratejisi vurgulanıyor.
Gazze Şeridi’ndeki yıkımı gösteren bir uydu analizi çalışmasına dayanan Bloomberg’in haritasına göre, Gazze’deki binaların yaklaşık %60’ı hasar görmüş veya yıkılmış durumda. Pembe renkler, hasarın yoğunluğunu temsil ediyor ve bu renklerin yaygınlığı, bölgedeki tahribatın boyutunu gözler önüne seriyor.
• En büyük yıkım, Gazze Şehri, Beyt Hanun, Han Yunus ve Refah gibi büyük yerleşim alanlarında yoğunlaşmış.
• Gazze Şeridi’nin kuzeyi ve güneyinde geniş alanlar ciddi şekilde zarar görmüş.
Gazze’de Yıkımın Haritası (2025)
Veriler, 11 Ocak 2025 tarihine ait olup, Copernicus Sentinel-1 uydu görüntüleri temel alınarak analiz edilmiş.
Global Firepower’ın farklı parametrelere dayanarak hazırladığı dünyanın en güçlü 15 ordusuna sahip ülkesi şu şekilde;
Amerika Birleşik Devletleri
Rusya
Çin
Hindistan
Güney Kore
Birleşik Krallık
Japonya
Fransa
Türkiye
İtalya
Brezilya
Pakistan
Endonezya
Almanya
İsrail
Sıralama, ülkelerin askeri güçlerini temsil eden PwrIndx (Power Index) skoru ile belirlendi. Grafikte öne çıkanlar şu şekilde;
• ABD en güçlü orduya sahip (PwrIndx: 0.0744).
• Rusya ve Çin ikinci sırayı paylaşıyor (0.0788), ancak görselin açıklamasına göre 2026’da Çin’in Rusya’yı geçmesi bekleniyor.
• Türkiye, dünyanın en güçlü 9. ordusu olarak listede yer alıyor (PwrIndx: 0.1902).
• Brezilya, Pakistan ve Endonezya gibi ülkeler de ilk 15 içinde yer alarak güçlü bölgesel oyuncular olarak öne çıkıyor.
• Almanya ve İsrail, sırasıyla 14. ve 15. sırada bulunuyor.
Bu sıralamanın askeri personel, hava, kara ve deniz gücü, nükleer kapasite, savunma bütçesi ve coğrafi faktörler gibi çeşitli kriterlere dayalı olarak oluşturulduğunu unutmayın.
2025: Dünyanın En Güçlü 15 Ordusu (Grafik)
ABD’nin değişmeyen liderliği
• ABD, savunma sanayii üretiminde lider ve dünyanın en büyük askeri bütçesine sahip (yaklaşık 900 milyar dolar).
• Dünyanın en güçlü hava kuvvetlerine, geniş bir deniz filosuna ve nükleer caydırıcılığa sahip.
• Küresel askeri üsleri sayesinde her kıtada operasyon yapabiliyor.
Çin’in yükselişi:
• Çin, savunma sanayisini hızla geliştiriyor ve donanmasını genişletiyor.
• Teknolojiye yatırım yaparak hipersonik füzeler, yapay zeka tabanlı savaş sistemleri ve dronlar gibi alanlarda ilerleme kaydediyor.
• Ekonomik gücüyle askeri bütçesini sürekli artırıyor.
Rusya’nın savaş sonrası durumu
• Ukrayna savaşı, Rus ordusunun bazı zayıflıklarını ortaya çıkardı.
• Ancak hâlâ büyük bir nükleer güce ve geniş bir kara ordusuna sahip.
Türkiye’nin 9. sırada yer bulması
• Savunma sanayii ihracatında büyük bir yükseliş var. (SİHA’lar, Altay tankı, Hisar hava savunma sistemleri vb.)
• NATO üyesi olduğu için Batı teknolojilerine erişimi var.
