Suudi Arabistan’ın İdam Kararını Destekleyen Ülkeler (GÜNCEL)

Suudi Arabistan Şii din adamı en-Nemr’i idam etmesinden sonra, başta İran olmak üzere Şii devletler ve halklar bu olaya tepki gösterdi. Suudi Arabistan bu bizim iç meselemiz derken İran ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı. Aynı zamanda Suudi Arabistan’da ki İran Konsolosluğu’nda görevli İranlı diplomatların ve çalışanların 48 saat içerisinde ülkeyi terk etmesini istedi.

İran Suudi Arabistan’daki idam kararından sonra, “Bu kısır ve sorumsuz politikanın sonuçları, faillerine dönecek ve Suudi yönetimi izlediği bu politika için ağır bedel ödeyecek” demişti. 2 Ocak Cumartesi akşam saatlerinde de Suudi Arabistan’ın Tahran Büyükelçiliği ve Meşhed kentindeki konsolosluk binası ateşe verilmişti.

Bunun üzerine Suudi Arabistan’ın yanında politika izleyen Ürdün ve Kuveyt konsolosluk yakmayı kınarken, Birleşik Arap Emirlikleri İran’a protesto notası verdi. Bahreyn‘de Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu açıkladı. İç savaşın olduğu, Suudi Arabistan’ın askeri müdahalesinin sürdüğü Yemen‘de Suudi Arabistan’ı desteklediğini açıkladı.
(İran ile bazı ülkelerin ilişkileri değişti: Sürekli güncellenen bilgiler aşağıda)

körfez ülkeleri

 

  • Ürdün, Kuveyt ve Fas merkezli İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO) Şii din adamı Ayetullah Nemr Bakır en-Nemr’in idam edilmesinin ardından Suudi Arabistan’ın İran’daki büyükelçilik ve konsolosluk binalarının ateşe verilmesini kınadı. Ürdün, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğu ve terör ile radikalizmle mücadele konusunda yanında olduğunu açıkladı. (Güncel: İran’ın Amman Büyükelçisini bakanlığa çağırarak nota verdi.)
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) İran’ın Abu Dabi Büyükelçisi Muhammed Rıza Feyyaz’ı çağırarak, Şii din adamı Nemr’in idam edilmesi konusunda ülkesinden yapılan açıklamalar nedeniyle protesto notası verdi. (Güncel: BAE ilişkileri maslahatgüzar seviyesine çekti)
  • Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi, ülkesinin terörle mücadelede Suudi Arabistan’ın yanında yer aldığını ve yargı kararlarını uygulamasını desteklediklerini belirtti.
  • Kuveyt de Suudi Arabistan’ın İran’daki büyükelçilik ve konsolosluk binalarının ateşe verilmesini kınadı. (Güncel: Kuveyt, Tahran Büyükelçisi’ni çağırdı)
  • Bahreyn İçişleri Bakanlığı da resmi haber ajansında yayınlanan açıklamasında, Bahreyn’in, terör ve aşırılıkla mücadele konusunda Suudi Arabistan’ın yanında olduğu belirtildi. (Güncel: Bahreyn İran ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve diplomatların ülkeden ayrılması için 48 saat süre tanındığını açıkladı)
  • Fas‘ta İran’ı kınadı.
  • Cibuti Dışişleri Bakanı “Cibuti, Suudi Arabistan ile dayanışma içinde olarak İran ile diplomatik ilişkilerini kesmiştir” dedi.
  • Umman, yapılan saldırılardan üzüntü duyduğunu ve söz konusu durumun “kabul edilemez”
  • Katar Tahran büyükelçisini çekti
  • Sudan da İran büyükelçisini sınırdışı ederek İran’daki büyükelçisini geri çekti.
  • Somali ülkede istikrarı bozduğu gerekçesiyle İran ile diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı ve İran’da bulunan büyükelçisini geri çağırırken, ülkedeki İranlı diplomatların ülkeyi terketmeleri için 72 saat süre tanıdı. (07.01.2016 – 19.00)
  • Fas’ın başkenti Rabat’ta bulunan İslami Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (ISESCO), Suudi Arabistan’ın İran’daki büyükelçilik ve konsolosluk binalarının ateşe verilmesini kınadı.
  • Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Suudi Arabistan’ın İran’la diplomatik ilişkilerini kesmesini desteklediğini duyurdu.
    suudi arabistanı destekleyen ülkeler
    Görsel: AA (07.01.2016)

    Kaynak:
    http://www.gazetevatan.com/bae-ve-bahreyn-den-suudi-arabistan-a-destek-900779-dunya/
    http://www.ahaber.com.tr/dunya/2016/01/03/yemenden-suudi-arabistana-destek
    http://www.dunyabulteni.net/dunya/350772/bae-irana-nota-verdi

Çin’in Suriye ve Ortadoğu Politikası

Çin tarihinde ilk kez terörle mücadele yasasısını kabul etti. Bu karar sonrası Çin Suriye’ye asker gönderir mi sorusunun cevabı aranır oldu. Çünkü bu yasanın kabul edilmesi Çin’in yurt dışına asker gönderilmesinin önünü açması anlamına da geliyor.

