IŞİD’in Kontrol Ettiği Bölgelerin Öncesi ve Sonrası

Suriye’de ki iç savaşta milyonlarca insan yerinden oldu, yüz binlercesi öldü ve ülke harabeye döndü.

Çeşitli silahlı grupların olduğu Suriye’de son iki yıldır da IŞİD faaliyette. IŞİD, Irak ve Suriye topraklarında ilan ettiği ‘devlet’ için ‘kalıcı ol ve genişle’ sloganını kullanıyor. Yayılmaya çalıştığı ya da etkisi altına almak istediği alanlarda da, etnik ve mezhebi ayrımları körükleme taktiği izliyor. IŞİD’in yaptığı katliamları ve infazları duyduk ve gördük. Peki IŞİD’in kontrol ettiği bölgelerin öncesi ve sonrasını gördünüz mü?

1.) Temple of Bel 

Önce:

Temple of Bel

Sonra:

Temple of Bel

2.) Temple of Baal Shamin

Önce:

Temple of Baal Shamin

Sonra:

Temple of Baal Shamin

3.) Irak Ramadi Olimpiyat Stadyumu 

Önce:

Ramadi Olimpiyat Stadyumu

 Sonra:

Ramadi Olimpiyat Stadyumu

4.) Halep

Önce: 

halep

Sonra:

halep sonra

5.) Kobani

Önce:

Kobani önce

Sonra:

kobani sonra

6.) Deyr ez Zor

Önce:

Deyr ez Zor önce

Sonra:

Deyr ez Zor sonra

7.) Humus

Önce:

Humus önce

 Sonra:

Humus sonra

Kaynak: indiatime – stratejikortak.com

Korkunun Hüküm Sürdüğü En Tehlikeli 10 Şehir

2

Meksika’da bağımsız bir araştıma kuruluşu dünyanın en tehlikeli kentlerini belirledi. Tehlikenin boyutları için çeşitli kıstaslar belirlerken, en önemli kıstas cinayet sayıları oldu.

1.) Caracas – Venezuela 
100 bin kişi başına düşen 120 cinayetle Venezuela’nın başkenti Caracas dünyanın en tehlikeli kenti unvanını aldı. Meksika’daki bağımsız araştırma kuruluşu “Kamu Güvenliği ve Ceza Hukuku Vatandaşlar Konseyi”nin raporunda dünyanın en tehlikeli 50 kentinin yarısından fazlasının Güney Amerika’da olduğu vurgulandı. Raporda, savaş bölgeleri dikkate alınmadı.

caracas

2.) San Pedro – Honduras
Dünyanın en tehlikeli 10 kenti sıralamasının ikinci sırasında Honduras’taki San Pedro kenti yer alıyor. San Pedro’da 100 bin kişi başına düşen cinayet sayısı 111.

san pedro

3.) San Salvador – El Salvador
Dünyanın en tehlikeli üçüncü kenti ise Orta Amerika’dan. El Savador’un başkenti San Salvador’da cinayet oranı yüz binde 108,54.

san salvador

4.) Acapulco – Meksika
Yaklaşık 638 bin nüfuslu Acapulco dünyanın en tehlikeli kentleri sıralamasında dördüncü sırada. Acapulco’da yüz bin kişi başına 104,73 cinayet işeniyor.

acapulco

5.) Maturin – Venezuela
Beşinci sırada ise yine bir Güney Amerika kenti var. Venezuela’nın Maturin kenti dünyanın en tehlikeli kentleri sıralamasında beşinci sırada. Kentte yüz bin kişi başına 86,45 cinayet işleniyor.

maturin

6.) Distrito Central – Honduras
Dünyanın en tehlikeli 10 kenti listesinin altıncı sırasında Honduras’tan bir kent yer alıyor. Bir Orta Amerika ülkesi olan Honduras’ın Distrito Central kentinde 100 bin kişi başına 73,51 cinayet işleniyor.

Distrito Central

7.) Valencia – Venezuela
Venezuela’nın üçüncü büyük kenti olan Valencia da dünyanın en tehlikeli kentleri arasında. Listenin yedinci sırasında yer alan kentte 100 bin kişi başına 72,31 cinayet vakasına rastlanıyor.

venezuela valencia

8.) Palmira – Kolombiya
Kolombiya’nın Palmira kenti de listedeki kentlerden. Sekizinci sırada yer alan kentte yüz bin kişi başına işlenen cinayet sayısı 70,88.

palmira

9.) Cape Town- Güney Afrika
Güney Afrika’nın üç büyük kentinden biri olan Cape Town, listenin dokuzuncu sırasında. Nüfusu yaklaşık 3,5 milyon olan kentte yüz bin kişi başına 65,53 cinayet işleniyor.

