Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Sondaj ve Sismik Gemileri

Türkiye, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri kapsamında Yavuz, Fatih, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis gemileri ile bölgede kendini gösteriyor. İlk olarak Haziran 2018’de Fatih sondaj gemisiyle aramalara başlandı. Aradan geçen bir yılın ardından Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz, Haziran 2018’de arama yapmak için Kocaeli Dilovası’nda yola çıktı.

Türk Deniz Kuvvetleri, arama faaliyetlerini sürdüren gemilere herhangi bir şekilde Yunan tacizi olmaması adına firkateynlerle eşlik ediyor.

Akdeniz’de bulunan gemilerimiz hakkında gözden kaçan bir detay var. Fatih ve Yavuz gemileri sondaj faaliyeti sürdürürken, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gerçekleştiriyor. Bu yazımızda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de görev yapan sondaj ve sismik araştırma gemilerini ve bazı özelliklerini inceleyeceğiz.

Fatih Sondaj Gemisi

Haziran 2018’de yola çıkan 6. nesil teknolojiye sahip Fatih Sondaj Gemisi, 229 metre uzunluğunda ve 36 metre genişliğinde. 64 metre kule yüksekliği ve çift kule tasarımı ile eş zamanlı 2 sondaj yapabilme kapasitesine sahip. 12.200 metre sondaj derinliğine sahip olan Fatih, 3 bin metreden daha derine kadar inebilen sondaj kabiliyetine sahip.

Alanya-1 kuyusunda ilk faaliyetine başlayan Fatih sondaj gemisi ile ilgili Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Hedefimiz yılda ortalama 2 sondaj kuyusu açmak. Ümit ediyoruz, ilk sondajımızda doğalgaz ya da petrole rastlarız. Umudumuz yüksek” diye konuştu. Dönmez, Fatih gemisinin 30 Ekim 2018’den bu yana Akdeniz’de iki sondaj gerçekleştirdiğini, üçüncü olarak KKTC açıklarında Magosa-1 kuyusunda çalıştığını dile getirdi.

Dünyada kendi sınıfındaki 16 gemi arasında en yüksek teknolojiye sahip ilk 5 gemi arasında yer alıyor.

  • Deniz tabanını gözetleyebilen uzaktan kumandalı 2 su altı robotik denizaltı aracına sahip.
  • 210 personel görev yapıyor.
  • 2 helikopter ve 3 destek gemisini bünyesinde barındırıyor.
  • 4 lojistik vinç ve 6 operasyon vinciyle daha hızlı sondaj gerçekleştiriyor.

Yavuz Sondaj Gemisi

Fatih’in ardından Türkiye’nin ikinci ultra derin sondaj gemisi Yavuz da 6. nesil teknolojiye sahip. Fatih ile aynı uzunluk ve genişliğe sahip olan Yavuz sondaj gemisinin kule yüksekliği 74 metre ile Fatih’ten 10 metre daha yüksek. Aktif konumlandırma sistemi sayesinde 6 metre yükseklikteki dalga boyunda bile sabit kalabiliyor. Çalışmalarını çevreye zarar vermeden gerçekleştiren Yavuz, Karpaz-1 kuyusunda ilk sondajını Temmuz ayının sonunda gerçekleştirdi. İkinci sondajını Güzelyurt-1 lokasyonunda gerçekleştiriyor.

200’den fazla yerli ve yabancı uzman da gemide çalışıyor.

Yavuz’a TCG Gemlik Fırkateyni ve TCG İmbat Hücumbotu eşlik ediyor.

Yavuz Sondaj Gemisi

Yavuz sondaj gemisinin yukarıdan görüntüsü:

Yavuz sondaj gemisinin yukarıdan görüntüsü

Barboros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi

Daha önce birçok kez Akdeniz’de ve Karadeniz’de sismik araştırmaya başlayan Barbaros Hayrettin Paşa, 8 kilometre derinlikteki jeolojik yapıları inceleyebiliyor. Yön ve pozisyon tayinini otomatik olarak gerçekleştirmesiyle birlikte iki ve üç boyutlu sismik veri toplayabilme özelliğine sahip.

  • Uzunluğu 84 metre, genişliği 21,6 metre.
  • Bir helikopter pisti bulunuyor.
  • Buzullarda çalışma kapasitesi ve su temizleme sistemleriyle en çevreci gemiler arasında yer alıyor.
Barbaros Hayrettin Paşa Sismik Araştırma Gemisi

Yunan gemilerinin Akdeniz’de faaliyetini sürdürürken Barbaros Hayrettin Paşa’yı taciz etmesi üzerine Türk savaş gemileri bölgeye gelmişti.

Oruç Reis Sismik Araştırma Gemisi

Türkiye’nin yüzde 90 yerlilik oranına sahip ilk araştırma gemisi Oruç Reis, ilk olarak Karadeniz ve Marmara’da arama faliyetlerini gerçekleştirmesinin ardından Doğu Akdeniz’e yöneldi. 400 milyon TL maliyet ile yapılan gemi 86 metre uzunluğunda ve 22 metre genişliğinde.

Farklı açılardan 35 aktif kameranın olduğu, 55 personel taşıyan ve tam dolu erzak deposuyla 35 gün denizde kalabilen Oruç Reis, 15 bin metre derinlikteki jeolojik yapıları görüntüleyebiliyor. Barbaros Hayrettin Paşa’da olduğu gibi yüksek teknolojiye sahip Oruç Reis’te uluslararası standartlarda bir helikopter pisti bulunuyor.

Oruç Reis sismik araştırma gemisi

Türkiye’nin Sondaj ve Sismik Gemileri Nerede?

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs çevresinde faaliyet gösteren gemilerden Fatih Kıbrıs’ın kuzey doğusunda, Yavuz ve Barbaros Hayrettin Paşa güneyinde, Oruç Reis ise batısında görev yapıyor.

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs çevresinde görev yapan Yavuz, Fatih, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç reis gemilerinin koordinatlarının haritası. – (28 Kasım 2019)

Doğu Akdeniz’de 2020’de Neler Olacak?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bakanlığının 2020 yılı bütçesi sunumunda Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ile ilgili bilgilendirme yaptı. Dönmez’in açıklamalarından önce çıkanlar şöyle:

  • Doğu Akdeniz’de 37 bin kilometrekare üç boyutlu sismik veri toplandı.
  • 2020 yılı içerisinde 5 adet kuyu açılarak petrol ve doğal gaz araması gerçekleşecek.
  • Denizlerde toplam 26 adet sondaj yapılması hedefleniyor.
  • Derin denizlerde belirlenen alanlardaki kuyuların tamamen milli imkanlarla ve sektör ortalamalarının altında maliyetlerle kazma kabiliyetine ulaşıldı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”19256″ name=”Doğu Akdeniz 2018 Haber Arşivi: Doğalgaz Rezervleri ve Tatbikatlar”]

[irp posts=”10476″ name=”Doğu Akdeniz’de Enerji Savaşları”]

[irp posts=”22686″ name=”Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Sahiplendiği Libya Deniz Alanı”]

Türkiye ile Libya’nın İmzaladığı “Mutabakat Muhtırası” Ne Anlama Geliyor?

Birleşmiş Milletler’in meşru olarak tanıdığı Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Dolmabahçe’de kabul edildi. UMH’nin Başkanı Serrac, Libya’daki son durum ile ilgili gelişmeleri Erdoğan ile paylaşırken, istikrar için atılacak adımlar ayrıntılı olarak masaya yatırıldı. Serrac ile Erdoğan arasında iki mutabakat muhtırası imzalandı.

Muhtıraların biri askeri iş birliği ile ilgili iken diğeri Doğu Akdeniz’deki deniz alanlarının sınırlandırmasını kapsıyor.

  • Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası
  • Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası

Türkiye ile Libya’nın İmzaladığı Mutabakat Muhtırası Ne Demek?

Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası”nın anlamı çok merak ediliyor.

Bir ülkenin iç sularını, karasularını ve boğazlarını oluşturan bölgeye deniz alanı denir. Deniz yetki alanları ise devletlerin egemen haklara sahip olduğu ve uluslararası deniz alanını oluşturan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgedir (MEB).

Yapılan mutabakat muhtırası aslında iki ülke için ön anlaşma niteliğinde. İki ülkenin, deniz alanlarının teyidi konusunda hemfikir olduklarını ve ‘sınırların masada kabul edildiğini onayladığı’ anlamına geliyor. Muhtırayı, iki ülkenin MEB ilanı öncesi son basamak olarak yorumlayanlar da var.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın duyurusunda mutabakat muhtıralarıyla ile ilgili “iki ülke ilişkilerinin ve iş birliğinin güçlendirmesinin hedeflendiği” bildirildi. Türkiye ile Rusya arasında Barış Pınarı Harekatı’nın gidişatı ile ilgili Suriye konusunda yapılan 10 maddelik mutabakat da “mutabakat muhtırası” olarak kayıtlara geçmişti.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Dolmabahçe’de görüştü.

Yunanistan, 2014’te Libya’daki karışıklıktan faydalanarak Libya’nın deniz alanını işgal ederek Yunan ‘karasuyu’ ilan etmişti.

Libya ile Türkiye Anlaşırsa Ne Olacak?

Türkiye ile Libya’nın deniz alanlarının sınırlandırması, MEB ilanı öncesi basamaklarda sona yaklaşıldığını gösteriyor. Yunanistan, iki ülkenin sınırlandırma anlaşması imzalamasını çok tehlikeli görüyor.

  • Doğu Akdeniz’de Mısır ve İsrail sahalarında keşfedilen doğal gazın Avrupa’ya taşınması konusunda ‘Yunan İttifakı’ yeni güzergahlar arayacak.
  • Libya ile ilk olarak Türkiye anlaşırsa, ‘Yunanistan-GKRY-Mısır-İsrail” dörtlüsü ile Trablus hükümetinin MEB anlaşması yapması engellenecek.
  • Türkiye’nin MEB alanının batı sınırı çizilmiş olacak.
Akdeniz’deki Türkiye ile Libya’nın deniz sınırı – Harita düzenleme: StratejikOrtak.com

[irp posts=”22686″ name=”Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Sahiplendiği Libya Deniz Alanı”]

ABD ile General Hafter Görüşmüştü

Geçtiğimiz günlerde Amerikan heyeti ile Libya’daki siyasi krizin diğer tarafındaki General Hafter bir görüşme gerçekleştirdi. Yapılan görüşmeye ABD Orta Doğu ve Kuzey Afrika İşleri Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Victoria Coates, ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland, ABD Enerji Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Bakan Yardımcısı Vekili Matthew Zais ve USAFRICOM Strateji, Katılım ve Programlar Direktör Yardımcısı Tuğgeneral Steven de Milliano katıldı. Taraflar arasında Libya’deki barışın önemi ve Rus faaliyetlerinin ülkeye verdiği zarar konuşuldu.

