Suriyeli Mültecilerin Ülkemizdeki Dağılımları

StratejikOrtak.com yazarı Okan Şahin’in Suriyeli mülteciler hakkındaki en güncel bilgilerin yer aldığı geniş çaplı ”SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ VE TÜRKİYE” araştırma yazısında bugün Suriyeli mültecilerin ülkemizdeki dağılımları hakkında güncel bilgilerin yer aldığı yazıyı paylaşıyoruz.

Suriyeli Kardeşlerimizin Ülkemizdeki Dağılımları

Suriyeli kardeşlerimiz Nisan 2011’de başlayan Suriye İç Savaşından canlarını kurtarmak için göç etmek zorunda kalmışlardır. Suriye’nin komşuları olan Ürdün, Lübnan, Irak ve Türkiye’ye göçler diğer ülke ve bölgelere nazaran daha yoğun olmuştur. Göç oranlarına baktığımızda ilk sırada yer alan Türkiye’ye kayıtlı olarak 2.719.140 kardeşimiz göç etmiştir.

252 kişilik ilk mülteci kafilesi 29 Nisan 2011 tarihinde ülkemize giriş yapmıştı. Bu tarihten itibaren her gün yüzlerce, binlerce göçmen ülkemize giriş yapmıştır. İlk gelen kardeşlerimiz Mardin Nusaybin barınma merkezine yerleştirilmiş, sayı arttıkça yeni barınma merkezleri açılmıştır.

Nisan 2016 itibariyle barınma merkezlerinde toplam 270,380 kişi barınmaktadır. Toplam kayıtlı mültecilerin yaklaşık %10’u barınma merkezlerinde, %90’lık kısmı ise kendi imkânlarıyla hayatlarını ikame ettirmekteler. Rakamlara baktığımızda ortada ciddi bir farkın olduğunu görmekteyiz.  Ülkemizde Nisan 2016 itibariyle toplam 26 geçici koruma merkezi bulunmaktadır: Bunların 20 tanesi çadır kent 6 tanesi ise konteynır kent statüsündedir. Barınma merkezleri sınır illerimizde olup bu illerimiz şunlardır; Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Mardin, Kahramanmaraş, Osmaniye, Adıyaman, Adana ve Malatya. Bu illerimizde Şanlıurfa 110,707 mülteci sayısıyla başı çekmektedir. İkinci sırada Gaziantep 49,433, üçüncü sırada ise Hatay 18,101 mülteci barındırmaktadır.

Şanlıurfa gerek kültürel yapısı gerekse sınır ili olması sebebiyle en fazla mülteciye sahip ilimizdir. Yerel halkın çoğunluğunun Arap olması, Arap kültürü taşımaları dolayısıyla mültecileri Şanlıurfa’ya çekmiştir. Şanlıurfa’da toplam 401,068 mülteci bulunmaktadır. Şanlıurfa’nın kendi nüfusu 1.892.320 olduğunu göz önünde bulundurur isek, mülteciler kent nüfusunun yaklaşık %21,2’lik kısmını oluşturduğunu görmüş oluruz. Bu oranın yüksek olmasına karşın; kültür, dil, din benzerliği bulunması olumsuz durumları en aza indirgemiştir.

Büyük şehirlere bakıldığında İstanbul 394,556 kişiyle nüfusunun sadece %2,7 si, Adana 150,086 kişiyle %6,8’i, Bursa 96,814 kişiyle %3,4’ü, İzmir ise 90,559 kişiyle nüfusunun yalnızca %2,1’i Suriyelidir. Mülteci sayısının fazla olmasına karşın büyükşehirlerin kendi nüfuslarının fazla olması bu şehirlerde oluşabilecek kültür çatışması ihtimalini azaltmaktadır. Fakat yine de dil ve kültür açısından bu illerde zaman zaman olumsuz durumlar ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde mülteci bulundurma konusunda en büyük takdiri hak eden ilimiz ise Kilis‘tir. Kilis 33,539’u barınaklarda olmakla birlikte toplam 129,192 mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Tabi burada önemli olan bu rakam değil. Asıl önemli olan durum şu ki; Kilis’in kendi nüfusu 130,655. Mülteciler ise Kilis il nüfusunun %98,8’lik kısmını oluşturmaktadır. Bu oranın bu kadar yüksek olması barınma alanlarında kalanlardan ziyade, kendi imkânlarıyla, akrabalarıyla birlikte yaşayan nüfusu oluşturmaktadır. Kilis etnik yapısı itibariyle %90 Türk, %5 Çerkez, %5ise Kürt-Arap nüfusu içerisinde barındırmaktadır. Kilis’te Arap nüfusun normal durumda %5 seviyelerinde olmasına karşın Suriye’den gelen Arap nüfus şehrin demografik yapısını değiştirmiştir. Değişen demografik yapı kültür, dil çatışmasını beraberinde getirmektedir. Fakat Kilis halkı Suriyeli kardeşlerine evlerini, ocaklarını açmış, onlarla ekmeğini paylaşmıştır. Bu paylaşım iki halk arasında oluşması muhtemel olumsuzlukları en aza indirgemiştir. Bir manada Kilis dünyaya kardeşlik mesajı ve dersi vermiştir.

Sonuç olarak, Suriyeli kardeşlerimizin ülke içinde orantısız dağılımı ve bunun sonucunda oluşması muhtemel olumsuzluklara karşı Anadolu insanı vakar bir duruş sergilemiştir. Bu duruşun sonucu herkesin malumudur. Buradan şunu bildirmek istiyorum ki, dünya ülkeleri eğer bu coğrafyada huzur ve adalet istiyor iseler, ellerini çekip, bu coğrafyayı kendi ellerine bırakmalıdırlar. Bu coğrafyanın insanında zulüm ve savaş yoktur, merhamet ve barış vardır.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Suriye ile İlgili 32 Karikatür

2015 yılı “Suriye halkı” için sadece kanlı bir yıl daha oldu.
Suriye Karikatür 2015 yılı
“Uluslararası toplum” yardım bekleyen “Suriyeliler”in beklentilerini karşılamadı.
Suriye Karikatür Duma
Duma ( tabeladaki yazı)
Suriye Karikatür Duma
Hizbullah’ın Madaya’yı kuşatmasını anlatan bir karikatür.
Suriye Karikatür Hizbullah
Karikatür “Batı”yı simgeleyen bir kişinin Cenevre 3’ü kullanarak Suriye’yi bölmeye çalıştığını anlatıyor.
Suriye Karikatür Cenevre Görüşmeleri
“IŞİD”in “Batı”nın elinde bir kukla olduğunu ve örgütün Batı’ya yönelik saldırılarının bir düzmece olduğunu anlatan karikatür.
Suriye Karikatür IŞİD
Arap ülkelerinin Suriyeli mültecileri ülkesine almayıp, onlar için timsah gözyaşlarını akıtmaları..
suriye karikatür arap ülkeleri

Karikatür, postalın sembolize ettiği “Askeri çözüm”ün Esed’i kurtarmaya yetmeyeceğini anlatıyor.Suriye karikatür esad
Burada da IŞİD gibi Putin’de insanların katili deniyor.
Suriye karikatür putin
Karikatür, Rusya’nın hem Esed’i hem de IŞİD’i ayakta tutmaya çalıştığını anlatıyor.
suriye-karikatur-isid-esad
Arap ülkeleriyle birlikye Suriye’deki muhaliflerin ülkeyi yakıp yıktığını düşündüren bir karikatür.
suriye karikatür öso
Türkiye’yi Suriye’ye sokmaya çalışan Suudi Arabistan ve ABD..
türkiye-suriye-savas
Putin ve Obama’nın Suriye’yi birbirlerine ikram ettiğini anlatan karikatür.
Suriye karikatür putin abd
Cenevre 3 başlıklı karikatürde İran, Esed, Rusya, BM, AB ve ABD “Ya Esed kalır, ya ülkeyi yakarız” yazılı pankartla selfie çekiyor.
Suriye Karikatür esad ab rusya
Karikatür Suriyelilerin durumunu anlatıyor.
Suriye Karikatür Suriyelilerin Durumu
Karikatür, Suriye ve Rusya savaş uçaklarının “Ateşkes”i delik deşik ettiğini anlatıyor.
Suriye Karikatür ateşkes
Suriye’yi İsrail-ABD ittifakıyla birlikte Arap ülkeleri kan gölüne çevirdiğini düşünen bir karikatür..
suriye-karikatur-savas
Dünya liderleri üzerinde “Suriye Krizi Çözümü” yazılı kapıyı açmaya çalışıyor. Herkesin elindeki “anahtar” farklı, kilidin üstünde ise “Suriye halkının özgürlüğü” yazılı.
Suriye karikatürleri özgürlük
“İnsani vicdan”, Suriyeli sığınmacı cesedinin üstüne oturup cebindeki parayı alıyor.
suriye-karikaturleri
“Suriye halkı” ve “dünya”.
suriye-karikaturleri-dunya
Solda şapkasında “Hizbullah”, elindeki flamada “Kudüs yolu” yazılı figür, Suriye’deki Madaya’yı, sağda ise tüfeğinde, “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm Yahudilere lanet olsun” yazılı bayrağı taşıyan Husi askeri Yemen’deki Taiz kentini kuşatıyor. Arkada ise “İsrail” keyifle sigarasını tüttürüyor.
suriye-yemen-karikaturleri
ABD’nin Suriye’deki Özgür Suriye Ordusu(ÖSO) militanlarını savaşa hazırladığını gösteriyor..
abd-oso

ABD’nin sürekli kırmızı çizgilerimiz dediği şeyleri Esad ve İran geçince çizgiler öne alınıyor..
abd-suriye-kirmizi-cizgi

Birleşmiş Milletlerin Suriye politikasına bir eleştiri..
bm-suriye-karikatur

Suriye’de Esad rejimine karşı savaşanların ipinin kimde olduğu belli deniyor..
suudi-abd-muhalifler

Suriyeliler açlık içerisinde..
suriyede-aclik

Esad rejimiyle birlikte, Hizbullah, Rusya ve Çin..
rusya-cin-esad-hizbullah

Esad’a İran ve Rusya desteği..
rusya-esad-karikatur

IŞİD’e Suudi Arabistan’ın para desteği olduğu resmedilmiş..
isid-arab-karikatur

İran Suriye’de bir taraftaki ateşi söndürürken, diğer taraftaki ateşi körüklüyor..
iran-suriye-karikatur

Türkiye’nin Avrupa kapılarını mültecilere kapatması anlatılıyor..
turkiye-avrupa

Rusya’nın hedefimiz IŞİD diyerek Suriye’ye girmesi ve namluyu diğer savaşanlara çevirmesi..
isid-rusya-karikatur

Suriyeli Mültecilerin Hukuki Durumu ve Toplumumuza Etkileri

1

StratejikOrtak.com yazarı Okan Şahin’in Suriyeli mülteciler hakkındaki en güncel bilgilerin yer aldığı geniş çaplı ”SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ VE TÜRKİYE” araştırma yazısının ilk iki başlığını daha önce paylaşmıştık. Şimdi de Suriyeli mültecilerin hukuki durumu ve Türkiye toplumuna etkileri başlıklarını sizlerle paylaşıyoruz.

Suriyeli Kardeşlerimizin Hukuki Durumu
Tunus’ta başlayan ve oradan Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki bazı ülkelere sıçrayan Arap Baharı; ardı ardına birçok iç savaşın yaşanmasına, devrilmesi mümkün görülmeyen birçok iktidarın devrilmesine neden oldu. Bu ayaklanma esnasında on binlerce sivil yaşamını yitirdi[1]. Arap Baharı ülkemiz için ilk zamanlarda bir dış politika sorunuydu. Ülkemiz Arap Baharına demokratikleşme süreci olarak bakmaktaydı ve bu sürece dâhil oldu. Suriye, Arap Baharını en kanlı biçimde yaşayan ülke durumundaydı ve bu durum halen daha devam etmektedir. Suriye, ülkemizin 877 km ile en uzun sınıra sahip komşusu. Ülkemiz Suriye İç Savaşına ilk zamanlarda dış politika sorunu olarak bakmakta iken, yüz binlerce Suriyeli kardeşlerimizin ülkemize sığınması sonucu iç politikada en çok konuşulur konu haline gelmiştir. Burada tabi iç politika haline gelen Suriye İç Savaşı değil, ülkemize sığınan ve Suriye’de bulunan sivil kardeşlerimizdir. Çünkü Suriye’de yaşanan her olumlu/olumsuz durum artık ülkemizi etkilemektedir.

Savaşın ilk zamanlarında az sayıda kardeşimizin kısa süreliğine ülkemize gelip, geri döneceği düşünüldü. Bundan dolayı hükümet, Suriyeli kardeşlerimize Ensar-Muhacir anlayışı ile muamele etti ve açık-kapı politikası izledi. Muhacir/misafir durumunda ülkemize gelen kardeşlerimizin sayısının her geçen gün artması ve geri dönüş ihtimallerinin kısa vadede ortadan kalkması sonucu, misafir olan kardeşlerimizin hukuki durumu gittikçe önem kazanmaya başladı.

Ülkemiz 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin Cenevre Sözleşmesine taraftır. Ancak Türkiye bu sözleşmeyi ‘coğrafi sınırlama’ çekincesi ile kabul ettiğinden Avrupa dışından gelip iltica talep edenlere ‘mülteci’ statüsü tanımamakta, yalnızca ‘geçici sığınma’ sağlamaktadır[2].

Suriyeli kardeşlerimiz Nisan 2001 tarihinden, Ekim 2011 tarihine kadar misafir durumunda iken, bu tarihten itibaren ‘geçici koruma statüsüne’ getirilmişlerdir. Gelen Suriyeli kardeşlerimizin sayılarının hızla artması ve milyona ulaşması sonucu 20 Nisan 2014 tarihinde 6458 sayılı Yabancılar ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Ayrıca 2014/6883 sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği ile başta sağlık ve eğitim olmak üzere, sosyal yardım ve hizmetlerin sunulmasına imkân tanınmıştır.

Suriyeli kardeşlerimiz uzun süre Türkiye’de kalmaları ve maddi birikimlerinin bitmesi sonucu çalışma ihtiyaçları ortaya çıkmıştır. Sınır illerinde kaçak çalışma oranının fazla olmasıyla birlikte diğer illerde de kaçak çalışma oranı yüksektir. Ocak 2016’ya kadar yasal çalışma izni bulunmayan kardeşlerimiz; düşük ücretle, ağır koşullar altında, can güvenlikleri olmadan çalışmaktadırlar. Bazı işverenler Suriyeli kardeşlerimizin bu mecburiyetlerini kullanarak, insan haysiyetini hiçe sayarak günlük yevmiyeleri 5 liraya kadar indirmişlerdir. Bu gidişatın halkı ve hükümeti rahatsız etmesiyle, 15 Ocak 2016 tarihinde Çalışma İzinlerine Dair Yönetmelik oluşturularak Suriyeli kardeşlerimize çalışma olanağı sunulmuştur.

Sonuç olarak Suriyeli kardeşlerimizin ‘geçici koruma statüsünde’ bulunmalarına karşın; sağlık, eğitim, sosyal hizmetler ve çalışma alanlarında yasal haklar tanınmıştır. Bazı konularda halen daha kısıtlı olan hukuki durumları bulunmaktadır. Fakat 2016 yılı itibariyle hukuki durumları hayatlarını ikame ettirebilmeleri için yeterlidir.

Suriyeli Kardeşlerimizin Toplumumuza Sosyal Etkileri
Suriyeli kardeşlerimizin sayıları son rakamlara göre, kayıtlı olmayanlarla birlikte 3 milyonu aşmıştır. Bu rakam ülke nüfusunun yaklaşık %2-3’lük bölümünü oluşturmaktadır. Bu kadar önemli bir paydaya sahip olan kardeşlerimiz kültür, dil ve kısmen de olsa din farklılıklarından dolayı ülkemiz, bölgemiz ve dünya için birtakım sorunlar doğurmaktadır. Biz ise bu yazıyla genel olarak Suriyeli kardeşlerimizin ülkemiz açısından oluşturdukları etkilere bakacağız.

29 Nisan 2011 tarihinde 252 kişi ile başlayan mülteci akımı, bu tarihten itibaren sel gibi artarak günümüze kadar devam etmiştir. 2016 yılı Mart ayı itibari ile bu rakam 2 milyon 700 bin’i aşmıştır. 2011 yılında gelen mülteciler kayıtları yapılarak kamplara yerleştirilmişlerdir. Yoğun yaşanan girişler esnasında kayıt tutma işlemleri zorlaşmış ve kaçak geçişlerin oranı artmıştır. İlk göçler az sayıda ve geçici olacağı varsayılarak sürekli yeni kamplar oluşturulmuştur. Kamplar dünyada en iyi standartlara sahip durumdadır. Kamplarda yaşayan yaklaşık 280 bin Suriyeli kardeşimizin ülkemiz sosyal yapısına doğrudan etkileri yoktur. Ne var ki Suriyeli kardeşlerimiz mecburi kalmadıkça kamplarda yaşamak istememektedirler. Kamplara yerleşenler kısa süre sonra şehir merkezlerine ve diğer şehirlere göç etmektedirler. Mültecilerin yaklaşık %90’lık kısmı kampların dışında hayatlarını devam ettirmektedirler. Bu rakamın yüksek olması da ülkemizin, şehirlerimizin sosyal yapısında olumsuzluklara doğrudan sebep olmaktadır. Bazı şehirlerimizde bu oranlar yüksek iken, bazı şehirlerimizde kısıtlı kalmaktadır.

Batı illerimize göç eden Suriyeliler üç kısma ayrılmaktadır. Birinci kısım; maddi imkânları olup rahat yaşam arayan kısımdır. Bu kısmın sosyal yapı üzerinde olumsuz yönde doğrudan etkileri yoktur. Çünkü maddi imkânlarını ellerinde bulundurmaları sonucu toplumumuzla mesafeli bir duruş sergilemektedirler. İkinci kısım; iş bulmak ümidiyle batı illerine gelen kardeşlerimizdir. Bu kardeşlerimiz maddi imkânsızlıklarına çözüm bulmak maksadıyla büyük illere göç etmektedirler. Bu kesimin toplumumuzun sosyal yapısına doğrudan müdahil olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü nitelikli işlerden ziyade ne iş bulurlarsa çalışacak durumdadırlar. Bu kesim kısmende olsa toplumumuzun sosyal yapısını olumsuz yönde etkilemektedirler. Üçüncü kısım; dilencilik yapmak için batı illerine gelenlerdir.  Suriyeliler, bu dilencilerin ”Türkiye’ye geldikten sonra yoksullaşan kişiler değil, Suriye’de de dilencilik yapan ‘Çingene/Roman’ profesyonel dilenci grupları olduklarını” iddia etmektedirler[3]. Görüldüğü üzere toplumumuzun sosyal yapısında olumsuz algı dilenci grupları Suriye’de aynı mesleği yapmaktadırlar. Bu üçüncü kısım sosyal yapımıza doğrudan olumsuzluk katmaktadır.

Bunun yanında Güneydoğu Anadolu illerimizde yaşayan Suriyeli mülteci sayısı ise çok fazladır. Bu illerimizin kendi nüfusları da göz önüne alındığında mültecilerin oranı yüksektir. Bölge insanının Suriye kültürüne yabancı olmamaları bir artı durum oluştursa dahi, oranların yüksek olması sosyal yapıyı doğrudan olumsuz etkilemektedir. Kilis bu oran bakımından ilk sırada yer alan ilimizdir. Şehrin nüfusunun %98,8’ini Suriyeli mülteciler oluşturmaktadır. Nüfusun %90’ının Türk olduğu göz önüne alındığında bu %98,8’lik Arap nüfusun sosyal yapıya etkisi hiç şüphesiz doğrudan ve ağır bir şekilde hissedilmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse, Suriyeli mülteciler Güneydoğu illerimizde ağırlıklı olmak üzere sosyal hayatımıza etki etmektedirler. Fakat algı operasyonlarıyla oluşturulan olumsuz düşünceler, genel Suriyeli kardeşlerimizi yansıtmamaktadır.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

1 – http://akademikperspektif.com/2015/02/23/turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-statusu-uzerine-bir-calisma/ Akademik Perspektif – 23 Şubat 2015
2 – Suriye’ye Komşu Ülkelerde Suriyeli Mültecilerin Durumu: Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler – Nisan 2014 – Rapor No:189 –Syf:11
3 – HUGO-TÜRKİYE’DEKİ SURİYELİLER: TOPLUMSAL KABUL VE UYUM ARAŞTIRMASI – ARALIK 2014 – SYF:18

Suriyeli Mültecilerin Dağılımı ve Son Rakamlar

StratejikOrtak.com Yazarı Okan Şahin’in Suriyeli mülteciler hakkındaki en güncel bilgilerin yer aldığı geniş çaplı ”SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ VE TÜRKİYE” araştırma yazısının ilk iki başlığını sizlerle paylaşıyoruz. Bu araştırma yazısının diğer başlıkları da önümüzdeki günlerde sitemizde yayınlanacaktır.

Suriye İç Savaşı ve Mülteci Krizi

          Suriye İç Savaşı’na bakarken, Arap Baharının son durağı veya 2011’de patlak veren otoriter yönetimi, bu savaşın başlangıcı olarak görmek eksik bir açıklama olacaktır. Suriye gerçek manada huzur ortamına, devlet ve yönetim yapısına Osmanlı sonrasında sahip olamadı. Bazı sömürgeci devletler ve onların uzantısı yapılar Osmanlı sonrasında Yakındoğu(Ortadoğu)’yu  paylaşmak için gizli toplantılar düzenleyerek, kendi çıkarlarına uygun haritalar çizdiler. 1916 Sykes-Picot-Sazanov Uzlaşması ve 1920 Milletler Cemiyeti tarafından belirlenmiş manda yönetimleri haritası, bu gizli antlaşmalardan yalnızca iki tanesidir. Bu haritaları hazırlarken yapay sınırlar oluşturularak etnik-dini kimlik benzerliğine sahip olan bölgeler bilinçli bir şekilde ayrıştırılmıştır. Bu bölgelerde azınlık gruplar iktidarlara getirilerek, günümüze kadar süregelen sorunların temelleri atılmıştır. Bu azınlık yönetimlerine Suriye güzel bir örnektir. 1. Dünya Savaşından itibaren Suriye’de azınlıklar yönetime getirilmiş ve otoriter bir yönetim şekli sergilemişlerdir. Yakın geçmişte Baba Esad’ın yaptığı katliamlar hafızalardaki yerini korumaktadır. Kısaca Suriye son yüzyılda (iddialı olacak ama) hiç ama hiç huzurlu bir hayat ve adaletli bir yönetim yüzü görmemiştir.

          Mülteci sorununu ele alırken BM Yüksek Komiseri, Antonio Guterres, Telegraph¹ gazetesine verdiği bir demeçte; ’’Yaklaşık 20 yıl önceki Ruanda Soykırımından bu yana bu kadar korkutucu seviyede artan bir mülteci akımıyla karşılaşmadık’’ diyerek Suriyeli sığınmacı sorununun vehametini ortaya koymaktadır. ”Ancak Suriyeli sığınmacı sorununun bu tarihi ehemmiyetine ve komşu ülkeler üzerindeki önemli etkisine rağmen, dünya toplumu gerekenin yapılması konusunda yetersiz kalmıştır² diyerek de mülteci sorununun önemini ortaya koymuştur. 2011 öncesi nüfusu 20 milyon olan Suriye, nüfusun 1/4’ünü mülteci olarak ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştır. Bu rakamın büyüklüğü Suriye ve bölge ülkelerinin gelecekleri için çok önemlidir.

Suriyeli Kardeşlerimizin Bölge Ülkelerine Dağılımı ve Son Rakamlar

          Ocak 2011 yılında küçük halk ayaklanmaları olarak başlayan isyanlar, Mart 2011 yılında güney şehri Dera’da  ilk geniş çaplı gösterilerle başlamıştır. Asıl isyanların başlangıcı olarak Dera kabul edilir. Bu ayaklanma kısa sürede ülke geneline yayılıp çözümlenmesi zor bir denklem halini aldı. İlk zamanlarda kısa süreceği düşünülen isyanlar kanla bastırılmaya çalışılınca günümüze kadar devam ederek 5. yılını doldurmuş durumdadır. Günümüz şartları göz önünde getirildiğinde bu savaşın ne zaman sona ereceğine dair öngörüde bulunmak çok zor.

Çünkü Suriye ve bölge üzerinde çıkarları bulunan bazı devletlerin izledikleri politikaları ve siyasetleri değiştikçe Suriye konusu çözümlenemez bir hal alıp gittikçe kördüğüm oluyor. Bazı devletleri vekaleten temsil eden terör gruplarının zaman zaman kontrolden çıkması da ayrıca bir çözümsüzlük nedenidir.

          Çatışmaların yoğunlaşarak artması ve ülkenin tamamına yayılması sonucu, ülke içerisinde güvenli alan bulamayan kardeşlerimiz ülkelerinden zorunlu olarak göç etmek zorunda kalmışlardır. İlk zamanlarda kısıtlı sayıda olan göçler 2013 yılında iç savaşın dozunun artması sonucu göç oranlarında gözle görülür bir artış meydana gelmiştir. İnsanlar göç ederken ilk seçenek olarak komşularının kapılarını çalmışlardır. Bu seçenekler içerisinde ise  öne çıkan ülke Türkiye’dir. Göç oranlarının büyükten küçüğe doğru sıralanışına baktığımızda listenin başında ülkemizi görüyoruz. Ülkemizi Lübnan, Ürdün, Irak, Mısır ve Libya takip etmektedir. Bu sıralama bize bazı noktaları görmemiz için yeterli değildir.

          Suriye’nin komşularına baktığımızda doğusunda Irak yer almaktadır. Irak gerçek manada bir devlet yapısına sahip olmaması, savaştan yeni çıkmış güçsüz bir ülke olması, halen daha şehirlerinde bombaların patladığı, güvenlik zafiyetinin olduğu bir ülke. Suriye’nin batısında Lübnan, güneyinde ise Ürdün yer almaktadır. Her iki ülkede de siyasi belirsizliklerin yer alması, zaman zaman bombaların hedefi olması ve IŞİD, Hizbullah gibi terör örgütlerinin gölgesi altında olması güvensizlik ortamını doğuruyor. Mısır ve Libya Arap Baharından nasibini almış; Mısırda darbeci ve diktatör bir yönetim, Libya’da ikiye bölünmüş parlamento ve birlikten kaçınmaları güvensizlik sebebi. Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerinden göç etmelerinin tek sebebi, hayatlarını ikame edecekleri yerlere gitmek. Bundan dolayı Irak, Lübnan, Ürdün, Mısır ve Libya kardeşlerimiz için birer seçeneklerdir.

          Türkiye’ye olan göç durumunu ayrı olarak ele almakta fayda gördüm. Türkiye siyasi ve ekonomik anlamda güçlü olan istikrarlı bir ülke pozisyonunda yer almaktadır. Türkiye’nin diğer bölge ülkelerine nazaran gözle görülür bir farka sahip olması mülteci sayısında lider olmasının sürpriz olmadığını ortaya koyuyor. Ülkemiz sadece bölgemizde değil dünya çapında itibar gören bir ülke olması münasebetiyle mülteciler için Türkiye seçeneğini ön plana çıkarmıştır.

          Türkiye’ye ilk mülteci kafilesini 29 Nisan 2011 tarihinde giriş yapmıştı. O tarihte sayıları 500’ü geçmeyen mültecilere kapımızı sonuna kadar açmış, Ensar-Muhacir kardeşliği ile ”Açık Kapı Politikası” izleyeceğimizi açıkça ifade etmiştik. Gelen mültecilerin sayısı ve kalacakları süre ilk zamanlarda hem Türk Hükümeti hem de diğer ülkelerce kısıtlı olacağı yönünde bir izlenim vardı. Fakat zaman ilerledikçe gelen mültecileri sayısında artış hızla devam ederken geri dönüşler azalmış hatta sona ermişti.

          BM’nin hazırladığı 04 Nisan 2016 tarihli raporuna göre Suriye’den toplam 4.837.208 kişi kayıtlı olarak ülkeden göç etmiştir. Gerçek rakamların bu rakamın çok üzerinde olduğunu söylemek de yanlış olmaz. Mülteci sayısında ilk sırada bulunan Türkiye’de kayıtlı mülteci sayısı 2.749.140 kişi olmuştur.

Görsel: UNHCR - / Düzenleme: StratejikOrtak.com - Suriyeli Mültecilerin Dağılımı
Görsel: UNHCR – / Düzenleme: StratejikOrtak.com – Suriyeli Mültecilerin Dağılımı

Türkiye’de gerçek mülteci sayısının 4 milyona yakın olduğu iddia edilmektedir. Türkiye’de mülteciler ülke nüfusunu %4 artırmıştır. İkinci sırada yer alan Lübnan 1.055.984 kayıtlı mülteci barındırmaktadır[1]. Ülke nüfusu 4,5 milyon civarında olan Lübnan için bu mülteci sayısı fazla olup ülke nüfusunun 5 yılda %25 artması anlamına gelmektedir. 638.633 kayıtlı mülteci sayısı ile Ürdün üçüncü sırada yer almaktadır[2]. Ürdün’ün nüfusunun 6,5 milyon olması da nüfus artış hızının %10 olmasını ve bu oranın yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Ürdün’ü 245.909 kayıtlı mülteci sayısı ile Irak takip etmektedir[3]. 119.301 mülteci ile Mısır 5.sırada, 28.027 mülteci sayısı ile Libya 6.sırada yer almaktadır[4]. Nisan 2011 yılından Ocak 2016 yılına kadar Avrupa’ya geçen toplam kayıtlı mülteci sayısı is 935.008 kişidir[5]. Bu sayıya baktığımızda bütün Avrupa bir Lübnan dahi edememekte.

Son olarak mültecilerin genel durumlarına dikkat çekmek için, toplam mülteci sayısının yalnızca 489.538’i kamplarda yaşamakta, 4.347.670’si ise kendi imkânlarıyla hayatlarını ikame ettirmektedirler. Bu rakam yaklaşık %10’a karşı %90’lık bir farkı içinde barındırmaktadır[6]. Kamp dışında kalan mültecilerin çoğunun kalacak evlerinin olmaması ve/veya üç-dört ailenin bir evde aynı anda kaldıkları göz önüne alınırsa durumun vahameti ortaya çıkmış olur.

Okan Şahin

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

1- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=122 -Lebanon – 29 Feb. 2016
2- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=107 –Jordan -04 April 2016
3- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=103 –Iraq -15 March 2016
4- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/country.php?id=8 –Egypt -29 Feb. 2016
5- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/asylum.php -Europe – Jan.2016
6- http://data.unhcr.org/syrianrefugees/regional.php -Total Refugees – 16 March 2016

16. Yüzyılda Osmanlı Maliyesinin Kötü Gidiş Sebepleri

16. YY OSMANLI MALİYESİNDEKİ KÖTÜYE GİDİŞİN BAŞLANGICI VE ETKİLERİ VEYA ETKİLEŞİMLERİ

Osmanlı İmparatorluğu, coğrafi keşiflerin başlangıcına kadar ticaret yollarına hakim olmuş ve bu hakimiyetİ ticaret alanında loncalar, tarım hayatında ise has, zeamet ve tımar gibi düzenlemeler ile devam ettirilebilmiştir. Ancak Osmanlı maliyesi, 16. yüzyılın son çeyreğinde bunalıma girmiş ve bazı önlemler alınmıştır. Bu önlemler toplumu ekonomik olarak sarsmış ve bu sarsıntı siyasal olarak da hissedilmiştir. 15. ve 16. yüzyılda yeni ticaret yollarının bulunması ve daha da önemlisi 1492’de Yeni Dünya’nın keşfi, Eski Dünya’da önemli değişimlerin olacağının habercisiydi. Bu değişimler ışığında Osmanlı’da, ekonomik, toplumsal, askeri ve siyasal olay veya olguların maliye ile karşılıklı etkileşimi değerlendirilecekti.

cografi-kesifler

16. yüzyılda Avrupa ekonomisinin coğrafi sınırları hızla genişleyerek dünyaya yayıldı. Gemiz yapım tekniği ve okyanus gemiciliğinde önemli ilerlemeler sayesinde, Portekizliler ve İspanyollar denizaşırı keşiflerde büyük başarılar kazandılar. Amerika Kıtası’nın keşfi ve Afrika’nın güneyinden dolaşarak Hindistan yolunun bulunması, önce Atlantik kıyısındaki bu iki ülke, daha sonra da Hollanda, İngiltere ve diğerleri için yeni olanaklar yarattı. Yeni Dünya’nın keşfiyle birlikte, Peru ve Meksika toplumlarının yüzyıllar boyunca biriktirdikleri altın ve gümüş yağmalanmaya ve Avrupa’ya aktarılmaya başlandı. Bol miktarda altın ve gümüşün piyasaya girmesi enflasyonun artışına ve paranın değer kaybetmesine neden oldu. Ancak bu ekonomik sıkıntı sadece Batı Avrupa’da yaşanmadı. Çünkü bu değerli madenlerin birçoğu Avrupa’da kalmadı; Avrupa’dan Asya’ya aktarıldı. Avrupa’nın Hindistan’dan ithal ettiği baharat, ipekli kumaşlar, değerli taşlar vb. Amerika’dan gelen altın ve gümüş ile ödendi.

Batı Avrupa’da başlayan fiyat hareketleri, Eski Dünya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu’nda da esas olarak uzun mesafeli ticaret yoluyla yayıldı. Batı Avrupa’da genel fiyat düzeyinin artması ki tarım ürünlerinin fiyatları daha çok artıyordu, Akdeniz’in doğu ve batı havzalarındaki fiyat farkını arttırıyordu. Bundan dolayı Avrupalı tüccarlar Osmanlı İmparatorluğu’na gelerek hem gıda gibi temel maddeleri, hem de loncaların kullandığı ham maddeleri daha yüksek fiyatlara almaya ve Batı’ya göndermeye başladılar. İşte Batı’daki fiyat hareketlerinin Osmanlı’ya etkisi bu ticaret yoluyla gerçekleşmiştir.

Mali bunalımın askeri nedenlerinden bahsedecek olursak, 16. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun kolay ve hızlı genişleme dönemi sona ermiş ve doğal sınırlarına ulaşmıştır. İmparatorluğun sınırları doğuda Safevi İranı’na, batıda Habsburg Avusturyası’na dayanmış, güneyde ise Afrika çöllerine ulaşmıştı. Zaferle sonuçlanan, hazineye gelir sağlayan savaşlar yerini uzun, yorucu ve masraflı mücadelelere bırakmıştı. 1580’lerde İran’la, 1590’larda Avusturya ile başlatılan savaşlar, sonuç alınamadan sürüp gidiyordu. Öte yandan değişen savaş teknolojisiyle birlikte, ok, yay, ve kılıç kuşanan, zırh kullanan sipahiler, Avusturya’nın ateşli silahlarla donanmış piyade ordusu karşısında etkili olamıyordu. Avrupa’da değişen savaş teknolojisi Osmanlıların tımar düzenine dayanan sipahi ordusunu bir kenara iterek ağırlığı sürekli maaşlı, daha düzenli eğitim gören merkez ordusuna kaydırmaya zorluyordu. Bu zorunluluklar karşısında Osmanlı merkez ordusundaki sürekli maaşlı kapıkulu askerlerinin(yeniçeriler) sayısı 1550 yılında 13 binden yüzyıl sonunda 38 bine yükseldi. Ayrıca paralı asker olarak savaş zamanında silah altına alınan Sekban veya Levend’ler ileride Celali isyanlarının kahramanları olacaktır.  Sürekli maaş alan asker sayısının bu kadar hızlı artması, merkezi bütçeye ağır bir yük bindirmekte, merkezi devleti daha fazla parasal gelir bulmaya zorlamaktaydı.

osmanli-yenicerileri

Öte yandan, devletin mali bunalımı köylüler üzerindeki vergi yükünü arttırmakta idi. Savaş zamanı ordunun ihtiyacını karşılamak üzere devlet iltizam sistemi olarak adlandırılan bir yöntemle toprak üzerindeki vergi toplama işini mültezimlere kiralamaya başladı. Bu yöntem, hem köylünün vergi altında ezilmesine, hem de toprak sisteminin bozulması demek idi. Bu bozulmanın etkisiyle köylüler çareyi, ya hayvancılığa yönelmek, ya yarı göçebeliğe geçmek, ya da şehre göç etmekte(bunların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur) buldu. Kentlere göçün artması ve kentlerde loncaların Avrupalı tüccarlarla rekabet edememesi sonucu, işsizlik yaygınlaşmaya başladı.

Osmanlı maliyesi tüm bu sıkıntılardan çıkmak için kullandığı yöntemlerden biri tağşiş idi. Tağşiş sırasında devlet, dolaşımdaki gümüş veya altın sikkeleri piyasadan toplar ve bunların içindeki değerli maden içeriğini azaltarak yeniden piyasaya sürerdi. Osmanlı Devleti 18. yüzyıla kadar kendi altın sikkelerinin içeriğini değiştirmemiş, tağşiş işlemlerini gümüş içerikli akçeler üzerinde gerçekleştirmiştir. Tağşişten sonra da devlet, memurlarının ve ordunun maaşlarını yeni akçelerle ödemiş, vergi toplarken de yeni akçeleri ödeme aracı olarak kabul etmeye başlamıştır. Ancak bu işlemler, akçenin değer kaybına ve insanların alım güçlerinin düşmesine sebebiyet vermiştir. Alım gücünün düşmesiyle sınıfsal olarak güçlü olan zümreler ayaklanmışlardır. Örneğin; 1585 yılındaki tağşişten sonra fiyatlar iki katına fırlayınca, aylıkları yeni sikkelerle ödenen yeniçeriler para işlerinden sorumlu olan Rumeli Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın kellesini istemişler ve padişah bu talebi yerine getirmek zorunda kalmıştır. Daha sonraki mali ve siyasal çalkantıların habercisi olan bu ayaklanma, Beylerbeyi Vakası olarak bilinir.

Osmanlı İmparatorluğu hem Avrupa’da Habsburg’u yıpratmak hem de Akdeniz ticaretini canlandırmak için 1 Mart 1535’de Fransızlara kapitülasyon vermiş, ancak yaklaşan mali kriz aşılamamıştır. 16. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan mali sıkıntı 17. yüzyıl ve daha sonrasında içinden çıkılmaz bir bunalıma dönüşmüş ve İmparatorluk eski gücünü kademe kademe yitirmiş ve 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında ilk kez borçlanmaya gidilmiş, ancak 1881’de Duyun-u Umumiye ile sonuçlanmıştır.

Hüseyin Kaylı

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Günah Keçisi İran ve Ak Kaşık Suudiler

Neredeyse hepimizin çocukluğunda, okulunda ya da sınıfında eskinin ‘’yaramazı’’ yeninin ‘’hiperaktif’’ bir çocuğu olmuştur. Her taşın altında bir parmağı olan ve bunun açıkça yapmaktan çekinmeyen, daima şikâyet edilen ancak olmadığı yerde aranan bu çocuk Kafkaslar ve Ortadoğu özelinde İran’dır.

İran’ın dış politikaları daima gündem olmuş ve tepki görmüştür. Pekâlâ, kimler tepki göstermiştir sorusu küresel gündemi belirleyen devletleri ve onların güdümündeki uydu ülkeleri göz önüne getirdiğimizde cevaplanmış olacaktır. İran’ın daima karşıtı olanları iki safa toplar olursak bu saflar küresel güç sevdalıları ve ‘’din sevdalıları’’ olacaktır.

20. ve 21. yüzyılın ‘’Thucydides Tuzağı’’ dalında oscarlık bir performans gösteren Amerika Birleşik Devletleri, İran’ın küresel güç bağlamında karşı safında olması bilindik ve beklendik bir durumdur. ABD’yi de yine çocukluğumuzdan bir örnekle açıklayacak olursak: zengin bir ailenin çocuğu olan, bir başkasına yine bir başkasını kullanarak zarar veren, kızların peşinde koştuğu çocuk diyebiliriz.

ABD’nin, İran’a karşı politikaları hep bir başka devlet üzerinden olmuştur. İkinci olarak bahsettiğimiz ‘’din sevdalıları’’ safı bu durumdan cereyan etmektedir. Bu saf, Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyıl politikasından esinlenilerek oluşturulmuştur. Nasıl ki Katolik kiliseye karşı ayaklanan Protestanlar ve Kalvinistler Osmanlı’nın paha biçilemez politikası olduysa günümüzde bu politika ABD öncülüğünde Batı tarafından Şii – Sünni politikası olarak devşirilmiştir. Politika basit bir işleyişe sahiptir. Kabaca kızıştır ve saldırt diye tanımlayabiliriz.

ABD ne zaman bir bölgeye direkt müdahalede bulundu, işte o zaman kendini bataklıkta buldu. Vietnam ve Irak örneklerinde olduğu gibi. Bunu tecrübe edinmiş olan ABD, Şii – Sünni kargaşasına bağımlı Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) gündeme koydu.

Nedir BOP?

Büyük Ortadoğu Projesinin Haritası
Büyük Ortadoğu Projesinin Haritası

Basına deklare edilen, dünya kamuoyuna açıklanan hali ile “Büyük Ortadoğu Projesi”, Ortadoğu ve yakın çevresi coğrafyasında yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin sağlanması, terörizmin ortadan kaldırılması, ekonomik ilişkilerin arttırılması ve ekonomik işbirlikleri sağlanarak bölgenin istikrara kavuşturulmasıdır.

Ortadoğu’da İngiltere’nin 2. Dünya Savaşı sonrası varisi konumuna geçen ABD, Soğuk Savaş döneminde SSCB’nin bu bölgedeki etkinliğini bahane ederek yayılmasını başlatmıştı. 1991’de SSCB’nin dağılması üzerine söz konusu bölgeden çıkmamak için yeni bir güvenlik tehdidi tanımı yaptı. Bu tehdit ‘İslami Terör’ idi.

Kimlerin özelinde İslami Terördü?

Söz konusu tehditin başını çeken örgüt El-Kaide’dir. Söz konusu örgütün kökeni SSCB’nin Afganistan’ı işgaline kadar dayanmaktadır. SSCB karşıtı olup da ABD yardımını almamış olmak şaşırtıcı olurdu. Zira Ladin ve Brzezinski’nin aynı karede bulunmalarına tesadüf diyemeyiz.

Ladin-Brzezinski

Daha önce bahsettiğimiz gibi tek başına icraat yapmayan ABD’nin bölgesel işbirlikçisi ve BOP’un finansörü, Suudi Arabistan’dır. Zaman zaman diğer bölge ülkeleri de bu role soyunsa da hepsinin etkinliği sınırlı kalmıştır. Söz konusu işbirliğinin etkisi iki ülkeyi karşı karşıya getirmiştir, İran ve Suudi Arabistan.

Humeyni devriminden sonra iç dinamiklerinin etkilenmesinden çekinen Suudiler öncülüğünde Arap Dünyası, İran’ı dışlamış ve dışlamaktadır. Son olarak İslam İşbirliği Teşkilatı Sonuç Bildirisi ile yine yeniden dışlanmıştır İran. Türkiye’nin bu oyuna dâhil olması Türkiye’ye bir kazanç getirmeyeceği gibi fırsatları da tepeceği anlamına gelmektedir. İran’ı karşısına alarak koşulsuz ABD’ye bağlı olmak Türkiye’yi değil bir adım öne götürmek geriye götüreceği muhtemeldir.

İran’ın Hizbullah’a desteğinden ötürü kınarken ve bu kınamayı IŞİD, El-Kaide gibi terör örgütlerinin finansmanı olan Suudilerle yapmak, Türkiye’nin itibarını olumlu yönde etkileyeceğini söylemek gülünç olacaktır.

İran’a karşı kesin bir cephe almadan işbirliği bağlamında ilişkilerini geliştirmesi, Türkiye’nin yararına olacağını gibi ekonomik, politik ve bölge nüfuzu konularında ilerleme yaratacaktır. Ayrıca dış politikanın iç politikayı etkilediğini unutmadan hareket etmeli ve politikalar geliştirmeliyiz.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Almanya ve Rusya’nın Benzer Kaderi

Son yıllarda dünya genelinde Rusya`ya yönelik tepkiler var. Artan bir saldırganlık dalgası gözlemleniyor.

Vladimir Putin göreve geldikten sonra önce Çeçenistan’da kanlı bir müdahale gerçekleştirdi, 2008 yılında ki Gürcistan Savaşı, 2014 tarihli Kırım’ın İlhakı, Doğu Ukrayna’nın işgali ve en son Suriye.

Şimdi diyeceksiniz ki Almanya ne alaka!

Rusya’nın şuan ki pozisyonu Nazi Almanyasına benziyor hatta benzemek ne kelime tıpatıp aynısı.

Almanya 1. Dünya Savaşı’nı kaybettiğinde yenilmenin verdiği utançla beraber büyük ekonomik dar boğaza girdi. Halk “bizi bu hale kim getirdi?” diye sorduğunda cevap; İngiltere, Fransa, Rusya, ABD idi.

Bu ülkeler kazandıktan sonra Almanya’nın bir daha kendilerine rakip olmaması için Almanya`yı kısıtladılar. Ama ne oldu? Halk öfke biriktirdi ve bu öfke Hitler gibi insanların yükselebilmesini sağladı. Sonuç, ortaya intikam için tekrar savaşma arzusu doğurdu ve yine milyonlarca insan öldü.

Ama aynı şey 2. Dünya Savaşı’ndan sonra olmadı. Çünkü ABD Almanya’yı bunaltmak yerine Marshall yardımlarıyla onları kalkındırdı ve sistemlerini değiştirdi.

Rusya’da, Almanya gibi savaş kaybetti. Bu soğuk savaştı. 1991’de bittiğinde artık Rusya adıyla gerileyen bir ülke ortaya çıktı. 90’lı yıllar Rusya için tıpkı Almanya gibi ekonomik bunalım yılları oldu. İnsanlarsa kendilerini bu hale getirenin ABD ve AB olduğunu düşündü. Tıpkı Almanya’nın savaş kaybetmesinden sonra olduğu gibi, Rusya’da da savaş kaybedildikten sonra ülkede faşizm fikri güçlendi. Medyayı her gün göçmenlere yönelik cinayetler gerçekleştiren örgütlerin haberleri doldurur oldu.

İşte; Rusya’daki etnik cinayetlerin ve Putin’in saldırganlığının temel sebebi, batıya yönelik biriken öfke ve yenilginin verdiği intikam hissidir. Aslında ABD’nin yapması gereken Rusyayı 90’lı yıllarda ezmek yerine kalkındırmaktı. Bunu Almanya ve Japonya’da yaptılar, gayette güzel oldu.

Hitler göreve geldikten sonra ekonomik toparlanma başlamıştı, tıpkı Rusya’da Putin’in gelmesinden sonra olduğu gibi.

Hitler ilk Avusturya ile birleşmeyi sağlamıştı, tıpkı Putin’in Kırımla birleşmesi gibi.

Hitler Avusturyadan sonra Çekoslovakya’nın yarısını ilhak etmişti, tıpkı Putin’in Gürcistan‘ın bir bölümünü işgal etmesi gibi.

Hitler Polonya‘ya girerek 2. dünya savaşını başlatmıştı ve Putin Suriye‘ye girerek 2. soğuk savaşı başlatıyor.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Azerbaycan-Ermenistan Haritası ve Stratejik Bölgeler

2

Azerbaycan ile Ermenistan toprakları arasında kalan bazı bölgeler hakkında bilgilendirme.

1 numaralı alanlar: Azerbaycan’ın Ermenistan içinde kalan eksklav topraklarıdır. Azerbaycan’ın -Türkiye’nin Suriye içinde kalan Süleyman Şah türbesi gibi- başka bir ülke ile çevrilmiş topraklarıdır. Karabağ Savaşı ile beraber Ermenistan’ın eline geçmiş ve halen Ermenistan idaresindedir. Bu topraklar, Azerbaycanın Kazah Rayonu’na bağlı Yukarı Eskipara(kuzeydeki) ve Berhudarlı(güneydeki) ile Sederek Rayonu’na bağlı (Nahçıvan kuzeyi) Kerki yerleşimleridir.

Azerbaycan ile Ermenistan Haritası ve Bazı Bölgeler
Azerbaycan ile Ermenistan Haritası ve Bazı Bölgeler

2 numaralı alan: Ermenistan’ın Azerbaycan içinde kalan eksklav toprağıdır. Geğarkunik idari birimine bağlı olan ve Azeri topraklarıyla çevrili Artsvaşen köyü, Dağlık Karabağ Savaşı sırasında 1993’te Azerbaycan’ın eline geçmiş ve adı Başkend olarak değiştirilmiştir.

3 numaralı alan: Azerbaycan toprağı olan Laçin Rayonu’dur.Rayon ile aynı adı taşıyan kent 1992’den itibaren Ermenistan tarafından işgal altında olup günümüzde Ermeniler tarafından Berdzor olarak adlandırılmaktadır. Kent ve civarı Laçın koridoru olarak Dağlık Karabağ’ın Ermenistan ile bağlantısını sağlamaktadır.

4 numaralı alan: İsmini Megri yerleşiminden alan Megri koridoru alanı.Bu koridor Azerbaycan ile Nahçıvan’ı fiziki olarak birleştirici özelliğe sahiptir. Bir dönem Karabağ sorununun çözümü için ortaya atılan Koridor Değişimi Planı’na göre Laçin koridoru’na karşılık Megri koridorunun açılması teklif edilmiş; zaten Laçin koridorunu elinde bulunduran Ermeniler, tarafından yoğun tartışmalar sonunda reddedilmiştir.

5 numaralı alan: Ermenistan güneyinde, Azerbaycan ile Nahçıvan arasına bir bıçak gibi inen, ‘Tarihi Zengezur’ bölgesi, Sovyet öncesi dönemde Nahçıvan ve Karabağ ile beraber tartışmalı bölgeler arasındaydı. Daha sonraları ise Nahçıvan Azerilerin ve Zengezur Ermenilerin kontrolü altına girmiş ve bölgelerde uzun vadeli demografik homojenleşmeye gidilmiştir. İlerleyen yıllarda Zengezur’un Qafan, Gorus, Karakilise ve Megri bölgeleri Sovyetlerin kararıyla Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

Şehmus Kızılkan
StratejikOrtak.com Yazarı

Kral’ın Mısır ve Türkiye Ziyaretleri Ne Anlama Geliyor?

Kral Selman’ın Mısır ve Türkiye Ziyaretleri Ne Anlama Geliyor?

Bilindiği üzere Suudi Arabistan Kral’ı Selman, 11-13 Nisan tarihleri arasında ülkemizle resmi temaslarda bulunmak üzere ziyarete geldi. Ziyaret, ülke içerisinde büyük yankı uyandırsa da, Ortadoğu denklemi açısından da geniş yankı uyandıracak bir ziyaret idi. Bu ziyaretin önemli yapan hadise ise, Kral Selman’ın Türkiye’den önceki durağının Mısır olması idi. Peş peşe gelen bu ziyaretlerin anlamını okumak için Ortadoğu denklemindeki ahvali ve ülkelerin karakteristik kodlarını iyi bilmek gerekmektedir. Mısır’da 5 gün boyunca temaslarda bulunan Kral, darbe sonrası Sisi’ye verdikleri desteğin arkasında durduklarını ve İran’a karşı en sadık müttefiki ile bir nevi safları sıklaştırdığını beyan etmiş oldu. Suriye ve Yemen’de İran yayılmacılığına dur diyemeyen Suud’ların, en iyi iki müttefikinin Türkiye ve Mısır olduğunu söyleyebiliriz.

Bu açıdan baktığımızda, Ortadoğu’nun ara bulucu devleti olarak anılan Türkiye’nin, Arap Ayaklanmaları ve sonucunda darbe ile yoluna devam eden Mısır ile arasının bozuk olmasını en az isteyecek olan devlet Suudi Arabistan’dır. Bu yüzden, bu iki ziyareti bir nevi arabuluculuk ziyaretleri olarak algılamamız gayet normaldir. Tahmin edileceği üzere de, kapalı kapılar ardında Erdoğan-Selman arasında bu mevzu mutlaka konuşulmuştur. İlerleyen süreçte ne olur, kestirmek mümkün olmasa da, Türkiye-Mısır ilişkilerinin rayına oturması, en azından bakanlıklar arası iletişimin ve devletler arası ilişkilerin normalleşmesini görmek, muhtemeldir.

Ortadoğu’daki kaosun başlıca sebebi olan otorite boşluğu ve istikrarsızlık, Ortadoğu’nun liderliğe soyunan devletlerinin iştahını kabartmıştır. Özellikle ABD’nin kaya gazı çalışmaları sonrası Arap Petrolüne ihtiyacının kalmaması ve yönünü Asya-Pasifik’e çevirmesi, bu kaosun alevlenmesine sebep olmuştur. En kötü yönetim, yönetimsizlikten iyidir kabilince, yöneticisiz kalan Ortadoğu, bugün alev çemberi halinde en acılı dönemini yaşamaktadır. Otorite boşluğunu doldurma konusunda Türkiye’nin hamlesi İsrail’e kafa tutarak başlamıştır. Irak, Suriye ve Yemen’de alan genişleten İran, buna karşılık olarak tarihi Fars Hilali hayalleriyle cephe almıştır. Suudi Araistan’ın ise Kral Selman’ın başa geçmesi ile atağa kalkarak bir yarış içerisinde olduğunu görmekteyiz. Mısır ise, eski günlerinin arar hale gelmiştir. Bu yarışın yanı sıra İran’a karşı da ayrı bir Türkiye-Suud-Mısır-Katar ittifakı mevcuttur. Her ne kadar Türkiye-Mısır ilişkileri yolunda olmasa da, soyut bir ittifak olduğunu söylemek gerçekçi olacaktır.

Kral Selman’ın Mısır-Türkiye ziyaretleri, İran’a büyük bir mesajdır. Sünni hattı çizen Suudlar, Yemen ve Suriye’deki  birlikteliğimiz devam etmektedir mesajı vermektedir.

Sonuç olarak; Ortadoğu ittifaklar ve savaşlar merkezi haline gelmiştir. Kimsenin tek başına güçlenmesine izin verilmiyor, kimse de müttefiksiz kalmıyor prensibi geçerli haldedir. Yakın bir zamanda bölgenin normalleşme sürecine gireceğini söylemek, gerçekten hayli uzak bir hayaldir. Ortadoğu’nun eski günlerine dönmesinin yolu, parçalanması ile de mümkün değildir. Tek çare, ya bölge dışından büyük bir gücün müdahalesi ile doldurulacak otorite boşluğu ya da Ortadoğu’nun bağrından çıkacak tek bir güç, otoritedir.

Emre Amir

StratejikOrtak.com Yazarı

 

1 ile 13 Nisan Arasında Dünyada Neler Oldu?

0

1 Nisan ile 13 Nisan arasındaki diplomatik ve askeri gelişmeler..

Nisan ayının ilk çeyreğinde dünyada yaşanan askeri haberler ve diplomatik gelişmeleri, dünyada neler oluyor kategorisinde paylaşıyoruz. IŞİD’den Rusya’ya, Sırbistan’dan ABD’ye bir çok önemli başlığı, kısa ve madde madde bu başlık altında topladık.

1 Nisan 2016 (CUMA)

– Çin Türkiye’de termik santrale 3, güneş ve rüzgar enerjisine de 12 milyar dolar yatırım teklifinde bulundu.

– Rus pilotu vurduğu söylenen Alparslan Çelik’in İzmir’de tutuklanmasının ardından, Rus basını ilişkilerin düzeleceği öngörüsünde bulundu.

– Fransa, Libya’da iki hükümetin birleşmesi sonrasında, “Libya’daki IŞİD için operasyona hazır olun” mesajı verdi.

– ABD’deki Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne 50’den fazla ülke davet edildi. Zirveye katılmayan ise iki nükleer güç Rusya ve Pakistan oldu.

– PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, koalisyon ile birlikte Rakka’nın IŞİD’den alınması için operasyon hazırlığında olduklarını açıkladı.

– Mısır askeri, IŞİD’e biat eden ‘Sina Vilayeti’ adındaki örgüte düzenlediği operasyonlarda 65 militanı öldürdü.

– Ürdün yönetimi ile sorunlar yaşan ‘Ürdün İhvanı’, ülkenin en büyük sendikasındaki seçimlerde çoğunluğu elde etti.

– Rusya ile Sırbistan görüşmesi sonrası Sırbistan Dışişleri Bakanı, “Biz NATO’ya üye olmayacağız, askeri tarafsızlık uyguluyoruz” dedi.

Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic
Sırbistan Dışişleri Bakanı Ivica Dacic

2 Nisan 2016 (CUMARTESİ)

– Almanya, son 15 yılda bine yakın kişiye istihbarat sağlamaları anlaşmasıyla sığınma hakkı verdiği ortaya çıktı.

– Dün geceki Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sınır çatışmasında 12 Azerbaycan askerinin şehit olduğu açıklandı.

– Dünyadaki 21 ila 32 trilyon dolar arasındaki finansal varlık, vergisi düşük veya hiç vergi istemeyen küçük ada ülkelerinde tutuluyor.

– Türkiye sınırında IŞİD ile muhalifler arasında çatışmalar sürüyor. TSK IŞİD’i obüs toplarıyla vurup, mevzilerden ateş altına aldı.

– Irak’taki Anbar ilinin IŞİD ile çatışmalardan dolayı %80’i yıkıldığı için afet bölgesi ilan edildi.

irak-anbar

3 Nisan 2016 (PAZAR)

– İtidal çağrılarına Azerbaycan kulak verdi ve tek taraflı ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Ermenistan’ın da ateşkes ilan etmesi bekleniyor.

– Türkiye-Suriye sınırında Azez’in doğusunda muhalifler IŞİD’den iki köyü geri aldı. Muhaliflere ABD uçaklarını havadan destek verdi.

– Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, 100’ü aşkın Ermeni askeri öldü dedi ve Ermenistan’ın açıklamalarını yalanladı.

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev
Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev

4 Nisan 2016 (PAZARTESİ)

– Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, ‘Ermeni Soykırımını’ inkârı suç saydı. Yani ülke içinde ‘soykırım’ yok diyen ceza alacak.

– İsrail Başbakanı Netanyahu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı görüşmek için davet etti.

– Panama Belgeleri olarak internete sızan kayıtlarda birçok liderin ‘pis işleri’ gün yüzüne çıktı.

– Kremlin Sözcüsü Peskov, “Panama Belgeleri”nin sızdırılmasının asıl sebebinin Putin olduğunu söyledi.

– Nepal depreminden sonra kimsesiz kalan çocukların 20 bin lira karşılığında İngiltere’de ‘modern köle’ yaptırıldığı ortaya çıktı.

– Ermenistan Savunma Bakanlığı’na gelen raporda Karabağ’da Ermeni askerlerin cepheyi terk ettiği belirtiliyor. [BELGE]

– Libya’da asker petrol ihracatına el koydu. Tobruk’ta askeri yetkililer, bundan sonra bizim iznimiz olmadan petrol ihracatı olmayacak dedi.

– İki Türk savaş gemisi, Ukrayna Savunma Bakanlığı’yla işbirliği çerçevesinde Odessa şehrine demir attı.

5 Nisan 2016 (SALI)

– Taliban’daki iktidar çekişmesi, eski Taliban liderinin oğlu ve kardeşinin örgütte önemli konuma getirilmesiyle ortadan kalktı.

– Karabağ Savunma Bakanlığı yani Ermenistan Dağlık Karabağ çatışmaları için ateşkes ilan ettiğini duyurdu.

– Suriye’de SU-22 tipi bir Rus uçağı düşürüldü. Muhalifler sağ olan uçağın pilotununun görüntülerini yayınladı.

– Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’ndan, Prag’da temsilcilik açtığını bildiren YPG’yi tanımıyoruz açıklaması geldi.

– Panama Belgelerindeki iddiaları İngiltere Başbakanı Cameron reddederken, İzlanda Başbakanı istifa etti.

– Suudi Arabistan’ın Başkenti Riyad’da IŞİD suikast sonucu Suudi General Al-Hammadi’yi öldürdü.

– ABD, Rusya’nın İran’a SU-30 savaş uçağı satışını BMGK’da veto edeceğini açıkladı.

– Azerbaycan lideri Aliyev, Rusya Devlet Başkanı Putin’le görüştü.

putin-ve-aliyev

6 Nisan 2016 (ÇARŞAMBA)

– Suudi Arabistan, ABD ve Çin’in ardından 87 milyar dolarla en fazla silah harcaması yapan üçüncü ülke oldu.

– Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, Kuveyt’teki barış görüşmelerine meşru hükümet olarak katılacaklarını açıkladı.

– Ermenistan ordusu ateşkes ihlalinde bulunarak Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan’a büyük çaplı silah ve havan toplarıyla ateş açtı.

– (PYD’nin içinde bulunduğu) Demokratik Suriye Meclisi’nin Eş Başkanı, ”PYD federasyon ilan ettiği için görevimden istifa ediyorum” dedi.

Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı heysem Menna
Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı Heysem Menna

7 Nisan 2016 (PERŞEMBE)

– Ürdün ve İngiltere’nin “Kuzey Fırtınası” adında ortak bir askeri tatbikata başladıkları açıklandı.

– İsrail kendi çıkardığı petrolden daha ucuza sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithal edecek.

– Türkmenistan ordusu, yaptığı askeri tatbikatla Çin’den aldığı HQ-9 füzelerini ilk kez sergiledi.

– Nijeryalı General Rabe Ebubakar, son 3 haftada 800 Boko Haram üyesinin teslim olduğunu açıkladı.

– Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Modi’ye ülkenin en yüksek nişanını verdi.

Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Rodi'ye devlet nişanı verirken
Suudi Arabistan Kralı Selman Hindistan Başbakanı Rodi’ye devlet nişanı verirken

8 Nisan 2016 (CUMA)

– Libya’da IŞİD’in militan sayısı son bir kaç ayda iki kat artarak 6 bini aştığı açıklandı.

– Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Mayıs ayında Türkiye’yi ziyaret edeceğini açıkladı. (1960’dan bu yana ilk olacak.)

– NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’yi basın özgürlüğü ve insan hakları konusunda eleştirdi.

– Irak’ta yeni kabinede Türkmenlere yer verilmedi. Saddam rejiminden sonra kurulan hükümetlerde ilk kez Türkmenler yer almamış olacak.

– Bulgaristan’da yapılan ankete göre, Bulgarların %60’ı mültecileri tehlike olarak görüyor.

– BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, “Dünyadaki şiddetin asıl hedefi Müslümanlar’dır” dedi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon

9 Nisan 2016 (CUMARTESİ)

– Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında Akdeniz’de deniz çevresinin korunması alanında bir anlaşma imzalandı.

– Papa Franciscus, Haziran ayında önce Ermenistan’ı, birkaç ay sonra da Gürcistan ve Azerbaycan’ı ziyaret edecek.

– Birleşmiş Milletlerin Yemen’de ateşkes için hazırladığı planın metni açıklandı. Husiler metni görüşüyor ve yakın zamanda açıklama yapacak.

– Rusya’da yapılan araştırmada Rusların sevmediği ‘düşman ülkeler’ sırasıyla Ukrayna, ABD ve Türkiye oldu.

– 17 Nisan’da Kuveyt’teki görüşmelere ‘iyi niyet göstergesi olarak’, bugün gece Yemen’de ateşkes ilan edilebilir.

– Yemen’de El Kaide birçoğu merkez olmak üzere kontrol ettiği alanları genişletti. [Yemen’de Son Durum]

– ABD IŞİD’le mücadele çerçevesinde Katar’ın El Udeyd hava üssüne B-52 bombardıman uçaklarını konuşlandırdı.

ABD'ye ait B-52 Bombardıman Uçağı ve Bombaları
ABD’ye ait B-52 Bombardıman Uçağı ve Bombaları

10 Nisan 2016 (PAZAR)

– İsrail, “Türkiye’deki vatandaşlarına ülkeden ayrılın” uyarısının temelindeki istihbaratı MİT’ten aldığını bildirdi.

– HDP Milletvekili İmam Taşçıer, ”Öcalan devreye girerse PKK silahsızlanmaya, silah bırakmaya hazır. Kandil ders çıkarmış” dedi.

– ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları Kilis’in karşısında, Kuzey Halep’te Azez’in doğusunda  muhaliflerle çatışan IŞİD mevzilerini bombalıyor. Muhalifler bir çok bölgeyi IŞİD’den geri aldı. [Güncellenen haritalarla Azez’de son durum]

– Ukrayna Başbakanı Arsenyuk canlı yayında istifa kararı aldığını açıkladı.

İstifa eden Ukrayna Başbakanı Arsenyuk
İstifa eden Ukrayna Başbakanı Arsenyuk

11 Nisan 2016 (PAZARTESİ)

– Petrol üreten ülkeler 17 Nisan’da Katar’da petrol üretimini durdurmayı görüşecek ancak, şuana kadar ülkeler rekor seviyede petrol üretti.

– PYD Haseke ve Kamışlı’dan Suriye ordusuna ait asker ve istihbaratın çıkmasını istedi. Rejimin ise ‘bombalarız’ karşılığı verdiği bildirildi.

– İran Kara Kuvvetleri Komutanı, İran Ordusu’nun bu yıl 4 büyük askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

– Kırgızistan Başbakanı Sariyev, yolsuzluk iddialarından aklanmak için istifa ettiğini açıkladı.

– Norveç, ‘süper gemi’ olarak tanımlanan Marjata 4 istihbarat gemisini teslim aldı ve Rus denizaltılarını izleyecek.

– Suriye rejimi, 15 Nisan’da başlayacak olan barış görüşmelerine ‘bu sefer’ ön koşulsuz katılacaklarını açıkladı.

– Türkiye, Almanya’da ZDF kanalında Erdoğan’a hakaret içeren şiiri okuyan kişi hakkında inceleme yapılması için Almanya’ya nota verdi.

– Yemen’de, Birleşmiş Milletler’in yaptığı çağrı ile gece yarısından sonra ateşkes yürürlüğe girdi. Bugün iki tarafta ateşkesi ihlal etti.

– Muhalifler IŞİD’den kazanıp sonra tekrardan IŞİD’e bir çok bölgeyi geri ‘kaptırdı’. [Harita]

– Irak’ta Şii lider Sadr’a bağlı bakanlar, İbadi hükümetinden istifa etti.

Irak'taki Şii Lider Muqtada al-Sadr
Irak’taki Şii Lider Muqtada al-Sadr

12 Nisan 2016 (SALI)

– ABD’de seçim sisteminin değişmesini talep eden ‘Demokrasi Baharı’ hareketi gösterilerinde 400 kişi gözaltına alındı.

– Avrupa Birliği, insan hakları ihlallerinden dolayı İran vatandaşlarına ve şirketlerine yaptırımları bir yıl daha uzatma kararı aldı.

– Lübnan’da El Fetih liderlerinden Fethi Zeydan’a bombalı araçla saldırı düzenlendi. Fethi Zeydan bu suikast sonucu hayatını kaybetti.

– Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, IŞİD’e karşı Rusya’dan silah desteği alabilmek için kapsamlı görüşmeler yaptıklarını açıkladı.

– İslam İşbirliği Teşkilatı’nın İstanbul’daki zirvesine ‘rekor sayı’ 30’dan fazla devlet başkanının katılımı gerçekleşecek.

– İtalya, Libya’daki birlik hükümetine isterlerse silah yasağını kaldırıp destek verebileceklerini bildirdi.

italya-libya-harita

13 Nisan 2016 (ÇARŞAMBA)

– Mali’yi terörle mücadele diyerek işgal eden Fransa’nın üç askeri mayınlı saldırıda öldü. Böylece Mali’de ölen Fransız asker sayısı 15 oldu.

– Rusya, Esad yönetiminin Suriye’nin yeniden inşası ve Suriye’de doğalgaz ve petrol araması için Rusya ile anlaştığını bildirildi.

– BM’den sonra dünyanın en büyük örgütü İslam İşbirliği Teşkilatı, 13. Zirvesini İstanbul’da yapacak.

– Cenevre’deki Suriye görüşmeleri yeniden başladı. BM Temsilcisi Mistura muhaliflerle görüştü.Cuma gününden sonrada rejim heyetiyle görüşecek.

– Fransa Başbakanı, anayasal zorluklar olduğunu ancak başörtüsünün üniversitelerde yasaklanması gerektiğini savundu.

Fransa Başbakanı Manuel Valls
Fransa Başbakanı Manuel Valls

Bir önceki askeri ve diplomatik gelişmelerin arşivi için Diplomatik ve Askeri Gelişmeler [13-22 Mart] adlı yazıyı inceleyebilirsiniz.

Kaynak: stratejikortak.com

Orta Asya’nın Yükselen Gücü: Türkmenistan

Türkmenistan Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasıyla kuruldu. İlk lideri Saparmurat Niyazov. Niyazov 1993’te soyadını “Türkmenbaşı” olarak değiştirdi. Bu yıldan sonrada ülke içerisinde ki otoritesini pekiştirdi. Türkmenbaşı kalp krizinden 2006’da yaşamını kaybetti. Böylece ülkeyi 1991 yılından ölümüne dek yönetmiş oldu.

Türkmenistan Bayrağı
Türkmenistan Bayrağı

Türkmenbaşı’nın ölümünden sonra ise dönemin Sağlık Bakanı Kurbankulu Berdimuhammedov Başkan oldu. Berdimuhammedov 2006 yılından beri görevinin başında.

Türkmenistan Lideri Berdi Muhammedov
Türkmenistan Lideri Berdi Muhammedov

Doğalgaz, Su ve Elektrik Bedava
1991- 2006 yılları arasında Türkmenistan üreten bir ülke haline geldi. Ülkede doğalgaz,su ve elektrik bedava. Ekonomik anlamda ilerlerken; sağlık, askeri ve toplumsal alanlarda da gelişme gösterdi. Yıllarca süren Sovyet baskısından sonra Türkmenbaşı bir ulus bilinci oluşturmaya çalıştı. Geleneklerini korurken, teknolojik anlamda da çağın gerisinde kalmamaya dikkat edildi.

Bununla beraber Türkmenistan oldukça kapalı bir ülke. Öyle ki ülkede Facebook, Twitter ve Youtube yasak. Ayrıca yabancı sivil toplum kuruluşlarının Türkmenistan’da çalışma yapmasına da izin verilmiyor. Bu durum ülke içerisinde karışıklık çıkmasını engellerken, bir yandan da ülkenin dış dünyada ki itibarına gölge düşürüyor.
tukmenistan-nerede
İhracat İthalatın İki Katı
Türkmenistan’ın yükselişi ise ekonomide yaptığı atılımlarda saklı. Türkmenistan dünyanın 4.büyük doğalgaz rezervlerine sahip ülkesi. Türkmen yönetimi özellikle sahip olduğu doğalgaz rezervlerini bugüne kadar zekice kullandı. Bu doğrultuda Rusya’ya, Çin’e ve İran’a doğalgaz boru hatları döşendi. Ve bu ülkelere doğalgaz ihraç edilmeye başlandı. Ülkede ihracat ithalatın iki katı durumunda.
Türkmenistan ekonomisi son olarak 2016 ilk çeyreğinde %6.3 büyüdü. Ekonomik alanda böyle gelişmeler gözlenirken ülke fiziksel anlamda da değişmeye başladı. Özellikle Türk şirketlerinin inşaat sektöründe yaptıkları yatırımlar sonucu şehirler beyaz, yüksek ve modern yapılara sahip olmaya başladı.

Başkent Aşkabat
Başkent Aşkabat

Türkmenistan’ın Yeni Projeleri
Türkmenistan yeni projelerle daha büyük bir kalkınma hedefliyor. Bu kalkınma hedeflerine ise büyük projelerle imza atmayı arzuluyor. Türkmenistan’ın en önemli iki projesi:

1-) TAPI (Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı) Türkmenistan bu boru hattının inşasıyla Pakistan ve Hindistan’a kadar doğalgaz satışı yapmayı amaçlıyor. Pakistan ve Hindistan’ın nüfusunu topladığımızda 1.5 milyar’a yakın bir sayıya ulaşıyoruz. Bu sayıyla da Pakistan ve Hindistan pazarının Türkmenistan için ne kadar önemli olduğunu daha net görebiliyoruz.

Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı
Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan Doğalgaz Boru Hattı

2-) Trans-Hazar Doğalgaz Boru Hattı (Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye)

Bu hat tamamlanırsa Orta Asya ile Türkiye arasında adeta bir köprü olacak. Manevi anlamda yakın olan iki toplum bu sayede maddi anlamda da yakınlaşacak. Türkiye ve Türkmenistan’ın ekonomik çıkarlarının örtüşmesi dış politikada da beraber hareket etmelerini sağlayacak.

Türkmenistan bu boru hattıyla Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’ye doğalgaz ihraç etmeyi hedefliyor. Ancak büyük hedef Avrupa! Türkiye ile Avrupa arasında kurulması planlanan doğalgaz hattıyla hem Türkmenistan hem de Türkiye kazanacak. Enerji alanında Rusya bağımlılığına son vermek isteyen Avrupa içinde bu büyük bir fırsat.

Trans- Hazar Doğalgaz Boru Hattı
Trans- Hazar Doğalgaz Boru Hattı

Türkmenistan’ın Askeri Alanda ki Gelişmeleri
Türkmenistan yıllardır sessiz sedasız gelişiyor. Bunu yapabilmek içinde BM kararıyla kendini “tarafsız ülke” olarak konumlandırmıştı. Ancak daha önce karşılaşmadığı sorunlar önüne çıkmaya başladı. Bu sorunlar ise Türkmen liderini savunma bütçesinde artışa zorluyor.

Yakın geçmişte Berdimuhammedov Türkmen Ordusunun yenilenmesi emrini vermişti. Askeri alanda daha önce Rusya’dan yardım alan Türkmenistan, yakın zamanda Çin’den HQ-9 füzelerini satın aldı. Daha önce Türkiye’de Çin’den füze satın almak istemiş ancak ABD ve Avrupa’nın baskısıyla bu kararından vazgeçmişti. Çin’in Orta Asya’da uzun zamandır hareket alanı aradığı zaten biliniyor. Ancak Türkmenistan’ın bu kadar cesur hareket edeceğini beklenmiyordu. Türkmenistan buna ek olarak yakın zamanda Afganistan sınırının güvenliği için ABD’den de yardım istemişti. Buna göre Berdimuhammedov’un tamamen ülke çıkarına göre hareket ettiği ve büyük güçler arasında bir denge politikası kurmaya çalıştığını görebiliyoruz.

Türkmen Ordusu Geçit Töreninde
Türkmen Ordusu Geçit Töreninde

Türkmenistan’ı Yakın Gelecekte Bekleyen Sorunlar
Bölgede daha önce varlığı olmayan IŞİD Afganistan’da güçlenmeye başladı. Türkmenistan-Afganistan sınırında birçok örgüt ise IŞİD’e biat ettiğini açıkladı. Türkmenistan bilindiği üzere Sünni mezhebine mensup. Bu durumda Orta Asya’dan asker ihtiyacının bir kısmını karşılayan IŞİD için bulunmaz bir nimet. Bunu lehine çevirmek isteyen IŞİD bir süredir 210 km’lik Türkmenistan-Afganistan sınırında Türkmen ordusuyla küçük çapta çatışmalara giriyor. Bu sayede Türkmenistan’da hem nüfuz alanı arıyor, hem de asker ihtiyacını karşılamayı planlıyor.

Bölgesel bir güç olma konusunda ilerleyen Türkmenistan’ın bir diğer sorunu ise nüfusu. Türkmenistan nüfusu 5 milyon civarında. Bu durumda Türkmenistan’ın büyümesi açısından önünü kesen bir diğer etken.

Son olarak Türkmenistan “Asya’nın İsviçresi” olarak anılmaya başlandığı bu dönemde, sahip olduğu yeraltı kaynaklarından ötürü büyük güçlerin çıkar çatışmalarına sahne olacaktır. Bu çıkar çatışmalarını da başlıklar halinde sıralayacak olursak;

1-) Çin’in Orta Asya’da hareket alanı araması ve Türkmenistan’ın yerel kaynaklarına ihtiyacı olması.
2-) Rusya’nın Sovyetler Birliği döneminde ki nüfuz alanını kaybetmek istememesi.
3-) ABD’nin “Rusya ve Çin’i çevreleme” politikasıyla hareket etmesi.
4-) Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar gibi Arap devletlerinin İran’a karşı Türkmenistan’ı etki altına almak istemesi.
5-) Japonya’nın yakın zamanda Türkmenistan’da okul açması ve Türkmenistan’ı Çin’e ‘kaptırmak’ istememesi.
6-) Avrupa ve Türkiye’nin, Rusya’ya olan enerji bağımlılığına çözüm olabileceği düşünülen Türkmen gazına ihtiyacı olması.

Anlayacağınız bu başlıklar, gelecek zamanda Türkmenistan üzerinde oynanacak birçok satranç hamlesini bize önceden gösteriyor.

Tolga Batıbeki

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Sahi, Neden Terör?

Terörizm, uluslararası hukukta bireylerin uluslararası suçlar nedeniyle cezai sorumlulukları alt başlığında nitelikleri, kimler tarafından cezalandırılacağı gibi konular açıkken, terörizmin tanımı hakkında herhangi bir karar birliğine varılamamıştır. Zira ulusların terörizmi farklı açıdan tanımladıkları aşikârdır. Post-modern Avrupa’da özgürlük hareketi olarak tanımlanırken pre-modern ve modern uluslarda sınır güvenliklerine birer tehdit olarak algılanmıştır.

Terörizmin tarihi Hasan Sabbah’a kadar uzandırılsa da özellikle Sovyetlerin dağılışından günümüze kadar önemli birer tehdit olarak ortaya çıkmıştır. Peki, belirtilen dönemde terörizm neden şiddetlendi? Ya da Sovyetlerin dağılışının terörizmin artmasına etkisi nedir?

Terörizm, Ortadoğu, Batı Asya, Kuzey Afrika bölgelerinde ağırlıklı faaliyet göstermektedir. Terör faaliyetlerinin bu bölgelerde gerçekleşmesi tesadüf mü yoksa diğer ulusların ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda mıdır? 2. Dünya savaşı sonrası anılan bölgelerde iki egemen devlet dikkat çekmektir. Biri izolasyon politikasını terk eden ve önceliğinin Sovyet yayılmacılığını engellemek olduğunu belirten ABD diğeri dur durak bilmeyen Sovyetler Birliğidir. Bu iki ulusun, özellikle coğrafyasına bir hayli uzak olan ABD’nin anılan bölgelerde ne işi vardı? ABD tarafından yapılan açıklamalar Sovyet yayılmacılığını engellemek için anılan bölgelerde varlığını sürdürdüğünü göstermektedir. ABD, ‘’Sovyetleri engellemek için’’ anılan bölgelerde stratejik bölgeleri fiili olmasa da ele geçirerek güç dengesi politikasını sürdürmüştür. Fakat Sovyetlerin dağılmasından sonra alınan bölgelerin artık Sovyet tehdidi ile karşı karşıya kalmaması nedeniyle ABD’nin çekilmesi beklenirken, halkın rahatsız olduğu dikta rejimleri ve Taliban gibi ‘’İslami terör örgütleri’’ gündeme oturmuştur. Kendi halkları özgür olduğu için ve anılan bölgelerdeki halkların da tıpkı kendileri gibi özgür olması isteğiyle ABD, yeni misyonunu açıklıyordu.

ABD’nin dillendirmediği diğer bir misyonu ABD’li jeopolitikçi Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisinde bahsettiği Rimland kuşağına sahip olmak ve dağılan Sovyetleri çevreleme politikası olabilir mi? Zira Spykman’a göre dünyanın hâkimi olmak Rimland’a hükmetmek ile doğru orantılıdır. Tanıdığımız ABD için bölge halklarının özgürlüğü yerine Spykman ve Brzezinski’nin görüşleri dâhilinde Rimland bölgesine ve petrol yataklarına yakın olmak istemesi daha akla yatkındır. ABD ‘‘özgürlüğü’’ gelen Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’yi göz önüne getirdiğimizde bu çıkarım uygun düşmektedir.

ABD, dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip Suudi Arabistan ile sıkı ilişkiler kurarak, Irak’ı işgal ederek ve Suriye ve Libya’daki isyanları teşvik ederek petrol yataklarına hâkim olma politikasını  ve Türkiye, Afganistan, Kuzey Avrupa’da etkinliğini arttırarak yeni bir Sovyet tehdidine karşı Rusya’yı çevreleme politikasını gerçekleştirmek istemiştir.

ABD’nin politikalarını sorunsuz gerçekleştirebilmesi için bölgesel bir gücün oluşmaması ve kaos ortamının devam etmesi gerekmektedir. Bunun sonucu olarak Libya, Irak, Suriye, Yemen, Afganistan, Mısır ve Türkiye’de gerek iktidar mücadelelerine gerekse terör faaliyetlerine sıkça rast gelmekteyiz.

Anılan bölgelerde ABD’ye ortaklık yapacak en cazip ülke Türkiye’dir. Bunun sebebi Türkiye’nin dış politikasında Hobbesçu Ortadoğu ile Kantçı Avrupa arasında ikilemde kalması, ayrıca geçmişte Stalin’in ve günümüzde Putin’in politikalarının Türkiye’yi ABD’nin kucağına itmesidir. Bunların yanında, Türkiye, ılımlı İslam politikası sebebiyle Radikal İslamcılara karşı kalkan olarak kullanılmaktadır.

Bölgede ABD’ye karşı yürütülen Rus-İran politikalarına karşı Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan dengeleyici güç unsurudur. Türkiye’nin ve Mısır’ın olası bölgesel güç haline gelmesi, ABD politikalarının sekteye uğraması ve zorlanması demektir. Bunun sonucu olarak, Mısır’da süren iktidar mücadelesi ve çalkantılı siyasal hayatın, Türkiye’de ise yıllardır süren terör faaliyetlerinin ve yanlış ‘‘ithal politikaların’’ devam etmesi, terörizmin, post-modern Avrupa’nın sergilediği şekilde basit bir özgürlük mücadelesinden ziyade etkin ulusların güç, ekonomik ve stratejik çıkar faaliyetlerinden başka bir şey olmadığı açıkça görülmektedir.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR