İran’a Yaptırımların Kaldırılması: Petrol Piyasası ve Rusya

1

İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olan ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya ile Almanya (5+1) arasında 14 Temmuz 2015 tarihinde Viyana’da anlaşmaya varmıştı. Bu anlaşmaya de göre İran nükleer faaliyetlerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) denetçilerine açacak, denetçilerin onayından sonra da İran’a yönelik yaptırımlar kaldırılacaktı. UAEA denetçilerine göre İran, anlaşmadan sonra uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjlerin sayısını azaltmış, zenginleştirilmiş uranyum stokunu Rusya’ya göndermiş ve Arak nükleer reaktörünü sökmüştü.

İran'a yaptırımlar kaldırıldı

İran’a uygulanan yaptırımlar kaldırıldı. Bu yaptırımların kaldırılmasıyla da  İran’ın uluslararası bankalarda dondurulmuş olan 100 milyar dolarlık varlıkları serbest bırakılacak. Aynı şekilde İran ile iş yapan ülke ve firmalar üzerindeki yasaklarda kalkacak. Yani İran artık dünya ile ticaret yapabilecek. (İran’a “terörizme destek” ve “insan hakları ihlâlleri” kapsamındaki yaptırımlar uygulanmaya devam edecek.)

İran’a yaptırımların genel sonuçları:
– İran’ın dünya genelindeki 100 milyar dolar varlığı dondurulmuştu.
– İran için en önemli gelir kaynağı petrol ihracatı %50 düştü.
– İran’ın motorlu taşı üretimi %50 düştü ve İran’ın hava taşıt filosu yenilenemedi ve eskidi.

iran yaptırımları
İran’daki 1979 İslam Devrimi’nden günümüze yaptırımlar

İran’a yaptırımların kaldırılmasının farklı bir boyutu da var. Bu da petrol piyasası. Ambargoların kalkmasının ardından İran’ın piyasaya günlük 500 bin varil petrol üreteceği açıkladı. İran’ın petrol arzının, varili 30 dolarların altına düşen petrol fiyatlarını daha da düşüreceği ise görülebilen bir gerçek. Tahran yönetiminin bir sene sonra da üretimi ikiye katlayacağını dile getirmesi aslında şunu ifade ediyor.(stratejikortak.com) Şuan dünya piyasası günde 1,5 milyon varil petrol üretiyor. Petrol fiyatlarının düşmesindeki en önemli faktörlerden biri de ‘petrol üretiminin arttırılması’ olduğu düşünüldüğünde, aslında petrol piyasasının gidişatı hakkında bize ipuçları verebiliyor.

Rusya Başbakanı Medvedev’in son zamanlarda yaptığı ”Ekonomimiz, petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş, ülkemize uygulanan yaptırımlar ve küresel ekonomik yapının değişmesi gibi bir çok unsurla aynı anda daha önce mücadele etmek zorunda kalmamıştı” ve ”İran’a yaptırımların kaldırılması bizler için risk oluşturuyor” açıklamaları, insanın aklına komplo teorilerini de getirmiyor değil. Acaba İran’a yaptırımların kaldırılmasında Batı ve ABD’nin farklı planları mı var? Takipte kalalım ve görelim.

Kaynak:
http://tr.sputniknews.com/rusya/20160115/1020229313/medvedev-iran-piyasa-risk-.html
http://www.internethaber.com/medvedevden-itiraf-daha-once-karsilasmadik-1556925h.htm
http://www.aljazeera.com.tr/haber/abd-ve-ab-irana-yaptirimlari-kaldirdi

‘Türkiye Profesyonel Askerliğe Geçmelidir!’

0

Türkiye’nin profesyonel askerlik ve askeri teknoloji konusunda TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü bazı gerçeklerden bahsetti. Aslında hepimizin bildiği, ama ülke olarak hazır olmadığımızı düşündüğümüz bir gerçek.

Askerliğin amatörlerin işi olmadığını, profesyonellerin işi olduğunu söyleyen Özlü, Türkiye’nin profesyonel askerliğe geçmesi gerektiğini söylerken, TSK’nın konu hakkındaki görüşleri ve mevcut durum hakkında bazı açıklamalarda bulundu. Bende açıklamaları çeşitli başlıklar oluşturarak daha okunaklı hale getirmeye çalıştım.

Bir profesyonel askerin performansı, kaç acemi askerin performansına denktir?
En az üç acemi askere denktir.

Askeri gücü oluşturan iki önemli unsur vardır; birisi teçhizattır, malzemedir, ikincisi askerin eğitimidir, yani profesyonelliğidir. Askeriniz profesyonelse, modern teknoloji ile teçhizatınız oluşuyorsa çok ciddi askeri güç olursunuz. Askeri güç demekte milli güç demektir.

profesyonel türk askeri

Dünyadan Profesyonel ordulara örnekler:
Dünyadaki gelişmiş ülkeler Soğuk Savaş dönemi sonrasında, silahlı kuvvetlerini, askeri doktrinlerini, savunma stratejilerini yeniden yapılandırdılar. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ordusu genel olarak teknolojik teçhizatlardan ve profesyonel askerlerden oluşmaktadır.

Almanya birleştikten sonra zorunlu askerliği askıya aldı, yani yasadan kaldırmadı ama pratik olarak kaldırdı ve profesyonel askerliğe geçti.


Fransa zorunlu askerliği tamamen kaldırdı.

ABD ve İngiltere‘de ise 1970’li yıllardan beri profesyonel askerlik var.

Profesyonel ordu ve askeri teçhizat konusunda en ileri ülke hangisidir?
İngiltere, silahlı kuvvetlerini modernize etme konusunda en ileri düzeyde olan ülkedir.

türk askeri

Türkiye neden profesyonel orduya geçmeli?
Artık savaşların özellikleri değişti, teknolojik savaşlar var. Bir tank düşünün, o tankın içinde çok sayıda modern telsizler, haberleşme cihazları, elektronik harp sistemleri var. Acemi askerlerle bu tankı yönetmek çok zor. (stratejikortak.com)Bu tankı kullanan kişinin en az teknik lise, meslek yüksekokulu teknikerlik bölümü mezunu olması gerekir. Yani anlayacağınız acemi askerler tanka çok zarar verir.

İngiltere silahlı kuvvetlerinin bütün ihtiyaçlarını askeri dışı kaynak kullanarak gerçekleştiriyor. Mesela ABD’nin Irak işgalinde 180 bin ABD askeri savaştı ama silahlı kuvvetler içerisinde ki 180 bin sivil vardı. Türkiye’de bu sisteme geçmelidir. Neden mi?

Çünkü böyle olursa, bir karacı asker sadece tanka binip savaşmayı düşünür; o tankın, bakımı, yağı, yedek parçası, lojistiği ile ilgilenmez. Asker sadece savaşmayı, pilot da uçağa binip vuracağı hedefleri düşünür; uçağın onarımı, yakıtı ile uğraşmaz.

Profesyonel askerliğe geçilirse zorunlu askerlik ne olacak?
Fransa usulü olacak. Yani hem profesyonel askerle hem de gönüllüler olacak. Gönüllü askerlik ise Türk toplumunda da askerlik yapmak isteyenlere kapıyı açmak için var olacak.

Türkiye’nin profesyonel askerlik planı var mı?
Aslında hükümetin ve askerlerin bu yönde niyetleri var. Fakat bu bir plan, program, bütçe konusu. TSK bünyesinde profesyonel askerlik yönünde çalışmalar da mevcut fakat Sözleşmeli er, uzman çavuşluk gibi parça parça. Bunların toplu bir sistem içerisinde tamamen profesyonellerden oluşması gerekiyor.

profesyonel bordo bereliler

Türkiye’nin savunma harcamaları neden artmalı?
Dünya ortalamasında savunmaya harcanan para, ülkelerin gayri safi milli hasılasının(GSMH) yüzde 2,5 ile 2,7’si arasındadır. NATO üye devletlere ‘en az GSMH’nin yüzde 2’sini harcayın’ diyor. Türkiye’nin savunma harcaması ise 22 milyar dolar. Türkiye’nin savunma harcamasını GSMH’ya oranlandığında yüzde 1,7 ile 1,9 arasında kalıyor.

TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü’ye göre savunma harcamaları GSMH’ya oranla yüzde 2,5’un altına inmemeli.

Konu hakkında fikirlerinizi aşağıdan yorum olarak yazabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/askerlik-profesyonellerin-isidir-amatorlerin-isi-degildir

Suriye İnteraktif Son Durum Haritası

2

Suriye’de PYD, IŞİD, rejim ve muhaliflerin haritası.. Hangi örgüt nereyi kontrol ediyor? Anlık sürekli güncellenen interaktif Suriye haritası.. 

Esad Rejimi 2016 itibariyle Suriye’nin % 19.8’ini, IŞİD % 40’ını, PKK’nın Suriye kolu PYD % 25’ini ve muhalifler ise Suriye’nin % 15.2’lik kısmını yönetiyor. Şaşırtıcı ama IŞİD’den sonra en fazla alana hakim olan PYD; Esad rejiminden de, hep söylenen muhaliflerden de daha fazla alanı kontrol ediyor. Aşağıdaki harita her an değişen canlı interaktif Suriye son durum haritasıdır.

* Harita güncellendikçe üzerindeki işaretlerle kaynak verilmektedir. Haritadaki değişiklikler birçok kişi tarafından, rejim, muhalif ve PYD kaynaklarından edinilen bilgilerle yapılmaktadır. İnteraktif haritanın hemen altında ‘Tam Ekran’ yazısına tıklayarak haritayı büyütebilirsiniz.

  • Sarı bölge: PYD/PKK
  • Kırmızı bölge: Esad Rejimi
  • Yeşil bölge: Muhalifler(Ahrar’uş Şam, ÖSO vb.)
  • Siyah bölge: IŞİD

[Güncel Irak ve Suriye interaktif haritası için tıklayınız.]


Tam Ekran

Profesyonel Askerliğin ve Ordunun Önemi

0

Dünyadaki gelişmiş ülkeler Soğuk Savaş dönemi sonrasında, silahlı kuvvetlerini, askeri doktrinlerini, savunma stratejilerini yeniden yapılandırdılar. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ordusu genel olarak teknolojik teçhizatlardan ve profesyonel askerlerden oluşmaktadır. Almanya birleştikten sonra zorunlu askerliği askıya aldı, yani yasadan kaldırmadı ama pratik olarak kaldırdı ve profesyonel askerliğe geçti. Fransa zorunlu askerliği tamamen kaldırdı. ABD ve İngiltere’de ise 1970’li yıllardan beri profesyonel askerlik var.

profesyonel türk askerleri

Artık savaşların özellikleri değişti, teknolojik savaşlar var. Bir tank düşünün, o tankın içinde çok sayıda modern telsizler, haberleşme cihazları, elektronik harp sistemleri var. Acemi askerlerle bu tankı yönetmek çok zor. Bu tankı kullanan kişinin en az teknik lise, meslek yüksekokulu teknikerlik bölümü mezunu olması gerekir. Yani anlayacağınız acemi askerler tanka çok zarar verir.

Profesyonel askerlik gerçekleşirse şayet, ordu bünyesinde sivil çalışan sayısı artacak. İngiltere’de silahlı kuvvetlerinin bütün ihtiyaçlarını askeri dışı kaynak kullanarak gerçekleştiriyor. Mesela ABD’nin Irak işgalinde 180 bin ABD askeri savaştı ama silahlı kuvvetler içerisinde ki 180 bin sivil vardı. Türkiye’de bu sisteme geçmelidir. Neden mi?

Çünkü böyle olursa, bir karacı asker sadece tanka binip savaşmayı düşünür; o tankın, bakımı, yağı, yedek parçası, lojistiği ile ilgilenmez. Asker sadece savaşmayı, pilot da uçağa binip vuracağı hedefleri düşünür; uçağın onarımı, yakıtı ile uğraşmaz.