çin suriye politikası

Çin bu yasayı Sincan Uygur Özerk Bölgesi yani Doğu Türkistan’daki El Kaide ile bağlantılı Doğu Türkistan İslami Hareketi gibi radikal islami gruplara karşı çıkarttı. Bu grupların Suriye ile ilişkileri ise bilindik bir gerçek. El Nusra ve IŞİD bağlantılı Uygurların Suriye’de ve Irak’ta kendilerine ait üs ve eğitim kampları olması ise Çin açısından bir tehdit oluşturuyor. Daha öncede medyaya düşen haberlerden de gördüğümüz kadarıyla, buradaki silahlı gruplardaki militanlar Suriye’ye savaşmaya gidiyor ve bu militanlardan bazıları da saldırı düzenlemek için geri Çin’e dönüyor.

Çin cephesindeki bu gelişmeler sonrasında uzmanlar ‘Çin Suriye’ye asker gönderir mi?’ sorusunun cevabını sorgular oldu. Ama genel kanı ‘Çin asker göndermeyecek’ yönünde. Daha öncede Çin’in bölgeye deniz filosu gönderdiğine dair haberler çıkmıştı ve bu haberler daha sonra Çin tarafından yalanlanmıştı. Konuya hakim bazı uzmanlar Çin’in yurtdışındaki terör hedeflerini yok etme isteğinin, ‘Doğu Türkistan İslami Hareketi’nin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni Çin’den ayırmakla tehdit etmesi ve burada İslami bir devlet kurmak istemesinden’ kaynaklandığını düşünüyor.

Aslında Çin’in bölgeye fiili müdahalesini engelleyen bazı nedenler var. Bunun başında Pekin Yönetiminin Türkiye ve Suudi Arabistan gibi Esad’ın gitmesini isteyen bölgesel güçlerle iyi ilişkileri bozma niyetinin olmayışı yatıyor.

Çin dış politikasının temelinde her ülkeye eşit mesafede durma politikası var. Suriye konusunda da özel bir çizgi izliyor.

Çin Dış Politikasındaki 3 ilke:

  • Siyasi yollarla uzlaşı
  • Terörle mücadele güçlerinin ortak hareket etmesi
  • İnsani yardım

Yani özetle Çin’in Suriye ve Ortadoğu’da etkin politika izlemeden önce, buradaki çıkarları etkilenecek mi onu düşünüyor. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti petrolünün çoğunu bölge ülkelerinden alıyor ve bölge ülkelerinde ciddi yatırımları söz konusu. Ek olarak da Çin için önemli bir proje olan Yeni İpek Yolu’nun Ortadoğu’dan geçmesi de, Çin’in bu bölgeye müdahalesini engelleyen önemli başlıklardan birisi.

çin ipek yolu güzergahı
Çin’in İpek Yolu Güzergahı

Liberland: 2015 Model Devlet

Avrupa’nın en genç ülkesi Liberland Cumhuriyeti 13 Nisan 2015’de ‘Yaşa ve yaşat!’ mottosuyla kuruldu. Resmi Dili Çekçe ve İngilizce olan bu ülke Hırvatistan ve Sırbistan sınırında, Tuna Nehri kıyısında 90’lı yıllarda Yugoslavya bölündüğünde kimse tarafından sahiplenilmeyen 7 kilometrekarelik alanda kuruldu. Troll haber gibi okuyup geçmişizdir belki ama böyle bir ülke var ve 40’ı aşkın ülkede büyükelçilik(temsilcilik) açtı. Çok küçük bir toprak parçasında olduğu için de ileride maksimum 5.000 insanın yaşayabileceği söylendi.

liberland türkiye

Ülke vatandaşlık başvurularını ise internetten online olarak alıyor. Liberland’e en fazla vatandaşlık başvurusu ise Mısır’dan geldi. Hatta Mısır Dışişleri Liberland’a akın edebilecek kaçak göçmenler konusunda kendi hükümetini uyarmıştı. Liberland’a en fazla başvuru yapılan ikinci ülke ise Türkiye. Liberland sivil toplum kuruluşları arasında şimdiden Katılım bankası, Fenerbahçeliler derneği, Galatasaraylılar derneği, Çarşı Liberland oluştu bile.

İnsanların isterse vergi vereceği istemezse vermeyeceği Liberland’da devlet, genel gelirin yüzde 2-3’ünü alarak yalnızca güvenlik, hukuk ve diplomasiyi yürütecek.

Liberland hakkında araştırma yaparken aklıma ‘Bu savunmasız ülke Avrupa’nın göbeği yerine Ortadoğu’da kurulsa nasıl olurdu?’ sorusu geldi. Sonra da tebessüm ettim. Çünkü cevabı belliydi. Bir gün için de silahlı gruplar tarafından işgale uğrardı.

