Ülkelerin Çıkar Çatışmaları: Karabağ Savaşı

ÇIKAR ÇATIŞMALARI İÇİNDE BİR SAVAŞ: YUKARI KARABAĞ

Küresel sistemde, bölgeler bazında, ibrelerde çok sert değişimler yaşanmaktadır. Kısa sürede, Suriye, Fransa, Türkiye, Belçika ve Ukrayna derken şimdi gözler Kafkaslara çevrilmiş durumdadır. Çeyrek asırdır sorunlara gebe durumdaki Yukarı Karabağ’ın doğum sancılarının başladığını, ısınan Azerbaycan-Ermenistan hattından anlamaktayız. Bu sancıların sahiden bir doğum sancısı mı yoksa geçici mi olduğunu ilerleyen günlerde görmemiz muhtemeldir. Gelişen sıcak gelişmeler ile tarihi kıstaslardan yola çıkarak aktörleri, çıkar sahiplerini ve oynanan politik oyunları ele almakta fayda vardır.

İki ülke arasında 1991-1993’te, Ermenilerin Yukarı Karabağ ve çevresindeki yedi ili işgal etmesiyle sonuçlanan savaşın ardından 1994’te ateşkes imzalanmasına rağmen, temas hattında gerginlik hiç bitmedi.

Yukarı Karabağ işgalinin çözümü uluslararası kurumlar tarafından adeta sürüncemeye bırakılınca Azerbaycan da Ermenistan da ciddi anlamda silahlanma yarışına girdi.

Azerbaycan Ermenistan Ordularının Kıyaslaması

Uluslararası kurumlar çözüm getiremedi.

Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki sorunu aşmak için oluşturulan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu‘nun girişimlerinden bugüne kadar sonuç alınamadı. Belli aralıklarla her iki ülkeyi ziyaret eden ve yetkililerle görüşen Minsk Grubu Eşbaşkanları taraflara ateşkes ihlali yapmama uyarısında bulunmakla yetindi.

Ermenistan tarafından 1 Nisan’ı 2 Nisan’a bağlayan gece temas hattında Azerbaycan’a yönelik olarak başlatılan topçu ateşleri ve sivil halkı da etkileyen saldırıları sonucunda oldukça ısınan hat, Azerbaycan’ın sert karşılığı ile kaynamaya başladı. Azerbaycan’ın bu müdahalesi, karşılıkla sınırlı kalmadı ve işgal altındaki topraklarına doğru ilerlemeye başladı. Çatışmanın halen devam etmesi sonucu an be an yeni gelişmeler gelmektedir.

Azerbaycan Ermenistan Cephe Hattı

Bölgede yaşanan olaylardan sonra diplomasi hareketliliği de bir hayli hız kazandı. Suriye’den gözünü Ukrayna’ya çeviren Rusya’nın Ukrayna planlarını askıya almasına neden olan çatışmaya tepkisi acil ateşkes çağrısı yapmak oldu. Türkiye ve Türkmenistan yaptığı resmi açıklamalarla Azerbaycan’ın yanında olduğunu ve her an yardıma hazır olduklarını belirtti. Bu ikiliyi önce Pakistan daha sonra şaşırtıcı olarak İran izledi. İran’ın yardım teklifinin şaşırtıcı gelme sebebi uzun süredir Rusya ile müttefikliğidir. Ancak olayı farklı açılardan ele aldığımızda, İran’ın bu tavrı Kafkaslarda etkin bir Rusya’yı istememesi ve Güney Azerbaycan Türklerinin baskısı olarak yorumlanmalıdır.

Osmanlı ile İran arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Andlaşması günümüzde Türkiye ile İran arasında da kabul edilmektedir. Daha çok kara sınırlarını belirlemesi özelliğiyle tanınan Kasr-ı Şirin, Türkler ile Perslerin bölgede nüfuz bölge sınırlarını da belirleyen andlaşmadır. Söz konusu Andlaşmaya göre Kafkaslar İran nüfuzuna, Ortadoğu Türk nüfuzuna bırakılmıştır. İran belirlenen nüfuz alanında güçlü bir Rusya’yı istememesi üzerine Rusya güdümündeki Ermenistan’ı değil Azerbaycan’a destek vermektedir. Daha öncede belirttiğimiz gibi İran’daki azımsanamayacak Azerbaycan Türkü nüfusu da bu kararda etkili olmuştur. Her fırsatta Türklerin yanında olduğunu bildiren Pakistan ile Türkiye ve Türkmenistan’ın kaygılarının ortak olduğunu söyleyebiliriz.

Son zamanlarda yakınlaşan Türk-İran ilişkileri, bu çatışma sonucunda ivme kazandığını söylemek doğru olacaktır. 5 Nisan’da, Türkiye-İran-Azerbaycan Üçlü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın gerçekleştirilecek olması bu duruma örnek teşkil etmektedir.

Her bir kıvılcımı körükleyen Batı neden suskun?

ABD’de yaşanan seçim hazırlıkları, Avrupa’da yaşanan bombalı eylemler sonucunda Batı’nın tam da nefes almaya ihtiyaç duyduğu bir anda patlak veren bu çatışma hiçte şaşırtıcı gelmemektedir. Rusya’nın Suriye’den sonra yönünü Ukrayna’ya dönmesi ve askeri yığınak yapmaya başlaması sonucu Batı tedirgin bir haldeydi. Bu duruma son vermek için yapılması gereken Rusya’nın dikkatinin başka bir yöne çevrilmesiydi, istenilen hedef bir ölçüde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu noktada politik oyunlardan bahsetmek yerinde olacaktır.

Peki, Batı’nın daha doğrusu ABD’nin hedefi nedir?

Rusya’nın iki cephede aktif durumda olması nedeniyle zayıflayan ekonomisinin, toparlanmasına izin vermeden yeni bir cephe açılarak askeri kaynaklara harcanan maddi külfeti yükseltmek veya sabit kalmasını sağlamak, Rusya’nın saldırgan politikalarına son vermek, müttefikleriyle çıkar çatışmasına sokmak ve IŞİD merkezli gündemi Kafkaslara kaydırmaktır.

ABD’nin Rusya’nın iki büyük müttefiki Çin ve İran ile ilgili politikalar geliştirerek yalnız bırakmak istemesi aşikardır.

Yükselen güç olarak nitelendirilen Çin, ‘‘Thucydides Tuzağı’’na düşmemek uğruna ABD ile politik hamlelerini ince eleyip sık dokumaktadır. İran nükleer sorununu çözmede ABD ile partner olması ve Kuzey Kore nükleer sorununu çözmede ortaklığa istekli olması bu savı destekler niteliktedir. Çin açıkça Rusya’yı destekleyerek karşısına ABD’yi almak istemeyecektir.

Daima pragmatik politikalardan yana olan İran, nüfuz alanında Rusya ile karşılaşması, Rusya ile olan işbirliğini etkilemesi muhtemeldir. Batı ile arasını düzelten İran’ın yalnız kalma gibi bir endişesinin de ortadan kalktığını söylemek yerinde olacaktır. Bu faktör olayların seyrini değiştirmede etkin olacaktır.

Her iki durum karşısında Rusya’nın hamlelerini çok iyi belirlemesi gerekmektedir. Tek bir yanlış hamle domino etkisi yaratacak ve Rusya’yı yalnızlığa itecektir. Domino etkisi yaratacak yanlış hamlelerden biri, Azerbaycan’a karşı açık bir şekilde Ermenistan’ı desteklemek olacaktır.

Ekonomik sıkıntılar yaşayan Rusya’nın orta ölçekli sanayisinin zayıf olması ve azalan petrol ve doğalgaz rezervleri sebebiyle Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile iyi geçinmek zorundadır. Rus politikacıların kendilerine sorması gereken soru, Azerbaycan’a cephe almak Türk Cumhuriyetleri ile ne kadar iyi geçinmeyi teşvik eder?

Türkiye etkin olmak zorunda!

Türkiye’nin etkin olmasını 2 etmene bağlayabiliriz. Bunlar; maddi ve manevi etmenlerdir.

Maddi etmen; Suriye meselesinde dış politikadaki ciddiyetini yitiren Türkiye’nin, itibarını yeniden kazanması için uygun bir fırsat oluşturmaktadır. Bölgenin durumu, İran işbirliğiyle bölgesel güç olma anlamında oldukça iyi fırsatlar barındırmaktadır.

Manevi etmen; Azerbaycan ile mevcut dostluktur. Yıllardır şartsız daima Türkiye’nin yanında olan Azerbaycan halkının, haklı davasında yanında olmak ve desteğini esirgememek Türkiye’nin boynunun borcudur.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Panama Belgeleri ve Küresel Yozlaşma

Dünyanın en büyük 4. offshore hukuk firması Panama menşeli Mossack Fonseca’ya ait yaklaşık 11.5 milyon sayfalık dokümanın sızmasıyla, aralarında 12 lider ve 143 politikacının da olduğu binlerce kişinin offshore hesapları ortaya çıktı. Şirkete ait 40 yıllık kayıt altına alınmış veri, toplam 11,5 milyon dosya 2,6 terabaytlık bir yer kapsıyor. Bu da Wikileaks’da ortaya çıkan belgelerin tam olarak bin beşyüz katına denk geliyor. Belgelere göre, şirket, müşterilerinin vergi kaçırmasına ve kara para aklamasına yardımcı oldu.

Kim sızdırdı?
Panamalı hukuk firması Mossack Fonseca sızıntının kaynağını oluşturuyor. Belgelerse Almanya’nın “Süddeutsche Zeitung” gazetesi ve Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) yürüttüğü ortak çalışma sonrasında gün yüzüne çıkabilmiş. Konsorsiyum, bir yıllık araştırmasının ardından servis ettiği belgelerde ilk olarak 12 dünya lideri ve 143 politikacıya ait offshore hesapları tespit edildi. Tam listenin ise Mayıs ayının başında açıklanacağını duyurdu. Mossack Fonseca tarafında kimden yardım aldıkları ise hala meçhul.
Belgelerde ismi geçen isimlerse dudak uçuklatır türden. Siyasi liderler, sanatçılar, sporcular ve dünyanın her tarafından çeşitli tanınmış simaların yer aldığı belgelere Panama Papers (Panama Belgeleri) ismi verildi.

Panama Belgelerindeki liderler ve ünlüler
Panama belgelerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İngiltere Başbakanı David Cameron’ın babası, İzlanda Başbakanı Sigmundur Davíd Gunnlaugsson ve eşi, Pakistan Başbakanı Nawaz Şerif’in çocukları, Malezya Başbakanı Necib Rizak’ın oğlu, Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, Arjantin Devlet Başkanı Mauricio Macri, Beşşar Esad, dünyanın en ünlü futbolcularından olan Lionel Messi ve babası, 8 yıl futboldan men cezası alan UEFA Başkanı Michel Platini ve daha birçok isim yer alıyor.

Panama Belgeleri Liderleri

Forbes’ın milyarderler listesinde bulunan 29 kişinin ismi de yine belgelerde yer alıyor. Öte yandan haklarında yakalama kararı çıkarılmış kişilere ve uyuşturucu baronlarına da bu belgelerde rastlamak mümkün. Dokümanlarda İngiltere’deki Lordlar Kamarası’ndan altı lordun, iktidardaki Muhafazakar Parti’den üç eski vekilin, yine İngiltere’deki siyasi partilere bağış yapan çok sayıda kişinin isimlerinin de geçtiği öne sürüldü. Listede Türkiye’den de isimlerin olduğu iddia edildi fakat bunların varlığını öğrenebilmek için Mayıs’a kadar beklemek gerekiyor. Zira Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’nun (ICIJ) Mayıs ayında tüm listeyi açıklaması bekleniyor. İlk gelen dalganın Amerika’yla hiçbir bağının olmaması ise kafalarda soru işaretlerine neden oldu.

Panama Belgelerine ilk tepkiler:
Panama’nın Devlet Başkanı Juan Carlos Varela, ülkesindeki offshore şirketleriyle ilgili bilgilerin sızdırılmasının ardından açılacak tüm soruşturmalar için “güçlü bir şekilde” işbirliği yapacaklarını açıkladı. Varela, son gelişmelerin hükümetin ülkenin finans endüstrisindeki yasa dışı eylemlere “sıfır hoşgörü” politikasına gölge düşürmemesi gerektiğini vurguladı.

AFP’nin haberine göre; Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, gazetecilere yaptığı açıklamada, Panama Belgeleri üzerinde çalışan araştırmacı gazetecilerin eski ABD’li yetkililer ve istihbarat servisi ajanları olduğunu öne sürdü. “Biz bu sözde gazeteciler topluluğunu biliyoruz” diyen Peskov, “Gerçek meslekleri gazetecilik olmayan birçok gazeteci var: ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan birçok yetili, CIA ve başkaca gizli servislerden ajanlar…” ifadelerini kullandı. Sızdırılan belgelerin Rusya lideri Putin’i hedef aldığını savunan Peskov, “Ana hedef; Putin, Rusya, ülkemiz, istikrarımız ve gelecek seçimler” diyerek, belgelerde Rusya lideri ile ilgili yeni ya da somut bir şey olmadığını öne sürdü.

Avustralya Vergi Müdürlüğü (ATO), dünya genelinde çok sayıda önemli ismi etkileyen Panamalı hukuk firması Mossack Fonseca’dan sızan belgelerle ilgili yaptığı açıklamada, belgelerde ismi geçen 800 Avustralyalı vergi mükellefinin incelemeye alındığını belirtti.

İzlanda Başbakanı Sigmundur David Gunnlangsson’ın gazetecilerle yaptığı toplantıda kendisine vergi kaçakçılığı ve eşinin mal varlığının sorulması üzerine “Suç işlemişim gibi bir havanın oluşturulmasına izin vermeyeceğim” demiş ve toplantıyı terk etmişti. Sigmundur, yaptığı açıklamada ise istifa etmeyeceğini açıkladı.
Fransa’da ve İspanya’da yargı mercileri, Panama belgelerinin sızdırılmasının ardından olaya ilişkin soruşturma başlattı.

Şimdi ne olacak?
Panama Belgelerinin ilk dalgası uzun bir süre gündemdeki yerini koruyacakmış gibi gözüküyor, zaten Mayıs ayında da asıl dalganın gelmesi bekleniyor. Belgeler, görünen o ki ismi geçen liderleri dış politikadan ziyade iç politikada zorlayacak. Zira Poroşenko ve Putin gibi kanlı-bıçaklı olan liderler bile money laundering (kara para aklama) işinde aynı safta yer alabiliyorlar ama önemli olan liderlerin kendi halklarının bahsi geçen offshore hesapları ve büyük miktarda gerçekleşen vergi kaçakçılığını nasıl değerlendireceği. Başta Rusya olmak üzere belgelere resmi yollardan yalanlamalar gelmeye başladı bile. Bazı ülkelerse olayı yargı aşamasına taşıdılar ancak söz konusu davaların güvenilirliği şimdiden şüphe altında. Şahsen birkaç kuklanın yem edileceğini soruşturma ve davaların asla asıl isimlere ulaşamayacağı kanaatindeyim-belki 1-2 istisna olabilir. Ülkelerin vatandaşlarında ise ‘Biz şimdi kime güvenelim?’ algısı oluşmuş durumda. Desteklediği devlet başkanı kendi ülkesinden vergi kaçırıyor, en sevdiği sporcu kara para aklıyor, albümünü satın aldığı şarkıcı aslında bir vergi kaçakçısı v.s.

Belgeler belirli bir coğrafyayı ya da belirli bir ülkeyi değil tüm dünyayı ilgilendiriyor. Uganda’da bir şirket petrol sahasından 400 milyon dolar vergi kaçırmak için Mossack Fonseca’yı aracı olarak kullanmış. Hastanelerine yeterli tıbbi cihazları bile alamayan bu yoksul Afrika ülkesi yıllarca hukuk mücadelesi vermesine rağmen, bu parayı geri alamamış. Yıllarca sivilleri bombalayan Suriye Hava Kuvvetleri’ne ve Hava kuvvetleri ile iş yapan firmalara yaptırımlar devreye sokulmuştu. Ancak sızan belgeler bu yaptırımların ‘basit kâğıt’ işlemleriyle Mossack Fonseca üzerinden bypass edildiğini gösteriyor. Üstelik bu firmalar arasında Suriye’de rejime sert eleştiriler getiren İngiltere’den şirketler de bulunuyor. Endonezya, Güney Afrika ve Suriye gibi ülkelerin fakir insanlarının sırtından milyarlarca dolar haksız kazanç elde eden şirketler adeta şeytanla yarışmış!

Bir işçi çocuğu olarak tüm bu yaşananlardan sonra Balzac’ın güncelliğini hiç yitirmediği o sözü geldi aklıma: “Adalet büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin ise takılıp kaldığı bir örümcek ağıdır.”

Mücahid Keskinoğlu

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2016/04/panama-papers-care-160404093556156.html
 http://www.aljazeera.com.tr/haber/panama-belgeleriyle-sizan-dramlar
http://www.aljazeera.com.tr/haber/gizli-hesaplar-ortaya-cikti
http://www.yenisafak.com/dunya/panama-belgeleri-ulkeleri-ve-liderleri-yerinden-oynatti-2444736
http://tr.euronews.com/2016/04/04/panama-belgeleri-vergi-kaciranlar-arasinda-yok-yok/
http://tr.euronews.com/2016/04/04/panama-belgeleri-buz-daginin-gorunen-kismi
http://www.yenisafak.com/dunya/panama-baskanindan-panama-belgeleri-aciklamasi-2444841
http://www.yenisafak.com/dunya/panama-belgeleri-avustralyayi-harekete-gecirdi-2444895
http://tr.euronews.com/2016/04/04/izlanda-basbakani-gunnlaugsson-istifa-etmeyecegim/
http://tr.euronews.com/2016/04/04/kremlin-panama-belgeleri-nin-ana-hedefi-putin/

Irak ve Suriye Ortak İnteraktif Harita

5

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından IŞİD’in ortaya çıkışı tüm dünyayı yakından ilgilendirmeye başladı. Bir çok Arap ülkesindeki örgütlerin biat ettiği IŞİD son 14 ay içinde, Suriye ve Irak’ta hakim oldukları toprakların yüzde 22’sini kaybetti. Ama hâlâ Suriye’de ve Irak’ta büyük bir toprak parçasını kontrol ediyor. Irak ve Suriye’deki bu karmaşık durum ve iç savaş, bazı bölgelerin sürekli farklı taraflarca el değiştirdiği, tabiri caizse anlık olarak takip edilebilecek bir hâle büründü.

Sitede Irak ve Suriye’de ki son durum haritalarını vermeye çalışıyoruz ancak, IŞİD’den dolayı bu iki ülkenin tek bir haritadan takip edilmesi gelişmeleri daha iyi analiz edebilmemiz açısından faydalı olacaktır. Anlık güncellenen interaktif harita üzerindeki değişiklikler, kaynak belirtilerek yenilenmektedir. Küçük köylerden büyük yerleşim yerlerine kadar sürekli güncellenen bu haritayı tam ekran yapmak için haritanın altındaki ‘Tam Ekran’ yazısına tıklayabilirsiniz.

SURİYE’de Taraflar IRAK’ta Taraflar
Esad Rejimi (kırmızı) Irak Ordusu (soluk renkte kırmızı)
Muhalifler (yeşil) Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (sarı)
PYD/YPG (turuncu) IŞİD (siyah)
IŞİD (siyah)

Bu haritanın güncel olmadığını düşünüyorsanız, farklı kaynaklar tarafından güncellenen Suriye ve Irak Canlı Savaş Haritasını inceleyebilirsiniz.

 

Azerbaycan Ermenistan Çatışmasının Arkaplanı

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sınır çatışmaları 1994’te imzalanan ateşkesten beri küçük çaplı da olsa devam etmektedir. Bu çatışmalar geçtiğimiz günlerde Ermenistan’ın saldırısıyla ve Azerbaycan’ın bu ateşe cevap vermesiyle oldukça şiddetlenmiş ve iki taraftan da askeri kayıplar verilmesine neden olmuştur. Azerbaycan askerleri Ermenistan tarafından gelen ateşe karşılık olarak, işgal altındaki bazı bölgelere operasyon düzenlemiş ve bazı köyleri ele geçirmiştir. Ele geçirilen köyler ve operasyon haritasını AA şöyle haritada göstermiştir:

Azerbaycan Ermenistan Çatışması

Avrupa ülkeleriyle birlikte Rusya, Türkiye ve İran’ın da dikkatini çeken Azerbaycan Ermenistan Çatışması, bu ülkelerin açıklama yapmasına neden olmuş ve ardı ardına gelen açıklamalarda itidal çağrısı yapılmıştır. Bugün itibariyle de bu çağrılara yanıt olarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasanov, ateşkes ilan ettiklerini ancak Ermenistan’ın ateş açmaya devam ettiğini açıklamıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da ”Eğer Ermenistan ateşi keserse Azerbaycan da ateşi kesecek, olayın aslı bu” demiştir. Yani Azerbaycan Ermenistan’ın ilk ateşi açmasına rağmen ateşkes ilan ettiğini duyurmuştur. Azerbaycan’ın bu sağduyulu ve soğukkanlı ateşkes çağrısının arkasında tabi ki farklı sebepler yatmaktadır.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ Sorununun temelinde Ermeni ayrılıkçılar ve Ermeni askerlerinin saldırgan tavırlarının yattığı bilinmektedir. Ermenistan’ın hukuksuz işgalini 2001 tarihinde dönemin Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan’ın Ermenistan parlamentosunda kendi ağzından söylediği sözlerle teyit etmek zor olmayacaktır:

“İşgal ettiğimiz topraklar var. Bunda utanılacak bir şey yok. Güvenliğimiz gereği bu toprakları işgal ettik. Biz bunu 1992 yılı ve öncesinde de söylüyorduk, şimdi de söylüyoruz. Belki üslubum diplomatik değil ama gerçek bu.”

Soyvetler Birliği’nin dağılması sonrasında bağımsızlıklarını ilan eden eski Sovyet ülkelerinden Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ Sorunu yıllar öncesine dayanmaktadır. Bağımsızlık sonrasında Ermenistan ile Azerbaycan arasında tampon bölge olan Dağlık Karabağ Özerk bölgesinin Azerbaycan’a bağlanması kararını alan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, bu kararı uygulatamamış ve Ermenistan bu bölgenin Ermenistan ile birleştiğini ilan etmiştir. Dönem şartları itibariyle Ermenistan’ın silah kapasitesinin fazla oluşu Ermeni güçlerinin bölgeyi işgalini kolaylaştırmıştır. İşgal sonrasında Dağlık Karabağ bağımsızlığını ilan etmiş ve Ermenistan’dan yardım alsa da Ermenistan dahil hiçbir ülke tarafından tanınmamaktadır.

Dağlık Karabağ Haritası

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki bu sorunun çözülememesinde Rusya’nın etkisi büyüktür. Çünkü Azerbaycan işgal altındaki topraklarından Ermeni güçlerini çıkaracak ekonomik ve askeri donanıma sahip olsa da, Ermenistan’a geniş çaplı bir saldırının aynı zamanda Rusya’ya olacağını düşünmektedir. Rus basınında da ”Ermenistan sınırlarının Rusya sınırları olduğu” çoğu zaman ifade edilmiştir. Bu gibi çıkarımların sebebi de Ermenistan’da bulunan Rus askeri üslerin varlığıdır. Rusya Ermenistan’a muazzam derecede askeri yığınak yapmakta ve ülkeye zaman zaman karşılıksız silah yardımlarında bulunmaktadır. Rusya’nın hali hazırdır Ermenistan’da 29 tane askeri karakolu bulunmakta ve bunların 14’ü Türkiye sınırına yakın bölgelerde yer almaktadır. Aynı şekilde Rusya’nın Ermenistan’da askeri üsleri vardır ve iki ülke ortak hava savunma sistemi kurmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

Sonuç olarak Azerbaycan’ın bu çatışmaları sürdürme gayesi içinde olmamasının en büyük sebebi Rusya’dır. 22 yıldır süre gelen çatışmalarda ‘neredeyse her zaman’ Ermenistan tarafından provakatif eylemlerde bulunulmuş, ancak Azerbaycan hükümeti bu eylemlere karşı büyük taarruzlardan kaçınmıştır. Azerbaycan’ın savaşın iki ülkeye vereceği zararı düşünmekten ziyade, bu savaşın hangi ülkelere uzanacağını öngörmesi, olası büyük bir savaşın olmamasındaki en büyük gerekçedir. Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan, Rusya ve İran Dışişleri Bakanlarının 7 Nisan’da Bakü’de üçlü görüşme yapacağının açıklanması sonrasında yaşanan bu çatışmalar ise oldukça düşündürücüdür. Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’ndeki onca Rus askeri danışmana rağmen çatışma bölgesinde ki bu hararet akıllarda sorular bıraksa da, Azerbaycan’ın ateşkes ilanı sonrasında Ermenistan’ın yanıtı merakla beklenmektedir.

Suriye Son Durum Haritası (Nisan 2016)

Suriye’de Nisan itibariyle ateşkes halen devam etmekte. Esad rejimi, muhalifler, PYD ve IŞİD’in kontrol ettiği bölgeler ve haritaları vermeden önce  Suriye’de son durum hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

Suriye’de Mart ayı ateşkes ile geçti ancak çatışmalar devam etti. En büyük değişiklik Rusya’nın askeri varlığını Suriye’den çekme kararı alması.  Geçtiğimiz ay çok konuşulan bu haber Suriye’yi az da olsa rahatlatmış görünüyor. Ancak Rusya şuan askeri varlığının yarısını çektiği, diğer yarısının hala operasyonlara katıldığı ABD öncülüğündeki koalisyon uçaklarının komutanı tarafından teyid edilmişti.

Esad Rejimi

Esad rejimine bağlı güçler Humus’a bağlı Palmira Antik Kentin bulunduğu Palmira’yı yani Tedmur’u IŞİD’den geri aldı. 5 bin yıllık tarihe sahip olan UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Palmira antik kentinin IŞİD’in elinden alınmasıyla, IŞİD’e karşı büyük bir darbe vuruldu ve bunun IŞİD için ‘en büyük kayıp’ olduğu söylendi.

Muhalifler

Muhalifler genel olarak Lazkiye’nin kuzeyinde Türkmen Dağı bahsettiğimiz Hatay sınırındaki bölgede rejim güçlerinin elinden birçok bölgeyi aldığı bildirilmişti. Ama burada sürekli köyler el değiştiriyor diyebiliriz. Halep’in güneyinde ise Ahrar’uş Şam,  İslam Ordusu(Ceyş’ül İslam) ve Şam Cephesi gibi bir çok muhalif grup ortak operasyonile rejim güçlerine operasyon düzenledi. Türkiye-Suriye sınırındaki Azez’de son durum ise çok ilginç. Türkiye’nin hala ‘güvenli bölge’ kurmayı düşündüğü bu bölgede pek konuşulmuyor ama ateşkes sonrasında muhalifler IŞİD’in elinden bir çok köyü ele geçirdi ve hakimiyet alanını Azez’in doğusuna doğru ilerletti.

IŞİD

IŞİD geçtiğimiz ay büyük bir kazanım elde edemedi. Sadece elindeki topraklar el değiştirdikçe geri almak için saldırılarda bulunuyor. Mart ayında IŞİD Türkiye sınırından geçen yabancı savaşçı sayısının azalması ve bombardımanlar sonucunda çokça kayıplar verdi ve genel olarak örgütün ilerlemesi durdu denebilir.

PKK’nın Suriye kolu PYD

Suriye’deki en büyük güçlerden biri olan PYD ise geçtiğimiz aylarda da olduğu gibi Mart ayında da en çok kazanan taraf oldu. Haseke’nin güneyinde, Deyr ez Zor’un kuzeyinde ABD koalisyon uçaklarının desteğiyle hareket eden örgüt, bir çok yerleşim yerini IŞİD’den alarak kontrol etmeye başladı. PYD’nin Afrin’deki güçleri ile muhalifler arasında Halep’in kuzeyinde de yer yer çatışmaların sürdüğünü söylenebilir.

Kim ne kadarlık toprağı kontrol ediyor? 
IŞİD Suriye’nin %43,388’ini, yani 78,210 km2’lik bir toprağı kontrol ediyor.
Rejim Suriye’nin % 17,631’ini, yani 31,764 km2’lik bir toprağı kontrol ediyor.
PYD Suriye’nin %14,761’ünü, yani 26,617 km2’lik bir toprağı kontrol ediyor.
Muhalifler Suriye’nin % 11,654’ünü, yani 21,015 km2’lik bir toprağı kontrol ediyor.
Suriye’nin %12,5’inin yani 22,530 km2’lik alanın kontrolü kim de belli değil.(Çöl bölgesi)

* 06 Nisan 2016 verileri / Sürekli güncellenmektedir.

– Haritalarda büyük değişimler olmuyor ancak Suriye’deki durumu ayrıntılı takip edenler için sürekli yenilenen haritaları bu başlık altında ekliyoruz.

Sürekli Güncellenen Haritalarla ”Suriye’de Son Durum”

10 NİSAN 2016 – Suriye Son Durum Haritası

Suriye Son Durum Haritası (10 Nisan 2016)
Suriye Son Durum Haritası (10 Nisan 2016)

TAM EKRAN

3 Nisan 2016 – Suriye Son Durum Haritası

Suriye Son Durum Haritası Nisan 2016
Suriye Son Durum Haritası (Nisan 2016)

TAM EKRAN

1 Nisan 2016 – Suriye Son Durum Haritası

 Suriye Son Durum Haritası
Suriye Son Durum Haritası (Nisan 2016)

TAM EKRAN
* Alternatif harita suriyegundemi.com‘dan alınmış, üzerinde küçük oynamalar yapılmıştır.

Rusya’nın Arktika Stratejisi

Arktika, 27 milyon km2’lik alana sahip olan kuzey kutup bölgesine verilen addır. Bu bölgeye 8 ülkenin sınırı vardır ve bu ülkeler ABD, Kanada, Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Rusya’dır. Bölgedeki doğalgaz ve petrol rezervleri, bölge ülkelerinin dikkatini çekmekte ve bundan ötürü çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır. Arktika bölgesindeki rezervleri Türkiye üzerinden anlatmak gerekirse, Arktika’daki rezervler Türkiye’nin petrol tüketimini yaklaşık 330 yıl, doğalgaz tüketimini ise bin yıl karşılayacak seviyede. Bu bölgede bir nevi yalnız kalan Rusya’nın ise bölge için uyguladığı strateji İbrahim Hasanoğlu tarafından güncel verilerle StratejikOrtak.com için kaleme alınmıştır.

Kırım Krizi ve ardından Ukrayna’da yaşanan gelişmeler Rusya ile Batı dünyasını Soğuk Savaş’ın ardından ilk kez bu denli ciddi şekilde karşı karşıya getirmiştir. Rusya ile Batı arasında yaşanan bu gerilim, doğal olarak devasa hidrokarbon kaynaklarına sahip Arktika[2] bölgesine de yansımış, ABD, Kanada ve diğer bölge ülkeleri Arktika’da Rusya ile işbirliğini dondurmuştur. Bu gelişmeler karşısında Rusya Güvenlik Konseyi toplantısında konuşan Vladimir  Putin, dünyanın siyasi ve sosyoekonomik yapısının hızla değiştiğini ve bu durumun Arktika dâhil, Rusya’nın ulusal çıkarlarına yeni riskler ve meydan okumalar yarattığı belirtmiştir. Arktika’ya yönelik küresel güçlerin de ilgisinin arttığını vurgulayan Putin, bu koşullar altında Rusya’nın bölgedeki etkinliğini korumak ve rakiplerinden geri kalmamak için yeni önlemler alması gerektiğini belirtmiştir.[3] Putin’in bu açıklamaları Temmuz 2015’te yayınlanan Rusya Federasyonu’nun Denizcilik Doktrini’nin[4] de habercisi niteliğindeydi. Nitekim Arktika’daki enerji kaynaklarının çıkartılmasının ve bölgenin askeri güvenliğinin özel olarak vurgulandığı doktrin, Rusya ile diğer kıyıdaş ülkeler arasındaki jeopolitik rekabetin bir üst aşamaya geçtiğinin de göstergesidir.

Enerji kaynaklarına artan iç talebe rağmen, petrol ve doğalgaz ihracatının arttırılması, Rusya için hayati öneme sahiptir. Ülkenin ihtiyaç duyduğu üretim artışıysa ancak Doğu Sibirya’nın ulaşılması zor bölgelerinde ve Kuzey Buz Denizi’nin şelflerinde yeni hidrokarbon yataklarının işletilmesiyle mümkün olabilir. Küresel ısınmayla birlikte Kuzey Deniz Yolu’nda gemi trafiğinin artması ve devam eden boru hattı projelerinin tamamlanmasıyla birlikte Rus enerji kaynakları için pazar çeşitlendirmesi imkânı doğacaktır ki, Rusya bununla Avrupa pazarına bağımlılığı uzun vadede azaltmayı hedeflemektedir. Fakat Rusya ekonomik faaliyetlerini genişletmek istiyorsa bölgenin askeri güvenliğini üst düzeyde sağlaması gerektiğinin de farkındandır. Çünkü Kuzey Kutup Çevresi, geleneksel jeopolitik bakış açısına göre öncelikle stratejik nükleer denizaltılar (SSBNs) ve deniz tabanlı diğer nükleer silahlar için potansiyel bir üs olarak; ikincisi askeri eğitim ve test için “boş” alan sağlayarak; üçüncüsüyse toprak tabanlı saldırı ve ABD’nin Ulusal Füze Savunma (NMD) sisteminin savunma öğeleriyle dağıtımı için bir alan olarak askeri anlamda yüksek düzeyde stratejik bir alandır.[5] Rus deniz kuvvetlerinin okyanuslara açılması için de geçiş noktası olan bölge, aynı zamanda güvenlik açısından da önemli bir askeri stratejik alandır ve ülkenin en büyük deniz üslerinden olan Murmansk ve Arhangelsk buradadır. Rusya’nın kuzeydeki askeri varlığının anlamı, Rusya askeri yapısının kıtasal karakterinden ve kendisini “deniz güçleri” karşısında kıtasal kamp olarak gören doğal algılayışından ileri gelmektedir. Bu askeri yapıların temel amaçları, kıyı alanını muhtemel deniz ve hava hücumundan korumak ve ihtiyaç anında Kuzey Kutbu’ndan Amerika kıtasına nükleer saldırıyı temin etmektir. Burası aynı zamanda ABD ile Rusya arasındaki en kısa mesafedir ve bu yüzden de Rusya için geliştirilmesi ve ciddiye alınması gereken öncelikli alanlardandır.[6]

Arktika haritası ve Arktika'ya sınırı olan ülkeler
Arktika haritası ve Arktika’ya sınırı olan ülkeler

Rusya hariç Arktika’ya kıyıdaş ülkelerin tamamı- Norveç, Danimarka, Kanada ve ABD- NATO üyesidir ve ittifakın bölgeye yönelik bir politika izleyebileceği ihtimali gündeme gelmekte, bu da doğal olarak Rusya’yı tedirgin etmektedir. Fakat NATO yetkililerinin, ittifakın bir Arktika stratejisinin olmadığı yönünde beyanatları bulunsa da Norveç’in NATO’yu Rusya’nın bölgedeki askeri faaliyetlerine karşı devreye sokma girişimleri olduğu bir gerçektir. ABD’nin askeri ve ekonomik gücü Rusya karşısında çok zayıf kalan diğer kıyıdaş devletlere güven verirken, özellikle ABD ve Rusya karşılıklı olarak bölgede silahlanmayı hızla artırmaktadırlar. Nitekim Rusya 2012 yılı itibariyle Novaya Zemlya (Yeni Toprak) Takımadaları’nda bulunan eski nükleer üssün korunması yönünde önlemleri artırmış, bölgeye hava savunma birimlerinin gönderileceği ve takımada sularında Kuzey Filosu’na ait gemilerin nöbet tutacağını açıklamıştır. Rusya aynı zamanda Yeni Sibirya Adaları’nda 1993’te kapattığı üssünü yeniden açma kararı da almıştır ki, Moskova bununla hem stratejik bölgenin kontrolünü sağlamayı hem de rakiplerine gözdağı vermeyi hedeflemektedir.

Stratejik kaynaklar üzerinde küresel aktörlerin çıkar çatışmasının söz konusu olması bölgede yeniden “büyük oyun”un ortaya çıkma ihtimalini yükseltmektedir. Jeopolitik önemi artan Arktika’nın çıkar sahibi ülkeler tarafından askeri yatırımların artırıldığı bir bölge haline gelmesiyse Arktika’da kalıcı bir hukuksal rejimin oluşturulmasının karşısındaki en büyük engeldir. Jeopolitik konumla birlikte ekonomik getirinin de yüksek olması dikkate alındığında bölge devletlerinin egemenliklerini dışarıdan bir yapıya devretmeleri mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışma durumunda uluslararası hukukun zayıf kalmaktan başka bir seçeneği yoktur. Öte yandan güç dengelerinin henüz tam olarak oturmamış olması ve kıyıdaş devletlerin enerji kaynaklarına ulaşmak amacıyla kuzeye doğru sınırlarını genişletme çabası göz önünde bulundurulursa, hâlihazırda serbest olan silahlanmanın hız kazanması ihtimali daha da yükselmektedir. Fakat Ukrayna olaylarından sonra Batının Rusya’ya yönelik uygulamaya başladığı ekonomik yaptırımlar Rusya’nın özellikle uluslararası şirketlerle Arktika’da yaptığı ortak enerji yatırımlarını da ciddi şekilde etkilemekte, Rusya kendine doğulu ortaklar aramaktadır. Yaptırımlar Rusya’nın bölgedeki ekonomik faaliyetlerini zayıflatacak, ekonomik zayıflamaysa doğal olarak askeri yatırımları etkileyecektir. Bu durum Arktika’daki rekabetin yakın zamanda kıyıdaş ülkeler arasında olmaktan çıkarak küresel boyuta ulaşacağının göstermektedir. Nitekim Rus yetkililer Hindistan ve Çin şirketleriyle Arktika’da ortak çalışabileceklerini açıklamıştır.

İbrahim Hasanoğlu

Stratejik Ortak Misafir Yazar

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

[1] Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, E-posta: ibrasu116@yandex.com.

[2] Bölgedeki kaynaklara yönelik en kapsamlı araştırmayı yapan Amerikan Jeolojik Araştırmalar Dairesi’nin (USGS) 2008 yılında yayınladığı rapora göre, Kanada, Rusya ve Alaska’nın kuzey kıyılarında 400’den fazla petrol ve gaz yatağı bulunmaktadır. Yine bu rapora göre, Arktika Bölgesi’nde 90 milyar varil petrol, 1,669 küp fit (cubic feet) doğal gaz ve 44 milyar varile eşdeğer sıvı gaz (natural gas liquids) bulunmaktadır. USGS Fact Sheet 2008-3049, [http://pubs.usgs.gov/fs/2008/3049/fs2008-3049.pdf].

[3] “Zasedanie Soveta Bezopasnosti po voprosu realizatsii gosudarstvennoy politiki v Arktike”, [http://www.kremlin.ru/transcripts/20845].

[4] Doktrinin tam metni için bkz: [http://kremlin.ru/events/president/news/50060].

[5] L. Heininen, “Küreselleşmenin Etkileri ve Dünya Siyasetinde Kuzey Kutbunun Yeri”, H. Gümrükçü, (Ed.), Küresel Bakışla Kutup Çağı: Çatışmalar, İşbirlikleri ve Ulusal Çıkarlar, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2015, s. 42.

[6] A. Dugin, Rus Jeopolitiği Avrasyacı Yaklaşım, çev: V. İmanov, İstanbul, Küre Yayınları, 2010, s. 140.

[/vc_toggle]

Diplomatik ve Askeri Gelişmeler [23-31 Mart]

23 Mart ile 31 Mart arasındaki diplomatik ve askeri gelişmeler listelemeden önce önemli başlıkları söyleyecek olursak; Irak’ın en büyük ikinci şehri olan Musul’a IŞİD’den Kurtarma Operasyonu başladı. Suriye’de rejim güçleri Antik kent Palmira’yı IŞİD’den geri aldı. Türkiye ile Rusya arasındaki uçak krizi sonrasında ilk Rus heyeti Türkiye’ye geldi. Irak’ta El Sadr liderliğindeki Şiilerin hükümeti protestosu sonuç verdi ve Başbakan İbadi geri adım attı.

Önemli gelişmelerin yaşandığı 23 Mart ile 31 Mart arasındaki diğer gelişmeler ise şöyle;

23 Mart 2016 (ÇARŞAMBA)

– ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Kirby, ‘Bu terör saldırıları, İslamı ve Müslümanları temsil etmiyor’ dedi.

– Dışişleri Bakanlığı, Türk vatandaşlarına Brüksel’deki terör saldırılarından dolayı bu ülkeye seyahat etmemeleri tavsiyesinde bulundu.

– ABD’nin USS Ohio adlı nükleer balistik füze denizaltısı, Asya Pasifik bölgesindeki Filipinler’e konuşlandırıldı.

– Brüksel’deki havaalanı saldırısını düzenleyen kişi, Türkiye’nin sınırdışı ettiği ve Belçika’nın terörist kabul etmediği IŞİD’li çıktı.

– Rusya’daki Liberal Demokrat Partisi’nin faşist lideri, “Brüksel patlaması iyi oldu. Bırakın ölsünler, Rusya’nın işine gelir.” dedi.

– Savaşların finansörü, dünyanın en zengin ailesi(petrol zengini) Rockefeller, ”Petrol devri bitti, artık iklim savaşları çıkacak” dedi.

24 MART 2016 (PERŞEMBE)

– Rusya ile yaşanan uçak krizi sonrasında doğalgaz alternatifi arayan Türkiye, 2016 Ocak ayında ilk kez ABD’den doğalgaz ithal etti.

– Dünyada Hristiyanlıktan sonra en büyük din olan İslam, yüzyılın sonunda terörizm yaftasına rağmen dünyanın en büyük dini olacak. [PEW R.C.]

– Irak’ın en büyük ikinci şehri olan Musul’u, IŞİD’ten geri almak için düzenlenen operasyonunun birinci aşaması bugün itibariyle başladı.

– IŞİD’e karşı “Musul’u Kurtarma Operasyonu”na Irak yönetimi Şii güçlerin de katıldığını söylerken, yerel Musul meclisi bunu doğrulamadı.

– ABD, Rusya’nın saldırgan politikalarından dolayı Litvanya’ya askeri yığınak yapacağını açıkladı.

abd tankları

25 MART 2016 (CUMA)

– İngiliz Özel Kuvvetleri, Libya’da gizli operasyonlara katılmak için Libya’ya gitti.

– Rusya, Özbekistan’ın borçlarının tamamını sildiğini açıkladı.

– Çin Devlet Başkanının istifasını isteyen mektubun internette yayınlanmasından dolayı 20 kişi gözaltına alındı.

Çin Cumhurbaşkanı

26 MART 2016 (CUMARTESİ)

– Ermenistan-Azerbaycan cephe hattında çıkan çatışmada bir Azerbaycan askeri şehit oldu. 2016 yılından itibaren şehit sayısı ise 5’e ulaştı.

– Dünya’nın genelinde yapılan mutluluk araştırmasında, Danimarka birinci sırayı alırken, Türkiye 78’nci, Burundi ise sonuncu sırada yer aldı.

– Suriye Muhalefeti Yüksek Müzakere Komitesi lideri, Kuzey Koreli askerlerin Esad ordusu için savaştığını söyledi.

– İngiltere ABD’den, denizaltılarına karşı özel üretilen 3,2 milyar dolarlık 9 adet P-8A deniz uçağı satın aldı.

– Kremlin Sözcüsü Peskov, “Türkiye ile Rusya’nın arasındaki gerilimin ortadan kalkması için, Türkiye’nin adım atması gerekiyor” dedi.

– Suudi Arabistan’ın uçak desteğiyle can bulan Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, “Şii Husilere karşı zafere yakınız” dedi.

– Araştırmaya göre Belçika’daki Türkler, ”Atatürk’ün mirası ve camilerin Türk Diyanetine bağlı olmasından dolayı” IŞİD’e katılmıyor. [BKAA]

– Rusya Dışişleri Bakanı Sözcüsü Zaharova, “Türkiye ile Rusya arasındaki kriz geçici” dedi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Söcüsü Zaharova

27 MART 2016 (PAZAR)

– Kırgızistan’da muhalifler, Özbekistan-Kırgızistan arasında yaşanan sınır geriliminden faydalanarak iktidarı ele geçirme suçundan tutuklandı.

– Antik kent Palmira tamamen Esad güçlerinin kontrolüne geçti. IŞİD’in bu zamana kadarki en büyük kaybını burada aldığı belirtiliyor.

– Türkiye ile Ürdün, Başbakanlar ve bakanlar eşliğinde görüşmelerden sonra çeşitli alanlarda işbirliği anlaşmaları imzaladı.

– TSK, dar sokaklarda nokta atışı yapan, sırt çantasına sığabilen, ABD, Çin ve İran’ın kullandığı kamikaze İHA siparişi verdiğini açıkladı.

– 34 ülkenin oluşturduğu “Teröre Karşı İslam İttifakı” 40 ülkeye yükseldi ve bugün, ittifakın genelkurmay başkanlarının görüşmesi gerçekleşti.

– Beşar Esad, “PYD Suriye’de federasyon ilan ederse, federasyon topraklarında Kürtler toplam nüfusun %30’unu oluşturarak azınlık olacak” dedi.

– Suriye Halep’te ABD’nin desteklediği grupların birbiriyle çatıştığı bildirildi. Bu grupların birini CIA, diğerini ise Pentagon destekliyor.

PENTAGON

28 MART 2016 (PAZARTESİ)

– 150 milyon Müslümanın olduğu Bangladeş’te İslam’ın resmi din olmaktan çıkarılması için yapılan başvuru reddedildi.

– Rusya Dışişleri Bakanlığı, “Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu uluslararası hukuka uygun şekilde çözülmelidir” dedi.

– Son 60 yılda Çin’deki Hristiyanların sayısı, ülkedeki Budistlerin inkarlarına rağmen tam 17 kat arttı.

– Güney Kore, Kuzey Kore aleyhinde propaganda broşürleri taşıyan 10 milyon balonu Kuzey Kore’ye doğru uçuracak.

– Bugün Rus askeri heyeti Türkiye’ye geldi. Heyetin AGİT çerçevesinde değerlendirme ziyareti, 30 Mart’a kadar sürecek.

– Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile görüştü.

– 21 milyon kişinin insani yardıma muhtaç olduğu, Arap yarımadasının en fakir ülkesi Yemen’de, çatışmalar sonucu bir yılda 6 bin insan öldü.

– Ukrayna, Rusya’nın olası bir hava saldırısına karşı savunma pozisyonlarını güçlendirme kararı aldı.

Ukrayna Savaş Uçakları

29 MART 2016 (SALI)

– NATO üyesi Estonya, bir Rus savaş uçağının Estonya hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya’ya nota verdi.

– Dünyanın en büyük ‘silah tüccarı’ ABD, son bir yılda Ortadoğu ülkelerine 30 milyar dolarlık rekor silah satışı gerçekleştirdi.

– Türkmenistan Ordusu, cumartesi gecesi -takvim dışı- aniden ”geniş kapsamlı bir askeri tatbikat” başlattı.

– Fransa, Palmira’yı IŞİD’den geri alan Esad rejimini tebrik ederken, Suriye’deki çatışmaların sorumlusunun Şam rejimi olduğunu belirtti.

– İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin 30-31 Marttaki Avusturya gezisi güvenlik nedeniyle iptal edildi.

– 2008 yılında Sırbistan’dan ayrılan Kosova’yı ‘Batı Blokuna’ çekmeye çalışan ABD, Kosova ile suçlu iadesi anlaşması gerçekleştirdi.

– Suudi Arabistan, son üç yıl içinde en önemli 15 ülkeden dokuzunda petrol piyasasındaki payını kaybetti.

– Myanmar Arakan’da 3,5 yıldır süren, ”Müslümanlara ibadet yasağı” olarak nitelenen olağanüstü hal kaldırıldı.

30 MART 2016 (ÇARŞAMBA)

– Pakistan’da yakalanan Hindistan istihbarat servisi (RAW) ajanı, ülkedeki ayrılıkçıları desteklemek için Pakistan’da bulunduğunu itiraf etti.

– TayLand’daki asker cunta rejimi, askerlere ”şüphelileri tutuklama ve gözaltına alma yetkisi” verdiğini açıkladı.

– Türkiye’ye gelen Rus turist sayısında bir azalma beklenirken, bu yıl 1 milyon Ukraynalı turistin Türkiye’yi ziyaret etmesi bekleniyor.

– İsrail’in yıllardır süren işgal politikası sonucunda Kudüs’teki demografik yapı, 300 bin Müslümana karşılık bir milyon Yahudi olmuştur.

– Türkiye’nin ‘Güvenli Bölge’ planındaki Münbiç’i ABD havadan bombalıyor. PYD’nin yakın zamanda ilerlemesi bekleniyor.

Suriye Münbiç

31 MART 2016 (PERŞEMBE)

– ABD ordusunun Avrupa Komutanlığı (EUCOM), Rusya’nın saldırgan tavırları nedeniyle muharip tugayı Avrupa’ya konuşlandıracağını bildirildi.

– İngiltere ABD’ye göndereceği nükleer atık karşılığında, kanser tedavisi için kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum alacağını açıkladı.

– Pakistan’da pazar günü(27 MART) meydana gelen 70’den fazla kişinin öldüğü intihar saldırısının ardından beş binden fazla kişi gözaltına aldı.

– Japonya, Irak’taki bütçe finansmandaki açık için 220 milyon dolar kredi vereceğini açıkladı.

– Irak’ta Şiilerin düzenlediği eylemler sonucunda Başbakan İbadi geri adım attı. Şiilerin Irak’taki gücü bir kez daha görülmüş oldu.

– Polonya, Sovyetler döneminde Kızıl Ordu tarafından yerleştirilen heykelleri kaldırma kararı aldı.

– Çin Türkiye’de termik santrale 3, güneş ve rüzgar enerjisine de 12 milyar dolar yatırım teklifinde bulundu.

Çin Türkiye Nükleer Santral

Bir önceki gelişmelerin arşivi için Diplomatik ve Askeri Gelişmeler [13-22 Mart] adlı yazıyı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: stratejikortak.com

ABD-Çin Rekabeti: ABD’nin Yeni Çevreleme Politikası

Kuzey Kore’nin füze denemeleri ve nükleer programı, Güney Çin Denizi anlaşmazlığında her gün biraz daha yükselen tansiyon, ABD’nin Asya’nın bu bölgesindeki askeri varlığını artırmasına hizmet ediyor. Washington ile Manila arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşmasının yürürlüğe girmesi ile; ABD, Japonya, Güney Kore ve Tayvan arasında esasen var olan yakın savunma/güvenlik ağına, Filipinler de dâhil oluyor. Avustralya’nın ABD lehine Asya’ya eklemlenmesi ve Hindistan’ın ABD ve ABD’nin bölgesel müttefikleri ile olan yakın ilişkileri, Çin karşısındaki bu savunma/güvenlik ağının çapını daha da büyütüyor.

ABD Güneydoğu Asya'da Çin'i 'Çevreliyor'
ABD Güneydoğu Asya’da Çin’i ‘Çevreliyor’

Filipinler ile ABD arasında, 2014 yılında imzalanan, ancak Filipinler Yüksek Mahkemesi’nin anayasaysa uygunluk denetiminin yeni tamamlaması nedeniyle ancak geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girebilen anlaşma ile, ABD, Filipinler’de beş askeri üsse sahip olma imkanı elde ediyor. Bu üslerin adı ve yerleri sırasıyla şunlar: (1) Basa Hava Üssü (Filipinler’in kuzeyinde, Tayvan’ın güneyinde, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ABD tarafından inşa edilmiş), (2) Magsaysay Kalesi (Filipinler’in batısında, Güney Çin Denizi’nin doğusunda, Filipinler’in en büyük askeri tesis, Filipinler Ordusunun ileri eğitim merkezlerinden biri), (3) Macton-Benito Ebuen Hava Üssü (Filipinler’in orta kesiminde, Cebu sahilinde, 1990’ların başında çıkarılmadan önce ABD Hava Kuvvetleri için inşa edilmiş), (4) Lumbia Hava Üssü (Mindanao Adası’nın güneyinde, sivil havacılığa da hizmet veriyor) ve (5) Antonio Bautista Hava Üssü (Palawan Adası üzerinde, Güney Çin Denizi’nde anlaşmazlık konusu Spratly Adaları ile karşı karşıya). ABD askeri unsurlarının bu üslerde konuşlanmasının ne zaman başlayacağı şimdilik belirsiz gözükse de, ABD Savunma Bakanı Ash Carter’in önümüzdeki Nisan (2016) ayında Filipinler’e yapması beklenen ziyarette bu belirsizliğin ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir. Anlaşma, Filipin Ordusuna askeri eğitim verilmesini de öngörüyor.

Filipinler-ABD anlaşması: ABD'nin kullanacağı askeri üsler
Filipinler-ABD anlaşması: ABD’nin kullanacağı askeri üsler

Üç asır İspanyolların hâkimiyetinde kalan, 1898’de ABD’nin yönetimine giren ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın işgaline uğrayan Filipinler, savaştan sonra asıl/tam bağımsızlığına kavuşmuş bir ülkedir. İzleyen yıllarda da, genelde, ABD ile yakın ilişki içinde olmuştur. Bu tablo nedeniyle, Filipinler’in askeri alt yapısının esasen ABD’nin kullanımına elverişli olduğunu ve ABD’nin edindiği üsler için ciddi harcama yapmasını gerektirmediğini söylemek mümkündür. Nitekim Obama Yönetiminin Kongre’ye yaptığı konuya ilişkin bildirimde 50 milyon dolarlık bir harcamayı öngörmesi de, bunu teyit etmektedir. Filipinler’in askeri alt yapısının uyumlu oluşu, ülkenin Çin ve Güney Çin Denizi nezdindeki konumu ile birlikte dikkate alındığında, bahse konu anlaşmanın, ABD’ye Çin karşısında ciddi avantaj sağlayacağını söylemeye gerek yoktur. Ancak Filipinler’in sadece, Güney Çin Denizi’ne ve bu deniz üzerinden Çin’e komşu olması değil, Malaka Boğazı’na girişi-çıkışı kontrol eden ve Avustralya’nın fiziki olarak Asya’ya eklemlenmesini mümkün kılan konumu da ABD için önemlidir, Çin karşısında ABD’ye güç verecektir. Öyle ki, Filipinler’in jeopolitiğinin, ABD-Çin rekabetinde dengeleri etkileyici bir potansiyeli içerdiğini ileri sürmek abartılı bir görüş olmayacaktır.

Ayrıca, (4) Mindanao Adası’ndaki Lumbia Hava Üssünün, coğrafi konumu dikkate alındığında, ABD’ye İslami aşırıcılık ile mücadele etme imkânı verebileceğini de görmek gerekir.

Eğer ABD ile Japonya arasındaki savunma işbirliği ve Japonya’nın savunma konseptinin güneyindeki Tayvan’ı da içerdiği dikkate alınırsa; ABD ile Filipinler arasında yürürlüğe giren savunma işbirliği anlaşmasının, sadece ABD açısında değil, Doğu Çin Denizi’ndeki ve Hava Savunma Bilgi Bölgesi uygulamasındaki anlaşmazlık üzerinden Çin ile karşı karşıya bulunan Japonya açısından da anlamlı olduğu görülür. Bu durumda, Asya’nın doğusunda, kuzeyde Güney Kore’den ve Japonya’dan başlayıp güneyde Filipinler’e kadar uzanan, Çin karşısında “yekpare” ve homojen bir cepheden söz etmek mümkündür. Bu cephe, Çin’i, doğudan ve denizden kontrol eden bir cephedir ve hem Çin Donanmasının hareketini kısıtlayacaktır, hem de Çin bağlantılı dış ticaret yoluna müdahale etme imkânı verecektir.

Güney Çin Denizi’yle Doğu Çin Denizi’nin Haritası

Filipinler, 2013 yılında, Güney Çin Denizi’ndeki adaların aidiyeti konusunda Çin ile yaşadığı anlaşmazlığı uluslararası yargıya (Tahkim’e) taşımıştır ve bu konudaki kararın 2016 yılı ortalarında verilmesi beklenmektedir. Çin, yargı sürecine müdahil olmamış, bu süreçte Filipinler’in karşısında yer almaktan kaçınmıştır. Çıkacak kararın Filipinler lehine olacağı ve Çin’in de bu karara uymayacağı tahmin edilmektedir. Bu durum nedeniyle, Filipinler ile ABD arasındaki savunma işbirliği anlaşması, buna hazırlık anlamını da taşımaktadır. Karar bu şekilde çıkar ve Çin bu kararı görmezden gelirse, bu, bir taraftan Çin’e yönelik bir askeri müdahaleye haklılık kazandıracak, diğer taraftan da böyle bir müdahalenin uluslararası kamuoyundan destek bulmasına hizmet edecektir. Ancak Çin’in genelde askeri açıdan giderek güçlendiği, özelde ise Güney Çin Denizi’ndeki askeri varlığını her geçen gün artırdığı, buradaki askeri imkan ve yeteneğini geliştirdiği/güçlendirdiği dikkate alındığında, karar sonrasında Çin’e yönelik bir askeri müdahalenin o kadar da kolay olmayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

Çin ise, bu durumun farkındadır. Pekin’den, ABD ile Çin’in biri birlerine ihtiyaçları olduğu, ABD’nin Çin’i kaybetmekten pişman olabileceği yolunda açıklamalar gelmektedir. Ve Çin açısından kritik eşiğin, başkent Manila’nın batısında kalan, Subic Körfezi’ndeki limanının, yeniden askeri amaçlarla kullanıma açılması ve bu tür kullanım için ABD’ye tahsis edilmesi olduğu ileri sürülmektedir.

Filipinler, ABD’nin Çin’i çevreleme politikasında kritik önemi haiz bir coğrafya ve ABD ile yaptığı anlaşma Çin için ciddi sıkıntı anlamına gelmektedir.

Prof. Dr. Osman Metin Öztürk (ascmer)

Musul Operasyonunun Gidişatı ve Haritası

24 Mart Perşembe günü başlayan ismini “Musul’u Kurtarma Operasyonu” olarak bildiğimiz ama Irak Savunma Bakanlığı’nın “Fetih” ismini verdiği Musul Operasyonu başladı ve uluslararası kamuoyunun dikkati yeniden Irak’a çekildi. Bu yazıda da Musul Operasyonu hakkında detaylı bilgiler, harita üzerinde yerleşim yerleri gösterilerek anlatılmaya çalışılmıştır.

24 Mart günü sabah saatlerinde başlayan ve IŞİD’in Musul’dan temizlenmesi amacını güden “Fetih Operasyonu” ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava desteğiyle birlikte, şimdilik sadece Irak Ordusu tarafından yürütülmektedir. Ancak bu operasyonu IŞİD’in ana merkez üssü olan Musul şehir merkezine yapılacak büyük bir operasyon gibi algılamak doğru olmayacaktır.

Musul Operasyonu'nda Peşmerge ve Irak güçlerinin mevzilerinden..
Musul Operasyonu’nda Peşmerge ve Irak güçlerinin mevzilerinden..

Irak Ordusu’nun da açıkladığı gibi operasyon, büyük Musul operasyonunun ilk aşaması olarak değerlendirilmek mümkündür. Yapılan operasyonla, Musul’a ulaşan IŞİD’in lojistik destek hatlarının kesilmesi ve IŞİD’in elindeki diğer bölgelerle Musul bağlantısının koparılması planlanmaktadır. Zira Musul’a bağlı ve Sincar ile Musul arasında bulunan Telafer, Musul’un güneyinde Selahaddin’e bağlı olan Şirgat ilçesi ve Musul’un güneydoğusunda Kerkük’e bağlı Havice ilçesi IŞİD’in kontrolündedir. IŞİD bu noktalardan lojistik destek sağlamaktadır. Bu bölgelerin kontrolü neticesinde IŞİD bölgeler arasında militanlarının geçişini de yapmaktadır. Bu nedenle Musul’un çevrelenmesi ve IŞİD’in dışarıdan destek almasının önüne geçilmesi açısından IŞİD’in kontrol bölgeleri arasındaki bağlantının koparılması ve lojistik destek hatlarının kesilmesi, Musul şehir merkezine düzenlenecek operasyon öncesinde oldukça önemlidir.

Nitekim Musul’un güneyindeki Mahmur bölgesinden başlanan operasyonda, peşmerge kuvvetleri destek gücü olarak Mahmur’da konuşlanmış durumdadır. Irak Ordusu, operasyonun ilk 5 saatinde Musul’un Geyyara nahiyesine bağlı 8 köyün IŞİD’den temizlendiği açıklanmıştır. Geyyara, IŞİD açısından son derece stratejik bir noktadır. Geyyara, IŞİD’in elindeki Musul-Tikrit bağlantı yolunun tam üzerinde bulunduğu gibi, IŞİD’in Geyyara’dan petrol çıkarttığı bilinmektedir. Ancak Irak Ordusu tarafından ele geçirilen köylerin Dicle Nehri’nin doğu yakasında Mahmur’a yakın bölgelerde olduğu bilinmektedir. Zira Geyyara’nın nahiye merkezi Dicle Nehri’nin batısındadır.  Bu nedenle Irak Ordusu’nun IŞİD’in lojistik destek hatlarını kesebilmesi için Dicle Nehri’ni geçmesi gerekmektedir. Irak Ordusu henüz Geyyara’nın merkezine ulaşılabilmiş değildir.

Musul Operasyonu Harita
Musul’u Kurtarma Operasyonu’nun başlamasıyla Irak Ordusunun aldığı köyler (Mahmur’un batısında)

Musul Operasyon Haritası (Tam Ekran)

Irak Ordusu’nun Mahmur’da konuşlandırdığı mevcut gücüyle Dicle üzerinden bir kontrol sağlamasının mümkün olmadığı söylenmektedir. Nitekim Irak Ordusu, Mahmur’da konuşlu yaklaşık 6000 kişiyle operasyon yapmaktadır. Bu gücün yanında yaklaşık 4000 kişilik bir peşmerge destek gücünün Mahmur’da bulunduğu ancak henüz operasyonlara katılmadığı bilinmektedir. 25 Mart tarihi itibariyle Geyyara’ya bağlı 13 köyün daha alınması planlanırken, bu konuda şimdilik bir gelişme yaşanmamış olması, Musul operasyonunun daha uzun süre alacağını gözler önüne sermektedir.

Bilindiği gibi Irak’ta IŞİD’in Musul’la birlikte iki merkez üssünden biri olan Ramadi (Anbar) operasyonu dahi tamamlanabilmiş değildir. Ramadi’ye yönelik ilk operasyon 2015’in Mart ayında başlamış, ancak IŞİD’in direnişi nedeniyle 2 ay sonra durdurulmuştur. Temmuz 2015’te “Lebbeyk Ya Hüseyin” ismiyle tekrar başlayan operasyon, Irak güvenlik güçlerinin Ramadi şehir merkezine girmesine rağmen halen devam etmektedir. IŞİD, tam olarak Ramadi şehir merkezinden temizlenemediği gibi, Anbar’a bağlı Felluce, Hit, Kaim (ki burada sınır kapısı da IŞİD’in kontrolünde) gibi bölgelerde IŞİD güçlü bir biçimde direnişini sürdürmekte, hatta zaman zaman Bağdat’a yaklaşık 20 km mesafede bulunan Ebu Garib bölgesine yönelik saldırılar düzenlemektedir. Ramadi operasyonu dahi tam anlamıyla tamamlanamamışken, Irak’ın en büyük ikinci şehri ve IŞİD’in en güçlü olduğu merkez olan, içerisinde halen 1 milyondan fazla sivilin yaşadığı Musul’a yönelik yapılacak operasyonun kısa vadede bitirilmesi olasılığı zor görünmektedir. Bununla birlikte Irak güvenlik güçlerinin operasyonun tamamlanması için sayısal olarak da hazır olmadığı da görülmektedir. Diğer taraftan halen Musul merkeze yönelik yapılacak operasyona ilişkin olarak, operasyona hangi grupların katılacağı da kesinlik kazanmamıştır.

Operasyondan bir görüntü, IŞİD mevzileri bombalanıyor..
Operasyondan bir görüntü, IŞİD mevzileri bombalanıyor..

Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, Musul halkının istememesine rağmen, Haşdi Şaabi(Şii milisler) ve içerisinde yer alan milis grupların operasyona katılacağını açıklamıştır. Ayrıca peşmergelerin de ne kadar bir güçle operasyona eşlik edeceği, hangi bölgelerde konuşlanacağının da kesinlik kazanmadığını söylemek mümkündür. Her şeyden öte IŞİD sonrası Musul şehrinin geleceğine ilişkin bir planlama olmadığı da görülmektedir. IŞİD’in Musul’dan temizlenmesi durumunda Musul’un güvenliğini kimin sağlayacağı ya da Musul’daki yönetimin ne olacağı soru işaretleri taşımaktadır. Zira Musul’un eski valisi Etil Nuceyfi’nin kontrolünde olan Haşdi Vatani olarak bilinen “Musul Savunma Gücü” diyebileceğimiz yapılanmanın Musul’da etkinlik sağlamak isteyeceği aşikardır. Ya da peşmergelerin kontrolü ya da etkinlik sınırının nereye kadar olacağı veya peşmergelerin IŞİD sonrasında Musul’dan geri çekilip çekilmeyeceğine yönelik soru işaretleri akıllarda durmaktadır.

Musul Operasyonu'ndan bir kare (27.03.2016)
Musul Operasyonu’ndan bir kare (27.03.2016)

Musul çevresinde bulunan (özellikle Mahmur ve Sincar’da) terör örgütü PKK’nın varlığı da dikkat çekicidir. IŞİD sonrası süreçte Irak merkezi hükümetinin Musul’daki PKK varlığına yönelik tutumu da belirsizdir. Yıkılma tehlikesi içerisinde olan ve IŞİD’in saldırı kapasitesi sınırlarında bulunan Musul Barajı’nın akıbetine ilişkin planlamalar dahi soru işaretleri barındırmaktadır.

Öte yandan Musul operasyonuna ilişkin yukarıda ifade edilen ve daha da çoğaltılabilecek soru işaretlerinin yanı sıra Irak iç siyasetinin de karmaşık günler yaşaması, Musul operasyonuna ilişkin olarak kısa vadede bir sonuç alınması beklentilerini düşürmektedir. Irak Başbakanı Haydar El-Abadi hükümet reformu ile meşgul olurken, Irak Petrol Bakanı Adil Abdulmehdi, Irak Ulaştırma Bakanı Bakır Cebir Zubeydi ile Irak Gençlik ve Spor Bakanı Abdulkerim Abtan, istifa mektuplarını Abadi’ye sunmuştur. Bu durum hükümeti zora sokarken, karar alma mekanizmasını da aksatacaktır. Karar alma sürecinin aksaması da IŞİD’le mücadeleye zarar verecektir. Buradan hareketle Musul operasyonunun başladığı açıklamış olsa bile Musul’a ilişkin yerel ve Irak siyasetine ilişkin genel problemler bir arada ele alındığında Musul operasyonunun daha çok zaman alacağını söylemek mümkün olacaktır.

Musul Operasyon Haritası

IŞİD’in Kontrol Ettiği Musul’dan Fotoğraflar

Analiz ORSAM Uzmanı, 2010 yılından sonra Irak'taki birçok seçimde uluslararası gözlemci olan Bilgay Duman'a aittir.

IŞİD’den Geri Alınan Palmira Antik Kentinden Görüntüler

2015’in Mayıs ayında IŞİD’in eline geçen Palmira antik kentinin kontrolü Esad güçlerinin(Hizbullah, Suriye Ordusu ve Şii milisler) operasyonuyla tekrar Esad rejimine geçti. IŞİD burayı ele geçirdikten sonra antik kentte onlarca Suriye ordusunun askerini idam etmiş ve antik kente ait tarihi eserleri tahrip etmişti.

5 bin yıllık tarihe sahip olan UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan Palmira antik kentinin IŞİD’in elinden alınmasıyla, IŞİD’e karşı büyük bir darbe vuruldu ve bunun IŞİD için ‘en büyük kayıp’ olduğu söylendi. Çeşitli kaynaklar Esad rejiminin 2015’te Palmira’dan çekilip IŞİD’e bırakmasıyla kentteki bir çok eseri de ‘yağmaladığını’ söylese de, henüz bu konu açığa çıkmış değil. (ki açığa çıkması da Suriye’de kaos ve savaştan ötürü çok zor görünüyor)

Bu başlıkta ise IŞİD’den geri alınan Palmira antik kentinden fotoğraflar ve fotoğrafların en aşağısında bir video var. Beklenenden daha az hasar olduğu söylense de gerçekten IŞİD burayı da harabeye çevirmiş diyebiliriz.

Palmira Antik Kentin yukarıdan bir görüntüsü.. Tarihi kolonların çoğu tahrip edilmiş..

palmira-2016

Şehrin girişi..

palmiradan-kalanlar

Şehrin drone ile havadan görüntüleri..

palmira-drone palmira-drone-2 palmira-drone-goruntusu

Göründüğü gibi çoğu eser tahrip edilmiş..

palmira-eser
palmira-yikik-eserler
palmira-eserler
palmira-harabe palmira-haraber-kent

IŞİD-Esad güçleri çatışmaları sırasında yanan araçlar..

palmira-haraber-kent2

Şehir alındıktan sonra IŞİD bayrakları indiriliyor..

palmira-haraber-kent-temizleniyor palmira-havadan palmira-isid-orgtu

Kentteki kaleden görüntüler..

palmira-kalesi
palmira-kalintilari

Palmira Müzesi’ndeki eserlerin hali..

palmira-muze palmira-muze1 palmira-muzeleri
palmira-putlari
palmira-muzeleri-yikildi

Palmira Müzesi’ndeki heykellerin yüzleri parçalanmış bir şekilde bulundu.

(Önce-Sonra)

palmira-once-sonra
yuzleri-parcalanan-eserler-palmira
palmira-sehri

Palmira antik kentin IŞİD öncesini ve sonrasını gösteren bir fotoğraf..

palmira-sehri-once-sonra

IŞİD Sonrası Palmira Antik Kenti (video)

Hint-Pakistan Çatışması: Bangladeş’in Kuruluşu

1

Pakistan’da darbe ile başkanlığa gelen Yahya Han ülke içerindeki sorunları yönetmekte zorluk çekiyordu. Bir yanda iki kutuplu uluslararası sistemde kendine yer etmeye çalışan, kendi iç sorunlarıyla uğraşan ve hala kanayan bir yara olarak Keşmir sorunuyla karşı karşıya olan bir Pakistan vardı.

Pakistan’da Şeyh Mucibürrahman’ın Avami Birliği ile Zülfikar Ali Bhutto’nun Pakistan Halk Partisi arasındaki siyasi kriz her gün derinleşiyor, bir anlaşmadan gittikçe uzaklaşılıyordu. Durum General Yahya Han’ın askeri rejiminin kararsız hareket etmesiyle daha da kötüleşiyordu. Batı Pakistan ve Doğu Pakistan arasındaki olaylarda Hintliler Doğu Pakistanlılar’ı silahlandırdılar, eğittiler ve eyalet şiddete gömüldü.

Sovyet Rusya Hindistan’ın arkasında yer alıyordu, Çin de Pakistan’ın yanında yer aldı. O kadar ki, Çin Nisan ayında yaptığı açıklamada, Hindistan Pakistan’a saldıracak olursa, Pakistan’a her türlü yardımı yapacağını bildirdi. Çin’den sonra Amerika da Pakistan’ı destekledi. Bu sırada Amerika ile Çin’in münasebetleri bir düzelme ve yumuşama içine girmişti. Tam bugünlerdedir ki, Amerikan masa tenisi takımının Çin’e davet edildiğini unutmayalım. İç savaş Kasım ayından itibaren, Hindistan ile Pakistan arasında sınır çatışmalarına dönüşmeye başladı.

Bunlar olurken 1970 yılı içinde Pakistan’da yapılan genel seçimlerde, Doğu Pakistan’daki(Şuanki Bangladeş) Avami Birliği Partisi büyük bir başarı sağlayarak Doğu Pakistan’a ayrılan 169 sandalyenin 167’sini kazanarak 313 sandalyelik Federal Mecliste çoğunluğu elde etmişti. Batı Pakistan’da ise, oylar çeşitli partiler arasında paylaşılırken en çok oyu alan Zülfikar Ali Butto‘nun Pakistan Halk Partisi (PPP) 81 sandalyede kalmıştı.

Pakistan Cumhurbaşkanı Yahya Han’ın seçimleri ertelemek istemesiyle başlayan olaylar, 1971 Martında Dakka Üniversitesi’nin kampüsündeki sivil halka ateş açılmasıyla daha da tırmandı. Doğu Pakistan kuvvetlerinin ve Doğu Pakistan polisinin ayrılıkçıları desteklemesiyle şiddet tüm yurda yayıldı. Eyalette bulunan Pakistan ordusunun Avami Birliği’nin merkezini kapatarak Mucibürrahman’ı tutuklaması şiddet olaylarını daha da tırmandırdı. Bu arada halk, olayların etkisiyle Hindistan’a sığınmaya başlamıştı. Fakat 3 Aralık 1971 günü Pakistan uçaklarının Batı Hindistan’daki bazı havaalanlarını bombardıman etmesi üzerine, Hint-Pakistan çatışması açık savaş haline geldi ve Hindistan ordusu Doğu Pakistan’a girmeye başladı. Doğu Pakistan’daki Pakistan kuvvetleri Hint kuvvetleri karşısında fazla dayanamadı ve teslim oldu . Çatışmalar 15 Aralık 1971’de ateşkes ilanıyla sona ererken, 15 milyon nüfusuyla 26 Mart 1971 Bangladeş Cumhuriyeti kurulmuş ve Mucibürrahman ilk başbakan olmuştur.

Bangladeş Nerede? (Bangladeş'in bağımsızlığından önce Hint Yarımadasında harita)
Bangladeş Nerede? (Bangladeş’in bağımsızlığından önce Hint Yarımadasında harita)

Türkiye-AB İlişkilerinin Başlangıcı

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinin resmi başlangıcı, 1958 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)’nin 6 ülke(Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya) tarafından kurulmasının ardından Türkiye’nin ortaklık için 31 Temmuz 1959’da yaptığı başvuruya dayanıyor. AET Bakanlar Konseyi Türkiye’nin ortaklık başvurusunu kabul etmiş ve yapılan hazırlık görüşmelerini takiben 12 Eylül 1963 tarihinde ‘Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir Ortaklık yaratan Anlaşma olan Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1950-60 yıllarında milletvekili çoğunluğunu elinde bulunduran bir iktidarın çatısı altında toplanan hükümet, o dönemde çeşitli uluslararası kuruluşlara başvurduğu gibi AET’ye de başvurmuştur. Fakat bu başvuru halkın bir isteğinden ziyade o dönemde Yunanistan ile yaşanan soğuk rekabetin neticesidir.

Türkiye AB İlişkilerinin Başlangıcı (Ankara Antlaşması İmzalanırken - 1963)
Türkiye AB İlişkilerinin Başlangıcı (Ankara Antlaşması İmzalanırken – 1963)

Ankara Anlaşması 3 devreden oluşmaktadır. Bu devreler hazırlık, geçiş ve nihai dönemdir. Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla geçiş dönemi sonlanacaktır. Anlaşmada öngörülen Hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokol‘de, geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir. Ankara Anlaşması ile düzenli olarak toplanan Ortaklık Konseyi kurulmuştur. Söz konusu kurumsal çerçeve, gümrük birliğinin nihai aşamasının uygulamaya konulması ile birlikte genişletilmiştir.

1973’te Türkiye ile AB arasında yapılan Katma Protokolle sanayi ürünlerinde gümrük vergisi tamamen kaldırılmıştır ayrıca 3. ülkelere de AT koşullarında vergi uygulanmasına karar verilmiştir. İmzalanan Katma Protokol ile Türkiye AB’ye yönelik gümrük vergilerinin sanayi ürünleri için tamamen kaldırılması ve üçüncü ülkelere karşı ise AT ülkelerinin uyguladığı vergilerin uygulanmasını kabul etmiştir. Buna göre sanayi ürünleri için 12 yıllık vergi indirimi geçiş süresi ve rekabet gücü zayıf olan sanayi dalları içinse 22 yıllık vergi indirimi takvimi öngörülmüştür.

Fakat Türkiye beklenen performansı gösterememiş ve gümrük indirimlerini durdurmuştur. 1980 askeri darbesiyle kesintiye uğrayan ilişkiler, Türkiye’nin 14 Nisan 1987’de yılında yaptığı tam üyelik başvurusuyla ivme kazanmıştır. 1989 yılında Komisyon, Gümrük Birliği tamamlanmadan üye kabul etmeyeceğini açıklamıştır

AB-Türkiye ilişkileri, 1993 tarihinde Gümrük Birliği müzakerelerinin başlaması ile yeni bir boyut kazanmış ve iki yıllık müzakereler sonucunda Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. AB Komisyonu tarafından Aralık 1999’da toplanan Türkiye, Helsinki Zirvesi ile AB’ye üyeliğe aday ülke olarak kabul edilmiştir. Burada alınan kararlar hem AB hem de Türkiye için dönüm noktası niteliğindedir. Diğer aday ülkeler gibi Helsinki sonrası Türkiye’de reformları desteklemeye ve teşvik etmeye başlamıştır.

AB ve Türkiye, yapılan yoğun görüşmelerin ardından 17 Aralık 2004’te üyelik müzakerelerinin koşulları hakkında bir anlaşmaya vardı. Brüksel’de 16-17 Aralık 2004 günlerinde yapılan Avrupa Konseyi Zirvesi sonrasında 17 Aralık Sonuç Bildirgesi yayımlandı ve tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005 Çarşamba günü başlamasına oy birliğiyle karar verildi.