Kral’ın Mısır ve Türkiye Ziyaretleri Ne Anlama Geliyor?

Kral Selman’ın Mısır ve Türkiye Ziyaretleri Ne Anlama Geliyor?

Bilindiği üzere Suudi Arabistan Kral’ı Selman, 11-13 Nisan tarihleri arasında ülkemizle resmi temaslarda bulunmak üzere ziyarete geldi. Ziyaret, ülke içerisinde büyük yankı uyandırsa da, Ortadoğu denklemi açısından da geniş yankı uyandıracak bir ziyaret idi. Bu ziyaretin önemli yapan hadise ise, Kral Selman’ın Türkiye’den önceki durağının Mısır olması idi. Peş peşe gelen bu ziyaretlerin anlamını okumak için Ortadoğu denklemindeki ahvali ve ülkelerin karakteristik kodlarını iyi bilmek gerekmektedir. Mısır’da 5 gün boyunca temaslarda bulunan Kral, darbe sonrası Sisi’ye verdikleri desteğin arkasında durduklarını ve İran’a karşı en sadık müttefiki ile bir nevi safları sıklaştırdığını beyan etmiş oldu. Suriye ve Yemen’de İran yayılmacılığına dur diyemeyen Suud’ların, en iyi iki müttefikinin Türkiye ve Mısır olduğunu söyleyebiliriz.

Bu açıdan baktığımızda, Ortadoğu’nun ara bulucu devleti olarak anılan Türkiye’nin, Arap Ayaklanmaları ve sonucunda darbe ile yoluna devam eden Mısır ile arasının bozuk olmasını en az isteyecek olan devlet Suudi Arabistan’dır. Bu yüzden, bu iki ziyareti bir nevi arabuluculuk ziyaretleri olarak algılamamız gayet normaldir. Tahmin edileceği üzere de, kapalı kapılar ardında Erdoğan-Selman arasında bu mevzu mutlaka konuşulmuştur. İlerleyen süreçte ne olur, kestirmek mümkün olmasa da, Türkiye-Mısır ilişkilerinin rayına oturması, en azından bakanlıklar arası iletişimin ve devletler arası ilişkilerin normalleşmesini görmek, muhtemeldir.

Ortadoğu’daki kaosun başlıca sebebi olan otorite boşluğu ve istikrarsızlık, Ortadoğu’nun liderliğe soyunan devletlerinin iştahını kabartmıştır. Özellikle ABD’nin kaya gazı çalışmaları sonrası Arap Petrolüne ihtiyacının kalmaması ve yönünü Asya-Pasifik’e çevirmesi, bu kaosun alevlenmesine sebep olmuştur. En kötü yönetim, yönetimsizlikten iyidir kabilince, yöneticisiz kalan Ortadoğu, bugün alev çemberi halinde en acılı dönemini yaşamaktadır. Otorite boşluğunu doldurma konusunda Türkiye’nin hamlesi İsrail’e kafa tutarak başlamıştır. Irak, Suriye ve Yemen’de alan genişleten İran, buna karşılık olarak tarihi Fars Hilali hayalleriyle cephe almıştır. Suudi Araistan’ın ise Kral Selman’ın başa geçmesi ile atağa kalkarak bir yarış içerisinde olduğunu görmekteyiz. Mısır ise, eski günlerinin arar hale gelmiştir. Bu yarışın yanı sıra İran’a karşı da ayrı bir Türkiye-Suud-Mısır-Katar ittifakı mevcuttur. Her ne kadar Türkiye-Mısır ilişkileri yolunda olmasa da, soyut bir ittifak olduğunu söylemek gerçekçi olacaktır.

Kral Selman’ın Mısır-Türkiye ziyaretleri, İran’a büyük bir mesajdır. Sünni hattı çizen Suudlar, Yemen ve Suriye’deki  birlikteliğimiz devam etmektedir mesajı vermektedir.

Sonuç olarak; Ortadoğu ittifaklar ve savaşlar merkezi haline gelmiştir. Kimsenin tek başına güçlenmesine izin verilmiyor, kimse de müttefiksiz kalmıyor prensibi geçerli haldedir. Yakın bir zamanda bölgenin normalleşme sürecine gireceğini söylemek, gerçekten hayli uzak bir hayaldir. Ortadoğu’nun eski günlerine dönmesinin yolu, parçalanması ile de mümkün değildir. Tek çare, ya bölge dışından büyük bir gücün müdahalesi ile doldurulacak otorite boşluğu ya da Ortadoğu’nun bağrından çıkacak tek bir güç, otoritedir.

Emre Amir

StratejikOrtak.com Yazarı

 

1 ile 13 Nisan Arasında Dünyada Neler Oldu?

0

1 Nisan ile 13 Nisan arasındaki diplomatik ve askeri gelişmeler..

Nisan ayının ilk çeyreğinde dünyada yaşanan askeri haberler ve diplomatik gelişmeleri, dünyada neler oluyor kategorisinde paylaşıyoruz. IŞİD’den Rusya’ya, Sırbistan’dan ABD’ye bir çok önemli başlığı, kısa ve madde madde bu başlık altında topladık.

1 Nisan 2016 (CUMA)

– Çin Türkiye’de termik santrale 3, güneş ve rüzgar enerjisine de 12 milyar dolar yatırım teklifinde bulundu.

– Rus pilotu vurduğu söylenen Alparslan Çelik’in İzmir’de tutuklanmasının ardından, Rus basını ilişkilerin düzeleceği öngörüsünde bulundu.

– Fransa, Libya’da iki hükümetin birleşmesi sonrasında, “Libya’daki IŞİD için operasyona hazır olun” mesajı verdi.

– ABD’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne 50’den fazla ülke davet edildi. Zirveye katılmayan ise iki nükleer güç Rusya ve Pakistan oldu.

– PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, koalisyon ile birlikte Rakka’nın IŞİD’den alınması için operasyon hazırlığında olduklarını açıkladı.

– Mısır askeri, IŞİD’e biat eden ‘Sina Vilayeti’ adındaki örgüte düzenlediği operasyonlarda 65 militanı öldürdü.

– Ürdün yönetimi ile sorunlar yaşan ‘Ürdün İhvanı’, ülkenin en büyük sendikasındaki seçimlerde çoğunluğu elde etti.

– Rusya ile Sırbistan görüşmesi sonrası Sırbistan Dışişleri Bakanı, “Biz NATO’ya üye olmayacağız, askeri tarafsızlık uyguluyoruz” dedi.

Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic
Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic

2 Nisan 2016 (CUMARTESİ)

– Almanya, son 15 yılda bine yakın kişiye istihbarat sağlamaları anlaşmasıyla sığınma hakkı verdiği ortaya çıktı.

– Dün geceki Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sınır çatışmasında 12 Azerbaycan askerinin şehit olduğu açıklandı.

– Dünyadaki 21 ila 32 trilyon dolar arasındaki finansal varlık, vergisi düşük veya hiç vergi istemeyen küçük ada ülkelerinde tutuluyor.

– Türkiye sınırında IŞİD ile muhalifler arasında çatışmalar sürüyor. TSK IŞİD’i obüs toplarıyla vurup, mevzilerden ateş altına aldı.

– Irak’taki Anbar ilinin IŞİD ile çatışmalardan dolayı %80’i yıkıldığı için afet bölgesi ilan edildi.

irak-anbar

3 Nisan 2016 (PAZAR)

– İtidal çağrılarına Azerbaycan kulak verdi ve tek taraflı ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Ermenistan’ın da ateşkes ilan etmesi bekleniyor.

– Türkiye-Suriye sınırında Azez’in doğusunda muhalifler IŞİD’den iki köyü geri aldı. Muhaliflere ABD uçaklarını havadan destek verdi.

– Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, 100’ü aşkın Ermeni askeri öldü dedi ve Ermenistan’ın açıklamalarını yalanladı.

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev

4 Nisan 2016 (PAZARTESİ)

– Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, ‘Ermeni Soykırımını’ inkârı suç saydı. Yani ülke içinde ‘soykırım’ yok diyen ceza alacak.

– İsrail Başbakanı Netanyahu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı görüşmek için davet etti.

– Panama Belgeleri olarak internete sızan kayıtlarda birçok liderin ‘pis işleri’ gün yüzüne çıktı.

– Kremlin Sözcüsü Peskov, “Panama Belgeleri”nin sızdırılmasının asıl sebebinin Putin olduğunu söyledi.

– Nepal depreminden sonra kimsesiz kalan çocukların 20 bin lira karşılığında İngiltere’de ‘modern köle’ yaptırıldığı ortaya çıktı.

– Ermenistan Savunma Bakanlığı’na gelen raporda Karabağ’da Ermeni askerlerin cepheyi terk ettiği belirtiliyor. [BELGE]

– Libya’da asker petrol ihracatına el koydu. Tobruk’ta askeri yetkililer, bundan sonra bizim iznimiz olmadan petrol ihracatı olmayacak dedi.

– İki Türk savaş gemisi, Ukrayna Savunma Bakanlığı’yla işbirliği çerçevesinde Odessa şehrine demir attı.

5 Nisan 2016 (SALI)

– Taliban’daki iktidar çekişmesi, eski Taliban liderinin oğlu ve kardeşinin örgütte önemli konuma getirilmesiyle ortadan kalktı.

– Karabağ Savunma Bakanlığı yani Ermenistan Dağlık Karabağ çatışmaları için ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

– Suriye’de SU-22 tipi bir Rus uçağı düşürüldü. Muhalifler sağ olan uçağın pilotununun görüntülerini yayınladı.

– Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan, Prag’da temsilcilik açtığını bildiren YPG’yi tanımıyoruz açıklaması geldi.