En Yeni Ülke Liberland Hakkında Bilinmeyenler

Kansız, savaşsız, entrikasız, süper güç desteksiz; özgür, bağımsız ve liberal bir devlet. Avrupa’nın en genç ülkesi Liberland hakkında merak edilenleri bir konu altında topladım. Bu yazıda;

  • Liberland Ülke Profili
  • Liberland Nerede?
  • Liberland Nasıl Kuruldu?
  • Liberland Devlet Düzeni nasıl işleyecek?
  • Liberland’a Başvuru Nasıl Yapılıyor?
  • Liberland Türkiye İlişkileri
  • Liberland Devletinin Kurucu Lideri Vit Jedlicka kimdir?
  • Liberland nasıl bir ülke olacak?

adlı 8 başlık cevap bulacak. Merak ettiğiniz, sormak istediğiniz soruları konunun altında yorum olarak yazabilirsiniz.
Liberland Ülke Profili
Avrupa’nın en genç ülkesi Liberland Cumhuriyeti 13 Nisan 2015’de ‘Yaşa ve yaşat!’ mottosuyla kuruldu. Resmi Dili Çekçe ve İngilizce olan bu ülkede, daha belli değil ama ileride maksimum 5.000 insan yaşayabileceği söylendi. Kurucu ve şuan ki lideri, Vit Jedlicka, ülkenin özgürlük ve liberal politikalar üzerine kurulduğunu açıkladı.

liberland bayrağı

Coğrafi Konumu (Liberland Nerede?):
Liberland, Hırvatistan ve Sırbistan sınırında, Tuna Nehri kıyısında 90’lı yıllarda Yugoslavya bölündüğünde kimse tarafından sahiplenilmeyen 7 kilometrekarelik alanda kuruldu. Ülkenin iklimi ise kışları soğuk ve karlı, yazları sıcak ve kurak. Yağış en çok ilkbahar ve sonbaharda düşer. Liberland’da düşük rakımlı sahalarda çayırlar, tepelerde ise geniş yapraklı ormanlar var.

liberland nerede
Liberya nasıl bir ülke olacak? sorusunun cevabını bazı hayali tasarımlarla yazının altında bulabilirsiniz.

Liberland Nasıl Kuruldu?
Ülkeyi kuran Jedlicka’ya ilham birkaç yıl önce bir tren seyahatinde gelmiş:
“Etrafa baktım ve ne kadar çok kullanılmayan alan var diye düşündüm!” Önce bir arkadaşıyla oturup kuracakları ülkenin bayrak, arma, motto ve ideolojisini şekillendiriyorlar. Ardından kimsenin hak iddia etmediği bir araziyi aramaya başlıyorlar. Bu süreç iki yıl sürüyor. En sonunda Sırbistan ve Hırvatistan arasında kimsenin hak iddia etmediği 7 kilometrekarelik araziyi buldular. Jedlicka, burayı nereden bulduklarısorulduğunda gülümseyerek “Wikipedia’da gerçekten aradığınız her şey var!” diyor. “Sıfırdan devlet kurmak gerçekten harika bir his! Montevideo Anlaşması’na göre ülke olmak için illa başka devletler tarafından tanınmanız gerekmiyor. Arazinizi kimsenin sizden alma hakkı da yok.” diyor ülkenin kurucu lideri.

Liberland Devlet Düzeni nasıl işleyecek?
Devlet gönüllülük esasına dayanıyor. İnsanlar isterse vergi verecek ama başkalarını buna zorlayamayacak. Toplumsal projeler kitlesel fonlamaya dayalı olacak. Devlet, genel gelirin yüzde 2-3’ünü alarak yalnızca güvenlik, hukuk ve diplomasiyi yürütecek.

Dünyanın en genç ülkesi Liberland, 500 bini aşkın destekçisiyle İzlanda’dan daha büyük bir ülke ama dünyada ülke olarak sadece Kuzey Sudan tarafından tanınıyor. İlk dört ayda 40 büyük elçilik açarakda büyük başarı elde ettiler.

Liberland’a Başvuru Nasıl Yapılıyor?
Başvurular ‘www.liberland.org’ sitesinden online olarak alınıyor. Ülke kuruluş aşamasında olduğu için arazi şuan boş.

liberland bayrak

Liberland vatandaşlık başvuru formunda;
adres, dini inanç, aylık kazanç ve pasaportun taranmış hali gibi bilgiler isteniyor. Liberland’e başvurmak için en önemli şartların başında ise Komünist, nazi ya da diğer aşırı fraksiyonlarla ilgili geçmişinin olmaması, kriminal suçlardan hüküm giymemiş olmak, ayrımcılık yapmamak ve başta din ve ırk olmak üzere her şeye saygılı olmak var.
Bunlarla birlikte 11 soruluk da “Evet” ve “Hayır” seçenekli test karşınıza çıkıyor.

1.) Hiç tutuklandınız mı?
2.) Aşırı bir gruba üyeliğiniz var mı?
3.) Başkalarının dini görüşüne saygınız var mı?
4.) Başkalarının özel mülkiyetine saygınız var mı?
5.) Liberland’a yatırım yapacak mısınız? Olursa hangi alanda?
6.) Borcunuz var mı? Varsa ne kadar?
7.) Siyasi kariyeriniz var mı?
8.) Liberland’a yerleşmeyi düşünüyor musunuz?
9.) İşinizi Liberland’a taşımayı düşünüyor musunuz? Olursa hangi alanda?
10.) Ülkenin gelişimi için bağışta bulunacak mısınız?
11.) Liberland’ın oluşumunda herhangi bir alanda rol almak istiyor musunuz?

Liberland Türkiye İlişkileri
Liberland, 39. temsilciliğini Türkiye’de açtı. Türkiye’de ki Liberal Demokrat Parti(LDP) Genel Başkanı Cem Toker’le Liberland Devlet Başkanı Vit Jedlicka görüşme yaptı.
Liberland’e en fazla vatandaşlık başvurusu Mısır’dan geldi. Hatta Mısır Dışişleri Liberland’a akın edebilecek kaçak göçmenler konusunda kendi hükümetlerini uyarmıştı. Liberland’a en fazla başvuru yapılan ikinci ülke ise Türkiye.
Liberland sivil toplum kuruluşları arasında birçok Türk oluşum var. Bunlardan bazıları ise; Katılım bankası, Fenerbahçeliler derneği, Galatasaraylılar derneği, Çarşı Liberland.

Türkiye Temsilci: İstanbul Üniversitesi’nde diş hekimliği son sınıf öğrencisi Abdullah Yağız.

Liberland Türkiye facebook Sayfası

Liberland Devletinin Kurucu Lideri Vit Jedlicka kimdir?
Çek vatandaşı Vit Jedlicka, 6 Eylül 1983’te doğdu. 2001’de bir yıl Amerika’da okudu. 18 yaşında muhafazakâr liberal görüşlü Sivil Demokratik Parti’yle siyasete atıldı.  2009’da Liberal Özgür Yurttaşlar Partisi’nden milletvekili seçildi. 2013 ve 2014’te finansal pazarlama analisti olarak çalıştı. Yüksek lisansını ise geçen yıl Prag’daki CEVRO Enstitüsü’nde tamamladı. AB’ye ve ortak pazara karşı. Başkan Jedlicka’nın hedeflerinin başında Liberland’i Avrupa’da yeni bir Hong Kong yapmak var.
Telefon numarası: +420 608 131 130
E-mail adresi: president@liberland.org

Liberland nasıl bir ülke olacak?
Bu soruya bazı tasarımlarla cevap verilmiş. Hayali çizimlerden ikisi ise şöyle:

liberland neresi

liberland ülkesihayali liberland


Kaynak: 
http://www.milliyet.com.tr/yeni-bir-devlet-kuruldu-liberland/dunya/detay/2044638/default.htm 
http://tr.euronews.com/2015/07/22/balkanlarin-kalbindeki-yeni-devlet-liberland-saka-mi-modern-zaman-utopyasi-mi/ 
http://www.hurriyet.com.tr/burada-bir-toprak-var-ulke-yapalim-30123057 
http://onedio.com/haber/tasi-taragi-toplayip-liberland-e-yerlesmek-icin-sebepler-490986
http://www.haberturk.com/yasam/haber/1070248-liberlandin-kurucusu-vit-jedlicka-ulkeme-5-bin-kisi-alacagim
http://webrazzi.com/2015/09/16/liberland-bir-girisim-olarak-ulke-kurmak/
https://bitcointalk.org/index.php?topic=1026890.0;all

Çiçeği burnunda ‘ülke’ Liberland’ın ‘başkan’ı İstanbul’a geliyor

Suriye ile Türkiye Sınırının En Ateşli Bölgesi

Suriye ile Türkiye sınırının en ateşli bölgesi: Halep’in Kuzeyi Kilis’in karşısı.

Türkiye Azez-Cerablus arasında güvenli bölgeyi kurmayı düşünüyordu ve bu son haberlere göre hayal oldu. Rusya’da Türkiye ile arasındaki uçak krizinden sonra buradaki muhalif yerleşim yerlerini vurmaya başladı. Yer yer PKK’nın Suriye’de ki uzantısı PYD muhalif bölgelere küçük saldırılarda bulunuyor. Bölge ÖSO’nun elinde(yeşil alan). (https://www.armstone.com.au/) PYD, IŞİD ve havada Rus uçakları bölgeyi takip ediyor. Şuan için Suriye’deki en krtik bölge burası denebilir.

suriye azez haritası

İran ile Suudi Arabistan Arasındaki Rekabet [makale]

Suriye meselesinin çözümü için bugünlerde aynı masa etrafına zoraki otursalar da, İran’la Suudi Arabistan arasındaki gerilim hiç hız kesmeden büyümeye devam ediyor. Gerilimin son halkasını hac sırasında yaşanan facia oluşturuyor. İran yönetimi, yüzlerce İranlının da hayatlarını kaybettiği bu facianın büyümesinde Suudi istihbaratının rolü olduğu şeklinde açıklamalar yapmayı sürdürüyor.

Başından itibaren Baas’ın yanında yer alan İran, Devrim Muhafızlarına bağlı ‘gönüllü’ silahlı grupları ülkeye sokarak rejim muhaliflerine karşı çatışmaya girmekten çekinmemişti. Rejime bağlı güçlere silah ve mühimmat desteğini de devam ettiren İran, Rusya’nın bir ay önce denkleme dahil olmasıyla, Suriye’deki operasyonlarını Moskova’yla koordineli gerçekleştirmeye başladı. Viyana’daki Suriye Zirvesi’nde uzun yıllar sonra müzakere masasında bir araya gelen İran ve Suudi dışişleri bakanları, aralarındaki meselenin Suriye’den ibaret olmadığının farkındalar.

Tahran-Riyad rekabetinin diğer bir alanı Yemen. Suudi Arabistan’ın ‘yumuşak karnı’ niteliğindeki bu ülkede Şii gruplara verdiği destekle Tahran, kelimenin tam anlamıyla Riyad’ın nasırına basıyor. Yemen’de Şiilerin başarı kazanması durumunda bunun hem petrol sevkiyatını tehlikeye düşüreceğini hem de kendi ülkesindeki Şii nüfusun kontrol altında tutulmasını zorlaştıracağını düşünen Suudiler, bazı Arap ülkelerini de yanlarına alarak başlattıkları Yemen’e yönelik çok uluslu müdahalenin dozunu zaman zaman artırıyorlar. Suriye gelişmelerinin gölgesinde kalan Yemen müdahalesinde büyük miktarda sivil kayıp olduğu uluslararası ajanslar tarafından aktarılıyor.

İran Arabistan Rekabeti
Suudi Arabistan-İran Rekabeti: Suriye, Irak ve Yemen

Irak’taki İran-Suudi rekabetinin ana eksenini de Sünni-Şii ayrımı oluşturuyor. Şii partilerle organik ilişki içinde olan İran yönetimi, Bağdat’tan Basra’ya uzanan çok geniş bir alanda işlerin kendi istediği gibi gitmesinden memnun. Bu durum ise Suudi Arabistan’ın ‘himayesi’ altındaki Kuveyt ve Bahreyn üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Her iki ülke de Suudi Arabistan’la çok sıkı ilişkiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Keza Birleşik Arap Emirlikleri de, Körfez girişindeki aidiyeti tartışmalı adalar yüzünden ihtilaf içinde olduğu İran’a karşı, Suudilerle askerî ilişkilerini sıkılaştırıyor.

Son olarak Lübnan’da Hariri suikastından bu yana İran’la Suudi Arabistan sadece birbirine muhalif siyasal partileri değil, aynı zamanda birbiriyle çatışan silahlı örgütleri de desteklemeye devam ediyorlar.

 Dört ülkede yoğunlaşmış olsa da aslında İran’la Suudi Arabistan arasındaki güç mücadelesi tüm Orta Doğu’yu kapsıyor. Bu çıkar çatışması şimdilik vekaleten bir çatışma şeklinde yürüyor. Haklı olarak buna ‘İran-Suudi Arabistan Soğuk Savaşı’ diyenler var. ABD ile SSCB arasında yaklaşık yarım yüzyıl boyunca devam eden Soğuk Savaş’ta, taraflar birbirleriyle doğrudan silahlı çatışmaya hiçbir zaman girmemiş ama destekledikleri ülkeler ve gruplar üzerinden mücadele etmişlerdi. Kapitalizm ile komünizm arasında ideolojik bir çekişme görüntüsünde olsa da, ABD-SSCB arasındaki soğuk savaşın asıl sebebi her iki ülkenin de evrensel düzeyde çıkarlarını gerçekleştirme arzusuydu. İran-Suudi Arabistan soğuk savaşında da, öne çıkan unsur Sünni-Şii çekişmesi gibi gözükse de, mezhepsel farklılıklar sadece bölgede kendilerine hizmet edecek daha güçlü bir asabiyye oluşturmak için kullanılan araçtan ibaret.

1960’ların sonunda ABD Başkanı Richard Nixon Basra Körfezi’ni denetleyebilmek için ‘ikiz sütun politikası’ adıyla bilinen bir stratejiyi uygulamaya başlamıştı. Buna göre ABD Basra Körfezinin iki yakasındaki İran ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirecek, her iki ülkenin, SSCB’nin ve Batı karşıtı Arap milliyetçisi unsurların Körfez bölgesindeki faaliyetlerini durdurmak için iş birliği yapmalarını teşvik edecekti. Suudi Arabistan 1973 Arap-İsrail savaşından sonra Batı ülkelerine uygulanan petrol ambargosuna öncülük edince, İran ise 1979’daki “İslam İnkılabı”ndan sonra bu stratejinin dışında kaldı. 1980’lerde Washington-Riyad ilişkileri yeniden ısınmaya başladı. Bilhassa ailece petrol işiyle iştigal eden baba ve oğul Bush döneminde Suud ailesi tekrar ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri haline geldi. İran karşısında Suudi Arabistan’ın en güçlü destekçisi -bu ülkeye milyarlarca dolarlık silah satan- ABD oldu.

Günümüzde eskiye nazaran daha karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. ABD, nükleer anlaşmadan sonra uluslararası alana entegre etmeye çalıştığı İran karşısında Suudileri eskisi kadar iştiyakla desteklemeyebilir. Bu ise Riyad’ın hayati düşmanı olarak gördüğü Tahran’a karşı hiç de ‘geleneksel’ olmayan ittifak arayışlarına girmesine yol açabilir.

Suriye müzakerelerinin sonucu ne olursa olsun, İran-Suudi mücadelesi uzun yıllar daha sona ermeyecek gibi görünüyor.

Prof. Dr. ÇAĞRI ERHAN – Kemerburgaz Üniversitesi Rektörü – (29 Aralık 2015)

Irak’taki IŞİD Hakimiyeti Yüzde Kaç? [Harita]

IŞİD Suriye’de olduğu kadar, Irak’ta da etkin bir şekilde varlığını sürdürüyor. IŞİD deyince hep aklımıza Suriye geliyor ama, Irak’ta ne kadarlık bir toprağa sahip olduklarına çoğumuz dikkat etmiyor. IŞİD Irak’ın %40’ına sahipti. Irak ordusunun son olarak Ramadi’ye operasyon düzenlemesi ve IŞİD’den alınması, IŞİD için 2015 yılının son toprak kaybedişi oldu.

2015 yılında Irak’ın %40’ına sahip olan IŞİD’in, 2016’a girdiğimiz bu ilk gün itibariyle Irak’ta ki hakimiyeti %17’ye düştü.

IŞİD, elinde bulundurduğu ikinci büyük Sünni kenti Ramadi ile en büyük petrol rafinerisi ve gelirine sahip Beyci’yi Irak ordusuna; Musul’a bağlı Sincar’ı ise peşmergeye karşı 2015 yılı içerisinde kaybetti. Bu yıl da inşallah IŞİD için kayıp yılı olacaktır. IŞİD Irak ve Suriye’de toprak kaybettikçe devlet kurma hayallerinden vazgeçecek. Bitecek mi? Hayır. Ama El Kaide’den daha etkili global terör eylemlerinde bulunacaktır diye düşünüyorum.

Suriye ve Irak'ta IŞİD haritası
Harita: 22 Aralık 2015’e kadar. 28 Aralık’da  Irak’taki Ramadi’de IŞİD’den alındı.

Kaynak:
http://aa.com.tr/tr/dunya/irakta-daesin-toprak-kaybi-suruyor/498913
http://www.aljazeera.com.tr/haber/ramadi-isidden-kurtarildi

2015’de İsrail Filistin’de 170 kişiyi öldürdü! [Harita]

0

BM’ye göre, İsrail 2015 yılında 170 Filistinliyi öldürdü, 15 bin 377’sini yaraladı. İsrail son bir yıl içinde Batı Şeria ve Kudüs’te Filistinlilere ait 539 ev ve tesisi de yıktı.

israilin 2015 katliamları

1948’de Filistin topraklarında kurulan İsrail Devleti, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’yı da 1967’den beri işgâl altında tutuyor. İşgâl altındaki Doğu Kudüs’te 200 bin, Batı Şeria’da ise 400 bin civarında Yahudi yerleşimci var. Uluslararası hukuka göre buralardaki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı ama buna müdahale edilmiyor. Gazze Şeridi ise 2006’dan bu yana İsrail tarafından abluka altında. Ayrıca İsrail inşa ettiği ayrım duvarı ile Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin Kudüs’e girişlerini engelliyor.

Fotoğraftaki meşhur haritanın son durumunda ise, çok daha fazla Filistin toprağı işgal altında tutuluyor. Filistin en çok toprağı acı bir gerçektir belki ama Araplar İsrail’e her saldırdığında yaşadı. İsrail bunu bahane etti ve daha fazla Yahudiyi bölgeye yerleştirdi. Ve böylece de o meşhur resim ortaya çıktı.

‘ABD ve Avrupa Rusya’ya Dur Demek Zorunda’

0

Avrupa Birliği ve AB üyesi ülkeler mülteciler ve özellikle Suriyeli mülteciler konusunda aslında hiç bir şekilde yakınma hakkına sahip değiller.AB ülkeleri Suriye konusunda bundan en az üç yıl önce Türkiye’nin önerilerini benimsemiş olsalardı, şimdi AB ülkelerine akın, akın gelmekte olan mülteciler söz konusu olmayacaktı.

abd rusyaya dur demeli

AB ülkeleri Suriye konusunda Türkiye’nin “hadi birlikte müdahele edip gerekli tedbirleri alalım” ve “Diktatör Esad’sız demokratik bir Suriye’nin gerçekleşebilmesi için muhaliflere destek verelim” çağrısını desteklemiş olsalarda DAEŞ terör örgütü belki de bugün meydanı boş bularak yayıldığı topraklarda olamayacaktı.

AB ülkeleri Suriye konusunda Türkiye’nin önerileri arasında yer alan Suriye’nin kuzeyinde Suriye uçak ve helikopterlerine uçuşa yasak bir tampon bölge oluşturulması önerisini desteklemiş olsalardı bugün bir terör örgütleri PKK ve PYD kan dökme şansı bulmayacaklardı.

Ve en önemlisi eğer AB ülkeleri Suriye’ye yönelik olarak Türkiye ile işbirliği yaparak müdahale etmiş olsalardı bugün Rusya, İran ile işbirliği yaparak sadece kanlı diktatör Esad’ı Rusya ve İran’ın çıkarları için korumak amacıyla bölgede tehlikeli maceralara girişemeyecekti.

ABD ve AB eğer vaktinde Türkiye’nin önerileri doğrultusunda tavır almış olsalardı Rusya bugün sonu ikinci bir Afganistan hezimeti ile bitmeye aday Suriye operasyonuna girişmeyecekti. Çünkü meydan şimdi olduğu gibi boş kalmamış olacaktı.

Şu anda olan hem ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarları açısından hem de AB’nin bölgesel çıkarları açısından ama mülteci sorununun artması nedeniyle de ABD ve AB için tam bir “fiyasko”.
Oysa AB Ukrayna deneyimini yaşadı ve Rusya’nın frenlenmediği takdirde nelere sebeb olabileceğini çok iyi bilmekte.

