İki Nehir Arasındaki Kaçak Devlet: IŞİD

Irak ve Şam İslam Devleti (Devlet’ul Islamiyye Fi’l Irak veş Şam ) daha kısa adı ile IŞİD diye isim verilen terör örgütünün doğuşu Sovyet işgaline karşı oluşturulmuş bir savunma tezidir. Kurucusu Abdullah Azzam olan Usame Bin Ladin tarafından küresel bir boyut kazanan cihad anlayışı, Afganistan ile ABD’nin Irak’ı işgalinden buraya yönleniyor. ABD ve koalisyon güçlerinin işgalinin ardından Sünni direniş Ebu Mus’ab Ez-Zerkavi liderliğinde El-Kaide güçlerinin direnişin en önemli gücü olmuştur.

Ebu Mus’ab Ez-Zerkavi
Ebu Mus’ab Ez-Zerkavi

Afganistan’dan Irak’a gelen Ez-Zerkavi ilk başta Ensar el-İslam grubu ile beraber hareket etmiş ise de, ABD’nin Irak işgali, Saddam’ın düşmesi ve Irak Ordusu’nun lağvetmesinin ardından orduya ait bir çok cephanelik yağmalanmış yada bölgenin yeniden dizayn edilmesi için bir gruba havale edilmiştir. İşte IŞİD denilen terör örgütünün kuruluşundaki en karanlık sır bu olsa gerek. Bu terör örgütünün kurucusu olduğu kabul edilen Ebu Mus’ab ez-Zerkavi, ilk kurduğu gruba Tanzim el-Kaide Bilad er-Rafideyn yani ”İKİ NEHİR ARASI EL-KAİDE’’ ismini vermesi, El-Kaide’ye olan bağlılığından mı yoksa iki nehir arasında kurulacak olan yeni bir devletten mi bilinmemektedir.

Ebu Mus’ab ez-Zerkavi’nin bir hava saldırısında öldürülmesinin ardından, Ebu Hamza el-Muhacir onun yerine geçmiştir. Irak’ta Şii unsurlar ABD ile birlikte hareket edip daha güçlü bir konuma gelince, diğer Sünni gruplarla birleşip Irak İslam Devleti’ni ilan etmiş başına da Ebu Ömer el-Bağdadi getirilmiştir. El-Muhacir ise savunma bakanı olmuştur. 2006 yılının sonunda kurulan bu yeni yapı diğer grupların yani Ensar el-İslam dışındaki unsurların ABD safında savaşması ile Irak’ta tek silahlı direniş grubu olarak kalmıştır. Bu tarihten itibaren zor bir döneme giren IŞİD aldığı ard arda darbelerle sıkıntılı bir döneme girdi ise de, eski BAAS rejiminin askerlerine bir af çıkararak tevbe etmeleri halinde kendilerine katılabileceklerini açıklayarak, içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtulmuştur.

Buraya kadar IŞİD terör örgütünün kuruluş aşaması ve daha sonra ise içinden çıktığı El-Kaide örgütünden ayrılıp Irak özelinde bir konum elde etme çabası anlatılmaya çalışıldı. Diğer İslami örgüt yapıları gibi zaman içinde parlayıp sönmesine rağmen, Arap Baharı ve ABD’nin Irak’taki askeri varlığını sona erdirmesi ile farklı bir konuma gelmiştir. Hatta Irak ve Suriye siyasi tarihleri için Milat olmuştur. Irak’ta örgüt lider kadrosunun öldürülmesini takip eden süreçte mevcudiyetleri 700 kişiye kadar düşen, yok olmakla karşı karşıya kalan örgüt; kısa bir zamanda 30.000 kişilere ulaşan donanımlı orduyla Ortadoğu’nun en önemli silahlı gücü haline gelebilmiştir.

İran’ın ve ABD’nin desteği ile Irak Başbakan’ı olan Nuri el-Maliki yönetiminde Şii grupların nüfuzunun artması ve hükümetin Sünni gruplara taraflı davranması sonucunda Sünni gruplar içinde IŞİD’e katılım ve destek artmıştır. Ayrıca Maliki’nin ABD İşgal Komutanı David Petraeus döneminde uygulanan Sünni aşiretleri destekleme programının bitirmesi, ekonomik açıdan sıkıntı içindeki Sünni Aşiretleri petrol ve ganimet zengini IŞİD’e itmiştir.

Sonuç olarak IŞİD’in Suriye-Irak sınırında et­kili olması, elde ettiği mali güç, silah, mühimmat ve askeri Irak’ın güneyine yönlendirmesi ile büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmeye başlamıştır. Irak Ordusu’nun çöküş içine girmesiyle Sünni bölgelerde toplu bir ayaklanmayı tetiklemiştir. En son yaşanan Musul operasyonu, Tikrit ve diğer önemli Sünni kentlerin birer birer kaybedilmesi, IŞİD’in yanı sıra bir takım Sünni grupların hızlı ilerleyişi, bu uzun süreli stratejinin bir sonucudur.

SONUÇ

IŞID olarak bilinen terör örgütünün yada İslam Devleti’nin bilinen, görülebilen ve yaşanan olaylar ışığında bilinmeyen bir çok yönü olduğu gibi, cevaplanamayan bir çok soruyu içinde barındıran karışık bir yapıda olduğu açıktır. Aslında bir çok çıkar denkleminin sonucudur IŞİD. Irak topraklarını İran’a kaptırmamak için ABD’nin yok edilmesini istemeyeceği bir yapıdır. Suriye’de Rusya’nın daha fazla etkinlik kazanmasını istemeyen ABD’nin IŞİD’siz bir Suriye haritası çizemediği için ayaktadır IŞİD. Her ne kadar PKK-PYD-Peşmerge ayrımını yapamayacak kadar köşeye sıkışmış olan ABD’nin, bölgenin bugünde de gelecekte de tartışılmaz gücü Türkiye’yi karşısına alacak kadar çaresizlik içerisine girmesi sonucunda örgüt halen ayaktadır.

En önemlisi de bir çok kişinin bilgisinin aksine Suriye ve Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti görünümünde bir petrol koridoru oluşacak fikridir. Mevcut olan Türkiye’deki koridor petrol şirketlerinin tercihidir. Böyle bir planı ABD’nin hiçbir zaman düşünmemiştir. ABD çok iyi bilmektedir ki bölgedeki petrol şirketlerinin çıkarları Pentagon’un hayal perestliğine bırakılmayacak kadar değerlidir.

Ahmet İşitez

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Kafkasya Perspektifinde ABD-Rusya ve ‘Soykırım’ Meselesi

Güncel olarak her sene yaşadığımız sözde “Ermeni Soykırım” meselesi, aslında yüzüncü yılında başka bir anlam yada misyon yüklenerek 2013 yılından beri çok farklı bir amaca hizmet ediyor. Bu konuda bilinen söylemlerin yada Türkiye’nin tezlerinin hiç dikkate alınmamasının asıl sebebi, bir “KAFKAS BLOĞU” oluşturulmak istenmesidir.

