‘İran Şahlanırken, İsrail ve Türkiye Dışlanıyor!’

(Prof. Dr. BERİL DEDEOĞLU’nun ‘İsrail’in İran Karşıtlığı’ adlı yazısı) 

 İsrail’den gelen açıklamalardan biri, Adalet Bakanı Ayelet Şaked’e ait ve özetle Türkiye ile İran arasında bir Kürdistan devletinin kurulmasına İsrail’in olumlu yaklaştığı, hatta desteklendiği ifade ediliyor. Diğer açıklamanın sahibi ise Savunma Bakanı Moşe Yaalon; o da DAEŞ’in İran’a tercih edileceğini belirterek İsrail açısından en büyük düşmanın İran olduğu bildiriliyor.

ruhani

Bu görüşler, İsrail Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde yapılan bir konferansta dile getirildiğine göre, öylesine ifade edilmiş sözler olarak değerlendirilemez. Ayrıca, iki farklı bakanın iki farklı konu gibi ele aldığı Kürdistan ve İran başlıkları, tamamen birbiriyle ilintili meseleler.

İran, İsrail’in baş düşmanı ise, İsrail’in desteklediği bir Kürdistan’ın bu ülke sınırında yeni bir devlet olarak ortaya çıkması, İsrail’in İran sınırına yaklaşmasını kolaylaştırır. Bu, aynı zamanda İran’ın hem stratejik olarak sınırlanmasına hizmet eder, hem “enerji” konusunda yeni bir oyuncunun sisteme girmesine yol açar. Enerjide yeni ve bağımsız bir oyuncu sisteme girince, İran’ın desteklediği Bağdat rejimi zayıflayabileceği gibi Rusya’nın enerji konusundaki tahakkümünden kaçmak isteyen ülkelere de bir seçenek sunulmuş olur. Dolayısıyla dile getirilen iki konu, İsrail açısından tutarlı gözüküyor.

İran’ın güçlenme senaryosu
İsrail açısından İran’ın neden en büyük düşman olduğu, bu iki ülkenin doğrudan neyi paylaşamadıkları pek açık olmasa da ortada ilan edilen bir baş düşman varsa, öngörülerin bunun üzerine inşa edilmesi gerekiyor.

İsrail, İran’a uygulanan ambargoların kaldırılmasıyla ekonomik olarak rahatlayacağını, güçleneceğini ve kazandığı parayı da silaha ve “alan genişletme” faaliyetlerine yatıracağını ileri sürüyor. BAE, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın da benzer bir kaygı içinde olduğunu ima eden İsrail, aslında bu çıkışıyla ABD’ye bir şeyler söylemeye çalışıyor.

Denilen şu: ABD, ısrarla İran’ın sisteme çekilmesine çabalıyor ve bu yolla İran-Rusya yakınlığını gevşeteceğini hesaplıyor.

Oysa, İran’ı sisteme çeken ABD olmayacak, Rusya’nın izin verdiği ölçüde bazı Avrupa ülkeleri olacak. Avrupa, “radikal İslami” örgütlerle mücadelede İran’a güvendiği gibi piyasalarına, enerji olanaklarına da ihtiyaç duyuyor. Hatta İran’ın daha da güçlenmesi halinde Suriye krizinin sonlanmasında daha büyük rol üstlenebileceğini, bu yolla göç baskısının azalacağını hesaplıyor.

İran’ın göçün durdurulmasına yol açacak Suriye politikaları etkili olursa, konuyu Türkiye ile görüşmeye de gerek kalmayacak, Türkiye-AB ilişkilerini konu etmeye de.

israil iran ilişkileri

Diğerlerinin geleceği
Kısacası İsrail ABD’ye yanlış yaptığını, Avrupa’nın Türkiye’yi by-pass ederek Ortadoğu açılımını İran ile yapacağını ve bunun da Rusya’yı asla zayıflatmayacağını söylüyor.

Bu koşulların İsrail’i Filistin konusunda radikal adımlar atmaya zorladığına da kuşku yok. Bundan rahatsız olan İsrail, Filistin devletine karşı çıkıp Kürdistan devletinin kurulmasını savunarak epeyce çelişkili bir pozisyonda kalıyor.

Ancak tüm çelişkilere rağmen, İsrail kendisinin doğrudan, Türkiye’nin ise dolaylı olarak “batı” tarafından ötelendiğine işaret ediyor.

Açıklamalardan görülemiyor ama belki İsrail kurulacak Kürdistan’ı Barzani yönetiminde düşünüyor ve Türkiye ile bu ülkenin çok yakın bir ortaklık kurmasıyla İran önünde bir güç dengesi oluşturulabileceğini tasarlıyordur.

İran’ın güçlenme senaryosu, İsrail’den çok Türkiye’yi ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu tür açıklamaların Türkiye’nin kendi lehine farklı senaryolar hazırlamasında dikkate alınmasında yarar bulunuyor.

Osmanlı Döneminden Yeni Fotoğraflar

2

Osmanlı dönemine dair medya arşivi konusunda çok eksiğiz. Osmanlı dönemine ait fotoğrafların çoğu yurt dışı kaynaklı elimize ulaşıyor. İngiliz, Alman, İtalyan, Rus ve diğer Avrupalı ülkelerden…

Son olarak da ABD Osmanlı dönemine ait kendi arşivlerini yayınladı. Bu arşivlerde Osmanlı askerlerinden, Osmanlı’da ki gündelik yaşantıya kadar bir çok fotoğraf var. Bu fotoğrafları görünce Osmanlı dönemine dair gözümüzde bazı şeyler canlanacaktır. Tarih gezintisi diye başlığı süslesek de yeridir.

Osmanlı askerleri..
Kalabalık Osmanlı askerleri..
Yıldız Sarayı, İstanbul
Osmanlı döneminde sandallar..
Osmanlı döneminde paşalardan biri..
Osmanlı döneminde İngiliz askerleri
İstanbul boğazı…
Osmanlı paşalarından biri..
Osmanlı’da gündelik hayat..
İstanbul Boğazı..
İstanbul Boğazı’nda bir gemi..
İstanbul Boğazı’nda gemiler..
İngiliz askerleri İstanbul’da..
Osmanlı askerleri, Çanakkale’de..
Osmanlı askerleri cephede, Çanakkale..
Osmanlı askerleri..
Bir Osmanlı kadını..
Osmanlı topçuları..
Osmanlı gündelik hayatından bir kare..
Boğazda gemiler..
Osmanlı dönemi İstanbul manzarası..
Osmanlı’da halk..
Osmanlı askerleri cephede hazırlanırken..
Gemiler boğazda..
Osmanlı’da çocuklar..
Osmanlı askerleri..

Kaynak: stratejikortak.com

Ortadoğu’da Etnik Gruplar Haritası

Ortadoğu bölgesinin tarihine bakıldığında, bu toprakların çok stratejik ve verimli olmaları dolayısıyla pek çok medeniyetin beşiği olduğunu görürüz. Köklü medeniyetler, ‘ilkler’ bu coğrafyalarda yeşermiş ve her medeniyet kendi kültüründen parçalar bırakarak bir Ortadoğu mozaiğinin oluşmasına vesile olmuştur. Ortadoğu denen bu bölge çatışma ve savaşlarla anılsa da, üç büyük ilahi dinin doğduğu yer olması sebebiyle dinsel önemi çok büyüktür. Bölgede dört temel etnik gruptan bahsedilebilir. Türk, Arap, Fars, Kürt…

Haritayı incelediğimizde sarı alan ile gösterilen bölgelerin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ki ‘Arap’ nüfusu gösterdiğini, Kürtlerin Türkiye-Irak merkezli Suriye ve İran’da yaşadığı, Türklerin ve Türkmenlerin ise Türkiye-İran merkezinde bölgeye dağıldığı, Farsların ise İran’da yaşadığı görülmektedir. Harita da en dikkat çeken unsur ise Afganistan’ın tam bir etnik mozaik halinde olmasıdır.

 

Cenevre Görüşmelerini Etkileyen 9 Başlık

0

Cenevre Görüşmeleri öncesi Suriye’de ve bölgede bazı gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler Suriye’de taraf olan ülkelerle ilgili. Bu ülkeleri ilgilendiren ve Suriyeli milyonların kaderini de belirliyor aynı zamanda. Düşünün, Rusya Suriye’ye müdahalede bulunmasaydı, Suudi Arabistan Yemen’e girmeseydi veya PYD bu denli ilerlemeseydi, Suriye için süren görüşmeler nasıl olurdu? (https://locallens.com) Aslında aşağıdaki 9 başlık 29 Ocak’ta yapılacak Cenevre Görüşmelerine giden yolda akılda kalan, hafızalardan silinmeyecek ve görüşmeleri doğrudan etkileyebilecek önemli gelişmeler.

1-) Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi

Putin ve Esad

İran’ın her türlü desteğine sahip olan Suriye rejimi, muhaliflerin karşısında ciddi manada gerilerken Rusya imdadına yetişti. Dünya dengelerini değiştiren bu müdahale ile birlikte Rusya bölgedeki güç boşluğu doldurmak ve kendini ‘küresel bir güç’ olarak ispatlamak için hava operasyonları düzenlemeye başladı. Suriye’ye IŞİD’e karşı savaşmak için geldiğini söyleyen Rusya, daha çok muhalifleri hedef alıyor.

2-) Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi 

Rus Uçağının Düşürülmesi

Rusya Suriye müdahalesiyle birlikte Türkiye sınırını da çokça ihlal eder oldu. Son olarak uzunca uyarılar yapıldı ama Rus uçağı sınırı ihlal etti ve Türkiye 24 Kasım’da Rus uçağını düşürdü. O gün bugündür Türk-Rus ilişkileri ‘kopuk’. Bir de Türkiye o gün bugündür Suriye üzerinde eskisi gibi uçamıyor.