Rusya Suriye’de sadece Diktatör Esad rejimini kurtarabilmek amacıyla kanlı diktatöre muhalif olan tüm güçleri uçaklarıyla bombalamakta. Rusya’nın DAEŞ’e yönelik hava operasyonları yaptığı masalına çocuklar bile inanmamaktalar.

Rusya’nın Suriye’de ABD ve AB’nin meydanı boş bırakmaları ve Türkiye’nin önerilerine yavaş yavaş da olsa sıcak bakmaya başlamaları nedeniyle “acele ederek” belkide Putin açısından hazin sonuçlanacak “ikinci Afganistan macerasını” başlattı. Bundan cesaret alan İran’da Suriye’de kara operasyonlarına her an başlamak üzere.

AB ülkeleri daha şimdiden mülteci akını ile baş edememekteler. Rusya’nın muhalifleri bombaladığı hava operasyonları Suriyeliler için bir kez daha ülkelerini terk etme nedeni olacak. Kanlı diktatör Esad’ın yanında Suriye halkını bombalayan Rusya yüzünden yüzbinlerce Suriyeli mülteci ülkelerinden kaçıp AB yollarına düşecekler.

Hele bir de İran kara birlikleriyle savaşta beklendiği gibi diktatör Esad’ın safında yerini aldığında sunni Suriyeliler için ülkelerinde kalma şansı hiç kalmayacak.
—
Kısacası sözde DAEŞ’e karşı savaştıklarını iddia eden Rusya ve İran gerçekte Suriye’nin çoğunluğunu oluşturan sunni halka karşı savaşmaktalar. Diktatör Esad’ı desteklemek sunnilerin yaşadıkları ve egemen oldukları bölgeleri bombalamak anlamına geliyor.

Eğer ABD ve AB ve de özellikle Avrupa şimdi Rusya’ya ve dolayısıyla muhtemel bir İran müdahalesine karşı tavır almazlarsa Ortadoğu coğrafyasında meydanı Rusya’ya terk etmilş olacaklar.

Rusya’nın İran ile birlikte kukla diktatör Esad’ı iktidarda tutarak Suriye’nin kendi kaderini belirleme hakkını engellemeleri özellikle enerji kaynakları açısından da ABD ve AB için büyük bir tehdit anlamına geliyor.

Rusya’nın Afganistan müdahalesi Taliban’ı güçlendirmişti. Rusya’nın sözde DAEŞ’e karşı Suriye müdahalesi de yeni DAEŞ’ler yaratmaya neden olacağa benziyor.

Rusya ve İran’ın sadece şiilerin yanında savaşta taraf olmaları Ortadoğu’da sunnilerin sert tepkisini çekecek ve DAEŞ gibi terör grupları da bu durumu ustaca kullanma becerisine sahipler.

Yani ABD ve AB hemen şimdi Rusya’ya “dur” demedikleri ve Türkiye’nin önerileri doğrultusunda bölgeye müdahale etmedikleri takdirde terör tehlikesinin boyutları çok daha büyüyecek. Aynı nedenlerden AB ülkelerine ulaşmak isteyen Suriyeli mültecilerin sayıları bir anda yüzbinlerle değil bir ya da iki milyon gibi sayılarla açıklanır hale gelecek.

AB şimdiye kadar sadece konuştuğu ve kayıtsız kaldığı için ve de DAEŞ’e karşı savaşanlara bulaşmayalım tarzı yanlı politikalar yüzünden zaten yeterince soruna sahip. Eğer şimdi gerekeni yaparak “Rusya’yı durduramazsa” bu sorunlar hiç çözülemez hale gelmeye adaylar!
Daha fazla “sorumsuzca” kaybedecek vakit kalmadı!

OZAN CEYHUN– Avrupa Parlamentosu 4. ve 5. Dönem Milletvekili

En fazla Silah Satan/Alan Ülkeler (2007-2014)

0

ABD Kongresi’nde hazırlanan “2007-2014 Gelişmekte Olan Ülkelere Konvansiyonel Silah Satışı” başlıklı raporda dikkat çeken başlıkları derledim. Kim en fazla silah satmış, hangi ülke en fazla silah satın almış. Hepsini bu yazıda görebileceksiniz.

en fazla silah satan ülkeler

En fazla silah satan iki ülke ABD ve Rusya oldu
2011-2014 yıllarında gelişmekte olan ülkelere ABD 115 milyar dolar, Rusya ise 41,7 milyar dolarlık silah satarak en fazla silah satan iki ülke oldu. ABD ve Rusya’nın en fazla silah satmasının sebebi olarak da, gelişmekte olan birçok ülkenin soğuk savaş döneminde bu iki ülke etrafında kendilerini konumlandırmalarıyla ilgili olabileceği söylendi. 2007-2014 yılları arasında yine en fazla silah satan iki ülke olan ABD ve Rusya, sırayla 250 milyar dolar ve 85 milyar dolar gelir elde etti.
– 2007-2014 arasında tüm silah satışlarının içinde yaklaşık % 75’i gelişmekte olan ülkelere yapıldı. Bu oran 2014 yılında daha da fazlalaşarak %86’ya ulaştı.

2007 ile 2014 arasında ne kadar silah satışı yapıldı?
Dünya genelinde 2007-2010 arasında toplam 239,1 milyar dolarlık silah satışı yapılmışken, 2011-2014 döneminde bu sayı 312,4 milyar dolara yükseldi. Yani 2007’den 2014’e kadar dünya genelinde toplam 551,5 milyar dolarlık silah satışı anlaşması yapıldı.