Değişen şartlara rağmen Türkiye’nin hep aynı stratejiyi belirlemesi yani değişen şartlara göre yeni bir “Kafkas Stratejisi” belirleyememesi, ilerde çok daha sıkıntılı durum olarak beklense de; basit tabirle “EĞRİSİ DOĞRUSUNA DENK GELDİ” demek daha doğru olacaktır. Bölgemizdeki jeopolitik değişimleri, fiili ve siyasi çatışmaları dikkate aldığımızda, Ermenistan’a verilen bu siyasi desteğin aslında sanal bir destek olduğu, asıl amacın Ukrayna’da hezimete uğrayan Batı politika ve stratejilerinin bu defa Rusya’ya karşı Ermenistan üzerinden uygulanmasının düşünüldüğünü söyleyebiliriz.

Kafkasya Haritası - *Tsjetsjeni: Çeçenistan
Kafkasya Haritası – *Tsjetsjeni: Çeçenistan

Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra Avrupa Devletleri ve ABD, doğu Avrupa ve Kafkaslardan Rusya’ya sızma fırsatı yakalamıştı. Ancak Putin bu hızlı jeopolitik sızma girişimlerini geri püskürtmeyi başardı. Kafkasya’da ilk başkaldıranlar Çeçenlerdi. Çeçenler 1991’de bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya bunu kabul etmedi. Çeçenya-Rusya Savaşı 1994-1996 arasında yaşandı. Ruslar önce el altından muhalefeti destekledi. Başarılı olamayınca doğrudan müdahale ettiler. Savaş sonunda 1996’da 5 yıl içinde Çeçenistan’ın geleceğini belirleyen bir anlaşma imzalandı. Ruslar Çeçenistan’ı federasyona dahil etmek istiyorlardı. Putin Çeçenistan’da daha sertlik yanlısı bir politika izledi. Sert ve kanlı bir savaş sonrası Rusya Çeçenistan’ı kontrol altına aldı. Bu uygulama, aynı zamanda bölgedeki diğer devletlere de gözdağı oldu. Bugün de Çeçenistan’da Rusya yanlısı bir yönetim işbaşındadır.

Zor bir coğrafi yapıya rağmen Kafkasya, Rusya’nın yumuşak karınlarından biridir. Çeçenistan kontrol altına alındıktan sonra, sıra Batıyla bütünleşme olasılığı yüksek olan Azerbaycan ve Gürcistan’a geldi. Ermenileri cesaretlendirerek ve fiili olarak destekleyerek Azerbaycan ve Ermenistan’ı savaştıran Rusya, iki ülkeyi düşman hale getirmeyi başardı. Böylece, Azerbaycan’ın Nahçıvan üzerinden Türkiye ve Batı ile bütünleşmesini engelledi. Ardından Azerbaycan’da Rusya yanlısı bir yönetimi iktidara getirdi. Azerbaycan-Ermenistan sorunu aslında çözümü örneklerine göre gayet basit, gerçekte savaşmak istemeyen iki devletin zoraki kör döğüşünden ibarettir. 2009 Ekim ayında imzalanan, Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasını da içeren Türkiye-Ermenistan Antlaşmasını tüm Ermeni halkı isterken, iptal ettiren Ermenistan Yüksek Mahkemesi değil Rusyadır. Sınırlarını Rus askerlerinin koruduğu, nükleer elektrik reaktörünü Rusların çalıştırdığı, ekonomisi ve ticareti tamamen Ruslar tarafından kontrol edilen kağıt üzerinde bir devlet görüntüsü veren Ermenistan bu durumu asla hak etmemektedir.

Ermenistan Azerbaycan çekişmesinden sonra sıra Gürcistan’a gelince, Rusya 2004 yılına kadar eski Sovyet Rusya Dışişleri Bakanlarından Edward Şevardnadze ile Gürcistan üzerindeki siyasi ve askeri kontrolünü devam ettirdi. Bu tarihten sonra Batı yanlısı Mihail Saakachvili iktidara geldi. Gül Devrimi ile ABD Gürcistan üzerinden Kafkaslara girme planlarına başladı. Dönemin ABD Başkanı George Bush 2005’de Tiflis’de Özgürlük Meydan’ında Saakachvili ile samimi pozlar verdi. Gürcistan’ın süratle NATO üyesi yapılma süreci başlatıldı. ABD-RUSYA çekişmesinde ABD ilk yenilgiyi 2008 yılında Gürcistan’da aldı. NATO üyeliği vaadi ile Kafkasya’ya sızma teşebbüsü Rusya’nın 2008’de Güney Osetya ve Abhazya’yı işgali ile geri püskürtüldü. Rusya ile ikinci karşılaşma, 2011 başlarında Suriye’de başladı. ABD ve Batı’nın kısa zamanda Suriye’deki Rusya yanlısı rejimi devirme girişimleri, Rusya’nın askeri, siyasi ve psikolojik desteği ile akamete uğratıldı. 2013 Kasım ayında ABD, AB ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarını kullanarak Rusya’ya Ukrayna üzerinden ikinci defa sızma teşebbüsünü başlattı. Büyük karmaşalardan sonra, bu girişim, Mart 2014’de yapılan referandum ile Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ile sonuçlandı. Böylece ABD ikinci yenilgisini almış oldu.

George Bush ve Mihail Saakaşvili
George Bush ve Mihail Saakaşvili

Yukarıda belirttiğimiz tarihsel geçmişi ışığında Kafkasya’da yaşanan bilek güreşi sonucunda en çok zarar gören ülke Ermenistan olsa gerek. Çok eski ve kadim bir milletin, Avrupa ve ABD’de yaşayan ” TUZU KURU” yani ekonomik ve hayat standartı bakımından Ermenistan’da yaşayan 3,2 milyon Ermeni ile tartışılmayacak kadar rahat yaşayan Bohem bir topluluk olmaktan öteye geçmek zorundadır. Ermeniler yaşadıkları topraklar için diasporanın politikalarından vazgeçip, Rusya hegemonyasından kurtulup, bağımsız bir devlet görüntüsü vermeliler. Günümüz enerji koridorunun üzerinde yer alması, ekonomik açıdan parlayan bir yıldız olan Azerbaycan ile barış içinde yaşaması ve en önemlisi de tarihsel ve kültürel açıdan iç içe geçmiş bir Türkiye ile dünyaya entegre olması gerekir.

