Almanya’nın ‘Ekonomik’ Dış Politika Örneği

1

Almanya’nın teknoloji devi Siemens, İran’la demiryolları sektöründe büyük işler için ön anlaşma gerçekleştirdi. Siemens’in, İran’da 500 km’lik elektrikli hızlı tren inşaası yapacağı ve 500 adet yolcu vagonu satacağı açıklandı. İran’a yaptırımların kaldırılmasından sonra İran’la ticari işbirliği yapan ilk Alman şirketi Siemens olacak.

angela merkel

Bunun önemini şöyle anlayabiliriz. Daha öncede Siemens’le Mısır arasında 8 milyar euroluk anlaşma yapılmıştı. Almanya Şansölyesi Merkel’in “Mısır’da adil parlamento seçimleri yapılmadan Sisi’yle görüşmeyeceğim” açıklamasına rağmen, 8 milyar avroluk anlaşma sonrasında darbeci Sisi ile görüşmüştü.

Avrupa ekonomisinin en güçlü ülkesi Almanya’nın öncelikli politikası ekonomik gelişmeler ve yatırımlarla birlikte, o ülkelerde etkinlik kazanma çabası. Bunu 2000’li yılların başında Doğu Avrupa ülkelerine izlediği politikalardan yakinen görmüştük.

Son söz olarak da Almanya’nın dış politikasına atıfta bulunacak olursak; Federal Almanya, ‘lekeli’ tarihinden ötürü dış politikasını ya Avrupa Birliği çatısı altında yada ekonomi kozuyla sürdürmekte. İran ile nükleer görüşmeler hep duyduğumuz 5+1 görüşmelerindeki 5 ülke BM Güvenlik Konseyi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa iken, +1’inci ülke Almanya’ydı. Ayrıntıda olan şeytan bile burada bize Almanya’nın dünyada yaşanan gelişmelerdeki önemini göstermeye çalışıyor.

Hangi Ülke Ne Kadar Nükleer Silah Denemesi Yaptı?

CTBTO yani Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması Örgütü’ne verilerine göre 1945’ten günümüze kadar 2 binden fazla nükleer silah denemesi yapıldı. Bu nükleer denemeler en fazla Soğuk Savaş yıllarında hız kazandı.

nükleer silah denemesi

Yeryüzündeki ilk nükleer silah denemesi, ABD’nin 16 Temmuz 1945’te Alamogordo’daki çöl tesislerinde ilk atom bombasını patlatmasıyla gerçekleştirildi. Dünyada en fazla nükleer deneme gerçekleştiren ülke ise yine ABD oldu. Amerika Birleşik Devletleri, 1945-1992 tarihleri arasında bin 32 nükleer bomba denedi.

En fazla ikinci nükleer silah denemesini ise Sovyetler Birliği yaptı. SSCB ilk denemesini 29 Ağustos 1949’da Kazakistan’ın Semipalatinsk tesislerinde gerçekleştirmişti. Sovyetler Birliği ise dağılmadan 1949’dan 1990’a kadar 715 nükleer bomba denedi.

Diğer ülkelerin nükleer silah denemesi ise şöyle:

Fransa 1960-1996 arasında 210, İngiltere 1952-1991 arasında 45, Çin 1964-1996 arasında 45 nükleer deneme gerçekleştirdi.

Hindistan 1974-1998 yılları arasında 3 kez, Pakistan ise 1998’de 2 nükleer deneme yaptı. Dünyanın en kapalı ülkesi Kuzey Kore ise, 2006, 2009 ve 2013 yıllarında ve sonuncusu geçtiğimiz günlerde toplam 4 deneme gerçekleştirdi.

Nükleer Denemelerin Durmasını Bazı Ülkeler Engelliyor
19 Kasım 1996’da Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Anlaşması’nın (CTBT) imzaya açılmasıyla birlikte nükleer deneme yarışı azaldı. ABD, Sovyetler Birliği şuanki Rusya, Fransa, İngiltere ve Çin, 1996’dan sonra bir daha nükleer deneme gerçekleştirmedi.