– Panama Belgelerindeki iddiaları İngiltere Başbakanı Cameron reddederken, İzlanda Başbakanı istifa etti.

– Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da IŞİD suikast sonucu Suudi General Al-Hammadi’yi öldürdü.

– ABD, Rusya’nın İran’a SU-30 savaş uçağı satışını BMGK’da veto edeceğini açıkladı.

– Azerbaycan lideri Aliyev, Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüştü.

putin-ve-aliyev

6 Nisan 2016 (ÇARŞAMBA)

– Suudi Arabistan, ABD ve Çin’in ardından 87 milyar dolarla en fazla silah harcaması yapan üçüncü ülke oldu.

– Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, Kuveyt’teki barış görüşmelerine meşru hükümet olarak katılacaklarını açıkladı.

– Ermenistan ordusu ateşkes ihlalinde bulunarak Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan’a büyük çaplı silah ve havan toplarıyla ateş açtı.

– (PYD’nin içinde bulunduğu) Demokratik Suriye Meclisi’nin Eş Başkanı, ”PYD federasyon ilan ettiği için görevimden istifa ediyorum” dedi.

Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı heysem Menna
Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı Heysem Menna

7 Nisan 2016 (PERŞEMBE)

– Ürdün ve İngiltere’nin “Kuzey Fırtınası” adında ortak bir askeri tatbikata başladıkları açıklandı.

– İsrail kendi çıkardığı petrolden daha ucuza sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal edecek.

– Türkmenistan ordusu, yaptığı askeri tatbikatla Çin’den aldığı HQ-9 füzelerini ilk kez sergiledi.

– Nijeryalı General Rabe Ebubakar, son 3 haftada 800 Boko Haram üyesinin teslim olduğunu açıkladı.

– Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Modi’ye ülkenin en yüksek nişanını verdi.

Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Rodi'ye devlet nişanı verirken
Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Rodi’ye devlet nişanı verirken

8 Nisan 2016 (CUMA)

– Libya’da IŞİD’in militan sayısı son bir kaç ayda iki kat artarak 6 bini aştığı açıklandı.

– Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Mayıs ayında Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıkladı. (1960’dan bu yana ilk olacak.)

– NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’yi basın özgürlüğü ve insan hakları konusunda eleştirdi.

– Irak’ta yeni kabinede Türkmenlere yer verilmedi. Saddam rejiminden sonra kurulan hükümetlerde ilk kez Türkmenler yer almamış olacak.

– Bulgaristan’da yapılan ankete göre, Bulgarların %60’ı mültecileri tehlike olarak görüyor.

– BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, “Dünyadaki şiddetin asıl hedefi Müslümanlar’dır” dedi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon

9 Nisan 2016 (CUMARTESİ)

– Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında Akdeniz’de deniz çevresinin korunması alanında bir anlaşma imzalandı.

– Papa Franciscus, Haziran ayında önce Ermenistan’ı, birkaç ay sonra da Gürcistan ve Azerbaycan’ı ziyaret edecek.

– Birleşmiş Milletlerin Yemen’de ateşkes için hazırladığı planın metni açıklandı. Husiler metni görüşüyor ve yakın zamanda açıklama yapacak.

– Rusya’da yapılan araştırmada Rusların sevmediği ‘düşman ülkeler’ sırasıyla Ukrayna, ABD ve Türkiye oldu.

– 17 Nisan’da Kuveyt’teki görüşmelere ‘iyi niyet göstergesi olarak’, bugün gece Yemen’de ateşkes ilan edilebilir.

– Yemen’de El Kaide birçoğu merkez olmak üzere kontrol ettiği alanları genişletti. [Yemen’de Son Durum]

– ABD IŞİD’le mücadele çerçevesinde Katar’ın El Udeyd hava üssüne B-52 bombardıman uçaklarını konuşlandırdı.

ABD'ye ait B-52 Bombardıman Uçağı ve Bombaları
ABD’ye ait B-52 Bombardıman Uçağı ve Bombaları

10 Nisan 2016 (PAZAR)

– İsrail, “Türkiye’deki vatandaşlarına ülkeden ayrılın” uyarısının temelindeki istihbaratı MİT’ten aldığını bildirdi.

– HDP Milletvekili İmam Taşçıer, ”Öcalan devreye girerse PKK silahsızlanmaya, silah bırakmaya hazır. Kandil ders çıkarmış” dedi.

– ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları Kilis’in karşısında, Kuzey Halep’te Azez’in doğusunda  muhaliflerle çatışan IŞİD mevzilerini bombalıyor. Muhalifler bir çok bölgeyi IŞİD’den geri aldı. [Güncellenen haritalarla Azez’de son durum]

– Ukrayna Başbakanı Arsenyuk canlı yayında istifa kararı aldığını açıkladı.

İstifa eden Ukrayna Başbakanı Arsenyuk
İstifa eden Ukrayna Başbakanı Arsenyuk

11 Nisan 2016 (PAZARTESİ)

– Petrol üreten ülkeler 17 Nisan’da Katar’da petrol üretimini durdurmayı görüşecek ancak, şuana kadar ülkeler rekor seviyede petrol üretti.

– PYD Haseke ve Kamışlı’dan Suriye ordusuna ait asker ve istihbaratın çıkmasını istedi. Rejimin ise ‘bombalarız’ karşılığı verdiği bildirildi.

– İran Kara Kuvvetleri Komutanı, İran Ordusu’nun bu yıl 4 büyük askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

– Kırgızistan Başbakanı Sariyev, yolsuzluk iddialarından aklanmak için istifa ettiğini açıkladı.

– Norveç, ‘süper gemi’ olarak tanımlanan Marjata 4 istihbarat gemisini teslim aldı ve Rus denizaltılarını izleyecek.

– Suriye rejimi, 15 Nisan’da başlayacak olan barış görüşmelerine ‘bu sefer’ ön koşulsuz katılacaklarını açıkladı.

– Türkiye, Almanya’da ZDF kanalında Erdoğan’a hakaret içeren şiiri okuyan kişi hakkında inceleme yapılması için Almanya’ya nota verdi.

– Yemen’de, Birleşmiş Milletler’in yaptığı çağrı ile gece yarısından sonra ateşkes yürürlüğe girdi. Bugün iki tarafta ateşkesi ihlal etti.

– Muhalifler IŞİD’den kazanıp sonra tekrardan IŞİD’e bir çok bölgeyi geri ‘kaptırdı’. [Harita]

– Irak’ta Şii lider Sadr’a bağlı bakanlar, İbadi hükümetinden istifa etti.

Irak'taki Şii Lider Muqtada al-Sadr
Irak’taki Şii Lider Muqtada al-Sadr

12 Nisan 2016 (SALI)

– ABD’de seçim sisteminin değişmesini talep eden ‘Demokrasi Baharı’ hareketi gösterilerinde 400 kişi gözaltına alındı.

– Avrupa Birliği, insan hakları ihlallerinden dolayı İran vatandaşlarına ve şirketlerine yaptırımları bir yıl daha uzatma kararı aldı.

– Lübnan’da El Fetih liderlerinden Fethi Zeydan’a bombalı araçla saldırı düzenlendi. Fethi Zeydan bu suikast sonucu hayatını kaybetti.

– Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, IŞİD’e karşı Rusya’dan silah desteği alabilmek için kapsamlı görüşmeler yaptıklarını açıkladı.

– İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’daki zirvesine ‘rekor sayı’ 30’dan fazla devlet başkanının katılımı gerçekleşecek.

– İtalya, Libya’daki birlik hükümetine isterlerse silah yasağını kaldırıp destek verebileceklerini bildirdi.

italya-libya-harita

13 Nisan 2016 (ÇARŞAMBA)

– Mali’yi terörle mücadele diyerek işgal eden Fransa’nın üç askeri mayınlı saldırıda öldü. Böylece Mali’de ölen Fransız asker sayısı 15 oldu.

– Rusya, Esad yönetiminin Suriye’nin yeniden inşası ve Suriye’de doğalgaz ve petrol araması için Rusya ile anlaştığını bildirildi.

– BM’den sonra dünyanın en büyük örgütü İslam İşbirliği Teşkilatı, 13. Zirvesini İstanbul’da yapacak.

– Cenevre’deki Suriye görüşmeleri yeniden başladı. BM Temsilcisi Mistura muhaliflerle görüştü.Cuma gününden sonrada rejim heyetiyle görüşecek.

– Fransa Başbakanı, anayasal zorluklar olduğunu ancak başörtüsünün üniversitelerde yasaklanması gerektiğini savundu.

Fransa Başbakanı Manuel Valls
Fransa Başbakanı Manuel Valls

Bir önceki askeri ve diplomatik gelişmelerin arşivi için Diplomatik ve Askeri Gelişmeler [13-22 Mart] adlı yazıyı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: stratejikortak.com

Orta Asya’nın Yükselen Gücü: Türkmenistan

Türkmenistan Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla kuruldu. İlk lideri Saparmurat Niyazov. Niyazov 1993’te soyadını “Türkmenbaşı” olarak değiştirdi. Bu yıldan sonrada ülke içerisinde ki otoritesini pekiştirdi. Türkmenbaşı kalp krizinden 2006’da yaşamını kaybetti. Böylece ülkeyi 1991 yılından ölümüne dek yönetmiş oldu.

Türkmenistan Bayrağı
Türkmenistan Bayrağı

Türkmenbaşı’nın ölümünden sonra ise dönemin Sağlık Bakanı Kurbankulu Berdimuhammedov Başkan oldu. Berdimuhammedov 2006 yılından beri görevinin başında.