Gerçek olan önümüzdeki yıllarda Rusya ekonomik açıdan bir çöküş içine gireceği ve buna bağlı olarakta siyasi ve askeri gücünü kaybetmesi olasıdır. Zaten Sovyet Rusya döneminde yeterince sömürülen bu Kafkas Halkları geçmişte yaşadıkları acı hatıraları tekrar yaşamak istemiyor ise -yani Ukrayna’nın ikinci dünya savaşı sırasında ”HOLOMODOR” yani açlıkla yoklukla terbiye edilmeyi istemiyorsa-, gelecek planları için RUSYA’nın olmadığı bir yöntem bulmalıdır. Geçmişte olduğu gibi bugünde Rusya, ekonomik çıkmaza girdiğinde kendi kaynaklarından önce sömürdüğü toplulukların kaynaklarını tüketmektedir.

Ahmet İşitez

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Nazi Almanyası-SSCB Silah Karşılaştırması

1

2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ordusunda tank ve uçaklar, Almanya ordusunda ise asker ve top sayısı fazlaydı. Bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı öncesi SSCB ve Almanya ordularının sahip olduğu silahlar infografik şeklinde gösterilmiş.

nazi-sscb-karsilastirmasi
Kaynak: Sputnik

[TAM EKRAN İNFOGRAFİK]

ABD-Vietnam İlişkilerinin Kronolojik Tarihi

1

Son yıllarda Çin’e yeni bir çevreleme politikası izlediği düşünülen ABD’nin Vietnam ile ilişkileri her geçen yıl daha da gelişmeye başlıyor. Geçtiğimiz ay Vietnam’a 50 yıldır süren silah ambargosunun kaldırıldığını açıklayan Başkan Obama, ilişkilerin gelişmesinin iki ülke yararına olduğunun altını çizmişti. Başkanlık konusunda sayılı günleri kalan Obama’nın dış politikadaki en belirgin hamleleri Doğu Asya ve Çin üzerine oldu. Çin tarafından bu yakınlaşma sonrasında ”ABD ile Vietnam arasındaki bağların güçlenmesinin Asya’daki barış ve istikrarı bozmaması gerekiyor. Vietnam’ın ABD de dahil başka bir ülkeyle ilişkilerini geliştirmesi sevindirici. Ancak ABD bu tür bir yakınlaşmayı üçüncü bir ülkenin stratejik çıkarlarını tehdit etmek ya da onlara zarar vermek için kullanmamalı” açıklaması gelmişti.

Güney Çin Denizi’nde Vietnam ile birlikte Filipinler, Brunei, Vietnam, Malezya ve Tayvan da Çin ile bazı sorunlar yaşıyor. Enerji zengini ve 5 trilyon dolarlık deniz ticareti hacmine sahip Güney Çin Denizi’nde hakların tümünde hak iddia eden Çin yönetimi, bu ülkelerle ilişkileri güçlendirmeye çalışsa da, Güney Çin Denizi sorunu bu ülkelerin yakınlaşmasına engel oluyor.

Güney Çin Denizi
Güney Çin Denizi

ABD-Vietnam İlişkilerinin Kronolojik Tarihçesi

1884 – Fransa, Vietnam’ın Fransız Hindiçini’nin bir parçası olduğunu kabul etti.

1950 – ABD, Fransız yönetiminde bulunmasına karşı Vietnam’la diplomatik ilişki kurmaya başladı.

1954 – Vietnam 1954 yılına kadar Fransa yönetiminde kaldı.

Ho Chi Minh liderliğindeki komünist güçler, başlattıkları bağımsızlık savaşında Fransız egemenliğine son verdi. Vietnam Cenevre anlaşmasıyla kuzey ve güney diye ikiye bölündü. Komünist rejimi tanımayan ABD, Komünist Kuzeye karşı güneydeki hükümete destek verdi.

1955 – 1973 yılında başlayan Vietnam Savaşı, 27 Ocak 1973 Paris anlaşmasıyla son buldu. Savaşta 58 bin ABD askeri öldü ve yaklaşık 2 bin 400 ABD askeri de kayboldu. Savaşın ABD’ye ekonomik maliyeti 140 milyar doları buldu.

1973 – Martta Kuzey ve Güney Vietnam’ın ateşkes yapmasıyla ABD ülkedeki askerlerini geri çekti.

1975 – Güney Vietnam’ı gele geçiren Kuzey Vietnam, iki ülkenin komünist rejim altında birleştiğini açıkladı.

1978 – ABD’yi ziyaret eden Vietnam Dışişleri Bakanı Nguyen Co Thach ile ABD hükümeti, ilişkilerin normalleşmesi için prensipte anlaştı ancak Vietnam’ın Kamboçya’yı işgal etmesi, ABD ile ilişkileri yeniden kesintiye uğrattı.

1985 – Vietnam, bir ABD savaş uçağının düştüğü yeri bulabilmesi için ABD’li heyete izin verdi. 1985-1987 yılları arasında çok sayıda ABD askerinin kalıntılarını iade etmesi, ikili ilişkileri tekrardan canlandırdı.

1987 – ABD Başkanı Reagan özel elçisini Vietnam’a gönderdi.

1994 – ABD, Vietnam’a uyguladığı ambargo kısmen kaldırdı.

1995 – 11 Temmuz’da ABD, Vietnam ile ilişkilerin tekrardan kurulduğunu açıkladı. Ağustos ayında iki ülke karşılıklı büyükelçiliklerini yeniden açtı.

2000 – Clinton’un Vietnam ziyaretiyle iki ülke arasında ‘İkili Ticaret Anlaşması’ imzalandı.

2013 – ABD Başkanı Obama ve Vietnam’ın eski Devlet Başkanı Sang, ABD-Vietnam Kapsamlı Ortaklık Belgesi’ne imza attı.

2014 – Silah ambargosu kısmen kaldırıldı.

2016 – ABD Başkanı Obama, Vietnam’a uyguladığı ziyarette Vietnam’a uyguladıkları silah ambargosunu tamamen kaldırdıklarını açıkladı.


http://aa.com.tr/tr/dunya/abd-vietnam-iliskilerinde-yeni-donem-/577122

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/05/160520_obama_vietnam

 

Haritayla Afrika’daki Darbelerin Tarihi

Afrikadaki darbelerin anlatıldığı bu çalışmayı Al Jazeera 2012 öncesi verilere dayanarak hazırlamış. Bunun için de Mısır’daki darbe yer almamış. Kırmızı ile renklendirilen ülkelere tıklarsanız solda darbe ile alakalı bilgi veriliyor. Afrika’da darbe yapılan ülkeler nasıl da haritayı dolduruyor değil mi?

SSCB’de Gorbaçov İktidarı ve Politikaları

1

Sovyetler Birliği’nin son lideri Gorbaçov göreve geldiği 1985 yılında ekonomiyi değiştirme amaçlı iki ilkeyi ortaya atmıştır.

  • Glastnost: Açıklık, Şeffaflık (Ocak 1987)
  • Perestroyka: Yeniden Yapılanma (Kasım 1987

Gorbaçov bu politikaları belirleyerek SSCB’de parti yapısının bürokratikliğinin yok edilmesi, kapalı toplumun açık hale gelmesi, fazla olan savunma harcamalarını azaltıp buradaki paraları ülke ekonomisinin gelişmesine aktarılması, demokratikleşme ve yargı bağımsızlığının sağlanması gibi başlıkları hedef belirtmiştir.