Heyet içerisinde ABD Enerji Bakanlığı yetkilisinin olması, iç savaş sonrası üretimi azalan Libya petrolleri ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin de masada olduğunun işareti olarak kabul edildi.

Libya’da Son Durum

Şu anda Türkiye’nin resmi olarak görüşme sürdürdüğü UMH, Birleşmiş Milletler tarafından tanınan meşru hükümet.

Libya’da Trablus ve Tobruk’da iki ayrı hükümet yer alıyor. Meşru ve Türkiye’nin iletişim halinde olduğu hükümet Trablus’da. Tobruk’taki hükümet General Hafter kontrolünde. Hafter Türkiye karşıtı politikalarıyla biliniyor.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”3433″ name=”Libya Son Durum Haritası (2019)”]

İfadeye Çağrılan Trump’ın “Azil Soruşturması” Nedir?

Göreve geldiği günden bu yana açıklamaları ve uyguladığı politikalar ile gündemden düşmeyen ABD Başkanı Donald Trump’a karşı azil süreci başlatıldı. Amerikan medyasının “impeachment” olarak ifade ettiği başkanın ‘görevden alınması’ ne anlama geliyor? Amerikan başkanlarının görevden alınması için ne olması gerekiyor? Daha önce azil süreci başlatılan ABD Başkanları hangileri? Süreç hakkındaki gelişmeleri kısaca sizler için derledik.

Trump’a Azil Süreci Neden Başladı?

İddiaya göre Trump, 25 Temmuz’da eski televizyon yıldızı Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky ile yaptığı telefon görüşmesinde, Demokrat Parti Başkan adayı Joe Biden ve Ukrayna’da milyar dolarlık doğal gaz işi yapan oğlu hakkında yolsuzluk iddiasıyla soruşturma açmasını talep etti. Beyaz Saray’daki bir muhbirin hazırladığı rapora göre 2020 seçimleri öncesi Cumhuriyetçilerin tek adayı Trump, muhtemel rakibi hakkında “başka bir ülkeden destek alarak rakibini kötü duruma düşürmeye çalıştı ve sonucunda Amerikan yasalarını çiğnedi.” iddiasıyla azil süreci başlatıldı.

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelensky ve ABD Başkanı Trump

25 Temmuz: Trump ile Zelensky arasında telefon görüşmesi yapıldı.

12 Ağustos: CIA çalışanı iki lider arasındaki görüşme tutanakları ile ilgili bilgi elde ett ve “gizli ihbar süreci” başladı.

5 Eylül: Washington Post ilgili haberi yayımladı.

24 Eylül: Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi azil soruşturmasını (görevden alma) başlattı.

Trump’ın soruşturma açmadığı için Ukrayna’ya askeri yardımı durdurduğu iddia edilirken, Eylül ayında yardımlar tekrar başladı.

25 Eylül: Beyaz Saray, Trump-Zelenskiy görüşmesinin dökümünü yayımlayarak, Ukrayna’ya yardımlarla görüşme arasında ilişki olmadığını savundu.

27 Kasım: Temsilciler Meclisi Jüri Heyeti, Trump’ı 4 Aralık tarihinde ifade vermeye çağırdı.

ABD Başkanı hangi durumda görevden alınabilir?

ABD Anayasası, Kongre’ye başkanın üç kategoriden en az birinde suç işlemesine kanaat getirilmesi halinde görevden alma yetkisi veriyor.

  • ABD’nin düşmanı olan bir ülkeye yardım etmek olarak tanımlanan “ihanet”
  • Siyasi fayda karşılığında para ya da hediye kabul etmeyi içeren “rüşvet”
  • “Ağır ve vahim suç” işlemek ya da “başka kötü davranışta” bulunmak

Azil Süreci Başlatılan Amerikan Başkanları

Bugüne kadar üç başkan hakkında sadece 3. kategoride yer alan “ağır ve vahim suç” işlemek ya da “kötü davranış” suçlarından azil süreci başlatıldı.

Andrew Johnson

1868 yılında dönemin Savaş Bakanı Edwin McMasters Stanton’ı yasaya aykırı bir şekilde görevden aldığı için Andrew Johnson hakkında azil süreci başlatıldı. Ancak Johnson, Senato’da üçte iki çoğunluk sağlanamayınca görevinde kaldı.

17. ABD Başkanı Andrew Johnson

Richard Nixon

1972’de Cumhuriyetçi Başkan Richard Nixon tarafından Demokrat Parti ofisine dinleme cihazı yerleştirdiği ortaya çıktı. Bu süreçte yargıyı yanılttığı ve delilleri kararttığı iddiasıyla suçlandı. Azil süreci devam ederken Nixon istifa etti.

37. ABD Başkanı Richard Nixon

Bill Clinton

1999’da Demokrat Başkan Bill Clinton, Beyaz Saray stajeri Monica Lewinsky ile yaşadığı ilişkiyle ilgili yeminli ifadesinde yalan söylediği iddiasıyla suçlandı. Bu nedenle başlayan azil süreci temsilciler meclisini geçtikten sonra Senato’da yapılan oylamaya takıldı ve Clinton görevde kaldı.

42. ABD Başkanı Bill Clinton

ABD’de Azil Süreci Nasıl İşliyor?

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Başkanı (Adam Schiff) oturumlarda elde edilen çıktılara dair bir rapor hazırlayarak, Adalet Komitesine sunacak.

Başvuru komitede kabul edilirse Temsilciler Meclisinde oylamaya sunulacak.

Dava taslağı, Temsilciler Meclisi üyelerinin salt çoğunluğunun kabul oyunu alması durumunda Senatoya gidecek ve yargı süreci başlayacak.

