En Uzun Menzilli Füzeler ve Ülkeleri

0

RUSYA’nın S-400’leri 
Hava savunma sistemi gelişmiş ülkeler arasında ön plana çıkan ilk ülke Rusya. Rusya’nın elinde S-400 füzesi bulunuyor. Bu sistem herhangi bir füzeyi 400 km ileriden teşhis ederek imha edebiliyor. Düşük iz bırakan hedeflerin dahi teşhis edilmesi hedeflenmiştir. Saniyede 4,8 km gibi çok yüksek hızla balistik füzeyi önlemesi planlanmıştır. İki farklı füze tipi tasarlanmıştır. Birincisi 400 km. menzilli büyük füze (big misille). Diğeri ise 120 km. mesafe içinde uçak ve uçaktan atılan füzelere karşı etkili olan 9M96 tipi füzelerdir. S-300 füzelerinin ise menzili azami 200 km. olup azami etkili irtifası (altitude) 30 km.dir.
rusya s-400
Topol RS-12m, Rus yapımı dünyanın en uzun menzile sahip füzesi -karadan karaya balistik füze-(10.000 km). 3 kademeli olup hedefine sabit bir noktadan yaklaşmaz; yani istediği yerden istediği zaman atış yapabilir. 1 ton savaş başlığı taşıyabilir ve yaklaşık 45 ton ağırlığındadır.

ABD’nin Patriotları
ABD Patriotlar, ABD’li silah şirketi olan Raytheon Company’nin ürettiği füze sistemidir. Patriot füze sistemi savunma üzerine kurulmuş olan bir füzeleme sistemidir. Bu sistem, saldırı için kullanılan 3-6 metre uzunluğundaki füzeleri ve bununla birlikte ses hızı ile mukayese edildiğinde bu hızın 3-5 katı oranındaki hızla gelen füzeleri tespit eder ve havadayken karşı füze göndererek imha eder. Patriot füze sisteminde radar sistemleri etkindir. Kara radarları sayesinde saldırıya geçen füzeler tanımlanır, takibi yapılır. Radar menzili 80 km.’dir. Bu menzile giren füzeler direk hedefe kilitlenir. Ayrıca otomatik pilotlarla da çalışırlar. İnsan hatası da böylece minimize edilir. Menzilinin fazla olması da insan gözüne ihtiyacı en aza indirmekte hatta yok etmektedir.

patriot füze savunma sistemleri
abd patriot füzeleri

ÇİN’in FD-2000’leri
Çin Savunma Sanayi uzun menzilli bir füze sistemi geliştirdi. Çinli mühendislerin yaptığı bu füzenin menzili yaklaşık 100 km. 8 tane füze rampasına sahip olan bir kamyonla taşınabilen yeni FD-2000 sistemi, tek seferde 32 tane füze ateşleyebiliyor.
DF-41, menzili 12.000 ile 15.000 km arasında değişebilen katı yakıtla çalışan balistik füze sistemidir. Geliştirilme aşamasının bitmesinin ardından dünya’nın en yüksek tahrip gücüne sahip füzelerden biri olacağı belirtilmektedir.

çin uzun menzilli füze

İSRAİL’in Arrow’ları
İsrail ve ABD tarafından ortaklaşa finanse edilip üretilen sistemin geliştirilmesine 1986 yılında başlandı. Yapımı ve testleri yapılıp üretimi gerçekleştirilen Arrow 1’i takiben Arrow 2’nin geliştirilmesine başlandı. Arrow, şimdiye kadar ki en gelişmiş füze savunma programlarından biri olarak kabul ediliyor. Anti balistik füze sistemi olan Arrow 3 ise test işlemini geçti. Arrow, İsrail’in geliştirdiği anti balistik füze sistemi ve kısa ve orta menzilli balistik füzelere karşı savunma olanağı sağlıyor. Arrow 3’ün, yüksek irtifa menzili sayesinde atmosferin yukarılarında “vuracağı” füzelerin “nükleer başlıklarının” zararlarının sınırlandırılmasına yol açacağı belirtiyor.

israil arrrow füzeleri

İRAN’ın Şahap Füzeleri 
İran’ın Şahab 1 ve Şahab 2’den sonra tasarladığı Şahab 3 füzesi, Kuzey Kore devletinin desteğiyle yapıldı. Menzil kabiliyeti olarak İsrail’in bile bir kısmını vurabilecek bir mesafeye kadar gidebilen bir balistik füze çeşidi olarak ön plana çıkıyor. Bu kadar yüksek menzile sahip füzenin hata payı maksimum olarak sadece 50 m’dir. İran’ın kullanımında olan bu balistik füze en büyük düşmanı İsrail’i fazlasıyla rahatsız etmekte ve İsrail’in olası bir saldırıda füze savunma sistemlerinin bu füzeye ne ölçüde engel olacağı da bilinmemektedir. Menzilleri 3.000 km civarındadır.

iran şahap füzeleri

KUZEY KORE’nin Uzun Menzilli Füzeleri
Menzili hakkında net bilgiler olmasa da 500 km ile 1500 km arası menzile sahip olduğu sanılan bu balistik füzeler sık sık savaş halinin devam ettiği komşusu Güney Kore ile kriz yaratmaktadır. Kuzey Kore hakkında kesin bilgilere ulaşmak zor olduğundan, daha uzun menzilli füze yapmışlarsa da şaşırmamak gerekir.