Bu politikanın sonucunda;

-1989’da Baltık ve Kafkas devletrinde bağımsız yanlısı direnme hareketleri artmıştır. Bunlardan; Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’daki ayaklanmalar ordu ile bastırılmıştır. Baltık ülkelerinde ise daha çok ekonomik zorlamalara gidilmiştir.

– 3 Ekim 1990’da Almanya birleşmiştir.

– Çin-SSCB ilişkileri normalleşmiştir.

– Gorbaçov ve Bus 2-3 Aralık 1989’da Malta’da yapılan zirvede Avrupa ile kalıcı işbirliğini sağlamaya yönelik adımlar atılmıştır.

– Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski’ye göre Soğuk Savaş’ı ortadan kaldıran Sovyetler Birliği’nin dağılmasıdır.

– Nitekim tarihte akılcılığına ender rastlanan 1815 Viyana Düzenlemesi 40 yıl kadar sürebilmiştir, 1919 düzenlemesi ikinci bir dünyada savaşına neden olmuş ve 1947 düzenlemesi yine uluslararası sistemde 40 yıllık bir Soğuk Savaşla noktalanmıştır.

– SSCB’nin dağılması, Varşova Paktı’nın ortadan kalkması, Almanya’nın barışçıl biçimde birleşmesi ve Avrupa’ya yönelik komünist tehditin sona ermesi her ne kadar Soğuk Savaş’ın sonunu getirmişse de 19. yy’ı hatırlatan yeni çatışma ve istikrarsızlık kaynaklarını da ortaya çıkarmıştır.

Bunlar:

Kuzey-Güney çelişkisine ek olarak, Avrupa’nın batısı ile doğusu arasında açıkça beliren ekonomik ”uçurum”, kitlesel göç ve siyasal sığınma tehdidini de gündeme getirmiştir.

– Moskova denetiminin ve komünist ideolojisinin bıraktığı boşluğu saldırgan milliyetçilik doldurmaktadır.

– Avrupa’nın, doğusundaki ve yakın çevresindeki çatışmaları durdurmak bir yana, ABD’nin müdahalesi olmaksızın denetleyememesi, bu kıtanın dünya güç dağılımındaki yeni yeri konusunda soru işaretleri bırakmaktadır.

– Kuzey ile Güney arasındaki büyük ekonomik kalkınmışlık ve siyasal bütünlük farklılıklarından da kaynaklanan uluslararası terörizm, Avrupa ve dünyadaki istikrarsız kaynaklarına yenilerini eklemektedir.

Kaynak: Diplomasi Tarihi II / Dora Yayınları

Suriye İran için Neden Bu Kadar Önemli?

İran’ın dış politikasında, dini ve kültürel değerleri ile tarihi tecrübeleri etkili olmaktadır. Suriye ve İran arasındaki yakın işbirliği ise Ortadoğu’da 30 yılı aşkın bir süredir gözlenen bir durumdur. İki ülke arasındaki ilişkinin önemini kısaca özetlemek gerekirse, İranlı iki önemli yetkilinin sözleri bize yardımcı olacaktır.

“Suriye’de yaşananlar bir iç mesele değil, bölgedeki ve dünyadaki direniş ekseni ile düşmanları arasındaki bir çatışmadır. İran, Suriye’nin temel parçası olduğu direniş ekseninin kırılmasına hiçbir şekilde müsamaha göstermeyecektir.”  İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Calili (Goodarzi, 2013).

 “Suriye İran’ın 35. Eyaleti ve bizim için stratejik bir eyalettir. Eğer düşman bize saldırıp Suriye veya İran’ı almaya kalkışırsa, öncelik Suriye’yi korumaktan geçer. Çünkü Suriye’yi elimizde tutabilirsek İran’ı savunabiliriz. Bununla beraber eğer Suriye’yi kaybedersek İran’ı elimizde tutamayız. İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Hüseyin Talip (Şen, 2016). 

Bu iki ülke arasındaki ilişkinin temellerine bakıldığında, mezhepsel faktörlerin etkili oluğu söylenebilir fakat bunun asıl sebebi yine siyasal çıkarlardır. Çok ilginç bir konu olarak karşımıza çıkan bu olay, siyasi çıkarlar için dini bağın kurulmasına şeklinde gelişir. Şen bunu şöyle açıklamaktadır; “İran’la Suriye’nin mezhep temelli ilişkileri aslında çok eskilere dayanmaktadır. 1970 yılında Baas rejimi içinde bir darbeyle iktidara gelen ancak nüfusun dörtte üçü Sünni olan Suriye’de ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayan, Hafız Esad’a Şii bir din adamı destek olmuştur. 1974’te, On iki İmam Şialığında (Caferilik), Nusayrilere, Şiilik ve İslamiyet dışı bir taife olarak bakılırken, Nusayriliğin, İslami ve Şii bir mezhep olduğu fetvasını vererek bir Nusayri olmasına rağmen Hafız Esad’ın Suriye devlet başkanlığını dini açıdan meşrulaştırmaya çalışan din adamı, Lübnanlı Şii Musa Sadr’dır. (İran’da Nusayriliğin Sünnilikten daha az sapkın bir inanış olarak görüldüğü söylenebilir) Sadr o günlerde İran Şahı’nın muhalifi olup daha sonra Şii bir devrim gerçekleştirecek olan İran’ın bugünkü yöneticileriyle Suriye arasındaki bağlantıyı kuran ilk kişidir. İran devriminin başlarında uluslararası toplumun Suriye’ye yönelik petrol ambargolarını aşması için Esad rejimine destek olmuştur. Suriye buna karşılık 1979’da Şah rejimi devrildiğinde,  İran’ı  Sovyetler Birliği ve Pakistan’dan sonra tanıyan 3. ülke olmuştur. Suriye, Arap milliyetçiliğine dayanan Baas Partisi ile yönetilmesine ve Arap milliyetçiliği ile Fars milliyetçiliği arasındaki ideolojik çatışmaya rağmen, İran-Irak savaşında İran’ın yanında yer almıştır. Suriye Irak’ta etkinliğini arttırıncaya kadar yaklaşık 30 yıl boyunca İran’ı destekleyen tek Arap devleti olmuştur. 2003 yılında ABD’nin müdahalesiyle Irak’ta Saddam rejiminin devrilmesi, Suriye ve İran için ortak bir düşmanın gitmesi ve nufüz alanlarının arada herhangi bir engel olmadan İran-Irak-Suriye-Lübnan hattında genişletmeleri için altın bir fırsat olmuştur.” (Şen, 2016, 542).