• Jeopolitik konumu nedeniyle güçlü bir orduya sahip olması gerekiyor (Doğu Akdeniz, Suriye, Karadeniz gibi bölgelerde aktif).
Brezilya, Pakistan ve Endonezya gibi ülkelerin listede olması
• Brezilya, Güney Amerika’nın en güçlü ordusuna sahip.
• Pakistan, nükleer silahları ve Hint-Pakistan gerilimleri nedeniyle güçlü bir askeri varlık sürdürüyor.
• Endonezya, bölgesinde büyüyen bir askeri güç olarak dikkat çekiyor.
Almanya’nın son dönemde geride kalması
• Almanya, askeri harcamalarını artırmayı planlıyor ama henüz ABD, Çin veya Fransa gibi askeri operasyonel güce ulaşmış değil.
• II. Dünya Savaşı sonrası barışçıl politikalar izlediği için ordusu nispeten küçük kaldı.
2025 yılı itibarıyla her kıtadaki en güçlü pasaportlar ve vizesiz erişim sağlanan ülke sayılarının gösterildiği infografik.
• Avrupa: İspanya (178 ülke)
• Asya: Birleşik Arap Emirlikleri (179 ülke)
• Kuzey Amerika: Kanada (173 ülke)
• Güney Amerika: Brezilya (165 ülke)
• Afrika: Seyşeller (148 ülke)
• Okyanusya: Yeni Zelanda (174 ülke)
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 179 ülkeye vizesiz erişim ile en güçlü pasaport olarak öne çıkıyor. İspanya ve Yeni Zelanda da oldukça yüksek vizesiz seyahat imkanına sahip. Seyşeller, Afrika kıtasında en güçlü pasaport olsa da diğer kıtalara kıyasla daha düşük erişime sahip.
Bu harita, pasaport gücünün küresel dağılımını ve farklı ülkelerin vatandaşlarına sunduğu seyahat özgürlüğünü görselleştiriyor.
Grafik, 2000-2024 yılları arasında Çin’e ham petrol sağlayan en büyük ülkeleri ve toplam ihracatın zaman içindeki büyümesini gösteriyor. Her geçen yıl Çin’in petrol ihtiyacı, onun büyümesinin de en önemli göstergesi.
• Çin’in ham petrol ithalatı 2000’den 2024’e yıllık ortalama %9 büyümüş (CAGR: %9,0) ve 2024’te toplam 11,1 milyon varil/güne ulaşmış.
• Rusya, 2024’te en büyük petrol tedarikçisi olmuş (2,194 bin varil/gün).
• Suudi Arabistan ikinci sırada (1,552 bin varil/gün), Irak ise üçüncü sırada (1,387 bin varil/gün).
• İran’ın payı zaman içinde küçülmüş, ancak hâlâ önemli bir tedarikçi olarak kalmış.
• “Rest of World” kategorisi (diğer ülkeler), 2000’lerde büyük bir paya sahipken zamanla azalmış ve daha az ülke Çin’in ana tedarikçileri arasına girmiş.
• Rusya ve Suudi Arabistan’ın liderliği: Rusya ve Suudi Arabistan, Çin’e yapılan petrol ihracatında en büyük paya sahip iki ülke konumunda.
• Irak ve Malezya’nın yükselişi: Son yıllarda Çin’in Irak ve Malezya’dan petrol ithalatında ciddi bir artış görülüyor.
• Angola ve İran’ın düşüşü: Angola’nın payı belirgin şekilde azalırken, İran da yaptırımlar nedeniyle daha az petrol ihraç edebiliyor.
• Brezilya ve BAE’nin büyüyen payı: Özellikle 2010’dan sonra Brezilya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Çin’e daha fazla petrol tedarik etmeye başlamış.
