G-20 Nedir? 2015 G-20 Dönem Başkanı: Türkiye

İlk kurulduğunda Merkez Bankası Başkanları ile Maliye Bakanlarının buluşma platformu olan G-20, 2008 yılından itibaren liderler düzeyinde de buluşmaya başladı. G-20 diye adlandırılan bu grup içerisinde ABD, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan ve Türkiye var. Grubun 20’nci üyesi ise ülke olmayıp katılan Avrupa Birliği. (içerisinde küçük AB ülkelerinin temsilcileri var.)

g20 ülkeler 2015

Dünya nüfusunun üçte ikisi G-20’de yaşıyor. G-20 ülkeleri dünyada üretilen bütün mal ve hizmetlerin parasal değerinin yüzde 85’ine, küresel ticaretin ise yüzde 75’ne sahipler.

G-20’de alınan kararlar -liderler sözlerini tutarlarsa- ekmek fiyatlarından, teknolojiye kadar her alanda bizleri etkileyebiliyor. Bu ülkeler her sene olan görüşmelerde karşılıklı fikir alışverişi yapıyor. Zirve sonrasında alınan kararlara uymayan ülkelere ise yaptırım uygulanmıyor. Bunun için de G-20 zirvelerine bir organizasyon diyebiliriz. Aslında zaten bu görüşmeler liderler arasındaki bireysel görüşmelere vesile olduğu için değerli görülüyor.

Bu yıl yani 2015’de G-20’nin dönem başkanlığını Türkiye üstleniyor. Türkiye’de gerçekleştirilecek G20 Zirvesi, 15 Kasım Pazar günü ve 16 Kasım Pazartesi günü Antalya’da gerçekleştirilecek.

El-Nusra Cephesi Hakkında Kısa Bilgi

Suriye’de şeriat devleti kurmak isteyen Nusra Cephesi 2011’in sonlarına doğru kuruldu. Ancak kökleri ABD’nin Irak İşgaline kadar dayanıyor. ABD’nin Irak işgali üzerine yüzlerce Suriyeli Irak’a savaşmaya gitti. Bu Suriyeliler arasında Nusra Cephesinin liderliğini üstlenen Ebu Muhammed El Culani de vardı. 2011’de Suriye’de Esad’a karşı ayaklanmaya başlayınca çoğu savaşçı Irak’tan ülkeleri Suriye’ye geri döndüler. Irak El Kaide’si olarak bilinen IŞİD, Nisan 2013’de Nusra ile birleştiklerini söylese de Nusra Cephesi bunu yalanladı. El Kaidenin lideri Eymen El Zevahiri de bu iki grubun birleşmesine karşı çıktı. Bunun üzerine IŞİD, Nusra’nın en önemli komutanlarından İdlib komutanı Ensari’yi öldürünce bu iki grup iyice birbirinden kopmuş oldu.

2012’de örgütün merkezi Deyr Ez Zor’dayken, 2014 yılındaki IŞİD saldırıları sonrası merkez İdlib oldu.

el nusra cephesi

Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) karmaşık yapısından dolayı etkili eylemlerde bulunamazken, Nusra Cephesi Irak’ta ki savaş taktiklerini burada kullanıyor ve etkili saldırılarda bulunuyor. Bünyesinde 10.000 savaşçı barındıran örgüt Suriye’de etkin bir rol oynuyor.

Nusra Cephesi ele geçirdiği bölgelerde hemen şeriat ilan etmiyor yada katı değişimlerde bulunmuyor. Yeri geliyor diğer örgütlerle işbirliği içerisinde kalıyor. Yeri geliyor onlarla bir çatı altında (Fetih Ordusu) toplanabiliyor.

Nusra Cephesi El Kaide ile bağlantısını koparmadığı için de ABD tarafından ‘terörist’ olarak gösteriliyor. El Kaide bağlantısını koparması için Körfez ülkeleri baskı da yapsa, bağ kopmuyor. Son olarak da Mart 2015’de örgüt, El Kaide’ye bağlılığını bir kez daha tazeledi.

Suriye’de ki Örgütlere Türkiye Nasıl Bakmalı?
Suriye’de ki IŞİD, El-Nusra, Ahrar-u Şam ve diğer küçük örgütlerin kolay ve hızlıca örgütlenmesinin en büyük sebebi Irak’ta ki savaş ve edilen tecrübeler. Bu örgütler Irak’ta ki tecrübelerini Suriye’ye taşıdı ve iç savaşın boyutlarını akıl almaz boyutlara getirdi. İşte, bu gibi örgütlerin tecrübelerini yarın Türkiye’ye taşımayacağının garantisi olamaz. Buna PKK’nın Suriye’de ki silahlı örgütü YPG ve onun bünyesinde ki Sol, Marksist örgütleri de ekleyebiliriz.

Türkiye’nin IŞİD, El Nusra, El Kaide ve YPG gibi terörist örgütlere göz açtırmaması ve önlemlerini alması gerekiyor. El Kaide’nin 2003 İstanbul Patlamalarından sonra Türkiye nasıl El Kaide terörüne ülke içinde sessizce müdahalelerde bulunup, hücrelerini basıp, etkili operasyonlarda bulunduysa; şuan için de IŞİD’e, PKK’ya ve diğer sol örgütlenmelere bunun gibi operasyonlarda bulunması gerekiyor. Hükümet sonradan akıllanıp bu operasyonlara başladı ve durmadan devam etmeli. Çünkü örgütlerin para, silah ve eleman ihtiyacını sağlayan beyin takımlarının ve hücrelerin önüne geçilirse, ülkedeki yapılanmaları da kırılır. Örgütlerle mücadele için olmazsa olmaz hamlelerden biri de budur. Hükümet Esad’a karşı diye çoğu ‘ne idiğü belirsiz’ silahlı örgüte destek verdi ve göz yumdu. Fakat artık bu politikadan vazgeçip, sınırların güvenliğini arttırmalı ve örgütlerin ülke içinde ki yapılanmalarına karşı dimdik durup önlemlerini almalıdır.

El Nusra hakkında bilginin çoğu aljazeera kaynaklarından alınmıştır. 

Uçak Düşürme Ustası: S-300 Füze Savunma Sistemleri

Rusya ile İran S-300 füze savunma sistemleri anlaşmasını imzaladı ve 2015 sonlarına doğru bu sistemin İran’a verileceği açıklandı. Peki bu durum Türkiye’yi neden ilgilendiriyor?

S-300 füze savunma sistemi hakkında bilmeniz gerekenler…

s300 füzeleri

S-300 ve daha sonraki modelleri dünyanın en iyi, en gelişmiş hava savunma sistemleri olarak savunma sanayisinde boy gösteriyor. S-300 füze savunma sistemleri radar ve füze bataryasıyla uçak ve balistik füzelere karşı son derece etkin, güçlü bir savunma sağlamaktadır. Bu füze sistemini daha iyi anlamak için söylemek gerekirse, bunlar Patriot füzesinin Rus versiyonudur. Havada imha etmek için gelişmiş veri tabanlı radarı ve harika yazılımları mevcut olan S-300’ler, uçak düşürme ustası olarak da bilinmektedir.

Bu füze savunma sistemini NATO bize tabiri caizse aldırmadı. Ama Yunanistan S-300 füze savunma sistemlerini aldı ve bunun gerekçesi olarak da (düşman olarak) Türkiye’yi gösterdi. Yunanistan’a da NATO’nun karşı çıkmadığını belirtmek gerekir. Birde şaşırtıcı bir bilgi vermek gerekirse, Rus S-300’leri incelemek amaçlı diyerek ABD’de almıştır ve kullanmaktadır.

Komşu ülkelerimiz dahil dünya ülkeleri S-300 gibi yeni savaş teknolojilerine uyumlu sistemleri kullanırken bizim hala güçlü bir hava savunma sistemimizin olmaması, kaynayan kazan Ortadoğu’da Türkiye’ye büyük tehlike yaratmaktadır. En yakın zaman da bu konu Türkiye’nin gündemine oturmalı ve 2 yıldır hayata geçirilemeyen füze savunma sistemi ihalesi artık konuşulmalıdır. Bildiğiniz gibi 2013 yılında füze savunma sistemi ihalesini Çin kazanmıştı ama ABD ve NATO’nun itirazları sonrasında ihale havada kalmıştı.

Güncelleme: Çin ile yapılan ihale iptal edildi!

S-300 Füze Savunma Sistemlerinin Özellikleri

Myanmar Seçimleri ve Müslümanlara Yasaklar

Birleşmiş Milletlere göre dünyanın en eziyet gören etnik gruplarından biri olan Rohingyaların ülkesi Myanmar’da, askeri darbe ile yönetime gelen cunta hükümeti varlığını sürdürüyordu. Şuan ise son 25 sene içerisindeki ‘ilk bağımsız’ genel seçimler Myanmar’da gerçekleşti. Yüzde 80’lik bir katılım oranıyla gerçekleşen seçimlerde oy verme işlemi bitti ve Müslümanlar yine oy kullanamadı. Muhalifet partisi Ulusal Demokrasi Birliği oyların çoğunluğunu alsa bile, partinin lideri anayasa gereği cumhurbaşkanı olamayacak.
Ordunun desteğine sahip Birlik, Dayanışma ve Kalkınma Partisi (USDP) 2011’den beri iktidarda. USDP, 1962’den 2011’e kadar iktidarı elinde tutan cunta yönetiminin ‘siyasi uzantısı’ olarak görülüyor.

Myanmar Arakan Yasakları

Meclisteki sandalyelerin dörtte biri ordunun elinde olan Myanmar’da ordu hala siyasette etkin bir aktör. Parlamento ve bölgesel meclislerin üyelerinin belirleneceği bugünkü seçim, ülkede ki ilk “özgür” seçim olarak nitelendiriliyor. Ama unutmamamız gereken bir şey var ki 1990’da seçimleri oyların yüzde 59’unu alan Ulusal Demokrasi Birliği kazanmış ancak askerler bu sonucu tanımamıştı.

Oyların şu ana kadar yüzde 85’i sayıldı. Sayılan oylara göre NLD parlamentodaki 664 sandalyeden 348’ini kazandı.
Seçimlerini konuştuğumuz Myanmar’da (Arakan eyaletinde), Budistlerin Rohingya Müslümanlarına karşı işkence ve zulüm politikaları dünyanın gözü önünde devam ediyor.


13.11.2015 Güncellenmiş Bilgi: Myanmar’da Nobel ödüllü muhalif lider Aung San Suu Çii’nin liderliğini yaptığı Demokrasi İçin Ulusal Birlik Partisi (NLD) 8 Kasım’da yapılan seçimlerde parlamentoda salt çoğunluğa ulaştı. 


Budistlerin Müslümanlara koyduğu bazı yasaklar: 

1.) Bir Müslüman, bir köyden bir köye ‘izin almadan gidemez ‘. İzinsiz giderse, 7 yıl hapis cezasına çarptırılır.

2.) Bir Müslüman, iş bulup çalışamaz. Ama Budist bir vatandaşın tarlasında ‘ücretsiz’ çalışmak zorundadır.

3.) Bir Müslüman evlenmek isterse, 500 $ ödeyip başvuracak ve 3 yıl bekleyecek. Uygun görülürse evlenecek.

4.) Bir Müslüman motorlu hiçbir araca binemez. Bisiklete binebilir.

5.) Bir Müslüman, sahip olduğu tavuk için dahi vergi öder.

6.) Bir Müslümanın ‘eğitim alması’ yasaktır. Arapça bir sayfa bulunursa bunun sonu hapistir.

7.) Bir Müslüman, ‘bina pisleniyor’ gerekçesiyle memur olamıyor ve resmi binalara giremiyor.

8.) Son olarak da bir Budist, bir Müslümanı öldürürse işleme tabi tutulmuyor.

Charlie Hebdo Karikatürleri Gerçekten Mizah mı?

Geçen hafta Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinden Rusya’nın St. Petersburg kentine gitmek üzere havalanan Metrojet uçağı, Sina Yarımadası’nda düşmüş, mürettebat dahil çoğu Rus 224 kişi hayatını kaybetmişti.

Charlie Hebdo Karikatürleri

Bunun üzerine ünlü Fransız dergisi Charlie Hebdo iki karikatürüyle konuyu ele aldı ve Rusya’nın tepkisini çekti. Karikatürlerden birinde kafasına uçak enkazından bir parça düşen IŞİD militanının “Rus hava kuvvetleri saldırılarını artırdı” dediği görülüyor. Bir diğer karikatürde ise bir kafatası ve uçakta hayatını kaybedenlerin ceset parçaları resmedilmiş.

7 Ocak’ta Charlie Hebdo’nun Paris’teki ofisine silahlı saldırı olmuş ve 12 çalışan hayatını kaybetmişti. Derginin bazı karikatürleri daha önce de tartışma yaratmış ve “hassas konulara karşı duyarsız olmakla” suçlanmıştı. Daha önceden de İslam peygamberi Hz Muhammed’e karşı hakaretler içeren karikatürler yayınlayan dergi, mizah ve hiciv yapıyoruz bahanesiyle daha nice ırkçı çizimlerde bulunmuştu.

Bu mizah dergisi ‘özgürlük’ adı altında Batı değerlerini yüceltip, Rusya’da dahil Doğu kültürüne hakaretlerde bulunuyor ve bu durum bir kez daha bizlere özgürlüğün boyutlarını düşündürüyor.

Kuzey Kıbrıs’ta Ezan Yasaklandı mı?

Dünyada Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin üç camisinde sabah ezanının okunması mahkeme kararıyla yasaklandı.

kıbrıs ezan yasak

Kuzey Kıbrıs’la alakalı ‘Ezan sesine karşı rahatsızlıklar’ önceden de internete video veya yazı olarak yansıyordu. Bunların üstüne yasak haberi de gelince, bu konu gündemi meşgul eder oldu. Türkiye’de de manşetlerde yerini alan bu yasak haberi hakkında da KKTC Din İşleri Başkanlığı; ”Bu kararın muhatabının Vakıflar İdaresi olduğunu söyledi. Dolayısıyla bu karar, Din İşleri Başkanlığını bağlayıcı herhangi bir sonuç doğurmamaktadır.” diyerek kararın uygulanmayacağını açıkladı.

Kuzey Kıbrıs’ta ki asıl sorun laiklik tartışmaları. Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomi politikaların hayata geçmeye başlamasının sonucu olarak Kuzey Kıbrıs’da kemer sıkma politikaları uygulamaya konmuştu. Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere önermiş olduğu kemer sıkma politikalarını desteklemeyen kesimler ise sürekli laiklik tartışması üzerinden Türkiye’ye eleştirilerde bulunmaya ve eylemler düzenlemeye başlamışlardı. (2011’de ki bu eylemler ülkedeki en kalabalık yürüyüşlerden biriydi.)

Laiklik tartışmasının temelinde ise adanın kuzeyinde büyük bir İlahiyat Fakültesi’nin kurulması ve cami inşaatlarının hızlandırılması gösteriliyor.

Buradan anlayacağımız üzre sadece üç camide sabah ezanının okunması yasaklandı. ‘Kuzey Kıbrıs’ta ezan yasaklandı’ algısı oluşmadan işin detayını bilmekte fayda var. İlerleyen günlerde üç cami ile ilgili mahkeme kararının uygulanıp uygulanmayacağı da netleşecektir.

Nuclear Football: Nükleer Kodların Yer Aldığı Çanta

”Nuclear Football” Amerika Birleşik Devletlerinin nükleer silahlarının tümünün kod ve yerlerinin bilgilerini barındıran siyah çantaya verilen addır. Bu çantada ki bilgiler dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirebilir. Bu nükleer top, meşhur Küba Füze Krizi’nin ardından başkan Kennedy tarafından olası bir Rus nükleer saldırısına karşı çabuk ve etkili bir şekilde cevap verebilmek için geliştirilmiştir. Çantadaki kodlar her gün ordu tarafından değiştirilmekte ve beyaz saraya bildirilmektedir.

nükleer kod çantası

Soğuk Savaş döneminde ABD’nin nükleer politikasının temellerini atan, dönemin Savunma Bakanı Robert McNamara, 40 yıldan beri değişmeyen ABD’nin nükleer savaş kararı alma mekanizmasını şöyle anlatıyor:

”ABD Stratejik Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın (SAC) başındaki komutan, nereye giderse gitsin, günde 24 saat, yılda 365 gün yanında güvenli bir telefon taşır. Bu telefon bir yandan Colorado’daki Ceyen Dağları’nın derinliklerindeki Kuzey Amerika Savunma Komutanlığı ile, diğer yandan ABD Başkanı ile irtibatlıdır. Nükleer saldırının kodları sürekli olarak Başkan’ın yanıbaşındaki bir subay tarafından ‘nükleer futbol topu’ (nuclear football) adı verilen çanta içinde taşınır. SAC Komutanının görevi, telefonu en geç üçüncü zil sesinde yanıtlamaktır. Telefonun çalması, düşman balistik füzelerinin ateşlendiği anlamına gelir. İhbarın doğru olup olmadığına ve doğruysa Amerika’nın nasıl bir karşılık vermesi gerektiğine karar vermesi için 2-3 dakikası vardır. Önerilerini söyledikten sonra başkanın Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile vardığı kararı dinler. Başkan nükleer saldırı kararı verirse nükleer futbol topundan saldırı için gerekli kodlar alınır ve füzelerin fırlatılacağı üslere iletilir. Tüm bunlar sadece 20 dakika içinde gerçekleşmek zorundadır.”

Çin-Tayvan Sorunu Nedir?

3

1895 yılındaki Japonya-Çin Savaşı sonunda Çin’in yenilmesi ile Tayvan Adasının hakimiyeti Japonya’ya geçmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nda yenilen Japonya, Tayvan’ı Çin’e iade etmek zorunda kalmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Çin’de ki Komünist ve Milliyetçi parti arasındaki iç savaşı 1949’da Komünist Parti yanlıları kazanmıştır. Bu dönemde Çin’de iktidarda olan Milliyetçi Parti, 1949’da gerçekleşen devrim ile iktidarı Komünist Parti’ye devretmek zorunda kalmıştır.

Komünist Parti’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmesiyle Tayvan’a geçen(kaçan) Milliyetçi Parti, adada 1912 yılında kurulmuş olan Çin Cumhuriyeti’nin devam ettiğini ilan etmiştir. Yani Çin’i terk eden Kuomintang mensupları Tayvan’ı kurmuştur. Ancak Pekin Hükümeti, Tayvan’ı kendi yönetimi altındaki bir eyalet olarak görmeye ve o topraklar üzerinde hak iddiasında bulunmaya devam etmiştir. Bu sebeplerden dolayı da Çin- Tayvan ilişkileri gelişememiştir.

Çin Halk Cumhuriyeti: Bizim bildiğimiz Çin ana karası
Çin Cumhuriyeti: Tayvan Adası
tayvan adası

23 milyonu geçkin nüfusun %98’ini Çinliler oluşturmaktadır. Bu Çinliler eski Kıta Çin’den gelen bir gruptan oluşmaktadır.

1960 yılında Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Başkanı Mao Zedong(194-1976), Tayvan’ın “anavatana” dönmesi halinde, dış politika haricindeki tüm konulardaki yetkinin (güvenlik, iktisadi yapı ve yöneticilerin atanması da dahil) Tayvan yönetimine bırakılabileceğini dile getirmişti.

1971’’e kadar Birleşmiş Milletler’de Tayvan Adası yani Çin Cumhuriyeti siyasal otorite olarak tanınıyordu. 1971’de’ki ABD politikalarının değişmesi sonucu bu durumda değişmiş ve 1971’de BM Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımıştır. 

Tayvan’da ki halkın kökeni Çinlilerden oluşsa da bağımsızlık hareketleri hep sürmüştür ve Çin’in bu hareketlere karşı tutumu çok sert olmuştur. Çin’in Tayvan’ın bağımsızlığı konusundaki sert politikasının son örneklerinden biri de 14 Mart 2005’’te Çin Ulusal Halk Kongresi tarafından kabul edilen ve Tayvan’ın bağımsızlığına tamamen karşı çıkan Anti-secession Law’dır.

Tayvan bazı Üçüncü Dünya ülkeleri (El Salvador, Dominik Cumhuriyeti, Kosta Rica, Paraguay …) tarafından tanınmasına rağmen büyük devletler tarafından tanınmamaktadır.

2003 senesinden bu yana Tayvan’’ın ihracatında bir numara Kıta Çin’dir. Şimdiki kalkınma devam ettiği sürece Tayvan’ı besleyen en büyük ekonomik güç Çin Halk Cumhuriyeti olacaktır. İki taraf arasındaki ticaret hacminin boyutu 100 Milyar $ gibi büyük bir rakamdır.

Çin’in bölgedeki barışçıl faaliyetleri içerisinde Tayvan ile görüşeceği belirtildi. Tayvan Hükümet Sözcüsü Charles Çın, Tayvan lideri Ma Ying-jeou ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 7 Kasım 2015 cumartesi günü Singapur’da bir araya geleceğini açıkladı. Ama bu görüşmelerde ortak açıklama yapılmayacağını ve anlaşma imzalanmayacağı da söylendi.

Çin-Tayvan Sorunu Nedir

Tayvan ve Çin liderleri arasında 1949’daki iç savaştan bu yana görüşme yapılmaması, bu görüşmelerin ne denli önemli olduğu göstermekte.

1990’lardan itibaren yakınlaşmaya başlayan iki ülkenin yakınlaşmasının da sürmesi bekleniyor.

Özetle, 1949 devrimiyle Çin anakarasında ve Tayvan adasında ortaya çıkan iki siyasal otoritenin varlığı ve izlediği politikalar günümüz Tayvan sorununun kökenini oluşturmaktadır. Bu sorunda üçüncü ülke olan ABD’nin politikalarının büyük etkisi söz konusudur.

Çin ile Tayvan ilişkilerinin kronolojik tarihi ve görüşmeler ile ilgili ayrıntılı bilgi görseli (Resmi büyütmek için üzerine tıklamanız yeterli)

çin tayvan ilişkileri
Görsel: Al Jazeera

Çin Tayvan Sorunundaki Üçüncü Ülke: ABD’nin Tayvan Politikası

Başlangıçta Tayvan’ı tanımayan ABD’’nin Komünist tehdide karşı, özellikle Kore Savaşı’ndan sonra Ada’yı desteklemesine yol açmıştır. Nitekim 1954 yılında ABD ve Çin Cumhuriyeti(Tayvan) arasında bir savunma antlaşması (US-ROC Mutual Defense Treaty) imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre, ABD, Tayvan’ın herhangi bir dış güç tarafından saldırıya maruz kalması durumunda, bu ülkenin güvenliğini sağlayacağını taahhüt etmiştir.
Ancak Soğuk Savaş konjonktürünün değişmeye başlaması, Rusya-Çin ilişkilerinin bozulmaya başlaması ile Batı, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkileri düzeltmek için girişimlerde bulunma kararı almış, bunun sonucunda da 1971’’e kadar Çin’i temsil eden siyasal otorite olarak Tayvan’ı tanıyan BM, bu tarihte Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanımıştır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin BM’de koltuk sahibi olmasından sekiz yıl sonra bir bildiriyle o zamana kadar Çin Cumhuriyeti’ni tanıyan ABD, bu konudaki tavrını değiştirmiş ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni (yani bizim bildiğimiz Tayland’ı) Çin’in tamamını temsil eden meşru otorite olarak tanımıştır.
1996’da ki krizde Doğu Asya’daki en önemli askeri müttefiklerinden biri olarak gördüğü Tayvan’ı, Çin tehdidine karşı Pasifik donanmasıyla koruyan ABD’’nin Tayvan politikası 11 Eylül 2001’den itibaren değişmiştir. Küresel terörizme karşı işbirliği politikası nedeniyle Çin ile ilişkilerini iyi tutmak isteyen ABD, “Tek Çin” prensibini ve Ada’nın Çin’le barışçıl yollardan yeniden birleşmesini desteklediğini ifade etmiştir.
ABD Tayvan ile askeri anlaşmalara devam ediyor ama kesinlikle Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası olarak gördüğünü ve tanınmayacağını belirtiyor.

ABD’nin Kaybettiği İlk Savaş

ABD’nin dünya sahnesindeki kaybettiği ilk belki de son savaş olan Vietnam Savaşı’nda; Amerikalılar 60 bine yakın askerini, Kuzey ve Güney Vietnam ise bir buçuk milyona yakın insanını kaybetti. ABD ayrıca savaş süresinde, çoğunluğu uçaksavar savunmasıyla düşürülen 10 bine yakın hava aracını kaybetti. Savaş boyunca Amerikan savaş uçakları Vietnam, Kamboçya ve Laos’da, 113,716 yere toplam 6,727,084 ton bomba attı. Bu sayının anlamını şöyle söyleyeyim: İkinci Dünya Savaşı sırasında müttefik ülkelerin Avrupa ülkelerine yağdırdığı toplam bomba miktarı 2,700,00 ton.

abd vietnam savaşı

Vietnam Savaşı 1955 yılından 1975 yılına kadar sürmüştür. 1963’te 23.300 olan ABD askerinin sayısı, 1969’da 542.000’e çıkmıştır. Bu sayı ise şuanki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin toplam personel sayısıyla aynıdır.

ABD açısından büyük bir hezimetle sonuçlanan bu savaşta adlarından söz ettiren Vietkonglar, Vietnam’ın arazisini ve gerilla taktikleriyle ABD ordusuna geçit vermemiştir ve bu ABD’nin kaybettiği ilk savaş olarak gösterilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu Sömürgeci Bir Devlet Mi?

Osmanlı İmparatorluğu ve bir çok başka devletin uyguladığı ‘toprakları fethedip, geliştirerek kendine katma yöntemi’ olarak gösterilir. Bu yöntemde mevcut bölgenin zenginliği devamlı hale gelirdi ve oradan vergi alınır, devletin kendi vatandaşları oraya yerleştirilirdi.

osmanlı sömürgeciliği

Bizim bildiğimiz manada sömürgecilikte ise; ham madde, insan gücü ve diğer kaynaklar üretim için sömüren ülkelere getirilmekteydi. Böylece sömürülen ülkeler fakirliğe maruz bırakılıyordu ve sömürgeci ülkeler tarafından pazar haline getiriliyordu.
Sanayi Devrimi öncesinde ki imparatorlukların bir ülkeyi kendi topraklarına katması yani ‘fetih politikası’, dünya tarihinde sömürgecilik faaliyeti olarak gösterilmemektedir. Kavramlar uluslararası sistemde ve tarihçiler açısından çok önemlidir. (soykırım-katliam farkı gibi) Sanayi Devrimi öncesinde nakliyenin zor oluşu üretimin yerinde yapılmasına sebep olmuştur. Bundan dolayı da Osmanlı sömürgeci bir devlet olarak gösterilmemiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ‘sömürgeci’ olarak gösterilmemesinin en temel sebebi ise sömürgecilik sisteminin henüz ortaya çıkmayışı ve Osmanlının Sanayi Devriminin olduğu dönemde sömürgecilik yapacak gücünün bulunmamasıdır.
Yani özetle teorik ve kavramlar açısından Osmanlı İmparatorluğu ‘sömürgeci’ devletler arasında yer almamıştır. Ama kavramsal olarak düşünmeyip lügatların dışına çıkınca tarih sahnesinde yer alan tüm devletler ‘sömürgeci’ olarak gösterilebilir.

2008 Osetya Savaşı Neden Çıktı?

SSCB dağıldıktan sonra Eduard Şevardnadze 1995’ten 2003 Gül Devrimine kadar Gürcistan Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiştir. 2003 yılında ki seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle dünyanın ‘Gül Devrimi’ olarak bildiği muhaliflerin kırmızı güllerle parlamento binasına girmesi sonucu görevinden istifa etmiştir. İlk seçimlerde Batı güdümlü politikalar izleyen Mihail Saakaşvili cumhurbaşkanı olmuştur. Olaylarda aslında bundan sonra başlamıştır. 2006 yılında ikinci kez Osetler bağımsızlık referandumu yapmıştır ve bu referandumda %90 bağımsızlık kararı çıkmıştır. Gürcistan yönetiminde Batı hayranı bir liderin olması Rusya’nın çıkarlarını tehdit ettiğinden dolayı, Rusya Osetlere arka planda desteğini eksik etmemiştir. Güney Osetya Cumhuriyeti’ndeki nüfusun yüzde 90’ının Rus pasaportu olduğunu bilmek de bunu doğruluyor aslında.

rusya gürcistan savaşı

Komşumuz Gürcistan’da ki bu Osetlerin bağımsızlık ve Rusya ile birleşme talepleri, iki taraf arasında sık sık sıcak çatışmaya dönüşüyordu.

Tarih 8 Ağustos 2008’i gösterdiğinde Gürcü birlikleri bağımsızlık ilan edilen Güney Osetya’ya operasyon düzenlemiştir ve binlerce sivil ölmüş, 2 Rus savaş uçağı da düşürülmüştür. Bunun üzerine de Rusya güçlü bir birlikle Osetya’ya girmiş ve Gürcistan ile savaşmaya başlamıştır.

5 gün süren savaş sonucunda Avrupalı Devletlerin de araya girmesiyle Rusya ile Gürcistan arasında ateşkes imzalanmıştır. Ateşkesten on gün sonra da Rusya 26 Ağustos’da Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olmuştur.

2008 Güney Osetya Savaşı’nın temel sebebi, Gürcistan’da ki yönetimin Rusya’nın güdümünden, ABD ve Batı yönüne geçmesi denebilir.

Bu savaşta şöyle de bir ayrıntı söz konusu; çatışma nedeni ile Rusya, Gürcistan’ın elektriğini kesiyor ve Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili, (o zamanın) başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak Türkiye’den elektrik istiyor. Türk tarafı öğle saatlerinden itibaren Gürcistan’a elektrik vermeye başlıyor. Elektriğin %50’sini Rusya’dan aldığımız doğalgazdan elde ettiğimizi hatırlayarak, savaşın kısa sürmesine bir kez daha sevinebiliriz.

Güney Osetya’nın konumu ile Gürcistan Başkenti Tiflis’in konumlarına da dikkat ederek, bölgenin önemini kavrayabiliriz.

Kuzey Kore’de Seçimler Nasıl Oluyor?

Kuzey Kore’de Kim Jong-Un son seçimlerde %100 oy aldı.

kuzey kore'de seçim

Ülkedeki seçim Türkiye’de ki gibi değil. Halk oy kullanmayı üzerine herhangi bir işaret koymadan pusulayı uygun sandığa atarak yapıyor. Adayı reddetmek isteyenler de pusulayı diğer sandığa atıyor. Yani Kuzey Kore yaptığı uygulamaya ‘seçim’, dünya ise buna ‘referandumun açık oy kapalı sayım modeli’ diyor.

Seçim sonrasında balkon konuşması adetinin olmadığı Kuzey Kore’de seçim sonuçlarına sevinen Kuzey Kore askerleri:

kuzey kore askerleri