2010 yılında Arap-İslam Coğrafyasında halk ayaklanmalarının başladığı süreci, İran destekleyen açıklamalar yapmıştır. Bölgedeki hareketleri “İslami uyanış” olarak nitelemeye başlayan İranlı yetkililere göre olaylar, “Batı destekli laik diktatörlüklere” karşı Müslüman halkların tepkisinden kaynaklanmakta ve bu yüzden İran’daki 1979 Devrimi’yle benzer özellikler taşımaktaydı. Fakat söz konusu olaylar İran’ın Ortadoğu’daki en yakın müttefiki Suriye’ye sıçrayınca, İran tamamen aksi bir tavır sergilemeye başlamış ve yaşananları “İslamı bölmek isteyen Batı destekli fitne” olarak değerlendirmiştir. Bu doğrultuda İran, Suriye’de Esad’ın iktidarda kalması için büyük ölçüde doğrudan destek vermiş, lojistik desteğin yanında içinde çok sayıda üst rütbeli komutanında bulunduğu binlerce İran askeri Suriye’de muhaliflere karşı savaşmaktadır. İran’ı böyle bir strateji izlemeye iten birçok politik neden sıralayabiliriz. İran, İsrail’e karşı en büyük kozu olan Hizbullah’ı Suriye aracılığıyla desteklemektedir. Suriye’de yaşanacak bir rejim değişikliği ile İran, Hizbullah ile aradaki bağlantıyı kaybedecek, Lübnan’daki etkinliği azalacak ve yeteri kadar desteklenmeyen Hizbullah İsrail’e karşı etkin mücadele edemeyecektir. Dolayısıyla İran’ın Suriye ve Lübnan’da örgütlediği Şiiler üzerindeki etkisi azalacaktır.  30 yılı aşkın bir süredir  İran’ı destekleyen ve Irak’taki yönetim değişikliğine kadar da bu desteği veren tek Arap devleti olan Suriye’de yaşanacak bir yönetim değişikliği, İran’ı bu destekten mahrum bırakacağı gibi, yeni yönetimde olması muhtemel Sünni çoğunluğun, İran’a karşı hasmane bir tutum içerİsinde olması kuvvetli bir ihtimaldir. Ayrıca İran’ın, önemli yatırımları bulunması ve Akdeniz’e açılan bir kapı olarak Suriye’yi değerlendirmesi bir başka faktördür. İran’ın Şii Hilalinin (Şii çoğunluğunun ya da güçlü olan Şii azınlıklarının bulunduğu bölgeyi tanımlayan jeopolitik bir terim) bir parçası olan Suriye’de etkinliğini yitirmesi bölge liderliği açısından büyük bir stratejik kayıp olacaktır.

Şii Hilali

Suriye’de, İran’ın bazı temel stratejiler güttüğü görülmektedir. Bunlardan biri Esed rejimini uluslararası camiada defaten desteklemek bir diğeri ise İran’ın bilfiil generalleri ve askeri gücüyle Suriye’de sahaya inmesidir. Doğrudan izlenen bu stratejilere ilaveten İran’ın bölgede sıkça başvurduğu bir diğer siyaset olan kendine yakın grupları harekete geçirme yönünde Şii grupları sahada hem maddi hem askeri olarak desteklediği bilinmektedir. Buna ilaveten İran’ın Suriye’de alan kazanma çabasının 4. ayağı olarak PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ve YPG’ye yönelik tutumu öne çıkmaktadır. Burada İran’ın ikili bir hareket tarzı benimsediği söylenebilir. Bir yandan artık Esed yönetimiyle beraber hareket ettiği Suriyeli yetkililerce de ifade edilen PYD’yle açık ve örtülü olarak beraber operasyonlarda bulunarak bir rejim-İran-PYD-Rusya cephesi oluşturulmuştur. Bu cephe kimi zaman beraber hareket etmekte, kimi zaman ise PYD’nin önünü açacak şekilde örgüte hareket alanı kazandırarak örgütün elini rahatlatmakta, böylece muhaliflerin irtibat noktalarını zayıflatmaktadır. İran, dönemsel çıkarları adına sözde ideolojik kimliğiyle taban tabana zıt ve kendi ülkesinde de eylemler yapan bir örgüte dolaylı olarak örtülü desteğini vermektedir. İran’ın Suriye’deki Kürt kartını oynama noktasında bir diğer stratejisi ise Türkiye-İran ilişkilerinde artan gerilimle eş zamanlı olarak PKK’nın İran’daki uzantısı olan PJAK’la ateşkes sürecine girmesidir. Böylece İran, hem PKK’nın bölgede elini rahatlatarak bir yandan Türkiye’de eylem kapasitesini artırmakta, bir yandan da PYD’nin Suriye’deki operasyonlarına aktarabileceği enerjiyi verimli kullanmasını sağlamaktadır (Sönmez, 2016).  Sonuç olarak İran; “Ortadoğu siyasetinde söz sahibi olma, karar alma ve etkileme potansiyeli olması açısından Suriye’yi etkin bir güç olarak elinde tutmaya çalışmaktadır. İran’ a göre, Esad rejiminin devrilmesi söz konusu olduğunda İran en etkin stratejik öneme sahip müttefikini kaybetmiş olmayacak, aynı zamanda Tahran’ın Hizbullah ile olan askeri, siyasi ve ekonomik bağlantısı da önemli derecede zarar görecektir” (Çalışkan, 2014).

Mehmet Enes Bağlama

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 


Çalışkan, C., 2014, İran’ın Suriye Politikasında Kimliğin Rolü, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara.

Goodarzi, J., 2013, Suriye ve İran: Değişen Bölgesel Ortamda İttifak, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi, Ankara.

Sönmez, G., 2016, İran’ın Bölgesel Ayrıştırma Stratejisi, ORSAM Dış Politika Analizleri, Ankara.

Şen, A., 2016, Yüzyılın En Uzun Tiyatrosu, Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi, Yapı-Bozum Yayınları, İstanbul.

BUHARA: ”Türk Uygarlığının Başkenti”

0

Yetiştirdiği alimlerden ötürü Müslümanların doğunun “Kubbetü’l-İslâm”ı dediği, arkeolojik bulgularla şehrin en az iki beş yüz yıllık tarihi olduğu, İslâm âlemindeki Medine ve Bağdat gibi önemli sayılan Özbekistan’daki BUHARA şehrinde çok önemli tarihi eser ve yapılar yer alıyor. Ark, İsmail Samani Türbesi, Büyük Kelan Minaresi ve 6. yüzyıldan beri dini eğitim veren Mir Arap gibi önemli yapıtların olduğu şehir, birçok Türk devletinin hakimiyetine girmiş ve Türk uygarlığının başkenti olarak gösteriliyor.

