Gerçekte Hürmüz Boğazı’nın Kapanma Nedeni ve Petrol Farkları

En fazla petrol rezervine sahip ülke ile en fazla petrol üreten ülke arasında fark var. En fazla petrol rezervine sahip birinci ülke Venezuela, dördüncü ülke İran, dokuzuncu ülke de ABD. Ama ABD, en fazla petrol üreten ülke konumunda. İran dokuzuncu sırada ama Venezuela listede bile yok. Çünkü petrol var, petrol var…

Yoğunluğu yüksek olan petrolün işlemesi yani rafine edilmesi ekstra maliyet gerektiriyor. Venezuela’daki petrol böyle bir petrol. ABD’deki petrol kalitesi çok iyi olsa da İran petrolü gibi dünya genelindeki rafinerilere tam uygunluk sağlayan bir petrol değil. İran petrolü çok kıymetli yani.

İhracatının yüzde 60’ından fazlası petrol ve petrol ürünleri olan İran, günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçişinin olduğu Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Kendi söylemine göre boğazdan geçmeye çalışan herhangi bir gemiye saldıracak. Bu boğaz öyle stratejik öneme sahip ki dünya petrol tüketiminin yaklaşık beşte biri buradan geçiyor. Ama teknik olarak boğazı kapatan İran değil. Gerçek şu ki; bu gemilerin geçişine garanti vermeyen, dünyadaki ticari gemilerin yaklaşık %90’ını sigortalayan 7 büyük deniz sigorta kulübü, bölgedeki savaş risk sigortasını iptal ettiği için bölgede gemi trafiği neredeyse sıfıra indi. Avustralyalı bağımsız analist Shanak Perera bu konuyu çok detaylı ele almış.

Gemilerde sigorta olmayınca limanlar gemiyi kabul etmiyor, yük sahipleri malına sigorta yapılmayınca yükünü yüklemiyor, bankalar da finansman vermiyor. Aslında teknik olarak gemiler geçebilir ama ticari olarak artık boğazdan geçemez.

En çok da dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri ve gazının tamamı Hürmüz’den geçen Katar bu hikayede yanan taraf oldu çünkü boğaz dışında hiçbir alternatifi yok. Savaş ne kadar uzarsa, Arap ülkeleri de o kadar yara alacak. Savaş haftalar sonra tamamen sona erip petrol akışı başlasa da asıl risk, sigorta sisteminin yeniden kurulmasının aylar alacak olması.

İran dini lideri ölmeden bir gün önce brent petrol 72$ iken şu an 110$ seviyelerini gördü. Gidişat 150$ bandı olabilir. Bu da dünya genelinde bir krizin kapıda olduğunu bizlere gösteriyor.

İran’dan Sonra Sıra Türkiye’de mi?

2000’li yılların başında ABD tarafından başlatılan, Ortadoğu’yu tekrar dizayn etmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), resmiyette demokrasi insan hakları ve reformları amaçlasa da arka planda bölgede yeni haritalar çizilmesi ve diktatörlerin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği söyleniyor. Açıkçası biz de bunu anlıyoruz. Geçmişte Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakan iken bu projenin ‘eş başkanlarından biri’ olduğunu söylemiş, zamanla bu söylemlerden vazgeçmiştir. Aslında vazgeçme sebebi de ABD’nin bu projeyi rafa kaldırması. Bana kalırsa en belirgin sebep, “one minute” krizi ve Erdoğan’ın İsrail karşıtlığı sonrası saf dışı bırakılması. Zaten bu tarihten itibaren yaşananlara baktığımızda, “Erdoğan Türkiye’sinin” ABD tarafından aforoz edildiği görülüyor. Arap Baharı sürecini de kendi lehine kullanmak isteyen Türkiye’ye karşı ABD’nin adımları da bunun başka bir kanıtı.

İlk olarak Irak’ta Saddam, Libya’da Kaddafi, Sudan’da Beşir, Yemen’de Abdullah, Suriye’de Esad ve son olarak İran’da dini lider Hamaney… Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) başladığı 2000’li yıllardan bu yana çoğu ülke krizler sonrası parçalandı. Zaten BOP’un da gayriresmi amacı buydu. Güçlü, bütün halinde ülkenin bölgede kalmaması.

