Yaklaşık 145 milyon nüfusa sahip olan Rusya’da nüfus, başkent Moskova, Batı sınırı ve Japon Denizi ağırlıklı dağılmış. Geriye kalan bölgeler çöl gibi ıssız denebilir.

Yaklaşık 145 milyon nüfusa sahip olan Rusya’da nüfus, başkent Moskova, Batı sınırı ve Japon Denizi ağırlıklı dağılmış. Geriye kalan bölgeler çöl gibi ıssız denebilir.

Ülkelerin nüfuslarına oranlar topraklarında barındırdıkları göçmenlerin oranları dikkat çekici. İlk sıralarda Lüksemburg, İsviçre ve Avusturya yer alırken; Türkiye’de bu oran, resmî rakamlara göre yüzde 3,7.

Kaynak: OECD
Listenin ilk sıraları Rusya, İran, Irak, Almanya, Kazakistan, Ukrayna ve Afganistan şeklinde.

Kaynak: TÜRKSAM

Tarih boyunca İngiltere’nin işgal etmediği 22 ülke veya ülke toprağı var. Bunlar:
Andorra, Belarus, Bolivya, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Guatemala, Ivory Adaları, Kırgızistan, Linçenştayn, Lüksemburg, Mali, Marshall Adaları, Monaco, Moğolistan, Paraguay, Sao Tome ve Principe, İsveç, Tacikistan, Özbekistan, Vatikan
Kaynak: Statista
İsrail’in en köklü gazetelerinden Haaretz’e göre Azerbaycan, İsrail’e “İran’ı gözetlemesi için” ayrı, İran’a olası saldırısı için ayrı “özel hava ve harekat üssü” kurdu. Bu üssün amacı da İran’ın nükleer faaliyetlerindeki ilerlemeye göre değişkenlik gösterebilir.
Daha önce yazmıştım hatırlarsınız. Mossad’ın İran’dan ele geçirdiği nükleer arşiv, Azerbaycan üzerinde İsrail’e kaçırılmıştı. Uçağın güzergahı da Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye’ydi.
İsrail ile Azerbaycan arasındaki iş birliği artıyor, Türkiye’nin İsrail’e bakışı her geçen gün daha da yumuşuyor. Çünkü Ermenistan’a koşulsuz destek vererek Azerbaycan sınırında askeri tatbikat düzenleyen, Suriye ve Irak’ta Şii milislerle kendi hinterlandını genişletip Türkiye’yi alaşağı etmeye çabalayan, en önemlisi de nükleer kapasitesi ile bölge ülkelerini tehdit eden bir İran var. Tahran’ın nükleer faaliyetleri konusunda İsrail’in istihbarat savaşı söz konusu ancak farkında olunmasa da bu Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Nükleer silaha sahip olan bir İran, “bölgesel güç” açısından en çok Türkiye’nin nüfuzunu etkiliyor. Hindistan-Pakistan rekabetinde Hindistan’ın nükleer silaha ulaşmasından sonra Pakistan’ın varını yoğunu ortaya döküp nükleer silaha ulaşması gibi. Taraflardan biri nükleer silaha ulaşırsa güç yarışında öne geçer.
Bizim anlamadığımız konu bu. Sanki İran’ın nükleere ulaşması sadece İsrail’in sorunu gibi büyük bir yanılgı söz konusu. Türkiye’nin rekabet ettiği ülkeler Yunanistan veya Ermenistan değil. Bunlar suni gündemler. Asıl rekabet İran’la.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre İran’da şu an yüzde 83,7 oranında zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları var. İran’ın atom bombası üretmesi için uranyumu yüzde 90 ve üzeri zenginleştirmesi gerekiyor. Uzmanlar 2-3 yıl içerisinde bu oranın yüzde 90 üzerine çıkabileceğini ve böylece İran’ın artık nükleer silaha sahip olan ülkeler statüsünde görülebileceğini söylüyor. Avrupa ile İran’ın nükleer anlaşmasında, İran’a izin verilen zenginleştirme oranı 3,67’ydi, gerisini siz düşünün.
(7 Mart 2023)
İngiltere’de haftalardır gündemi meşgul eden bir konu var. O da yeni mülteci yasası. Muhafazakar lider Boris Johnson’ın masaya getirdiği, sonrasındaki iki lidere rağmen değişmeyen, hükümetin çakı gibi dimdik durduğu yasa. Nasıl ki Türkiye’ye doğu sınırından gelen Afgan, Pakistanlı ve İranlı varsa, İngiltere’ye de karadan gelemeyecekleri için denizden muazzam bir mülteci akını var. Öyle bir akın ki bu 2018’de yasa dışı yollardan ülkeye girenlerin sayısı 300 kişi iken bu sayı 2022’de 45 binin üzerine çıktı. Hükümet “ne yaptıysak durmuyor, biz de bu yasayı çıkardık” diyor. Peki yasada neler var?
Öncelikle yasa dışı şekilde giriş yapanlara 4 yıl hapis cezası verilebilecek. Kaçak girerken inceleme olmadan sınır dışı edilecek. AB’nin Türkiye’ye yaptığı gibi İngiltere de Ruanda ile anlaştı ve yakalanan kişiler buraya gönderilecek. Yasa tasarısı, bu mültecileri yakalayan güvenlik güçlerini de cezai işlemlerden muaf tutacak. Bu da kararlılığın bir göstergesi.
Daha bitmedi…
İngiltere’ye girerken yakalandıysan bir daha İngiltere’ye resmi yollarla giremeyeceksin ve vatandaşlık talebinde bulunamayacaksın. Belki de en radikali; sonradan vatandaşlık alan 6 milyon mültecinin “ulusal tehdit oluşturursa” kendilerine haber verilmeden vatandaşlıktan çıkarılabilecek olması.
İngiltere’nin Hint kökenli Başbakanı Rishi Sunak, “Söyleyebileceğim yalnızca bir şey var. O da, her yolu denedik ve işe yaramadı. Şu an harekete geçmezsek sayılar daha da artar. Son iki yılda 4 kat arttı. Sistemimiz tıkanır.” diyor. Göçmenlik sisteminin maliyeti ise en iyi tabloda yıllık 68 milyar lira.

İngiltere’de insan hakları savunucuları baya kriz çıkarıyor ama hükümet AIHM ve BM kararlarını bile dinlemeyecek. 80 bin kişinin getirmiş olduğu kriz bu. Denge ve sistemi bozacağı için adım atılıyor ama kimse Hint kökenli Başbakan Sunak’a “ırkçı” demiyor. Çünkü radikal sorunlarla radikal kanunlarla mücadele edilir.
Peki 10 milyon kişinin demografiyi yerle bir ettiği, gelecekteki büyük tehlike konusunda Türkiye neden hiçbir adım atmıyor? Gerçekten anlayamıyorum ve ülkem adına üzülüyorum.
(11 Mart 2023)
2019’da Ömer Beşir’in 30 yıllık iktidarı askeri darbe sonrası yıkıldı ve Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el Burhan Egemenlik Konseyi Başkanı oldu. Yardımcısı ise Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Dagalu. İşte film burada kopuyor. Darbeyi Burhan yaptı ama Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Dagalu kimdi?
HDK önceleri Cancavid Milisleri olarak bilinirdi. Devrik lider Beşir’e destek veriyor, gösterilerin bastırılmasında öncü rol oynuyordu. Bölgenin yerlisi ve çoğunluğu Arap kökenli Cancavid milislerinin zamanla devlet kontrolüne alınması için adı “Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK)” olarak değiştirildi. Orduya değil, 2014’te doğrudan Sudan istihbarat teşkilatına entegre edilerek resmiyet kazandı. Beşir korkuyordu ama çoktan kendi paralel ordusunu oluşturmuştu. Bu kişiler askeri disiplinden uzak, biraz daha rahat ve korkusuzdu. Kanundan uzak, hesap verilebilirliği az. Ama sayıları 100 bin civarında ve 10 bin silahlı araca sahiplerdi. 200 bin asker ile Afrika’daki en güçlü 10 ordu arasında yer alan Sudan ordusunu düşününce, farkı daha iyi görebilirsiniz.
2016 sonrası altın, demir ve çelik madenlerine hakim olan HDK durdurulamıyordu. Çok geçmedi, 2017’de orduya dahil edildi ama 2019’da darbe ile tekrar yarı-bağımsız oldu. 2019’daki gösterilerde Beşir’i sattı ve Sudan ordusu ile kol kola Beşir’i devirdi. Böylece devlet başkanı yardımcısı oldu. Darbeyi yapan Burhan da Beşir gibi gerçekleri gördü ve HDK’nin orduya entegre edilmesini istedi. Ancak eskiden deve tüccarı olan HDK lideri Dagalu buna karşı çıktı.
Evet, Sudan’da HDK ve ordu arasındaki çatışmaların nedeni bu. Peki Türkiye bu işin neresinde?

Bu çatışmada doğrudan bir taraf olmayan uluslararası sistem gibi Türkiye de sadece sükunet öneriyor. Ancak Sudan eski istihbarat başkanına göre; Libya’daki Hafter güçlerinin Sudan’da HDK’ya destek için hazırladığını ancak Türk istihbaratının bunu haber aldıktan sonra herhangi bir hareket olması halinde Hafter’i vurmakla tehdit ettiğini ve Hafter’in geri adım attığını söyledi. Çünkü Sudan’daki istikrarsızlık, Türkiye’nin etkinlik göstereceği Sevakin Adası’nı fazlasıyla etkileyecek.
Koridor ile Azerbaycan ana karası, Türkiye ile sınır olan Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan ile birleşecek. Bizlerin tabiriyle bu hat bir “koridor”, Ermenistan’a göre ise sadece bir yol. Zaten sorun da burada başlıyor. Ama sorunun en temeline, 2020’de Karabağ Savaşı sonrası yapılan ateşkes anlaşmasındaki maddeye değinip, koridordaki son durumu yazayım.
2020’deki ateşkes anlaşmasının 9. maddesinde, “Bölgedeki tüm ekonomi ve ulaşım bağlantıları açılacaktır. Ermenistan, Azerbayca’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasındaki ulaşım bağlantılarının güvenliğini garanti eder ve yeni ulaşım bağlantılarının inşası gerçekleştirilecektir” ifadesi geçer. Ayrıca maddede “bu hattaki ulaşım kontrolü, Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi Sınır Muhafıza Servisi’ndedir” der.
Ermenistan diyor ki burada “koridor” ifadesi geçmez, bu hat Ermenistan toprağı olarak kalacaktır. Eylül ayında konuyla ilgili konuşan Paşinyan, “Azerbaycan bir koridordan bahsediyor. Ancak şunu net olarak söylemek isterim ki hiç kimseye Ermeni toprakları içinden bir koridora vermeyeceğiz. Ancak bir yol önereceğiz.” dedi. Azerbaycan lideri Aliyev ise “Ermenistan istese de istemese de Zengezur koridorunu hayata geçireceğiz. Eğer Ermenistan isterse bu konuyu daha kolay çözeceğiz, istemezse zorla çözeceğiz.” ifadesini kullandı.
Şimdi olayı şöyle özetleyeyim. Anlaşmaya göre Zengezur Koridoru, aslında sadece otoyol ve demiryolu için yapılan, güvenliği Rusya’da olan bir hat. Ancak burası sadece Azerbaycan topraklarını birbirine bağlanmakla kalmıyor; aynı zamanda Türkiye ile Bakü’yü ve Türk dünyası ile Türkiye- Avrupa’yı bağlıyor. Hafife alınacak bir yol olmadığı gibi İran’ı da korkutuyor. Çünkü bu yol, İran-Ermenistan sınır hattında. İrn, topraklarındaki 30 milyondan fazla Türk’ün milliyetçiliğinin kabarmasını ve güç dengesinin Azerbaycan lehine olmasını istemiyor.
Şu anda Zengezur Koridoru’ndaki otoyolun yüzde 75’e yakını hazır. Ermenistan’daki demiryolunun mülkiyeti Rusya’ya ait olduğu için demiryolu için de Rusya ile görüşülüyor. Bu hat er ya da geç açılacak ama akıbeti ve hukuki yapısı hâlâ muamma.
13 Mart 2023
Doların hegemonyasını yıkmak için harekete geçildi…
Dünyada birçok ürün veya hizmetin değeri dolar üzerinden fiyatlanıyor. Bu nedenle ülkeler dolar rezervleri tutarak Amerikan tahvilleri alıyor. Kurulan sistemde doların rezerv para işlevi görmesi, ABD’nin ambargo uygulamasını da kolay hale getiriyor. 1944’ten sonra altın karşılığı basılan küresel rezerv para birimi olan dolar, 1971’den bu yana karşılıksız basılan kağıt parçası haline gelmişti.
2008’deki kriz sonrası dünya, bir kez daha tek kutuplu sistemindeki dolar hegemonyasının dezavantajı nedeniyle atağa kalktı ama bu iş çok ağır ilerledi. Ancak artan Amerikan ambargoları ve son Ukrayna-Rusya savaşı sonrası birçok şey değişti. Özellikle son bir yılda olanları şöyle yazayım.
İlk kez Çin Yuan’ı Rusya’da ABD dolarını geride bıraktı. Savaştan dolayı demeyin çünkü İsrail bile ilk kez döviz rezervlerine Çin Yuanı’nı dahil etti. Yetmedi, Fransa ile Çin arasında Yuan ile ilk ticaret gerçekleşti. Dünyanın en büyük 6. ekonomisi Hindistan, 18 ülke ile Hint Rupisi ile ticaret yapma kararı aldı. Dünyanın en değerli şirketine (ARAMCO) sahip olan Suudi Arabistan, dolara karşı yerel paralarla petrol satışının önünü açtı. “Dolara ihtiyacımız yok” diyen bir Malezya ortaya çıktı ve Güneydoğu Asya Ülkeler Birliği (ASEAN) yerel para birimleriyle ticarete geçmeye planladıklarını bildirdi.
Türkiye’nin özellikle Rusya ve Çin ile yerel para birimleri ile ticaret yapmak istemesi de böyle okunmalı. Dünya değişiyor.
Bu gelişmeleri mikro olarak görüyorsanız, şimdi de kafamızı kaldırıp geniş resme bakalım. Dolar, dünya rezervlerindeki stoğuyla 27 yılın en düşük seviyesine geriledi. Kadrajı daha da genişletince görüneni söyleyeyim. Asya, Latin Amerika ve Afrika kıtalarının toplam ekonomik büyüklüğü Kuzey Amerika ve Avrupa’yı geçerken; Doğu’nun BRICS ülkelerinin ekonomisi ilk kez Batı’nın G7’sinin ekonomik büyüklüğünü geride bıraktı.
“Yeni Dünya Düzeni” serisinin ilk yazısı: “Putin ve Cinping’in “Yeni Dünya Düzeni”

Şu anda dünyanın en değerli ve en çok kâr açıklayan şirketi olan Suudi Arabistan’ın devlet petrol şirketi ARAMCO, varil petrolü çıkarma maliyeti 7,5 dolar gibi düşük bir rakam olan adeta “para makinesi”. Dünyadaki her sekiz petrol varilinin birinden sorumlu. Yıllardır dünyanın en değerli şirketi oluyor ve geçen yıl 161 milyar dolar ile rekor kar artışı elde etti. Dünyada şu ana kadar bir yılda petrol satışından en fazla gelir sağlayan şirket konumunda. Büyüklüğünü şöyle anlatayım. Kendisine en yakın büyük petrol şirketi ExxonMobil’in kârının neredeyse üç katını yaptı. Peki bu Suudi şirketi hakkında ne bilmiyorsunuz? Hemen yazayım.
Amerikan Başkanı Roosevelt, ilk olarak 1932’de Bahreyn’e Amerikan petrol şirketi Standart Oil şirketini göndermişti. Burada petrol bulunması Roosevelt’i heyecanlandırmış ve rotayı Suudi Arabistan’a çevirmişti. 1933’te Kral Abdülaziz İbn-i el-Suud ve ABD Başkanı Roosevelt’in anlaşmasıyla Suudi topraklarındaki petrol hakları ABD’ye geçti. Suudiler Amerikan teknolojisi karşısında, “Siz bulun, çıkarın ve satın. Bize kâr verin” diyordu. California-Arabian Standard Oil (CASOC) adıyla kurulan ilk şirket, ilk petrolü (düşük rezerv de olsa) 1938’de buldu ama devamının geleceği belliydi. 1948 yılında şirketin hissedarları artırıldı ve artık 4 Amerikan şirketi tüm petrole hakimdi. Aylar sonra da ne tesadüftür ki dünyanın en büyük petrol sahası Gavar keşfedildi. ARAMCO; artık günde yarım milyon varil petrol çıkaran dev bir şirketti. Elde edilen kârlarla şirketten hisseler alan Suudi hükümeti, 1980 yılında şirketin tüm hisselerini alarak ARAMCO’yu Amerikan izlerinden sildi… mi acaba?
Konuyla ilgili birçok iddia var. Resmiyette Amerikalıların olmayan şirketin Amerikan himayesinde ilerlediği, hatta şirketteki üst düzey ve orta sınıf Amerikan yetkililerin Suudi Arabistan’ta “Camp” adındaki yerleşim birimlerinde yaşadığı belirtiliyor. Bu yerleşimler gece kulüplerinden oyun salonlarına kadar tıpkı “Küçük ABD” gibi bir yapıda ve güvenliği bile tamamen Amerikan kontrolünde. Bir sonraki yazıda bu bölgeyi de yazacağım. Takipte kalın: @baydno
Özellikle büyük gemilerde her şey not olarak tutulur. Bu notlar da seyir jurnali denen deftere kaydedilir. Yani rüzgarın ve denizin durumundan tutun da saat kaçta nerede olunduğuna, havanın sıcaklığından görüş mesafesine kadar…
Ayrıca geminin sığ sulardan veya önemli su yollarından geçişleri de neredeyse anbean jurnal defterine yazılır. Dünyanın herhangi bir boğazından giren bir gemi, giriş saatini de çıkışını da yazar. Mesela Cebelitarık Boğazı’ndan geçen bir gemi deftere “03.00 Cebelitarık’a girildi.”, “07.00 Cebelitarık geçildi.” şeklinde not düşer. Ancak bir Türk gemisi Çanakkale Boğazı’ndaki seyrini tamamladığında jurnale “09:00 Çanakkale çıkıldı.” yazar ya da “15:00 Şehitler Abidesi 2 milden selamlandı.” şeklinde not düşer, “geçmez”. Türk ticari gemileri düdükle selamlar, askeri gemiler ise bayrakla selam verir. Bu tabi ki yabancı gemilerde olmaz ama Türk gemileri için yazılı olmayan kural, atalarımıza saygı göstergesidir. Çünkü…

Topraklarının neredeyse her yanı düşman saldırısı altında olan Osmanlı, Çanakkale Cephesi’nin kontrolünü 1’inci Ordu’ya emanet etmiş, 3’üncü Kolordu ve birliklerinin koruması altında cephedeki direnişi sürdürüyordu.
Savaşın seyri Osmanlı aleyhine devam ederken düşman kuvvetlerinin 18 Mart’taki büyük saldırısı öncesi Nusret mayın gemisinin ‘hediye mayınları’ ile karşılaşan düşman kuvvetleri, bir bir Çanakkale’nin serin sularına gömülüyordu. Çanakkale’yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri bu sefer de karadan direnişi kırmaya çalıştı ancak öyle bir direnişti ki, Türk ordusunun gözü karalığı tarihe geçecek boyuttaydı. Öyle de oldu.
“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ” şuuru ‘hasta adam’a şifa olurken, yeni Türk devletinin de ortak bilincini oluşturmuştu. Denizde ve karadaki zaferler “güneş batmayan imparatorluğun” güneşini batırıp “ÇANAKKALE’NİN GEÇİLMEZ” olduğunu monşerlere gösterdi ve yeni Türk devletinin ışığı oldu.
18 Mart 2023