kuzey kore uzun menzilli füzeleri

GÜNEY KORE’nin Hyunmu-3C’leri
Güney Kore, 1500 kilometre menzile sahip karadan karaya Hyunmu-3C füzesini imal etmeye başladı. Hyunmu-3C’nin; Çin, Rusya ve Japonya’nın bazı bölgelerine de ulaşma kapasitesinde olduğu kaydedildi. Hyunmu’nun eski versiyonunun menzili 1000 kilometreydi. Güney Kore, ABD’yle yaptığı bir anlaşma uyarınca, füzelerinin menzilini en fazla 300 kilometreyle sınırlıyor. Ancak Seul’un savaş başlığı kapasitesi 500 kiloyu geçmedikçe cruise füzelerinin menzilini artırma hakkı bulunuyor.

güney kore uzun menzilli füzeleri

HİNDİSTAN’ın Agni Füzesi
Hindistan tarafından Çin’in desteği ile geliştirilmiştir. İlk defa 1989 yılında Chandipur’da denenen füzenin 4 çeşidi bulunuyor. Agni 1850 km menzile sahip, Agni-2 3300km ile 4800 km menzile sahip, Agni 3 ise 3500 km ile 5500 km menzile sahip. Son olarak Agni 4 çıktı geliştirildi ve bu füze de 6000 km menzile sahip.

hindistan uzun menzilli füzeleri

TÜRKİYE’nin Yıldırım, Sakarya ve Kasırga’ları
600 milimetrelik füze sistemi “Yıldırım”, düşmanın yüksek öncelikli hedeflerini istenilen yer ve zamanda ateş altına alabiliyor. Karadan karaya atış yapan Yıldırım füzesi, taktik tekerlekli araç üzerine monteli olduğundan yüksek hareket kabiliyetiyle dikkat çekiyor. Menzili 250 kilometre. İleri de 600 km, daha sonra da 1500 km menzile çıkarılması hedefleniyor. Türk mühendislerince üretilen “Sakarya” ve “Kasırga” çok namlulu roketatar sistemleri de Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir diğer önemli ateş gücünü oluşturuyor. Anlayacağınız Türkiye’nin füze savunma sistemleri bölgeye göre yetersiz.

Yemen’de Son Durum Haritası (Ocak 2016)

Yemen’de son durum haritasından önce Yemen’de ne olmuştu ona bakalım.

İran destekli Şii Husiler Eylül 2014 önce başkent Sana’yı ele geçirdi. Husiler İran’ın bölgedeki en büyük rakibi Suudi Arabistan tarafından desteklenen Cumhurbaşkanı Hadi’nin kaçtığı güney kenti Aden’e yürüyünce Suudi Arabistan devreye girmişti.

Suudi Arabistan’ın yanı sıra birçok Sünni Arap ülkesi birleşerek koalisyon oluşturdu ve Mart 2015’den bu yana Husilerin mevzilerini vuruyor. İşler daha da karıştı ve Arap Baharı sonrası yönetimden ayrılan, ordu üzerinde büyük etkiye sahip eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih, Şii Husilerle müttefik oldu. Dolayısıyla Abdullah Salih’e bağlı güçlerde Husilerle müttefik olmuş oldu. Şuan ki Cumhurbaşkanı Hadi ve yanlısı güçlerin yönetimi yeniden ele geçirmesi ise çok zorlaştı denebilir.

En fakir Arap ülkelerinden biri olan Yemen’deki taraflar:

  • Husiler + Abdullah Salih’e bağlı güçler (HUSİLER),
  • Yemen Ordusu + Koalisyon Güçleri (KOALİSYON),
  • El Kaide, IŞİD (SARI BÖLGE),
yemen son durum haritası
5 Ocak 2016 Yemen Haritası

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/yemen-lideri-ulkesine-dondu

‘Bağımsız Kürdistan’ Sınırları ve 140. Madde

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Musul’un kuzeyi Rabia’dan başlayıp ülkenin doğusundaki Diyala il sınırlarına kadar hendek kazacağı söyleniyor. Bu hendek kazma çalışmasının ise Irak’ta tartışmalı bölgeler olarak bilinen kentlerde yapılması bölgedeki Türkmen ve Arapları kızdırdı. Çünkü bu hendeklerin ‘Bağımsız Kürdistan’ sınırlarını çizdiği söyleniyor.

kuzey ırak hendekleri
Görsel: Anadolu Ajansı

Irak Anayasası’nda (140. Madde) tartışmalı bölge olarak adlandırılan, Musul ve ona bağlı Sehil Ninova, Şihan, Hamdaniyye, Tilkef, Zummar, Sincar, Kerkük ile Salahaddin vilayetine bağlı Tuzhurmatu, Diyala’ya bağlı Hanekin, Mendeli ve Bedre bölgelerini kapsıyor. Bu madde, bu bölgenin ‘Kürtleşmesine’ imkan sağlarken, Türkmen ve Araplara burada yaşama imkanı sağlamıyor.

Bu bölgeler, merkezi Bağdat hükümetiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında paylaşılamayan yerler olarak biliniyor. Anayasanın 140. maddesi, 2007 sonuna kadar nüfus sayımı ve referandum yapılarak sorunlu bölgelerin, IKBY’ye veya Bağdat’a bağlanmasını şart koşuyordu. Ne var ki 140. madde Kürt, Türkmen ve Araplar arasında uygulamadaki uyuşmazlıklardan ötürü 2007 yılı sonunda yürürlükten düşmüştü.

Günümüzde Irak’ta ki ‘tartışmalı bölgelerin’ durumu
IŞİD saldırıları sonrasında da Irak ordusunun bu bölgelerden çekilmesi sonucu ‘tartışmalı bölgelerin’ birçoğuna peşmerge yerleşmişti ve IŞİD’in kontrol ettiği bazı bölgeleri peşmerge IŞİD’den geri almıştı.(stratejikortak.com) Bunun üzerine IKBY lideri Barzani ise ‘Biz 140. maddeyi uyguladık ve bu madde artık gerçekleşti. Bundan sonra bunun üzerine konuşmayacağız’ demişti. Hatta Kürdistan İslam Birliği Partisi’nin yöneticisi espiriyle karışık “IŞİD’e teşekkür borçluyuz, sayelerinde devletimiz oldu.” demişti.

bağımsız kürdistan haritası
Tahmini ‘Bağımsız Kürdistan’ haritası, hendek sınırlarıyla oluşturulmuştur. Görsel: StratejikOrtak
 Hendek Tartışmasına 3 Cepheden Yorumlar 



Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Cephesi
IKBY’nin Tartışmalı Bölgelerden Sorumlu Bakanı Nasrettin Sait: “Birinci hedefin, terör örgütü DAEŞ’in Peşmerge cephelerine yönelik yaptığı bombalı saldırılardan korunmak. İkinci hedefin ise Irak merkezi hükümetin bu bölgeleri koruyamaması ve 140. maddeye göre tartışmalı bölgelerin sınırlarının çizilmesine yardımcı olmak. Fakat tartışmalı bölgelerin hepsi tam olarak Peşmerge güçlerinin kontrolünde değil. Bu yüzden bin kilometre boyunca hendek kazıldığı iddiaları doğru değil” diyor.

Barzani’nin liderliğindeki partinin (KDP) Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Avni de:
“Hendekler tamamen bölgenin güvenliğini sağlamak ve DAEŞ’in saldırılarını engellemek için kazılmıştır” açıklaması yaptı.

Türkmen Cephesi
Kerküklü Türkmen Milletvekili Hasan Turan barzani Kürt Yönetiminin hendek kararını “emrivaki siyaseti” olarak yorumluyor ve ekliyor “Bu hendek Türkmen bölgelerini ikiye böldüğü için endişeliyiz. Hendeğe dahil edilen bölgelerin yanında bazı yerler hendeğin dışında kalıyor. Hendek çalışması siyasi amaç ve hudut çizme girişimi olursa buna karşı dururuz”

Iraklı Türkmen eski milletvekili Fevzi Ekrem ise, “Irak’ı Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan diye üç ayrı yapıya bölmek için uluslararası plan var” diyerek, bunun Türkmen nüfusunun yoğun olarak bulunduğu tartışmalı bölgeler üzerinde hayata geçirilmek istendiğini savunuyor.

Irak Cephesi (Merkezi Bağdat Yönetimi)
Irak Meclisi Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi Macid Garravi ise, IKBY’i ülkenin içinden geçtiği güvenlik durumunu ve DAEŞ ile savaşı fırsat bildiğini ve DAEŞ ile savaşla meşgul olunduğundan dolayı hendekler yüzünden Bağdat Yönetiminin Kürtlere karşı yeni bir cephe açamayacağını söylüyor. Bu hendek politikasının sonuçlarının Kürtlerin büyük rüyası olan “bağımsızlık” için sınırların çizilmesinin ön hazırlığı olduğunu da sözlerine ekliyor.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/barzaniden-kerkuk-mesajlari
http://www.aljazeera.com.tr/blog/irak-kurtleri-dogru-zamani-ariyor
http://aa.com.tr/tr/dunya/ikby-bagimsizlik-icin-sinirini-mi-ciziyor/503372

‘İran-Suudi Arabistan Krizinde Çin, ABD’nin Tarafında’

0

(Nedret Ersanel’in ‘İran-Arabistan krizinde Çin, ABD tarafına geçiyor’ adlı yazısı)

İran ve S.Arabistan arasındaki tehlikeli gerginlik, bugüne kadar Ortadoğu’ya ancak gölgesini düşüren Çin Halk Cumhuriyeti’nin “fiilen” duruma vaziyet etmesine neden olabilir…

Üstelik bunu, ABD ve Rusya üzerindeki “sorumluluğun” bir kısmını “alarak” da yapabilir. Bu da bölgede zaten yerinden çıkmış taşlara bir yenisinin eklenmesi demek!

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Zhang Ming Suudi Arabistan’a gitti ve siz bu satırları okurken yüksek ihtimalle Tahran’a geçmiş olacak. Ming’in Riyad ziyaretine ilişkin olarak Çin Dışişleri’nin açıklaması gayet mütevazı; “durum hakkında derinlemesine görüş alış-verişi”…

“Bilindiği” kadarı ile Çin konuyla ilgili ülkelerle de temasa geçmiş; “İstişareler yoluyla anlaşmazlıkları çözmek sükûnet sağlayabilir.” (‘Foreign Ministry Spokesperson Hua Chunying’s Regular Press Conference’, 04/01, FMPRC.)