güney afrika cape town

10.) Cali – Kolombiya
Dünyanın en tehikeli 10 kenti sıralamasında sonuncu kent de yine Kolombiya’dan. Nüfusa göre ülkenin en büyük ikinci kenti olan Cali’de 100 bin kişi başına 64,27 cinayet vakasına rastlanıyor.

cali kolombiya

Rusya Suriye’de: Rusya’da ki Gizlilik, Rus Kayıpları ve Rejim Kazanımları

0

30 Eylül 2015’den beri Suriye’de olan Rusya, hava bombalamalarıyla Suriye’deki rejim ordusuna ve milislerine alan açmakta. Hava ile birlikte kara kuvvetleri olarak da Esad’a destek verdiği bilinen Rusya’nın ölen asker veya teçhizat kaybı konusunda bir bilgiye sahip olmak çok zor.

Bunun ise bazı nedenleri var. Rusya’da 2015 yılı Mayıs ayına kadar savaş zamanı hayatını kaybeden askerlerin ölüm nedenleri devlet sırrı olarak kabul ediliyordu. Yani nasıl öldü, kaç asker öldü vb. bilgilerin verilmesi yasaktı. Bu nedenle Rusya’da hayatını kaybeden askerlere ilişkin özel bilgilere dayanılarak haber de yapılamıyor. Geçtiğimiz sene (28 Mayıs 2015’de) askerler hakkındaki gizlilik daha da sertleşti. Vladimir Putin tarafından imzalanan yasa gereği, barış zamanında ve özel operasyonlarda hayatını kaybeden askerlerin ölüm nedenleri devlet sırrı olarak kabul edilecek. Rusya’da ki bu kısıtlamalar, Rus askerlerinin Suriye’de ki zaiyatı hakkında bilgi almayı da kısıtlıyor.
suriye halkı
Rus saldırılarının başlamasından sonra Suriye’de ne değişti?
11 Ocak tarihli araştırmaya göre, muhalifler Halep’in güneyinde kayıplar yaşadı. Yani rejim bu bölgelerde ilerledi. Ama halen vilayetin yarısından fazlası muhaliflerin elinde. Geçen sene İdlib vilayetinin tamamını ele geçiren muhalifler, bu vilayette ki kazanımlarını Rus saldırısına rağmen korudu. Rejim güçleri, Hama ve Humus’ta da ilerleme kaydedemezken, rejim güçleri yoğun bombardımana rağmen Şam’ın Doğu Guta bölgesinde büyük kazanımlar elde edemedi. (Harita en aşağıda)

rus askeri suriyede

Rusya’nın Suriye’de yaklaşık 4 aydır süren hava saldırılarına rağmen rejim, sadece yüzde 1,3’lik toprak kazanımı elde edebildi. Bu ilerlemeleri de Türkiye gündeminde çokça yer edinen Lazkiye’nin Türkmendağı bölgesinde yaşadı. Rus saldırılarının olduğu tarihler arasında rejim güçleri Hama’da Atşan ve Kefer Nabude köyü ile stratejik Morik beldesini de rejimden aldı.

Rusya sonrası esad rejiminin toprak kazanımları

4 ayda Suriye’de ne kadar Rus askeri öldü?
Esad rejime yakın kaynaklara göre Rusya’nın 30 Eylül 2015’ten bu yana Suriye’deki çatışma ve saldırılarında 109 askeri öldü. Doğruluğunu teyit ettirmenin imkansız olduğu bu haberde, kaynaklar Rus askerlerinin cephe hatlarında, özel birlik operasyonlarında ve timlerin sevkedildiği helikopterlerin düşürülmesi sonucu öldüğünü belirtiyor.

suriye son durum haritası

Kaynak: Londra merkezli IHS Jane araştırma merkezi / AA

Rusya Suriye’de Son 20 Günde Kime Saldırdı?

Rusya, Eylül 2015 itibariyle Suriye’de -IŞİD’e karşı- hava saldırılarına başladı. Başladığı günden itibaren dünya tarafından bu konuda eleştirilen Rus Hava Kuvvetleri nereyi bombalıyor, merak konusu. IŞİD’e karşı operasyonlar düzenleyeceğiz diye Suriye’ye müdahalede bulunan Rusya, daha çok muhalif alanlara saldırılarda bulunuyor.

İlk günden bugüne bu konuda eleştirilerin odağı haline gelen Rusya’nın hava saldılarını ISW mercek altına aldı. Düzenli olarak Rus uçaklarının hava saldırılarını raporlayıp dünyaya servis ediyorlar. Bu raporlamanın ise son 20 gününü burada paylaşmak istiyorum.