3- İran’a yönelik ambargoların kalkması

İran'a yaptırımlar

İran’a uygulanan ambargoların kalkacağı geçen yaz yapılan anlaşmalarla tahmin edilmiş ve Ocak 2016’da kalkmıştır. Yıllar sonra İran dünya ile ticaret yapabilecek. Bu aynı zamanda akbaba gibi bekleyen büyük şirketleri de iştahlandırdı. İran’la ilişkileri iyi tutmak isteyen ülkeler var ve bunun Suriye yansıması farklı olacaktır.

4-) Avrupa’nın Suriye yorgunluğu

suriyeli mülteciler

Suriyeli mülteciler 2015 yılı itibariyle kitleler halinde Avrupa’ya ulaşmaya başladı. Avrupa’daki Suriyeli mülteci sayısı bir milyona yaklaştı.
IŞİD’in Paris saldırıları ve Avrupa’nın korkusu, Avrupalı devletleri Suriye’de istikrarın en yakın zamanda olması gerektiğini akıllarına getirdi ve ‘Esad bile kalabilir’ istikrar olacaksa boyutuna gelindi.

5-) Uluslararası Suriye Destek Grubu kurulması ve Viyana toplantısı

Viyana Görüşmeleri

2015 sonbaharında, Suriye’de çıkarı olan küresel ve güçler bir araya geldi, aralarına İran da katıldı ve uluslararası Suriye Destek Grubu kuruldu.
Bu grup 2015 Kasım ayında Viyana’da toplanarak siyasal çözüm sürecini yeniden başlatma kararı aldı.
Viyana’da yapılan plana göre, Ocak 2106’da rejim ve muhalefet bir araya gelecek, altı ay içinde geçiş hükümeti kurulacak, 18 ay içinde de seçimler yapılacaktı. Fakat, Uluslararası Destek Grubu içinde, bu görüşmelere muhalefet adına kimin katılacağından Beşar Esad’in bu süreçteki yerinin ne olacağına dair fikir ayrılıkları devam ediyor.

6-) ABD desteğinde PYD’nin kuzeyde ilerlemesi

Obama ABD Suriye’ye asker göndermeyecek, yerel güçlere destek verecek açıklamasından sonra PYD desteği muazzam boyutlara ulaştı. PYD Suriye’de ki taraflar arasında 2015 yılında en fazla toprak elde eden taraf olurken, Türkiye bu gelişmelere karşı hep sert tepkiler gösterdi. PYD’nin Türkiye’nin itirazları dolayısıyla Cenevre’deki toplantıya davet edilip edilmeyeceği de hala muamma. PYD Esad rejimiyle işbirliği yaptığı için muhalif sayılmamalı deniyor.

7-) Muhalif komutan Zahran Alluş’un öldürülmesi

25 Aralık 2015’de Suriye’deki önemli silahlı muhalefet örgütlerinden biri olan İslami Cephe’nin lideri Zahran Alluş, Rus saldırısında öldürüldü. Alluş silahlı gruplar arasında da sözü dinlenen bir isimdi. IŞİD ve Nusra dışındaki silahlı muhalefeti toparlayabilecek bir isim olarak görülüyordu.


😎 Silahlı muhalefetin güney cephesinin gerilemesi

muhalefetin güney cephesi

Kuzey’deki silahlı muhalefetin aksine, bölünmüşlük ve çok seslilikten mustarip olmayan, tek bir operasyon odası tarafından yönetilen ve kadroları tamamen bölge insanından oluşan Güney Cephesi, 2015 yaz aylarında planladığı gibi Dera’yı ele geçiremedi. Geri çekilmek zorunda kaldı. Güney Cephesi’nin yapısı ve yönetim şekli, silahlı muhalefetin başarılı olabileceğini, rejimin önemli ölçüde geriletilebileceğini düşündürüyordu. Güney Cephesi’nin başarılı olması durumunda Kuzey’deki muhaliflere de örnek olabileceği söyleniyordu.

9-) Suudi Arabistan’ın Yemen’e müdahalesi

Arabistan'ın Yemen'e Müdahalesi

Suudi Arabistan, Mart 2015’te bazı Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle birlikte Yemen’e hâlâ devam eden askeri operasyon başlattı. Bu operasyonlardaki amaç ise İran destekli Husilerin ilerleyişini durdurmak.  Suriye’de ki muhaliflerin en büyük destekçisinin beynini ve ekonomisini Yemen’e yorması, Suriye muhalefetinin zararına oldu.

Cenevre Görüşmeleri: 2012, 2014 ve 2016 adlı yazımızdan görüşmeler hakkında bilgi alabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/cenevre-yolunun-9-kose-tasi

3 Milyon İnsanı Öldüren Pol Pot’un Katliam Gerekçesi Şaşırtıcı!

1

Kamboçya’da 1970 yılında Amerikan destekli darbe olunca Komünist Partinin silahlı kanadı Kızıl Kmerler, ABD destekli yeni yönetimi tanımadılar ve onunla mücadeleye giriştiler. İlk başta 5 bin kişilik gücü olan Pol Pot ve taifesi kısa zamanda 70 bin kişilik devasa bir güce kavuştu.