Özetle Çin’in enerji arzını çeşitlendirdiğini, ancak Rusya, Suudi Arabistan ve Irak gibi belli başlı ülkelerden yapılan ithalatın önemli ölçüde arttığını söyleyebiliriz. Çin’in jeopolitik ve ekonomik stratejileri, enerji arz güvenliği açısından belirleyici olmaya devam edecek.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) son dönemde yaşanan gelişmeler, bölgesel istikrarı tehdit eden ciddi endişelere yol açmaktadır. Özellikle M23 isyancı grubunun Goma şehrini ele geçirmesi, bölgedeki güvenlik dinamiklerini önemli ölçüde etkilemiştir.
M23 örgütünün Goma’yı Ele Geçirmesi ve Çatışma Haritası
Ocak 2025’te M23 isyancı grubu, DKC’nin doğusundaki stratejik öneme sahip Goma şehrini kontrol altına aldı. Bu hamle, bölgedeki güç dengesini değiştirdi ve insani krizleri derinleştirdi. M23’ün hızlı ilerleyişi, DKC ordusu ve Birleşmiş Milletler barış gücü MONUSCO’nun direnişine rağmen gerçekleşti. Aşağıdaki harita, M23 örgütünün Goma şehrini ele geçirmeden önce kontrol ettiği (kırmızı bölge) alanı gösteriyor. Yazının devamında örgütün ele geçirdiği şehirlerin yıllara göre değişimi yer alıyor.
M23’ün başarısında bölgesel aktörlerin etkisi büyüktür. Özellikle Ruanda’nın M23’e verdiği destek, çatışmanın bölgesel boyutunu artırmaktadır. Ruanda, M23’e askeri ve lojistik destek sağladığı iddialarını reddetse de, uluslararası toplum bu konuda endişelerini dile getirmektedir. Bu durum, DKC ve Ruanda arasındaki diplomatik ilişkileri daha da germiştir.
Örgütün 2022-2025 Yılları Aradında Yeniden Yükselişi
M23, 2022’de yeniden silahlanarak saldırılara başladı ve hızla DKC’nin doğusundaki birçok stratejik noktayı ele geçirdi. 2025 itibarıyla Goma’yı da alarak bölgedeki en güçlü silahlı gruplardan biri haline geldi.
Örgütün, ülkenin güneydoğusundaki ilerleyişinin gösterildiği haritada, şehirleri kontrol ettiği yıllar ve renkler görülüyor. Son olarak Goma şehrinin alınması, örgütün en büyük başarısı oldu.
M23’ün yıllara göre ele geçirdiği şehirler
M23 Örgütü: Kökeni, Yapısı ve Hedefleri
M23 (Mart 23 Hareketi), 2012 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde (DKC) kurulan bir isyancı gruptur. Grup, adını 23 Mart 2009’da DKC hükümeti ile eski isyancılar arasında imzalanan ancak uygulanmadığını iddia ettikleri barış anlaşmasından almaktadır.
M23, eski CNDP (Ulusal Kongre Savunma Halkı) savaşçılarının hükümete karşı yeniden silahlanmasıyla ortaya çıktı. Grup, özellikle DKC’nin doğusunda, Kuzey Kivu bölgesinde faaliyet göstermektedir. 2012’de büyük bir saldırı düzenleyerek Goma’yı kısa süreliğine ele geçirdi, ancak 2013’te DKC ordusu ve BM barış gücü MONUSCO tarafından mağlup edildi.
M23’ün Amacı Nedir?
M23, DKC’deki Tutsi nüfusunun haklarını koruma iddiasında bulunarak hükümetin anlaşmaları ihlal ettiğini öne sürmektedir. Ancak, grup insan hakları ihlalleri ve Ruanda tarafından desteklenmekle suçlanmaktadır.