çin abd ilişkileri

ÇİN’İN ÇIKARLARI…
Söz konusu Ortadoğu özellikle de Suudi Arabistan ise ABD, İngiltere veya Fransa’nın aktif politikalar yürütmesini bekleyebiliriz ama Çin’in kriz/çözüm sürecine katılması düşündürücü… (Bilhassa Londra-Riyad ilişkilerindeki soğukluk ilginç; Birleşik Krallık’ın S.Arabistan’daki cezaevlerini modernize etmeyi hedefleyen bir ihaleden çekilmesinin ardından Arabistan’ın İngiltere Büyükelçisi ilişkiler hakkında endişe verici bir açıklama yapmıştı. )
Hem Suudi Arabistan hem Körfez ülkeleri ve hem de İran, Pekin için ayrı bir anlam ifade ediyor. Bölgenin ve açıldığı denizlerin sakin olması şart.

Bu şartları kabaca saydığımızda bile durumun kritikliği anlaşılır; 1. Körfez bölgesi, Çin’in küresel planı olan İpek Yolu’nun deniz ayağının stratejik halkalarından biri, belki de birincisi. 2. Bu bölgede ve etrafındaki alanda, Yunanistan’dan Pakistan’a kadar yüksek ve yoğun Çin yatırımları mevcut. 3. Krizin başrol oyuncuları, Suudi Arabistan ve İran, Çin›in hayati ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının temel tedarikçileri. 4. Çin ile İran arasında askerî işbirliği mevcut ve Batı ile Rusya arasında gerginliğe açıktan “bulaşmak” istemese de Çin, dengelerin Rusya aleyhine fazladan bozulmasını istemiyor.

ORTADOĞU’YA GİREN ESKİSİ GİBİ OLAMAZ: UYGURLAR!
Şu bilgiyi de not düşerek devam edelim; Çin, bölgedeki etkin ülkelerle görüşecek demiştik, Türkiye de buna dahil!.. Peki Rusya’nın Çin’in bölgeye ağırlık vermesine nasıl baktığını paylaşalım…
Çin’e göre yüzlerce Uygur, Irak ve Suriye’de DAEŞ’e katılmış bulunuyor. Bu da Ortadoğu’da yeni bir vaziyet alırken Pekin’in hesapladığı bir diğer nokta. Yani, Ortadoğu’ya bir etki yaptığında bunun ülke içine bir tepki olarak yansıyabileceğini analiz ediyor. Bu işin ilk kısmı. İkinci kısmı ise Çin’in askerî bir varlık göstererek bölgeye girme olasılığı. Çin donanmasının Akdeniz dahil ilgili havzada bayrak gösterdiği, bazen tek başına bazen Rusya ile ortak ve büyük tatbikatlar yaptığı zaten biliniyor. Ama Moskova’ya göre karaya ayak basma, Irak veya Suriye’ye asker gönderme olasılığı bulunmuyor. Bu hem askerî teknik hem jeo-politik ve geleneksel Çin dış politikasına da uygun değil. (‘What are the Chances of China Deploying Troops to Syria?’, 01/01, Sputnik.)

Fakat Çin gibi bir ülkenin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için illa askeri önlem almasına gerek yok. Sadece varlığı bile herkesin “ne oluyor” demesine kafi.

Nitekim son 15 gün içinde Pekin bölgeden iki kritik ismi ağırladı. Bunlardan biri Irak Başbakanı Haydar el-Abadi, diğeri ise Şam Dışişleri Bakanı Velid Muallim. Üstelik Çin ve Irak bu ziyaret sırasında ortak bir bildiri yayınlayarak ilişkilerini “stratejik ortaklık” düzeyine yükseltti. (https://floridatradeacademy.org/) Herhalde, “stratejik ortak” ne demek artık herkes biliyor.
Şam yönetimi ile temaslarından sonra ise Pekin’den şaşırtıcı bir açıklama gelmedi.. Mealen; Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar vermesi gerektiği, görüşmelerde Birleşmiş Milletler’in önemli rol oynaması gerektiğini söyledi ve Şam yönetimine yakın pozisyonunu korudu.

Fakat!.. Çin’in yeni role soyunmasının işareti başka bir gelişme de saklı. Çin, Şam’a muhalif, “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK)”nu da kabul etti ve siz bu satırları okurken de oradalar. Bu koalisyonu destekleyen ülkeler belli. Ama daha ilginci, SMDK Rusya’dan davetleri reddederken, Çin’in teklifini hemen kabul etti! Bunun anlamı da şudur; İran-S.Arabistan krizinde Pekin, Moskova ile aynı nabız atışında değil!

Hatta şunu söyleyebiliriz ki, eğer ABD bu krizin çözümünde daha çok/etkin devreye girerse Çin açık biçimde Washington’un yanında yer alabilir!