Temsilciler Meclisindeki bir grup milletvekili savcılık görevi, Senato ise jüri görevi görecek. Yargılanan Başkan ya da federal memurun ise bir savunma avukatı bulunacak.

Yargılama sürecinin sonucunda Senatoda bir oylama yapılacak. Bu oylamada senatörlerin üçte ikisinin (en az 67) Trump’ı suçlu bulması durumunda başkan görevinden azledilecek ve yerine başkan yardımcısı göreve gelecek.

ABD’de “azil süreci” (görevden alma) nasıl işliyor? – BBCTürkçe

Temsilciler Meclisi ve Senato’da Çoğunluk Hangi Partide?

Temsilciler Meclisi: Çoğunluk Demokratlarda

435 üye

Demokrat: 235

Cumhuriyetçi: 198

2 sandalye boş

Senato: Çoğunluk Cumhuriyetçilerde

100 üye

Cumhuriyetçi: 53

Demokrat: 45

2 bağımsız

Kaynak: StratejikOrtak.com, AA, BBC 

Maraş Direnişinin Sembolü Sütçü İmam Kimdir?

1
Sütçü İmam’ın bilinen tek fotoğrafı.

1872’de Maraş’ın Fevzipaşa (Bektutiye) mahallesinde dünyaya gelen ‘Milli Mücadele’nin timsali’ Sütçü İmam, Uzunoluk Camisi’nde gönüllü olarak imamlık yapmasıyla birilkte küçük bir dükkanda süt satarak hayatını idame ediyordu. Asıl adı İmam’dı. Süt sattığı için de ‘Sütçü İmam’ olarak bilinir hale geldi. Milli Mücadele döneminde Türk kadınlarının başörtüsünün Ermeni askerler tarafından açılması tacizlerine karşı sıktığı ilk kurşun ile Maraş’taki direnişin sembolü haline geldi. Düşman kuvvetlerin Misak-ı Milli sınırlarından kovulmasının ardından belediyede odacılık görevine layık görülen Sütçü İmam’a Maraş kalesinde topun idaresi de verildi. Abdülmecit halife olunca 101 pare top atışını ateşlemek için kaleye çıkan Sütçü İmam, barutun ateş alması sonucu vücudunda yanıklar oluştu ve hastaneye kaldırıldı.

Maraş’ta ilk kurşunu sıkmasının ardından 22 gün boyunca düşman kuvvetleri ile çarpışan Sütçü İmam, 25 Kasım 1922’de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Sütçü İmam Olayı nedir?

22 Şubat 1919’da Maraş’ın işgal girişimi İngiliz işgal kuvvetlerinin Albay Max Andriyo komutasında şehre girişiyle başladı.

29 Ekim: Maraş, 8 ay süren İngiliz işgalinden sonra, Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar yerli Ermenileri de yanlarına alarak kaos çıkarmak amacıyla gösteriler ve taşkınlıklar yapmaya başladı.

31 Ekim: Tarihi Uzunoluk Hamamı’ndan çıkan Türk kadınlarına, Fransız devriyeleri ve Ermeniler, “Burası artık Türklerin değil, Fransız memleketinde bizim dediğimiz olacak. Açın yüzlerinizi.” diyerek saldırdı. Bu sözlü tacizlerin üzerine hamamın yakınındaki kahvede bulunan Maraşlılar, olay yerine gelerek Ermenileri uyardı fakat Ermeni askerler sarkıntılığa devam etti.

Sütçü İmam Olayı’nın resmedilişi.

Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuluoğlu Osman, kadınları işgalcilerin elinden almak isterken askerlerin dipçik ve silahlı saldırısı sonucu ağır yaralandı. Yaşanan gerginlik sırasında yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan ‘Sütçü İmam’, tabancasını alarak olay yerine koştu.

Çakmakçı Said’i ağır yaralayan ve Türk kadınlarına sataşan Ermeni askerin üzerine silahını doğrultan Sütçü İmam ateş etti. Ermeni askere yere yığılırken, diğer askerler kaçtı. Maraştra düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk Milleti, işgalcilere ve iş birlikçi Ermenilerin yaptıklarının yanlarına kalmayacağını gösterdi.

Kaynak: AA, StratejikOrtak.com

Afrika’nın Sahel Bölgesindeki Fransız Askeri Varlığı: 13 Asker Öldü

Orta Afrika ülkelerinden Mali’de, Barkhane Operasyonu kapsamında 2 Fransız helikopterinin havada çarpışması sonucu 13 Fransız askeri öldü. Fransa Cumhurbaşkanı Manuel Macron’un “Bu 13 kahramanın tek bir amacı vardı: Bizi korumak” ifadesiyle Twitter hesabından duyurduğu olayın detayları ile ilgili resmi açıklama yapılmadı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, kazayı Twitter hesabından duyurdu.

Fransa Savunma Bakanlığı kaynaklarından elde edilen bilgiye göre Tiger tipi bir taarruz helikopterinin, Cougar tipi bir askeri nakliye helikopteriyle çarpıştığı belirtildi.

Fransız ordusunun 2013’te Mali’nin kuzeyinde bazı bölgeleri ele geçiren terör örgütlerine karşı başlattığı operasyon, Sahel bölgesinde Ağustos 2014’te başlatılan Barkhane operasyonu kapsamında devam ediyor.

Mali’de hayatını kaybeden 13 Fransız askeri.

Helikopter kazasının ardından Mali’de 6 yıl içerisinde toplam 38 Fransız askerinin öldüğü bildirildi.

Barkhane Operasyonu

Epervier ve Serval operasyonlarının devamı olan ve hala devam eden operasyon kapsamında özellikle IŞİD’e biat etmiş gruplar ile birlikte ayrılıkçı silahlı örgütlerin Sahel bölgesindeki Burkina Faso, Mali, Moritanya, Nijer ve Çad’da sürdürdüğü saldırılara karşı başlatıldı.

Terörle mücadele adı altında varlık gösteren Fransız ordusu, Mali’nin Gourna bölgesinde kalıcı ve büyük bir üs kurmak için çalışmalara başladığını duyurmuştu. Öte yandan Barkhane operasyonu komutanı Frederic Blachon, Burkina Faso’da artan terör saldırılara karşı Gourma şehrinde yeni bir askeri üs hazırlığında bulunduklarını açıkladı.

2017 verilere göre Barkhane Operasyonu’nun kapsadığı ülkeler ve Fransız ordusunun askeri varlığı.

Sahel Bölgesi

Kızıldeniz’den başlayarak batı Afrika sahillerine kadar uzanan, Afrika’nın orta kısmının ifade edildiği Sudan, Eritre, Çad, Nijerya, Nijer, Burkina Faso, Mali, Moritanya ve Senegal’in topraklarının yer aldığı bölgeye Sahel olarak nitelendiriliyor. Bu bölgedeki Moritanya, Mali, Nijer, Burkina Faso ve Çad’da ise BM, Avrupa Birliği ve Fransa ordusuna bağlı güçler yer alıyor. 5 ülkede toplam 4.500 – 5.000 Fransız askeri bulunuyor.

Sahel bölgesinde yer alan 5 ülkedeki yabancı askeri güçler. – Mart, 2019 (Africa Center)

Bölgedeki IŞİD varlığı her geçen gün artarken, Fransa’nın Sahel’deki günlük askeri harcamalarının 1 milyon avroyu bulduğu belirtiliyor.

Fransız ordusu, Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin bölgede istikrarı sağlayamadığını öne sürerek bölgede varlık gösterdiğini duyurmuştu.

Fransa’nın Afrika’daki Operasyonları

Fransa, Orta Afrika ağırlıklı birçok Afrika ülkesinde operasyon düzenledi. Özellikle Sahel bölgesi çevresinde yapılan müdahalelerin bazıları bölge hükümetlerinin izniyle bazıları ise rejimlerin devrilmesi için başlatıldı.

Afrika’da faaliyet gösteren Fransız askerleri

Epervier Operasyonu: 1986’da başlayan Çad-Libya çatışmalarında Çad hükümetinin isteği üzerine başlatıldı.

Boali Operasyonu: 2002’de Orta Afrika Cumhuriyeti’ne konuşlanan Çok Uluslu Güç’e (FOMUC) destek olmak amacıyla başlatıldı ve Aralık 2013’te sona erdi. Yeni operasyonun adı Sangaris operasyonu oldu.

Sangaris Operasyonu: Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki siyasi krizi sona erdirmek için Aralık 2013’te başlatılan operasyon kısa sürdü.

Serval Operasyonu: Mali hükümetine destek amacıyla Ocak 2013’te başlayan ve ülkenin kuzeyindeki silahlı gruplara karşı lojistik destek olmak için başlatılan operasyonun en etkin döneminde 4 bin Fransız askerinin olduğu biliniyor. Temmuz 2014’te sona eren operasyon yerini Barkhane Operasyonu’na bıraktı.

Fil Dişi Sahili’ndeki iç savaşı sona erdirmek adına 2002’de başlatılan Licorne ve Kaddafi yönetimini devirmek amacıyla deniz ve hava yolunun kullanıldığı 2011’deki Harmattan operasyonları Fransa ordusunun bölgedeki diğer operasyonlarından.

Kaynak: StratejikOrtak.com

En Çok Turist Çeken ve Turizm Gelirine Sahip 10 Ülke

0

Dünyada en çok turizm geliri elde eden ve en çok turistin ziyaret ettiği ülkeler listesine göre Türkiye, en fazla turistin ziyaret ettiği 6. ülke konumunda. BM Dünya Turizm Örgütü’nün 2018 verilerine göre 46 milyon turist ağırlayan Türkiye, turist sayısını 2017’ye göre yüzde 22 arttırmıştı.

2018 yılında en çok turist çeken ülkeler

  1. Fransa: 89 milyon
  2. İspanya: 83 milyon
  3. ABD: 80 milyon
  4. Çin: 63 milyon
  5. İtalya: 62 milyon
  6. Türkiye: 46 milyon
  7. Meksika: 41 milyon
  8. Almanya: 39 milyon
  9. Tayland: 38 milyon
  10. Birleşik Krallık: 36 milyon

Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısı 2016 ve 2017’ye göre artış gösterse de turizm gelirleri açısından Türkiye ilk 10 ülke içerisinde yer almıyor.

Avustralya ve Japonya, en fazla turist çeken ülkeler listesinde ilk 10 sırada yer almazken, en fazla turizm gelirine sahip 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye ve Meksika ise en çok turist çeken ülkeler listesinde yer alırken, gelir açısından ilk 10’da bulunmuyor.Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) verilerine göre;

En Çok Turizm Geliri Elde Eden Ülkeler

1.) ABD: 214 milyar $

2.) İspanya: 74 milyar $

3.) Fransa: 67 milyar $

4.) Tayland: 63 milyar $

5.) Birleşik Krallık: 52 milyar $

6.) İtalya: 49 milyar $

7.) Avustralya: 45 milyar $

8.) Almanya: 43 milyar $

9.) Japonya: 41 milyar $

10.) Çin: 40 milyar $

Dünya genelinde turizm geliri 2018 verilerine göre harita şeklinde şu şekilde:

Kaynak: StratejikOrtak.com

Suudi Arabistan’dan Nükleer Enerji Atağı

Elektriğinin yaklaşık yüzde 40’ını petrolden, yüzde 60’ını da doğal gazdan sağlayan Suudi Arabistan, bu payı dengelemek için nükleer tesisler inşa edecek. AA’ya konuşan Kral Faysal İslami Araştırmalar Merkezi Kıdemli Araştırmacısı Joseph Kechichian, Suudi Arabistan’ın elektrik üretimi için atom enerjisine yöneldiğini söyledi.

Joseph Kechichian

Ülkenin elektrik ihtiyaçları için petrol ve doğal gaz rezervlerini tükettiğini ifade eden Kechichian, Riyad’ın uzun vadede çok sayıda nükleer enerji santrali inşa etmek istediğini, şu anda tesislerin inşası için ABD, Çin, Fransa, Güney Kore ve Rusya’dan firmalar ile görüşüldüğünü ve firma seçme aşamasında olunduğunu bildirdi.

Kechichian’ın açıklamalarından öne çıkanlar:

  • Nükleer tesislerin inşası, kimya endüstrisinden ulaşıma birçok sektörde Riyad’ın petrol kullanımını dengeleme hedefine hizmet edecek.
  • Suudi Arabistan’ın elektrik üretimi büyük ölçüde petrol ve dizel yakıt gibi değerli kaynaklara bağımlı
  • Elektrik santrallerde petrolün kullanılması, petrolden elde edilecek geliri ortadan kaldırıyor ve bu durum değerli madenin düşük verimde kullanılmasına neden oluyor.
  • Nükleer tesis inşa kararı, Veliaht Prens’in 2030 vizyon planı kapsamında yapılıyor.
  • Nükleer santrallerde planlama ve inşa etme süreci en az 10 yıl sürüyor.

Suudi Arabistan’ın Enerji Hedefleri ve Planları

2018 yılında Suudi Arabistan, elektrik ihtiyacının yüzde 40’ını petrolden, % 60’ını da doğal gazdan sağladı. Petrol bağımlılığından kurtulmak için nükleer enerjiye yönelen ülke, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ardından nükleer enerjiye yatırım yapan ikinci ülke oldu.

Riyad, nükleer enerji ile birlikte yenilebilir enerji kaynaklarını da kullanmak istiyor. 2012 yılında nükleer ve yenilebilir enerjiden sorumlu olacak olan Kral Abdullah Atom ve Yenilenebilir Enerji Şehri (KA-CARE) kuruldu.

KA-CARE

Suudi Arabistan’ın 2012’den 2032’ye kadar hedefleri;

  • Nükleer enerji: 17 gigavat kapasiteli 16 reaktör inşa etmek.
  • Yenilebilir enerji kaynakları: 54 gigavat kapasite kurulumu.

Riyad yönetimi daha sonra yaptığı açıklamada 2032 yılına kadar koyulan nükleer ve yenilebilir enerji hedeflerinin 2040’a ertelendiğini açıkladı.

Hong Kong Hakkında Bilinmesi Gereken 16 Madde

0

Dünyanın en zengin bölgelerinden olan Çin’e bağlı Hong Kong Özel İdaresi, yaşanan şiddetli protesto gösterileri ile gündeme gelirken, ülkede yapılan son seçimlerde Pekin karşıtlarının zaferle ayrılması gözlerin tekrar bölgeye çevrilmesine neden oldu. Biz de Hong Kong hakkında bilgi edinmek isteyenler için bölgenin ekonomisi, siyasi yapısı, protesto gösterilerinin nedeni, tek demokratik seçimlerinin sonuçları ve diğer detayları 16 maddeye sığdırdık.

1.) Küçük bir balıkçı kasabası iken İngiltere’nin Çin’e karşı üstünlüğüyle son bulan Afyon Savaşı’nda idaresini kaybettiği Hong Kong, 1842’de bu ülkeye devredildi.

Hong Kong Limanı (1880) – Fotoğraf: Lai Afong

2.) İngiltere ile Çin arasında 1898’de imzalanan “kira sözleşme” gereği Hong Kong ve çevresindeki 235 ada İngiliz hakimiyeti altına girdi. 1997’de Çin’e devredilmişti.

İngiltere ve Çin hakimiyetindeki Hong Kong bayrakları

3.) 1984’te iki ülke arasında yapılan deklarasyon gereği Hong Kong’a 2047’ye kadar inanç, basın, ifade, akademik çalışma, bağımsız iç idari ve hukuk yapısı sağlandı.

4.) Çin’e bağlı olan Hong Kong Özel İdari Bölgesi, kendine ait dil, para birimi ve hukuk sistemi ile yönetilirken; savunma ve dış politika konusunda Pekin’e bağlı. Bu yönetim modeli “Bir Ülke, İki Sistem” olarak nitelendiriliyor.

5.) Yaklaşık 7.5 milyon nüfusa sahip ülkenin yüzde 96’sı Çinli ve çoğunluğu Budisttir. Kilometrekare başına 3.500 kişi ile dünyada en fazla insan yoğunluğunun olduğu ülke konumunda.

6.) Çin’e 30 kilometrelik uzunluğundaki sınıra sahip; Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası, New Territory ve diğer adalar şeklinde 4 ana adadan oluşan bölge, 1.106 km² yüz ölçüme sahip. Bu rakam Kıbrıs adasının yaklaşık 9’da birine tekabül ediyor.

Hong Kong Haritasi

7.) 1970’lerde bölge ekonomisinin yüksek teknolojiye dayalı gelişmesiyle şu an kişi başına düşen gayri safi milli hasıla listesinde 48,517 dolar ile 16. sırada yer alan ülke, onlarca kez dünyadaki en serbest ekonomisi seçildi. Ülkenin para birimi Hong Kong doları.

Çin’e bağlanan Hong Kong ile Çin’in 1997-2015 yıllarındaki kişi başına düşen GSYİH grafiği

8.) Wealth-X’in araştırmasına göre dünyanın en zenginlerinin yaşadığı şehirler listesinde New York’u geçerek birinci sıraya geçen Hong Kong, kişi başı 30 milyon dolarlık mal varlığına sahip en çok insanın yaşadığı yer.

9.) Türkiye’nin 90 puan ile 17. sırada yer aldığı dünya IQ seviyeleri listesinde Hong Kong 108 puan ile birinci sırada.

10.) Ülke son zamanlarda “Çin’e suçluların iadesini kolaylaştıran” yasa tasarısı nedeniyle sokağa çıkan yüz binlerce protestocu ile gündemde. Pekin yönetimi, ilk olarak gösterileri “marjinal” olarak nitelendirirken, artan şiddet olayları sonrası “terör işaretleri” olduğunu ileri sürmüştü.

11.) Aylardır süren gösterilerde yaklaşık 4 bin gösterici gözaltına alındı, ülke ekonomisi Çin-ABD ticaret savaşı ve protestolar nedeniyle üçüncü çeyrekte yüzde 3,2 küçülerek teknik resesyona girdi.

12.) Ülke lideri “Baş Yönetici” sıfatına sahip Carrie Lam tarafından 23 Ekim’de tasarının geri çekildiğinin duyurulmasına rağmen gösteriler sona ermedi.

Hong Kong Bai Yöneticisi Carrie Lam

13.) Bölgenin tek “tam demokratik” seçimi olan mahalli idare (yerel) seçimleri 24 Kasım’da düzenlendi. Kritik yerel seçimlerin galibi yüzde 76,7 oyla Çin karşıtları oldu. 18 bölgeden oluşan seçim bölgesinin 17’sini kazanan Çin karşıtları, 452 sandalyeli meclisin 347 sandalyesini elde etti. Pekin yanlıların 60 sandalye kazandığı seçimlerde 45 sandalye bağımsızlarda.

  • Katılım oranı: % 71,2 (Rekor katılım oranı)
  • Kayıtlı seçmen: 4 milyon 130 bin
  • Demokrasi yanlıları: % 76,7 – 347 sandalye
  • Pekin yanlıları: % 13,2 – 60 sandalye
  • Bağımsızlar: % 10,1 – 45 sandalye
Hong Kong seçim haritası

14.) Yerel seçimler, Pekin’in bölgedeki baskınlığını kırmak adına büyük önem taşıyor. Çünkü Hong Kong’un siyasi yapısı biraz karışık. Bu seçimlere “tam demokratik” denmesinin sebebi ise halkın doğrudan seçtiği tek temsilciler bu sandıktan çıkıyor.

Bölge yöneticisi sadece Çin’in belirlediği adaylar arasından seçilebiliyor. Yerel seçimlerde bölgesini temsil eden vekiller 1.200 kişilik komiteye giriyor ve burada kabine üyeleri ve hükümet liderini seçme hakkına sahip oluyor.

15.) Protestolar sürerken Çin ordusunun Hong Kong sınırına askeri sevkiyat ve tatbikat yapması “Çin ordusu Hong Kong’a mı girecek?” sorusunu akıllara getirmişti. Ancak Çin’in protestolara müdahale etmesi için yerel hükümetin Pekin’den talepte bulunması gerekiyordu. Bu da gerçekleşmedi.

Çin ordusu, 30 kilometre uzunluğundaki Hong Kong sınırına askeri araç sevkiyatı gerçekleştirmişti.

16.) “Ben olmasaydım, Hong Kong 14 dakikada yeryüzünden silinmiş olurdu.” İfadesini kullanan ABD Başkanı Trump, “Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Hong Kong’un dışında bir milyon asker tutuyor ve sırf ben istedim diye bu askerler içeri girmiyor. Ben Şi’ye ‘Lütfen bunu yapma, bunun ticaret anlaşmasına çok büyük olumsuz etkisi olur’ dedim.” şeklinde konuştu.

[irp posts=”2334″ name=”Ekonomik Dev Hong Kong’un Tarihçesi ve Yönetimi”]

[irp posts=”20351″ name=”Hong Kong Bölge Raporu: Hong Kong’da Neler Oluyor?”]

Almanya’daki ‘Avrupa’nın En Büyük Hazinesi’ Çalındı

Almanya’nın doğusunda yer alan Saksonya eyaletindeki Dresden kentinde, Avrupa’nın en büyük hazine koleksiyonlarından birini barındıran Grünes Gewölbe Müzesi soyuldu.

Polis detaylı bilgiabahın erken saatlerinde müzenin yan tarafındaki bir penceren içeri giren soyguncular, müzenin elektrik devresini kesti. 1 milyar avronun üzerinde değeri olan eser ve eşya çalan hırsızların, farklı bir elektrik hattından enerji alan güvenlik kamerası tarafından görüntüleri kaydedildi.