2014 yılında en fazla silah satan ülke ABD ve Rusya
2014 yılında ABD, 36,2 milyar dolarlık anlaşma ile birinci olurken, Rusya 10,2 milyar dolarlık anlaşmayla ikinci sırada yer aldı.

En fazla silah satın alan ülke: Suudi Arabistan
Gelişmekte olan ülkeler arasında silah alım ihtiyacını göstermesi bakımından raporda paylaşılan bir diğer dikkat çekici bilgi de 2007-2014 yıllarında Suudi Arabistan’ın 86,6 milyar dolar ile “en fazla silah alım anlaşması yapan ülke” olması. Bu rakamın yaklaşık 60 milyar doları sadece ABD ile yapılan anlaşmaları kapsıyor.

En fazla silah satın alan 5 ülke
1.) Suudi Arabistan (86,6 milyar dolar)
2.) Hindistan (38,1 milyar dolar)
3.) Irak ise (27,3 milyar dolar)
4.) Birleşik Arap Emirlikleri (22,6 milyar dolar)
5.) Güney Kore (20,4 milyar dolar)

Körfez ülkelerine ve Hindistan gibi ülkelere silah satmak için Amerikan firmaları ile Avrupalı rakipleri arasındaki kıyasıya rekabet yaşandığı da raporda belirtildi. Ortadoğu ülkelerine genel olarak ABD hakimken, Hindistan, Çin, gibi Asya ülkelerinde ise Rusya’nın varlığı hissediliyor.

Kaynak:
http://www.dunyabulteni.net/dunya/350474/en-cok-silah-satan-abd-en-buyuk-alici-suudiler

Suriye’de 2014 ile 2015 Arasındaki Büyük Harita Farkı

Suriye’deki iç savaşın Ocak 2014’teki haritası ile Ağustos 2015 haritasındaki farkı görünce; PYD/PKK’nın ve IŞİD’in ne kadar toprak kazandığını, Esad rejimi ve muhaliflerin ise bir o kadar toprak kaybettiğini çok daha net göreceksiniz. (2016’da bu haritanın nasıl oluşacağı ise merak konusu)

Suriye 2014-2015 harita farkıSuriye’de Nüfus Dağılımı
Suriye’de iç savaş öncesi 23 milyonluk nüfusun %59.2’sini Sünni Müslüman Arap, %11.3’ünü Aleviler(Nusayri), %11.2’sini Hristiyanlar, %8.9’unu Kürtler, %3.2’sini Dürziler oluşturmaktaydı. Geriye kalan %6.2’si ise diğerleriydi.

Kaynak:
http://www.smh.com.au/world/syrias-despair-why-the-usled-military-campaign-is-failing-20150903-gjeuht.html

Ayrı ayrı haritalar:

 

 

Türkiye ile Suudi Arabistan İttifakı En Yüksek Seviyede

Suriye meselesinde ABD ve Rusya’nın varlığını biliyoruz ama bölgesel güç Suudi Arabistan, Türkiye ve İran gibi ülkeleri hep unutuyoruz. ABD’li diplomatlardan, Ortadoğu uzmanlarına kadar da herkesin söylediği bir şey var: Bölgesel güçlerin fikirleri ve politikaları, Suriye meselesinin kilit noktasını oluşturuyor.

Türkiye Suudi Arabistan ittifakı

Türkiye Osmanlı’dan kalma nüfuzunu, Suudi Arabistan ise Sünni blok liderliğiyle bölgede söz sahibi oluyor. Esad’ın devrilmesi için çabalayan bu iki ülke, Rusya’nın Suriye’ye müdahalesiyle biraz daha geri çekilmek zorunda kalmıştı. Bildiğiniz gibi Rusya eğer Suriye’ye müdahalede bulunmasaydı; şuan muhalifler Esad’ın kalesi Lazkiye olmak üzere, Rus askeri üslerine kadar ele geçirecekti.

Suriye konusunda masada söz sahibi olan Suudi Arabistan ve Türkiye’nin daha da kaynaşması, Rusya’nın Suriye’ye gelmesiyle belli olmuştu. Beril Dedeoğlu’nun geçtiğimiz günlerde bir yazısında ”Suudi Arabistan’ın Türkiye ile ilişkilerini de yeniden gözden geçireceği ve anlamsız rekabetten, anlamlı işbirliğine yöneleceği öngörülebilir.” tahminini yaparak nokta atışı yaptığını söyleyebiliriz.

Çünkü dün (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suudi Arabistan Kralı Selman) Suudi Arabistan ile Türkiye’nin “dost, kardeş ve stratejik ortak oldukları” belirtildi ve iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi‘nin kurulması konusunda mutabakata varıldı. Bu konsey bile iki ülke arasındaki işbirliğinin ne boyutlarda olduğunu bizlere gösteriyor. Erdoğan’ın bir yıl dolmadan üçüncü kez Suudi Arabistan’a ziyaret gerçekleştirmesi ise ayrıntıda olan şeytanın bize söylediği son söz olsun.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/ankara-riyad-arasinda-yuksek-isbirligi
http://akademikperspektif.com/2015/12/25/ortadogunun-bolgesel-gucleri/