Ruanda’nın M23’e askeri ve lojistik destek sağladığı iddiaları uzun süredir gündemdedir. Ruanda hükümeti bu iddiaları reddetse de, uluslararası raporlar M23’ün Ruanda topraklarında eğitim aldığını öne sürmektedir.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Zenginliği ve M23 Paralelliği
2025 yılının ilk günlerinden bu yana çatışmaların odak noktası haline gelen Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DRC) muazzam doğal zenginlikler bulunuyor. Bu zenginlikler de aslında ağırlıklı olarak M23 örgütünün ele geçirdiği bölgede yer alıyor. Ülkenin, 24 trilyon dolar değerinde işlenmemiş mineral varlığı ile dünyanın en zengin yer altı kaynaklarına sahip bölgelerinden biri olduğu belirtiliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Yeraltı Kaynakları
• Kobalt: DRC, dünya kobalt üretiminin yaklaşık %70’ini karşılıyor. Kobalt, lityum-iyon pillerin üretiminde kritik bir bileşen olup, elektrikli araçlar ve elektronik cihazlar için hayati öneme sahiptir.
• Bakır: Ülke, büyük bakır rezervlerine sahip olup, elektrik kabloları, inşaat ve elektronik sektörlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.
• Elmas: DRC, yüksek kaliteli elmas yataklarına sahip olup, hem endüstriyel hem de mücevherat sektöründe değerlidir.
• Altın: Ülkede önemli altın rezervleri bulunmakta ve madencilik faaliyetleri sürdürülmektedir.
• Koltan (Coltan): Tantal ve niyobyum minerallerini içeren koltan, elektronik devrelerde ve kapasitörlerde kullanılır. DRC, bu mineralin de önemli bir tedarikçisidir.
Bu infografik, denize kıyısı olmayan ülkeler (landlocked) ve çift kara ile çevrili ülkeler (double-landlocked) haritasını gösteriyor.
Landlocked (Yeşil): Bu ülkelerin hiçbir şekilde denize çıkışı yoktur ve tamamen kara ile çevrilidir.
Double-Landlocked (Kırmızı): Bu ülkeler sadece kara ile çevrili olmanın ötesinde, denize ulaşabilmek için en az iki ülke geçmek zorundadır.
• Yeşil renkli ülkeler: Dünyada birçok ülkenin denize kıyısı yok. Avrupa, Asya, Afrika ve Güney Amerika’da bu tür ülkeler yaygın.
• Kırmızı ile işaretli ülkeler: Dünya üzerinde sadece iki tane çift kara ile çevrili ülke bulunuyor:
• Lihtenştayn (Avrupa): İsviçre ve Avusturya tarafından çevrili.
• Özbekistan (Asya): Beş kara ile çevrili ülke (Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan ve Türkmenistan) arasında kalıyor.
Denize kıyısı olmayan ülkeler, ticaret ve ekonomik kalkınma açısından dezavantajlı olabilir çünkü deniz yolu taşımacılığı en ekonomik ticaret yollarından biridir. Çift kara ile çevrili ülkeler ise bu zorluğu daha büyük ölçüde yaşar, çünkü denize ulaşmak için en az iki ülkenin sınırlarından geçmek zorundadırlar.
Türkiye şu anda, aynı anda 31 savaş gemisi inşa ediyor. Tamamen yerli tasarımlara sahip bu gemiler, bizlerin gurur, komşu ülkelerin ise endişe kaynağı. New Rules Geopolitics’te yer alan makaleyi Hermes’in çevirisinden size şu şekilde özetleyeyim:
Türkiye, Modern Askeri Savaş Gemileri Dünya Dizini’ne göre Ortadoğu’nun en güçlü birinci, dünyanın ise en güçlü 10. donanmasına sahip. 90’larda fikri temeli atılan fakat 2004’te projenin ilk adımının atıldığı milli gemi projesi MİLGEM ile başlayan donanmanın yükselişi, Türkiye’yi Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de önemli bir güç haline getirdi. Türkiye’nin Libya, Katar hatta Somali’de askeri üsler kurarak denizaşırı güce ulaştığı, bu üslerin amacının da ‘Mavi Vatan’ doktrini olduğu ifade ediliyor. Bu stratejiyle birlikte Türkiye’nin deniz yetki alanlarını genişletmek istediği ve ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’na göre 122,4 trilyon fit küp teknik olarak çıkarılabilir doğalgaz içeren Akdeniz’de hakim güç olmaya çalıştığı aktarılıyor.
Yunanistan başta olmak üzere İsrail ve Mısır’ın gelişmeleri endişeyle takip ettiğinden bahsedilen analizde, Türkiye’nin Somali’nin denizlerini koruduğu ve Somali açıklarındaki petrol ve doğalgaz arama faaliyetleriyle büyük bir keşfe ulaşacağının tahmin edildiği belirtiliyor.
Şu anda 31 savaş gemisini aynı anda üreten Türkiye, donanmaya milli uçak gemisi, denizaltı, hücumbotlar, hava savunma savaş gemisi, mayın arama gemisi, farklı sınıflarda denizaltı ve karakol gemileri fırkateyn inşa ediyor. Dünyanın da dikkatini çeken donanmadaki bu gelişmelere bir de Kıbrıs notunu eklemekte fayda var. Akdeniz’deki donanma gücünü havadan desteklemek için geçen yıl KKTC Geçitkale Havalimanı’nda SİHA üssü kuran Türkiye, Güney Kıbrıs’a ait Offsite News haber sitesine göre bölgeye ‘demir kafes’ kurdu ve Güney Kıbrıs’a olası bir müdahale zamanını 3 dakikaya düşürdü. Bu da inanılmaz bir müdahale süresi.
Kara Kuvvetleri’nde caydırıcı güç olan Türkiye’nin deniz ülkesi olarak donanmayı büyüterek etkin bir şekilde faaliyet yürütmesi, diplomasi masasında da kendisini hissettirecektir. İnşallah en kısa sürede hava kuvvetlerinde de eksiklerimizi tamamlarız.
Trump Kanada ve Meksika’ya yüzde 25, Çin’e de yüzde 10 ek gümrük vergisi uygulama kararı aldı. Bu meseleyi biraz daha anlaşılır hale getirip yazayım dedim.
Trump’ın asıl amacı, ticaret açığını kapatmak. Sonrasında da üretimi artırmak. Yani diyor ki “bize satıyorsunuz ama biz size çok daha az satıyoruz. Bu nedenle ekonomimizde açık var (ticaret açığı bu demek). Bu açığı da kapatana kadar vergileri artıracağız.” Bu nedenle de Trump, üç ülkeye ek vergiler getirdi. ABD’nin 2023 yılındaki toplam ihracatı 2 trilyon dolar, ithalatı ise 3,2 trilyon dolar. Yani bu verilere göre ABD, 2023 yılında yaklaşık 1,2 trilyon dolarlık dış ticaret açığı verdi. Bu çok büyük bir rakam. ABD’nin ithalatının yüzde 40’ı da Çin, Meksika ve Kanada’dan yapıldığı için bu üç ülke kritik.
Ancak şöyle bir sorun var;
Trump’ın kendi söylemine göre bu ülkeler ABD’yi dolandırıyor ancak yine kendi söylemine göre yaşananlar “bir miktar acı bir süreç” olacak. WSJ’ye göre yaşananlar, ‘tarihin en aptal ticaret savaşı’. Yapılan araştırmalara göre ortalama bir ABD hanesinin satın alma gücü 1000 – 1200 dolar azalacak. Yeni vergi gelirleri olsa da kısa ve orta vadeli olarak enflasyonda artış olacak. En kötü senaryo da bu ülkelerin de ABD’ye yönelik misilleme yapması. (Az önce gelen habere göre Meksika ile ABD arasında kısmi anlaşma sağlandı ve Meksika, sınıra 10 bin asker göndererek sınırı koruması kaydıyla ek vergilerden kısa süreli yırttı.)
Çin ile ticaret savaşı, Trump’ın yeni döneminin ana gündemi olacaktı. Bunu biliyoruz zaten. Aslında Panama Kanalı konusunda işgal planı yapan Trump, Panama’yı Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinden çıkarttı. Kanalı Çin’in nüfuzundan çıkartmaya çalışıyor.
