İran ile Suudi Arabistan Arasındaki Rekabet [makale]

Suriye meselesinin çözümü için bugünlerde aynı masa etrafına zoraki otursalar da, İran’la Suudi Arabistan arasındaki gerilim hiç hız kesmeden büyümeye devam ediyor. Gerilimin son halkasını hac sırasında yaşanan facia oluşturuyor. İran yönetimi, yüzlerce İranlının da hayatlarını kaybettiği bu facianın büyümesinde Suudi istihbaratının rolü olduğu şeklinde açıklamalar yapmayı sürdürüyor.

Başından itibaren Baas’ın yanında yer alan İran, Devrim Muhafızlarına bağlı ‘gönüllü’ silahlı grupları ülkeye sokarak rejim muhaliflerine karşı çatışmaya girmekten çekinmemişti. Rejime bağlı güçlere silah ve mühimmat desteğini de devam ettiren İran, Rusya’nın bir ay önce denkleme dahil olmasıyla, Suriye’deki operasyonlarını Moskova’yla koordineli gerçekleştirmeye başladı. Viyana’daki Suriye Zirvesi’nde uzun yıllar sonra müzakere masasında bir araya gelen İran ve Suudi dışişleri bakanları, aralarındaki meselenin Suriye’den ibaret olmadığının farkındalar.

Tahran-Riyad rekabetinin diğer bir alanı Yemen. Suudi Arabistan’ın ‘yumuşak karnı’ niteliğindeki bu ülkede Şii gruplara verdiği destekle Tahran, kelimenin tam anlamıyla Riyad’ın nasırına basıyor. Yemen’de Şiilerin başarı kazanması durumunda bunun hem petrol sevkiyatını tehlikeye düşüreceğini hem de kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasını zorlaştıracağını düşünen Suudiler, bazı Arap ülkelerini de yanlarına alarak başlattıkları Yemen’e yönelik çok uluslu müdahalenin dozunu zaman zaman artırıyorlar. Suriye gelişmelerinin gölgesinde kalan Yemen müdahalesinde büyük miktarda sivil kayıp olduğu uluslararası ajanslar tarafından aktarılıyor.

İran Arabistan Rekabeti
Suudi Arabistan-İran Rekabeti: Suriye, Irak ve Yemen

Irak’taki İran-Suudi rekabetinin ana eksenini de Sünni-Şii ayrımı oluşturuyor. Şii partilerle organik ilişki içinde olan İran yönetimi, Bağdat’tan Basra’ya uzanan çok geniş bir alanda işlerin kendi istediği gibi gitmesinden memnun. Bu durum ise Suudi Arabistan’ın ‘himayesi’ altındaki Kuveyt ve Bahreyn üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Her iki ülke de Suudi Arabistan’la çok sıkı ilişkiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Keza Birleşik Arap Emirlikleri de, Körfez girişindeki aidiyeti tartışmalı adalar yüzünden ihtilaf içinde olduğu İran’a karşı, Suudilerle askerî ilişkilerini sıkılaştırıyor.

Son olarak Lübnan’da Hariri suikastından bu yana İran’la Suudi Arabistan sadece birbirine muhalif siyasal partileri değil, aynı zamanda birbiriyle çatışan silahlı örgütleri de desteklemeye devam ediyorlar.

 Dört ülkede yoğunlaşmış olsa da aslında İran’la Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesi tüm Orta Doğu’yu kapsıyor. Bu çıkar çatışması şimdilik vekaleten bir çatışma şeklinde yürüyor. Haklı olarak buna ‘İran-Suudi Arabistan Soğuk Savaşı’ diyenler var. ABD ile SSCB arasında yaklaşık yarım yüzyıl boyunca devam eden Soğuk Savaş’ta, taraflar birbirleriyle doğrudan silahlı çatışmaya hiçbir zaman girmemiş ama destekledikleri ülkeler ve gruplar üzerinden mücadele etmişlerdi. Kapitalizm ile komünizm arasında ideolojik bir çekişme görüntüsünde olsa da, ABD-SSCB arasındaki soğuk savaşın asıl sebebi her iki ülkenin de evrensel düzeyde çıkarlarını gerçekleştirme arzusuydu. İran-Suudi Arabistan soğuk savaşında da, öne çıkan unsur Sünni-Şii çekişmesi gibi gözükse de, mezhepsel farklılıklar sadece bölgede kendilerine hizmet edecek daha güçlü bir asabiyye oluşturmak için kullanılan araçtan ibaret.

