Antarktika’ya Ulaşım Nasıl Sağlanıyor?

Dünyanın en zorlu ve en ulaşılması güç bölgelerinden biri olan Antarktika, doğrudan tarifeli uçuşlarla gidilebilen bir kıta değildir. Bölgeye ulaşım genellikle araştırma ekipleri, askeri lojistik operasyonları ve keşif gemileri aracılığıyla sağlanır. Sert iklim koşulları, yoğun buzullar ve fırtınalar nedeniyle kıtaya ulaşım büyük hazırlık gerektirir.

Antarktika’ya Açılan Başlıca Şehirler

Antarktika’ya ulaşımda en önemli merkezler Arjantin’deki Ushuaia, Şili’deki Punta Arenas, Yeni Zelanda’daki Christchurch, Avustralya’daki Hobart ve Güney Afrika’daki Cape Town şehirleridir. Ayrıca Birleşik Krallık da Falkland Adaları üzerinden bölgeye lojistik destek sağlamaktadır. Özellikle Ushuaia, Antarktika turizminin merkezi olarak görülür ve keşif gemilerinin büyük bölümü buradan hareket eder.

Antarktika’da Üssü Bulunan Ülkeler

Kıtada birçok ülkenin araştırma istasyonu bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye, Rusya, Çin, Fransa, Almanya, Norveç, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Ukrayna, Polonya, Şili, Arjantin, Avustralya ve Birleşik Krallık gibi ülkeler Antarktika’da bilimsel çalışmalar yürütmektedir. Bazı araştırma üsleri yıl boyunca aktif kalırken, bazıları yalnızca yaz sezonunda kullanılmaktadır.

Antarktika’ya Ulaşım Yöntemleri

Antarktika’ya ulaşım çoğunlukla deniz yoluyla yapılır. Araştırma gemileri ve turist taşıyan keşif gemileri Drake Boğazı’nı geçerek kıtaya ulaşır. Ancak bu yolculuk sert hava şartları nedeniyle oldukça zorlu olabilir.

Antarktika’ya Ulaşım Nasıl Sağlanıyor? (Harita)

Bunun yanında özel kargo uçakları ve askeri uçaklarla buz pistlerine iniş yapılabilmektedir. Hava koşulları nedeniyle uçuşlar sık sık ertelenebilir veya iptal olabilir. Kıta içerisinde ise araştırma üsleri arasında özel kar araçları, paletli taşıyıcılar ve buz rotaları kullanılır.

Güney Kutbu’ndaki Araştırma Üsleri

Güney Kutbu’nda yer alan Amundsen–Scott Güney Kutbu İstasyonu dünyanın en önemli araştırma üslerinden biri olarak kabul edilir. Burada iklim, atmosfer, uzay ve buz araştırmaları yapılmaktadır. Bunun dışında McMurdo, Vostok, Concordia ve SANAE IV gibi üsler de kıtadaki önemli bilim merkezleri arasında yer alır.

Antarktika; aşırı soğuk hava koşulları, güçlü fırtınaları ve zorlu coğrafyası nedeniyle ulaşım açısından dünyanın en zor bölgelerinden biri olsa da bilimsel araştırmalar açısından büyük önem taşımaya devam etmektedir. Özellikle iklim değişikliği, buzulların erimesi ve atmosfer araştırmaları için kıta kritik bir rol oynamaktadır.

Düşen Doğum Oranların Halktaki Ekonomik Karşılığı

0

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşen doğum oranlarına ilişkin açıklaması… Olay çoktan milli güvenlik sorunu oldu ama daha yeni yeni dile getiriliyor. Koskoca 24 yıllık süreçte bu sinyallerini veriyordu ama adım atılmadı.

Gençlerin hepsini üniversite mezunu yapmak için taşradaki dağa, İstanbul’da ara sokağa betonarme üniversiteler açıldı. Gençler işsiz kalacağını, aile kurmakta zorlanacağını bile bile okumaya teşvik edildi. Bu kalitesiz üniversitelerle de övünüldü.

İş bulan gençler evlilik yoluna girmeye niyetlendi. Süreç çok masraflı olsa da bir şekilde altından kalktılar ama evli çiftlerin en temel sorunu barınmaydı ve ülkedeki en büyük kriz bu alanda oluştu. Yabancılara kapış kapış evler satılırken, Suriyeliler ile oluşan ev krizi gözardı edildi.

İki kişinin çalışmak zorunda kaldığı, bazı kesimlere ise dayatıldığı bir toplum oluştu. Evler, en temel ihtiyaç olan gıda enflasyonu ile bir darbe daha aldı. Et almanın zorlaştığı ülkeye alışmışken, sebze ve meyveyi eve sokmanın lüks haline geldiği/yaklaştığı bir duruma sürüklendi.

Kadın daha çok çalışmak zorunda kalsa da her şeye rağmen çocuk yapma kararı verildi. Kadın istihdamını artırmakla övünüldü ama evli çiftlerin çocukları için bir çözüm bulunamadı. Zor bela kreşe çocuğunu gönderen ebeveynler çocuklarına hasret, çocuklar onlara hasret kaldı.

Günümüz Türkiyesinde maalesef ki yukarıda yazdıklarım, milyonların kaderi haline geldi. Tabi ki mesele sadece ekonomi değil. Sorumluluk almaktan korkan, sosyal medya hayatlarının cazibesiyle rahatının bozulmasını istemeyen, saçma sapan feminist tavırdaki ahmakların popülist söylemlerine uyanlar da var. ‘Modernitenin’ aile kavramını yok etmesi başka bir yazının konusu. Ama yukarıdaki sebepler gerçek manada Türkiye’deki sorunun yüzde açısından en temelini oluşturuyor.

Artık büyük bir reform yapmanın vakti geldi de geçiyor. Bu mesele çok başlıklı, seferberlik halinde masaya yatırılması gereken bir konu. Burada birçok kez yazdım hatta son dergide röportajla da anlatmaya çalıştık. Bu yeni değil, hükümetin yeni ele aldığı bir konu. Çözüm lafla değil, icraatle olur. İşin kötüsü ise şu an adımlar atılsa, en iyi ihtimalle yıllar sonra sonuçlarını görebilecek olmamız.

Dünyada En Fazla Petrol Üreten 20 Ülke (Grafik)

2025 yılı itibarıyla küresel petrol üretimi incelendiğinde, üretimin büyük kısmının birkaç ülke etrafında yoğunlaştığı görülüyor. Özellikle ABD, Rusya ve Orta Doğu ülkeleri üretimde başı çekerken, dünya petrol arzının önemli bölümü bu ülkeler tarafından karşılanıyor. Veriler, enerji piyasasında dengelerin hala fosil yakıt üreticisi ülkeler tarafından belirlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

2025 Petrol Üretiminde İlk 20 Ülke (Milyon Varil/Gün)

ABD – 13.58

Rusya – 9.87

Suudi Arabistan – 9.51

Kanada – 4.94

Irak – 4.39

Çin – 4.34

İran – 4.19

Birleşik Arap Emirlikleri – 3.82

Brezilya – 3.74

Kuveyt – 2.58

Kazakistan – 2.06

Norveç – 1.85

Meksika – 1.72

Nijerya – 1.61

Libya – 1.36

Katar – 1.31

Angola – 1.03

Umman – 1.00

Venezuela – 0.97

Arjantin – 0.79

Bu tablo, petrol üretiminin büyük ölçüde belirli bölgelerde yoğunlaştığını ve özellikle Orta Doğu’nun küresel arzda kritik rolünü sürdürdüğünü gösteriyor. Aynı zamanda ABD’nin tek başına lider konumda olması, enerji piyasasında dengeleri ciddi şekilde etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor.

Dünyada En Fazla Petrol Üreten 20 Ülke (Grafik)

Dünyanın En Büyük Ülkeleri: Kara ve Deniz Yüzölçümü

0

Dünya genelinde ülkelerin güç dengesi yalnızca kara sınırlarıyla değil, denizlerdeki ekonomik hakimiyetleriyle de şekilleniyor. 2026 verilerine göre bazı ülkeler geniş yüzölçümleriyle öne çıkarken, bazıları ise deniz yetki alanları sayesinde stratejik üstünlük sağlıyor.

En Geniş Yüzölçümüne Sahip İlk 3 Ülke (Kara Hakimiyeti)

Rusya – 17.10 M km²

Kanada – 9.98 M km²

Çin – 9.60 M km²

En Geniş Deniz Yetki Alanına Sahip İlk 3 Ülke (Deniz Hakimiyeti)

ABD – 12.17 M km²

Fransa – 10.06 M km²

Avustralya – 8.99 M km²

Bu tablo, küresel güç rekabetinde sadece kara büyüklüğünün değil, denizlerdeki ekonomik alanların da en az onun kadar belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Dünyanın En Büyük Ülkeleri: Kara (sol) ve Deniz (sağ) Yüzölçümü:

Dünyanın En Büyük Ülkeleri: Kara (sol) ve Deniz (sağ) Yüzölçümü

Türkiye’de Nüfusu En Fazla Artan ve Azalan Şehirler (2025)

Türkiye genelinde 2025 yılı nüfus değişimlerine bakıldığında, özellikle sahil şehirlerinde dikkat çekici bir artış yaşanırken, Doğu ve Karadeniz’in bazı illerinde ise nüfus kaybı öne çıkıyor. Göç hareketleri, yaşam tercihleri ve ekonomik faktörler bu değişimde belirleyici rol oynuyor.

Nüfusu En Fazla Artan İlk 3 İl

Antalya – %20,21

Tekirdağ – %17,77

Muğla – %16,21

Nüfusu En Fazla Azalan İlk 3 İl

Gümüşhane – %21,45

Tunceli – %17,81

Ağrı – %16,77

Bu veriler, özellikle büyük şehirlerden kıyı bölgelerine yönelen iç göç trendinin hız kesmeden devam ettiğini gösteriyor.

Gerçekte Hürmüz Boğazı’nın Kapanma Nedeni ve Petrol Farkları

En fazla petrol rezervine sahip ülke ile en fazla petrol üreten ülke arasında fark var. En fazla petrol rezervine sahip birinci ülke Venezuela, dördüncü ülke İran, dokuzuncu ülke de ABD. Ama ABD, en fazla petrol üreten ülke konumunda. İran dokuzuncu sırada ama Venezuela listede bile yok. Çünkü petrol var, petrol var…

Yoğunluğu yüksek olan petrolün işlemesi yani rafine edilmesi ekstra maliyet gerektiriyor. Venezuela’daki petrol böyle bir petrol. ABD’deki petrol kalitesi çok iyi olsa da İran petrolü gibi dünya genelindeki rafinerilere tam uygunluk sağlayan bir petrol değil. İran petrolü çok kıymetli yani.

İhracatının yüzde 60’ından fazlası petrol ve petrol ürünleri olan İran, günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçişinin olduğu Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Kendi söylemine göre boğazdan geçmeye çalışan herhangi bir gemiye saldıracak. Bu boğaz öyle stratejik öneme sahip ki dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan geçiyor. Ama teknik olarak boğazı kapatan İran değil. Gerçek şu ki; bu gemilerin geçişine garanti vermeyen, dünyadaki ticari gemilerin yaklaşık %90’ını sigortalayan 7 büyük deniz sigorta kulübü, bölgedeki savaş risk sigortasını iptal ettiği için bölgede gemi trafiği neredeyse sıfıra indi. Avustralyalı bağımsız analist Shanak Perera bu konuyu çok detaylı ele almış.

Gemilerde sigorta olmayınca limanlar gemiyi kabul etmiyor, yük sahipleri malına sigorta yapılmayınca yükünü yüklemiyor, bankalar da finansman vermiyor. Aslında teknik olarak gemiler geçebilir ama ticari olarak artık boğazdan geçemez.

En çok da dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri ve gazının tamamı Hürmüz’den geçen Katar bu hikayede yanan taraf oldu çünkü boğaz dışında hiçbir alternatifi yok. Savaş ne kadar uzarsa, Arap ülkeleri de o kadar yara alacak. Savaş haftalar sonra tamamen sona erip petrol akışı başlasa da asıl risk, sigorta sisteminin yeniden kurulmasının aylar alacak olması.

İran dini lideri ölmeden bir gün önce brent petrol 72$ iken şu an 110$ seviyelerini gördü. Gidişat 150$ bandı olabilir. Bu da dünya genelinde bir krizin kapıda olduğunu bizlere gösteriyor.

İran’dan Sonra Sıra Türkiye’de mi?

2000’li yılların başında ABD tarafından başlatılan, Ortadoğu’yu tekrar dizayn etmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), resmiyette demokrasi insan hakları ve reformları amaçlasa da arka planda bölgede yeni haritalar çizilmesi ve diktatörlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği söyleniyor. Açıkçası biz de bunu anlıyoruz. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken bu projenin ‘eş başkanlarından biri’ olduğunu söylemiş, zamanla bu söylemlerden vazgeçmiştir. Aslında vazgeçme sebebi de ABD’nin bu projeyi rafa kaldırması. Bana kalırsa en belirgin sebep, “one minute” krizi ve Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı sonrası saf dışı bırakılması. Zaten bu tarihten itibaren yaşananlara baktığımızda, “Erdoğan Türkiye’sinin” ABD tarafından aforoz edildiği görülüyor. Arap Baharı sürecini de kendi lehine kullanmak isteyen Türkiye’ye karşı ABD’nin adımları da bunun başka bir kanıtı.

İlk olarak Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi, Sudan’da Beşir, Yemen’de Abdullah, Suriye’de Esad ve son olarak İran’da dini lider Hamaney… Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) başladığı 2000’li yıllardan bu yana çoğu ülke krizler sonrası parçalandı. Zaten BOP’un da gayriresmi amacı buydu. Güçlü, bütün halinde ülkenin bölgede kalmaması.

Şimdi gelelim asıl konuya. Son iki yıldır Trump ile birlikte Türkiye’nin rolü ABD için tekrar öne çıkmaya başladı. Bunun sebebi de onca kriz, darbe girişimi ve çatışmaya rağmen Türkiye’nin bir şekilde güçlü bir orduyla devam etmesi, savunma sanayisine yatırımları ve istikrarlı bir yönetimle devam etmesi. Burada tartışmalı çok konu olsa da Trump onlarla ilgilenmiyor. İran’da olabilecek olası kaos, rejim veya politika değişikliği sonrası sıra Türkiye’ye mi gelecek?

İsrail eski Başbakanı Bennett ‘Türkiye bir tehdittir ve ikinci İran’dır’ derken, eski Pentagon çalışanı, Türkiye karşıtı Michael Rubin de ‘Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı?’ diye soruyor. Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, NATO üyesi olması ve Batı bloku içerisinde yer alması. Bu nedenle İran veya Irak ile aynı kaderi yaşayacağını sanmıyorum. Ayrıca Türkiye, seçimle liderini seçiyor ve İsrail için en büyük tehdit Erdoğan olabilir. Devletin kalıcı politikası İran gibi İsrail veya ABD karşıtı değil. Bu en önemli çizgi.

Türkiye’nin ABD için tehdit oluşturması da mümkün değil. Şu bir gerçek ki ‘müttefiklik’, Türkiye’nin dolaylı olarak da kontrol altında olması anlamına geliyor. Ama İsrail için tehdit oluşturması mümkün ve bunun ABD kontrolünde olacağı için İran ile aynı senaryonun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben “vururuz, yıkarız” modunda olmasam da Türkiye’nin askeri, ekonomik, politik, kültürel ve tarihi olarak diğer hiçbir ülkeye benzemediğini, bunu İsrail’in de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Yani özetle; bu konuda herhangi bir gerginlik yaşamaya gerek yok. Bu düşüncelerin sonu yok. Sıfır hamaset ile söylüyorum; Türkiye’den ziyade bence İsrail orta vadede akıbetini sorgulasa daha iyi olur. Onu da başka yazıya saklayalım.

İran Dini Lideri Hamaney Öldü: Peki Ya Şimdi?

İran’da dini lider Hamaney, İsrail saldırısında öldürüldü. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Önceki kayıplar İran için önemliydi ama dini liderin öldürülmesi, rejimi yıkmasa da baştan aşağı değiştirebilecek bir hamle.

İran’daki bir kaos en çok Türkiye ve bölge ülkelerini etkiler. Ama buradaki mesele amacın İran’da rejimi yıkmak mı yoksa isimleri değiştirmek mi olduğu. Suriye ile İran’ı kıyaslamak çok sağlıklı olmasa da Suriye’de şunu gördük:

Esad sonrası bir lider, tek Suriye, Batı’ya da Rusya’ya da düşman olmayan bir figür. Türkiye’nin öncülüğünde Şara yıllarca hazırlandı, uluslararası sisteme entegrasyonu da önceden planlandığı için şu anki tablo ortaya çıktı. Yani yıllarca süren iç savaş sonrası Suriye’nin bu kadar istikrarlı olmasının başka açıklaması olamazdı.

Trump, Venezuela’da Maduro’yu kaçırdığında, yerine yardımcısının geçişini sağladı. Yardımcısı Rodriguez ise Maduro’yu savunsa da ABD’li şirketlere kapıları açıp Amerikalı bakanları ülkeye davet etti. Büyük bir değişimdi bu. Trump, Venezuela’da ülkeden kaçırdığı muhalif lider Machado’yu neden başkan yapmadınız sorusuna, “Irak’ta Saddam sonrası yanlış politikalar ile Saddam’ın adamları radikalleşti ve IŞİD’i kurdu, Venezuela’da buna izin vermeyiz” dedi. Aslında bu ABD adına stratejik bir ders almaydı. İran’da neyi planlıyorlar?

İran meselesinde olay tamamen İsrail güvenliği. İran’da dini lider dahil neredeyse tüm isimleri de resmi olarak İsrail öldürdü. İsrail için İran halkı önemli değil ama ABD hâlâ İran halkını, sonraki rejimi ekonomik ve politik olarak istiyor. Bu nedenle de Hamaney’in ölümü sonrası yeni isimle rejim ortadan kalmadan, ABD’ye daha ılımlı bir dini lider ile bu olaylar son bulabilir.

Ben her zamanki gibi öncelikli olarak Türkiye adına endişe duyuyorum. İran’da olası bir kaosun sığınmacı akınından bölgesel çatışmalara kadar birçok krize sebep olması uzak değil. 22 milyonluk Suriye ne hale getirdi bizi. 90 milyonluk İran neler yapabilir, düşünmek bile istemiyorum. “Sıra Türkiye’ye geliyor” söylemleri ayrı mesele zaten.

Acı gerçek şu ki; Saddam’ı Kurban Bayramı’nda asanları alkışlayan molla rejimi, Ramazan ayında dini liderini aynı isimlere kurban veriyor.

Tarihteki Büyük Devrimler ve Liderleri

Devrimler, yalnızca bir yönetim değişikliği değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ekonomik düzenin köklü biçimde dönüşmesi anlamına geliyor. Ulusların bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemlerde bu süreçler daha da belirleyici hale geliyor. Özellikle Milli Mücadele gibi varoluş savaşları, yalnızca askeri bir direniş değil, aynı zamanda yeni bir devletin ve siyasal düzenin inşasını anlatıyor.. Dünya tarihine geçen büyük devrimler ve o devrimlerin liderleri şu şekilde:

Rus Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Amerikan Devrimi – George Washington (ABD)

Fransız Devrimi – Maximilien Robespierre (Fransa)

Çin Devrimi – Mao Zedong (Çin)

Küba Devrimi – Fidel Castro (Küba)

İran Devrimi – Ayetullah Humeyni (İran)

Bolşevik Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Ekim Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Meksika Devrimi – Emiliano Zapata (Meksika)

Haiti Devrimi – Toussaint Louverture (Haiti)

Şanlı Devrim – William of Orange (Birleşik Krallık)

Kültür Devrimi – Mao Zedong (Çin)

Vietnam Devrimi – Ho Chi Minh (Vietnam)

Türk Devrimi – Mustafa Kemal Atatürk (Türkiye)

Tarihteki Büyük Devrimler ve Liderleri

Dünyayı Değiştiren Bilim İnsanları ve İcatları

Bilim tarihi, insanlığın düşünce biçimini ve yaşam koşullarını kökten değiştiren keşiflerle şekilleniyor. Fizikten biyolojiye, kimyadan mühendisliğe kadar farklı alanlarda ortaya konan buluşlar; sanayiyi, iletişimi, tıbbı ve günlük hayatı dönüştürüyor. Bu listede, dünyayı etkileyen önemli bilim insanlarını ve geliştirdikleri icat ya da teorileri bir arada bulabilirsiniz.

Galileo Galilei, teleskop geliştirmeleri ve astronomik gözlemler – (İtalya)

Arşimet, kaldırma prensibi ve matematiksel buluşlar – (Yunanistan)

Isaac Newton, klasik mekanik ve yerçekimi yasası – (Birleşik Krallık)

Albert Einstein, görelilik teorisi – (Almanya)

A.P.J. Abdul Kalam, füze ve uzay çalışmaları – (Hindistan)

Alexander Graham Bell, telefon – (ABD)

Marie Curie, radyoaktivite çalışmaları – (Polonya / Fransa)

Werner Heisenberg, belirsizlik ilkesi – (Almanya)

Thomas Edison, ampul ve elektrik sistemleri – (ABD)

Charles Darwin, evrim teorisi – (Birleşik Krallık)

Anton van Leeuwenhoek, mikroskop geliştirmeleri – (Hollanda)

Johannes Gutenberg, matbaa – (Almanya)

Sir Frederick Banting, insülinin keşfi – (Kanada)

Benjamin Franklin, paratoner – (ABD)

Alfred Nobel, dinamit – (İsveç)

Dmitri Mendeleev, periyodik tablo – (Rusya)

J. Robert Oppenheimer, atom bombası projesi – (ABD)

James Watt, buhar makinesi geliştirmeleri – (Birleşik Krallık)

Sigmund Freud, psikanaliz kuramı – (Avusturya)

Carl Linnaeus, ikili adlandırma sistemi – (İsveç)

Robert Koch, mikrobiyoloji çalışmaları – (Almanya)

Carl Sagan, gezegen bilimi ve kozmoloji çalışmaları – (ABD)

Rosalind Franklin, DNA yapısının aydınlatılması – (Birleşik Krallık)

Richard Feynman, kuantum elektrodinamiği – (ABD)

Gregor Mendel, genetik biliminin temelleri – (Avusturya)

Francis Crick, DNA’nın çift sarmal yapısı – (Birleşik Krallık)

Otto Hahn, nükleer fisyon – (Almanya)

Anders Celsius, Celsius sıcaklık ölçeği – (İsveç)

Dünyayı Değiştiren Bilim İnsanları ve İcatları

Dünyada Nüfusu İtalyan Kökenli Olan Ülkeler (Harita)

0

Nüfusunun önemli bir bölümü İtalyan kökenli olan ülkelerin ve oranlarının gösterildiği harita, özellikle 19. ve 20. yüzyıldaki büyük İtalyan göç dalgalarının hangi coğrafyalarda yoğunlaştığını ortaya koyuyor. En dikkat çekici tablo Güney Amerika’da ortaya çıkıyor.

İtalyan kökenli nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler:

Arjantin – %62

Uruguay – %44

Paraguay – %37

Venezuela – %16

Brezilya – %15

Güney Amerika açık ara öne çıkıyor. Özellikle Arjantin ve Uruguay’da nüfusun neredeyse yarısına yakını İtalyan kökenli. Bu durum, 1880–1920 arası yoğun göç döneminin kalıcı etkisini yansıtıyor.

Kuzey Amerika ve Avrupa’da oranlar daha düşük ama yine de dikkat çekici:

Fransa – %8

İsviçre – %7

ABD – %5,4

Belçika – %4

Kanada – %4

Almanya – %1,4

Birleşik Krallık – %1

İspanya – %1

Orta Amerika’da da belirgin oranlar görülüyor:

Kosta Rika – %7,5

Dominik Cumhuriyeti – %3

El Salvador – %3

Meksika – %1

Ayrıca Avustralya’da oran %4 seviyesinde. Bu tablo, İtalya’dan gerçekleşen kitlesel göçlerin yalnızca Amerika kıtasında değil, Avrupa ve Okyanusya’da da kalıcı demografik iz bıraktığını gösteriyor.

Dünyada Nüfusu İtalyan Kökenli Olan Ülkeler (Harita)

Dünyada Tek Partili 6 Ülke

İnfografik, günümüzde tek partili sistemle yönetilen ülkeleri gösteriyor. Haritada işaretlenen devletlerde siyasal sistem anayasal ya da fiili olarak tek bir partinin hakimiyeti üzerine kuruluyor. Bu ülkelerin büyük çoğunluğu komünist ideoloji temelinde şekilleniyor. Coğrafi dağılıma bakıldığında Doğu ve Güneydoğu Asya öne çıkıyor.

Tek Partili Devletler ve İktidar Partileri:

Çin – Çin Komünist Partisi

Küba – Küba Komünist Partisi

Vietnam – Vietnam Komünist Partisi

Eritre – Demokrasi ve Adalet için Halk Cephesi

Laos – Lao Halkın Devrimci Partisi

Kuzey Kore – Kore İşçi Partisi

Bu ülkelerde siyasal rekabet oldukça sınırlı ilerliyor ve devlet yönetimi tek bir parti etrafında şekilleniyor. Özellikle Çin, Vietnam, Laos, Küba ve Kuzey Kore Marksist-Leninist çizgide konumlanıyor. Eritre ise farklı bir tarihsel arka plana sahip olsa da tek parti yönetimiyle dikkat çekiyor.

Genel tablo, günümüzde tek partili sistemlerin sayısının sınırlı kaldığını ve belirli bölgelerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Dünyada Tek Partili 6 Ülke