Türkmenistan Lideri Berdi Muhammedov
Türkmenistan Lideri Berdi Muhammedov

Doğalgaz, Su ve Elektrik Bedava
1991- 2006 yılları arasında Türkmenistan üreten bir ülke haline geldi. Ülkede doğalgaz,su ve elektrik bedava. Ekonomik anlamda ilerlerken; sağlık, askeri ve toplumsal alanlarda da gelişme gösterdi. Yıllarca süren Sovyet baskısından sonra Türkmenbaşı bir ulus bilinci oluşturmaya çalıştı. Geleneklerini korurken, teknolojik anlamda da çağın gerisinde kalmamaya dikkat edildi.

Bununla beraber Türkmenistan oldukça kapalı bir ülke. Öyle ki ülkede Facebook, Twitter ve Youtube yasak. Ayrıca yabancı sivil toplum kuruluşlarının Türkmenistan’da çalışma yapmasına da izin verilmiyor. Bu durum ülke içerisinde karışıklık çıkmasını engellerken, bir yandan da ülkenin dış dünyada ki itibarına gölge düşürüyor.
tukmenistan-nerede
İhracat İthalatın İki Katı
Türkmenistan’ın yükselişi ise ekonomide yaptığı atılımlarda saklı. Türkmenistan dünyanın 4.büyük doğalgaz rezervlerine sahip ülkesi. Türkmen yönetimi özellikle sahip olduğu doğalgaz rezervlerini bugüne kadar zekice kullandı. Bu doğrultuda Rusya’ya, Çin’e ve İran’a doğalgaz boru hatları döşendi. Ve bu ülkelere doğalgaz ihraç edilmeye başlandı. Ülkede ihracat ithalatın iki katı durumunda.
Türkmenistan ekonomisi son olarak 2016 ilk çeyreğinde %6.3 büyüdü. Ekonomik alanda böyle gelişmeler gözlenirken ülke fiziksel anlamda da değişmeye başladı. Özellikle Türk şirketlerinin inşaat sektöründe yaptıkları yatırımlar sonucu şehirler beyaz, yüksek ve modern yapılara sahip olmaya başladı.

Başkent Aşkabat
Başkent Aşkabat

Türkmenistan’ın Yeni Projeleri
Türkmenistan yeni projelerle daha büyük bir kalkınma hedefliyor. Bu kalkınma hedeflerine ise büyük projelerle imza atmayı arzuluyor. Türkmenistan’ın en önemli iki projesi:

1-) TAPI (Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı) Türkmenistan bu boru hattının inşasıyla Pakistan ve Hindistan’a kadar doğalgaz satışı yapmayı amaçlıyor. Pakistan ve Hindistan’ın nüfusunu topladığımızda 1.5 milyar’a yakın bir sayıya ulaşıyoruz. Bu sayıyla da Pakistan ve Hindistan pazarının Türkmenistan için ne kadar önemli olduğunu daha net görebiliyoruz.

Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı
Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı

2-) Trans-Hazar Doğalgaz Boru Hattı (Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye)

Bu hat tamamlanırsa Orta Asya ile Türkiye arasında adeta bir köprü olacak. Manevi anlamda yakın olan iki toplum bu sayede maddi anlamda da yakınlaşacak. Türkiye ve Türkmenistan’ın ekonomik çıkarlarının örtüşmesi dış politikada da beraber hareket etmelerini sağlayacak.

Türkmenistan bu boru hattıyla Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’ye doğalgaz ihraç etmeyi hedefliyor. Ancak büyük hedef Avrupa! Türkiye ile Avrupa arasında kurulması planlanan doğalgaz hattıyla hem Türkmenistan hem de Türkiye kazanacak. Enerji alanında Rusya bağımlılığına son vermek isteyen Avrupa içinde bu büyük bir fırsat.

Trans- Hazar Doğalgaz Boru Hattı
Trans- Hazar Doğalgaz Boru Hattı

Türkmenistan’ın Askeri Alanda ki Gelişmeleri
Türkmenistan yıllardır sessiz sedasız gelişiyor. Bunu yapabilmek içinde BM kararıyla kendini “tarafsız ülke” olarak konumlandırmıştı. Ancak daha önce karşılaşmadığı sorunlar önüne çıkmaya başladı. Bu sorunlar ise Türkmen liderini savunma bütçesinde artışa zorluyor.

Yakın geçmişte Berdimuhammedov Türkmen Ordusunun yenilenmesi emrini vermişti. Askeri alanda daha önce Rusya’dan yardım alan Türkmenistan, yakın zamanda Çin’den HQ-9 füzelerini satın aldı. Daha önce Türkiye’de Çin’den füze satın almak istemiş ancak ABD ve Avrupa’nın baskısıyla bu kararından vazgeçmişti. Çin’in Orta Asya’da uzun zamandır hareket alanı aradığı zaten biliniyor. Ancak Türkmenistan’ın bu kadar cesur hareket edeceğini beklenmiyordu. Türkmenistan buna ek olarak yakın zamanda Afganistan sınırının güvenliği için ABD’den de yardım istemişti. Buna göre Berdimuhammedov’un tamamen ülke çıkarına göre hareket ettiği ve büyük güçler arasında bir denge politikası kurmaya çalıştığını görebiliyoruz.

Türkmen Ordusu Geçit Töreninde
Türkmen Ordusu Geçit Töreninde

Türkmenistan’ı Yakın Gelecekte Bekleyen Sorunlar
Bölgede daha önce varlığı olmayan IŞİD Afganistan’da güçlenmeye başladı. Türkmenistan-Afganistan sınırında birçok örgüt ise IŞİD’e biat ettiğini açıkladı. Türkmenistan bilindiği üzere Sünni mezhebine mensup. Bu durumda Orta Asya’dan asker ihtiyacının bir kısmını karşılayan IŞİD için bulunmaz bir nimet. Bunu lehine çevirmek isteyen IŞİD bir süredir 210 km’lik Türkmenistan-Afganistan sınırında Türkmen ordusuyla küçük çapta çatışmalara giriyor. Bu sayede Türkmenistan’da hem nüfuz alanı arıyor, hem de asker ihtiyacını karşılamayı planlıyor.

Bölgesel bir güç olma konusunda ilerleyen Türkmenistan’ın bir diğer sorunu ise nüfusu. Türkmenistan nüfusu 5 milyon civarında. Bu durumda Türkmenistan’ın büyümesi açısından önünü kesen bir diğer etken.

Son olarak Türkmenistan “Asya’nın İsviçresi” olarak anılmaya başlandığı bu dönemde, sahip olduğu yeraltı kaynaklarından ötürü büyük güçlerin çıkar çatışmalarına sahne olacaktır. Bu çıkar çatışmalarını da başlıklar halinde sıralayacak olursak;

1-) Çin’in Orta Asya’da hareket alanı araması ve Türkmenistan’ın yerel kaynaklarına ihtiyacı olması.
2-) Rusya’nın Sovyetler Birliği döneminde ki nüfuz alanını kaybetmek istememesi.
3-) ABD’nin “Rusya ve Çin’i çevreleme” politikasıyla hareket etmesi.
4-) Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar gibi Arap devletlerinin İran’a karşı Türkmenistan’ı etki altına almak istemesi.
5-) Japonya’nın yakın zamanda Türkmenistan’da okul açması ve Türkmenistan’ı Çin’e ‘kaptırmak’ istememesi.
6-) Avrupa ve Türkiye’nin, Rusya’ya olan enerji bağımlılığına çözüm olabileceği düşünülen Türkmen gazına ihtiyacı olması.

Anlayacağınız bu başlıklar, gelecek zamanda Türkmenistan üzerinde oynanacak birçok satranç hamlesini bize önceden gösteriyor.

Tolga Batıbeki

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Sahi, Neden Terör?

Terörizm, uluslararası hukukta bireylerin uluslararası suçlar nedeniyle cezai sorumlulukları alt başlığında nitelikleri, kimler tarafından cezalandırılacağı gibi konular açıkken, terörizmin tanımı hakkında herhangi bir karar birliğine varılamamıştır. Zira ulusların terörizmi farklı açıdan tanımladıkları aşikârdır. Post-modern Avrupa’da özgürlük hareketi olarak tanımlanırken pre-modern ve modern uluslarda sınır güvenliklerine birer tehdit olarak algılanmıştır.

Terörizmin tarihi Hasan Sabbah’a kadar uzandırılsa da özellikle Sovyetlerin dağılışından günümüze kadar önemli birer tehdit olarak ortaya çıkmıştır. Peki, belirtilen dönemde terörizm neden şiddetlendi? Ya da Sovyetlerin dağılışının terörizmin artmasına etkisi nedir?

Terörizm, Ortadoğu, Batı Asya, Kuzey Afrika bölgelerinde ağırlıklı faaliyet göstermektedir. Terör faaliyetlerinin bu bölgelerde gerçekleşmesi tesadüf mü yoksa diğer ulusların ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda mıdır? 2. Dünya savaşı sonrası anılan bölgelerde iki egemen devlet dikkat çekmektir. Biri izolasyon politikasını terk eden ve önceliğinin Sovyet yayılmacılığını engellemek olduğunu belirten ABD diğeri dur durak bilmeyen Sovyetler Birliğidir. Bu iki ulusun, özellikle coğrafyasına bir hayli uzak olan ABD’nin anılan bölgelerde ne işi vardı? ABD tarafından yapılan açıklamalar Sovyet yayılmacılığını engellemek için anılan bölgelerde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. ABD, ‘’Sovyetleri engellemek için’’ anılan bölgelerde stratejik bölgeleri fiili olmasa da ele geçirerek güç dengesi politikasını sürdürmüştür. Fakat Sovyetlerin dağılmasından sonra alınan bölgelerin artık Sovyet tehdidi ile karşı karşıya kalmaması nedeniyle ABD’nin çekilmesi beklenirken, halkın rahatsız olduğu dikta rejimleri ve Taliban gibi ‘’İslami terör örgütleri’’ gündeme oturmuştur. Kendi halkları özgür olduğu için ve anılan bölgelerdeki halkların da tıpkı kendileri gibi özgür olması isteğiyle ABD, yeni misyonunu açıklıyordu.