1960’ların sonunda ABD Başkanı Richard Nixon Basra Körfezi’ni denetleyebilmek için ‘ikiz sütun politikası’ adıyla bilinen bir stratejiyi uygulamaya başlamıştı. Buna göre ABD Basra Körfezinin iki yakasındaki İran ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirecek, her iki ülkenin, SSCB’nin ve Batı karşıtı Arap milliyetçisi unsurların Körfez bölgesindeki faaliyetlerini durdurmak için iş birliği yapmalarını teşvik edecekti. Suudi Arabistan 1973 Arap-İsrail savaşından sonra Batı ülkelerine uygulanan petrol ambargosuna öncülük edince, İran ise 1979’daki “İslam İnkılabı”ndan sonra bu stratejinin dışında kaldı. 1980’lerde Washington-Riyad ilişkileri yeniden ısınmaya başladı. Bilhassa ailece petrol işiyle iştigal eden baba ve oğul Bush döneminde Suud ailesi tekrar ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri haline geldi. İran karşısında Suudi Arabistan’ın en güçlü destekçisi -bu ülkeye milyarlarca dolarlık silah satan- ABD oldu.

Günümüzde eskiye nazaran daha karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. ABD, nükleer anlaşmadan sonra uluslararası alana entegre etmeye çalıştığı İran karşısında Suudileri eskisi kadar iştiyakla desteklemeyebilir. Bu ise Riyad’ın hayati düşmanı olarak gördüğü Tahran’a karşı hiç de ‘geleneksel’ olmayan ittifak arayışlarına girmesine yol açabilir.

Suriye müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun, İran-Suudi mücadelesi uzun yıllar daha sona ermeyecek gibi görünüyor.

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN – Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü – (29 Aralık 2015)

Irak’taki IŞİD Hakimiyeti Yüzde Kaç? [Harita]

IŞİD Suriye’de olduğu kadar, Irak’ta da etkin bir şekilde varlığını sürdürüyor. IŞİD deyince hep aklımıza Suriye geliyor ama, Irak’ta ne kadarlık bir toprağa sahip olduklarına çoğumuz dikkat etmiyor. IŞİD Irak’ın %40’ına sahipti. Irak ordusunun son olarak Ramadi’ye operasyon düzenlemesi ve IŞİD’den alınması, IŞİD için 2015 yılının son toprak kaybedişi oldu.

2015 yılında Irak’ın %40’ına sahip olan IŞİD’in, 2016’a girdiğimiz bu ilk gün itibariyle Irak’ta ki hakimiyeti %17’ye düştü.

IŞİD, elinde bulundurduğu ikinci büyük Sünni kenti Ramadi ile en büyük petrol rafinerisi ve gelirine sahip Beyci’yi Irak ordusuna; Musul’a bağlı Sincar’ı ise peşmergeye karşı 2015 yılı içerisinde kaybetti. Bu yıl da inşallah IŞİD için kayıp yılı olacaktır. IŞİD Irak ve Suriye’de toprak kaybettikçe devlet kurma hayallerinden vazgeçecek. Bitecek mi? Hayır. Ama El Kaide’den daha etkili global terör eylemlerinde bulunacaktır diye düşünüyorum.

Suriye ve Irak'ta IŞİD haritası
Harita: 22 Aralık 2015’e kadar. 28 Aralık’da  Irak’taki Ramadi’de IŞİD’den alındı.

Kaynak:
http://aa.com.tr/tr/dunya/irakta-daesin-toprak-kaybi-suruyor/498913
http://www.aljazeera.com.tr/haber/ramadi-isidden-kurtarildi

2015’de İsrail Filistin’de 170 kişiyi öldürdü! [Harita]

0

BM’ye göre, İsrail 2015 yılında 170 Filistinliyi öldürdü, 15 bin 377’sini yaraladı. İsrail son bir yıl içinde Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere ait 539 ev ve tesisi de yıktı.

israilin 2015 katliamları

1948’de Filistin topraklarında kurulan İsrail Devleti, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı da 1967’den beri işgâl altında tutuyor. İşgâl altındaki Doğu Kudüs’te 200 bin, Batı Şeria’da ise 400 bin civarında Yahudi yerleşimci var. Uluslararası hukuka göre buralardaki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı ama buna müdahale edilmiyor. Gazze Şeridi ise 2006’dan bu yana İsrail tarafından abluka altında. Ayrıca İsrail inşa ettiği ayrım duvarı ile Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin Kudüs’e girişlerini engelliyor.

Fotoğraftaki meşhur haritanın son durumunda ise, çok daha fazla Filistin toprağı işgal altında tutuluyor. Filistin en çok toprağı acı bir gerçektir belki ama Araplar İsrail’e her saldırdığında yaşadı. İsrail bunu bahane etti ve daha fazla Yahudiyi bölgeye yerleştirdi. Ve böylece de o meşhur resim ortaya çıktı.

‘ABD ve Avrupa Rusya’ya Dur Demek Zorunda’

0

Avrupa Birliği ve AB üyesi ülkeler mülteciler ve özellikle Suriyeli mülteciler konusunda aslında hiç bir şekilde yakınma hakkına sahip değiller.AB ülkeleri Suriye konusunda bundan en az üç yıl önce Türkiye’nin önerilerini benimsemiş olsalardı, şimdi AB ülkelerine akın, akın gelmekte olan mülteciler söz konusu olmayacaktı.

abd rusyaya dur demeli

AB ülkeleri Suriye konusunda Türkiye’nin “hadi birlikte müdahele edip gerekli tedbirleri alalım” ve “Diktatör Esad’sız demokratik bir Suriye’nin gerçekleşebilmesi için muhaliflere destek verelim” çağrısını desteklemiş olsalarda DAEŞ terör örgütü belki de bugün meydanı boş bularak yayıldığı topraklarda olamayacaktı.

AB ülkeleri Suriye konusunda Türkiye’nin önerileri arasında yer alan Suriye’nin kuzeyinde Suriye uçak ve helikopterlerine uçuşa yasak bir tampon bölge oluşturulması önerisini desteklemiş olsalardı bugün bir terör örgütleri PKK ve PYD kan dökme şansı bulmayacaklardı.

Ve en önemlisi eğer AB ülkeleri Suriye’ye yönelik olarak Türkiye ile işbirliği yaparak müdahale etmiş olsalardı bugün Rusya, İran ile işbirliği yaparak sadece kanlı diktatör Esad’ı Rusya ve İran’ın çıkarları için korumak amacıyla bölgede tehlikeli maceralara girişemeyecekti.

ABD ve AB eğer vaktinde Türkiye’nin önerileri doğrultusunda tavır almış olsalardı Rusya bugün sonu ikinci bir Afganistan hezimeti ile bitmeye aday Suriye operasyonuna girişmeyecekti. Çünkü meydan şimdi olduğu gibi boş kalmamış olacaktı.

Şu anda olan hem ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları açısından hem de AB’nin bölgesel çıkarları açısından ama mülteci sorununun artması nedeniyle de ABD ve AB için tam bir “fiyasko”.
Oysa AB Ukrayna deneyimini yaşadı ve Rusya’nın frenlenmediği takdirde nelere sebeb olabileceğini çok iyi bilmekte.

Rusya Suriye’de sadece Diktatör Esad rejimini kurtarabilmek amacıyla kanlı diktatöre muhalif olan tüm güçleri uçaklarıyla bombalamakta. Rusya’nın DAEŞ’e yönelik hava operasyonları yaptığı masalına çocuklar bile inanmamaktalar.

Rusya’nın Suriye’de ABD ve AB’nin meydanı boş bırakmaları ve Türkiye’nin önerilerine yavaş yavaş da olsa sıcak bakmaya başlamaları nedeniyle “acele ederek” belkide Putin açısından hazin sonuçlanacak “ikinci Afganistan macerasını” başlattı. Bundan cesaret alan İran’da Suriye’de kara operasyonlarına her an başlamak üzere.

AB ülkeleri daha şimdiden mülteci akını ile baş edememekteler. Rusya’nın muhalifleri bombaladığı hava operasyonları Suriyeliler için bir kez daha ülkelerini terk etme nedeni olacak. Kanlı diktatör Esad’ın yanında Suriye halkını bombalayan Rusya yüzünden yüzbinlerce Suriyeli mülteci ülkelerinden kaçıp AB yollarına düşecekler.