Türk Dili’nin en eski sözlüklerinden Divân-ı Lügati’t-Türk’te Buhara şöyle geçer;

“….. Bu şehirleri Türkler yaparak adlarını kendileri koymuşlardır. Bu adlar olduğu gibi şimdiye kadar gelmiştir. Bu yerlerde Farslılar çoğaldıktan sonra Acem şehirleri gibi olmuş. Bugün Türk ülkesinin sınırı ” Abisgûn” (Hazar) denizi ile çevrili olarak Rûm diyarından ve Özçent’ten Çin’e kadar uzanır. Uzunluğu beşbin fersah, eni üçbin fersahtır; hepsi sekizbin fersah eder.”

Özbekistan'daki Türk Uygarlığının Başkenti BUHARA (Kaynak: AA)
Özbekistan’daki Türk Uygarlığının Başkenti BUHARA

[TAM EKRAN İNFOGRAFİK]

Kaynak: AA ve Vikipedia

Baas Partisi’nin İdeolojisi ve Tarihi

Baasçılık, Arap milliyetçiliğinin sosyalizm ve laiklikle harmanlanmış biçimidir.

Baas Partisi, Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar tarafından 1940 yılında Şam’da kurulmuştur. Kurucularından Mişel Eflak Ortodoks, Selahaddin Bitar ise Sünniydi. 1947’de İskenderunlu bir Nusayri olan Zeki el-Arsuzi’nin de katılımıyla ilk kongresini yaptı. Gördüğünüz gibi 3 farklı inançtan insanı Baasçılık bir araya getirebiliyordu. Baas Partisi, Suriye ve Irak’ta yaptıkları darbelerle iktidarı ele geçirip tek parti diktatörlükleri kurdular. Bunun dışında parti olarak olmasa da ideolojik açıdan Cemal Abdül Nasır ve Muammer Kaddafi sayesinde uzun yıllar Libya, Mısır ve Birleşik Arap Cumhuriyetinde de varlık göstermiştir.

Baas Partisi’nin temel felsefelerinden biride Pan-Arabizm’dir. Bütün Arap ülkelerinin tek bir çatı altında birleşerek sosyalist, milliyetçi ve laik bir şekilde yönetilmesini amaçlamıştır. Tabi ki bu felsefe zamanla parti mensuplarının karşısında duran farklı mezhepler yüzünden fiyaskoya uğramıştır. Çünkü Irak’ta Sünnilik, Suriye de ise Alevilik üzerine bir takım mezhepsel iktidarlık eleştirileri, bu iktidarları da mezhepçiliğe itmiştir. İşin içine mezhepçiliğin girmesiyle beraber zaten bütün Arapları birleştirmek ancak hayallere kalmış olurdu.

Baasçılığın Sekülerizm yerine Laikliği tercih etmesinin sebebi ise İslam dininin Arap dünyasının temel parçalarından biri olduğunu düşünüp onun hayattan tamamen koparılmasının çok güç olmasıydı. Baasçılığın sosyalizm görüşü ise Marksizm-Leninizm’den biraz farklıydı. Toplumsal eşitsizliğin giderilmesini hedeflese de, özel teşebbüsü tamamen sınırlamıyordu. Yerli ve yabancı büyük firmaları kamulaştırmayı ama özel teşebbüsü tamamen yok etmemeyi tercih etmişlerdi. Ayrıca miras hukukuna da müdahale etmeyerek yine bu konuda da sosyalizmden ayrı hareket etti ve buna Arap sosyalizmi dediler.

Yinede bazı noktalarda görüş farklılıkları olsa da İsrail ve ABD’ye karşı Ortadoğu’da SSCB’nin en önemli müttefiki oldular. Bu ideoloji ve savunduğu görüşlerin bütün Arap ülkelerinde yayılması Elbette ABD için çok tehlikeli olurdu. Çünkü sosyalizm ilkesi yüzünden kendi şirketleri o bölgelerde faaliyet gösteremiyordu. Bunun dışında o dönem ki ABD müttefiklerinin İsrail, Türkiye ve İran olması milliyetçiliğin bu ülkeler yani ABD müttefikleri içinde potansiyel tehlike arz etmesine neden oluyordu.

Parti yada ideoloji olarak varlığını sürdürdüğü Libya(2011) ve Irak(2003) gibi ülkeler yakın tarihimizde NATO tarafından yok edildi. Bugün Baasçılığın son kalesi olarak Suriye kalmış durumda ve yine ABD tarafından yok edilmek için bekliyor.

baas-liderleri
Soldan sağa: Enver Sedat, Muammer Kaddafi, Hafız Esad

Genel olarak idelojik liderlerinin karizmasının olduğunu pek söyleyemeyiz. Bir tanesi hariç tabi ki o da Cemal Abdül Nasır. Nasır, Arap dünyasında öyle bir karizması vardı ki o dönem için bu karizma inanılmazdır. Nasır’ın ölümü Arap ülkelerinde ve dünyada şok etkisi yaratmıştır. 1 Ekimde Kahire’de düzenlenen cenaze törenine 5 milyon kişi katıldı ve klabalığın uzunluğu 10 kilometreyi buluyordu. Liderler açısından da Suudi Arabistan Kralı Faysal hariç tüm Arap liderler cenazeye yer aldı. Arafat ve Kral Hüseyin açıkça ağlarken, Libya lideri Muammer Kaddafi üzüntüden iki kez bayıldı. Lübnan’da çıkan Le Jour gazetesi Nasır’ın ölümünü “100 milyon Arap yetim kaldı” manşetiyle duyurdu. O derece seviliyordu işte.

ABD kadar bu ideolojiye düşman birileri daha vardı. Onlar da krallıkla yönetilen Arap ülkeleriydi. Onların başını da Suudi Arabistan çekiyordu. Hem laikliği, hem sosyalizmi hemde kralları devirmesi onlar için en tehlikeli gelişmeler olurdu. ABD’nin bölgede ki pek çok operasyonunun finansmanını bu yüzden Suudiler üstleniyor ve ABD’nin elini rahatlatıyordu.

Suriye’de zaten bu 2 ülke muhaliflerin en önemli destekçileri.

Suriye son kale, bu kale de düştüğünde en çok mutlu olacak kişiler yine diğerlerinin düşmesinden sonra olduğu gibi krallar ve CEO’lar olacaktır.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Berlin Duvarı’nın Arkasındaki ‘Derin Almanya’

Alman Parlamentosu’nun sözde “Ermeni Soykırım” yasa tasarısı kabul etmesi,çoktan beri gergin olan Türk-Alman ilişkilerine ciddi zararlar vereceği ve bununla beraber Avrupa’nın bundan önce sinyallerini aldığımız “ALMAN DERİN DEVLETİ” tarafından yeniden şekillendirileceği artık belirgin hal almıştır.

İkinci Dünya Savaşının ardından ikiye bölünen Almanya sadece toprak bakımından değil zihniyet bakımından da bölündüğünü ancak BERLİN DUVARI yıkıldıktan sonra anlamak kolaylaştı. Ekonomik tahribatın tamir edilmesi ve toplumsal barışın sağlanmasının ardından bizim “Derin Almanya” yada “Öteki Almanya” dediğimiz federal yapı içinde olmayı kabullenemeyen biraz sosyalist biraz faşist ama daha da çok merkeziyetçi yapı, Almanya’yı ekonomik açıdan yeterli hale gelince Avrupa Birliğini yönetmeye başladı. Zaten Almanya’nın bin yıllık rüyası olan “Kutsal Roma Germen İmparatorluğu” hayali gerçeğe hiç bu kadar yakınlaşmamıştı. İşte Derin Almanya öncelikle kendi ülkesinde değişimini tamamladı. Avrupa’yı değiştirmeye başlayınca da hayallerinin sınırında bulunan aslında bu hayalleri yerle bir edecek düşmanları ile yetmiş yıl sonra tekrar yüzleşecekti. Bu korku Almanya’nın İngiltere’nin ve ABD’nin dünyanın nüfuz bölgelerindeki gücünü artık savaşarak değiştiremeyeceğini görmesiydi.

Almanya yukarıda yazdığımız bir sürecin artık kabuk değiştirme sancısı içine girmiş, dünyanın en önemli nüfuz bölgesinin üzerinde olan Türkiye’ye ilk defa açıktan açığa cephe almıştır. Bunun sebebi Avrupa’nın yaşadığı “Mülteci Sorunu” ve bu sorunla uğraşırken Türkiye’nin gösterdiği tavra tahammül edememesidir. Almanya Avrupa’ya yönelik bu mülteci akının sorumlusu olarak ABD’yi görmekte ama doğrudan bir müdahale edememektedir.

Mülteci sorununa farklı açılardan bakmak zorunda kalan Almanya, Suriye’de yaşanan iç savaşın ne Suriye toprakları ile, ne de Libya’da yaşananların Libya Petrolü ile alakalı olmadığını anlaması biraz geç oldu. Mülteci sorunu diye bahsedilen Avrupa’ya göçün bir istilaya dönüşebileceği kabusu Almanya’nın uykularını kaçırmaktadır.

Almanya’nın içinde bulunduğu çaresiz durumu anlamak için Alman Federal Meclis’inde alılan soykırım yasa tasarısın içeriğine bakmak yeterli olacaktır. Altı milyon Yahudi’yi katleden bir devlet geçmişine sahip bir devletin, geçmişi unutturmak için ‘tarihi’ parlamentolarda yazmak yerine, gelecek yıllar içinde erozyona uğrayacak toplumsal yapıyı nasıl bir arada tutması gerektiğine kafa yorması gerekir.

nazi-haritasi

Savaşarak kazandığı bir tek toprak parçasını elinde tutamayan, kültürel anlamda bir çöküş içine giren toplumunu gündelik zevklerle uyuşturarak zaman kazanmaya çalışan “Derin Almanya” yakın bir gelecekte sınırlarına dayanan tehlikeyi görmenin çaresizliği içinde olduğu yalın bir gerçektir.

Son günlerde Fransa’da yaşanan olaylara bakıldığında bu toplumsal çözülmenin sadece Fransa ile sınırlı kalmayacağı ise belli olmuştur. Etnik ve dinsel ayrımcılık üzerine politika inşa eden partilerin Avrupa’nın bir çok ülkesinde gücünü artırması toplumsal bir kırılma içine giren Avrupa Birliği’nin çöküş sürecinin ilk sinyalleri olarak değerlendirilmelidir.

Avrupa ve Almanya’da bu gelişmeler olurken İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmayı halk oyuna götürmesi daha doğrusu batan gemiyi terk etmesi tesadüf değildir. Zaten ekonomik açıdan çıkmaz içindeki Avrupa ile finansal açıdan yollarını ayıran İngiltere, tarafını ve rengini belli etmiştir.

Ermeni meselesini son konuşacak devletlerden olan Almanya’nın böyle bir sözde soykırım yasasını federal meclisinde kabul etmesi acizliğini yukarıda anlattığımız çıkarımlar ışında değerlendirilmesi gerekir. İkinci Dünya Savaşında katlettikleri Yahudileri bir kenara bırakın, bugün avrupa birliği içine aldıkları ülke halklarına yaptığı soykırımın da hesabını vermelidirler.

Ahmet İşitez

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Irak’ta Son Durum Haritası: Musul ve Felluce

Irak’ta Taraflar
Irak Hükümeti  – Şii Haşdi Şabi örgütü ve yerel Sünni milisler -kırmızı-
IKBY (Kürt Bölgesi) – Peşmerge -yeşil-
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler -siyah-
* PKK çatısındaki YPG, YBŞ ve YPJ gibi gruplar Şengal başta olmak üzere bazı merkezleri peşmergeyle birlikte kontrol ediyor.
Irak'ta Son Durum Haritası (01.06.2016)
Irak’ta Son Durum Haritası (01.06.2016)

[TAM EKRAN – AYRINTILI HARİTA]

Irak’ta IŞİD ile mücadele adı altında Musul’a ve Felluce’ye karşı operasyon yapılıyor. Bunların yanında Irak’ta nüfuzu güçlü Şii lider Mukteda es-Sadr, IŞİD’e ve hükümete karşı ‘büyük ayaklanma’ çağrısı yaptı. Hükümette yolsuzluk yapıldığını iddia eden Sadr ve destekçileri daha önce de ülkenin en korunaklı bölgesi olan Yeşil Bölgeye girmiş, Irak Meclisi’ne zarar vermişti. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ise Şii Sadr yanlılarının protesto ettiği İbadi hükümetine tam desteklerini açıkladı. (Xanax Bars) (stratejikortak.com) Irak’ın IŞİD ile mücadelesi sürüyor ancak kendi içinde de çeşitli sıkıntılar yaşıyor. Başbakan İbadi Şii olmasına rağmen Şiiler tarafından çokça eleştiriliyor. Bunun sebebi olarak da İbadi’nin tam olarak ‘İran güdümlü politika’ izlemediği söyleniyor. Irak’ın kuzeyinde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’de tıpkı Irak hükümeti gibi sıkıntı bir süreç içerisinde. Bağımsızlık referandumunu 2016 içerisinde yapacaklarını söyleyen Mesud Barzani, muhalefetle büyük ayrılıklar yaşıyor. Geçtiğimiz ay Kuzey Irak’ta Talabani liderliğindeki KYB ile muhalefetin başı olan Goran Hareketi uzlaşmıştı. Bunun da Barzani hükümeti için büyük bir tehdit oluşturduğu düşünülüyor.

Gözden kaçan bir detay olarak da: Irak’ın eski radikal Şii başbakanı Maliki’nin talimatıyla İnterpol’de kırmızı bültenle aranan Tarık el-Haşimi İnterpol listesinden çıkarıldı. Haşimi, eski Irak cumhurbaşkanı Talabani’nin yardımcılarındandı. Sünni Blok içerisinde yer alan Haşimi Türkiye’den sığınma hakkı kazanmıştı.

MUSUL OPERASYONU

Irak’ta peşmerge güçlerinin IŞİD kontrolündeki Musul’a başlattığı operasyonun yaklaşık son durumu.. Mavi bölge IŞİD’den alındı. Operasyon şuan için durdu.

İtalya, Musul Barajının tamirat ihalesini kazanan İtalyan şirketin işçilerini korumak için Irak’a 500 asker gönderme kararı aldı. (12 Mayıs 2016)

Musul Operasyonunda Son Durum Haritası (30 Mayıs 2016)
Musul Operasyonunda Son Durum Haritası (30 Mayıs 2016)

FELLUCE SAVAŞI / FELLUCE OPERASYONU

‘Sünni şehri’ Felluce 2014 yılından beri IŞİD ve Sünni güçlerin kontrolünde ve uzun süredir de abluka altındaydı.  23 Mayısta başlayan Felluce operasyonuna Irak güvenlik güçleri dışında çoğunluğu Şii milislerlerden oluşan Haşdi Şabi ve bazı Sünni milisler katılıyor. IŞİD’in direnişine karşı büyük ilerlemeler sağlayan Irak güçleri, 1 Haziran’da IŞİD’in direnişini kıramadıklarını, daha sonra da sivillerden dolayı şeklinde iki nedenden ötürü operasyonu durdurmuşlardı. Şuan için ise operasyon devam ediyor.

  • Irak’ta 300 bine yakın milis gücü olduğu söylenen ve Felluce Operasyonuna katılan Şii Haşdi Şabi grubu çatısı altında birçok grup yer alıyor.

Haşdi Şabi Hakkında Bilgi [AA]
Haşdi Şabi Hakkında Bilgi [AA]

İran Dışişleri, ”Devrim Muhafızları Kudus Gücü Komutanı Kasım Süleymani Irak hükümetinin bilgisinde Irak’taki Felluce Operasyonunda müsteşarlık yapıyor” dedi.

  • Irak’ta IŞİD’in ve Sünni aşiretlerin kontrolündeki Felluce’ye yapılan operasyonuna katılan gruplar..

felluce-operasyonuna-katilanlar

2014’ten beri IŞİD’in elinde olan Felluce’ye, Şii milisler ve Irak Ordusu 23 Mayısta büyük bir operasyon başlattı. 23 Mayıs ile 9 Haziran arası Felluce’deki son durum haritaları..

Operasyon başlamadan önce Felluce Haritası (23 Mayıs):

Kaynak: ISW
Kaynak: ISW

9 Haziran 2016 Felluce’de Son Durum:

Kaynak: ISW
Kaynak: ISW

FELLUCE OPERASYONU DEĞİŞİM HARİTASI VİDEO (9 SANİYE):


Kaynak: StratejikOrtak.com

ABD Tarihinin En Sıra Dışı Başkanlık Seçimleri

ABD Başkanlık ön seçimleri 1 Şubat’ta Lowa eyaletinde başladı ve 14 Haziran’da Demokratların başkent Washington DC’deki ön seçimleriyle son bulacak. Demokratlardan 6 , Cumhuriyetçilerden 17 kişi aday adaylığını duyurmuş, bir çok kişinin adı bile duyulmadan adaylıktan çekilmişti. Demokratlarda Bernie Sanders ve Hillary Clinton, Cumhuriyetçilerde ise Donald Tump, Ted Cruz, Marco Rubio ve Jeb Bush gibi aday adayları ön plana çıkmıştı. Aylardır süren bu maratonda her zaman muhtemel aday olarak gösterilen Hillary Clinton ve Donal Trump olmuştu. Şuan resmi sonuçlar değil ama bu iki aday başkanlık için yarışacak gibi görünüyor.

Hillary Clinton Demokrat Parti kurultayında başkan adayı olarak çıkabilmek için gereken delege sayısına ulaştı ve adaylığını garantiledi. 7 Haziran ön seçimlerinde California’yı da kazanan Clinton, burada “zafer” konuşması yaptı. 50 eyaletin şu ana kadar 49’unda gerçekleştirilen ön seçimlerde Clinton 27 eyaleti kazanırken, en yakın rakibi Sanders ise 22 eyaletten galip çıkmayı başardı.

‘Irkçı Aday’ olarak Türk medyasında yer bulan emlak milyarderi Donald Trump ise geçtiğimiz ay rakipsiz kaldı ve diğer adaylar adaylıktan çekildi. Bu duruma Trump, “Rakiplerim çekildi eğlence bitti” demişti. Formalite süreçlerinin var olduğu parti kurultaylarında Trump’ı desteklemeyecek Cumhuriyetçilerin olduğu söyleniyor. Donal Trump 36 eyaleti kazanmıştı.

Hillary Clinton ve Donal Trump’ın Olası Başkanlıkları ve İlkler

Hillary Clinton Demokrat Parti’nin başkan adayı olursa, ABD’nin 240 yıllık politik tarihinde bir partinin “ilk kadın başkan adayı” olmuş olacak. Clinton bu adaylığından sonra da 8 Kasım’daki ABD Başkanlık Seçimlerini kazanırsa ABD tarihindeki ilk kadın başkan adayı olacak.

Zengin bir iş adamı olan Donald Trump 8 Kasım’daki başkanlık seçimlerinden başkan olarak çıkarsa, 63 yıl sonra ABD’de siyasi kariyeri olmadan başkan seçilen ilk kişi olacak. Daha önceden Kongre’de senatörlük veya eyalet valiliği gibi siyasi bir kariyeri olmaksızın başkan seçilen son kişi, 1953 yılında koltuğa oturan Dwight Eisenhower idi.

(ABD Seçim Sistemi Nasıl?)
kaka trump trump destekçileri çakma trump trump dövmesi trump vs clinton hillary clinton trump parodibernie-sanders cakma-donald-trump Chris-Christie donald-trump donaldtrump-siyah 2016 abd seçimleri 2016 abd seçimleri 2016 abd seçimleri 2016 abd seçimleri 2016 abd seçimleri hillary oyuncak 2016 abd seçimleri sanders oyuncak çakma trump hillary hillary-clinton-kahkaha hillary-clinton-komik hillaryclinton-saskin hillary-clinton-saskin hillary-sac-modeli jeb-bush-abd-secimleri kahraman-trump Senator-MarcoRubio trump-binasi-abd trump-dergi trump-destekcileri trump-gozluk trump-imza trump-kovboy trump-miting trump-racism trump-sapka trump-saskin-kadin trump-uyuyor


http://www.reuters.com/news/picture/candidate-caricatures?articleId=USRTSGMWK
http://www.ibtimes.co.uk/us-presidential-elections-2016-most-amusing-photos-candidates-campaign-trail-1536089
http://tr.euronews.com/2016/05/06/trump-rakiplerim-cekildi-eglence-bitti/
http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1885790-abd-baskanlik-secimlerinde-clinton-ve-trump-karsi-karsiya