08-14 Ocak 2016 Rusya Hava Saldırıları

Rusya'nın Suriye'deki Hava Saldırıları

12-19 Ocak 2016 Rusya Hava Saldırıları

Rusya'nın Suriye'deki Hava Saldırıları

15-22 Ocak Rusya Hava Saldırıları

Rusya'nın Suriye'deki Hava Saldırıları

20-25 Ocak 2016 Rusya Hava Saldırıları

Rusya'nın Suriye'deki Hava Saldırıları

‘İran Şahlanırken, İsrail ve Türkiye Dışlanıyor!’

(Prof. Dr. BERİL DEDEOĞLU’nun ‘İsrail’in İran Karşıtlığı’ adlı yazısı) 

 İsrail’den gelen açıklamalardan biri, Adalet Bakanı Ayelet Şaked’e ait ve özetle Türkiye ile İran arasında bir Kürdistan devletinin kurulmasına İsrail’in olumlu yaklaştığı, hatta desteklendiği ifade ediliyor. Diğer açıklamanın sahibi ise Savunma Bakanı Moşe Yaalon; o da DAEŞ’in İran’a tercih edileceğini belirterek İsrail açısından en büyük düşmanın İran olduğu bildiriliyor.

ruhani

Bu görüşler, İsrail Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde yapılan bir konferansta dile getirildiğine göre, öylesine ifade edilmiş sözler olarak değerlendirilemez. Ayrıca, iki farklı bakanın iki farklı konu gibi ele aldığı Kürdistan ve İran başlıkları, tamamen birbiriyle ilintili meseleler.

İran, İsrail’in baş düşmanı ise, İsrail’in desteklediği bir Kürdistan’ın bu ülke sınırında yeni bir devlet olarak ortaya çıkması, İsrail’in İran sınırına yaklaşmasını kolaylaştırır. Bu, aynı zamanda İran’ın hem stratejik olarak sınırlanmasına hizmet eder, hem “enerji” konusunda yeni bir oyuncunun sisteme girmesine yol açar. Enerjide yeni ve bağımsız bir oyuncu sisteme girince, İran’ın desteklediği Bağdat rejimi zayıflayabileceği gibi Rusya’nın enerji konusundaki tahakkümünden kaçmak isteyen ülkelere de bir seçenek sunulmuş olur. Dolayısıyla dile getirilen iki konu, İsrail açısından tutarlı gözüküyor.

İran’ın güçlenme senaryosu
İsrail açısından İran’ın neden en büyük düşman olduğu, bu iki ülkenin doğrudan neyi paylaşamadıkları pek açık olmasa da ortada ilan edilen bir baş düşman varsa, öngörülerin bunun üzerine inşa edilmesi gerekiyor.

İsrail, İran’a uygulanan ambargoların kaldırılmasıyla ekonomik olarak rahatlayacağını, güçleneceğini ve kazandığı parayı da silaha ve “alan genişletme” faaliyetlerine yatıracağını ileri sürüyor. BAE, Kuveyt ve Suudi Arabistan’ın da benzer bir kaygı içinde olduğunu ima eden İsrail, aslında bu çıkışıyla ABD’ye bir şeyler söylemeye çalışıyor.

Denilen şu: ABD, ısrarla İran’ın sisteme çekilmesine çabalıyor ve bu yolla İran-Rusya yakınlığını gevşeteceğini hesaplıyor.

Oysa, İran’ı sisteme çeken ABD olmayacak, Rusya’nın izin verdiği ölçüde bazı Avrupa ülkeleri olacak. Avrupa, “radikal İslami” örgütlerle mücadelede İran’a güvendiği gibi piyasalarına, enerji olanaklarına da ihtiyaç duyuyor. Hatta İran’ın daha da güçlenmesi halinde Suriye krizinin sonlanmasında daha büyük rol üstlenebileceğini, bu yolla göç baskısının azalacağını hesaplıyor.

İran’ın göçün durdurulmasına yol açacak Suriye politikaları etkili olursa, konuyu Türkiye ile görüşmeye de gerek kalmayacak, Türkiye-AB ilişkilerini konu etmeye de.

israil iran ilişkileri

Diğerlerinin geleceği
Kısacası İsrail ABD’ye yanlış yaptığını, Avrupa’nın Türkiye’yi by-pass ederek Ortadoğu açılımını İran ile yapacağını ve bunun da Rusya’yı asla zayıflatmayacağını söylüyor.

Bu koşulların İsrail’i Filistin konusunda radikal adımlar atmaya zorladığına da kuşku yok. Bundan rahatsız olan İsrail, Filistin devletine karşı çıkıp Kürdistan devletinin kurulmasını savunarak epeyce çelişkili bir pozisyonda kalıyor.

Ancak tüm çelişkilere rağmen, İsrail kendisinin doğrudan, Türkiye’nin ise dolaylı olarak “batı” tarafından ötelendiğine işaret ediyor.

Açıklamalardan görülemiyor ama belki İsrail kurulacak Kürdistan’ı Barzani yönetiminde düşünüyor ve Türkiye ile bu ülkenin çok yakın bir ortaklık kurmasıyla İran önünde bir güç dengesi oluşturulabileceğini tasarlıyordur.

İran’ın güçlenme senaryosu, İsrail’den çok Türkiye’yi ilgilendiriyor. Dolayısıyla bu tür açıklamaların Türkiye’nin kendi lehine farklı senaryolar hazırlamasında dikkate alınmasında yarar bulunuyor.

Osmanlı Döneminden Yeni Fotoğraflar

2

Osmanlı dönemine dair medya arşivi konusunda çok eksiğiz. Osmanlı dönemine ait fotoğrafların çoğu yurt dışı kaynaklı elimize ulaşıyor. İngiliz, Alman, İtalyan, Rus ve diğer Avrupalı ülkelerden…

Son olarak da ABD Osmanlı dönemine ait kendi arşivlerini yayınladı. Bu arşivlerde Osmanlı askerlerinden, Osmanlı’da ki gündelik yaşantıya kadar bir çok fotoğraf var. Bu fotoğrafları görünce Osmanlı dönemine dair gözümüzde bazı şeyler canlanacaktır. Tarih gezintisi diye başlığı süslesek de yeridir.

Osmanlı askerleri..
Kalabalık Osmanlı askerleri..
Yıldız Sarayı, İstanbul
Osmanlı döneminde sandallar..
Osmanlı döneminde paşalardan biri..
Osmanlı döneminde İngiliz askerleri
İstanbul boğazı…
Osmanlı paşalarından biri..
Osmanlı’da gündelik hayat..
İstanbul Boğazı..
İstanbul Boğazı’nda bir gemi..
İstanbul Boğazı’nda gemiler..
İngiliz askerleri İstanbul’da..
Osmanlı askerleri, Çanakkale’de..
Osmanlı askerleri cephede, Çanakkale..
Osmanlı askerleri..
Bir Osmanlı kadını..
Osmanlı topçuları..
Osmanlı gündelik hayatından bir kare..
Boğazda gemiler..
Osmanlı dönemi İstanbul manzarası..
Osmanlı’da halk..
Osmanlı askerleri cephede hazırlanırken..
Gemiler boğazda..
Osmanlı’da çocuklar..
Osmanlı askerleri..

Kaynak: stratejikortak.com

Ortadoğu’da Etnik Gruplar Haritası

Ortadoğu bölgesinin tarihine bakıldığında, bu toprakların çok stratejik ve verimli olmaları dolayısıyla pek çok medeniyetin beşiği olduğunu görürüz. Köklü medeniyetler, ‘ilkler’ bu coğrafyalarda yeşermiş ve her medeniyet kendi kültüründen parçalar bırakarak bir Ortadoğu mozaiğinin oluşmasına vesile olmuştur. Ortadoğu denen bu bölge çatışma ve savaşlarla anılsa da, üç büyük ilahi dinin doğduğu yer olması sebebiyle dinsel önemi çok büyüktür. Bölgede dört temel etnik gruptan bahsedilebilir. Türk, Arap, Fars, Kürt…

Haritayı incelediğimizde sarı alan ile gösterilen bölgelerin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ki ‘Arap’ nüfusu gösterdiğini, Kürtlerin Türkiye-Irak merkezli Suriye ve İran’da yaşadığı, Türklerin ve Türkmenlerin ise Türkiye-İran merkezinde bölgeye dağıldığı, Farsların ise İran’da yaşadığı görülmektedir. Harita da en dikkat çeken unsur ise Afganistan’ın tam bir etnik mozaik halinde olmasıdır.

 

Cenevre Görüşmelerini Etkileyen 9 Başlık

0

Cenevre Görüşmeleri öncesi Suriye’de ve bölgede bazı gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler Suriye’de taraf olan ülkelerle ilgili. Bu ülkeleri ilgilendiren ve Suriyeli milyonların kaderini de belirliyor aynı zamanda. Düşünün, Rusya Suriye’ye müdahalede bulunmasaydı, Suudi Arabistan Yemen’e girmeseydi veya PYD bu denli ilerlemeseydi, Suriye için süren görüşmeler nasıl olurdu? (https://locallens.com) Aslında aşağıdaki 9 başlık 29 Ocak’ta yapılacak Cenevre Görüşmelerine giden yolda akılda kalan, hafızalardan silinmeyecek ve görüşmeleri doğrudan etkileyebilecek önemli gelişmeler.

1-) Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi

Putin ve Esad

İran’ın her türlü desteğine sahip olan Suriye rejimi, muhaliflerin karşısında ciddi manada gerilerken Rusya imdadına yetişti. Dünya dengelerini değiştiren bu müdahale ile birlikte Rusya bölgedeki güç boşluğu doldurmak ve kendini ‘küresel bir güç’ olarak ispatlamak için hava operasyonları düzenlemeye başladı. Suriye’ye IŞİD’e karşı savaşmak için geldiğini söyleyen Rusya, daha çok muhalifleri hedef alıyor.

2-) Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi 

Rus Uçağının Düşürülmesi

Rusya Suriye müdahalesiyle birlikte Türkiye sınırını da çokça ihlal eder oldu. Son olarak uzunca uyarılar yapıldı ama Rus uçağı sınırı ihlal etti ve Türkiye 24 Kasım’da Rus uçağını düşürdü. O gün bugündür Türk-Rus ilişkileri ‘kopuk’. Bir de Türkiye o gün bugündür Suriye üzerinde eskisi gibi uçamıyor.

3- İran’a yönelik ambargoların kalkması

İran'a yaptırımlar

İran’a uygulanan ambargoların kalkacağı geçen yaz yapılan anlaşmalarla tahmin edilmiş ve Ocak 2016’da kalkmıştır. Yıllar sonra İran dünya ile ticaret yapabilecek. Bu aynı zamanda akbaba gibi bekleyen büyük şirketleri de iştahlandırdı. İran’la ilişkileri iyi tutmak isteyen ülkeler var ve bunun Suriye yansıması farklı olacaktır.

4-) Avrupa’nın Suriye yorgunluğu

suriyeli mülteciler

Suriyeli mülteciler 2015 yılı itibariyle kitleler halinde Avrupa’ya ulaşmaya başladı. Avrupa’daki Suriyeli mülteci sayısı bir milyona yaklaştı.
IŞİD’in Paris saldırıları ve Avrupa’nın korkusu, Avrupalı devletleri Suriye’de istikrarın en yakın zamanda olması gerektiğini akıllarına getirdi ve ‘Esad bile kalabilir’ istikrar olacaksa boyutuna gelindi.

5-) Uluslararası Suriye Destek Grubu kurulması ve Viyana toplantısı

Viyana Görüşmeleri

2015 sonbaharında, Suriye’de çıkarı olan küresel ve güçler bir araya geldi, aralarına İran da katıldı ve uluslararası Suriye Destek Grubu kuruldu.
Bu grup 2015 Kasım ayında Viyana’da toplanarak siyasal çözüm sürecini yeniden başlatma kararı aldı.
Viyana’da yapılan plana göre, Ocak 2106’da rejim ve muhalefet bir araya gelecek, altı ay içinde geçiş hükümeti kurulacak, 18 ay içinde de seçimler yapılacaktı. Fakat, Uluslararası Destek Grubu içinde, bu görüşmelere muhalefet adına kimin katılacağından Beşar Esad’in bu süreçteki yerinin ne olacağına dair fikir ayrılıkları devam ediyor.

6-) ABD desteğinde PYD’nin kuzeyde ilerlemesi

Obama ABD Suriye’ye asker göndermeyecek, yerel güçlere destek verecek açıklamasından sonra PYD desteği muazzam boyutlara ulaştı. PYD Suriye’de ki taraflar arasında 2015 yılında en fazla toprak elde eden taraf olurken, Türkiye bu gelişmelere karşı hep sert tepkiler gösterdi. PYD’nin Türkiye’nin itirazları dolayısıyla Cenevre’deki toplantıya davet edilip edilmeyeceği de hala muamma. PYD Esad rejimiyle işbirliği yaptığı için muhalif sayılmamalı deniyor.

7-) Muhalif komutan Zahran Alluş’un öldürülmesi

25 Aralık 2015’de Suriye’deki önemli silahlı muhalefet örgütlerinden biri olan İslami Cephe’nin lideri Zahran Alluş, Rus saldırısında öldürüldü. Alluş silahlı gruplar arasında da sözü dinlenen bir isimdi. IŞİD ve Nusra dışındaki silahlı muhalefeti toparlayabilecek bir isim olarak görülüyordu.


😎 Silahlı muhalefetin güney cephesinin gerilemesi

muhalefetin güney cephesi

Kuzey’deki silahlı muhalefetin aksine, bölünmüşlük ve çok seslilikten mustarip olmayan, tek bir operasyon odası tarafından yönetilen ve kadroları tamamen bölge insanından oluşan Güney Cephesi, 2015 yaz aylarında planladığı gibi Dera’yı ele geçiremedi. Geri çekilmek zorunda kaldı. Güney Cephesi’nin yapısı ve yönetim şekli, silahlı muhalefetin başarılı olabileceğini, rejimin önemli ölçüde geriletilebileceğini düşündürüyordu. Güney Cephesi’nin başarılı olması durumunda Kuzey’deki muhaliflere de örnek olabileceği söyleniyordu.

9-) Suudi Arabistan’ın Yemen’e müdahalesi

Arabistan'ın Yemen'e Müdahalesi

Suudi Arabistan, Mart 2015’te bazı Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle birlikte Yemen’e hâlâ devam eden askeri operasyon başlattı. Bu operasyonlardaki amaç ise İran destekli Husilerin ilerleyişini durdurmak.  Suriye’de ki muhaliflerin en büyük destekçisinin beynini ve ekonomisini Yemen’e yorması, Suriye muhalefetinin zararına oldu.

Cenevre Görüşmeleri: 2012, 2014 ve 2016 adlı yazımızdan görüşmeler hakkında bilgi alabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/cenevre-yolunun-9-kose-tasi

3 Milyon İnsanı Öldüren Pol Pot’un Katliam Gerekçesi Şaşırtıcı!

1

Kamboçya’da 1970 yılında Amerikan destekli darbe olunca Komünist Partinin silahlı kanadı Kızıl Kmerler, ABD destekli yeni yönetimi tanımadılar ve onunla mücadeleye giriştiler. İlk başta 5 bin kişilik gücü olan Pol Pot ve taifesi kısa zamanda 70 bin kişilik devasa bir güce kavuştu.

Pol Pot’un liderliğindeki Kızıl Kmerler ile askeri yönetim arasında yaşanan iç savaş Kızıl Kmerlerin lehine 1975 yılında sona erdi. Kızıl Kmerler savaşı kazandı ve Demokratik Kamboçya adıyla yeni bir rejim kurdular. Yeni rejimin başbakanı ise Pol Pot oldu.

pol pot

Katliamların Gerekçesi
Pol Pot’un katliamları, aslında bu şahsiyetin kafasında kurmak istediği düzeni yerine getirmek için yapılmış. Pol Pot’a göre aslında insanlar doğuştan eşit ve iyilerdi, onları bozan ise yozlaşmış bir toplumda yaşamaktı. Para, din, teknoloji, piyasa ekonomisi, iş bölümü, toplumu yozlaştıran unsurlardı. Ancak bunların yok edilmesiyle yeni bir toplum yaratılabilirdi.

Pol Pot’a göre iyi insanlar ise çiftçilerdi. Çiftçi olmayan herkes modern toplumun yozlaşmış insanlarıydı. Pol Pot, çiftçilerin güçlenmesiyle Kamboçya’nın zenginleşeceğine inanıyordu ve bunun için kapitalizme dair tüm unsurların yok edilmesi gerekiyordu.

Pol Pot şehirleri boşaltarak insanları köylere göçe zorladı.

Yeni kurulan düzende paraya ihtiyaç yoktu ve para yürürlükten kaldırıldı. Merkez bankası ve tüm bankalar kapatıldı. Dış dünya ile bağlantıyı kesen Pol Pot parası ve eğitimi olan herkese düşmandı.

Devlet kurumlarında çalışan asker, bürokrat, diplomat, doktor, profesör, bilim adamı, din adamı, gazeteci, yazar, yabancı dil bilenler kısaca eli kalem tutan okuma yazması olan ağır işkencelerden geçirildi ve katledildi. Entelektüel olduğu düşünülen herkes öldürüldü. 

Toplumun geleneksel değerleri tahrip eden Pol Pot rejimi aileyi ve Budist inançları ortadan kaldırmaya çalıştı. Aile fertleri birbirinden kopartılarak, herkes pirinç tarlalarında çalışmaya zorlandı. Toplanan çocukların beyinleri yıkanarak askeri eğitime tabi tutuluyorlardı.

Tarihe hayata dair her şeyi sıfırdan başlatmaya çalışan Pol Pot’un bu yıkım dalgası tarihe Sıfır Yılı olarak geçti.

Pol Pot dönemi: (sadece) 3 yıl 8 ay
Bu dönem içerisinde ülke nüfusunun yaklaşık yarısı yani 3 milyon insan katledildi. Cephane masrafı fazla diye, insanlar maliyetsiz bir şekilde bıçaklanarak yada dövülerek öldürülüyorlardı. Düşünün ne kadar insan öldürülmüş.

Pol Pot rejiminin sonu ise 1978’de Vietnam’la yaptıkları savaş ile geldi. Kamboçya’nın yalnızca gerilla gücü olduğu için Vietnam’a yenildi, ve kanlı Pol Pot rejimi tarihten silindi. Vietnam ordusu 100 bin kişilik bir askeri güçle Kamboçya’yı işgal etti. Pol Pot ve ekibi Tayland’a kaçtı. Ülkede yeni bir hükümet kuruldu ve (Vietnam’ın ) düşman(!) işgaliyle tüm ülke refaha kavuştu.

Kaynak:
Ömer Aymalı’nın ‘Kamboçya’nın kanlı tarihi: Pol Pot rejimi’ adlı yazısından alınmıştır. (http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=256030)

Arap Baharı’ndan Bugüne Mısır

0

Mısır’a en önemli Arap ülkesi dense yalan olmaz herhalde. En kalabalık Arap ülkesi olan Mısır’da, Arap Baharı’yla birlikte 30 yıllık Hüsnü Mübarek devri yıkıldı. Mübarek sonrası Mısır’da ilk demokratik seçimleri ‘Mursi’ kazandı ve bir sene sonra Mursi’ye askeri darbe yapıldı. Darbeci Sisi hâlâ yönetimde.

mısır devrimi kronolojik tarihi
Grafik: Kemal Delikmen – AA

[TAM EKRAN İNFOGRAFİK]

Rus Yanlılarının ‘Karıştırdığı’ Moldova’da Neler Oluyor?

0

Moldova’da Batı yanlısı hükümete karşı Rusya yanlısı grupların başını çektiği gösteriler hükümeti istifa etmeye zorluyor. Ülkedeki ayrılıkçı sorunlarla uğraşan Moldova şimdi bir de ‘Rus baskısıyla’ uğraşıyor. Çünkü Moldova’da ki gösterileri Rus devlet televizyonları canlı olarak, ‘muhalefet destekli’ veriyor.

moldova protestolar
Görsel: Moldova’da ki ‘AB’ destekli protestolardan (TEMSİLİ)

Avrupa Birliği Moldova ile yakınlaşma çabası ve sorunlu Transdinyester bölgesiyle ilgilenmesi, Rusya’nın karşı hamle olarak muhalefeti harekete geçirmesine sebep oldu. En azından uzman görüşleri bu yönde.

Moldova şuan tıpkı komşusu Ukrayna gibi, Batı ile Rusya mücadelesinin alanı durumunda. Ülkedeki siyasi yapılanma Avrupa ve Rusya yanlısı şeklinde kutuplaştı ve bu durum Moldova’yı siyasi ve ekonomik krizin eşiğine getirdi.

2014 yılında yapılan, Moldova’da ki son parlamento seçimleri aslında krizin başlangıcı sayılabilir. 19 partinin seçimlere girdiği mücadelede Rusya yanlısı partiler parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı. Daha doğrusu az bir farkla parlamentoda çoğunluğu sağ partilere kaptıran Rus yanlısı sol partiler erken seçim isteklerini dillendirmeye başladılar.

Hükümet istifaları Moldova’da istikrarın karşısında en büyük engel oldu. Aslında herkesin bildiği ama malum prosedürlerden ötürü kesin olarak yazamadığı, Ukrayna’da ki gibi Moldova’da da Rus etkisi söz konusu.

Moldova nerede
Moldova Nerede: Moldova ve Transdinyester Haritası

Rusya Moldova’da Ne Yapabilir?
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Rusya, Transdinyester’e askeri birliklerini yerleştirmişti. Rusya, 1992 yılından beri Kolbasna köyünde bulundurduğu tank ve zırhlı araç destekli iki tabur askeri gücünü bugün hala koz olarak elinde tutuyor. Çünkü Rusya buradaki askerleri çekmedi. Ayrıca bölgede 150 bin civarında Rus pasaportu taşıyan vatandaşın varlığı da Rusya lehine potansiyel bir güç olarak kabul ediliyor.

Rus askerlerin Ukrayna’da ayrılıkçılarla aynı safta hem taktik hemde sıcak çatışmalara girdiği söylentileri(Rus resmi rakamları dışında herkes bunu kabul ediyor) ve geçen yıl Nisan ayında Rus askeri birliklerinin Transdinyester’de 400 asker ve 30 zırhlı aracın katılımıyla tatbikat yapması, Rusya’nın Moldova’da ki ayrılıkçıların en büyük destekçisi olacağını gösteriyor.

Transdinyester: Moldova’da Tek Taraflı Bağımsız Olan Bölge
Ukrayna ile Moldova arasında bulunan “Transdinyester Sosyalist Moldova Cumhuriyeti” tek taraflı bağımsızlığını ilan eden bir bölge olarak biliniyor. Ancak, BM üyesi hiçbir ülkenin devlet olarak tanımadığı Transdinyester’i dünyada sadece Rusya’nın desteğiyle Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden “Güney Osetya” ve “Abhazya Cumhuriyetleri” tanıyor.

Rusya’nın ‘Karıştırdığı’, Karışıklığına İzin Verdiği (yada İlgilendiği) Bölgeler

Rusya: Transdinyester, Abhazya, Güney Osetya ve Dağlık Karabağ

Moldova’da olaylar ne zaman başladı?

moldova kronoloji



Gösterileri başlatan Moldova muhalefeti kim ve ne istiyor?

moldova muhalefeti





Kaynak: 
www.washingtonpost.com/news/worldviews/wp/2014/03/24/a-map-of-transnistria-crimea-and-other-geographical-gray-areas-to-be-worried-about/
www.aa.com.tr/tr/dunya/moldovada-ikinci-ukrayna-senaryosu/508983
Görseller / AA

Taliban’ın Haritası ve Barış İçin Şartları

6

Taliban, Afgan hükümetiyle barış görüşmeleri için ön şartlarını açıkladı.

Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid, yaptığı yazılı açıklamada, örgütün Afgan hükümeti ile barış görüşmelerin başlaması için;

  • Taliban’ın Katar’ın başkenti Doha’da olan ofisinin resmen tanınması, 
  • Birleşmiş Milletler (BM) kara listesinden Taliban liderlerinin isimlerinin çıkarılması, örgüt liderlerinin yakalanması veya öldürülmesi için konulan ödüllerin iptal edilmesi, 
  • Hapishanelerdeki örgüt üyelerinin serbest bırakılması,
  • Taliban karşıtı propagandaya son verilmesi

şartlarını koştu.

Taliban daha önce ABD liderliğindeki NATO güçlerinin çekilmesini ve ülkede İslam yönetiminin kurulmasını barış için şart koşmuştu. Ancak yeni açıklamada bu iki şart bulunmuyor.

taliban

Taliban Hakkında Bilgi
Sert İslami uygulamalarıyla dünyanın dikkatini çeken Taliban rejimi; savaş beyleri, farklı aşiret, boy ve etnik gruplar arasında bölünmüş olan Afganistan’da 1994’te ortaya çıktı.
Sovyetler Birliği’yle savaş sırasında Pakistan’a göç eden mülteciler, savaş sonrası geri dönmeye başladı. Pakistan’da, özellikle Deobandi Medresesi’nde eğitim görmüş öğrenciler de geri dönen mülteciler arasındaydı. Bunlardan biri olan Molla Ömer etrafında birçok öğrenci ve Peştun mücahitle Taliban’ı kurdu.

Talib, İslam öğrencisi anlamına geliyor ve Taliban da bunun çoğulunu ifade ediyor.

Pakistan’dan ve Afganistan’ın çeşitli bölgelerinden gelenlerle birlikte büyüyen Taliban hareketi, Aralık 1994’te 12 bini bulmuştu.

1994 yılında bir komutanın iki kız öğrenciyi kaçırmasıyla aileler medrese sorumlusu molladan yardım isterler. Molla elli üç öğrencisiyle komutanın karargahına baskın yapıp kızları kurtarır. Komutan ve adamlarını ise asarak idam eder. BBC kanalıyla dünyaya da akseden bu hadise Taliban hareketinin başlangıcı kabul edilmiştir.
Şiddetli çatışmalar sonucu ülkenin %85’i Taliban hareketinin denetimine geçmiştir. Taliban 26 Eylül 1996’da başkent Kabil’e girdi. Pakistan ve Suudi Arabistan Taliban’ı meşru yönetici olarak tanıdı. Taliban ülkenin üçte ikisini kontrol eder hale geldi.

Taliban’ın ilk icraatı 1986’dan 1992’ye kadar Afganistan’ı yönetmiş eski Cumhurbaşkanı Necibullah’ı asmak oldu. Taliban’ın bu eylemi müttefiki olan Pakistan ve Suudi Arabistan’ı da sıkıntıya soktu.

Usame Bin Ladin ve El Kaide’ye yataklık yapmakla suçlanan Taliban, 11 Eylül Saldırılarıları sonrası ABD’nin hedefi haline geldi. 11 Eylül sonrası ABD öncülüğündeki NATO koasliyon güçleri Afganistan’a saldırdı ve Taliban devrildi. Ancak örgütün lideri Molla Ömer yakalanamadı. 2015 Temmuz ayında resmi olarak Molla Ömer’in öldüğü açıklandı.
Taliban’ın Haritası:

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/dosya/talibanin-ortaya-cikisi-ve-gelisimi
http://www.dunyabulteni.net/dunya/352888/taliban-muzakereler-icin-sartlarini-acikladi
https://saklibelgeler.wordpress.com/2012/03/16/taliban-kimdir-taliban-nedir-video-ve-fotograflarla-taliban/
http://www.longwarjournal.org/archives/2015/10/taliban-controls-or-contests-70-districts-in-afghanistan.php