ABD’nin dillendirmediği diğer bir misyonu ABD’li jeopolitikçi Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisinde bahsettiği Rimland kuşağına sahip olmak ve dağılan Sovyetleri çevreleme politikası olabilir mi? Zira Spykman’a göre dünyanın hâkimi olmak Rimland’a hükmetmek ile doğru orantılıdır. Tanıdığımız ABD için bölge halklarının özgürlüğü yerine Spykman ve Brzezinski’nin görüşleri dâhilinde Rimland bölgesine ve petrol yataklarına yakın olmak istemesi daha akla yatkındır. ABD ‘‘özgürlüğü’’ gelen Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’yi göz önüne getirdiğimizde bu çıkarım uygun düşmektedir.

ABD, dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip Suudi Arabistan ile sıkı ilişkiler kurarak, Irak’ı işgal ederek ve Suriye ve Libya’daki isyanları teşvik ederek petrol yataklarına hâkim olma politikasını  ve Türkiye, Afganistan, Kuzey Avrupa’da etkinliğini arttırarak yeni bir Sovyet tehdidine karşı Rusya’yı çevreleme politikasını gerçekleştirmek istemiştir.

ABD’nin politikalarını sorunsuz gerçekleştirebilmesi için bölgesel bir gücün oluşmaması ve kaos ortamının devam etmesi gerekmektedir. Bunun sonucu olarak Libya, Irak, Suriye, Yemen, Afganistan, Mısır ve Türkiye’de gerek iktidar mücadelelerine gerekse terör faaliyetlerine sıkça rast gelmekteyiz.

Anılan bölgelerde ABD’ye ortaklık yapacak en cazip ülke Türkiye’dir. Bunun sebebi Türkiye’nin dış politikasında Hobbesçu Ortadoğu ile Kantçı Avrupa arasında ikilemde kalması, ayrıca geçmişte Stalin’in ve günümüzde Putin’in politikalarının Türkiye’yi ABD’nin kucağına itmesidir. Bunların yanında, Türkiye, ılımlı İslam politikası sebebiyle Radikal İslamcılara karşı kalkan olarak kullanılmaktadır.

Bölgede ABD’ye karşı yürütülen Rus-İran politikalarına karşı Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan dengeleyici güç unsurudur. Türkiye’nin ve Mısır’ın olası bölgesel güç haline gelmesi, ABD politikalarının sekteye uğraması ve zorlanması demektir. Bunun sonucu olarak, Mısır’da süren iktidar mücadelesi ve çalkantılı siyasal hayatın, Türkiye’de ise yıllardır süren terör faaliyetlerinin ve yanlış ‘‘ithal politikaların’’ devam etmesi, terörizmin, post-modern Avrupa’nın sergilediği şekilde basit bir özgürlük mücadelesinden ziyade etkin ulusların güç, ekonomik ve stratejik çıkar faaliyetlerinden başka bir şey olmadığı açıkça görülmektedir.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD’nin Dünya Siyasetine Girişi ve Yükselişi

ABD’NİN DÜNYA SİYASETİNE GİRİŞİ VE YÜKSELİŞİ (1800-1900)

Amerika’da, 13 koloninin Büyük Britanya Krallığından ayrılmak amacıyla 4 Temmuz 1776’da Bağımsızlık Bildirgesi ilan etmesiyle birlikte dünya sahnesine çıkışın temelleri atılmış oluyordu. Bu olay 1215 Magna Carta gibi yerel olmamış aksine diğer halklar ve özellikle Fransız aydınları için ümit kaynağı haline gelmiştir. Bağımsızlık kazanıldıktan sonra en yaygın ancak çok defa duygusal veya bilimsel olarak eleştirilen görüş, Amerika’nın 12 Mart 1947 Truman Doktrini ‘ne kadar bir izolasyon politikası izlediği, sadece 1898’de Küba’nın bağımsızlığına yardımcı olmak için, daha sonra 1. ve 2. Dünya Savaşları’na da demokrasiyi kurtarmak için katıldığıdır.

Ancak 19. yüzyılın henüz başlarından itibaren Amerika genişleme politikası izlemekteydi. Edward Everett (1794-1865) adlı bir Amerikan Temsilciler Meclisi üyesinin şu sözü yayılma isteğinin dışa vurulmasıdır: ”Genişleme, kurumlarımızın dayandığı ilkedir.” Bu bağlamda Amerika, 1803’te Lousiana, 1819’da Florida, 1845’de Texas ve 1867’de de Alaska’yı 7.200.000 dolara Ruslardan almıştır.

Rusya İmparatorluğu 1867 tarihinde Alaska'yı ABD'ye sattı. (Harita: columbia.edu)
Rusya İmparatorluğu 1867 tarihinde Alaska’yı ABD’ye sattı. (Harita: columbia.edu)

Amerika’nın bu yayılma isteğinin siyasal temelini Başkan James Monroe 2 Aralık 1823’de kendi adıyla anılan doktrinle oluşturmuştur. Monroe Doktrini’ne göre Amerika, Avrupa devletlerinin Latin Amerika kıtasını sömürgecilik konusu yapmalarına müsaade etmeyeceği gibi, kendisinin Avrupa devletlerinin işlerine karışmayacağı ve onların da Amerikan kıtasındaki ülkelere karışmamalarını istiyordu. Bu George Washington’un Veda Nutku‘nda belirttiği Avrupa’nın işlerine karışmama öğüdüyle eşdeğer nitelikteydi. Ancak bu durağan bir Amerika demek değildi. Amerika kıtasını arka bahçesi olarak görmenin ve Avrupalı devletleri bu bölgeden uzaklaştırmanın sadece bir yönüydü. Hawaii ile yapılan anlaşmada bölgede tek egemen devlet olduğunu göstermekteydi. Amerika’nın bölgede ekonomik olarak büyümesi ve siyasal anlamda genişlemesi 1861-1865 yılları arası iç savaşla duraksamış olsa da iç savaş sonrası zaferle birlikte daha da güçlenmiştir. 1890 yılında oluşan ekonomik kriz sonrası ise genişleme tutkusu Amerika kıtasını aşmıştır. Aslında bu tarihten önce de California ve Alaska’nın alınmasıyla bir Pasifik devleti de olan Amerika, Çin ve Japonya ile açık kapı politikası ile dünyaya yayılmaya başlamıştır. 1865-1900 yılları arasında yeryüzünde hiçbir ülke Amerika kadar nüfus, zenginlik ve kuvvet bakımından bu derece büyümemiştir. Maliyede J. P. Morgan, petrolde John D. Rockefeller yeni devrim ile sivrilmekteydi. 1890’ların havası ticaret yollarının ele geçirilmesi, deniz gücü, yeni pazarlar, yeni yatırım imkanları, yayılma ve misyonerlik gibi temalarla doluydu. İş adamlarında genellikle hakim olan inanç şu idi: bunalımdan kurtulmak denizaşırı ekonomik yayılma ile mümkündür. Dışa yayılmadıkça 1893 krizinin tekrarlanacağı korkusu hakimdi. Ekonomik kriz kabusu ve yayılma bağlantısını en açık şekilde Amerikan Senatörü William Frye itiraf ediyordu: “Pazar bulmalıyız, yoksa ihtilal olacak.”

Yeni teknolojik buluşların artması ve Amerika’nın hammadde kaynaklarının çok zengin olması ile endüstrileşme o derece artmıştı ki bunu sadece yayılma ile sürdürebileceklerini görmekteydiler.

Genişleme fikrinin düşünsel zeminini de “sosyal darwinizim’’ ile oluşturan Amerikan aydını politikaya etki etme çabasındaydı. Bu düşünceye göre doğadaki türler gibi, uluslar ve ırklar da hayatta kalmak için savaşır, rekabet ederdi; en güçlünün hayatta kalması kaçınılmazdı. Amerika’nın genişleyen bir dünya devleti oluşuyla ilgili her araştırmada değinilmek zorunda olunan Mahan, “Deniz Gücünün Tarihe Etkisi: 1660-1783” adlı kitabında 17. yüzyılın ortalarından itibaren İngiliz deniz gücünün gelişmesini anlatmaktadır. Anlatmak istediği deniz olaylarının basit tarihi değil, denizaşırı pazar ve sömürge elde etmek için deniz kuvvetlerinin koruduğu büyük bir ticaret filosuna ihtiyaç olduğudur. Mahan’a göre, deniz gücü sadece savaş gemileri demek değildi; ticaret gemileri ve güçlü deniz üsleri de deniz gücünün ayrılmaz parçalarıydı. Ayrıca genişlemeyi kilise de destekliyordu.

Amerikan çıkarları asıl 1898’den sonra bütün dünyaya yayılmaya başladı. İspanya ile savaş, Hawaii, Filipinler, Küba, Porto Riko ve Guam’ın ele geçirilişi, Panama Kanalı’nın açılması, Çin’de açık kapı siyaseti, 1905 Rus-Japon savaşında arabuluculuk… Bütün bunlar Amerika’nın dünya devleti oluşunun belirtileriydi. İspanya ile savaş başladıktan kısa bir süre sonra, Louisville’de çıkan Courier-Journal gazetesinin yazarı Henry Watterson, “bakkal bir ulustuk, savaşçı bir ulus olduk. Roma ile kıyaslanmayacak kadar koca bir imparatorluk oluyoruz” demekteydi. Amerika aldığı topraklar ile daha başka topraklar ve pazarlar için Asya ve Avrupa’daki diğer imparatorluklarla boy ölçüşmeye hazırlanıyordu.