Pol Pot’un liderliğindeki Kızıl Kmerler ile askeri yönetim arasında yaşanan iç savaş Kızıl Kmerlerin lehine 1975 yılında sona erdi. Kızıl Kmerler savaşı kazandı ve Demokratik Kamboçya adıyla yeni bir rejim kurdular. Yeni rejimin başbakanı ise Pol Pot oldu.

pol pot

Katliamların Gerekçesi
Pol Pot’un katliamları, aslında bu şahsiyetin kafasında kurmak istediği düzeni yerine getirmek için yapılmış. Pol Pot’a göre aslında insanlar doğuştan eşit ve iyilerdi, onları bozan ise yozlaşmış bir toplumda yaşamaktı. Para, din, teknoloji, piyasa ekonomisi, iş bölümü, toplumu yozlaştıran unsurlardı. Ancak bunların yok edilmesiyle yeni bir toplum yaratılabilirdi.

Pol Pot’a göre iyi insanlar ise çiftçilerdi. Çiftçi olmayan herkes modern toplumun yozlaşmış insanlarıydı. Pol Pot, çiftçilerin güçlenmesiyle Kamboçya’nın zenginleşeceğine inanıyordu ve bunun için kapitalizme dair tüm unsurların yok edilmesi gerekiyordu.

Pol Pot şehirleri boşaltarak insanları köylere göçe zorladı.

Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkese düşmandı.

Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, din adamı, gazeteci, yazar, yabancı dil bilenler kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçirildi ve katledildi. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. 

Toplumun geleneksel değerleri tahrip eden Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalıştı. Aile fertleri birbirinden kopartılarak, herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlandı. Toplanan çocukların beyinleri yıkanarak askeri eğitime tabi tutuluyorlardı.

Tarihe hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmaya çalışan Pol Pot’un bu yıkım dalgası tarihe Sıfır Yılı olarak geçti.

Pol Pot dönemi: (sadece) 3 yıl 8 ay
Bu dönem içerisinde ülke nüfusunun yaklaşık yarısı yani 3 milyon insan katledildi. Cephane masrafı fazla diye, insanlar maliyetsiz bir şekilde bıçaklanarak yada dövülerek öldürülüyorlardı. Düşünün ne kadar insan öldürülmüş.

Pol Pot rejiminin sonu ise 1978’de Vietnam’la yaptıkları savaş ile geldi. Kamboçya’nın yalnızca gerilla gücü olduğu için Vietnam’a yenildi, ve kanlı Pol Pot rejimi tarihten silindi. Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçtı. Ülkede yeni bir hükümet kuruldu ve (Vietnam’ın ) düşman(!) işgaliyle tüm ülke refaha kavuştu.

Kaynak:
Ömer Aymalı’nın ‘Kamboçya’nın kanlı tarihi: Pol Pot rejimi’ adlı yazısından alınmıştır. (http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=256030)

Arap Baharı’ndan Bugüne Mısır

0

Mısır’a en önemli Arap ülkesi dense yalan olmaz herhalde. En kalabalık Arap ülkesi olan Mısır’da, Arap Baharı’yla birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek devri yıkıldı. Mübarek sonrası Mısır’da ilk demokratik seçimleri ‘Mursi’ kazandı ve bir sene sonra Mursi’ye askeri darbe yapıldı. Darbeci Sisi hâlâ yönetimde.

mısır devrimi kronolojik tarihi
Grafik: Kemal Delikmen – AA

[TAM EKRAN İNFOGRAFİK]

Rus Yanlılarının ‘Karıştırdığı’ Moldova’da Neler Oluyor?

0

Moldova’da Batı yanlısı hükümete karşı Rusya yanlısı grupların başını çektiği gösteriler hükümeti istifa etmeye zorluyor. Ülkedeki ayrılıkçı sorunlarla uğraşan Moldova şimdi bir de ‘Rus baskısıyla’ uğraşıyor. Çünkü Moldova’da ki gösterileri Rus devlet televizyonları canlı olarak, ‘muhalefet destekli’ veriyor.

moldova protestolar
Görsel: Moldova’da ki ‘AB’ destekli protestolardan (TEMSİLİ)

Avrupa Birliği Moldova ile yakınlaşma çabası ve sorunlu Transdinyester bölgesiyle ilgilenmesi, Rusya’nın karşı hamle olarak muhalefeti harekete geçirmesine sebep oldu. En azından uzman görüşleri bu yönde.

Moldova şuan tıpkı komşusu Ukrayna gibi, Batı ile Rusya mücadelesinin alanı durumunda. Ülkedeki siyasi yapılanma Avrupa ve Rusya yanlısı şeklinde kutuplaştı ve bu durum Moldova’yı siyasi ve ekonomik krizin eşiğine getirdi.

2014 yılında yapılan, Moldova’da ki son parlamento seçimleri aslında krizin başlangıcı sayılabilir. 19 partinin seçimlere girdiği mücadelede Rusya yanlısı partiler parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı. Daha doğrusu az bir farkla parlamentoda çoğunluğu sağ partilere kaptıran Rus yanlısı sol partiler erken seçim isteklerini dillendirmeye başladılar.

Hükümet istifaları Moldova’da istikrarın karşısında en büyük engel oldu. Aslında herkesin bildiği ama malum prosedürlerden ötürü kesin olarak yazamadığı, Ukrayna’da ki gibi Moldova’da da Rus etkisi söz konusu.

Moldova nerede
Moldova Nerede: Moldova ve Transdinyester Haritası

Rusya Moldova’da Ne Yapabilir?
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya, Transdinyester’e askeri birliklerini yerleştirmişti. Rusya, 1992 yılından beri Kolbasna köyünde bulundurduğu tank ve zırhlı araç destekli iki tabur askeri gücünü bugün hala koz olarak elinde tutuyor. Çünkü Rusya buradaki askerleri çekmedi. Ayrıca bölgede 150 bin civarında Rus pasaportu taşıyan vatandaşın varlığı da Rusya lehine potansiyel bir güç olarak kabul ediliyor.

Rus askerlerin Ukrayna’da ayrılıkçılarla aynı safta hem taktik hemde sıcak çatışmalara girdiği söylentileri(Rus resmi rakamları dışında herkes bunu kabul ediyor) ve geçen yıl Nisan ayında Rus askeri birliklerinin Transdinyester’de 400 asker ve 30 zırhlı aracın katılımıyla tatbikat yapması, Rusya’nın Moldova’da ki ayrılıkçıların en büyük destekçisi olacağını gösteriyor.

Transdinyester: Moldova’da Tek Taraflı Bağımsız Olan Bölge
Ukrayna ile Moldova arasında bulunan “Transdinyester Sosyalist Moldova Cumhuriyeti” tek taraflı bağımsızlığını ilan eden bir bölge olarak biliniyor. Ancak, BM üyesi hiçbir ülkenin devlet olarak tanımadığı Transdinyester’i dünyada sadece Rusya’nın desteğiyle Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden “Güney Osetya” ve “Abhazya Cumhuriyetleri” tanıyor.

Rusya’nın ‘Karıştırdığı’, Karışıklığına İzin Verdiği (yada İlgilendiği) Bölgeler

Rusya: Transdinyester, Abhazya, Güney Osetya ve Dağlık Karabağ

Moldova’da olaylar ne zaman başladı?

moldova kronoloji



Gösterileri başlatan Moldova muhalefeti kim ve ne istiyor?

moldova muhalefeti





Kaynak: 
www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2014/03/24/a-map-of-transnistria-crimea-and-other-geographical-gray-areas-to-be-worried-about/
www.aa.com.tr/tr/dunya/moldovada-ikinci-ukrayna-senaryosu/508983
Görseller / AA

Taliban’ın Haritası ve Barış İçin Şartları

6

Taliban, Afgan hükümetiyle barış görüşmeleri için ön şartlarını açıkladı.

Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid, yaptığı yazılı açıklamada, örgütün Afgan hükümeti ile barış görüşmelerin başlaması için;

  • Taliban’ın Katar’ın başkenti Doha’da olan ofisinin resmen tanınması, 
  • Birleşmiş Milletler (BM) kara listesinden Taliban liderlerinin isimlerinin çıkarılması, örgüt liderlerinin yakalanması veya öldürülmesi için konulan ödüllerin iptal edilmesi, 
  • Hapishanelerdeki örgüt üyelerinin serbest bırakılması,
  • Taliban karşıtı propagandaya son verilmesi

şartlarını koştu.

Taliban daha önce ABD liderliğindeki NATO güçlerinin çekilmesini ve ülkede İslam yönetiminin kurulmasını barış için şart koşmuştu. Ancak yeni açıklamada bu iki şart bulunmuyor.

taliban

Taliban Hakkında Bilgi
Sert İslami uygulamalarıyla dünyanın dikkatini çeken Taliban rejimi; savaş beyleri, farklı aşiret, boy ve etnik gruplar arasında bölünmüş olan Afganistan’da 1994’te ortaya çıktı.
Sovyetler Birliği’yle savaş sırasında Pakistan’a göç eden mülteciler, savaş sonrası geri dönmeye başladı. Pakistan’da, özellikle Deobandi Medresesi’nde eğitim görmüş öğrenciler de geri dönen mülteciler arasındaydı. Bunlardan biri olan Molla Ömer etrafında birçok öğrenci ve Peştun mücahitle Taliban’ı kurdu.

Talib, İslam öğrencisi anlamına geliyor ve Taliban da bunun çoğulunu ifade ediyor.

Pakistan’dan ve Afganistan’ın çeşitli bölgelerinden gelenlerle birlikte büyüyen Taliban hareketi, Aralık 1994’te 12 bini bulmuştu.

1994 yılında bir komutanın iki kız öğrenciyi kaçırmasıyla aileler medrese sorumlusu molladan yardım isterler. Molla elli üç öğrencisiyle komutanın karargahına baskın yapıp kızları kurtarır. Komutan ve adamlarını ise asarak idam eder. BBC kanalıyla dünyaya da akseden bu hadise Taliban hareketinin başlangıcı kabul edilmiştir.
Şiddetli çatışmalar sonucu ülkenin %85’i Taliban hareketinin denetimine geçmiştir. Taliban 26 Eylül 1996’da başkent Kabil’e girdi. Pakistan ve Suudi Arabistan Taliban’ı meşru yönetici olarak tanıdı. Taliban ülkenin üçte ikisini kontrol eder hale geldi.

Taliban’ın ilk icraatı 1986’dan 1992’ye kadar Afganistan’ı yönetmiş eski Cumhurbaşkanı Necibullah’ı asmak oldu. Taliban’ın bu eylemi müttefiki olan Pakistan ve Suudi Arabistan’ı da sıkıntıya soktu.

Usame Bin Ladin ve El Kaide’ye yataklık yapmakla suçlanan Taliban, 11 Eylül Saldırılarıları sonrası ABD’nin hedefi haline geldi. 11 Eylül sonrası ABD öncülüğündeki NATO koasliyon güçleri Afganistan’a saldırdı ve Taliban devrildi. Ancak örgütün lideri Molla Ömer yakalanamadı. 2015 Temmuz ayında resmi olarak Molla Ömer’in öldüğü açıklandı.
Taliban’ın Haritası:

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/dosya/talibanin-ortaya-cikisi-ve-gelisimi
http://www.dunyabulteni.net/dunya/352888/taliban-muzakereler-icin-sartlarini-acikladi
https://saklibelgeler.wordpress.com/2012/03/16/taliban-kimdir-taliban-nedir-video-ve-fotograflarla-taliban/

Taliban controls or contests 70 districts in Afghanistan

Terörü Bitiren ‘Sri Lanka Modeli’

1

Sri Lanka Modeli Nedir?
Sri Lanka’da ayrılıkçı tamil kaplanları adlı gruba devletin hedef şaşmadan operasyonlar düzenlemesi sonucu, tamil kaplanları adlı örgütün kurucularından diğer üst düzey yöneticilerine kadar öldürüldüğü, bunu yaparken de binlerce sivilin hayatını kaybettiği ama terörün bitirildiği, terörle mücadele modeli denebilir. Sri Lanka modeli denince, ‘terörü bitirme odaklanan devletin, insan hakları ihlallerinde bulunduğu’ bir model akla geliyor. (Sri Lanka ordusu, 2009 Mayıs’ında ayrılıkçı Tamil Kaplanlarına düzenlediği operasyonlarda örgütün tüm üst düzey yöneticilerini öldürmüş ve örgütün tüm kamplarını haritadan silmişti.)

Sri Lanka’daki çatışmalar ve Tamil Kaplanlarının Sonu
Sri Lanka’da Tamilli isyancılar ile devlet arasındaki çatışmaların 60 yıllık geçmişi var. 1948’te Britanya’dan bağımsızlığını kazanan Sri Lanka’da ki Tamil azınlığın ülkedeki oranı yüzde 12 civarı.

Tamil hakları ve ayrı bir devlet için savaştığını söyleyen Tamil Kaplanları (LLTE) 1975’te kuruldu. ‘Tamil Eelam’ adında bir devlet kurmaya ant içen LLTE, diğer örgütlerin liderlerini öldürerek tekleşti.

”Süper başkanlık” sistemiyle yönetilen Demokratik Sosyalist Sri Lanka Cumhuriyeti’nde, altı yılda bir halkın seçtiği başkan, devletin, hükümetin ve ordunun başı.

Kurulduğundan beri askeri ve siyasi kanadı olan, hayli hiyerarşik örgütün mutlak lideri Vellupiali Prabhakaran’dı.

sri lanka modeli nedir
Tamil Kaplanları Örgütünün Lideri Vellupiali Prabhakaran

Tamil Kaplanları Yapılanması: Siyasi kanat, eyaletin güvenlik, hukuki, idari işlerini yönetirken yerel TV ve radyo yayınlarına da hakimdi. Ayrıca uluslararası ilişkileri yöneten bir sekreteri vardı.

Askeri kanadı, devletin ordusuna benzer biçimde yapılanmıştı. Bölge komutanları taktik askeri kararları alabiliyordu.

Kadın gerilla güçleri ve deniz kuvvetleri özellikle meşhurdu. En güçlü günlerinde 10 bin kişilik ordusu olan LLTE kadroları 2009 operasyonu sonrası ciddi biçimde azaldı.

1981-2009 arasında zaman zaman şiddeti artarak süren savaşta en az 100 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 

‘İntihar bombacısı’ kavramını dünya literatürüne sokan LLTE, sivillere yönelik saldırılarla birlikte, önemli mevkilerdeki figürlere de suikast düzenlemiş bir örgüt. Bu suikastlerin en dikkat çekeni ise Sri Lanka başkanının bombalı saldırı sonrası öldürülmesi.

Tamil Kaplanları’nın Sri Lanka havayolları filosunun yarısını havaya uçurmuşluğu ve buna ek olarak denizaltı batırmışlığı var.

ATEŞKES: Tamil Kaplanları ile Devlet arasındaki barış görüşmeleri
2002’de hükümetle Tamil Kaplanları, Norveç hükümetinin gözetiminde ateşkes imzaladı. Hükümet Tamil Kaplanları yasağını kaldırırken isyancılar da bağımsız devlet talebinden vazgeçti.

Her şey güzel giderken (bir yıl içinde) Kaplanlar, görüşmelerden çekildi. 2004’te Başkent Kolombo’da intihar saldırısı düzenlendi, dışişleri bakanı öldürüldü ve ülkede ‘olağanüstü hal’ ilan edildi.

tamil kaplanları

İsyancı Tamil Kaplanları nasıl yenildi?
Hükümet, Tamil Kaplanları’nın kontrol ettiği bir bölgede suyu kesmesini fırsat bilerek geniş çaplı bir harekat başlattı. 10 yıldır LLTE’nin kontrol ettiği Kilinochi’de gerillaların teslim olması talep edildi. Gerillalar teslim olmayınca, yüz binlerce sivilin yaşadığı bölgede sürdürülen savaşın durdurulması için uluslararası camia çağrılar yapsa da hükümet kulak buna asmadı. Tamil Kaplanları, uçaklarla Kolombo’ya intihar saldırıları düzenledi.

2009 Mayıs’ında ordu, Tamil Kaplanları’nı bozguna uğrattı. LLTE’nin daimi lideri Prabhakaran öldürüldü, gerilla silah bıraktı, Tamil Kaplanlarının yeni seçilen lideri yakalandı.

Sri Lanka Nerede?

sri lanka nerede

Kaddafi Dönemi Libya: ‘Refah ve Huzur’

5

1942’de Libya Sirte’de doğan Muammer Kaddafi 1 Eylül 1969’da yönetime gelmiştir. 7’si erkek 8 çocuğu ve iki de evlatlığı olan Kaddafi 16 Ocak 1970 yılında yeni anayasa hazırlanınca başbakanlık ve savunma bakanlığı görevlerini üstlendi.

Kaddafi dönemi Libya ve Kaddafi hakkında bilmediğiniz birçok şeyi öğreneceğiniz bu yazıyı, çeşitli yazı ve haber kaynaklarından derledim. Eminim çok şaşıracaksınız.

Kaddafi döneminde Libya’da neler oluyordu biliyor musunuz?

Su ve doğal gaz zorunlu ihtiyaç olduğu için ücretsizdi ve Libya’da evlerde elektrik bedavaydı. Sağlık hizmetleriyle birlikte eğimin de ücretsiz olduğu Libya’da tüm hastalar ilaçları hiçbir ücret ödemeden alabiliyordu. Ülkenin kendi ulusal bankaları halktan faiz almazken, hiçbir vatandaş vergi vermiyordu. Şaşıracaksınız ama Kaddafi devrilmeden önce dünyadaki en borçsuz ülke Libya’ydı. Eğer ki yurt dışında okumak istiyorsanız da, devlet tüm öğrencilere aylık 1650 avro ‘geri ödemesiz’ burs veriyordu. Bu rakam 2011 yılının rakamları. Şuan ne kadar verilirdi, siz düşünün.

Petrol gelirlerinin %90’ı Libya halkına gidiyordu ve evlenmek isteyen çiftlere devlet 150 metrekarelik daire veriyordu.(stratejikortak.com) Her aileye de istisnasız aylık o zamanın parasıyla 760 TL para, bir nevi maaş bağlanıyordu. Nüfusun yüzde 25’i yüksek tahsilli üniversite mezunuydu. Kaddafi dönemindeki Libya, IMF veya Dünya Bankası kredisi kullanmamıştı.

Kaddafi, Petrol ihraç eden ülkelere (OPEC) dolar ve euro yerine altın karşılığı satış yapmalarını tavsiye etmişti. Tıpkı Saddam Hüseyin gibi. Bunun anlamı ise altın karşılığı para basmayan Batılı ülkelerin iflasını istemek demekti.

Yönetime geldiğinde İngiliz askeri üstlerini ve birliklerini ülkeden çıkaran Muammer Kaddafi, petrol şirketlerini ulusallaştırdı ve İtalyan, Yahudi azınlığın mal varlığına el koyarak onları göçe zorladı. Türkiye’nin 1974’te ki Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ABD’ye meydan okuyarak, Türkiye’ye açıktan destek veren tek liderdi. 2011’de Arap Baharı sırasında halk tarafından kafası ezilerek öldürüldü.

Muammer Kaddafi’nin ABD’nin Irak işgali ve Saddam Hüseyin’in asılması sonrası Birleşmiş Milletler (BM)’de ki o efsane konuşmasını vererek yazıyı biterebiliriz. Konuşma açık ve net olarak her şeyi özetliyor.

[irp posts=”13969″ name=”Kaddafi Öncesi ve Sonrası: Libya’da Nüfus ve Ekonomi”]

[irp posts=”73″ name=”Kaddafi’nin ‘Arap Baharı’ Kehaneti Tuttu”]

Kaynak:
http://odatv.com/kaddafiyi-hic-boyle-tanimadiniz-2610111200.html
http://haber.stargundem.com/dunya/1142515-libya-lideri-muammer-kaddafi-kimdir-hakkinda-ki-tum-bilinmeyenler.html
http://www.urfahaber.net/haber/libya-ve-kaddafi-hakkinda-bilinmeyenler–4922.html
http://www.bilinmeyenler.org/muammer-kaddafi.html

Kuzey Kore’ye Neden Dur Denmiyor?

2

Kuzey Kore hakkındaki bilgiler büyük ölçüde Güney Kore’den ve bu ülkede bulunan 30 bin kadar ABD askeri varlığından alınıyor. Sadece Rusya, Çin, Laos, Küba ve İsviçre ile diplomatik ilişkisi olan Kuzey Kore’nin bunların dışında kalan her ülkeyi düşman gördüğü ileri sürülebilir. Ancak Kuzey Kore, esas itibarıyla önemli bir görev üstleniyor.

kuzey kore lideri

Kuzey Kore, Çin için bir anlamda “Rusya’nın İran’ı” durumunda. Her an nükleer savaşa hazır çılgın bir ülke görünümü vererek bir yandan Rusya ile Çin arasında tampon oluşturup Rusya’nın Çin üzerinde oluşturabileceği baskıyı dengeliyor, öte yandan ABD’nin Güney Kore ve Japonya’daki askeri varlığını artırmasını sağlıyor. Dolayısıyla Kuzey Kore, eskiden olduğu gibi, Rusya-ABD dengesinde Çin’in “dengenin dengeleyicisi” olmasını sağlayan bir siyaset güdüyor.

Ülke eski sisteme göre yönetiliyor, yaptıkları da yine eski sistemin politikaları olarak vuku buluyorsa, Kuzey Kore’nin “iki kutuplu” sistem isteyenlerin kovasına su taşıdığı söylenebilir. Ayrıca bu ülke, esas gerilimin Ortadoğu’da değil, Asya’nın Pasifik bölgesinde olduğunu hatırlatıyor.

Aslında Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’nun yukarıdaki Kuzey Kore analizi noktasından virgülüne kadar doğru. Nasıl ki Türkiye-Rusya uçak krizinde sonra Rusya Suriye’ye S-400 füze savunma sistemlerini yerleştirirken tehlike olarak Türkiye’yi gösterdiyse, işte ABD’de Kuzey Kore’yi bölgedeki etkinliğini arttırmak için bir sebep olarak gösteriyor. Bir nevi meşruiyet kazanıyor.

Hep söylediğim gibi Asya bölgesi dünya politikasında söz sahibi olmak için önemli. Bir gözümüz Ortadoğu’da diğer gözümüz ise Asya bölgesinde olmalı diye düşünüyorum.

Çin, İran’a Karşı Suudi Arabistan’ın Yanında

0

Çin yönetiminin günlerdir beklenen Ortadoğu gezisi Suudi Arabistan’la başladı. Çin, beş gün sürecek bu geziden önemli fırsatlar ve işbirlikleri elde etmeyi planlıyor. Çin’in Ortadoğu için istikrarlı ekonomik politikası, hızlı büyüme-kalkınma, yumuşak diplomasi ve devasa nüfusuyla mükemmel bir model oluşturduğu, Çin devlet kanalındaki analizlerden birisi.

Çin’in ‘İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’ ve ‘Deniz İpek Yolu’ projeleriyle yeni bir ipek yolu oluşturmayı düşünüyor ve bu projelere Suudi Arabistan ve Mısır’ın liman ve yollarıyla katılma isteği olduğu belirtiliyor. Çin’in Suudi Arabistan ziyaretinde Riyad’la stratejik işbiliği içeren 14 anlaşma imzaladı.

Çin’in Yemen açıklaması

Çin’in Riyad gezisinde asıl önemli açıklama Yemen’le alakalıydı. Çin Cumhurbaşkanı Yemen’le ilgili olarak iki ülkenin de Yemen meşru hükümete destek verdiğini belirtti. Yani bu şu demek oluyor; Çin, Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerinin İran’ın desteklediği Husilere karşı operasyonlarında İran’ın tarafında değil de, Suudi Arabistan destekli Yemen meşru hükümetinin tarafında. Uzun cümlelerden ziyade Yemen’de ki tarafları hatırlayacak olursak, İran destekli Şii Husiler’e karşı, Yemen meşru hükümeti ve Riyad liderliğindeki koalisyon güçlerinin ittifakı söz konusu.

Daha önce Çin’in Ortadoğu Politikası adlı yazıda belirtildiği gibi, Çin’in bölgede sadece kendi siyasi ve ekonomik çıkarları üzerine dış politika izlediğini gösteriyor. Riyad-Tahran krizinde Suudi Arabistan’a destek veren ülkelerden sonra Suudi Arabistan’ın bölgede diplomatik güç ve kilit ülke olduğunu Çin’in fark etmesi ise zor olmamış. Çin’in yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti’ye kuracağını açıklaması ve bu ülkenin Riyad-Tahran krizi sonrasında İran ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini unutmamak gerekir. Riyad’da ki Çin’in bu Yemen açıklaması, İran Rusya ve Çin’in Suriye’de ittifak halinde olmasına rağmen, Yemen’de ve bölgede bu ittifakın geçerli olmadığını gözler önüne seriyor.

Yemen’de neler olduğu hakkında bilgi almak için, Yemen’de son durum adlı yazıyı ziyaret edebilirsiniz.