Şimdi gelelim asıl konuya. Son iki yıldır Trump ile birlikte Türkiye’nin rolü ABD için tekrar öne çıkmaya başladı. Bunun sebebi de onca kriz, darbe girişimi ve çatışmaya rağmen Türkiye’nin bir şekilde güçlü bir orduyla devam etmesi, savunma sanayisine yatırımları ve istikrarlı bir yönetimle devam etmesi. Burada tartışmalı çok konu olsa da Trump onlarla ilgilenmiyor. İran’da olabilecek olası kaos, rejim veya politika değişikliği sonrası sıra Türkiye’ye mi gelecek?

İsrail eski Başbakanı Bennett ‘Türkiye bir tehdittir ve ikinci İran’dır’ derken, eski Pentagon çalışanı, Türkiye karşıtı Michael Rubin de ‘Ankara 2036’da, Tahran 2026’daki gibi olacak mı?’ diye soruyor. Türkiye’nin diğer ülkelerden farkı, NATO üyesi olması ve Batı bloku içerisinde yer alması. Bu nedenle İran veya Irak ile aynı kaderi yaşayacağını sanmıyorum. Ayrıca Türkiye, seçimle liderini seçiyor ve İsrail için en büyük tehdit Erdoğan olabilir. Devletin kalıcı politikası İran gibi İsrail veya ABD karşıtı değil. Bu en önemli çizgi.

Türkiye’nin ABD için tehdit oluşturması da mümkün değil. Şu bir gerçek ki ‘müttefiklik’, Türkiye’nin dolaylı olarak da kontrol altında olması anlamına geliyor. Ama İsrail için tehdit oluşturması mümkün ve bunun ABD kontrolünde olacağı için İran ile aynı senaryonun yaşanacağını düşünmüyorum. Ben “vururuz, yıkarız” modunda olmasam da Türkiye’nin askeri, ekonomik, politik, kültürel ve tarihi olarak diğer hiçbir ülkeye benzemediğini, bunu İsrail’in de çok iyi bildiğini düşünüyorum. Yani özetle; bu konuda herhangi bir gerginlik yaşamaya gerek yok. Bu düşüncelerin sonu yok. Sıfır hamaset ile söylüyorum; Türkiye’den ziyade bence İsrail orta vadede akıbetini sorgulasa daha iyi olur. Onu da başka yazıya saklayalım.

İran Dini Lideri Hamaney Öldü: Peki Ya Şimdi?

İran’da dini lider Hamaney, İsrail saldırısında öldürüldü. Ülkede 40 günlük yas ilan edildi. Önceki kayıplar İran için önemliydi ama dini liderin öldürülmesi, rejimi yıkmasa da baştan aşağı değiştirebilecek bir hamle.

İran’daki bir kaos en çok Türkiye ve bölge ülkelerini etkiler. Ama buradaki mesele amacın İran’da rejimi yıkmak mı yoksa isimleri değiştirmek mi olduğu. Suriye ile İran’ı kıyaslamak çok sağlıklı olmasa da Suriye’de şunu gördük:

Esad sonrası bir lider, tek Suriye, Batı’ya da Rusya’ya da düşman olmayan bir figür. Türkiye’nin öncülüğünde Şara yıllarca hazırlandı, uluslararası sisteme entegrasyonu da önceden planlandığı için şu anki tablo ortaya çıktı. Yani yıllarca süren iç savaş sonrası Suriye’nin bu kadar istikrarlı olmasının başka açıklaması olamazdı.

Trump, Venezuela’da Maduro’yu kaçırdığında, yerine yardımcısının geçişini sağladı. Yardımcısı Rodriguez ise Maduro’yu savunsa da ABD’li şirketlere kapıları açıp Amerikalı bakanları ülkeye davet etti. Büyük bir değişimdi bu. Trump, Venezuela’da ülkeden kaçırdığı muhalif lider Machado’yu neden başkan yapmadınız sorusuna, “Irak’ta Saddam sonrası yanlış politikalar ile Saddam’ın adamları radikalleşti ve IŞİD’i kurdu, Venezuela’da buna izin vermeyiz” dedi. Aslında bu ABD adına stratejik bir ders almaydı. İran’da neyi planlıyorlar?

İran meselesinde olay tamamen İsrail güvenliği. İran’da dini lider dahil neredeyse tüm isimleri de resmi olarak İsrail öldürdü. İsrail için İran halkı önemli değil ama ABD hâlâ İran halkını, sonraki rejimi ekonomik ve politik olarak istiyor. Bu nedenle de Hamaney’in ölümü sonrası yeni isimle rejim ortadan kalmadan, ABD’ye daha ılımlı bir dini lider ile bu olaylar son bulabilir.

Ben her zamanki gibi öncelikli olarak Türkiye adına endişe duyuyorum. İran’da olası bir kaosun sığınmacı akınından bölgesel çatışmalara kadar birçok krize sebep olması uzak değil. 22 milyonluk Suriye ne hale getirdi bizi. 90 milyonluk İran neler yapabilir, düşünmek bile istemiyorum. “Sıra Türkiye’ye geliyor” söylemleri ayrı mesele zaten.

Acı gerçek şu ki; Saddam’ı Kurban Bayramı’nda asanları alkışlayan molla rejimi, Ramazan ayında dini liderini aynı isimlere kurban veriyor.

Tarihteki Büyük Devrimler ve Liderleri

Devrimler, yalnızca bir yönetim değişikliği değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve ekonomik düzenin köklü biçimde dönüşmesi anlamına geliyor. Ulusların bağımsızlık mücadelesi verdiği dönemlerde bu süreçler daha da belirleyici hale geliyor. Özellikle Milli Mücadele gibi varoluş savaşları, yalnızca askeri bir direniş değil, aynı zamanda yeni bir devletin ve siyasal düzenin inşasını anlatıyor.. Dünya tarihine geçen büyük devrimler ve o devrimlerin liderleri şu şekilde:

Rus Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Amerikan Devrimi – George Washington (ABD)

Fransız Devrimi – Maximilien Robespierre (Fransa)

Çin Devrimi – Mao Zedong (Çin)

Küba Devrimi – Fidel Castro (Küba)

İran Devrimi – Ayetullah Humeyni (İran)

Bolşevik Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Ekim Devrimi – Vladimir Lenin (Rusya)

Meksika Devrimi – Emiliano Zapata (Meksika)

Haiti Devrimi – Toussaint Louverture (Haiti)

Şanlı Devrim – William of Orange (Birleşik Krallık)

Kültür Devrimi – Mao Zedong (Çin)

Vietnam Devrimi – Ho Chi Minh (Vietnam)

Türk Devrimi – Mustafa Kemal Atatürk (Türkiye)

Tarihteki Büyük Devrimler ve Liderleri

Dünyayı Değiştiren Bilim İnsanları ve İcatları

Bilim tarihi, insanlığın düşünce biçimini ve yaşam koşullarını kökten değiştiren keşiflerle şekilleniyor. Fizikten biyolojiye, kimyadan mühendisliğe kadar farklı alanlarda ortaya konan buluşlar; sanayiyi, iletişimi, tıbbı ve günlük hayatı dönüştürüyor. Bu listede, dünyayı etkileyen önemli bilim insanlarını ve geliştirdikleri icat ya da teorileri bir arada bulabilirsiniz.

Galileo Galilei, teleskop geliştirmeleri ve astronomik gözlemler – (İtalya)

Arşimet, kaldırma prensibi ve matematiksel buluşlar – (Yunanistan)

Isaac Newton, klasik mekanik ve yerçekimi yasası – (Birleşik Krallık)

Albert Einstein, görelilik teorisi – (Almanya)

A.P.J. Abdul Kalam, füze ve uzay çalışmaları – (Hindistan)

Alexander Graham Bell, telefon – (ABD)

Marie Curie, radyoaktivite çalışmaları – (Polonya / Fransa)

Werner Heisenberg, belirsizlik ilkesi – (Almanya)

Thomas Edison, ampul ve elektrik sistemleri – (ABD)

Charles Darwin, evrim teorisi – (Birleşik Krallık)

Anton van Leeuwenhoek, mikroskop geliştirmeleri – (Hollanda)

Johannes Gutenberg, matbaa – (Almanya)

Sir Frederick Banting, insülinin keşfi – (Kanada)

Benjamin Franklin, paratoner – (ABD)

Alfred Nobel, dinamit – (İsveç)

Dmitri Mendeleev, periyodik tablo – (Rusya)

J. Robert Oppenheimer, atom bombası projesi – (ABD)

James Watt, buhar makinesi geliştirmeleri – (Birleşik Krallık)

Sigmund Freud, psikanaliz kuramı – (Avusturya)

Carl Linnaeus, ikili adlandırma sistemi – (İsveç)

Robert Koch, mikrobiyoloji çalışmaları – (Almanya)

Carl Sagan, gezegen bilimi ve kozmoloji çalışmaları – (ABD)

Rosalind Franklin, DNA yapısının aydınlatılması – (Birleşik Krallık)

Richard Feynman, kuantum elektrodinamiği – (ABD)

Gregor Mendel, genetik biliminin temelleri – (Avusturya)

Francis Crick, DNA’nın çift sarmal yapısı – (Birleşik Krallık)

Otto Hahn, nükleer fisyon – (Almanya)

Anders Celsius, Celsius sıcaklık ölçeği – (İsveç)

Dünyayı Değiştiren Bilim İnsanları ve İcatları

Dünyada Nüfusu İtalyan Kökenli Olan Ülkeler (Harita)

0

Nüfusunun önemli bir bölümü İtalyan kökenli olan ülkelerin ve oranlarının gösterildiği harita, özellikle 19. ve 20. yüzyıldaki büyük İtalyan göç dalgalarının hangi coğrafyalarda yoğunlaştığını ortaya koyuyor. En dikkat çekici tablo Güney Amerika’da ortaya çıkıyor.

İtalyan kökenli nüfus oranının en yüksek olduğu ülkeler:

Arjantin – %62

Uruguay – %44

Paraguay – %37

Venezuela – %16

Brezilya – %15

Güney Amerika açık ara öne çıkıyor. Özellikle Arjantin ve Uruguay’da nüfusun neredeyse yarısına yakını İtalyan kökenli. Bu durum, 1880–1920 arası yoğun göç döneminin kalıcı etkisini yansıtıyor.

Kuzey Amerika ve Avrupa’da oranlar daha düşük ama yine de dikkat çekici:

Fransa – %8

İsviçre – %7

ABD – %5,4

Belçika – %4

Kanada – %4

Almanya – %1,4

Birleşik Krallık – %1

İspanya – %1

Orta Amerika’da da belirgin oranlar görülüyor:

Kosta Rika – %7,5

Dominik Cumhuriyeti – %3

El Salvador – %3

Meksika – %1

Ayrıca Avustralya’da oran %4 seviyesinde. Bu tablo, İtalya’dan gerçekleşen kitlesel göçlerin yalnızca Amerika kıtasında değil, Avrupa ve Okyanusya’da da kalıcı demografik iz bıraktığını gösteriyor.

Dünyada Nüfusu İtalyan Kökenli Olan Ülkeler (Harita)

Dünyada Tek Partili 6 Ülke

İnfografik, günümüzde tek partili sistemle yönetilen ülkeleri gösteriyor. Haritada işaretlenen devletlerde siyasal sistem anayasal ya da fiili olarak tek bir partinin hakimiyeti üzerine kuruluyor. Bu ülkelerin büyük çoğunluğu komünist ideoloji temelinde şekilleniyor. Coğrafi dağılıma bakıldığında Doğu ve Güneydoğu Asya öne çıkıyor.

Tek Partili Devletler ve İktidar Partileri:

Çin – Çin Komünist Partisi

Küba – Küba Komünist Partisi

Vietnam – Vietnam Komünist Partisi

Eritre – Demokrasi ve Adalet için Halk Cephesi

Laos – Lao Halkın Devrimci Partisi

Kuzey Kore – Kore İşçi Partisi

Bu ülkelerde siyasal rekabet oldukça sınırlı ilerliyor ve devlet yönetimi tek bir parti etrafında şekilleniyor. Özellikle Çin, Vietnam, Laos, Küba ve Kuzey Kore Marksist-Leninist çizgide konumlanıyor. Eritre ise farklı bir tarihsel arka plana sahip olsa da tek parti yönetimiyle dikkat çekiyor.

Genel tablo, günümüzde tek partili sistemlerin sayısının sınırlı kaldığını ve belirli bölgelerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.

Dünyada Tek Partili 6 Ülke

İsrail’in Somaliland’ı Tanımasının Arkaplanı

Bu mesele çok uzun ama basit bir konu değil. Somali toprakları; Somaliland, Puntland ve Somali olarak üçe bölünmüş durumda. Somaliland 1991’de tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş, Puntland özerk bölge olarak kendisini tanımlamıştı. İsrail’in, ilk kez Somaliland’ı tanıması, bölgenin ilk kez bir ülke tarafından bağımsızlığının kabul edilmesi anlamına geliyor.

İsrail varsa işbirlikçisi Birleşik Arap Emirlikleri de orada vardır. Ben bu gelişmeyi BAE’den ayrı görmüyorum. BAE, geçen yıl Somaliland askerlerini eğitmek için adım attı ve askeri ekipman sağladı. Libya’dan Sudan’a meşru hükümetlere karşı güçleri silahlandıran BAE, Somaliland’da da benzer adımlar atıyor. İsrail’in bölgedeki menfaatleri için ortak hareket eden Abu Dabi, BM tarafından tanınmayan bölgeye yasal statü getirmek istiyor. Bunu da, ‘uluslararası dokunulmazlığı’ olan İsrail ile gerçekleştiriyor. Tüm dünyanın karşı olduğu kararı anca İsrail verebilirdi.

Somali, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssünün bulunduğu ve en büyük büyükelçisinin olduğu ülke. Afrika politikasını yürüttüğü yer. Deniz güvenliğini Türk Deniz Kuvvetleri üstlendi ve petrol arıyor. 14 yıldır Somali’deki limanları da işleten Türkiye, bu kararın kendisine karşı atılan adım olduğunu farkında. Bölgede istikrar arayan Türkiye, hatırlarsınız Somaliland’ın tanınması karşılığında Etiyopya ile Somaliland anlaşma yapmış, oluşan krizi Türkiye çözmüştü.

Gözden kaçan bir detay daha var. Ne tesadüf ki 6 ay önce ABD Kongresi, 2026 için Dışişleri Bakanı’na Somaliland ile ikili iş birliği yollarını araştırma talimatı vermişti. Bana kalırsa İsrail ABD’yi ikna etti. ABD’nin kıtadaki operasyonel gücü (AFRICOM), üç gün önce Somaliland’daydı.

Muhtemel senaryoda BAE, Somaliland’daki varlığını artıracak, ilerleyen dönemde de İsrail silahları bölgeye konuşlanacak. Tıpkı Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail ittifakı sonrası Ege’de İsrail silahlarının konuşlanması gibi.

Bölgenin Yemen’deki Husiler’in de karşısında olması da İsrail’in işine gelecektir. İsrail, Türkiye’ye yönelik her cephede askeri ve diplomatik girişimlerini sürdürüyor ve yeni hedefinin Türkiye olduğu ortada.

Suriye Sonrası Bölgede Barzani’nin ‘Kürt Planı’

Suriye’de olanlarla ilgili yeni yazı yayınlayamadım ama şu anki durum bizlere, Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devleti hayalinin sona erdiğini gösteriyor. Bu önemli çünkü çok şükür ki bir askerimizin bile ayağına taş değmeden mesele çözüldü. Dediğimiz gibi SDG’nin 100 bin kişilik ordu söylemleri çöp çıktı, ABD aradan çekildiğinde, Arap aşiretlerle karşı karşıya kalınca şansı olmadığını görmüş oldular. 10 yıldır konuyla ilgili yazılarda ‘er ya da geç’ diye yazmalarım neticeye ulaştı. Çok şükür. Şimdi farklı bir meseleyi ele alacağım.

Suriye’de hapishanedeki IŞİD’lilerin nakli nedeniyle YPG ile Suriye ordusu arasındaki ateşkesin süresi uzadı. Ateşkes uzadıkça, PKK’ya destek veren Barzani gerçeği gün yüzüne çıkmaya başladı. Barzani, normal şartlarda PKK çıkarları için bu kadar çabalamaz. Türkiye’yi de doğrudan karşısına almaz. Fırsatı bulmuşken “Kürtlerin lideri” rolünü oynuyor. Halk tabanını kaybetmemek için de bir çaba bu.

Düne kadar Barzani’ye yakın Suriye’deki Kürt partileri, kontrol ettiği topraklara almayan SDG/PKK gerçeği vardı. Şimdi Barzani “Kürtler için” Papa’ya gidiyor, ABD ile görüşmede var, Kürtçülüğü damarlara kadar yaşatma gayretiyle yırtınıyor.

Burada iki seçenek var. Ya kendi bölgesindeki (IKBY) Kürtlerin de gazının alarak ailesinin gücüne güç katmak istiyor ya da “PKK bitecek, sen kaldın ve sen ‘kontrolümüzde’ yürü” denildi. Komplo kurmayalım, biri demesin ve o gördü diyelim. Oluşan yeni konjonktürdeki değişimi kendi lehine kullanmak istiyor şeklinde yorumlayabiliriz.

ABD, en büyük büyükelçiliğini Erbil’de açıyor, SDG’ye “ortaklığımız bitti” diyor. Amerikan güdümünde varlık gösteren Barzani buna karşı gelir mi? Gelmez, biliyor çünkü. Hakan Fidan’ın sıra Sincar’a (Irak’ın kuzeyinin Suriye sınırı) da gelecek, Irak’taki örgütün de temizlenmesi lazım yorumları boş değil.

Hatırlarsanız Trump, ‘Irak’ta Saddam’ı devirdik ve IŞİD doğdu, Venezuela’da bu hatayı yapmayacağız’ dedi ve Maduro’nun yardımcısıyla yola devam etti. Burada da PKK sonrası boşluğu, yeni PKK gibi örgütlerin önünü kesmek için Barzani’ye devretmiş olabilir. Ben bunu Türkiye lehine şeklinde yorumlamıyorum. Tabi ki bunlar yorum ve zaman bize neler gösterecek göreceğiz.

‘Türkiye-Mısır İttifakı’: Libya’dan Somali’ye

Libya’da 17 yıl sonra verilen ilk petrol ve doğalgaz ihalesinde Türk firması TPAO, 5 sahanın 2’sini kazandı. Bir de bu iki saha, Libya’nın en verimli bölgesi Sirte Havzası’nda. Burası çok önemli çünkü Sirte çoğu kişinin bilmediği bir öneme sahip.

Yıl 2019. Mavi Vatan sınırlarına dair ilk anlaşmayı, BM’nin tanıdığı meşru Libya hükümeti ile imzaladık. Bu her şeyin başlangıcıydı çünkü Mısır, Rusya ve BAE destekli Hafter güçleri başkent Trablus kapılarına yaklaşmıştı. 2 ay sonra Libya tezkeresi meclisten geçti ve Türk askeri Libya yolunu tutmaya başladı. Bir de Korgeneral görevlendirildi. 2020 Ocak ayından Haziran’a kadar Hafter güçleri öyle bir süpürüldü ki Sirte’ye kadar püskürtüldü. Hafter ve Mısır 6 Haziran’da ateşkes ilan etti. Aslında Mısır ile Türkiye arasındaki ilişki de burada başladı. Yani Sirte’de, Kaddafi’nin doğduğu topraklarda.

Şu anda Türkiye, Mısır ile birlikte Libya’daki iki ayrı hükümeti ve orduyu tek Libya haline getirmeye çalışıyor. Buradaki ortaklık öyle bir seviyeye geldi ki Sudan’da BAE destekli Hızlı Destek Kuvvetleri’ne karşı ortak hareket ediliyor. Mısır’daki gizli hava üssünden kalkan Türk SİHA’ları Sudan’da uçuyor. Yetmiyor, Türkiye’nin konuşlandığı Somali’de de işbirliği kendisini gösteriyor. Türkiye’nin ardından Mısır da hava kuvvetlerini ve 1100 askerini başkent Mogadişu’ya konuşlandırdı. Bu karar, İsrail’in Somaliland’ı resmen tanıması sonrası geldi.

Yemen’den BAE’yi çıkaran Suudi Arabistan da Mısır ve Türkiye ile aynı politikayı izliyor. Türkiye ise hem Mısır’ı hem de Suudi Arabistan’ı oyuna dahil ediyor. Suud ile Somali savunma anlaşması imzaladı. Türkiye F-16 konuşlandırılmasının ardından şimdi de Somali kıyılarında petrol arayan Çağrı Bey Sondaj Gemisi’nin güvenliği için üç savaş gemisi gönderdi. Yakın zamanda da Türk Donanması’nın Somali’de deniz üssü kuracağı söyleniyor.

Özetle bölge, yeni ittifaklar ile hareketlenecek gibi duruyor. Suriye, Libya, Karabağ, Somali ve Sudan derken, Türk dış politikasının ve askerinin istikrarlı bir duruş ile hedeften vazgeçmemesi ve ‘dosta güven düşmana korku’ modunda ilerlemesi takdire şayan.

Somali Son Durum Haritası (2026)

Türkiye’nin yurt dışında en büyük askeri üssünün bulunduğu hatta Afrika politikasını yürüttüğü merkez ülke olduğu iddia edilen Somali, Eş-Şebab terör örgütünün saldırıları ve farklı özerk bölgeler tarafından parçalanmış şekilde. Son dönemde Eş-Şebab saldırılarıyla tekrar gündeme gelen ülke, Türkiye’nin Somali ordusuna tahsis ettiği 2 adet Baykar Bayraktar Akıncı TİHA ile örgüte karşı önemli bir hava gücü elde etti.

Somali’de neler oluyor?” sorusuna cevap arayan onlarca kişi bu konuda eksik bilgilerle karşılaşabiliyor. Bu sayfada güncel bilgi ve haritaları paylaşacağız.

Somali Son Durum Haritası

Şubat 2026: Türkiye, Somali’ye F-16 konuşlandırmasının ardından üç savaş gemisi ile birlikte çok sayıda tank ve askeri araç sevketti.

Somali son durum haritası – Harita: MEPANEWS

Eş Şebab Hareketi

El-Kaide bağlantılı olan örgüt, Somali’nin özellikle güney ve kırsal kesimlerinde geniş alanlarda etkilidir. Merkezi yönetimin zayıf olduğu bölgelerde kontrol sağlar ve düzenli olarak saldırılar gerçekleştirir.

Mogadişu Yönetimi – Somali Ordusu

Somali Federal Hükümeti’ni ifade eder. Başkent Mogadişu ve çevresi ile bazı stratejik şehirlerde kontrolü elinde tutmaktadır. Afrika Birliği desteği ve dış askeri yardımlarla Eş Şebab’a karşı operasyonlar yürütmektedir.

Etiyopya Ordusu

Etiyopya, sınır güvenliği ve terörle mücadele gerekçesiyle Somali topraklarında asker bulundurmaktadır. Özellikle orta ve batı sınır hattında etkinlik göstermektedir.

Kenya Ordusu

Kenya, güney Somali’de özellikle Jubaland bölgesinde operasyonlar yürütmektedir. Amaç hem kendi sınır güvenliğini sağlamak hem de Eş Şebab tehdidini kontrol altına almaktır.

Yerel Milisler

Kabile temelli veya bölgesel savunma güçleridir. Bazıları federal hükümetle iş birliği yaparken, bazıları kendi bölgesel çıkarlarını koruma amacıyla hareket etmektedir.

IŞİD Varlığı

Eş Şebab’dan ayrı olarak özellikle Puntland’ın kuzey kesimlerinde sınırlı ancak etkili hücre yapılanmaları bulunmaktadır.

Somaliland

Kuzeybatıda yer alır. 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmiştir. Uluslararası alanda tanınmamakla birlikte fiilî olarak ayrı bir yönetim, parlamento ve güvenlik yapısına sahiptir. Geçtiğimiz günlerde İsrail, Somaliland’ı tanıyarak bu alanda ilk ülke olmuştur.

Puntland

Kuzeydoğuda bulunan ve Somali’ye bağlı özerk bir bölgedir. Kendi güvenlik ve idari yapısını oluşturmuştur.

SSC-Hatumo

Somaliland ile Puntland arasında tartışmalı bölgede ortaya çıkan yerel yönetim yapılanmasıdır. Bölgesel hâkimiyet konusunda iki taraf arasında gerilim yaşanmaktadır.

Jubaland

Güneyde, Kenya sınırına yakın özerk bölgedir. Kendi yerel yönetimi bulunmakta olup merkezi hükümetle zaman zaman yetki gerilimleri yaşanmaktadır.

Galmudug

Orta Somali’de yer alan federal üye devlettir. Merkezi yönetimle koordineli hareket etmekle birlikte sahada hem milis yapılanmaları hem de Eş Şebab tehdidi ile karşı karşıyadır.

Somali’de ordu, son 3-4 yılda birçok noktayı Eş Şebab terör örgütünden geri aldı ama elinde de tutamadı. Nüfus ağırlıklı olarak başkent Mogadişu, Somaliland ve sahil hattında.

Ordunun şu anki operasyonu sahil hattından örgütü çıkarmak ve Kenya sınırına kadar güvenli bölge oluşturmak. Bilindiği üzere yapılan anlaşma kapsamında Türk Deniz Kuvvetleri, on yıl boyunca Somali sahillerinin güvenliğini üstlendi. Yapılan askeri sevkiyatlar, savaş gemisi ve savaş uçakları, önümüzdeki günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Somali ordusuna açık destek sağlayacağına işaret ediyor.

Somali sahil şeridi operasyon

23 Mart 2025: El Kaide’ye bağlı Eş-Şebab, her yıl düzenlediği “Ramazan Taarruzu” operasyonlarıyla Somali ordusunun kontrol ettiği Warsangali Laangaabs, Agoonyar, Gendersi, Awbkar Gaabane, Guulane, Bariire ve Sabiid’i ele geçirdi.

Örgüt, Ocak 2025’ten bu yana Hiran ve Orta Şabelle’deki saldırılarını yüzde 50 artırarak 2024’ün tamamından daha fazla kasaba ele geçirdi ve hükümet kontrolündeki kilit bölgeleri hedef aldı.

Somali hükümeti, çeşitli bölgelerde El-Şebab’a karşı koordineli operasyonlar için güçlerini konuşlandırdı. Alt Şabelle’deki Awdheegle bölgesi ve Orta Şabelle’deki Buursha Şeyh kasabasında köylerin geri alınması sağlandı.

(Aşağıdaki haritadaki saldırı yönlerini ve tarafların ele geçirdiği bölgeleri ‘oklar’ üzerinden görebilirsiniz.)

Somali son durum haritası (23 Mart 2025) - Harita: Clash Report
Somali son durum haritası (23 Mart 2025) – Harita: Clash Report

  • Kırmızı: Hükümet güçleri
  • Yeşil: El-Şebab (El Kaide)
  • Gri: Çatışmalı bölgeler
  • Siyah: IŞİD – Somali

Not: Aşağıdaki haritalarda Türkiye’nin desteklediği Mogadişu hükümetinin kontrolündeki bölgenin çok küçük olduğu görülüyor. Bunun temel sebebi, 18 milyon nüfuslu Somali’nin nüfus yoğunluğunun merkezi hükümetin kontrolündeki bölgelerde (başkent Mogadişu’da) yer almasıdır.

Ülke nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Somali başkenti Mogadişu, savaşın en önemli çatışma noktasını oluşturuyor. Eş-Şebab saldırıları başkentin çevresinden merkeze doğru ilerliyor. Farklı kaynaklara göre başkentin 6 km ötesine kadar yaklaşılmış durumda.

Somali'nin başkenti Mogadişu'da son durum haritası (23 Mart 2025) - Harita: Clash Report
Somali’nin başkenti Mogadişu’da son durum haritası (23 Mart 2025) – Harita: Clash Report

Somali Nüfus Haritası

Somali nüfusunun yüzde 50’den fazlası başkent Mogadişu’da yer alıyor. Kuzeydeki Somaliland ve Puntland hariç tutulduğunda, Eş-Şebab kontrolündeki nüfus oranı toplam nüfusun yüzde 20’sinden daha azdır.

Somali’de BAE ve İsrail Planı

Somali’nin özerk Puntland bölgesinin, Sudan’daki paramiliter RSF modeline benzer biçimde Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail’in bölgesel vekil gücüne dönüştürüldüğünü öne süren analizler bulunuyor. Özellikle liman anlaşmaları, yabancı paralı askerler ve istihbarat destekli askeri kapasite iddiaları gündemde.

BAE ve İsrail’in Somali’deki Puntland Planı
BAE ve İsrail’in Somali’deki Puntland Planı

HRW’nin Somali 2024 Raporunun Özeti

  • Sivillere Yönelik Saldırılar: El-Şebab 2024 yılında sivillere yönelik bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
  • Yerinden Edilme ve İnsani Yardım: 4,4 milyon kişinin acil gıda yardımına ihtiyaç duyduğu tahmin ediliyor.
  • Somaliland: Anayasa değişiklik süreci merkezi hükümetle gerilim yarattı.
  • Etiyopya ile Gerilim: Somaliland-Etiyopya mutabakatı diplomatik krize yol açtı.
  • Afrika Birliği Misyonu: ATMIS çekilmeye devam ediyor.
  • BM ile İlişkiler: UNSOM misyonu konusunda tartışmalar sürüyor.