Hüseyin Kaylı

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Karabağ’da Hangi Ülke Kimin Yanında?

Azerbaycan ve Ermenistan arasında uzun zamandır yaşanan sınır çatışmaları son günlerde şiddetlenmişti. Öyle ki Azerbaycan işgal altında bulunan Karabağ bölgesinin bir kısmını ele geçirmişti. Ardından gelen uluslararası baskı ve Azerbaycan’ın barış yanlısı politikası gereği çatışmalar durmuş ve ateşkeş imzalanmıştı.

Dağlık Karabağ Haritası

Peki Karabağ Sorununda hangi ülke kimin yanında?

Rusya:
Bölgede ki en önemli etken Rusya. Putin Rusyasının iki tarafta da çıkarları mevcut. Rusya’nın geçmişten gelen Ermenistan desteğine rağmen İlham Aliyev ile arasında ticari bir birlikteliği bulunmakta. Rus yetkililer Karabağ’da çıkan her çatışma sonrası “çözüm diplomaside” diyor. Son olarak Rusya Başbakanı Medvedev 8 Nisan’da Ermenistan Başbakanı Abrahamyan’ı ziyaret etti.

Rusya Başbakanı Medmedev ile Ermenistan Başbakanı Abrahamyan
Rusya Başbakanı Medmedev ile Ermenistan Başbakanı Abrahamyan

Görüşme sonrası yine “çözüm diplomaside” açıklaması yapıldı. Ancak basına Ermenistan’a verilen doğalgazda indirime gidildiği bilgisi de verildi. Ermenistan doğalgazın metrekübünü Rusyadan 165 dolara alıyordu. Görüşme sonrası 150 dolara indirildiği öğrenildi. Güçlü bir ekonomiye sahip olmayan Ermenistan’ın ise buradan gelecek parayı savunma bütçesine aktarması bekleniyor. Azerbaycan’ın son yıllarda savunma bütçesini yükseltmesi ve askeri alanda gelişme göstermesi Ermenistan’ı buna zorluyor. Ermenistan’a bir yandan silah yardımı, bir yandan da doğalgaz indirimi yapan Rusya, aynı anda Azerbaycan’a silah satıyor. İşin aslı Karabağda ki ateş çok fazla büyümediği takdirde Moskova’nın işine geliyor.

İran:
Milletvekili İbrahim Ağa Muhammedi İran’ın “tarafsız” olduğunu açıkladı. Ancak İran’da 25 ile 35 milyon arasında Güney Azerbaycan Türkü var. Etnik çeşitliliğe sahip bir ülke olan İran nüfus sayımlarında kişilerin etnik kimliğini belirtmesine izin vermiyor. İran’ın korkusu Azerbaycan tarafından Karabağ’da alınacak olan milliyetçi bir zaferin kendi topraklarına sıçraması.

Türkiye:
Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürmesiyle birlikte Türkiye-Rusya ilişkileri son derece gerilmişti. Buna ek olarak, Türkiye son yıllarda geliştirmiş olduğu araç ve obüsleri Azerbaycan’a satmaya başlamıştı. Bu sayede Azerbaycan savunma ihtiyacının bir kısmını dost ülke Türkiye’den gidermiş oldu. Ayrıca İki ülke beraber yaptığı tatbikatlarla çevre ülkelere gözdağı vermeye devam ediyor. Tarihten de gelen kardeşlik duygularıyla birlikte Türkiye Karabağ sorununda Azerbaycan’ın yanında oldu.

Avrupa Birliği:
Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan 6 Nisan’da Berlin’e giderek Almanya Şansölyesi Merkel’i ziyaret etti. Ancak Sarkisyan Merkel’den beklediği açıklamayı alamadı. Bunun en önemli nedeni ise Avrupa Birliği ile Türkiye arasında ki mülteciler konusunda ki çözüm antlaşması. Merkel bu süreci önemsediği ve riske atmak istemediği için uluslararası alanda açıktan Ermenistan’ı desteklemekten kaçındı.

Diğer Ülkeler:
Pakistan ve Türkmenistan’da çatışmaların başlamasıyla birlikte Azerbaycan’a desteğe hazır olduklarını açıkladılar. İlginç olan Azerbaycan’a desteğini açıklayan bir diğer ülkenin Belarus olmasıydı. Belarus Rusya’nın yakın dostu. Ancak son yıllarda Rusya’nın Belarus üstünde daha fazla söz hakkı istemesi ve Belarus’u her konuda kendisiyle beraber hareket etmesini beklemesi Belarus lideri Lukaşenko’nun Azerbaycan’ı destekleyen bir açıklama yapmasına neden oldu. Bunda Azerbaycan lideri Aliyev’in Belarus’a verdiği 200 milyon dolar borç ve Belarus’un bu parayla Gazprom’a olan doğalgaz borcunu ödemesinin de payı büyük.

Tolga Batıbeki

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Strateji: Karanlıktan Aydınlığa

Tarihin akıntısına baktığınızda devreden bir sistemin işlediğini görürsünüz. Bu sistem inanç değerlerine göre iki kutupludur. Güçlü/zayıf, zengin/fakir, haklı/haksız gibi kavramlarla ana temayı anlarsınız. Bu hep böyle ola gelmiştir.

Geçmiş tarihi süreçleri zihnimizde hızlıca sorgulayıp dünya tarihinin son 100 yılını analiz ettiğimizde görürüz ki bilim ve teknolojide ki gelişmeler bizi mücadelelerde kavramsal değişikliğe götürmüştür. Sözlüklerimize yeni sözcükler, yeni bilimsel kavramlar ve bunlara paralel olarak bu terimlerle gözlerini dünyaya açan yeni nesiller. Herkes farkındaydı ki, 1900 yıllar ile dünya tarihi mutlak olan sonuna doğru farklı bir sisteme angaje oluyordu. Plan, program, yöntem, gibi kavramların yanında aslında tüm bunlarında kalbi konumunda olan strateji kavramı sözlüklerimizde yerini aldı.

Strateji veya sevkülceyş, uzun vadede önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için izlenen yol.

Temelde askeri bir terim olan strateji, bir ulusun veya uluslar topluluğunun barış ve savaşta benimsenen politikalara en fazla desteği vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatıdır.
Terimsel anlamında da gördüğünüz gibi bilimseldir ve bunun yanında başlı başına bir sanattır. Günümüzde dünya gücü olmanın, üç temel kaidesi vardır. Bu üç konu yönetimin temel taşlarıdır. Para, siyaset ve bilim. Ana eksende baktığımızda, bu kavramların insanın ferdi hayatında da ne kadar etkili olduğunu analiz edebiliriz.
Haktan yana siyasi irade, dünyanın savaşsız ve huzur içinde yaşandığı bir dünya sunar bize.

İnsana bahşedilen ilim temelli bilim anlayışı, hayatı kolaylaştıracak sonsuz teknolojik buluşlara sevk eder bizi.

Sömürüye ve adaletsizliğe dayanmayan, helal yoldan kazanılan para, paylaşmayı, kardeşçe yaşamayı eksenine alan zengin kitleler veya devletler dünyanın huzur ve barış içerisinde nasıl yaşanacağına tarif eder. Bu üç kavram için yaptığım açıklamaların tam tersini düşündüğümüzde de karşımıza aslıya iki kutup görüşün stratejilerini görmüş oluruz.

Strateji kavramını niyetinize göre şekillendirir ve yönlendirirsiniz.

Stratejiniz sizin aslınız ve özünüzdür. Stratejinizi inkarınız söz konusu olamaz.
Aslında stratejiniz ülkenizin nefes alıp vermesi ve devlet ömrünün tayinidir.
Devlet ve milletlerin gelecekleri kendi ellerindedir ve bunun öz tanımı da stratejisinin var olup olmadığı ile alakalıdır.

Stratejik hareket galibiyetin anahtarıdır.

Bugün Türkiye Cumhuriyetini, geçmiş tarihteki milli serüveni ve bugünkü reel dünya gözlemlerimizle bir kere daha akıllıca masaya yatırmalıyız. Düşünmekten, tecrübelerden faydalanmaktan, değerlerimiz ve hedeflerimiz üzerine strateji belirlemekten başka bir çıkış yolumuz yoktur.

Doğru zaman ve zeminde stratejiler ülkelerin sıçramasının mihenk taşıdır. Olmazsa olmazıdır.
Hakikat eksenli strateji, Türkiye’nin karanlıktan aydınlığa açılan tek kapısıdır.

Mücahid Şahin

StratejikOrtak.com Yazarı

Kuzey Halep Haritası: Azez-Cerablus Hattı

Suriye’de iç savaşın 6. yılına girdik ve her an her şey değişebiliyor. Bu değişimi son aylarda Kuzey Halep yaşıyor ve değişimin ana sebebi tabi ki de Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi. Bu müdahale sahada dengeleri öyle bir değiştirdi ki, sadece Halep’in kuzeyinde ki değişimle Rusya’nın hava saldırılarının etkisini daha net anlayabiliriz.

Şimdi Halep’in Kuzeyi’nin son 3 ayda nasıl değiştiğini haritalarla anlatmaya çalışacağım. Ocak ayındaki Kuzey Halep haritasıyla başlayıp, bugünün haritasıyla yazıyı bitireceğim.

(Güncel Azez haritası Temmuz 2016)

Ocak 2016’da Kuzey Halep’te harita şöyleydi:

Halep'in Kuzeyinde Ocak 2016 itibariyle haritası
Halep’in Kuzeyinde Ocak 2016 itibariyle haritası

Halep’in Kuzey’inde muhalifler Türkiye-Halep hattını geçtiğimiz sene açtığında bu yol ile doğrudan Halep’e geçiş sağlanmaya başlanmıştı. Bu hattın 3 Şubat 2016 itibariyle Rejim güçleri (Suriye ordusu ve Şii milisler) tarafından kapatılması, rejim açısından büyük bir başarı, muhalifler açısından ise büyük bir kayıp olarak nitelendirildi. Çünkü Halep’teki Rejim güçleriyle muhalifler arasındaki çatışmalara buradan destek sağlanıyordu. Rejim güçlerinin Halep-Türkiye ikmal hattını kapatmasıyla harita şu şekli aldı:

Halep'in Kuzeyinde Son Durum Haritası (3 Şubat 2016)
Halep’in Kuzeyinde Son Durum Haritası (3 Şubat 2016)

Rusya’nın hava desteğiyle rejim güçleri bu ikmal hattını kesti ve ardından PKK’nın Suriye kolu olan PYD ile muhalifler arasında çatışmalar alevlenmeye başladı. Bu çatışmalar sonrasında Rusya’nın hava desteğini bu sefer de PYD/silahlı gücü YPG aldı. Böylece YPG Afrin kantonundan Azez ve Tel Rifat tarafına doğru saldırıya geçti. Türkiye’de YPG’nin bu saldırılarına 13 Şubat’ta obüs toplarıyla karşılık verdi ve bir nevi muhalifleri korudu. Bu saldırılar sonrasında ise Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ”Menneğ askeri havaalanından PYD derhal uzaklaşmalı” söylemleri havada kaldı ve YPG 16 Şubat’ta Tel Rıfat’ı da Menneğ havaalanını da tamamen kontrolü altına aldı.  Azez’in dışında ise YPG ilerleyişi durdu ve Azez muhaliflerde kaldı.

Peki PYD’nin Tel Rıfat’ı almasıyla ne oldu?

Halep-Türkiye ikmal hattını kesen rejim güçleri (yukarıdaki haritada da ayrıntılı görebileceğiniz gibi) muhaliflerin iki taraftan da saldırılarına maruz kalabilirdi. YPG rejim güçlerinin kestiği hatta kuzeyden destek verdi ve bu hat hem PYD hem de rejim güçleri tarafından iki taraflı kesilmiş oldu. Böylece muhaliflerin hattı yarması tamamen engellendi. PYD’nin Tel Rifat’ı almasından sonra harita ise şöyle oldu:

Halep'in Kuzeyinde Harita (16 Şubat 2016)
Halep’in Kuzeyinde Harita (16 Şubat 2016)

Haftalarca bu haritada değişim yaşanmazken çatışmaların ardı arkası kesilmedi. Azez çevresinde muhaliflerin batıda YPG ile doğuda ise IŞİD ile yer yer çatışmalar yaşadığı görüldü. Çatışmaların azalmasıyla muhalifler Azez’in doğusunda IŞİD’e karşı Türkiye ve ABD desteğiyle ilerlemeye başladı. Aslında Türkiye’nin yoğun gündeminden ötürü pek konuşulmayan bu ilerleme de muhalifler IŞİD’den bazı köyleri ele geçirdi, sonra IŞİD saldırısıyla bu köylerin bazıları tekrar IŞİD’in eline geçti.

20 Mart 2016:

Azez'in doğusunda muhaliflerin IŞİD'den aldığı yerleşim yerleri
Azez’in doğusunda muhaliflerin IŞİD’den aldığı yerleşim yerleri (20 Mart 2016)

Türkiye sınırındaki muhaliflerin IŞİD’e karşı bu ilerleyişine yer yer ABD öncülüğündeki koalisyon uçaklarla, Türkiye’de topçu atışlarıyla  destek verdi.  Bu destek ve muhaliflerin ilerleyişi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD ziyaretinden sonra daha da arttı ve kısa sürede harita bu hali aldı:

6 Nisan 2016

Azez'in Doğusu (06 Nisan 2016)
Azez’in Doğusu (06 Nisan 2016)

Azez’de son durum diye merak edilen muhaliflerin IŞİD’e karşı ilerleyişi Cerablus’a kadar süreceği düşünülüyor. Eğer ki muhalifler Türkiye sınırı boyunca IŞİD’e karşı ilerleyip Cerablus’u kontrol ederse, IŞİD’in Türkiye ile sınırı olmayacak.

Dün de Azez’in doğusunda Türkiye sınırında muhalifler IŞİD’in elindeki Çobanbey sınır kapısını ve Çobanbey’in karşısındaki IŞİD’in kalesi olarak nitelendirilen Al-Rai(Çobanbey) kasabasını ele geçirdi. Türkiye-Suriye sınırında son durum ise şöyle oldu:

Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan ”PYD Fırat’ın batısına geçmeyecek” çıkışı 2015 Aralık ayında YPG’nin Fırat’ın batısındaki Tişrin barajını ele geçirmesiyle tabiri caizse ‘lafta’ kalmıştı. Barajın ele geçirilmesiyle de PYD’nin Münbiç’e operasyon düzenleyeceği konuşulmaya başlandı. Ancak ABD Türkiye’nin beklentilerini karşılamak için bu operasyonun olmasını engelledi. Hava desteği olmadan neredeyse bir karış toprak alamayan PYD ise buraya müdahalede bulunmadı.

9 Nisan 2016:

Azez'in doğusu, Türkiye-Suriye sınırı: Muhalifler (09 Nisan 2016)
Azez’in doğusu, Türkiye-Suriye sınırı: Muhalifler (09 Nisan 2016) (Ayrıntılı Azez Haritası)

(10 Nisan 2016 Güncellenmesi) IŞİD muhaliflerin ilerlemesine karşı bir saldırı başlattı. Bu saldırılarda Azez’in doğusunda 6 köyü IŞİD’in ele geçirdiği ve bazı köylerden de saldırılar sonrasındaki zayiatından dolayı çekildiği belirtiliyor. Güncellenmiş aşağıdaki haritada Azez’in doğusunda işaretlenmiş alana saldıran IŞİD’e karşı operasyon yapılması bekleniyor. Kuzey Halep Azez’de son durum:

azez-son-durum-haritasi
KUZEY HALEP Azez’de Son Durum (10.04.2016)

12 NİSAN 2016 – Muhaliflerin IŞİD’e ‘kaptırdığı’ alanlar (AYRINTILI):

Azez'in Doğusu Muhaliflerin Tekrar IŞİD'e kaybettiği alanlar (12 Nisan 2016)
Azez’in Doğusu Muhaliflerin Tekrar IŞİD’e kaybettiği alanlar (12 Nisan 2016)

Muhaliflerin IŞİD’e karşı kazanıp, daha sonra kaybettiği alanlar (ÖNCE-SONRA):

IŞİD Muhaliflerin Kazanıp Kaybettiği Alanlar (@ValkryV)
IŞİD Muhaliflerin Kazanıp Kaybettiği Alanlar (10 Nisan-12 Nisan 2016 / @ValkryV)

15 NİSAN 2016 – Muhalifler bazı köyleri tekrar ele geçirdi.

Türkiye Suriye Sınırında 'Güvenli Bölge' alanında son durum (15.04.2016 - @ValkryV)
Türkiye Suriye Sınırında ‘Güvenli Bölge’ alanında son durum (15.04.2016 – @ValkryV)

21 Nisan 2016 – Muhalifler IŞİD’in elinden 4 köyü geri aldı.

Azez ve çevresi - Kuzey Halep (Harita: @miladvisor / 21.04.2016)
Azez ve çevresi – Kuzey Halep (Harita: @miladvisor)

GÜNCEL AZEZ HARİTASI

Azez ve çevresindeki muhalif gruplar ve IŞİD’e karşı savaşan Havar Kilis Operasyon Odası

Havar Kilis Operasyon Odası
Havar Kilis Operasyon Odası

TAM EKRAN

Azez-Cerablus Hattı ‘Güvenli Bölge Planı

Geçtiğimiz hafta (Nisan ayının başlarında) ABD Türkiye görüşmeleri sonrasında ABD’li yetkililerin Türkiye’ye gelmesiyle bir plan üzerinde anlaşıldığı söylendi. IŞİD bölgesi için yeni formül başlığıyla Al Jazeera’nin yaptığı bu haberde Türkiye sınırında IŞİD’in kontrol ettiği bölgenin güneyini PYD’nin, kuzeyini yani sınır hattını ise ÖSO güçlerinin kontrol edeceği belirtildi. Resmi makamlar bu planı doğrulamasa da sahadaki gelişmeler(muhaliflerin bu doğrultuda ilerlemesi, ABD’nin Münbiç’i havadan bombalaması) plana paralel işliyor gibi. Türkiye’nin PYD’ye taviz konusundaki hatalarına bir yenisini daha eklememeli diyerek, ABD ile Türkiye’nin anlaştığı söylenen planın haritasını verip yazıyı bitireyim:

Türkiye sınırındaki IŞİD bölgesinin 'paylaşımı' (AJT)
Türkiye sınırındaki IŞİD bölgesinin ‘paylaşımı’ (AJT)

 

Ortadoğu Denklemine Farklı Bir Perspektif

Ortadoğu, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’ndan bu yana hiç görmediği bir kargaşa ile karşı karşıyadır. Osmanlı’nın bölgeden tasfiye edilmesinden sonra, büyük güçlerce bölüşülen Ortadoğu, geniş devletler yapısını kaybedip yerel devletler tarzı yapıya geçmiştir. Süreç, Soğuk savaş çizgisine kadar ABD ve Sovyet destekçilerinin olduğu bir bölge şeklinde devam edip, günümüze kadar sadece İsrail eklentisiyle devam etmiştir. İsrail’in bölgeye dahil olması ve devletleşmesi, bölgedeki Arap nüfusu ve nüfuzu kırmış, bir kaosa neden  olmuştur. Ancak Ortadoğu, Arap Baharı sonrası yaşadığı kargaşayı hiçbir dönem yaşamamış şekilde günümüze evrilecektir.

Tunus’ta başlayan Arap Ayaklanması, bölge devletlerine, halkların talepleri şeklinde yayılmış ancak süreç çatışmalara ve iktidarların devrilmelerine varan noktalara gelmiştir. Özellikle Libya ve Suriye, uluslararası ilişkilerde The Failed State dediğimiz noktaya gelmiş ve devletlik vasıflarını yitirmişlerdir. Bugün konuşulan konu, bu ülkelerin acaba kaça bölüneceği? Bölünme ihtimalinin artık kesin gördüğümüz Suriye’de, acaba kuzeyinde Türkiye’ye düşmanlık besleyen bir PYD-YPG devleti kurulacak mı? IŞİD’e karşı ABD’nin tutumu, bu terörist gruplara meşruiyet kazandırır ölçüde mi? Yada, ABD, Türkiye gibi bir ortağı birkaç terörist gruba değişebiliyor mu? Rusya’nın Türkiye’ye karşı denkleme dahili neler doğurur? İran-Rusya birlikteliği tamamen pragmatik bir zeminin meyvesi mi? Gibi konular, sorular konuşulmaktadır.

Ortadoğu ülkeleri harita

Daha bir çok sorunun mümkün olduğu aşikardır. Bölgenin ne derece girift ve karışık olduğunu anlamanın bir yolu da bu soruların çokluğudur. Türkiye’nin, özellikle bölgeye Rusya’nın hızlı bir giriş yapması sonrası dış politikasında belli bir ölçek düşüşü yaşadığı ve eski dostları olan AB-İsrail ile ilişkileri ılımlaştırma yoluna gittiği doğrudur. Türkiye’nin Arap Baharı sonrası bölgeye Osmanlılık duruşuyla baktığını söyleyebiliriz. Buralarda benim geçmişim var ve ben de söz hakkına sahibim, şeklinde bir tutum içerisinde idi.  Ancak bugün yön olarak değişmese de, ölçek olarak azaltılan bir görüşe evrilmiştir bu görüş. Türkiye’nin, Güney’inde herhangi bir PYD devleti kurdurtmayacağı açıktır. ABD ile bu konuda anlaşılamasa da, öyle yada böyle yeni başkanın gelişiyle sürecin eski haline döneceğini görmemiz muhtemeldir.

ABD, Rusya’nın Ortadoğu denklemindeki halini çok açık bir şekilde destekliyor. Zira, görünen o ki ABD’nin net bir Suriye politikası yok ve bugün yaşananlar da bundan sebep bir otorite boşluğudur. Rusya’nın bu otoriteyi ne kadar doldurabileceği ise şüpheli, zira kendi başlarına zor bakan kırılgan bir ekonomiden bahsediyoruz.

Son olarak bölgeyi kan gölüne çeviren IŞİD faktörüne gelecek olursak, yönetici ve silahlarının Saddam’ın devrilmesinden sonra oluşturulup meydana gelen bir örgütten bahsediyoruz. Bir anda gökten zembille indirilmediği aşikar olan bu örgütün, Ortadoğu’da geniş bir bölgeye nüfuz etmesi ve Türkiye’nin, -böylelikle de NATO’nun- sınırına dayanması, başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerini çok da telaşlandırmasa da göbeklerini PYD’ye bağlamalarına sebep olmuştur. Bu politika devam ettirilemez bir politikadır. Yeni başkanla birlikte mutlaka değişecektir ve son olarak ABD ve Rusya istemedikçe IŞİD’in temizlenebileceğini sanmıyorum. Zira bilindiği üzere “Süveyş Krizi”nde ABD ve Sovyetler’in, İngiltere ve Fransa’ya burası bizim, siz çekilin tavrını koyması “soğuk savaş”ta olmayacak bir şey iken, günümüzde yakınlaşma ihtimallerinin ne derece yakın olduğuna bir örnek olarak hatırlarda kalabilir.

Emre Amir

StratejikOrtak.com Yazarı

Dağlık Karabağ Çatışma Bölgesinden Fotoğraflar

2

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sınır çatışmaları 1994’te imzalanan ateşkesten beri küçük çaplı da olsa devam etmekte. Bu çatışmalar geçtiğimiz günlerde Ermenistan’ın saldırısıyla ve Azerbaycan’ın bu ateşe cevap vermesiyle oldukça şiddetlenmiş ve iki taraftan da askeri kayıplar verilmesine neden olmuştu. Azerbaycan askerleri Ermenistan tarafından gelen ateşe karşılık olarak, işgal altındaki bazı bölgelere operasyon düzenlemiş ve bazı köyleri ele geçirdi.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan Dağlık Karabağ’daki çatışmalar ve Dağlık Karabağ fotoğrafları.

azerbaycan-ermenistan-catismasi

daglikkarabag

daglik-karabag-araba

daglik-karabag-asker

daglik-karabag-catismalari

daglik-karabag-catismasi

daglik-karabag-foto

daglik-karabag-koy

daglik-karabag-koyleri

daglik-karabag-koylu

daglik-karabag-koylusu

daglik-karabag-mevzi

daglik-karabag-mevzileri

daglik-karabag-seferberlik

daglik-karabag-tank

daglik-karabag-tanklari

daglik-karabag-topcular

fbf6a2439b2c48eb8ab97fef4daf0469_8

karabag-askerleri

karabag-mevzileri

karabag-polisleri

karabag-tanklar

Fotoğraflar: Reuters/AP

İngiltere’nin Avrupa Birliği’ndeki Geleceği

Avrupa’nın son günlerde gündem maddesi: İngiltere’nin Avrupa Birliğindeki geleceği konusudur. İngiltere Başbakanı David Cameron 23 Haziranda, İngiltere’nin Avrupa Birliğindeki geleceği hakkında halk oylamasına gidileceğini duyurdu. Bakanlar Kurulu’nu ikiye ayıran bu karar uzun süre daha tartışma konusu olarak sürecek gibi görünmektedir. İngiltere’ye göre Avrupa Birliği artık sorun çözme özelliğini yitirmiş, sorunları çözemediği gibi yeni sorunlar üretmektedir. AB’nin günümüzdeki bu durumu İngiltere’ye ayak bağı olmaktan öteye geçmemektedir.

Bu kararın alınmasında ki önemli noktalar: yetersiz hareket serbestliği, ekonomik yük, toprak bütünlüğünün bozulması ve entegrasyon sorunudur.

AB’nin kurulması için fazla mesai harcayan İngiltere’nin günümüzde tam tersi politika uygulaması çeşitli iddiaları da beraberine getirmektedir. İleri karakol konumunda bulunması nedeniyle Türkiye’nin üyeliğini destekleyen İngiltere, bu karar ile dinlenme politikasını geride bıraktığı gözlenmektedir. 2. Dünya Savaşı’ndan beri küresel meselelere diplomatik yollarla ilgilenmiş, direkt bir etkide bulunmamıştır. Ulusalüstü bir örgüte üye olduğu halde bir takım yetkilerini devretmeyen, kendi dış politikasını belirleyen, parasını koruyan bir İngiltere olarak kalmıştır. Gelişmiş ekonomisi sayesinde AB’nin taşıyıcılarından olan İngiltere, her yıl 19 milyon Sterlin hibe etmeyi gereksiz ve yük olarak görmektedir. Zira Adalet Bakanı Gove yaptığı açıklamada “ülkenin AB dışında daha özgür, daha adil ve daha zengin olacağına inandığını” belirtmesi bu tezi destekler durumdadır.

İlginç bir nokta ise Bakanlar Kurulu’nun ikiye bölünmesi ve ayrı ayrı propaganda yapma kararı almasıdır. İngiltere’nin geçmiş diplomatik teamüllerine baktığımızda bunun daha fazla hak koparmak olarak düşünülmüş olduğu belirtilebilir. Bir başka deyişle, AB, İngiltere’nin gölgesinden faydalanmaya devam ederken karşılık olarak İngiltere’ye daha fazla hareket serbestliği ve daha az ekonomik yük vermesidir. Cameron’ın yaptığı ‘‘Ben İngiltere’nin yeniden biçimlendirilmiş bir AB  içinde daha güvenli, daha güçlü ve daha iyi durumda olacağına inanıyorum.’’ açıklaması bu tespiti destekler durumdadır.

İngiltere’nin ekonomik yük ve hareket serbestliği sıkıntısının yanında bir diğer önemli ayrılma nedeni parçalanma olarak gösterilebilir. AB’nin iç yapısına baktığımızda, AB güçlü olmayan ekonomilere, maddi yardımlar ve tecrübe transferleri aracılığıyla kendi ayakları üzerinde durması konusunda teşvik etmektedir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda ile Birleşik Krallığı oluşturan İngiltere için bu sistem özellikle İskoçya’nın ayrılma konusunda aleyhte bir durum teşkil etmektedir. İskoçya özellikle askeri koruma ve ekonomik refah konusunda bağımlı olduğu İngiltere’den ayrılması durumunda bu ihtiyaçları AB’den karşılamayı düşünmektedir. Bu ayrılmayı ancak AB içinde yapabileceğini bilen İskoçya Başbakanı Sturgeon yaptığı açıklamada İskoçya’nın itirazlarını görmezden gelerek AB’den ayrılma kararı alması durumunda, ülkesinin ‘neredeyse kesinlikle’ yeniden bağımsızlık referandumuna gideceğini belirterek hamlesini yapmıştır. Zira İngiltere’nin Birlikten ayrılması durumunda İskoçya’nın bağımsızlığını tanımak suretiyle hiçbir Avrupalı Devletinin İngiltere’yi karşısına alacağı akla yatkın değildir.

Birleşik Krallık: Kuzey İrlanda, İskoçya, İngiltere ve Galler
Birleşik Krallık: Kuzey İrlanda, İskoçya, İngiltere ve Galler

Yabancı ülke vatandaşlarına vize vermesi durumunda dahi ince eleyip sık dokuyan İngiltere, mülteci konusunda Birlik ile ters düşmektedir. Söz konusu referandum, İngiltere’nin itirazlarına rağmen alınan kararlar sonucunda demografik yapısının bozulacağını ve entegrasyonun sağlanamayacağını düşünen İngiltere’nin resti olarak da değerlendirilebilir.

Ayrılmanın gerçekleşmesi durumunda hangi taraf ne kaybeder, hangi taraf ne kazanır?

İngiltere’nin AB’deki günümüz statüsüne baktığımızda AB’ye tam anlamıyla entegre olduğunu söyleyemeyiz. Birçok kararı kendi tayin eden İngiltere’nin AB’den ayrılması İngiltere’yi ve İngiliz halkını çok fazla etkilemeyecektir.

Ancak AB açısından baktığımızda güçlü bir müttefiki ve büyük ekonomik yardımları kaybettiği söylenebilir. Küresel siyasette her zaman bir ağırlığı bulunan İngiltere’yi kaybetmek AB için büyük etki doğuracaktır.

AB ile İngiltere arasındaki bu durumun bir gizli kaybedeni daha bulunmaktadır. Spykman’ın teorilerinde bahsettiği gibi İngiltere’yi Avrupa Kıtasından gelecek tehlikeleri engellemek için ileri bir karakol olarak gören ABD, bu durumdan etkilenen bir diğer taraf olacaktır. Ayrıca İngiltere’nin daha özgürleşmesi, bir gücün uyanması olarak nitelendirileceğinden ABD’nin güç mücadelesine girişeceği cephe sayısında artış meydana getirecektir. ABD’nin Avrupa Birliğinin atası sayılacak Batı Avrupa Birliğini desteklemesi ve mali yardımda bulunmasının ana sebebi Avrupa’dan gelecek herhangi bir tehlikeyi savmak ve bir gücün uyanmasını engellemekti. Bu amacını günümüzde AB ile devam ettirmekte bulunmaktadır. Basında çıkan ayrılma durumunda Wall Street’in önde gelen bankalarının Londra merkezli operasyonlarını İrlanda’ya taşıyacağı haberleri bu savı desteklemektedir.

İngiliz hükümetinin ayrılıklar yaşaması ve ayrı propaganda yapacağını belirtmesi, İngiltere’nin ayrılmaya çok sıcak bakmadığını ancak AB’den istenilen ayrıcalıklı statünün verilmemesi durumunda ayrılma kararının da düşünüleceğini belirtmektedir. İngiltere şu andan itibaren AB’ye karşı iyi polis kötü polis politikası yürüteceğini söylemek yerinde olacaktır.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Ortadoğu’da Bir Casusluk Hikayesi

Ortadoğu’da James Bond’u Kıskandıracak Bir Casusluk Hikayesi

Ortadoğu ve casusluk kelimeleri yan yana gelince ister istemez herkesin aklına tek bir şey geliyor: İsrail

İsrail Devleti’nin Ortadoğu’daki özelliği, kurulduğundan beri çevresinde azılı düşmanları ile çevrili olmasıdır. 1948 yılında kurulmasından sadece saatler sonra Arap Birliği altında oluşan 4 ülkenin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak‘tan oluşan bu koalisyonu geri püskürten İsrail, ilk savaştan topraklarını genişleterek çıktı. 1948 yılındaki savaş ilkti, ancak son olmayacaktı.

1948 savaşının sonu, İsrail askerleri Umm Rashrash (günümüz Eilat)’a bayrak çekiyor.
1948 savaşının sonu, İsrail askerleri Umm Rashrash (günümüz Eilat)’a bayrak çekiyor.

Bu savaşın favorisi olan Arapların yenilgi ile meydandan ayrılması ülkelerinde siyasi karışıklıklara neden oluyor, Mısır’da Kral Faruk ve Krallık, Hür Subaylar Hareketi ile yıkılarak General Necib Cumhurbaşkanlığına, Cemal Abdül Nasır ise başbakanlığa geliyordu. Böylece daha sonra Cumhurbaşkanı olacak Abdül Nasır’ın etkisiyle Arap dünyasında Panarabist politikaların popülaritesi artacaktı. Bu da yeni kurulan İsrail Devleti için gelecek yılların da çatışmalı geçeceğini ve bir takım önlemlerin alınması gerekliliğini ortaya koyuyordu.

Cemal Abdül Nasır ortaya koyduğu politikalar ile önce kendi ülkesi Mısır’da sonra diğer Arap ülkelerinde bir Arap Milliyetçiliği akımını başlattı. Süveyş Krizi ile de Batı dünyasından uzaklaşarak Sovyetler Birliğine yanaştı. Soğuk Savaşın etkisi ile Sovyetler Birliği Ortadoğu’da etkinliğini arttırırken, İsrail’de geçmişten gelen bağları ile Batı dünyası ile ilişkilerini arttırıyordu.

Cemal Abdül Nasır, SSCB lideri Kruşçev'le birlikte Asvan Barajı'nın temel atma töreninde.
Cemal Abdül Nasır, SSCB lideri Kruşçev’le birlikte Asvan Barajı’nın temel atma töreninde.

1960’lı yıllar Ortadoğu’da daha da sıcak geçiyordu. Her an yeni bir savaş kapıyı çalabilirdi. Bütün bu olaylar yaşanırken Sovyetler Birliği, Mikoyan-Gurevich MiG-21 adında süpersonik (sesten hızlı) jet avcı/önleyici uçağını hizmete soktu. Çağın son teknolojisini taşıyan bu uçak Batı dünyasında olduğu gibi İsrail’de büyük bir merak uyandırıyordu. Çünkü Sovyetlerle yakın ilişkide bulunan Mısır, Suriye ve Irak hava kuvvetleri tarafından envantere alınmıştı.

1963 yılında 6 Gün Savaşlarından önce iyice gerginleşen ortamda bu MİG tehlikesine Mossad el koydu. Gerekli çalışmalar yapıldı ve uçağın bir Arap ülkesinden alınarak incelenmesi fikri ortaya atıldı.

Uçağı satın almak için ilk girişimi Mossad ajanı, Jean Thomas Mısır’da yaptı. Thomas’a 1 milyon dolar karşılığında İsrail’e uçağı verecek pilotu bulması emredildi. Thomas’ın temasta bulunduğu Mısır’lı pilotlardan Adib Hanna durumu üstlerine bildirdi ve Thomas ile yanındakiler yakalanıp casuslukla suçlandı. Gruptan Thomas ile beraber 2 kişi idam edildi. Bu kötü sonuç ile plan bir süre durdu; farklı ülkelerde araştırma yapılması kararlaştırıldı.

1964 yılında ise Mossad, Irak‘ta temaslarda bulundu. Bir takım irtibatlarla Iraklı pilot Munir Redfa ile görüşmelere başlandı. Redfa, Süryaniydi; ve onun Hıristiyan kökleri haksız bir şekilde terfisini engellemekteydi. Redfa’nın Irak’ı terk etmeye hazır olduğunu anladılar. Bir kaç kez Irak dışında yapılan görüşmeler sonucunda Redfa 1 Milyon Dolar, İsrail vatandaşlığı ve tam zamanlı bir iş ile ikna edildi.

Munir Redfa (1966&1998)
Munir Redfa (1966&1998)

Çok sayıda Mossad ajanı Irak’a Redfa’nın karısı Betty’nin transferine yardımcı olmak için gönderildi. Plana göre Paris’e giden Betty ve 2 çocuğu bunun sadece bir yaz tatili olduğunu sanıyordu. Yeni İsrail pasaportu ile karşılaşan Betty, sakinleşene kadar ajanları, Irak Büyükelçiliği ile temasa geçmekle tehdit etti. Irak’ta kalan ailenin diğer üyeleri de o dönemler İsrail’le ilişkilerin normal düzeyde olduğu İran’a geçirildi.

Operasyonun son aşaması olarak 16 Ağustos 1966’da Iraklı pilot Mig-21 uçağı ile kuzey Ürdün’den geçerek İsrail’e indi. Ürdünlüler, uçak ile ilgili Suriye ile temasa geçmiş, ancak bir eğitim görevinde olduğuna ikna edilmişlerdi.

İsrail'e gelen MİG inceleniyor.
İsrail’e gelen MİG inceleniyor.

Bu MİG 21’i ele geçiren İsrail, Arap Hava Kuvvetlerinin envanterindeki son model savaş uçaklarının zayıf ve güçlü yanlarını keşfetme fırsatını yakalamış oldu. İsrail baş test pilotu Danny Shapira uçakla havalanarak düşmalarının elindeki bu son model uçağın zayıf noktalarını belirledi. Ve uçakla ile başa çıkmak için İsrailli pilotların eğitimine başlandı. Daha sonra Golan tepeleri üzerinde Suriye ile yaşanan it dalaşında 6 MİG’in düşmesi bu operasyonun meyvelerini verdiği anlamına geliyordu.

Danny Shapira kaçırılan MİG ile birlikte
Danny Shapira kaçırılan MİG ile birlikte

İşte bu uçak şimdi İsrail Hava Kuvvetleri Müzesinde, Ajan James Bond’a atfen 007 gövde numarası ile sergilenmektedir.

İsrail mig-21 007
İsrail, geçtiğimiz yıllarda uçağın arşivdeki görüntülerini paylaştı.

Şehmus Kızılkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR