Libya’daki 2 Hükümet Anlaştı

0

Kaddafi sonrası iki farklı parlamento arasında bölünen Libya’da, Tobruk ve Trablus hükümetleri siyasi çözümde anlaştı. Libya’da IŞİD’in alan kazanmaya devam etmesi ve IŞİD’in ”yeni başkenti Libya’ya alacağız” söylemleri üzerine, Batı Tobruk ve Trablus hükümetlerine BM baskısı artmıştı. Seçilecek olan yeni bir komite ile, geçiş hükümeti belirlenecek ve 2 yıl içerisinde seçim yapılacak.

IŞİD’in Libya’da 2000’e yakın militanı bulunuyor ve bazı şehirleri kontrol ediyor. IŞİD Suriye ve Irak’ta olduğu gibi Libya’da da bazı petrol sahalarını kontrol ediyor ve en büyük geliri buradan sağlıyor. Libya’da ki bu iki hükümetin birleşmesi ve BM’nin baskıları, Libya’da ki devletsiz gidişatın son bulması için güzel bir gelişme. Ama yine de ne olacağı belli olmaz, hemen sevinmemekte fayda var.

(İçerik 6 Aralık 2015’e aittir. Bir yanlışlıktan dolayı tekrar yükledim.)

Facebook Sayfamızı Beğenin ve Destek Olun!

Facebook’da bizi beğenebilir ve çeşitli şekillerde bize destek olabilirsiniz.

İlk önce dünya gündeminin önemli başlıklarını kısa ve anlaşılır bir şekilde facebook’da görmek istiyorsanız Dünyada Neler Oluyor? adlı sayfamızı beğenin.

facebook sayfamızı beğenebilirsiniz!

1.) Bizi facebook’da unutmamak ve paylaşımlarımızı ansayfanızda en yukarıda görmek için:
Yeni beğeniyorsanız ‘Beğen’ butonuna tıkladıktan sonra aşağıdaki gibi ”Haber Kaynağın’daki Gönderiler” alanına tıklayın. (Eğer ki sayfamızı daha önceden beğendiyseniz ‘Beğendin’ butonunun üzerine gelin.)

facebook destek

‘Haber Kaynağı’ alanında ‘Başta Gör’ kutucuğunu işaretleyin ve aşağıdaki ‘Bitti’ alanına tıklayın. (Böylece günde en fazla 2 paylaşım yapılan sayfamızdaki gönderileri facebook ana sayfanızda en başta göreceksiniz.)

facebook destek

2.) Paylaşımlarımızdan ilk haberdar olmak için:
Paylaşımlarımızı bildirim olarak almak ve anında görüntülemek istiyorsanız, yukarıdaki sayfadan ‘Bildirimler’ alanına tıklayın.(aşağıdaki ekran çıkacak karşınıza) ‘Tüm Gönderiler’ kutucuğunu işaretleyin ve ‘Bitti’ butonuna basın. Böylece paylaşımlarımız size anında bildirim olarak gelecek. (Çok sık paylaşım yapmadığımız için bildirim akınına uğramayacağınızı garanti edebilirim.)

facebook destek

3.) Facebook sayfamızı kendi profilinizde paylaşabilirsiniz.
Facebook sayfamızı beğendikten sonra sağ taraftaki üç nokta kısmın tıklayın ve ‘Paylaş’ alanına tıklayın.

facebook destek

Paylaş kısmına tıkladınız ve karşınıza çıkan sayfada ‘Bunun hakkında bir şeyler yaz…’ alanında sayfamız hakkında kendi görüşlerinizi yazıp ‘Paylaş’ butonuna tıklayabilirsiniz. Yada karşınıza çıkan sayfayı direk bir şey yazmadan ‘Paylaş’ butonuna basarak paylaşabilirsiniz.

facebook destek
4.) Sayfamız çok hoşunuza gittiyse ve bizi desteklemeyi abartmak istiyorsanız arkadaşlarınızı davet edin!
Facebook’da sayfayı beğendiniz ve bize açıkça destek vermek istiyorsanız da sayfamıza gelip profil fotoğrafının altındaki ‘Arkadaşlarını bu Sayfayı beğenmeye davet et’ butonuna tıklayın. Butona tıklar tıklamaz karşınıza arkadaş listeniz gelecek. Tüm arkadaşlarınızı davet etmek isterseniz bizler için güzel olur ama içeriklerimize meraklı arkadaşlarınızı davet etmeniz de bizler için kafidir.

arkadaşlarınızı davet edin!



Teşekkürler..

Suriye’deki Rus S-400’leri İsrail’e Neden İşlemiyor?

İsrail üç gün önce Suriye’nin Başkenti Şam’da bir binaya füze saldırısı düzenleyerek, Esad’ın yanında savaşan Hizbullah komutanı Samir Kuntar‘ı öldürmüştü. Olaya hakim olmayan çoğu insan bu haberi okuyup hızlıca geçti. Ama sormamız gereken bir soru vardı. Rusya’nın Suriye’ye yerleştirdiği S-400 füze savunma sisteminden bu füze nasıl geçti?

s-400 füzeleri

Daha öncede bu gibi saldırılarda bulunan İsrail, Rusya ile gizli kaplar arkasında görüştüğü ve bazı şartlar altında anlaştığı söyleniyor. Bu söylentinin gerçek olma ihtimali de çok yüksek. Çünkü İsrail füzeleri başka türlü Rus hava savunma sistemlerini geçemez. Esad’ı koruyup kollayan ve en büyük Esad destekçisi örgüt olan Hizbullah’a böyle büyük bir saldırı olurken, Rusya operasyon boyunca sessiz kaldı ve hiçbir tepki göstermedi.

İsrail’in Kuntar suikastı, ABD’nin Hizbullah’a yaptırım kararını imzalamasından hemen sonra geldiğini ise söylemden geçmeyeyim. Samir Kuntar’ın İran ile derin işbirliğinin de olduğunu bir fotoğrafla belirtip konuyu bitireyim.

samir kuntar
Eski İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile Samir Kuntar

Kritik Dönemde Rusya’dan Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’e Ödül

Bağımsız Türk devletlerinden olan Kazakistan, ambargo getirilen Türk ürünlerinin Rusya’ya girişini önlemek için Moskova ile işbirliği yapmaya hazır olduğunu söylemişti. Yani bu açıklama Kazakistan topraklarından Türk ürünlerin geçmesini engellemek anlamına geliyor.

nazarbayev rusya

Aradan yaklaşık 15 gün geçti ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev Rusya’ya gitti. Rusya’da bugün Nazarbayev’e, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill’den, kilisenin yüksek ödülü olan özel bir madalya verildi. (Kolay kolay kimseye bu ödül verilmiyor) Türkiye ile Rusya arasında arabulucu olmaya hazır olduğunu da sürekli dillendiren Nazarbayev, Rusya safında politika izleyebilir/izlemek zorunda kalabilir. Net bir şey söylemek zor. Kazakistan dış politikası dalgalı ama Rus yanlısı denebilir.

Kazakistan Türk Devletleri arasında önemli bir konumda ve Orta Asya’da önemli kaynaklarından ötürü söz sahibi bir ülke. Bugün hâlâ nükleer silah üretebilme teknolojisine sahip olan Kazakistan, petrol zengini ve dünyanın en büyük uranyum üreticisi. Uranyum ne işe yarar diye sorarsanız da, bir nükleer santral kurmak için zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekir.

Filistin’i Tanıyan Ülkeler

Parlamenter demokrasinin olduğu, dünyaya dağılmış, en fazla mülteciye sahip Gazze ve Batı Şeria’nın tümünü ifade eden Filistin Devleti’nin Devlet Başkanı Mahmud Abbas (BM başta olmak üzere) Filistin’in devlet olarak tanınması için yoğun çaba harcamaktadır. Bu çabaların meyvesini ise yavaş yavaş görmekteyiz.

Filistin’i şuan dünyada 193 ülkeden 137’si tanımaktadır. Tanıyan 137 ülkeye her geçen gün bir yenisi eklenmektedir. 136. ülke Vatikan, bugün yani 22 Aralık 2015 itibariyle de Yunanistan Filistin’i resmen tanımıştır. Filistin’i tanıyan devlet sayısı Yunanistan’la birlikte 137 olmuştur.

Filistin’i tanıyan son devlet Yunanistan

Filistin’i tanıyan ilk Batılı ülke ise İsveç’tir. (30 Ekim 2014) İsveç sonrasında bazı Avrupa ülkeleri; İrlanda, İspanya ve Fransa gibi ülkeler Filistin’i tanımıştır. Ama Filistin’i son olarak tanıyan devlet (bir Avrupa ülkesi olan) Yunanistan olmuştur.

Türkiye, 15 Kasım 1988’de sürgünde ilan edilen Filistin Devleti’ni ilk gün tanıyan ülkeler arasındadır. Filistin’i ilk tanıyan ülke net olarak belli değildir.

Filistin’i tanımayan ülkeler:

Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Portekiz, İtalya, Almanya, Hollanda, Lüksemburg, Finlandiya, Estonya, Letonya, Moldovya, Ermenistan, Litvanya, Avusturya, İsviçre, Birmanya, Tayland, Güney Kore, Japonya, Tayvan, Kamerun, Togo, Eritre, İsrail, Batı Sahra, Guatemala, Kolombiya, Haiti, Avustralya, Yeni Zelenda. Avrupa Birliği’nin merkezinin bulunduğu Belçika ise Filistin’i şartlı tanıdı.

Filistin 1988’de bağımsızlığını ilan ettikten sonra dalga dalga tanınmaya başlamıştır. İşte dönem dönem Filistin’i tanıyan ülkeler..

