Komutanın Tebessüm Ettiren “Çılgın Türk” Anısı

0

Videoyu izlediyseniz bu komutanı ve olayı anlatayım.

Videodaki kişi; 10 bin kişilik donanımlı Rum birliğine karşı 250 asker ile mücadele eden, 27 gün boyunca Kıbrıs’ta Mağusa Kalesi’nin savunmasını yapan komutan. 1973’te Kıbrıs’a Mağusa Mücahit Tabur Komutanı olarak atanan Oğuz Kalelioğlu, öyle bir direniş göstermiş ki; 74’te çatışmalar başladığında yanına gelen Birleşmiş Milletler’e bağlı İsveçli subay, “teslim olun, bu büyük Rum birliğine karşı kazanma şansınız yok” diyordu. Üsteğmen Kalelioğlu ise “Bana teslim ol emri gelmedi, burada savaşmak için varım. Gerekirse de ölmek için emir aldım” şeklinde cevap vermişti. Hatta Türkoloji mezunu İsveçli subay da “Türkleri tanıyorum. Kahramansınız ama çılgınsınız da…” diyerek bölgeden ayrıldı. Tam 27 gün boyunca kalede bir avuç silahla direnen Kalelioğlu emrindeki mücahitler, bu sürede bölgedeki Türk halkını da kale içerisine alarak onların can güvenliğini sağlamayı ihmal etmedi. Kale içerisindeki nüfus 10 bine yaklaşmıştı. Çoluk çocuk, yaşlı, kadın hamile… Rumlar kaleyi ele geçiremedikçe çevre Türk köylerde katliam yaptı.

Yukarıdaki videoda dinlediğiniz olay da bu 27 günlük direnişte yaşandı. Dünkü yazıda bahsettiğim, “Ayşe’nin Tatile Çıktığı” (20 Temmuz Kıbrıs Barış Harekatı sonrası diplomatik sürecin sonuç vermemesi üzerine) 15 Ağustos günü Mağusa’ya giren Fazıl Osman Polat Paşa’nın komutasındaki 28. Tümen, Rum birlikleriyle çatışarak kale çevresinde güvenliği sağladı. Böylece Mağusa kenti tamamen özgürlüğüne kavuştu. Rumlar, kendi verilerine göre 750 ölü ve 2 binden fazla yaralı ile bölgeden ayrıldı. Biz ise 36 şehit ve 264 yaralı ile direnişi sonlandırdık. Bu direniş olmasa belki de Mağusa Rumlar’ın kontrolünde olacaktı. Ve yine bu direniş sonrası Mağusa’ya “Gazi” ünvanı verildi.

Bu yüzde tebessüm ettiren ve ayrıca gururlandıran videoyu görünce, hikayenin arka planını da anlatayım dedim. Kalelioğlu komutana ve beraber çarpıştığı yiğitlere selamla…

Suudilerin Ronaldo Transferinin ‘Stratejik’ Arka Planı

0

Ülke gelirinin yüzde 90’ı petrolden gelen Suudi Arabistan, bu geliri çeşitlendirmeyi şart kıldı. Bu nedenle 2015’ten sonra Veliaht Prens Selman’ın öncülük ettiği projelerle Kamu Yatırım Fonu “PIF”, Walt Disney, Facebook, BP ve Tesla gibi şirketlere büyük yatırımlar yaptı. Bu alandaki büyümeyi bir de dünya çapında algıları değiştirebilecek futbol sektörüyle genişletmek gerekiyordu. Rusların başlattığı, Katar ve BAE’nin devam ettirdiği kulüp satın alımları, İngiltere’de Newcastle United’ın Suudiler tarafından satın alınmasıyla başladı. Buradaki istikrar Prens Selman’a ve ortaya koydukları “Vizyon 2030” stratejisine de iyi bir referans oldu. Gözler ‘o’na, Cristiano Ronaldo’ya yöneldi. Al Nassr ile anlaşan Ronaldo öyle bir isim ki; Ronaldo’nun takımı Al Nassr, Ronaldo’nun oynadığı lig, Ronaldo’nun fotoğraf attığı yer…

Ronaldo sadece bir futbolcu değil, dünya yıldızı. Mesele sadece Suudi Arabistan futbol liginin kalitesi değil, ülke algısı da değişmeli. TFG’ye göre Suudi Arabistan ligi dünyanın en iyi 58. ligi. Yani İtalya 3. ligi olan Serie C ile aynı klasman. Hedef ilk 15 ama nasıl?