Arasında Keşmir Sorunu bulunan Hindistan ve Pakistan ise, 1998’de ikişer deneme gerçekleştirirken, 2000’li yıllarda nükleer deneme gerçekleştiren tek ülke Kuzey Kore oldu. Kuzey Kore şuan uluslararası toplum tarafından korkulan bir ülke konumunda.

CTBT anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için, bütün ülkelerin anlaşmayı hem imzalayıp hem de onaylaması gerekmekte. Anlaşma bugüne kadar 183 ülke tarafından imzalanırken, 164 ülke tarafından onaylandı. Rusya, İngiltere ve Fransa anlaşmayı hem imzalayıp hem de onaylarken; Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore anlaşmayı ne imzaladı ne de onayladı.

Bütün nükleer denemeleri yasaklayan anlaşma, ABD, Çin, İsrail, İran, Kuzey Kore, Mısır, Hindistan ve Pakistan’ın imzalayıp onaylaması halinde yürürlüğe girecek.

Kaynak: 
Anadolu Ajansı

2016’da Türk Dış Politikasının 5 Ana Gündemi

2015 Türk dış politikası açısından 2003’ten bu yana en yoğun yıl oldu. Suriye’de devam eden kriz sebebiyle bir yandan sınırlarımızdaki güvenlik hassasiyeti yükselirken, diğer yandan da bölgeden gelen mültecilerin sayısı her geçen gün arttı.

Suriye ve onunla bağlantılı gelişmeler doğrudan ve dolaylı olarak Türkiye’nin ABD, Rusya, İran, Irak ve Arap Birliği ile olan ilişkilerinde gerginlikler yaşanmasına yol açtı. Sınır ihlali yapan Rus uçağının düşürülmesiyle Ankara-Moskova hattında yükselen gerilim yeni yılın ilk günlerinde de sürüyor. 2016’da karşılıklı atılacak adımlarla problemin daha da büyümesinin önüne geçilebilir. Ama belli ki, Suriye merkezli olarak Orta Doğu konuları Türk dış politikasıyla uğraşanların mesailerinin çok büyük bir bölümünü almaya devam edecek.

Avrupa Birliği ile ilişkiler
2015’te bir süredir buzdolabında olan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine yeni bir heyecan geldi. Her şeyin planlandığı gibi gitmesi durumunda ekim ayında Türk vatandaşlarına AB tarafından vize uygulanmasına son verilecek. Şahsen ben Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda gibi bazı devletlerin son anda yan çizebileceğinden hâlâ endişeliyim. İngiltere ise zaten alan dışı.

türkiye ab 2016

ABD’nin PYD Desteği ve Türkiye-ABD İlişkileri
Geçen yılın son aylarında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde alınan karar çerçevesinde çatışan taraflar arası görüşmeler için yeni bir zeminin belirdiği Suriye meselesi Türkiye’nin en önde gelen dış politika konusu olmayı sürdürecek. DAEŞ’le mücadele konusunda ABD ve diğer müttefik ülkelerle iş birliğinin kapsamı genişleyebilir. Fakat Suriye’nin kuzeyindeki PYD unsurlarının faaliyetleriyle ilgili olarak su yüzüne çıkan Ankara-Washington görüş ayrılığının giderilebilmesi için gerekli şartların oluşması mümkün gözükmüyor. Washington PYD’yi siyasi ve askerî olarak desteklemeyi sürdürüyor. Ankara’nın bölücü örgütle organik bağ içindeki PYD’nin daha geniş bir alan kazanmasına göz yummayacağını defalarca açıklamış olduğunu akılda tutarsak, üç durumla karşılaşabiliriz.

Birincisi, Türkiye ABD’yi ikna edebilir ve Amerikalılar PYD’yi de terör örgütü saymaya başlayarak, yardımı kesebilirler.