Eh, bunların hepsini derli toplu görebilmek için de bu ayın 23’inde gerçekleşecek gerçekten hassas bir ziyareti yakından takip etmek gerekiyor; Çin Devlet Başkanı Xi Jinping Tahran’a gidecek ve iki gün kalacak…

Bu seri gelişmeler; İslam İttifakı ilanı, Türkiye-Riyad stratejik işbirliği inşası, Tahran-Riyad krizinin patlaması, bölgede etkisi olsun olmasın bir seri ülkenin İran’a tavır koyması, İsrail’in hem Mısır hem Türkiye ile yakınlaşma girişimleri, nihayet Kuzey Kore’nin bir Hidrojen bombası patlattığına ilişkin iddialar nasıl küresel bir girdaba doğru sürüklenildiğini herhalde anlatıyor…

Çin’in taraf tutmak gibi alışıldık olmayan bir potansiyeli de vaat ederek bölgeye gelmesi dikkate değer.

Almanya’nın ‘Ekonomik’ Dış Politika Örneği

1

Almanya’nın teknoloji devi Siemens, İran’la demiryolları sektöründe büyük işler için ön anlaşma gerçekleştirdi. Siemens’in, İran’da 500 km’lik elektrikli hızlı tren inşaası yapacağı ve 500 adet yolcu vagonu satacağı açıklandı. İran’a yaptırımların kaldırılmasından sonra İran’la ticari işbirliği yapan ilk Alman şirketi Siemens olacak.

angela merkel

Bunun önemini şöyle anlayabiliriz. Daha öncede Siemens’le Mısır arasında 8 milyar euroluk anlaşma yapılmıştı. Almanya Şansölyesi Merkel’in “Mısır’da adil parlamento seçimleri yapılmadan Sisi’yle görüşmeyeceğim” açıklamasına rağmen, 8 milyar avroluk anlaşma sonrasında darbeci Sisi ile görüşmüştü.

Avrupa ekonomisinin en güçlü ülkesi Almanya’nın öncelikli politikası ekonomik gelişmeler ve yatırımlarla birlikte, o ülkelerde etkinlik kazanma çabası. Bunu 2000’li yılların başında Doğu Avrupa ülkelerine izlediği politikalardan yakinen görmüştük.

Son söz olarak da Almanya’nın dış politikasına atıfta bulunacak olursak; Federal Almanya, ‘lekeli’ tarihinden ötürü dış politikasını ya Avrupa Birliği çatısı altında yada ekonomi kozuyla sürdürmekte. İran ile nükleer görüşmeler hep duyduğumuz 5+1 görüşmelerindeki 5 ülke BM Güvenlik Konseyi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa iken, +1’inci ülke Almanya’ydı. Ayrıntıda olan şeytan bile burada bize Almanya’nın dünyada yaşanan gelişmelerdeki önemini göstermeye çalışıyor.

Hangi Ülke Ne Kadar Nükleer Silah Denemesi Yaptı?

CTBTO yani Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması Örgütü’ne verilerine göre 1945’ten günümüze kadar 2 binden fazla nükleer silah denemesi yapıldı. Bu nükleer denemeler en fazla Soğuk Savaş yıllarında hız kazandı.

nükleer silah denemesi

Yeryüzündeki ilk nükleer silah denemesi, ABD’nin 16 Temmuz 1945’te Alamogordo’daki çöl tesislerinde ilk atom bombasını patlatmasıyla gerçekleştirildi. Dünyada en fazla nükleer deneme gerçekleştiren ülke ise yine ABD oldu. Amerika Birleşik Devletleri, 1945-1992 tarihleri arasında bin 32 nükleer bomba denedi.

En fazla ikinci nükleer silah denemesini ise Sovyetler Birliği yaptı. SSCB ilk denemesini 29 Ağustos 1949’da Kazakistan’ın Semipalatinsk tesislerinde gerçekleştirmişti. Sovyetler Birliği ise dağılmadan 1949’dan 1990’a kadar 715 nükleer bomba denedi.

Diğer ülkelerin nükleer silah denemesi ise şöyle:

Fransa 1960-1996 arasında 210, İngiltere 1952-1991 arasında 45, Çin 1964-1996 arasında 45 nükleer deneme gerçekleştirdi.

Hindistan 1974-1998 yılları arasında 3 kez, Pakistan ise 1998’de 2 nükleer deneme yaptı. Dünyanın en kapalı ülkesi Kuzey Kore ise, 2006, 2009 ve 2013 yıllarında ve sonuncusu geçtiğimiz günlerde toplam 4 deneme gerçekleştirdi.

Nükleer Denemelerin Durmasını Bazı Ülkeler Engelliyor
19 Kasım 1996’da Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması’nın (CTBT) imzaya açılmasıyla birlikte nükleer deneme yarışı azaldı. ABD, Sovyetler Birliği şuanki Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin, 1996’dan sonra bir daha nükleer deneme gerçekleştirmedi.

Arasında Keşmir Sorunu bulunan Hindistan ve Pakistan ise, 1998’de ikişer deneme gerçekleştirirken, 2000’li yıllarda nükleer deneme gerçekleştiren tek ülke Kuzey Kore oldu. Kuzey Kore şuan uluslararası toplum tarafından korkulan bir ülke konumunda.

CTBT anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için, bütün ülkelerin anlaşmayı hem imzalayıp hem de onaylaması gerekmekte. Anlaşma bugüne kadar 183 ülke tarafından imzalanırken, 164 ülke tarafından onaylandı. Rusya, İngiltere ve Fransa anlaşmayı hem imzalayıp hem de onaylarken; Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore anlaşmayı ne imzaladı ne de onayladı.

Bütün nükleer denemeleri yasaklayan anlaşma, ABD, Çin, İsrail, İran, Kuzey Kore, Mısır, Hindistan ve Pakistan’ın imzalayıp onaylaması halinde yürürlüğe girecek.

Kaynak: 
Anadolu Ajansı

2016’da Türk Dış Politikasının 5 Ana Gündemi

2015 Türk dış politikası açısından 2003’ten bu yana en yoğun yıl oldu. Suriye’de devam eden kriz sebebiyle bir yandan sınırlarımızdaki güvenlik hassasiyeti yükselirken, diğer yandan da bölgeden gelen mültecilerin sayısı her geçen gün arttı.

Suriye ve onunla bağlantılı gelişmeler doğrudan ve dolaylı olarak Türkiye’nin ABD, Rusya, İran, Irak ve Arap Birliği ile olan ilişkilerinde gerginlikler yaşanmasına yol açtı. Sınır ihlali yapan Rus uçağının düşürülmesiyle Ankara-Moskova hattında yükselen gerilim yeni yılın ilk günlerinde de sürüyor. 2016’da karşılıklı atılacak adımlarla problemin daha da büyümesinin önüne geçilebilir. Ama belli ki, Suriye merkezli olarak Orta Doğu konuları Türk dış politikasıyla uğraşanların mesailerinin çok büyük bir bölümünü almaya devam edecek.

Avrupa Birliği ile ilişkiler
2015’te bir süredir buzdolabında olan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir heyecan geldi. Her şeyin planlandığı gibi gitmesi durumunda ekim ayında Türk vatandaşlarına AB tarafından vize uygulanmasına son verilecek. Şahsen ben Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda gibi bazı devletlerin son anda yan çizebileceğinden hâlâ endişeliyim. İngiltere ise zaten alan dışı.

türkiye ab 2016

ABD’nin PYD Desteği ve Türkiye-ABD İlişkileri
Geçen yılın son aylarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde alınan karar çerçevesinde çatışan taraflar arası görüşmeler için yeni bir zeminin belirdiği Suriye meselesi Türkiye’nin en önde gelen dış politika konusu olmayı sürdürecek. DAEŞ’le mücadele konusunda ABD ve diğer müttefik ülkelerle iş birliğinin kapsamı genişleyebilir. Fakat Suriye’nin kuzeyindeki PYD unsurlarının faaliyetleriyle ilgili olarak su yüzüne çıkan Ankara-Washington görüş ayrılığının giderilebilmesi için gerekli şartların oluşması mümkün gözükmüyor. Washington PYD’yi siyasi ve askerî olarak desteklemeyi sürdürüyor. Ankara’nın bölücü örgütle organik bağ içindeki PYD’nin daha geniş bir alan kazanmasına göz yummayacağını defalarca açıklamış olduğunu akılda tutarsak, üç durumla karşılaşabiliriz.

Birincisi, Türkiye ABD’yi ikna edebilir ve Amerikalılar PYD’yi de terör örgütü saymaya başlayarak, yardımı kesebilirler.

İkincisi, ABD Türkiye’yi, DAEŞ’le mücadele devam ederken PYD’yi desteklemek zorunda oldukları konusunda ikna eder ve Türkiye bu örgütün Fırat’ın batısına geçmesiyle ilgili ilan ettiği çekincelerden vazgeçebilir.

Üçüncüsü, ABD ve Türkiye arasında mutabakat sağlanamaz. PYD’nin Türkiye’nin hayati çıkarlarını tehdit ettiği değerlendirmesini yapan Türkiye tek taraflı olarak askerî müdahalede bulunabilir.

Türkiye ile Irak Arasındaki Musul Sorunu
Türkiye’nin Bağdat yönetimi ve Arap Birliği ile ilişkilerini geren Musul konusunda 2016’da kademeli bir yumuşamaya gidilmesini bekleyenleriniz olabilir. Ama mesele Musul’un DAEŞ’ten temizlenmesinin ötesinde daha derin bir konudur. Ankara Irak’ın kuzeyinde nasıl bir siyasi yapı olmasını istediğini kendi içinde bir süredir tartışmaya devam etmektedir. Eş zamanlı olarak Irak ve Suriye’de artan İran etkisinin Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar zarar verebileceği de değerlendirilmektedir. Kendi sınırları içindeki gelişmelerle de doğrudan bağlantılı olan bu konuda Ankara’nın sağlıklı ve sonuç odaklı adımlar atabilmesi ancak ülke bütünlüğüne yönelik bölücü terör tehdidinin giderilmesiyle mümkün olabilir. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki pozisyonuna bağlı olarak İran ve Rusya’nın bölücü teröre verdiği destek de şekillenecektir.

türkiye ırak musul sorunu

Türkiye İsrail ‘Enerji’ Yakınlaşması
Geride bıraktığımız yılın dış politikadaki sürpriz gelişmesi Ankara ile Tel Aviv arasındaki anlaşmazlıkların çözülmeye yakın olduğuna dair açıklamalardı. Bazı kesimlerden gelen ‘Mavi Marmara tazminatı’ ve ‘Gazze ablukası’ odaklı itirazlara rağmen Ankara’nın yeniden yakınlaşma iddialarını yalanlamamış oluşu, dahası Gazze ablukasının Türkiye için hafifletilmesinin de yeterli olabileceği şeklindeki resmî açıklamalar, 2016’da karşılıklı olarak ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarılması ihtimalini güçlendiriyor.