Eğer ki profesyonel askerliğe geçilirse de Fransa gibi hem profesyonel askerler hem de gönüllüler olacak. Gönüllü askerlik ise Türk toplumunda da askerlik yapmak isteyenlere kapıyı açmak için var olacak. Askerlik zorunlu olmayacak.

TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü’nün açıklamalarından derlediğim bu yazıya sonuç verecek olursak da, profesyonel asker savaşta ve çatışmalarda görevli olacak, ötesi berisi olmayacak. Ötesini berisini ise TSK bünyesindeki sivil çalışanlar düşünecek, onlar ilgilenecek.

Tayvan’da Seçimleri Çin Karşıtı Muhalefet Kazandı!

2

Tayvan’da muhalefetin adayı Tsai Ing-wen seçimleri kazanarak ülkenin ilk kadın devlet başkanı oldu.

tayvan lideri

Tavyan ile Çin arasında tarihten kalan sorunlar var. Geçtiğimiz ayda da ABD, Tayvan’a 1.83 milyar dolar değerinde silah satacağını duyurmuştu. Çin ise buna ‘kesinlikle karşıyız’ açıklamasında bulundu. Tayvan’da eski iktidar ile Çin arasındaki ilişkilerine sert bir şekilde eleştirilen Demokratik İlerleme Partisi’nden (PDP) Tsai Ing-wen, seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 60’ını aldı.

59 yaşındaki Tsai Ing-wen, eski bir üniversite hocası ve ‘balkon konuşmasında’ Pekin yönetiminin Tayvan politikasına bir kez daha tepki gösterdi.

Çin ile yakınlaşma politikalarının sahibi, iktidardaki Kuomintang (KMT) partisinin adayı Eric Chu ise seçimlerde yüzde 30’da kaldı.

Seçimi kazanan muhalefet partisi Demokratik İlerleme Partisi, 113 sandalyeli Tayvan parlamentosunda çoğunluğu elde edecek gibi görünüyor.

Çin-Tayvan sorunu ABD etkisiyle devam etmekle birlikte, Tayvan’ı günümüzde sadece 23 ülke tanıyor ve Çin Tayvan’ın üzerinde egemenlik etkisi sürüyor. Geçen ay ki ABD’nin Tayvan’a silah satışı sonrasında Çin Dış İşleri Bakanı “Tayvan, Çin’in ayrılamaz bir parçasıdır” demişti.

Sonuç olarak ABD’nin 21. yy itibariyle bölge ülkeleriyle yakınlaşması ve Tayvan’da da ‘Çin karşıtı’ hükümetin kurulması (yani ABD yanlısı olacaktır) Çin için tehlikeli bir gelişme olarak görülmektedir.

Çin-Tayvan Sorunu Nedir?

Kaynak: 
http://www.ntv.com.tr/dunya/tayvana-silah-satacak-abdye-cinden-sert-tepki,m808Q8CTsk6KqY1D0saBxQ 
http://tr.euronews.com/2016/01/16/cin-ile-yakinlasmaya-karsi-olan-muhalefet-tayvan-secimlerinden-zaferle-cikti/

Nazi Katliamlarından Geriye Kalan 11 Fotoğraf

0

Adolf Hitler’in gaz odaları, Yahudilerden sabun yaptırması ve bunun gibi vahşi işkencelerin yaşandığı Nazi Almanyası döneminde yüzbinlerce insan katledildi.

Bu katliamlardan elde kalan 11 fotoğraf:

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

Arap Baharı’nın Başladığı Tunus’ta Neden ‘Kaos’ Yok?

1

Arap Baharı birçok ülkede rejimleri değiştirirken, yerini kaos ve istikrarsızlığa bıraktı. Mısır’da ordu ülkenin demokrasiyle seçilen ilk cumhurbaşkanını devirdikten sonra darbeci yönetim otoriteyi daha da sertleştirdi. Tunus’un komşusu Libya‘da ise Kaddafi sonrasında sayısız grubun silahlı çatışmaya girdiği, ve biri Trablus, diğeri de Tobruk’ta olmak üzere birbirine rakip iki hükümetin zuhur ettiği bir duruma geldi.

Suriye yabancı müdahaleler ile etnik ve mezheb savaşının sergilendiği bir yer olurken, Yemen’de de devrik lider Ali Abdullah Salih’in müttefiki Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap İttifakı’nın desteklediği Hadi hükümeti arasındaki kanlı bir mücadele içinde buldu.

Arap Baharı’nın en durgun ve kansız geçtiği yer ise Tunus oldu. Bölgedeki en ilerlemeci anayasa sayılan bir metin ülkede yürürlüğü girebildi. 2014’te seçimlerden zaferle çıkan Nida Tunus ve Nahda Hareketi’nin başını çektiği dört parti koalisyon hükümetini kurdu.

tunus harita

Baharın başladığı ülke Tunus, diğer Arap ülkelerine nazaran ‘Baharı’ daha kısa ve kaossuz geçirdi denebilir. Ülkedeki siyasiler ve askerler genel itibariyle kişisel çıkar ve hazlarının peşlerine düşmediği ise aşikar.

Tunus Neden Karışmadı?
Tunus halkında ki dayanışmacı ruhla birlikte, mezhepçi, etnik, dini veya kabileci bölünmelerin olmaması; Irak, Yemen ve Suriye’de ki gibi siyasi ve mezhepçi ayrışmaların olmamasını engelledi.

Tunus’ta askerin siyasete müdahil olması gibi bir gelenek de yok. Kışladan ayrılmayan ordu siyasete girmeyip, ülke sınırlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmeye çalışıyor. Bu da ülkenin istikbali için en önemli gelişme sayılabilir.

Ülkede siyasilerin de tıpkı askerler gibi kişisel çıkarlarının peşine düşmeyip ülke çıkarlarını düşündüğü söylenebilir. Öyle ki önde gelen iki siyasetçinin suikastı sonrasında iktidardaki Nahda partisi, Arap siyaset tarihinde görülmemiş bir karar aldı. Tartışılmayacak seçim zaferine rağmen iktidardan feragat etmişti.

Tunus’taki siyasilerin bu uzlaşmacı havası ülkeyi karışıklıktan kurtardı. Bağımsız bir seçim komitesi kurularak, iktidar partisi olan Nahda’nın lideri, muhalefeti 15 Ağustos 2013’te Kurtuluş Cephesi şemsiyesi altında toplayan ‘baş düşmanı’ Kaid el Sebsi(şuanki cumhurbaşkanı) ile Paris’te bir araya geldi. Görüşmenin sonucunda, ülkeyi politik çıkmazdan kurtaracak bir yol haritasında anlaşıldı. Bu gidişatın bir sonucu olarak da Nahda’nın Anayasal Demokratik İttifak’ının yetkililerini siyasetten men eden “Devrim Koruma” kanunundan vazgeçerek çoğu muhalifin siyasi arenaya tekrar dönmesi sağlandı. Libya’daki, Mısır’daki “siyaset yasağı” ve Irak’taki baas tasfiyesiyle iki ülkenin de iç savaşa sürüklenmesiyle Nahda’nın aldığı bu kararın ne kadar da isabetli olduğu ise ortaya çıktı.

Tunus Cumhurbaşkanı
Tunus Cumhurbaşkanı El Bacı Kaid el Sebsi

Demokrasinin yayılmasından korkan Körfez ülkelerinin Arapların diktatörlere karşı ayaklandığı her yerde demokratikleşme faaliyetlerini baltalamada oynadığı rol ise bu ülkelerin en büyük sorunu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Arap ülkelerine tabiri caizse demokrasi karşıtlığı üzerine dış politika izliyor. Bu Körfez ülkeleri Arap ülkelerindeki ‘Müslüman Kardeşler’ gibi hareketlere karşı olan yönetimlere açık para desteği sağlıyor. En yakın örnek olarak da Mısır’da ki darbeci Sisi yönetimine destekleri gösterilebilir. Tunus Cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’ye, Mısır’dakine benzer bir senaryoyla iktidarı alması karşılığında Birleşik Arap Emirliklerinin para desteği vereceğini, ama bunu Kaid Sibsi’nin reddettiği ise önceden haber ajanslarından duyrulmuştu.

Sonuç olarak Tunusta; Suriye, Mısır, Yemen ve Libya gibi kaos ortamı, Tunus’ta ki siyasilerin, askerlerin ve en önemlisi halkının katkılarıyla bir şekilde engellenmiştir. Ülkeyi karışmayı isteyen dış güçler ve terör örgütlerinin de bir şekilde karşısında durmaya çalışan Tunus halkı ve siyasileri, Arap Baharı’nı en başarılı atlatan ülke olarak gösterilmektedir.

‘Arap Baharı sonrası Arap ülkelerinin bugünkü durumu’ adlı yazımızı okuyarak Libya, Mısır, Bahreyn gibi ülkelerdeki şuanki durum hakkında bilgi alabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/bae-tunusa-bir-sisi-ariyor
http://www.dunyabulteni.net/yazar/sumeyye-gannusi/20540/devrimin-5-yilinda-tunusun-goreceli-basarisi

IŞİD Bombalı Eylemleri Neden Üstlenmiyor?

1

Türkiye’de son bir yıl için Ankara Ulus, İstanbul Sultanahmet ve Şanlıurfa Suruç’ta bombalar patladı ve suçlu IŞİD dendi. Peki bu bombalı eylemleri IŞİD neden üstlenmiyor?

IŞİD Paris’teki saldırıları üstlenirken, 2014 yılının Haziran ayında Musul’da Türk diplomatları rehin almasından Sultanahmet saldırısına kadar bir çok eylemi üstlenmedi. IŞİD’in her eylemi yaparken, arka planda birçok şeyi hesaba katarak, hiçbir yer ve mekanın tesadüfi olmadığını görebiliyoruz.

IŞİD saldırıları üç kategoride değerlendiriliyor:

1. Kategori:
IŞİD sempatizanı insanların bireysel olarak düzenlediği ama eylemden hemen önce ya da sırasında IŞİD’e biat ettiğini duyurduğu eylemler. Buna örnek olarak da ABD’de California Sen Bernardino’da engellilere hizmet veren bir merkeze düzenlenen saldırılar gösterilebilir.

2. Kategori:
IŞİD’in dünyanın çeşitli yerlerinde vilayet olarak ilân ettiği yerlerde, yerel IŞİD örgütlerinin inisiyatifinde gerçekleştirdiği saldırılar, mesela Mısır ve Libya’da düzenlenen saldırılar.

3. Kategori:
Paris’teki gibi merkez tarafından emri verilen ve planlaması yapılan saldırılar.

ışid bombacıları

Uluslararası ilişkiler uzmanı Serhat Erkmen’e göre:
IŞİD ya da El Kaide gibi örgütlerin saldırıları üstlenmemek gibi genel bir tutumları olabiliyor. ABD’de ki 11 Eylül saldırısını El Kaide’nin düzenlediğine dair kimsenin şüphesi olmadığı halde, El Kaide’nin 11 Eylül saldırısını üstlenmediği gibi. Bu tip örgütler her zaman yaptıkları eylemleri üstlenmiyorlar. Yeni örgütler bunlar. Eskiden örneğin ETA, IRA gibi örgütler, eylemlerini üstlenir hatta eylemi gerçekleşmeden önce ‘şuraya bomba koyduk, sivilleri boşaltın’ derlerdi. Ama eski klasik teorilerle bu yeni örgütleri açıklamak mümkün değil.

TEPAV Uzmanı Nihat Ali Özcan’da:
IŞİD’in Türkiye’de daha önce düzenlediği intihar saldırılarının Suriye’de savaştığı PYD’nin uzantısı olarak gördüğü hedefler olduğunu anımsatıyor. Hem Ankara hem de Suruç saldırısının Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğine dikkat çekiyor ama bununla birlikte Sultanahmet saldırısının IŞİD’in stratejisinde bir değişikliğe gitmeye başladığının da işareti olabileceğini söylüyor.

IŞİD’in Türkiye’de ki bombalı eylemlerdeki amacı
Doç. Dr. Tuncay Kardaş bu sorunun cevabını şöyle veriyor:
IŞİD’in Türkiye’deki hedefleri sırayla Kürtler, sonra laikler ve en son hükümet. Böyle bir kategorizasyonu söz konusu. Ayrıca IŞİD toplumların sosyal fay hatlarını da hedef alıyor. Örneğin örgüt Avrupa’da Müslüman göçmenlerle, Avrupa’nın yerlileri arasında çatışma yaratmayı başardılar. Türkiye’deki saldırılarında da benzer bir amaç güdüyorlar, buradaki toplumsal fay hatları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Bunun içinde aceleleri olmadığı biliniyor.

SONUÇ
Aslında konu başlığında ki ‘IŞİD bombalı eylemleri neden üstlenmiyor?’ sorusuna uzmanların verdiği cevaplardan şunu anlayabiliriz. IŞİD’in Türkiye’ye tam cephe almak istememesi düşünülse de, IŞİD’in Türkiye’de ve dünyada ki eylemlerindeki amacı genel olarak ayrışma ve kutuplaşma. Çünkü bu ayrışma onlara militan desteğinden tutun, sempatizan kazanmaya kadar fayda sağlıyor. Fransa’da ki saldırılardan sonra Avrupa’da ki islamofobi kıpırdanması bile buna en yakın örnek. Radikal, ırkçı faşist yaklaşıma farklı bir örnek verecek olursak da, Almanya’da Suriyeli mültecilerin varlığı bile mültecileri istemeyen ırkçı partisinin oylarını %3’lerden %10’lara kadar arttırdı. Bu parti mülteci karşıtlığıyla bu başarıyı sağladı.

Sonuç olarak IŞID patlamaları üstlenmeyerek gizem yaratıyor ve bu gizem ‘karışıklığa müsait ülkelerde’ kaos için bire bir işe yaramaktadır. Türkiye’de bomba patladığında akıllara gelen ‘‘PKK mı? IŞİD mi? DHKP-C mi?” gibi sorulara göre de insanların olaylara bakışının değiştiğini ve bu kutuplaşmanın ince bir şekilde oluştuğunu IŞİD çok iyi bilmektedir.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/isid-neden-saldirilari-ustlenmiyor

En Uzun Menzilli Füzeler ve Ülkeleri

0

RUSYA’nın S-400’leri 
Hava savunma sistemi gelişmiş ülkeler arasında ön plana çıkan ilk ülke Rusya. Rusya’nın elinde S-400 füzesi bulunuyor. Bu sistem herhangi bir füzeyi 400 km ileriden teşhis ederek imha edebiliyor. Düşük iz bırakan hedeflerin dahi teşhis edilmesi hedeflenmiştir. Saniyede 4,8 km gibi çok yüksek hızla balistik füzeyi önlemesi planlanmıştır. İki farklı füze tipi tasarlanmıştır. Birincisi 400 km. menzilli büyük füze (big misille). Diğeri ise 120 km. mesafe içinde uçak ve uçaktan atılan füzelere karşı etkili olan 9M96 tipi füzelerdir. S-300 füzelerinin ise menzili azami 200 km. olup azami etkili irtifası (altitude) 30 km.dir.
rusya s-400
Topol RS-12m, Rus yapımı dünyanın en uzun menzile sahip füzesi -karadan karaya balistik füze-(10.000 km). 3 kademeli olup hedefine sabit bir noktadan yaklaşmaz; yani istediği yerden istediği zaman atış yapabilir. 1 ton savaş başlığı taşıyabilir ve yaklaşık 45 ton ağırlığındadır.

ABD’nin Patriotları
ABD Patriotlar, ABD’li silah şirketi olan Raytheon Company’nin ürettiği füze sistemidir. Patriot füze sistemi savunma üzerine kurulmuş olan bir füzeleme sistemidir. Bu sistem, saldırı için kullanılan 3-6 metre uzunluğundaki füzeleri ve bununla birlikte ses hızı ile mukayese edildiğinde bu hızın 3-5 katı oranındaki hızla gelen füzeleri tespit eder ve havadayken karşı füze göndererek imha eder. Patriot füze sisteminde radar sistemleri etkindir. Kara radarları sayesinde saldırıya geçen füzeler tanımlanır, takibi yapılır. Radar menzili 80 km.’dir. Bu menzile giren füzeler direk hedefe kilitlenir. Ayrıca otomatik pilotlarla da çalışırlar. İnsan hatası da böylece minimize edilir. Menzilinin fazla olması da insan gözüne ihtiyacı en aza indirmekte hatta yok etmektedir.

patriot füze savunma sistemleri
abd patriot füzeleri

ÇİN’in FD-2000’leri
Çin Savunma Sanayi uzun menzilli bir füze sistemi geliştirdi. Çinli mühendislerin yaptığı bu füzenin menzili yaklaşık 100 km. 8 tane füze rampasına sahip olan bir kamyonla taşınabilen yeni FD-2000 sistemi, tek seferde 32 tane füze ateşleyebiliyor.
DF-41, menzili 12.000 ile 15.000 km arasında değişebilen katı yakıtla çalışan balistik füze sistemidir. Geliştirilme aşamasının bitmesinin ardından dünya’nın en yüksek tahrip gücüne sahip füzelerden biri olacağı belirtilmektedir.