İkincisi, ABD Türkiye’yi, DAEŞ’le mücadele devam ederken PYD’yi desteklemek zorunda oldukları konusunda ikna eder ve Türkiye bu örgütün Fırat’ın batısına geçmesiyle ilgili ilan ettiği çekincelerden vazgeçebilir.

Üçüncüsü, ABD ve Türkiye arasında mutabakat sağlanamaz. PYD’nin Türkiye’nin hayati çıkarlarını tehdit ettiği değerlendirmesini yapan Türkiye tek taraflı olarak askerî müdahalede bulunabilir.

Türkiye ile Irak Arasındaki Musul Sorunu
Türkiye’nin Bağdat yönetimi ve Arap Birliği ile ilişkilerini geren Musul konusunda 2016’da kademeli bir yumuşamaya gidilmesini bekleyenleriniz olabilir. Ama mesele Musul’un DAEŞ’ten temizlenmesinin ötesinde daha derin bir konudur. Ankara Irak’ın kuzeyinde nasıl bir siyasi yapı olmasını istediğini kendi içinde bir süredir tartışmaya devam etmektedir. Eş zamanlı olarak Irak ve Suriye’de artan İran etkisinin Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar zarar verebileceği de değerlendirilmektedir. Kendi sınırları içindeki gelişmelerle de doğrudan bağlantılı olan bu konuda Ankara’nın sağlıklı ve sonuç odaklı adımlar atabilmesi ancak ülke bütünlüğüne yönelik bölücü terör tehdidinin giderilmesiyle mümkün olabilir. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki pozisyonuna bağlı olarak İran ve Rusya’nın bölücü teröre verdiği destek de şekillenecektir.

türkiye ırak musul sorunu

Türkiye İsrail ‘Enerji’ Yakınlaşması
Geride bıraktığımız yılın dış politikadaki sürpriz gelişmesi Ankara ile Tel Aviv arasındaki anlaşmazlıkların çözülmeye yakın olduğuna dair açıklamalardı. Bazı kesimlerden gelen ‘Mavi Marmara tazminatı’ ve ‘Gazze ablukası’ odaklı itirazlara rağmen Ankara’nın yeniden yakınlaşma iddialarını yalanlamamış oluşu, dahası Gazze ablukasının Türkiye için hafifletilmesinin de yeterli olabileceği şeklindeki resmî açıklamalar, 2016’da karşılıklı olarak ilişkilerin büyükelçilik seviyesine çıkarılması ihtimalini güçlendiriyor.

Her ne kadar Türkiye-İsrail yakınlaşmasının Doğu Akdeniz’deki doğalgazın Türkiye’ye aktarılmasına imkân sağlayacağı söylense de, söz konusu projenin fizibilitesi, finansmanın temini ve inşaatı için en az beş yıllık bir süre gerekiyor. Yani bugünden yarına olacak iş değil. Ayrıca, İsrail’in kendisinin ilan ettiği enerji alanlarının bir bölümünde Filistin devletinin de payı olduğunu, dolayısıyla bunun şimdiden bir uluslararası hukuk sorunu hâline gelmeye başladığını da unutmamalıyız. (Türkiye ile İsrail Barışı: Doğu Akdeniz Doğalgazı adlı yazımızda iki ülkenin yakınlaşması ele alınmıştı, okuyabilirsiniz.)