Her ne kadar Türkiye-İsrail yakınlaşmasının Doğu Akdeniz’deki doğalgazın Türkiye’ye aktarılmasına imkân sağlayacağı söylense de, söz konusu projenin fizibilitesi, finansmanın temini ve inşaatı için en az beş yıllık bir süre gerekiyor. Yani bugünden yarına olacak iş değil. Ayrıca, İsrail’in kendisinin ilan ettiği enerji alanlarının bir bölümünde Filistin devletinin de payı olduğunu, dolayısıyla bunun şimdiden bir uluslararası hukuk sorunu hâline gelmeye başladığını da unutmamalıyız. (Türkiye ile İsrail Barışı: Doğu Akdeniz Doğalgazı adlı yazımızda iki ülkenin yakınlaşması ele alınmıştı, okuyabilirsiniz.)

türkiye israil yakınlaşması

Türkiye Kuzey Kıbrıs İlişkileri ve Kıbrıs’ın Birleşme Planı
Doğu Akdeniz deyince akla Kıbrıs da geliyor. Ada’daki gelişmeler 2016’nın Türk dış politikasını çok meşgul edecek. Zira çok büyük ihtimalle bahar aylarında Ada’nın iki tarafında çözüm referandumu yapılacak. İki ihtimal var. Ya tarafların ikisi de ‘evet’ diyecek ve Ada’da yeni düzene geçilecek, ya da Annan Referandumunda olduğu gibi taraflardan biri ya da ikisi birden çözümü reddedecek. İki ihtimalde de Türkiye’nin yoğun diplomatik çaba göstermesi gerekecek. Birleşme durumunda, Ada’daki Türk askerî varlığının durumu, Türkiye’nin yatırımları ve tazminatlar başta olmak üzere birçok konu bu kez BM ve AB düzeyinde Ankara’nın dikkatine sunulacak. Çözüm olmaması hâlindeyse, Türkiye’nin KKTC konusunda bugüne kadarkinden ‘farklı’ bir tavır içine girmesi beklenebilir. Yani 2016’da Kıbrıs’ta dananın kuyruğu kopabilir. Türkiye ile KKTC arasında hali hazırdaki su krizi hakkında KKTC ile Türkiye Arasındaki Su Krizinin Sebebi adlı yazımızdan bilgi alabilirsiniz.)

türkiye kıbrıs 2016

İçerik ÇAĞRI ERHAN’ın ‘Türk Dış Politikasında 2016’nın Gündemi’ adlı yazısından alınmıştır.

IŞİD’in ‘Başkenti’ Rakka’dan 12 Fotoğraf

Rakka Suriye’nin her tarafına açılan büyük yolların da kesiştiği noktada bulunuyor. Kentin yarısı çöl. Doğu kısmından da Irak’a geçiliyor. IŞİD militanlarının burayı başkentleri olarak seçmesinin sebebi de belli ki bu konumundan kaynaklanıyor.

IŞİD, bu gibi fotoğrafları tabiri caizse göz boyamak için yayınlanıyor. Rakka’da yaşamı çok merak ettiğim için de paylaşmak istedim.

IŞİD’in ‘başkenti’ olarak gösterilen Rakka’ya bağlı Tabka şehrinde çarşı bir çarşıdan.. 
ışid rakka'daışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntüler

Kaddafi’nin ‘Arap Baharı’ Kehaneti Tuttu

Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dönemin Libya lideri Kaddafi ile 25 Şubat 2011’de yaptığı 75 dakikalık telefon konuşması yazılı olarak yayınlandı. Bu konuşmalar Libya’da Kaddafi hükümetinin devrilmesinden altı ay önce yapıldı.

Bu konuşmalarda Kaddafi Blair’e, “Cihatçılar Akdeniz’i kontrol etmek istiyor. Bunun ardından Avrupa’ya saldıracaklar. Bu bir cihat hâli. Silahları var ve sokaktaki insanları terörize ediyorlar. Onlara (cihatçılara) akıl erdirmek mümkün değil” demiş. Blair Kaddafi’yi istifa etmesi için ikna etmeye çalışmış ama Kaddafi bunu reddetmiş. Kaddafi bu ‘cihatçı grupların’ Libya’yı ve Akdeniz’i ele geçirmesini engellemek için kendisine sadık birliklerin silahlandırılması gerektiğini söylemiş.

Arap Baharı’nı destekleyen insanlar niyetlerinde haklılar. Ama bu boyutlara geleceğini kimse öngörememişti. Birde Arap Baharı’nı vuran ilk ülkelerde liderlerin kolayca devrilmesi bu akımın desteklenmesini kolaylaştırdı.

Neyse. Blair ile Kaffafi konuşmasından sonra ne oldu? Kaddafi’nin uyarıları dikkate alınmadı ve konuşmadan üç hafta sonra NATO Libya ordusunu bombalamaya başladı. Birkaç ay sonrasında da Libya’da hükümet düştü ve Kaddafi öldürüldü.