çin uzun menzilli füze

İSRAİL’in Arrow’ları
İsrail ve ABD tarafından ortaklaşa finanse edilip üretilen sistemin geliştirilmesine 1986 yılında başlandı. Yapımı ve testleri yapılıp üretimi gerçekleştirilen Arrow 1’i takiben Arrow 2’nin geliştirilmesine başlandı. Arrow, şimdiye kadar ki en gelişmiş füze savunma programlarından biri olarak kabul ediliyor. Anti balistik füze sistemi olan Arrow 3 ise test işlemini geçti. Arrow, İsrail’in geliştirdiği anti balistik füze sistemi ve kısa ve orta menzilli balistik füzelere karşı savunma olanağı sağlıyor. Arrow 3’ün, yüksek irtifa menzili sayesinde atmosferin yukarılarında “vuracağı” füzelerin “nükleer başlıklarının” zararlarının sınırlandırılmasına yol açacağı belirtiyor.

israil arrrow füzeleri

İRAN’ın Şahap Füzeleri 
İran’ın Şahab 1 ve Şahab 2’den sonra tasarladığı Şahab 3 füzesi, Kuzey Kore devletinin desteğiyle yapıldı. Menzil kabiliyeti olarak İsrail’in bile bir kısmını vurabilecek bir mesafeye kadar gidebilen bir balistik füze çeşidi olarak ön plana çıkıyor. Bu kadar yüksek menzile sahip füzenin hata payı maksimum olarak sadece 50 m’dir. İran’ın kullanımında olan bu balistik füze en büyük düşmanı İsrail’i fazlasıyla rahatsız etmekte ve İsrail’in olası bir saldırıda füze savunma sistemlerinin bu füzeye ne ölçüde engel olacağı da bilinmemektedir. Menzilleri 3.000 km civarındadır.

iran şahap füzeleri

KUZEY KORE’nin Uzun Menzilli Füzeleri
Menzili hakkında net bilgiler olmasa da 500 km ile 1500 km arası menzile sahip olduğu sanılan bu balistik füzeler sık sık savaş halinin devam ettiği komşusu Güney Kore ile kriz yaratmaktadır. Kuzey Kore hakkında kesin bilgilere ulaşmak zor olduğundan, daha uzun menzilli füze yapmışlarsa da şaşırmamak gerekir.

kuzey kore uzun menzilli füzeleri

GÜNEY KORE’nin Hyunmu-3C’leri
Güney Kore, 1500 kilometre menzile sahip karadan karaya Hyunmu-3C füzesini imal etmeye başladı. Hyunmu-3C’nin; Çin, Rusya ve Japonya’nın bazı bölgelerine de ulaşma kapasitesinde olduğu kaydedildi. Hyunmu’nun eski versiyonunun menzili 1000 kilometreydi. Güney Kore, ABD’yle yaptığı bir anlaşma uyarınca, füzelerinin menzilini en fazla 300 kilometreyle sınırlıyor. Ancak Seul’un savaş başlığı kapasitesi 500 kiloyu geçmedikçe cruise füzelerinin menzilini artırma hakkı bulunuyor.

güney kore uzun menzilli füzeleri

HİNDİSTAN’ın Agni Füzesi
Hindistan tarafından Çin’in desteği ile geliştirilmiştir. İlk defa 1989 yılında Chandipur’da denenen füzenin 4 çeşidi bulunuyor. Agni 1850 km menzile sahip, Agni-2 3300km ile 4800 km menzile sahip, Agni 3 ise 3500 km ile 5500 km menzile sahip. Son olarak Agni 4 çıktı geliştirildi ve bu füze de 6000 km menzile sahip.

hindistan uzun menzilli füzeleri

TÜRKİYE’nin Yıldırım, Sakarya ve Kasırga’ları
600 milimetrelik füze sistemi “Yıldırım”, düşmanın yüksek öncelikli hedeflerini istenilen yer ve zamanda ateş altına alabiliyor. Karadan karaya atış yapan Yıldırım füzesi, taktik tekerlekli araç üzerine monteli olduğundan yüksek hareket kabiliyetiyle dikkat çekiyor. Menzili 250 kilometre. İleri de 600 km, daha sonra da 1500 km menzile çıkarılması hedefleniyor. Türk mühendislerince üretilen “Sakarya” ve “Kasırga” çok namlulu roketatar sistemleri de Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir diğer önemli ateş gücünü oluşturuyor. Anlayacağınız Türkiye’nin füze savunma sistemleri bölgeye göre yetersiz.

Yemen’de Son Durum Haritası (Ocak 2016)

Yemen’de son durum haritasından önce Yemen’de ne olmuştu ona bakalım.

İran destekli Şii Husiler Eylül 2014 önce başkent Sana’yı ele geçirdi. Husiler İran’ın bölgedeki en büyük rakibi Suudi Arabistan tarafından desteklenen Cumhurbaşkanı Hadi’nin kaçtığı güney kenti Aden’e yürüyünce Suudi Arabistan devreye girmişti.

Suudi Arabistan’ın yanı sıra birçok Sünni Arap ülkesi birleşerek koalisyon oluşturdu ve Mart 2015’den bu yana Husilerin mevzilerini vuruyor. İşler daha da karıştı ve Arap Baharı sonrası yönetimden ayrılan, ordu üzerinde büyük etkiye sahip eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih, Şii Husilerle müttefik oldu. Dolayısıyla Abdullah Salih’e bağlı güçlerde Husilerle müttefik olmuş oldu. Şuan ki Cumhurbaşkanı Hadi ve yanlısı güçlerin yönetimi yeniden ele geçirmesi ise çok zorlaştı denebilir.

En fakir Arap ülkelerinden biri olan Yemen’deki taraflar:

  • Husiler + Abdullah Salih’e bağlı güçler (HUSİLER),
  • Yemen Ordusu + Koalisyon Güçleri (KOALİSYON),
  • El Kaide, IŞİD (SARI BÖLGE),
yemen son durum haritası
5 Ocak 2016 Yemen Haritası

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/yemen-lideri-ulkesine-dondu

‘Bağımsız Kürdistan’ Sınırları ve 140. Madde

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Musul’un kuzeyi Rabia’dan başlayıp ülkenin doğusundaki Diyala il sınırlarına kadar hendek kazacağı söyleniyor. Bu hendek kazma çalışmasının ise Irak’ta tartışmalı bölgeler olarak bilinen kentlerde yapılması bölgedeki Türkmen ve Arapları kızdırdı. Çünkü bu hendeklerin ‘Bağımsız Kürdistan’ sınırlarını çizdiği söyleniyor.

kuzey ırak hendekleri
Görsel: Anadolu Ajansı

Irak Anayasası’nda (140. Madde) tartışmalı bölge olarak adlandırılan, Musul ve ona bağlı Sehil Ninova, Şihan, Hamdaniyye, Tilkef, Zummar, Sincar, Kerkük ile Salahaddin vilayetine bağlı Tuzhurmatu, Diyala’ya bağlı Hanekin, Mendeli ve Bedre bölgelerini kapsıyor. Bu madde, bu bölgenin ‘Kürtleşmesine’ imkan sağlarken, Türkmen ve Araplara burada yaşama imkanı sağlamıyor.

Bu bölgeler, merkezi Bağdat hükümetiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında paylaşılamayan yerler olarak biliniyor. Anayasanın 140. maddesi, 2007 sonuna kadar nüfus sayımı ve referandum yapılarak sorunlu bölgelerin, IKBY’ye veya Bağdat’a bağlanmasını şart koşuyordu. Ne var ki 140. madde Kürt, Türkmen ve Araplar arasında uygulamadaki uyuşmazlıklardan ötürü 2007 yılı sonunda yürürlükten düşmüştü.

Günümüzde Irak’ta ki ‘tartışmalı bölgelerin’ durumu
IŞİD saldırıları sonrasında da Irak ordusunun bu bölgelerden çekilmesi sonucu ‘tartışmalı bölgelerin’ birçoğuna peşmerge yerleşmişti ve IŞİD’in kontrol ettiği bazı bölgeleri peşmerge IŞİD’den geri almıştı.(stratejikortak.com) Bunun üzerine IKBY lideri Barzani ise ‘Biz 140. maddeyi uyguladık ve bu madde artık gerçekleşti. Bundan sonra bunun üzerine konuşmayacağız’ demişti. Hatta Kürdistan İslam Birliği Partisi’nin yöneticisi espiriyle karışık “IŞİD’e teşekkür borçluyuz, sayelerinde devletimiz oldu.” demişti.

bağımsız kürdistan haritası
Tahmini ‘Bağımsız Kürdistan’ haritası, hendek sınırlarıyla oluşturulmuştur. Görsel: StratejikOrtak
 Hendek Tartışmasına 3 Cepheden Yorumlar 



Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Cephesi
IKBY’nin Tartışmalı Bölgelerden Sorumlu Bakanı Nasrettin Sait: “Birinci hedefin, terör örgütü DAEŞ’in Peşmerge cephelerine yönelik yaptığı bombalı saldırılardan korunmak. İkinci hedefin ise Irak merkezi hükümetin bu bölgeleri koruyamaması ve 140. maddeye göre tartışmalı bölgelerin sınırlarının çizilmesine yardımcı olmak. Fakat tartışmalı bölgelerin hepsi tam olarak Peşmerge güçlerinin kontrolünde değil. Bu yüzden bin kilometre boyunca hendek kazıldığı iddiaları doğru değil” diyor.

Barzani’nin liderliğindeki partinin (KDP) Başkanlık Konseyi Üyesi Ali Avni de:
“Hendekler tamamen bölgenin güvenliğini sağlamak ve DAEŞ’in saldırılarını engellemek için kazılmıştır” açıklaması yaptı.

Türkmen Cephesi
Kerküklü Türkmen Milletvekili Hasan Turan barzani Kürt Yönetiminin hendek kararını “emrivaki siyaseti” olarak yorumluyor ve ekliyor “Bu hendek Türkmen bölgelerini ikiye böldüğü için endişeliyiz. Hendeğe dahil edilen bölgelerin yanında bazı yerler hendeğin dışında kalıyor. Hendek çalışması siyasi amaç ve hudut çizme girişimi olursa buna karşı dururuz”

Iraklı Türkmen eski milletvekili Fevzi Ekrem ise, “Irak’ı Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan diye üç ayrı yapıya bölmek için uluslararası plan var” diyerek, bunun Türkmen nüfusunun yoğun olarak bulunduğu tartışmalı bölgeler üzerinde hayata geçirilmek istendiğini savunuyor.

Irak Cephesi (Merkezi Bağdat Yönetimi)
Irak Meclisi Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi Macid Garravi ise, IKBY’i ülkenin içinden geçtiği güvenlik durumunu ve DAEŞ ile savaşı fırsat bildiğini ve DAEŞ ile savaşla meşgul olunduğundan dolayı hendekler yüzünden Bağdat Yönetiminin Kürtlere karşı yeni bir cephe açamayacağını söylüyor. Bu hendek politikasının sonuçlarının Kürtlerin büyük rüyası olan “bağımsızlık” için sınırların çizilmesinin ön hazırlığı olduğunu da sözlerine ekliyor.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/barzaniden-kerkuk-mesajlari
http://www.aljazeera.com.tr/blog/irak-kurtleri-dogru-zamani-ariyor
http://aa.com.tr/tr/dunya/ikby-bagimsizlik-icin-sinirini-mi-ciziyor/503372

‘İran-Suudi Arabistan Krizinde Çin, ABD’nin Tarafında’

0

(Nedret Ersanel’in ‘İran-Arabistan krizinde Çin, ABD tarafına geçiyor’ adlı yazısı)

İran ve S.Arabistan arasındaki tehlikeli gerginlik, bugüne kadar Ortadoğu’ya ancak gölgesini düşüren Çin Halk Cumhuriyeti’nin “fiilen” duruma vaziyet etmesine neden olabilir…

Üstelik bunu, ABD ve Rusya üzerindeki “sorumluluğun” bir kısmını “alarak” da yapabilir. Bu da bölgede zaten yerinden çıkmış taşlara bir yenisinin eklenmesi demek!

Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Zhang Ming Suudi Arabistan’a gitti ve siz bu satırları okurken yüksek ihtimalle Tahran’a geçmiş olacak. Ming’in Riyad ziyaretine ilişkin olarak Çin Dışişleri’nin açıklaması gayet mütevazı; “durum hakkında derinlemesine görüş alış-verişi”…

“Bilindiği” kadarı ile Çin konuyla ilgili ülkelerle de temasa geçmiş; “İstişareler yoluyla anlaşmazlıkları çözmek sükûnet sağlayabilir.” (‘Foreign Ministry Spokesperson Hua Chunying’s Regular Press Conference’, 04/01, FMPRC.)

çin abd ilişkileri

ÇİN’İN ÇIKARLARI…
Söz konusu Ortadoğu özellikle de Suudi Arabistan ise ABD, İngiltere veya Fransa’nın aktif politikalar yürütmesini bekleyebiliriz ama Çin’in kriz/çözüm sürecine katılması düşündürücü… (Bilhassa Londra-Riyad ilişkilerindeki soğukluk ilginç; Birleşik Krallık’ın S.Arabistan’daki cezaevlerini modernize etmeyi hedefleyen bir ihaleden çekilmesinin ardından Arabistan’ın İngiltere Büyükelçisi ilişkiler hakkında endişe verici bir açıklama yapmıştı. )
Hem Suudi Arabistan hem Körfez ülkeleri ve hem de İran, Pekin için ayrı bir anlam ifade ediyor. Bölgenin ve açıldığı denizlerin sakin olması şart.

Bu şartları kabaca saydığımızda bile durumun kritikliği anlaşılır; 1. Körfez bölgesi, Çin’in küresel planı olan İpek Yolu’nun deniz ayağının stratejik halkalarından biri, belki de birincisi. 2. Bu bölgede ve etrafındaki alanda, Yunanistan’dan Pakistan’a kadar yüksek ve yoğun Çin yatırımları mevcut. 3. Krizin başrol oyuncuları, Suudi Arabistan ve İran, Çin›in hayati ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının temel tedarikçileri. 4. Çin ile İran arasında askerî işbirliği mevcut ve Batı ile Rusya arasında gerginliğe açıktan “bulaşmak” istemese de Çin, dengelerin Rusya aleyhine fazladan bozulmasını istemiyor.

ORTADOĞU’YA GİREN ESKİSİ GİBİ OLAMAZ: UYGURLAR!
Şu bilgiyi de not düşerek devam edelim; Çin, bölgedeki etkin ülkelerle görüşecek demiştik, Türkiye de buna dahil!.. Peki Rusya’nın Çin’in bölgeye ağırlık vermesine nasıl baktığını paylaşalım…
Çin’e göre yüzlerce Uygur, Irak ve Suriye’de DAEŞ’e katılmış bulunuyor. Bu da Ortadoğu’da yeni bir vaziyet alırken Pekin’in hesapladığı bir diğer nokta. Yani, Ortadoğu’ya bir etki yaptığında bunun ülke içine bir tepki olarak yansıyabileceğini analiz ediyor. Bu işin ilk kısmı. İkinci kısmı ise Çin’in askerî bir varlık göstererek bölgeye girme olasılığı. Çin donanmasının Akdeniz dahil ilgili havzada bayrak gösterdiği, bazen tek başına bazen Rusya ile ortak ve büyük tatbikatlar yaptığı zaten biliniyor. Ama Moskova’ya göre karaya ayak basma, Irak veya Suriye’ye asker gönderme olasılığı bulunmuyor. Bu hem askerî teknik hem jeo-politik ve geleneksel Çin dış politikasına da uygun değil. (‘What are the Chances of China Deploying Troops to Syria?’, 01/01, Sputnik.)

Fakat Çin gibi bir ülkenin Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için illa askeri önlem almasına gerek yok. Sadece varlığı bile herkesin “ne oluyor” demesine kafi.

Nitekim son 15 gün içinde Pekin bölgeden iki kritik ismi ağırladı. Bunlardan biri Irak Başbakanı Haydar el-Abadi, diğeri ise Şam Dışişleri Bakanı Velid Muallim. Üstelik Çin ve Irak bu ziyaret sırasında ortak bir bildiri yayınlayarak ilişkilerini “stratejik ortaklık” düzeyine yükseltti. (https://floridatradeacademy.org/) Herhalde, “stratejik ortak” ne demek artık herkes biliyor.
Şam yönetimi ile temaslarından sonra ise Pekin’den şaşırtıcı bir açıklama gelmedi.. Mealen; Suriye’nin geleceğine Suriye halkının karar vermesi gerektiği, görüşmelerde Birleşmiş Milletler’in önemli rol oynaması gerektiğini söyledi ve Şam yönetimine yakın pozisyonunu korudu.

Fakat!.. Çin’in yeni role soyunmasının işareti başka bir gelişme de saklı. Çin, Şam’a muhalif, “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK)”nu da kabul etti ve siz bu satırları okurken de oradalar. Bu koalisyonu destekleyen ülkeler belli. Ama daha ilginci, SMDK Rusya’dan davetleri reddederken, Çin’in teklifini hemen kabul etti! Bunun anlamı da şudur; İran-S.Arabistan krizinde Pekin, Moskova ile aynı nabız atışında değil!

Hatta şunu söyleyebiliriz ki, eğer ABD bu krizin çözümünde daha çok/etkin devreye girerse Çin açık biçimde Washington’un yanında yer alabilir!

Eh, bunların hepsini derli toplu görebilmek için de bu ayın 23’inde gerçekleşecek gerçekten hassas bir ziyareti yakından takip etmek gerekiyor; Çin Devlet Başkanı Xi Jinping Tahran’a gidecek ve iki gün kalacak…

Bu seri gelişmeler; İslam İttifakı ilanı, Türkiye-Riyad stratejik işbirliği inşası, Tahran-Riyad krizinin patlaması, bölgede etkisi olsun olmasın bir seri ülkenin İran’a tavır koyması, İsrail’in hem Mısır hem Türkiye ile yakınlaşma girişimleri, nihayet Kuzey Kore’nin bir Hidrojen bombası patlattığına ilişkin iddialar nasıl küresel bir girdaba doğru sürüklenildiğini herhalde anlatıyor…

Çin’in taraf tutmak gibi alışıldık olmayan bir potansiyeli de vaat ederek bölgeye gelmesi dikkate değer.