Hele bir de İran kara birlikleriyle savaşta beklendiği gibi diktatör Esad’ın safında yerini aldığında sunni Suriyeliler için ülkelerinde kalma şansı hiç kalmayacak.

Kısacası sözde DAEŞ’e karşı savaştıklarını iddia eden Rusya ve İran gerçekte Suriye’nin çoğunluğunu oluşturan sunni halka karşı savaşmaktalar. Diktatör Esad’ı desteklemek sunnilerin yaşadıkları ve egemen oldukları bölgeleri bombalamak anlamına geliyor.

Eğer ABD ve AB ve de özellikle Avrupa şimdi Rusya’ya ve dolayısıyla muhtemel bir İran müdahalesine karşı tavır almazlarsa Ortadoğu coğrafyasında meydanı Rusya’ya terk etmilş olacaklar.

Rusya’nın İran ile birlikte kukla diktatör Esad’ı iktidarda tutarak Suriye’nin kendi kaderini belirleme hakkını engellemeleri özellikle enerji kaynakları açısından da ABD ve AB için büyük bir tehdit anlamına geliyor.

Rusya’nın Afganistan müdahalesi Taliban’ı güçlendirmişti. Rusya’nın sözde DAEŞ’e karşı Suriye müdahalesi de yeni DAEŞ’ler yaratmaya neden olacağa benziyor.

Rusya ve İran’ın sadece şiilerin yanında savaşta taraf olmaları Ortadoğu’da sunnilerin sert tepkisini çekecek ve DAEŞ gibi terör grupları da bu durumu ustaca kullanma becerisine sahipler.

Yani ABD ve AB hemen şimdi Rusya’ya “dur” demedikleri ve Türkiye’nin önerileri doğrultusunda bölgeye müdahale etmedikleri takdirde terör tehlikesinin boyutları çok daha büyüyecek. Aynı nedenlerden AB ülkelerine ulaşmak isteyen Suriyeli mültecilerin sayıları bir anda yüzbinlerle değil bir ya da iki milyon gibi sayılarla açıklanır hale gelecek.

AB şimdiye kadar sadece konuştuğu ve kayıtsız kaldığı için ve de DAEŞ’e karşı savaşanlara bulaşmayalım tarzı yanlı politikalar yüzünden zaten yeterince soruna sahip. Eğer şimdi gerekeni yaparak “Rusya’yı durduramazsa” bu sorunlar hiç çözülemez hale gelmeye adaylar!
Daha fazla “sorumsuzca” kaybedecek vakit kalmadı!

OZAN CEYHUN– Avrupa Parlamentosu 4. ve 5. Dönem Milletvekili

En fazla Silah Satan/Alan Ülkeler (2007-2014)

0

ABD Kongresi’nde hazırlanan “2007-2014 Gelişmekte Olan Ülkelere Konvansiyonel Silah Satışı” başlıklı raporda dikkat çeken başlıkları derledim. Kim en fazla silah satmış, hangi ülke en fazla silah satın almış. Hepsini bu yazıda görebileceksiniz.

en fazla silah satan ülkeler

En fazla silah satan iki ülke ABD ve Rusya oldu
2011-2014 yıllarında gelişmekte olan ülkelere ABD 115 milyar dolar, Rusya ise 41,7 milyar dolarlık silah satarak en fazla silah satan iki ülke oldu. ABD ve Rusya’nın en fazla silah satmasının sebebi olarak da, gelişmekte olan birçok ülkenin soğuk savaş döneminde bu iki ülke etrafında kendilerini konumlandırmalarıyla ilgili olabileceği söylendi. 2007-2014 yılları arasında yine en fazla silah satan iki ülke olan ABD ve Rusya, sırayla 250 milyar dolar ve 85 milyar dolar gelir elde etti.
2007-2014 arasında tüm silah satışlarının içinde yaklaşık % 75’i gelişmekte olan ülkelere yapıldı. Bu oran 2014 yılında daha da fazlalaşarak %86’ya ulaştı.

2007 ile 2014 arasında ne kadar silah satışı yapıldı?
Dünya genelinde 2007-2010 arasında toplam 239,1 milyar dolarlık silah satışı yapılmışken, 2011-2014 döneminde bu sayı 312,4 milyar dolara yükseldi. Yani 2007’den 2014’e kadar dünya genelinde toplam 551,5 milyar dolarlık silah satışı anlaşması yapıldı.