türkiye israil yakınlaşması

Türkiye Kuzey Kıbrıs İlişkileri ve Kıbrıs’ın Birleşme Planı
Doğu Akdeniz deyince akla Kıbrıs da geliyor. Ada’daki gelişmeler 2016’nın Türk dış politikasını çok meşgul edecek. Zira çok büyük ihtimalle bahar aylarında Ada’nın iki tarafında çözüm referandumu yapılacak. İki ihtimal var. Ya tarafların ikisi de ‘evet’ diyecek ve Ada’da yeni düzene geçilecek, ya da Annan Referandumunda olduğu gibi taraflardan biri ya da ikisi birden çözümü reddedecek. İki ihtimalde de Türkiye’nin yoğun diplomatik çaba göstermesi gerekecek. Birleşme durumunda, Ada’daki Türk askerî varlığının durumu, Türkiye’nin yatırımları ve tazminatlar başta olmak üzere birçok konu bu kez BM ve AB düzeyinde Ankara’nın dikkatine sunulacak. Çözüm olmaması hâlindeyse, Türkiye’nin KKTC konusunda bugüne kadarkinden ‘farklı’ bir tavır içine girmesi beklenebilir. Yani 2016’da Kıbrıs’ta dananın kuyruğu kopabilir. Türkiye ile KKTC arasında hali hazırdaki su krizi hakkında KKTC ile Türkiye Arasındaki Su Krizinin Sebebi adlı yazımızdan bilgi alabilirsiniz.)

türkiye kıbrıs 2016

İçerik ÇAĞRI ERHAN’ın ‘Türk Dış Politikasında 2016’nın Gündemi’ adlı yazısından alınmıştır.

IŞİD’in ‘Başkenti’ Rakka’dan 12 Fotoğraf

Rakka Suriye’nin her tarafına açılan büyük yolların da kesiştiği noktada bulunuyor. Kentin yarısı çöl. Doğu kısmından da Irak’a geçiliyor. IŞİD militanlarının burayı başkentleri olarak seçmesinin sebebi de belli ki bu konumundan kaynaklanıyor.

IŞİD, bu gibi fotoğrafları tabiri caizse göz boyamak için yayınlanıyor. Rakka’da yaşamı çok merak ettiğim için de paylaşmak istedim.

IŞİD’in ‘başkenti’ olarak gösterilen Rakka’ya bağlı Tabka şehrinde çarşı bir çarşıdan.. 
ışid rakka'daışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntülerışid ve rakkadan görüntüler

Kaddafi’nin ‘Arap Baharı’ Kehaneti Tuttu

Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dönemin Libya lideri Kaddafi ile 25 Şubat 2011’de yaptığı 75 dakikalık telefon konuşması yazılı olarak yayınlandı. Bu konuşmalar Libya’da Kaddafi hükümetinin devrilmesinden altı ay önce yapıldı.

Bu konuşmalarda Kaddafi Blair’e, “Cihatçılar Akdeniz’i kontrol etmek istiyor. Bunun ardından Avrupa’ya saldıracaklar. Bu bir cihat hâli. Silahları var ve sokaktaki insanları terörize ediyorlar. Onlara (cihatçılara) akıl erdirmek mümkün değil” demiş. Blair Kaddafi’yi istifa etmesi için ikna etmeye çalışmış ama Kaddafi bunu reddetmiş. Kaddafi bu ‘cihatçı grupların’ Libya’yı ve Akdeniz’i ele geçirmesini engellemek için kendisine sadık birliklerin silahlandırılması gerektiğini söylemiş.

Arap Baharı’nı destekleyen insanlar niyetlerinde haklılar. Ama bu boyutlara geleceğini kimse öngörememişti. Birde Arap Baharı’nı vuran ilk ülkelerde liderlerin kolayca devrilmesi bu akımın desteklenmesini kolaylaştırdı.

Neyse. Blair ile Kaffafi konuşmasından sonra ne oldu? Kaddafi’nin uyarıları dikkate alınmadı ve konuşmadan üç hafta sonra NATO Libya ordusunu bombalamaya başladı. Birkaç ay sonrasında da Libya’da hükümet düştü ve Kaddafi öldürüldü.

Azerbaycan Taraf Seçmeye Zorlanıyor

Azerbaycan’da bir milletvekili bir yasa tasarısı sundu. Tasarıda, ABD’de yapılan insan hakları ihlalleri ile Kızılderililere ve siyahilere yönelik insanlık dışı muameleler nedeniyle bazı ABD yetkililerin ülkeye girişinin yasaklanmasını, hatta ABD ile tüm ilişkilerin kesilmesi var. Daha neler neler..

rusya azerbaycan ilişkisi

Yeni yılın ilk günlerinde olduğumuz şu günlerde, dünyanın 2016 yılında müthiş derecede diplomatik bir savaş içerisinde olacağı belli oluyor. Azerbaycan’da yaşanan bu gelişme ve Türkiye-Rusya uçak krizinin devamı bu öngörünün habercisi sayılabilir. Uçak krizi hakkındaki gelişmeler konusunda bilgi sahibiyiz fakat Azerbaycan konusu da en az bizim sorunumuz kadar karışık.

Azerbaycan’da ABD ile ilişkilerin kesilmesini isteyen bir kesim var. Bu kesimi Rusya ile yakınlaşıp, ABD ve Batı’nın dışlaması gerektiği düşünüyor.

Azerbaycan dış politikası, Sovyetlerden kalan Rus etkisiyle devam etmek yerine ABD ile Rusya arasında denge siyaseti uyguluyor. Yeni uluslararası konjonktürdeki Rusya’nın bu türden denge politikaları uygulayan devletleri bir taraf seçmesi için zorladığı aşikar. Türkiye’de tıpkı Azerbaycan gibi dış politikasını denge üzerine kurmuştu ki Rusya bir taraf seçmesi için onu zorladı. Gelinen durumun arka planını da aslında bu oluşturuyor.

Rusya ile ABD Suriye vasıtasıyla son zamanlarda hiç olmadığı kadar görüşüyor. Bu görüşmelerde ne konuşulduğu, neler planlandığı meçhul. Fakat gelişmelerden anlaşılan şu ki Rusya net olarak müttefiklerini belirlemek istiyor. Bir nevi kendini sağlama alıp, ona göre farklı ülkelerle ve bölgelerde rahat hareket etme potansiyelini arzuluyor.

Çin, Güney Çin Denizine Yapay Ada Yapıyor

Çin stratejik önemi olan Güney Çin Denizine yapay ada yapıyor. Bu yapay adalara uçak pisti de yapan Pekin yönetimi, uçakların test inişini gerçekleştirdi. ABD’nin ‘Çin bu pisleri savaş uçakları için yapıyor’ iddiasına Çin karşı da gelse, ileride Çin’in bu adaları askeri üsse çevirme ihtimali olduğunu herkes biliyor.

çin yapay ada

Çin, yeraltı kaynakları açısından zengin Güney Çin Denizi’nde başta Filipinler olmak üzere Vietnam, Brunei ve Malezya’nın da arasında bulunduğu bölge ülkeleriyle egemenlik tartışmaları yaşıyor. Pekin yönetimi son iki yılda Güney Çin Denizi’ndeki mercan adalarına kum pompalayıp üzerine de beton dökerek yapay kara parçaları oluşturuyor. Hali hazırda bölge ülkeleri için de bu durum tehlike arz ediyor. Bu denizin ticari önemi ise dudak uçuklatıyor denebilir. Güney Çin Denizi üzerinden yapılan gemi taşımacılığı yolu ile dünya genelinde her yıl yaklaşık 5 trilyon dolarlık ticaret gerçekleştiriliyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rusya’yı mahkum etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devlet başkanlığı seçimi ve genel seçimlerde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle başkent Moskova’da 6 Mayıs 2012 tarihinde yapılan gösteride çıkan olaylarla ilgili başvuruyu bugün karara bağladı. Karar sonucunda mahkeme toplanma ve gösteri düzenleme özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya’yı mahkum etti.

aihm rusya kararı

Rusya, AİHM kararı gereği, şikayetçi olan Frumkin’e mahkeme masrafları da içinde olmak üzere 32 bin avro maddi tazminat ödeyecek.

Mahkeme Rusya’yı neden suçlu buldu?
Gösteriler sırasında gözaltına alınan ve daha sonra 15 gün hapis cezasına çarptırılan Yevgeniy Frumkin isimli Rus vatandaşının yaptığı başvuruyla ilgili AİHM, “Rusya’nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) toplanma ve gösteri düzenleme özgürlüğü ile ilgili 11. maddesi, adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddesi ile özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesini ihlal ettiğine” hükmetti.

Mahkeme gerekçeli kararında, “Rusya’nın, yetkililer tarafından izin verilen gösterinin barışçıl şekilde gerçekleşmesini güvence altına alamadığı” gerekçesiyle suçlu bulunduğu bildirildi.

Rusya, AİHM’e gelen şikayet başvuruları ve en fazla mahkum olan ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor.

15 Ara 2015’de Rusya Devlet Başkanı Putin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine olanak sağlayan yasayı imzalaması sonrası Rusya’nın bu karara uyması merakla bekleniyor. Bu yasa ile AİHM tarafından verilen bir karar Anayasa Mahkemesi tarafından, Rusya Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilebiliyor.

Bu yasada dikkat çeken nokta, kararları Anayasa Mahkemesi’ne gönderme hakkının Rusya Devlet Başkanı ve hükümete verilmesi olmuştu.

Kaynak:
http://www.dunyabulteni.net/dunya/350960/aihm-rusyayi-mahkum-etti
http://www.aljazeera.com.tr/haber/rusya-aihm-kararlarini-anayasaya-aykiri-ilan-edebilecek

Suriye’de Son Durum Haritası (Ocak 2016)

2015 yılında komşumuz Suriye dünya tarihinde yaşanmamış olaylara şahit oldu. Sayısız silahlı grup; din dil, ırk gözetmeden kendi davası için savaşıyor. Ülkenin asıl yada geçmişteki sahibi (ne derseniz artık) Esad rejimine ise İran’ın kara, Rusya’nın hava desteği var.

ESAD REJİMİ
Esad rejimi 2015 yılında toplam hakimiyet alanının % 16’sını kaybetti ama Rusya’nın da hava desteğiyle hakimiyet alanını genişletti ve ülkenin % 19.8’ini kontrol ediyor.

IŞİD
Çöl alanları dahil olmak üzere IŞİD ise, Suriye’nin % 40’ına yakın bir alana hakim. IŞİD genellikle en düşük nüfuslu alanları kontrol ediyor. Düşünün IŞİD 2015’de müthiş toprak kaybetmesine rağmen vaziyet bu.

PKK’nın Suriye kolu PYD
2015 yılının en çok kazananı PKK’nın Suriye kolu PYD oldu. PYD Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınır hattının üçte ikisini kontrol ediyor. IŞİD’in kaybettiği % 14 oranındaki alanı PKK’nın kazandığı ve kontrol alanını Suriye’nin % 25’ine çıkardı. PYD’nin 2014’e göre kontrol ettiği topraklarda % 186 oranında artış oldu ve bu bölgelerin çoğu Esad rejimi için de güvenli alan olarak görülüyor. Bilindiği gibi Suriye’de İç Savaşın başlamasından bugüne Esad güçleri ile PYD işbirliği içerisindeler.

MUHALİFLER 
Rusya’nın IŞİD’e karşı başlattığını söylediği hava operasyonları ise en çok Suriye’de muhalifleri vurdu. 2015 yılının Eylül ayına kadar oldukça verimli bir yıl geçiren muhalifler Suriye toplamında ülkenin % 15’lik bir kısmını kontrol ediyor.


SONUÇ 
Esad Rejimi Suriye’nin % 19.8’ini, IŞİD % 40’ını, PKK’nın Suriye kolu PYD % 25’ini ve muhalifler ise Suriye’nin % 15.2’lik kısmını yönetiyor. Şaşırtıcı ama IŞİD’den sonra en fazla alana hakim olan PYD; Esad rejiminden de, hep söylenen muhaliflerden de daha fazla alanı kontrol ediyor.

Suriye’de Son Durum Haritası (1 Ocak 2016)

suriye haritası

Alternatif Harita:
suriyede son durum haritası

Kaynak: 
http://www.timeturk.com/2015-yilinda-suriye-de-neler-yasandi/haber-110618
www.suriyegundemi.com

Japonya 70 Yıl Sonra Rusya ile ‘Barış’ İstiyor

Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Rusya ile Japonya arasında hâlâ bir barış antlaşması bulunmamasının ‘normal olmadığını’ belirtti ve Rusya ile diyoloğu arttırmak istediklerinin mesajını verdi.

İkinci Dünya Savaşından günümüze yani 70 senedir Rusya ve Japonya arasında İkinci Dünya Savaşı’nı sona erdiren bir barış anlaşması imzalanmadı. Çünkü bu iki devlet arasında Kuril adaları meselesi söz konusu.

Japonya Rusya’ya karşı olumlu mesajlar verse de Rusya Eylül 2015’de, Tokyo yönetimi Kuril Adaları konusunda ‘tarihi gerçekleri’ kabul etmeli demişti. Asya’da ki bu gelişmelere farklı bir pencereden bakacak olursak; Japonya, 2016 mayıs ayında dönem başkanı olarak G7 zirvesine ev sahipliği yapacak. Acaba Kırım’ı ilhak ettiği için G8’den ‘atılan’ Rusya bu organizasyona davet edilecek mi? Japonya Rusya’ya bakalım ne kadar olumlu mesajlar veriyor, merakla bekliyoruz.

Kuril Adaları Sorunu ve Coğrafyası
Kuril Adaları meselesinin detayına inmeden anlatmak gerekirse;

1949’da Sovyetler Birliği’nin adaları işgal etmesi ve adalarda ikamet eden tüm Japon vatandaşlarını sınır dışı etmesiyle birlikte iki devlet arasında uzun yıllar sürecek olan bu anlaşmazlık başlamış oldu. Aslında 1855’te yapılan Shimoda Anlaşması’nda Rusya, şuan fiilen idaresinde olan ve Japonya’nın da hak iddia ettiği adaları Japonya’ya bırakmıştı. Sonra çeşitli gelişmeler yaşandıysa da sorun hâlâ devam ediyor.

Japonca’da Kuzey Toprakları ve Rusça’da Güney Kuriller olarak adlandırılan Kuril takım adaları Iturup, Kunashiri, Shikotan ve Habomai adalarından oluşmaktadır. Bu adalar zinciri Pasifik okyanusunda bulunuyor. Adaların etrafında zengin balık türleri bulunmaktadır ve bu adalar bölgenin balıkçılık ekonomisi açısından önemli bir yerde. Aynı zamanda adaların açıklarında petrol ve gaz rezervleri olduğu düşünülmektedir.

kuril adaları
Kuril Adaları: Rusya ve Japonya Sınırları

Kaynak: 
http://www.dw.com/tr/japonya-rusya-ile-bar%C4%B1%C5%9Fmak-istiyor/a-18957582
http://www.kureselcatismalar.com/japonya-ve-rusya-arasinda-kuril-adalari-sorunu/

İran-Suudi Arabistan Krizi ve Sonrasında Neler Oldu?

Her şey Suudi Arabistan’da ki Şii Din aliminin idamı sonrasında başladı. Suud yönetiminin bu kararı sonrası ülkedeki hatta bölgedeki Şiiler gösteriler düzenlemeye başladı ve Şii ülkelerin ‘lideri’ sayılan İran sert bit şekilde ‘Suudi yönetimi izlediği bu politika için ağır bedel ödeyecek’ dedi. Ardından Tahran’daki Suudi Arabistan konsolosluğu ateşe verildi. Bunların üzerine de Suudi Arabistan İran ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı ve İran’lı diplomatların 48 saat içinde ülkeyi terk etmesini istedi.

Şii-Sünni ayrışmasının iki lider ülkesi arasındaki bu kriz bölge ülkeleri için de önemliydi. Çoğu ülke ilk günden tarafını belli etti. Ürdün, Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi İran’ı kınarken, Kuveyt Tahran’daki büyükelçisini geri çekme kararı aldı. Bu üç ülke de Suudi Arabistan’ın yanında olduklarını açıkladı. Birleşik Arap Emirlikleri ise İran ile ilişkileri maslahatgüzar seviyesine çekti. Yani büyükelçi yerine sıradan bir diplomat ile ilişkiler sürecek. Suudi Arabistan’ın himayesindeki Bahreyn’de İran ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve diplomatların ülkeden ayrılması için 48 saat süre tanındığını açıkladı. Bunların yanında Sudan da, İran büyükelçisini sınır dışı ederek İran’daki büyükelçisini geri çekti.

İran ile Suudi Arabistan arasındaki bu kriz öncelikle ABD ve Rusya’nın, hatta İsrail’in bile politikalarına fayda sağlayacaktır. Neden diye sorarsanız da Şii veya Sünni fark etmez. Müslüman coğrafyası diye adlandırılan bölgede bölgesel güçlerin ve ‘yancılarının’ kutuplaşması, her zaman küresel güçlerin faydasına olacaktır(Daha fazla silah satmak vs.). Müslüman dünyasına zerre kadar hayrı dokunmayan İran ve Suudi Arabistan arasındaki bu zıtlaşmanın hangi boyutlara geleceğini tahmin etmesi çok güç. Bu zıtlaşma savaşa götürür mü diye sorarsanız da, sanmıyorum. Ama bölgedeki silahlı güçler vasıtasıyla vekalet savaşı sertleşebilir. Şayet iki ülke arasında doğrudan bir savaş çıkarsa da, İran’ın askeri gücü Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkelerini al aşağı edecek boyutta olduğunu söylemek gerekir.

İki ülke arasındaki krizi daha iyi analiz etmek için Suudi Arabistan ile İran arasındaki çekişmenin temel sebepleri adlı yazıyı okuyabilirsiniz.

Suudi Arabistan ile İran Arasındaki Çekişmenin Temel Sebepleri

Suudi Arabistan ile İran rekabeti Suriye ve Irak’tan Yemen’e kadar uzanıyor. Yemen’de Şii gruplara destek veren İran, Suudi Arabistan’ı köşeye sıkıştırmak için çabalıyor. Suud Yönetimi, petrol geçiş güzergahında stratejik konumda olan Yemen’de, Şiilerin başarı kazanması durumunda petrol sevkiyatının tehlikeye düşeceğini ve kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasının zorlaşacağını düşünüyor. Suriye’de yaşanan gelişmelerinin gölgesinde kalan Yemen’de Suud Yönetimi çok sayıda sivilin de ölmesine sebep oluyor.

İran Suudi Arabistan çekişmesi

Şuan Ortadoğu’da Bağdat’tan Basra’ya kadar gelişen olaylar İran yönetiminin lehine. Bu durum ise Suudi Arabistan’ın ‘himayesi’ altındaki Kuveyt ve Bahreyn üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Her iki ülke de Suudi Arabistan’la çok sıkı ilişkiler geliştirmek zorunda kalıyor ki, Birleşik Arap Emirlikleri de, Körfez girişindeki aidiyeti tartışmalı adalar yüzünden ihtilaf içinde olduğu İran’a karşı, Suudilerle askerî ilişkilerini sıkılaştırıyor.

İran’la Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesi tüm Orta Doğu’da hissediliyor. Bu gözle görünmeyen çatışma şimdilik vekaleten bir çatışma şeklinde yürüyor ama buna ‘İran-Suudi Arabistan Soğuk Savaşı’ diyenler de yok değil.

Kaynak:
Bu yazı bir nevi Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN’ın ‘İran ile Suudi Arabistan Arasındaki Rekabet’ adlı yazısının özetidir. Ayrıntılı ve tam metin için o yazıyı okuyabilirsiniz.