(Kasım 1988) İlk Dalgada Tanıyan Ülkeler:

Yemen, Türkiye, Tunus, Somali, Fas, Moritanya, Malezya, Libya, Kuveyt, Irak, Bahreyn, Cezayir, Zambiya, Birleşik Arap Emirlikleri, Sırbistan, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan Nikaragua, Malta, Madagaskar, Ürdün, Küba, Bangladeş, Afganistan, Endonezya, Sudan, Mauritius, Cibuti, Brunei, Arnavutluk, Kıbrıs, Rusya, Gambiya, Sri Lanka, Slovakya, Seyşeller, Nijerya, Hindistan, Mısır, Çek Cumhuriyeti, Vietnam, Ukrayna, Namibya, Gine, Beyaz Rusya, Çin, Mali, Gine – Bissau, Komorlar, Kamboçya, Burkina Faso, Senegal, Moğolistan , Macaristan, Tanzanya, Romanya, Nijer, Kuzey Kore, Cape Verde, Bulgaristan, Maldivler, Zimbabve, Togo, Ghana, Chad

İstanbul’da Kudüs için olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Filistin Devleti’nin başkenti Doğu Kudüs olarak tanındı. İşte bu zirveye katılmayan 8 ülke…

(Aralık 1988 – Eylül 1989) İkinci Dalgada Tanıyan Ülkeler:

Arafat Filistin Bağımsızlık
Arafat Filistin Bağımsızlık Konuşması

Laos, Uganda, Sierra Leone, Kongo, Angola, Mozambik, Sao Tome ve Principe, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Gabon, Umman, Polonya, Nepal, Botsvana, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Butan Cumhuriyeti, Ruanda, İran, Etiyopya, Kenya, Ekvator Ginesi, Benin, Vanuatu, Filipinler

1990’larda Tanıyanlar: 

Arafat Mandela
Eski Filistin Devlet Başkanı Arafat ile Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanı ve aktivist Mandela

Svaziland, Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Gürcistan, Bosna ve Hersek, Tacikistan, Özbekistan, Papua Yeni Gine, Güney Afrika, Kırgızistan, Malavi

2000’lerde Tanıyanlar: filistin venezuela ilişkileri

Doğu Timor, Paraguay, Karadağ, Fildişi Sahili, Kosta Rika, Lübnan, Venezuela, Dominik Cumhuriyeti

(2010 – 2013) 3. Dalgada Tanıyan Ülkeler:filistin brazilya ilişkileri

Brezilya, Arjantin, Bolivya, Ekvador, Şili, Guyana, Peru, Surinam, Uruguay, Lesotho, Liberya, Suriye, El Salvador, Honduras, Saint Vincent ve Grenadinler, Belize, Dominika, Güney Sudan, Antigua ve Barbuda, Grenada, İzlanda, Tayland, Guatemala, Haiti..

Sözde ‘Ermeni Soykırımı’nı Tanıyan Ülkeler

Filistin’in Devlet Olma Aşamaları (2011’den günümüze)

  • Filistin 23 Eylül 2011’de Birleşmiş Milletler’e tam üye ‘devlet’ statüsü kazanmak amacıyla, BM Genel Sekreteri Ban ki-Mun’a başvurdu.
  • Filistin 31 Ekim 2011’de UNESCO Genel Konferansı’nın kararı ile kurumun 194’üncü üyesi oldu. Bir gün sonra 1 Kasım 2011 ABD, Filistin’in UNESCO’ya üyelik başvurusu kabul edilince, örgüte Kasım 2011’de yapmayı planladığı 60 milyon dolarlık ödemenin iptal edildiğini duyurdu.
  • BM 30 Kasım 2012’de Filistin’in BM’deki ‘gözlemci kuruluş’ statüsünü üye olmayan gözlemci devlet statüsüne ‘yükseltme’ verme kararını aldı. BM Genel Kurulu’ndaki oylamada BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) beş daimi üyesinden Fransa, Rusya ve Çin Filistin’in devlet olarak tanınmasını kabul ederken, İngiltere çekimser kaldı ve ABD hayır oyu kullandı.

Filistin’in Kısa Tarihçesi

Osmanlı yönetiminden İngiliz mandasına geçen Filistin bölgesi, İngilizlerin yahudi yerleşimcilere ve yahudi çetelere göz yumması sonucu ‘İsrail’ adında bir devlet 1947’de kurulmuştur. O tarihten günümüze kadar çatışmaların ve savaşın eksik olmadığı bu topraklarda, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) tarafından 5 Kasım 1988’de Filistin’in bağımsızlığı ilan edilmiştir. Bu bağımsızlık ilanı Cezayir’de yapılmış ve o dönemde Filistin’in vücut haline gelme yolundaki en önemli aktörlerinden Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin topraklarında hiçbir kontrolü de bulunmamaktaydı.

Kaynak:
https://line.do/tr/filistinin-devlet-olarak-taninmasina-giden-yol/8jw/vertical
http://www.aljazeera.com.tr/kronoloji/kronoloji-1915ten-gunumuze-filistin
http://www.on5yirmi5.com/haber/dunya/olaylar/60606/iste-filistini-taniyan-ve-tanimayan-ulkeler.html
http://www.yenisafak.com/dunya/fransa-filistini-tanidi-2035061

IŞİD’in Petrol Güzergahı, Müşterileri ve Satış Yöntemi

Amerikan Özel Kuvvetleri, 9 Mayıs 2015’te Suriye’nin doğusunda yer alan Deyr Ez Zor’da IŞİD’in kontrolünde bir petrol tesisine baskın düzenledi. Bu operasyonda IŞİD’in petrol ticaretini nasıl yürüttüğünü gösteren belgeler de ele geçirdi.

Dünyanın en zengin örgütü olan IŞİD’in petrol, gaz ve tarihi eser ticaretini IŞİD’e bağlı ‘Rikaz Divanı’ adlı kurum yönetiyor.

Rikaz Divanı
Rikaz Divanı’na ait belgelerden biri

IŞİD Eylül 2014 tarihi itibariyle ayda bir buçuk milyon varil petrol üretiyordu. ABD ve koalisyon uçaklarının Aralık 2014 saldırılarıyla IŞİD’in petrol üretimi azalmadı ve aylık 40.000 varil arttı. Bu petrolü satarak aylık 60 milyon dolardan fazla gelir elde eden örgütün müşterileri sadece Suriye’de değil, Irak’ta var.

Petrol satışı nasıl gerçekleşiyor?
Petrolün büyük bir bölümü, takma adlarla kayıtlara geçirilen “aracılar” üzerinden satılıyor.

IŞİD’in petrol güzergahı ve müşterileri
Bu petrol, IŞİD’in denetimindeki Deyr Ez Zor kentinden, rejimin denetimindeki Humus kentine ulaşıyor. Bu uzun yol Suriye’nin çöl bölgesini oluşturuyor ve kontrol noktaları genellikle rejime ve IŞİD’e ait.

ışid petrol güzergahı

IŞİD petrolünün kalan kısmını da, Suriye’de ki muhaliflerin denetimindeki bölgelerde satıyor. Tankerler, yaklaşık 700 kilometrelik bir yolu kat ederek, Deyr Ez Zor’un kırsal kesimlerinden ve Rakka’dan geçerek Halep’in kuzeyine ulaşıyor.

Muhalif bölgelerdeki tüccarlar işlenmiş veya ham petrolü pazara getiriyor ve muhalif kontrolündeki bölgelerden gelen müşteriler bu petrolü satın alıyor. Yani anlayacağınız geçimini sağlamak için de olsa dolaylı olarak da olsa, çoğu Suriyeli IŞİD petrolünün ticaretinde yer alıyor. Örgüt bombardıman tehlikesinden de çoğu zaman bu sivilleri kullanarak kurtuluyor.

ışid petrolü
IŞİD’in kontrol ettiği bir petrol rafinerisi 

Farklı bir boyut:
ABD’nin liderliğindeki koalisyon ve Rusya uçakları da daha çok IŞİD mensuplarının yer almadığı tanker konvoylarını hedef alıyor. Yoldaki tankerlere yönelik bombardımanların büyük bir kısmı da IŞİD petrolü sattıktan sonra tankerlerin havaya uçmasıyla sonuçlanıyor. Böylece zararlı çıkan yine halk oluyor, çünkü fiyatlar birden 2 veya 3 kat artıyor.

Bu petrollerin halk için şöyle de bir önemi söz konusu: Muhaliflerin kontrol ettiği bölgelerde yaşayanlar -rejimin elektrik enerjisi sisteminin dışında bırakıldığından-, elektrik üretmek için bu yakıta bel bağlamış durumda.

Kaynak: 
http://www.aljazeera.com.tr/haber/isid-petrolunu-kime-nasil-satiyor

Kanada ‘Seçerek’ Mülteci Alıyor

Dünya ülkeleri kendi kabul ettikleri sayıda Suriyeli mülteciye kapılarını açıyor. Geçenlerde TV ve internette de gördüğümüz üzre, Kanada Başbakanı mültecileri hava alanında karşılamıştı. İşin arka planına bakmadan, bizde yapılan reklamı izledik.

Kanada sığınmacılara yönelik ayrıntıları kamuoyundan saklı tuturak ‘seçici’ bir yaklaşımla sığınmacıları kabul ediyor. Yıl sonuna kadar 25 bin mültecinin kabul edileceği söylenen Kanada’da, sığınmacıların ülkeye girişlerinde ki Ermeni vakıf ve kurumların etkisi konuşuluyor. Neden diye sorarsanız da, belki şaşıracağınız, belki de tahmin edeceğiniz bir sonuç karşımıza çıkıyor. Kanada’ya ilk gelen 163 kişilik kafilenin 70’i, ikinci uçaktaki 214 kişinin de 160’ı Suriyeli Ermenilerden oluşuyormuş.

Evet, işte şimdi taşlar yerine oturdu!

Azerbaycan ve Ermenistan Görüşmesi: Dağlık Karabağ

İsviçre’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, son zamanlardaki çatışmaların sona erdirilmesi ve Karabağ sorununun çözümü için masaya oturdu.

azerbaycan ermenistan görüşmesi

Karabağ sorunu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Ermenilerin bu bölgelerde hak iddia etmesiyle başlamıştı. Ermeni güçleri 1991’de başlattıkları saldırılarla şuanki Karabağ’ın başkenti Hankendi olmak üzere; Hocalı, Laçın ve Ağdere’yi ele geçirdi. Şuan Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si işgal altında ve işgal sonrasında 1 milyona yakın insan da yaşadığı toprakları terk etti.

Azerbaycan ve Ermenistan’ın Barış için Şartları

Azerbaycan barış sürecinin başlaması için Ermenistan ordusunun işgal altında tuttuğu tüm bölgelerden çekilmesini şart koşuyor ve Yukarı Karabağ’a ‘yüksek statülü özerklik’ vadediyor.

Ermenistan ise uluslararası arenada Karabağ’ı “bağımsız bir Ermeni devleti” olarak tanıtmaya çalışıyor ama daha kendi bu ‘devleti’ tanımıyor. Ordularını geri çekmek için önce Karabağ’ın statüsünün belirlenmesi (devlet mi özerk mi) şartını öne süren Ermenistan, Yukarı Karabağ’da oluşturulan sözde yönetimin de müzakerelere katılmasını istiyor.

Azerbaycan’da savunma harcamaları 2003’ten bu yana her yıl yaklaşık yüzde 50 oranında artarken, savunma harcamaları Azerbaycan’ın toplam kamu harcamalarının beşte birini oluşturur hale geldi. Ermenistan da Rusya’nın yardımıyla cephaneliğini genişletiyor. Bu işgal ve çatışma ortamı ise iki devletin silahlanmasına neden oluyor ve bu durumdan yine ve yeniden silah baronları kârlı çıkıyor.

Dağlık Karabağ Haritası ve Ermenistan’ın işgal ettiği topraklar:

dağlık karabağ haritası

Çin İlk Askeri Üssünü Cibuti’ye Kuruyor

Dünyanın en büyük 2. ekonomisi Çin, ülke dışındaki ilk askeri üssünü çok stratejik bir yere, Cibuti’ye kuruyor. 10 bin askerin yerleşeceği Cibuti’deki üssün, bölgede Çin’in ekonomik çıkarlarını koruyacağı ve korsanlarla mücadele edeceği söyleniyor. (Görünen sebep tabi ki de bu.) Ama bunun yanında Cibuti’de kurulacak olan üs, Akdeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattının geçiş noktasında yani Babu’l Mendeb Boğazı‘nda yer alıyor.

çin askeri üs

Stratejik önemi ise Çin’e; Somali, Etiyopya ve Eritre’de de nüfuz edebilme imkanı sağlamış olacak. Çin ordusu buraya üs kurarak en çok da İran-Suudi Arabistan(Şii-Sünni) çekişmesinin yaşandığı Yemen’in tam karşısında olacak ve Yemen’in iç siyasetine etki edebilecek.

cibuti nerede

Çin Halk Cumhuriyeti’nin Afrika ile yakın ilişkisi yeni değil, son 10 yıldır sürmekte. Çin ile Afrika arasındaki dış ticaret son 10 yılda 30 milyar dolardan 230 milyar dolara yükselirken, ABD ile Afrika arasındaki dış ticaret 100 milyar dolardan 80 milyar dolara düşmüştü. Çin’in ilk askeri üssünü de Afrika’ya kurması ise şaşırtmadı doğrusu. Son söz olarak da tabiri caizse Çin, güçlü ekonomisiyle sessiz sessiz geliyor.

Arap Baharı Sonrası Arap Ülkelerinin Bugünkü Durumu

Arap Baharı, Arap ülkelerindeki halkların ‘demokrasi ve özgürlük’ adına yaptıkları toplumsal protestolardır. Bu protestolar hem siyasi hemde silahlı harekettir. bu toplumsal harekette protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaşanmıştır. Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen‘de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta küçük çapta etki göstermiştir. Arap dünyasında yaşanan bu büyük değişim hareketi sonucunda ise bazı diktatörler devrilmiştir. Peki Arap Baharı’nın büyük çapta etkilediği bu ülkelerin, şuan ne durumda olduğunu biliyor musunuz?

TUNUS
Arap Baharı protestoları ilk olarak Muhammed Buazizi adlı bir seyyar satıcının 18 Aralık 2010’da kendini yakmasıyla Tunus’ta başladı. Bu tepkiden sonra protestoların ardı arkası kesilmedi ve 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali Tunus’u terk etmek zorunda kaldı.

arap baharı sonrasında tunus

Tunus’ta Abidin sonrasında (24 Ekim 2011’de) ilk demokratik seçimler yapıldı. Bu süreçte ki iki muhalif liderde suikast sonucu öldü. Sonrasında Tunus’ta 26 Ekim 2014’te parlamento seçimleri, aynı yıl 23 Kasım’da da ilk tur cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Tunus’da ki gelişmelerin en önemli sonucu ise, Arap Baharı’nın barışçıl ve çatışmasız bir şekilde geçiş yaptığı tek ülke olmasıdır. Bunun arka planında ise, Arap Baharı sonrası Tunus‘da ki Nahda Hareketi hoşgörü ve demokratik çerçevede mücadele etmesi yatmaktadır. (Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali ise şuan Suudi Arabistan’da)

MISIR
Tunus’ta ki protestolardan yaklaşık bir ay sonra 25 Ocak 2011’de ‘bahar’ Mısır’a sıçradı. 11 Şubat 2011’de ülkeyi 40 yıldır yöneten Hüsnü Mübarek görevinden istifa etti ve tutuklandı. Yüksek askeri konsey(başkanı Muhammed Hüseyin Tantavi), 6 ay sonra görevi sivil yönetime devredeceğim diyerek yönetimi idare etse de, sözünü tutmadı. Ülkede yeniden protestolar boy gösterdi.

arap baharı sonrasında mısır

Seçim yapıldı ve 28 Kasım 2011’de yapılan Halk ve Şura Meclisi seçimlerini Müslüman Kardeşler Hareketi kazandı. 30 Haziran 2012’de yapılan seçimde ise Muhammed Mursi cumhurbaşkanı oldu.
Ancak yaklaşık bir sene sonra 3 Temmuz 2013’te Sisi darbesiyle görevinden alındı. Yönetimi darbeci General Abdülfettah Sisi devraldı ve darbe karşıtı gösterileri kanlı bir şekilde bastırdı.

Mısır’da demokratik olarak ilk kez başkan olan Mursi ise şuan hapiste ve hakkındaki davalar devam ediyor. Peki Devrik lider Hüsnü Mübarek’e ne oldu? derseniz de, “göstericileri öldürmek” suçundan beraat etti.

LİBYA
Arap coğrafyasındaki protestolar çıktıça iktidarlar değişti. Mısır’da ki Hüsnü Mübarek’in görevi bırakmasından hemen sonra 15 Şubat 2011’de ‘bahar’ Libya’ya sıçradı. İsyancılar Bingazi’nin kontrolünü ele geçirdi. Ardından ülkeyi 42 yıldır yöneten Muammer Kaddafi’nin kente operasyon düzenleyeceği iddia edildi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi(BMGK), 17 Mart’ta uluslararası müdahalenin önünü açan karara onay verdi. İki gün sonra da Fransız uçakları Kaddafi güçlerinin mevzilerini bombalamaya başladı ve önemli yerlerden Sirte düştü. Sonrasındaki gelişmelerde Kaddafi isyancılar tarafından yakalandı ve linç edilerek öldürüldü.

arap baharı sonrasında libya

Bugün ise Libya’da iki ayrı hükümet, iki ayrı meclis var. Bu iki hükümet BM’nin arabulucu rolüyle 6 Aralık 2015’de birleşme kararı alsa da ülkede istikrarsızlık ve güvenlik krizi devam ediyor. Bu istikrarsızlıkla birlikte de IŞİD Libya’da oldukça etkisini arttırdı. Hatta ‘başkent’ ilan edebilecek kadar nüfuzu olduğu söyleniyor.

SURİYE
Arap Baharı’nın bitmediği, en ateşli yaşandığı, küresel güçlerin müdahalesinin olduğu Suriye’de ‘bahar’ 5. yılına girdi. Komşumuz Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayan protestolar, kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Beş yıldır devam eden iç savaşta 300 bine yakın kişi hayatını kaybetti ki bunlar bilinenler. Sekiz milyon kişiyse evlerini terk etmek zorunda kaldı. AB ile Türkiye anlaşmasından sonra neredeyse 3 milyon Suriyeli de Türkiye’de barınacak.

arap baharı sonrasında suriye

Suriye iç savaşı ise diğerlerinden çok daha farklı. Burada Esad rejiminin destekçisi İran ve Rusya var. Karşı blokta ise bölgesel güçlerden Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve küresel güç ABD(Batı ülkeleri). İç savaşı çıkmaza sürükleyen bir taraf ise IŞİD belası.

YEMEN
Yemen’de ise devrim Ali Abdullah Salih’i devirmek için 27 Ocak 2011’de başladı ve ardından seçimler yapıldı. Abdullah Salih 33 yıllık iktidarı boyunca yapmış olabileceği hatalardan dolayı af dileyerek görevi bıraktı. Yemen’de tıpkı Suriye gibi iç savaşla cebelleşiyor.

arap baharı sonrasında yemen

Burada ki durumun da Suriye’deki savaşla benzer yanları var. Şii Husiler Mart 2015’te başkent Sana’yı ele geçirdi. Ve bu gelişmeden sonra mahiyet değiştiren iç savaş mezhep eksenli bir Suud- İran mücadelesine dönüştü. Onbinlerce insanın öldüğü ve ölmeye devam ettiği Yemen’de, çatışmaların karakterini çok farklı unsurlar belirliyor. Suriye’de küresel güçler ile birlikte hem mezhepsel hem de etnik örgütler varken, Yemen’de aşiret yapıları, mezhepler ve İran-Suudi Arabistan arasındaki mezhepsel çekişme boy gösteriyor.

BAHREYN
Körfez ülkeleri içinde ekonomik durumu iyi olmayan ama jeopolitik konumu itibariyle büyük öneme sahip olan Bahreyn’de Bahreyn’de ilk olarak 2011 yılında muhalif gösteriler başladı. Göstericiler ülkede demokratik ve siyasi reformların gerçekleştirmesini talep ettiler. Ama Bahreyn’de baharı es geçti. Sebebi ise Suudi Arabistan’ın baskıları. Bahreyn’de protestolar başlar başlamaz Suudi Arabistan Bahreyn Kraliyet ailesine destek amaçlı asker gönderdi ve muhaliflere karşı sert askeri tedbirler aldı. Bahreyn’de kraliyet ailesi Sünni ama protesto gösterileri yapanlar Şii’ydi. (yada Suudilere göre öyleydi)

arap baharı sonrasında bahreyn

Suudi Arabistan’ın Bahreyn politikasının 2 sebebi: 
Birincisi, Şiilerin iktidara gelmesi, İran’ın bölgedeki siyasi etkisini genişletecekti. İkincisi ise Bahreyn’deki Şii’lerin başarısı bölgedeki diğer Şii’lere de örnek olabilirdi.

Sonuç olarak isyanların üstü örtüldü ve ‘Arap Baharı’ burayı es geçti.

Bahreyn’in ABD açısından önemi ise:

Amerika Birleşik Devletlerinin 5. filo’sunun merkezi burada bulunuyor. Bahreyn’in başkenti Manama’da konuşlanan ABD’nin 5. filosu bütün çok geniş bir bölgeden sorumlu. 2.5 milyon deniz mili bir alandan ve Kenya’ya kadar uzanan bir coğrafyada yetkili olan 5. filo, bölgede yaptığı operasyonlar ile biliyor. Askeri üstte daimi olarak 4000 ile 6000 arası askeri personel bulundurulurken tüm bölgede genel olarak 30.000 askerlik bir güç olduğu belirtiliyor. Bahreyn sadece bir stratejik bölge olarak değil “İran’ın siyasal etkisinden ve olası saldırılarından korunması gereken bir enerji bölgesi” olarak da Beyaz Saray ve Pentagon için önemli bir ülke konumunda.

Arap Baharı’nın 5. yılı adlı al jazeera çalışmasıyla Arap Baharının gidişatı hakkında daha ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

Sözlerimi bir fotoğrafla bitireyim:

devrik liderler
Kaddafi dışında hepsi yaşıyor

Kaynaklar: 
http://www.dunyabulteni.net/dunya/349201/arap-bahari-ulkeleri-bugun-ne-durumda 
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/bahreyn-de-catismalar-suruyor-arap-bahari-ulkeye-ugramadi-haberi-46495
http://www.dnoweb.blogspot.com

Türkiye ile İsrail Barışı: Doğu Akdeniz Doğalgazı

0

İsrail, enerji ithal eden bir ülke iken, enerji ihraç edebilecek bir ülke konumuna geldi. 2009 ve 2010’da Doğu Akdeniz’de bulduğu doğal gaz yatakları sayesinde. Daha öncede bahsettiğimiz gibi Mısır, Güney Kıbrıs, İsrail gibi ülkeler münhasır ekonomik bölgelerinde yaptıkları keşiflerle Doğu Akdeniz’i önemli bir enerji merkezine dönüştürdü.

dogu akdeniz

İsrail Mavi Marmara katliamından 3 gün sonra (3 Haziran 2010’da), Doğu Akdeniz’de Leviathan bölgesinde doğal gaz yataklarını bulduğunu açıklamıştı. Sonraki gelişmelerde önce Güney Kıbrıs hemen güneyindeki Afrodit’te, Mısır ise Zohr (Zuhr)’da yeni doğal gaz yatakları bulduklarını açıkladılar. Leviathan diye adlandırılan bu bölgede Lübnan ve Suriye’nin de hakkı var ve yakında onlarda bu bölgede doğal gaz yatakları bulurlarsa şaşırmamak gerekiyor. Putin Rusya’sının bu bölgedeki planlarını daha önceden yazmıştık.

İsrail’in kendi bölgesinde şuana kadar bulduğu doğal gaz yataklarının rezervi yaklaşık olarak 950 milyar metreküp. Yani bu miktar Türkiye’nin sadece 2014 yılındaki 48,7 milyar metre küp doğal gaz tüketiminin 20 katı demek.

Mısır’ın da kendi münhasır ekonomik bölgesinde bulduğu doğal gaz miktarı hemen hemen bu oranda, Kıbrıs adasının güneyinde bulunan rezerv ise 147 milyar metreküp.

İsrail Tamar’da bulduğu doğal gazı 2013’te kendi iç tüketimi için kullanmaya başladı. 2017-2018’de ise Leviathan yataklarından gaz çıkaracak ve bu çıkardığı gazın yüzde 80’ini dış pazarlara satmayı düşünüyor. Ama bunu nasıl gerçekleştirecek?

İsrail doğalgazı üç şekilde satabilir:
1.) Gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a satılması.
2.) Gazın Mısır’a taşınıp orada sıvılaştırılarak gemilerle Avrupa’ya taşınması.
3.) En kârlı yöntem ise gazı, doğalgaz bağımlısı Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya satmak.

Gaz Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya satılırsa, bu hem Türkiye’nin hem de Avrupa ülkelerinin Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını düşürecektir.

(Türkiye, Mavi Marmara gemisindeki 9 kişiyi katleden İsrail’le sorunlu olduğu için bu gelişmelere uzak kalmıştı. Hatta daha önce ‘Doğu Akdeniz’de Neden Türkiye Yok?’ diye sormuştuk.)

doğu akdeniz Leviathan
Doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz yatakları ve Türkiye’nin gaz aradığı bölgeler

Ama 21. yy.’da sorunlu olan devletler çok kötü durumlarla karşılaşıyor. Türkiye ile İsrail’de bunu yaşadı ve gizlice görüşüp bazı maddeleri şart koşarak karşılıklı anlaşmaya çalışıyorlar. Bu görüşmeler ise Rus uçağı düştükten sonra hız kazandı ve karşılıklı söylemlerin medyaya düşmesinden bu gelişmeleri fark ettik.

Peki Türkiye’nin, İsrail ile ilişkilileri normalleştirmek için sunduğu üç şart neydi?

Bu üç şart şunlardır:
1.) İsrail özür dileyecek.
2.) Mavi Marmara’da ölen ve yaralananlara tazminat ödenecek
3.) Gazze’ye uygulanan abluka kaldırılacak.

Bu maddelerden ‘özür’ dilendi, ‘tazminat’ ödemeyi kabul ediyorlar ama ablukanın kalkmasıyla alakalı olumlu bir gelişme yok.

Tahminimce İsrail ablukayı kaldırmayacaktır. Ancak İsrail (söylenenlere göre de) ablukayı yumuşatacak ve Türkiye’ye Gazze’nin gelişiminde öncelik verecek. Ama dediğim gibi İsrail’in ablukayı kaldırması çok zor görünüyor.
Yazıyı bitirmeden Gazze’nin de Leviathan bölgesinde payı olduğunu söylemeden geçmeyelim. (Buradaki gazı İngilizlerle yaptığı anlaşma ile pazara sunulacaklar.)

Özetle, 21. yüzyılın uluslararası sisteminde ne zaman neyin olabileceği belli olmuyor. Düne kadar Rusya ile dost olan Türkiye neredeyse ‘düşman’ oldu. 5 yıldır ilişkilerin sıfıra indiği İsrail’le ilişkiler ise, Rusya ile sorunlardan dolayı yumuşamaya başladı. ‘Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır’ diyesim geliyor ama (İsrail’den dolayı) kararsızım.

Şakası bir yana küçük bir ihtimalle de olsa abluka kalkarsa (yumuşaması bile Filistinliler için müthiş bir gelişme) o zaman hayrı görebiliriz. Hükümetin İsrail’le abluka kalkmadan ilişkileri düzeltmesiyle birlikte de bir kez daha dış politikaya dair bir politikası çökmüş olacak.  AK Parti hükümeti Suriye, İsrail ve Rusya olaylarından sonra dış politika hamlelerine ve iç politik sebeplerden dolayı (bir nevi de ‘oy devşirmek’ amaçlı) söylemlerine bir kez daha dikkat etmesi; dik bir duruşla bazı şeyleri başarması dileğiyle..

Kaynak:
http://ulusalyol.net/dogu-akdeniz-enerji-kaynaklari-2/
http://www.aljazeera.com.tr/gorus/turkiye-israil-normallesmesinde-enerji-etkisi

Oğuzhan Cin’in ‘Savaş Olmasaydı’ adlı Çalışması

0

Oğuzhan Cin’in yaptığı ‪#‎savaşolmasaydı‬ adlı çalışmalar..

”Masum insanların hayatlarına müdahale edilmesi, hiç günahı olmayan çocukların öldürülmesi beni çok etkiledi. Keşke olmasa dediğimiz olayları gördükçe etkilenmemek elde değil.” diyen Oğuzhan Cin, bu çalışmasıyla hayal ettirmenin yanında içimizi de burkuyor. Açıkçası nutkum tutuldu, diyecek bir şey bulamadım.