Grönland’da Çin ve Rusya’nın eriyen buzullar nedeniyle yeni rota elde etmesini engellemek isteyen Trump, keşfedilen yeraltı kaynaklarını da ele geçirmek istiyor. Oraya nasıl bir adım atacak merak ediyorum. Çünkü Trump ölümü gösterip, bu ülkeleri sıtmaya razı etmek istiyor. Panama örneğinde olduğu gibi. Cezalandırılmalar yeni nesil ‘biat ettirme’ yöntemi gibi. Sırada Avrupa Birliği ve Türkiye de var.
Bu harita, Çin diasporasının dünya genelindeki en büyük topluluklarını gösteriyor. Listedeki ülkeler, Çin kökenli nüfuslarının büyüklüğüne göre sıralanmış:
1. Endonezya – 11,2 milyon
2. Tayland – 7 milyon
3. Malezya – 6,9 milyon
4. ABD – 5,8 milyon
5. Singapur – 3,1 milyon
6. Kanada – 2 milyon
7. Avustralya – 1,5 milyon
8. Fransa – 800 bin
9. Güney Afrika – 500 bin
10. Birleşik Krallık – 500 bin
İnfografiği yorumlamak gerekirse;
• Asya’da, özellikle Güneydoğu Asya’da çok büyük Çin toplulukları var. Bunun nedeni, yüzyıllar süren ticaret ve göç hareketleri.
• Kuzey Amerika’da (ABD ve Kanada) büyük Çin toplulukları var. Özellikle ABD’nin batı kıyısı ve Kanada’nın Vancouver bölgesi Çin göçmenleri için önemli merkezler.
• Avrupa’da en büyük topluluk Fransa’da, onu Birleşik Krallık takip ediyor.
• Afrika’da en büyük Çin topluluğu Güney Afrika’da bulunuyor.
Bu harita, Çin diasporasının küresel olarak ne kadar geniş bir alana yayıldığını ve Çin kültürünün dünya çapında etkili olduğunu gösteriyor diyebiliriz.
Roma İmparatorluğu (MÖ 27 – MS 476 Batı, MS 1453 Doğu), tarihin en büyük ve en etkili imparatorluklarından biridir. Başkenti Roma (daha sonra Bizans/İstanbul) olan imparatorluk, Akdeniz’i çevreleyen geniş topraklara hükmetti. Güçlü ordusu, gelişmiş hukuku (Roma Hukuku) ve etkili yönetim sistemiyle Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da büyük bir miras bıraktı. Batı Roma 476’da yıkıldı, Doğu Roma (Bizans) 1453’te Osmanlılar tarafından sona erdirildi.
Tarihte Roma sikkelerinin bulunduğu yerleri (kazılar vs) gösteren harita; Roma’nın sadece siyasi değil, küresel ticaretin de ‘imparatoru’ olduğunu gösteriyor.
Haritadan çıkan önemli noktalar:
• Roma İmparatorluğu’nun ana toprakları (Batı ve Orta Avrupa) yoğun şekilde işaretlenmiş. Bu, Roma sikkelerinin en fazla burada bulunduğunu gösteriyor.
• Britanya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da da oldukça yaygın. Roma’nın geniş ticaret ağı ve askeri yayılımı sayesinde bu bölgelerde bolca Roma parası bulunmuş.
• Roma sınırlarının ötesinde de sikkeler var. Hindistan, Orta Asya ve hatta Sahra Altı Afrika gibi Roma’nın doğrudan kontrolü altında olmayan bölgelerde de Roma sikkeleri bulunmuş. Bu, Roma’nın ticari bağlantılarının ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.
• Türkiye (Anadolu) ve İran’da yoğunluk dikkat çekiyor. Bu bölgeler Roma’nın Part ve Sasani İmparatorlukları ile sürekli etkileşimde olduğu yerlerdi.