Bir Ronaldo bu kadarını yapamaz tabi ki. Suudiler öyle kafaya takmış ki bu olayı, Ronaldo’nun takımı Al Nassr ile birlikte ligdeki en büyük üç kulüp Al Hilal, Al Ahli ve Al Ittihad takımlarının da %75’ini satın aldı. Bu dört kulüp, en büyük iki şehrin en büyük iki takımı. Para akıttığı bu kulüpler arasında rekabet oluşturarak şehirler arasında derbi gücünü artırma peşinde. Her takıma da en az dünyaca ünlü üç oyuncu alınması hedefleniyor.

Suudiler çıldırmış gibi akıtıyor parayı. Öyle ki 2015’te yatırım fonu PIF’ın 4 milyar dolar olan değeri, şu an 600 milyar dolar. Bir zamanlar Çin ve Rus takımları Avrupa’dan 4-5 kat fazla para vererek futbolcu getirirdi. Suudiler ise 20 kat fazla para ile takımlarına çekiyorlar. Ben örneği futboldan verdim ama takip edenler Suudilerin “Vizyon 2030” stratejisine dair yazdığım diğer yazıları hatırlar. Suudi Arabistan, geçen sene 2014’ten bu yana ilk kez bütçe fazlası verdi. Bu yükseliş Türkiye’nin bölgedeki etkinlik alanını da etkileyecektir. Tetikte olmakta fayda var.

Şehit Diplomat Osman Köse’nin Ardından Yaşananlar

0

Dört sene önce bugün, IKBY’nin başkenti Erbil’deki bir restoranda oturan Başkonsoloslukta görevli diplomat Osman Köse, yemek yediği sırada PKK’lı teröristlerin suikasti sonucu şehadete ulaştı. Benim de anlık takip ettiğim olay, IKBY’nin bağımsız referandumu sonrası bozulan Türkiye ile ilişkilerin düzelme aşamasında, Pençe-2 Harekatı’nın başladığı dönemde oldu. Olaydan 10 gün önce de bebek katili Öcalan’ın sözcüsü konumundaki, PKK/KCK’nın sözde başkanlık konseyinin 7 üyesinden biri olan Diyar Garip Muhammed, MİT ve TSK ortak operasyonuyla Kandil Dağı’nda etkisiz hale getirilmişti. Bu çok önemliydi çünkü ilk defa üst düzey bir PKK’lı, örgütün ana karargahında öldürülmüştü.

Köse suikastinin hemen ardından IKBY ile MİT’in koordinasyonunda, HDP milletvekili Dersim Dağ’ın kardeşi Mazlum Dağ ve üç kişi yakalandı. Bir Türk diplomatı şehit olmuştu, bunun etkisi Mazlum Dağ’dan ibaret olamazdı. Kapsamlı çalışma başlatılmış, suikastin şematik dizilimine göre Mazlum Dağ suikastin görünen yüzüydü.

Suikast tablosunda yer alan teröristlerin barınma alanları, günlük rutinleri ve yapılanma sistemi deşifre edildi. Takip başlamıştı. Diplomatımızın şehadetinden bir hafta sonra azmettiricilerden “Doğan Türk” kod adlı Erdoğan Ünal, Kandil’de öldürüldü. Bu, Kandil’deki üst düzey isimlere yapılan ikinci operasyondu. Bir ayda iki üst düzey terörist, örgütün en güvenli alanında etkisiz hale getirilmişti.

Karayılan’a yakın isimlerden, Suriye’de PYD/YPG’nin sözde Özel Güç sorumlularından Hacı Kurhan Gara‘da aracında, bir yıl sonra ise örgütün Zap sorumlularından “Zinar” kod adlı Fadıl Ekinci nokta operasyonla Zap’ta etkisiz hale getirildi. Polat Safi’nin aktardığına göre şehit diplomatın ardından suikastin planlayıcılarından toplam 38 terörist etkisiz hale getirildi, iki kişi de muhtemelen idam edilecek. Son olarak da 10 gün önce PKK’nın Irak istihbarat sorumlusu olduğu belirtilen ve bir diğer azmettiricilerden terörist Celal Kaya İran sınırına yakın Süleymaniye bölgesinde düzenlenen operasyonla etkisiz hale getirildi. Görünen o ki suikastte parmağı olan herkesin sonu belli.

Diplomatımızın şehadetini unutmayan istihbaratçılarımıza ve güvenlik güçlerimize selam olsun.

Ukrayna Savaşı Nasıl ABD’yi Zengin Etti?

0

Savaş sonrası çok da konuşulmayan şeylerden bahsedeceğim. Savaşın başladığı Şubat 2022’den bu yana Beyaz Saray verilerine göre ABD’nin Avrupa’ya petrol ihracatı iki kat arttı. ABD’den Avrupa’ya deniz yoluyla taşınan aylık ortalama petrol miktarı, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 38 artış gösterdi. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler, ABD’den aldığı petrolü yüzde 88 oranında artırmış oldu. Geçtiğimiz yıla kadar üst üste 6 yıl boyunca dünyanın en fazla petrol üreten ülkesi olan ABD, S&P’ye göre Ukrayna savaşı sonrası kendi petrol şirketleriyle, 250 milyar dolarlık satış ile “en karlı altı ayını” geçirdi ve “benzeri görülmemiş bir döneme” hazırlanıyor. Üretiyor, tüketiyor ve satıyor. Doğalgazda olduğu gibi.

ABD, okyanus ötesinde olduğu için doğalgazı sıvılaştırılmış yani LNG şeklinde ihraç ediyor ve pek bilinmese de rezervleri çok fazla. ABD’nin savaştan öncesine göre savaş sonrası Avrupa’ya sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatı %140 artmış durumda. Öyle ki Avrupa geçen yıl LNG ithalatının %40’ını ABD’den gerçekleştirdi. 10,5 milyon tonla ile en fazla ihracatını artıran ülke ABD olurken, ona en yakın ülke Rusya’da ise bu rakam 3,4 milyonda kaldı. Çok rakamlara boğdum sizi ama ABD, Katar’ı bile geçerek Avustralya’nın ardından en fazla LNG ihraç eden ikinci ülke oldu.

ABD’nin savaş sonrası petrol ve doğalgazda kendisine bağımlı hale getirdiği Avrupa, bir zamanlar Rusya’ya bağımlı olduğu gibi şimdi de ABD’ye bağımlı (kısa vadede). Tabi ki taşıma doğalgaz ile değirmen dönmez ama yeni alternatifler bulunana kadar bu böyle.

Son olarak savaş sonrası silah satışını da yüzde 49 artarak 205 milyar 600 milyon dolara yükselten ABD, Avrupa’nın ikiye katlanan silah ithalatını da lehine çevirdi. Ve hepiniz bildiği gibi Washington yönetimi, en büyük ‘stratejik zenginlik’ olan diplomasi masasını da dizayn etti. Diplomatik olarak Rusya’yı karşısına almak istemeyen Avrupa’yı ve tarafsız ülkeleri, NATO çerçevesinde Rusya’nın karşısında toplayarak “Atlantik çizgisine” yaklaştırdı.

Bu saatten sonra Ukrayna’da savaş bitse de ABD kazanmaya devam edecek. Sanırım küresel gücün, ‘tesadüfi kazancı’.

Rusya’nın Afrika’daki Planı ve Zirveler

1

Rusya Afrika’da ne planlıyor?

Tarih kitaplarında Batılı devletlerin sömürgesi olarak bildiğimiz, belki de hiç önemsenmeyen Afrika, fillerin tepişmesine sahne oluyor. “Ayı” da diyebiliriz…

Rusya’nın Sovyetler’den sonra ilgilenmediği Afrika, aslında 4 sene önce ilk kez Soçi’de düzenlenen 1. Rusya-Afrika Zirvesi’yle Moskova ile yakın diplomatik temalara başladı. O zamanlarda da yazdığım bu zirve; Çin, Türkiye, Fransa, Hindistan ve Japonya gibi ülkelerin “at koşturduğu” kıtaya Rusya’nın da “selamün aleyküm” diyerek girişinin en somut ve resmi adımı oldu. İlk zirvede 12,5 milyar dolar değerinde 92 anlaşma imzalanmış ve 43 devlet başkanı katılmıştı. Geçen hafta (27 Temmuz) düzenlenen 2. Rusya-Afrika zirvesine ise sadece 17 devlet başkanı doğrudan katılım gösterdi. Yapılan tüm anlaşmaların neredeyse hepsi silah ve savunmaya yönelik.

Afrika’da Mali ile başlayan Rus yanlısı ilk darbe, 2019’daki ilk zirveden aylar sonra gerçekleşmişti. Sonrasında Burkina Faso ve şimdi Nijer. Tahıl Anlaşması’nı sonlandıran Rusya, geçen haftaki zirvede Mali ve Burkina Faso’ya, resmi olarak da Wagner’in olduğu (yine daha önce yazdım) Orta Afrika Cumhuriyeti’ne ücretsiz tahıl vereceğini açıkladı. Daha önce de Afrika ülkelerinin Rusya’ya olan 23 milyar dolar borcunun silindiği açıklanmıştı.

Yaşananlar “ayının” Afrika’da su aradığı gerçeğini gözler önüne seriyor. Ama Rusya; Çin gibi ekonomik, Türkiye gibi insani diplomasi ya da Fransa gibi doğrudan kaynak tüketimiyle yaklaşmıyor. Doğrudan rejimleri Wagner ile koruyor, askeri anlaşmalarla silahlandırıyor. Karşılığında madenleri de kontrol ediyor.

Afrika; dünyadaki uranyumun yüzde 20’sine, altın madenlerinin yarısına, elmas üretiminin yüzde 45’ine, tarım arazilerinin yüzde 60’ına sahip. En önemlisi de genç nüfus ve pazar. Bu zenginliğe rağmen amaç sadece bunlar değil. Uluslararası arenada yalnızlaşan Rusya, Birleşmiş Milletler içinde 54 ülke ile yüzde 28’lik en büyük bölgesel oylama grubuna sahip olan Afrika’yı diplomaside de yanına çekmeyi planlıyor, “geleceğin kıtasında” masaya oturmayı hedefliyor. Ne kadar başarılı olur, onu da göreceğiz.

Fransa’nın Afrika’daki Uranyum Gerçeği

0

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “geleceğin kıtası” olarak tanımladığı Afrika’dan atılıyor mu? Batılı devletlerin 100 yıldır sömürgesi ile karşı karşıya kalan Afrika, son günlerde “uranyum” haberleriyle gündeme geliyor. Şu meseleyi bir özetleyeyim.

Dünyanın en büyük dördüncü uranyum rezervine sahip, en büyük de 7. tedarikçisi Nijer’de, tıpkı komşu ülkelerde olduğu gibi darbe yaşandı. Tüm darbeciler de Rusya yanlısı hareket ederek Fransa’yı topraklarından çıkarmaya odaklandı. Fransa’nın üçüncü en büyük uranyum tedarikçisi olan Nijer, yılda 2020 metrik ton uranyum üretiyor. Elektrik üretiminin yüzde 80 gibi büyük bir oranını nükleer enerjiden elde eden Fransa, yılda 7.800 ton uranyuma muhtaç. Keşke sadece elektrik olsa ama değil. Fransa, dünyada en fazla nükleer silaha sahip olan dördüncü ülke. Bu silahlar ve hidrojen bombası gibi bombalarda, nükleer denizaltı yapımlarında, askeri zırh kaplamaları, gemi ve uçak yapımı… Her alanda uranyum şart.

Bu nedenle Fransa, şirketlerini Afrika’ya salmış durumda. Nijer çevresindeki ülkelerdeki uranyum madenlerinde de söz sahibi olan iki büyük Fransız şirketi, yılda 8000 ton doğal uranyum arzı sağlıyor. Uranyum Fransa için hem ticari hem askeri hem de milli güvenlik sorunu.

1972’de Gabon’da bulunan “doğal işlenmiş çıkarılan uranyum rezervi”, Fransız şirketlerce tüketilince, Paris yönetimi için Nijer uranyumu çok daha fazla kıymete bindi. 2010’da Nijer’deki Fransız uranyum şirketi çalışanları kaçırılıp, madenler taciz edilince, Fransız askerlerine gün doğmuş ve Nijer’e konuşlanmıştı. Hatta eski Nijer lideri Issoufou, bu saldırılar nedeniyle Fransız askerlerine kapılarını açmıştı. Fransa gerekirse müdahale eder mi?

En fazla uranyum tedarik eden ülkeler sırayla; Kazakistan, Kanada, Namibya, Avustralya, Özbekistan, Rusya, Nijer, Çin ve Hindistan’dır. Bu ülkelerin çoğu ise Fransa ile sorun yaşıyor. Sizce Fransa ucuz ve kolay erişilebilir en iyi tedarikçisini kaybeder mi? Bence kendi doğrudan müdahale etmez ama Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) aracılığıyla müdahale edebilir. Çünkü Nijer Paris için kırmızı çizginin aşılması olarak yorumlanabilir.

İtalyan Başbakanı Meloni’den Stratejik Göçmen Adımı

0

Akdeniz, Ortadoğu ve Afrika’dan ülkeler, Pazar günü düzensiz göçü yavaşlatmak ve insanları evlerini terk ederek Avrupa’ya ulaşmaya iten baskılarla mücadele etmek için Roma’da toplandı ve anlaşmaya vardı. Türkiye’nin bakan gönderdiği konferansa birçok ülke Başbakan seviyesinde katılımda bulundu. Şimdi olayı anlatıyorum.

İtalya’nın yeni başbakanı Giorgia Meloni, seçilmeden önce Macron’u eleştirdiği bir konuşmasında şunları söylemişti:

“Fransa nükleer reaktörleri için kullandığı uranyumun yüzde 30’unu Nijer’den çıkarıyor. Hal böyleyken Nijer nüfusunun yüzde 90’ı elektriksiz yaşıyor. ‘Bize ders vermeye kalkma Macron!’ Çünkü Afrikalılar senin politikan yüzünden kıtalarını terk etmek zorunda kalıyor. Çözüm Afrikalıların Avrupa’ya göç etmesi değil. Afrika’nın Avrupalılardan kurtulmasıdır.”

Şu anki konferansın da ana amacı bu. Afrikalıların İtalya’ya, yani Avrupa’ya akın etmesini engellemek istiyor. İnsanların göç etmesini engellemek için kendi ülkelerinde düzen getirmek, kaosu sona erdirip iş alanları yaratmak. Bir dahaki toplantı bağış üzerine olacak. İnsan kaçakçılığının engellenip, bunun hayata geçirilmesi ile diğer plan devreye girecek. İnsan gücü…

Meloni “ırkçı” şeklinde nitelendirilse de tamamen davası “göçmen karşıtlığı” değil. Öyle ki ülkesi Avrupa’nın en yaşlı nüfusuna sahip ülkelerinden. Bu nedenle ihtiyaç olan iş gücünü, yasa dışı yollardan değil de “Kanada gibi” seçerek, doğrudan ihtiyaca göre sektöre “kanalize :)” edecek. Konu hakkında İtalya hükümeti, AB vatandaşı olmayanlar için 2023’ten 2025’e kadar 452.000 yeni çalışma vizesi verme kararı aldı. COVID’den önce (2019) bu sayı sadece 30 bindi.

Avrupa Birliği, her ne kadar Tunus halkı tepki gösterse de Tunus ile göçmenler konusunda anlaşma imzaladı. Bu çerçeveyi de diğer Kuzey Afrika ülkeleri ile genişletmek istiyor. İtalya da sorunun doğrudan muhatabı olan en büyük Akdeniz ülkelerinden olduğu için taşın altına elini koymak zorunda. Ama benim en çok dikkatimi çeken şey, konferansa Fransa ve İspanya’nın katılmaması. Meloni gerçekten Macron’un planlarının tam tersi noktada. Bakalım görüşmeler nasıl ilerleyecek, takipteyiz

Kissinger’ın ‘Gizli Konulu’ Çin Ziyaretinin Anlamı

0

Bir sivilin Çin Sarayı’nda ne işi var?

İkinci Dünya Savaşı’ndan (Çin’deki Mao dönemi) 1971’e kadar olan süreçte Çin ile ilişki kurmayan ABD’nin, Çin ile diplomatik ilişkilere başlamasının öncüsü, gizli görüşmelerle bu altyapıyı hazırlayan kişi; ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger.

52 yıl önce ilk kez geldiği Çin devlet konut evine, bu kez 100 yaşında bir sivil olarak gitti. 5 yıldır Çin ile ABD arasında savaş çıkmaması için görüşmelerin yapılması gerektiğini söyleyen Kissinger, Biden yönetimini de kızdırdı. Biden, kendi gönderdiği temsilcilerin eli boş dönmesine rağmen sivil Kissinger’ın üst düzey karşılanmasına kızdı. Çin’in başkenti Pekin’i ziyaret eden Kissinger, Çin lideri Xi Jinping, Çinli üst düzey diplomat Wang Yi ve Savunma Bakanı Li Shangfu ile bir araya geldi.

Keawe Wong’a göre kapılı kapılar arkasında konuşulan şey “iki ülke arasındaki savaş”. “Diplomasinin babası” Kissinger, şu anda ABD ile Çin arasında askeri iletişim hatlarının bile kapalı olmasını büyük tehlike olarak görüyor. Wong, savaşın başlangıcını düşme eğilimindeki Amerikan tahvilleri olarak nitelendirirken, dünya için en büyük tehdidin Çin değil, 31.4 trilyon dolarlık ABD borcu olduğunu söylüyor. ABD tahvil fiyatları (yorumda anlattım) kaçınılmaz olarak düşecek ve birçok ülkenin ekonomisini bitirecek. “ABD ekonomisi sona yaklaşıyor. Tek çıkış savaştır. Kissinger, savaş olasılığını tartışmak için Pekin’e gitti.” diyen Wong, 2008’deki krizde ABD’ye muhtaç olan Çin’in artık ABD’ye yardım etme niyetinde olmadığını ileri sürüyor. Çünkü Çin yıllardır hazırlanıyor. Altın stokluyor, yerel paralarla ticareti geliştiriyor. Ayrıca 2013’te 1,3 trilyon dolarla rekor düzeyde ABD hazine tahviline sahip olan Çin, satışlarını son 2 yılda hızlandırarak 850 milyar dolara kadar geriletti. Bu, son 13 yılın en düşük seviyesi.

Birçok kişi Kissinger’ın savaşı engellemek ya da muhtemel savaşta ABD zararını en aza indirmek için diplomasi trafiğini sürdürdüğünü söylüyor. Çin’in avını izleyen bir aslan gibi tetikte olduğunu ima eden Wong, kendi deyimleri ile olayı özetliyor: “Ne zaman bir tehlike varsa pusuda bekle, fırsatı kaçırma”.

Yunanlılara Göre “Türkiye’nin Afrika Politikası”

0

Yunan medyası, Afrika’daki son gelişmeleri ve kıtadaki Türkiye’yi çok farklı yorumluyor. Özetle şöyle diyorlar:

“Türkiye’nin Afrika’ya girişi basit ticari bir ağ değil, temelli ve devlet stratejisi şeklinde ilerliyor. Öncelikle ülkelerde halkların sempatisini kazanmak için cami ve kamu projeleri inşa ediyor, Türk şirketler vasıtasıyla enerji, madencilik, tarım ve diğer birçok sektörde faaliyetler yürütüyor. Bununla yetinmeyen Türkler, askeri olarak da eğitim veriyor, silah satıyor. 2023’ün ilk 6 ayında 17 ülkeye önemli miktarda askeri teçhizat sağlayan Türkler, askeri anlaşmalarla birlikte ülkelerdeki nüfuzlarını daha da kalıcı hale getiriyor. Asker de konuşlandırıyor. Türkler çok tehlikeli işler yapıyor. Türkiye’nin amacı Fransa ve Batı’yı Afrika’dan çıkarmak. Fransa&ABD ittifakı yerine Rusya&Türkiye blokunu koymak.”

Aslında Yunanlılar ABD’ye karşı “Kötü Türkiye” imajını tazeleyip servis etmekle kalmıyor, Türkiye’yi de doğrudan Rusya ile ortak hareket ediyormuş gibi gösteriyor. Bu tamamen Yunan taktiği, şaşırmadım. Ama analiz genel manasıyla haksız değil. Şöyle ki; Türkiye’nin Afrika politikasının temeli analizdeki gibi insani faaliyetler, hibeler, camiler, çeşmeler. Sonraki adım şirketlerle kamu ihaleleri. En son da askeri iş birliği. Bu bir stratejinin halkaları.

Analizdeki “Fransa&ABD ittifakı yerine Türkiye&Rusya ittifakı” çıkarımı ise tamamen yalan. Ortada ittifak yok. Çünkü Nijer’den tutun da Mali’ye kadar Sahel’deki eski Fransız sömürgeleri ile Türkiye’nin ilişkileri, Rus Wagner’in ‘bu ülkelerde darbe yapmasından önce’ başlamıştı. Hatta faaliyetler 18 yıl önce start vermişti. Size şöyle bir örnek vereyim. Türkiye, bu zamana kadar darbelerin yaşandığı Mali, Burkina Faso ve Nijer’den darbeye teşebbüsün olduğu Çad’a kadar birçok ülkeye SİHA sattı. Ama Türkiye, Nijer’de darbecilere karşı askeri müdahalede bulunmak isteyen ECOWAS’ın demirbaş ülkeleri Nijerya ve Senegal’e de SİHA satabilen bir ülke. Bunlar da üç günlük gelişmeler değil yani. Bunun sadece Rusya ile ilgisi yok. Türkiye’nin stratejisi bambaşka.

Şu da var ki; Rusya destekli darbeleri destekleyen halkın, aynı zamanda “hükümet farkı gözetmeden, halkları fethetmeye odaklanan” Türkiye’yi sokağa taşımasına, Türk bayrağı sallamasına şaşırmamalı. Çünkü Türkiye NATO üyesi olsa da hiçbir zaman Batılı ülke statüsünde değil. Afrika’da oluşan “Batı karşıtlığı” dalgasında Rusya ve Çin gibi başı çekenlerden. Bunun Rusya ile alakası yok yani. Ama Rusya’nın Afrika’daki kabiliyeti, Türkiye’nin çeşitliliği kadar güçlü değil. Sempatisi kadar da değil. Rusya’nın amacı askeri desteklerle rejimlere kendi ekseninde ‘bağımsız hareket kabiliyeti’ sağlamak. O rejimlerin ve halkların “Batı karşıtlığını” kendi lehinde kullanmak. Rusya’nın aktif olmadığı/olmadığı noktaları Türkiye’nin kapatması ise burada devreye girebilir. Bu Rusya’nın da işine gelebileceği için (Putin-Erdoğan yakınlığı) şaşırmamak lazım. Bu ittifak değil, çıkar ilişkisidir.

Nijer’de Son Durum: “Ayı, Afrika’dan Horozu Kovdu”

0

“Ayı, bir ülkeden daha horozu kovdu”

“Uranyum zengini” Nijer’de, seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Muhammed Bazoum’u korumakla görevli muhafız alayı darbe yaptı. Alayın Komutanı General Tchiani, bugün hükümetin başına geçtiğini duyurdu.

Daha üç gün önce Mali, Fransızcayı resmi dil olmaktan çıkarmıştı. Mali’deki darbe yönetimi üç yılda tarihe geçecek bir adım atarak Fransız askerlerini ülkeden çıkardı, Fransız TV kanallarını yasakladı, Fransa’nın ‘yumuşak gücü’ STK’ların da faaliyetlerini sonlandırdı. Acaba bu konuyu mu ele alayım derken Nijer’de bir darbe girişimi yaşandı. Hemen size bunun önemini anlatayım, dikkatli okuyun.

Nijer, dünyanın en zengin uranyum rezervine sahip 4. ülkesi. En önemlisi de Fransa’nın nükleer teknolojisinin altyapısı olan uranyumu buradan alması. 55 yıldır ülkedeki uranyum maden işletmelerini elinde tutan Fransa, uranyumunun üçte birini uygun fiyatlara (bedava desek yeridir) buradan alıyor. Diğer maden işletmelerini konuşmuyorum bile.

Nijer’in bir diğer önemi de Mali’den çıkarılan Fransız askerlerinin “güvenli liman” olarak gördüğü Nijer’e geçmesi. Mali’deki tüm yapılanmasını Nijer’e taşıyan Fransız ordusu, Fransa’nın Sahel bölgesindeki operasyonlarının “merkez üssünü” Nijer olarak belirlemişti. Ya Nijer’deki yeni yönetim de Fransız askerlerini çıkarırsa?

Şimdi de oraya, ayının horozu kovmasına geleyim. Biz bu karikatürü geçen sene Stratejik Ortak’ın yıllık dergisinde “Horozu kovalayan ayı” başlığıyla paylaşmıştık. Çünkü Fransa için tehlike çanları çalıyor, Rusya git gide Orta Sahel’de (Moritanya, Mali, Burkina Faso, Nijer, Nijerya, Çad, Sudan) güçleniyordu. 2020’de Mali’de başlayan darbe, Gine ile hemen sonra da Burkina Faso ile devam etti. Ocak 2023’de ise Sahel’in kuzeyindeki Fransa’nın en güçlü müttefiki Çad’da bir darbe girişimi yaşandı ancak başarısız oldu. CIA’ya göre Rusya, Çad’da hükümeti devirmek için şu anda isyan tertipliyor. Rusya, sadece 2015 yılından sonra Sahel’de yer alan dokuz ülkeden yedisi ile askeri iş birliği anlaşması imzaladı.

Afrika’da eski sömürgelerindeki nüfuz alanlarını bir bir kaybeden Fransa lideri Macron, belki de Fransa tarihinin en hazin dış politika hatalarına öncülük ediyor.

Ukrayna Lideri Zelensky’in NATO Zirvesi’ndeki Yalnızlığı

0

Öğrenilmiş çaresizlik…

Ukrayna lideri Zelensky, NATO Zirvesi’nde yalnız hatta asabi bir şekilde etrafına bakarken objektife yansımış. Tabi ki de yorumlaması çok kolay bir şekilde “yalnızlık” olarak ifade edildi. Her yerde gördüm fotoğrafı. Zelensky…

Tiyatro sanatçısı olan Zelensky, bir dizideki rolü sayesinde halk tarafından sevildi ve 2019 seçimlerine girdi. Ezici çoğunlukla seçimleri kazandı. Rusya destekli güçlerin işgal ettiği, 2014’ten bu yana süren krizi kucakladı. Seçim vaadlerinde bu sorunu çözeceğini iddia etse de çözüme ulaşamadığı gibi ülkenin doğusundaki krizi savaşa döndürdü. Ülkenin kaderini NATO’da görerek, Rus saldırganlığına karşı bunu güvence olarak gördü. Rusya da Soğuk Savaş sonrası yapılan anlaşmaları göstererek Batı’nın bunu yapma hakkı olmadığını savunuyor: “AB’ye girebilir ama NATO’ya dahil olamaz, NATO’nun silahlarını sınırıma getiremez”

Yani Zelenski de Ukrayna halkı da kendi mücadelesinden çok blokların arka plandaki diplomasi savaşının kurbanı oldu. Aslında en basit şekilde olaylar böyle.

‘Batı refahına’ ulaşmak için Rusya’yı karşısına alan ve Moskova ile yüzleşen Ukrayna, “bağımsız bir devlet” gibi politika üretemiyor. Hiçbir pakta veya tarafa dahil olmadan ilerlemek en sağlıklı çözüm gibi görünse de uluslararası sistem bunu pek de kabul etmiyor.

Zelenski ise kimine göre ülkesindeki krizi çözme sözüyle seçimi kazanıp, krizi savaşa çeviren lider konumuyla yüz binlerce ölümün sorumlusu. Kimine göre de savaştan kaçmayan ve ordunun başında Rusya’ya karşı dik duran lider.

Gerçek şu ki NATO yolunda ülkesi perişan olan Zelenski, Batı’nın finansmanı ile ayakta ve Rusya’yı yıpratıyor. NATO mu? NATO daha da kenetleniyor, silahlanıyor, 2022’ye kadar Rusya’ya karşı pasif olan Avrupa’yı Rusya’ya karşı ayağa kaldırıyor, Rusya’yı (İsveç ve Finlandiya’yla) çevrelemeyi sürdürüyor. Ukrayna’yı da uç beyi gibi savaştırmaya devam ediyor. Gerçekten Ukrayna da Zelenski de bu savaşta haklı taraf ama savaş bitmeden, Rusya kabul etmeden NATO hayalinin olmayacağı, Batı’nın Ukrayna’yı dolaylı olarak kullandığı ortada.

Çok uzattım; Zelenski, öğrenilmişlik çaresizlik yaşıyor. Acaba nereye kadar sürecek?

Türkiye’nin İsveç’e NATO Onayı Neden ‘Fiyasko’?

0

İsveç’in topraklarında PKK’ya göz yumması, PKK’nın faaliyetlerine serbestlik sağlaması ve örgütün ekonomik ağına ev sahipliği yapması, Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini veto etmesinin en büyük sebebiydi. Pakt içerisindeki sistemi durdurmasına rağmen Türkiye’nin bu haklı duruşu, pervasız bir karar sonrası yenildi ve yutuldu. Yaklaşık 1.5 yıldır verilen veto kararı, şu anki açıklamalara göre ABD’nin F-16’ya yeşil ışık yakmasıyla son buldu. Bir de AB ülkelerinin savunma sanayiiye yönelik yaptırımlarının kaldırıldığı/kaldırılacağı söyleniyor.

Mutabakat kapsamında kamuoyunu kandıran taraflar, İsveç’in Türkiye’nin Gümrük Birliği güncellemesi ve vize serbestisine destek vereceğini beyan ettiler. Bir de NATO tarihinde ilk kez Terörle Mücadele Özel Koordinatörü pozisyonu açıldı ve açıklamalara göre terör örgütlerinin faaliyetlerine yönelik çalışmalarda bulunacak. PKK veya FETÖ konusunda farkındalık açısından önemli bir gelişme görünse de tamamen göz boyama.

Dün akşam ise tabi ki Reuters aracılığıyla, “Türkiye istediğini aldı” açıklaması servis edildi. Ardından da bizim İsveç’in NATO’ya üye olmasına izin vermemizin karşılığında “AB içerisinde vize serbestisi elde ettik, Gümrük Birliği konusunda güncelleme yapılacağı kesinleşti” haberleri yer aldı. Şu anki açıklamalara göre bunların hepsinin yalan ve bizleri aldatmaya yönelik medya oyunu olduğu ortaya çıktı (Altını çizeyim, şu anki açıklamalara göre).

Biri demiş ki ‘Gerçekçi ol, imkansızı iste’ yerine ‘Gerçekçi ol, imkan dahilinde olanı iste ama al’. Kesinlikle aynı şekilde düşünüyorum ama sizce neyi aldık? İsveç teröristleri mi iade etti? PYD’ye olan desteğini mi kesti? Ya da bunlara yönelik tahahhüt mü verdi?

Son dönemde Batı’nın şöyle bir stratejisi var. ABD; S-400 sonrası F-35 programından çıkardı ve Türkiye’nin 1.5 milyar dolarını gasp etti. Sonra F-16 modernizasyonunun önüne set kurdu. Avrupa Birliği; Doğu Akdeniz ve Suriye’de YPG’ye yönelik operasyonlar sonrası yaptırım uyguladı, vize konusunda sorunlar çıkardı, Gümrük Birliği sürecini tıkadı. Onların haksız kararlarına karşı olması gerekenlere bile ulaşamadık. Soruyorum size; imkan dahilinde ne elde ettik?