2014 yılında en fazla silah satan ülke ABD ve Rusya
2014 yılında ABD, 36,2 milyar dolarlık anlaşma ile birinci olurken, Rusya 10,2 milyar dolarlık anlaşmayla ikinci sırada yer aldı.

En fazla silah satın alan ülke: Suudi Arabistan
Gelişmekte olan ülkeler arasında silah alım ihtiyacını göstermesi bakımından raporda paylaşılan bir diğer dikkat çekici bilgi de 2007-2014 yıllarında Suudi Arabistan’ın 86,6 milyar dolar ile “en fazla silah alım anlaşması yapan ülke” olması. Bu rakamın yaklaşık 60 milyar doları sadece ABD ile yapılan anlaşmaları kapsıyor.

En fazla silah satın alan 5 ülke
1.) Suudi Arabistan (86,6 milyar dolar)
2.) Hindistan (38,1 milyar dolar)
3.) Irak ise (27,3 milyar dolar)
4.) Birleşik Arap Emirlikleri (22,6 milyar dolar)
5.) Güney Kore (20,4 milyar dolar)

Körfez ülkelerine ve Hindistan gibi ülkelere silah satmak için Amerikan firmaları ile Avrupalı rakipleri arasındaki kıyasıya rekabet yaşandığı da raporda belirtildi. Ortadoğu ülkelerine genel olarak ABD hakimken, Hindistan, Çin, gibi Asya ülkelerinde ise Rusya’nın varlığı hissediliyor.

Kaynak:
http://www.dunyabulteni.net/dunya/350474/en-cok-silah-satan-abd-en-buyuk-alici-suudiler

Suriye’de 2014 ile 2015 Arasındaki Büyük Harita Farkı

Suriye’deki iç savaşın Ocak 2014’teki haritası ile Ağustos 2015 haritasındaki farkı görünce; PYD/PKK’nın ve IŞİD’in ne kadar toprak kazandığını, Esad rejimi ve muhaliflerin ise bir o kadar toprak kaybettiğini çok daha net göreceksiniz. (2016’da bu haritanın nasıl oluşacağı ise merak konusu)

Suriye 2014-2015 harita farkıSuriye’de Nüfus Dağılımı
Suriye’de iç savaş öncesi 23 milyonluk nüfusun %59.2’sini Sünni Müslüman Arap, %11.3’ünü Aleviler(Nusayri), %11.2’sini Hristiyanlar, %8.9’unu Kürtler, %3.2’sini Dürziler oluşturmaktaydı. Geriye kalan %6.2’si ise diğerleriydi.

Kaynak:
http://www.smh.com.au/world/syrias-despair-why-the-usled-military-campaign-is-failing-20150903-gjeuht.html

Ayrı ayrı haritalar:

 

 

Türkiye ile Suudi Arabistan İttifakı En Yüksek Seviyede

Suriye meselesinde ABD ve Rusya’nın varlığını biliyoruz ama bölgesel güç Suudi Arabistan, Türkiye ve İran gibi ülkeleri hep unutuyoruz. ABD’li diplomatlardan, Ortadoğu uzmanlarına kadar da herkesin söylediği bir şey var: Bölgesel güçlerin fikirleri ve politikaları, Suriye meselesinin kilit noktasını oluşturuyor.

Türkiye Suudi Arabistan ittifakı

Türkiye Osmanlı’dan kalma nüfuzunu, Suudi Arabistan ise Sünni blok liderliğiyle bölgede söz sahibi oluyor. Esad’ın devrilmesi için çabalayan bu iki ülke, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesiyle biraz daha geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bildiğiniz gibi Rusya eğer Suriye’ye müdahalede bulunmasaydı; şuan muhalifler Esad’ın kalesi Lazkiye olmak üzere, Rus askeri üslerine kadar ele geçirecekti.

Suriye konusunda masada söz sahibi olan Suudi Arabistan ve Türkiye’nin daha da kaynaşması, Rusya’nın Suriye’ye gelmesiyle belli olmuştu. Beril Dedeoğlu’nun geçtiğimiz günlerde bir yazısında ”Suudi Arabistan’ın Türkiye ile ilişkilerini de yeniden gözden geçireceği ve anlamsız rekabetten, anlamlı işbirliğine yöneleceği öngörülebilir.” tahminini yaparak nokta atışı yaptığını söyleyebiliriz.

Çünkü dün (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman) Suudi Arabistan ile Türkiye’nin “dost, kardeş ve stratejik ortak oldukları” belirtildi ve iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi‘nin kurulması konusunda mutabakata varıldı. Bu konsey bile iki ülke arasındaki işbirliğinin ne boyutlarda olduğunu bizlere gösteriyor. Erdoğan’ın bir yıl dolmadan üçüncü kez Suudi Arabistan’a ziyaret gerçekleştirmesi ise ayrıntıda olan şeytanın bize söylediği son söz olsun.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/ankara-riyad-arasinda-yuksek-isbirligi
http://akademikperspektif.com/2015/12/25/ortadogunun-bolgesel-gucleri/

KKTC ile Türkiye Arasındaki Su Krizinin Sebebi

0

KKTC’nin 50 yıllık su ihtiyacını karşılayacak olan Türkiye ile KKTC arasındaki İçmesuyu Temini Projesiyle; Alaköprü Barajı’ndan alınacak su, su altına döşenen boru hattı ile KKTC’deki Girne yakınlarındaki Geçitköy Barajına aktarılacak.

türkiye kuzey kıbrıs su krizi

Boru Hattı Hakkında Bilgi
Türkiye tarafı 24 kilometre, deniz geçişi 80 kilometre ve KKTC tarafı 3 kilometre olmak üzere toplam 107 kilometre uzunluğunda. Deniz geçişi, 80 kilometre 151 metre uzunluğunda, deniz yüzeyinden 250 metre derinlikte ve askıda geçiyor, bin 600 milimetre çapındaki, yüksek yoğunluklu polietilen boru hattından oluşuyor.

kktc türkiye su projesi

Boru Hattının Maliyeti
İçme suyu arıtma tesisi ve dağıtım hatları dahil projenin maliyeti 1,6 milyar lira.


Türkiye-KKTC Su Krizinin Sebebi
Krizin temel sebebi Türkiye’den Kıbrıs’a taşınan suyun yönetimi konusu. Yani su KKTC’ye geldi ama bu suyu kim işletecek? Bizim dilimizle, halktan suyun faturasını kim toplayacak?

Türkiye diyor ki, suyu özel bir şirket yönetsin. KKTC tarafı ise bu suyu kendi belediyelerince işletilmesinin KKTC’ye fayda sağlayacağını düşünüyor ve Türkiye’nin teklifini reddediyor.

KKTC tarafı: Türkiye’den gelen suyu kendi kuracakları konsorsiyumla yönetme kabiliyetine sahip olduklarını ve suyun yönetiminin özel bir şirkete verilmesi durumunda belediyelerin önemli bir gelir kaynağından yoksun kalacağına söylüyor.

Türkiye tarafı: Suyun KKTC’ye bedava verildiğini ama ada içindeki su dağıtımının maliyetinin (600 milyon lira) KKTC tarafından karşılanmasını istiyor. Türkiye KKTC belediyelerinin dağıtım maliyetini karşılayacak gücünün olmadığını dile getiriyor. Türkiye’nin önerisi ‘özel şirket’e bu yetki verilirse, 600 milyon liralık dağıtım maliyetini özel şirket karşılayacak.

Anlaşılan Türkiye, dağıtım işini KKTC’li belediyeler alırsa, KKTC’nin dağıtım parasını yani 600 milyon lirayı ödemeyeceğini/ödeyemeyeceğini düşünüyor. Kuzey Kıbrıs tarafı ise bu dağıtım parasını ödemeye yeltenmiyor ve nasıl ödenecek sorusunun cevabını veremiyor.

KKTC Su Temini Projesi Hakkında Ayrıntılı Görsel Bilgi

Kuzey Kıbrıs Türkiye Su Projesi Hakkında Bilgi
Devlet Su İşleri (DSİ)

Kaynak:
http://www.hurriyet.com.tr/kibrista-anlasilamadi-asrin-suyu-denize-akiyor-40032624
http://www.aljazeera.com.tr/haber/kktcye-can-suyu
http://www.dsi.gov.tr/projeler/kktc-su-temin-projesi

Hindistan ile Rusya İlişkileri: 200 Helikopter Anlaşması

Büyüme oranları her geçen yıl artan, 1 milyar 250 milyon nüfusu olan Hindistan’ın, Rusya ile işbirliği ABD’ye karşı sürüyor. Soğuk Savaş döneminden kalan iki eski müttefik ülke Rusya ile Hindistan; uzaydan nükleere, nükleerden askeri işbirliğine kadar her alanda işbirliğini artırıyor.

rusya hindistan ilişkileri

Hindistan Rusya için olmazsa olmaz ülkeler arasında. Neden diye sorarsanız da, Rusya ihracatının yüzde 39’unu Hindistan’a gerçekleştiriyor. Hindistan 2010 ile 2014 yılları arasında silah ithalatının yüzde 70’ini Rusya’dan temin etti ve ayrıca Rusya gelecek 20 yılda Hindistan’a en az 6 nükleer santral inşa edecek. Son olarak da Rusya ve Hindistan 200 helikopter üretimi için anlaşma sağladığını açıkladı.

Hindistan ordusunun elindeki silahların yüzde 70’inden fazlasının, Sovyetler Birliği ve Rusya’da üretildiğini unutmamak kaydıyla; Batı yaptırımlarından illallah eden Rusya’nın ayakta kalmasını sağlayan Hindistan, Çin ve İran gibi ülkeleri gözden kaçırmamamız gerekiyor.

PYD Fırat’ın Batısına Geçti! / ‘Türkiye’nin Kırmızı Çizgisi’

PYD’nin silahlı kolu YPG’nin başını çektiği Demokratik Suriye Birlikleri, ABD’nin hava desteğiyle Fırat’ın batısındaki IŞİD üssünü ele geçirmek için saldırı başlatmıştı ve Tişrin Barajı’nı ele geçirdiler.

tişrin barajı nerede
Tişrin Barajı’nın Uzaydan Görünümü

Türkiye’nin kırmızı çizgisi olarak belirtilen ‘PYD Fırat’ın Batısına geçmeyecek’ söylemi, coğrafi olarak Fırat’ın batısında olan Tişrin Barajı’nın PYD’nin yani Demokratik Suriye Birliklerinin eline geçmesiyle artık yok. En azından öyle görünüyor. Başbakan Davutoğlu ‘Geçenler PYD değil, bazı Araplar’ demesi de olayın üstünü kapatma çabası gibi.

Tabi şöyle de bir gerçek var. Demokratik Suriye Birlikleri barajı ele geçirip, durdu(En azından şuanlık). Bu baraj IŞİD’in önemli üslerinden birisiydi. Çünkü burası Halep kırsalında IŞİD kontrolündeki bölgeden, Rakka’ya geçiş yollarının da üzerinde yer alıyor. Ayrıca baraj önemli su ve elektrik kaynaklarını da sağlıyor.

Yani özetle Türkiye’nin dillendirdiği ‘kırmızı çizgi’ görünürde aşıldı. Bu noktanın alınmasıyla YPG Türkiye sınırındaki Cerablus kentine daha da yaklaştı ve önümüzdeki günlerde PYD ‘Demokratik Suriye Birliği’ adı altında yavaş yavaş ilerleyecek diye düşünüyorum.

tişrin barajı nerede
Harita: Tişrin Barajı ve etrafında kim nereyi kontrol ediyor

Japonya Çin’e Karşı En Yüksek Savunma Bütçesini Onayladı

0

Geçen aylarda Japonya’da ordunun denizaşırı bölgelerde savaşmasına izin veren güvenlik yasası Japonya üst meclis tarafından kabul edilmişti. Yasa tasarısının kabul edilmesi de, meşru müdafaa güçleri olarak bilinen Japon askeri, yurt dışındaki müttefiklerini savunmak için rol üstlenecek anlamına geliyor.

japonya savunma bütçesi

Japonya onaylanan bu yasa ile müttefiklerine destek verebilecek ve bu müttefiklerin başını da ABD çekiyor. Zaten İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon Askerlerinin meşru müdafaa askerleri olmasına sebep olan (Japon Anayasasına koyduran) ABD, yasanın onaylanmasına ne tuhaftır ki ses de çıkarmadı.

Japonya geçtiğimiz hafta itibariyle de 42 milyar dolar yani bugüne kadarki en yüksek savunma bütçesini onayladı. Japonya’daki 50 bin Amerikan askerinin ve ABD üslerinin giderleri de bu bütçeyle karşılanacak. Japonya yeni savunma bütçesiyle dünyanın en büyük denizaltılarından birinin inşası ve yeni bir deniz radarı sisteminin geliştirilmesi, 17 yerli üretim helikopter filosu, 36 muharebe tankı ve amfibik araç satın alacak. Bu alımların çoğu da ABD’den olacak.

Japonya’da ordunun ‘savunmadan saldırıya’ geçmesinde yukarıdan da anlayacağınız gibi ABD’nin etkisinin olduğu aşikar. ABD ve Japonya, bölgede Çin’in askeri olarak genişlemesine karşı silahlanıyor ve ortak tatbikatlar yapıyor.

Yazıyı bitirmeden şunu söyleyeyim: ABD, ÇİN ve Japonya dünyanın en büyük üç ekonomisi. Anladınız siz onu.

Rusya Orta Asya’da: ‘Türk Cumhuriyetleriyle Askeri İşbirliği’

Rusya, Orta Asya ve Güney Kafkasya bölgesinde etkinliğini Sovyetler döneminde olduğu gibi arttırma arayışında. Rusya bu bölgeyi kendi öz yurdu gibi görüyor ve tamamen hava savunma sistemleriyle şemsiye haline getiriyor. Rusya’nın Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Ermenistan ve Gürcistan topraklarında ‘tek taraflı bağımsızlık ilan eden Güney Osetya’ ile yakın askeri işbirliği söz konusu. Bu işbirliklerini okurken sayfanın en altındaki Orta Asya haritasına bakıp, ülkeleri daha rahat analiz edebilirsiniz.

Orta Asya’nın en önemli ve en değerli ülkelerinin başında gösterilen Kazakistan‘ın Rusya ile 2013 yılında, Kazakistan ve Belarus’un hava savunma sistemlerinin birleşmesi için anlaşma sağladığını ve yakın zamanda da Rusya tarafından Kazakistan’a S-300 savunma sistemi teslimatı yapıldığını söyleyeyim.

Rusya Orta Asya’da IŞİD’e karşı koyabilmesi bahanesiyle de Kırgızistan ordusunu aktif olarak yeniden silahlandırmayı düşünüyor. Rusya tarafından Kırgızistan ordusunu yeniden silahlandırma planını tamamlamak için, mümkün olan her şeyin yapılacağı söylendi.  Rusya ile Kırgızistan’ın şuan 1 milyar dolarlık silah anlaşması bulunuyor.

Eylül 2012’de Putin’in Tacikistan-Duşanbe ziyaretinde, ülkede bulunan askeri üssün 2042 yılına kadar süre uzatımı anlaşması yapılmıştı.

Orta Asya’daki Türkmenistan ve Özbekistan en son 8 Ekim 2015’de tekrar dile getirdikleri gibi, Rusya’dan bağımsız politikalar izliyorlar./izlemeye çalışıyorlar.

Güney Kafkasya’ya gelecek olursak;
Rusya Ermenistan‘ı ise tamamen silahlandıran ve tabiri caizse besleyen bir ülke. Rus ordusu yakın zamanda, Ermenistan’ın başkenti Erivan’da bulunan askeri üsse 15’i aşkın savaş ve nakliye helikopteri konuşlandırdı. Diğer yandan Rusya Ermenistan ile ortak hava savunma sistemi kurulması için anlaşma imzaladı.

Aynı şekilde Rusya, Gürcistan’da da etkinliğini tek taraflı olarak bağımsızlığını ilân eden Güney Osetya‘ya İskender füze sistemleri konuşlandırarak gösteriyor. Bildiğiniz gibi Güney Osetya’nın bağımsızlığını, 2008 yılında Rusya’nın Gürcistan işgali sonrasında Rusya tanımıştı.

Soğuk Savaş döneminde Afganistan’ı işgal edip, oradaki savaşçılara karşı başarısı olan Rusya, IŞİD’e karşı Taliban‘ı destekleyeceğini açıkladı. Rusya ile Taliban’ın çıkarları uyuyor diyerek. Böyle bir yaklaşımın ise iki temel sebebi var. Taliban, Afganistan, NATO ve ABD güçlerine karşı savaşıyor. Rusya’da Amerikan yanlısı politikalar izleyen Afganistan hükümetine karşı olduğunu gösteriyor. (https://ankormusic.com)

Orta Asya Haritası

Kaynak:
http://www.dunyabulteni.net/dunya/349875/rusya-orta-asyada-askeri-agirligini-arttiriyor