Azerbaycan Taraf Seçmeye Zorlanıyor

Azerbaycan’da bir milletvekili bir yasa tasarısı sundu. Tasarıda, ABD’de yapılan insan hakları ihlalleri ile Kızılderililere ve siyahilere yönelik insanlık dışı muameleler nedeniyle bazı ABD yetkililerin ülkeye girişinin yasaklanmasını, hatta ABD ile tüm ilişkilerin kesilmesi var. Daha neler neler..

rusya azerbaycan ilişkisi

Yeni yılın ilk günlerinde olduğumuz şu günlerde, dünyanın 2016 yılında müthiş derecede diplomatik bir savaş içerisinde olacağı belli oluyor. Azerbaycan’da yaşanan bu gelişme ve Türkiye-Rusya uçak krizinin devamı bu öngörünün habercisi sayılabilir. Uçak krizi hakkındaki gelişmeler konusunda bilgi sahibiyiz fakat Azerbaycan konusu da en az bizim sorunumuz kadar karışık.

Azerbaycan’da ABD ile ilişkilerin kesilmesini isteyen bir kesim var. Bu kesimi Rusya ile yakınlaşıp, ABD ve Batı’nın dışlaması gerektiği düşünüyor.

Azerbaycan dış politikası, Sovyetlerden kalan Rus etkisiyle devam etmek yerine ABD ile Rusya arasında denge siyaseti uyguluyor. Yeni uluslararası konjonktürdeki Rusya’nın bu türden denge politikaları uygulayan devletleri bir taraf seçmesi için zorladığı aşikar. Türkiye’de tıpkı Azerbaycan gibi dış politikasını denge üzerine kurmuştu ki Rusya bir taraf seçmesi için onu zorladı. Gelinen durumun arka planını da aslında bu oluşturuyor.

Rusya ile ABD Suriye vasıtasıyla son zamanlarda hiç olmadığı kadar görüşüyor. Bu görüşmelerde ne konuşulduğu, neler planlandığı meçhul. Fakat gelişmelerden anlaşılan şu ki Rusya net olarak müttefiklerini belirlemek istiyor. Bir nevi kendini sağlama alıp, ona göre farklı ülkelerle ve bölgelerde rahat hareket etme potansiyelini arzuluyor.

Çin, Güney Çin Denizine Yapay Ada Yapıyor

Çin stratejik önemi olan Güney Çin Denizine yapay ada yapıyor. Bu yapay adalara uçak pisti de yapan Pekin yönetimi, uçakların test inişini gerçekleştirdi. ABD’nin ‘Çin bu pisleri savaş uçakları için yapıyor’ iddiasına Çin karşı da gelse, ileride Çin’in bu adaları askeri üsse çevirme ihtimali olduğunu herkes biliyor.

çin yapay ada

Çin, yeraltı kaynakları açısından zengin Güney Çin Denizi’nde başta Filipinler olmak üzere Vietnam, Brunei ve Malezya’nın da arasında bulunduğu bölge ülkeleriyle egemenlik tartışmaları yaşıyor. Pekin yönetimi son iki yılda Güney Çin Denizi’ndeki mercan adalarına kum pompalayıp üzerine de beton dökerek yapay kara parçaları oluşturuyor. Hali hazırda bölge ülkeleri için de bu durum tehlike arz ediyor. Bu denizin ticari önemi ise dudak uçuklatıyor denebilir. Güney Çin Denizi üzerinden yapılan gemi taşımacılığı yolu ile dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 trilyon dolarlık ticaret gerçekleştiriliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rusya’yı mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devlet başkanlığı seçimi ve genel seçimlerde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle başkent Moskova’da 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan gösteride çıkan olaylarla ilgili başvuruyu bugün karara bağladı. Karar sonucunda mahkeme toplanma ve gösteri düzenleme özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya’yı mahkum etti.

aihm rusya kararı

Rusya, AİHM kararı gereği, şikayetçi olan Frumkin’e mahkeme masrafları da içinde olmak üzere 32 bin avro maddi tazminat ödeyecek.

Mahkeme Rusya’yı neden suçlu buldu?
Gösteriler sırasında gözaltına alınan ve daha sonra 15 gün hapis cezasına çarptırılan Yevgeniy Frumkin isimli Rus vatandaşının yaptığı başvuruyla ilgili AİHM, “Rusya’nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) toplanma ve gösteri düzenleme özgürlüğü ile ilgili 11. maddesi, adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddesi ile özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesini ihlal ettiğine” hükmetti.

Mahkeme gerekçeli kararında, “Rusya’nın, yetkililer tarafından izin verilen gösterinin barışçıl şekilde gerçekleşmesini güvence altına alamadığı” gerekçesiyle suçlu bulunduğu bildirildi.

Rusya, AİHM’e gelen şikayet başvuruları ve en fazla mahkum olan ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor.

15 Ara 2015’de Rusya Devlet Başkanı Putin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine olanak sağlayan yasayı imzalaması sonrası Rusya’nın bu karara uyması merakla bekleniyor. Bu yasa ile AİHM tarafından verilen bir karar Anayasa Mahkemesi tarafından, Rusya Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilebiliyor.

Bu yasada dikkat çeken nokta, kararları Anayasa Mahkemesi’ne gönderme hakkının Rusya Devlet Başkanı ve hükümete verilmesi olmuştu.

Kaynak:
http://www.dunyabulteni.net/dunya/350960/aihm-rusyayi-mahkum-etti
http://www.aljazeera.com.tr/haber/rusya-aihm-kararlarini-anayasaya-aykiri-ilan-edebilecek