Olay yerinde yetkilerden bilgi alan Saksonya Eyalet Başbakanı Michael Kretschmer, üzgün olduğujnu belirterek, ”Sadece devlete ait sanat eserleri çalınmadı, burada çalınan Saksonya’nın değerleri oldu. Grüne Gewölbe ve söz konusu sanat eserleri olmadan topraklarımızın tarihi iyi anlaşılamaz.” ifadesini kullandı.

Almanya Başbakanı Merkel de müzeyi ziyaret etmişti.

Soygunun ardından müze ziyarete kapatıldı.

Çalınan mücevherler arasında zümrüt ve 649 kırat safirle işlenmiş 63.8 cm’lik bir Moro (Orta Çağ’da, günümüz İspanya ve Portekiz’ine denk gelen topraklarda yaşamış Müslüman bir halk) figürü de olduğu belirtildi. Figür Rusya çarı tarafından August’a hediye edilmişti.

Dresden polisi, izini kaybettiren soyguncuların bulunması için soruşturma başlatıldığını, araştırmaların ardından konuyla ilgili açıklamanın yapılacağını duyurdu.

Hong Kong Seçimlerinin Galibi Çin Karşıtları Oldu

Hong Kong’da aylardır devam eden gösterilerin gölgesinde düzenlenen yerel seçimlerde sonuçlar belli oldu. 18 seçim bölgesinde 452 belediye meclisi üyesini belirlemek için düzenlenen seçimlerin galibi eylemcileri destekleyen Çin karşıtları oldu.

Hong Kong Kayıt ve Seçim Ofisinin resmi açıkladığı verilerine göre 18 seçim bölgesinin 17’sinde çoğunluğu Çin karşıtları elde etti. 452 sandalyelik mahalli seçimlerde % 76,1’i ile 344 sandalyeyi Çin karşıtları, %,12,8 oy oranıyla 58 sandalyeyi Pekin’e yakın adaylar ve % 9,1’i yani 41 sandalyeyi de bağımsız adaylar kazandı. Yüzde 2’ye tekabül eden 9 sandalyenin sonuçları ise henüz açıklanmadı.

1999’dan bu yana Çin’e bağlı olan Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde ‘tam demokrasinin uygulandığı tek seçim’ yerel seçimler olarak biliniyor.

[irp posts=”22550″ name=”Hong Kong’da Gözaltına Alınanların Sayısı 3500 Geçti”]

Avrupa Birliği Ülkelerinde Kullanılan Yakıt Türleri

Avrupa ülkeleri, esas olarak enerji verimliliği kazançlarından dolayı, 10 yıl öncesine kıyasla daha az enerji tüketiyor. Avrupa ayrıca enerji tasarrufu ve yenilebilir enerjinin beklenenden hızlı gelişmesi nedeniyle fosil yakıtlarına daha az ihtiyaç duyuyor. Temiz enerji açısından dünya ülkelerine göre öncü konumda olan Avrupa ülkeleri arasında en çok kullanılan enerji kaynağı yine de fosil yakıtlar.

Avrupa Birliği Ülkelerinde Kullanılan Yakıt Türleri

Kullanılan yakıt türü Avrupa çapında oldukça değişiklik gösteriyor. Bazı ülkeler neredeyse tamamıyla fosil yakıt kullanırken, bazıları da enerji ihtiyacını yenilebilir ve nükleer enerji dahil olmak üzere farklı enerji kaynaklarından karşılamayı sürdürüyor. Yenilebilir kaynaklarda İskandinav ülkeleri dikkat çekerken, Doğu Avrupa ülkelerinde kömür ve diğer katı yakıtların hala çok kullanıldığı göze çarpıyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde kullanılan yakıt türleri (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı

Yukarıdaki grafiği incelediğimizde ülkelerin kendi içerisindeki enerji dağılım kalemlerine göre;

Nükleer enerjiyi enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülke: Fransa, İsveç ve Bulgaristan

Avrupa Birliği’ndeki nükleer enerji santralleri – Grafik: Stratfor

Kömür ve linyit içeren katı yakıtları enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: Estonya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti

Doğal gazı enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: İtalya, İngiltere ve Macaristan

Petrolü enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: Malta, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Lüksemburg

Yenilebilir kaynakları enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: İzlanda, Norveç ve İsveç

Avrupa Birliği Ülkeleri Genelinde İçi Enerji Tüketim Oranları:

AB ülkeleri genelinde içi enerji tüketim oranları (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı

Brüt iç enerji tüketimi: Bir ülkenin iç tüketimini karşılamak için gerekli olan enerji miktarına deniyor.

Sektörlere Göre Avrupa Birliği Ülkelerinde Nihai Enerji Tüketimi

 

Sektörlere göre Avrupa Birliği ülkelerinde nihai enerji tüketimi (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı

Nihai enerji tüketimi; haneler, sanayi ve tarım gibi son kullanıcılar tarafından tüketilen toplam enerjiye denir. Nihai tüketiciye ulaşan ve enerji sektörünün kendisinin kullandığı enerji haricindeki enerjidir.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Wilson’un Hazırlattığı Bölünmüş Osmanlı Haritası

0

Birinci Dünya Savaşı’nın  sonuna yaklaşırken, 8 Ocak 1918 günü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson kıtalar ötesinden yerine getirilmesi zorunlu 8, yerine getirilmesi zorunlu olmasa da “gerekli” 6 maddeden oluşan 14 maddelik ‘Wilson İlkeleri’ni duyurmuştur. Avrupalı liderlerden farklı olarak Wilson, bir daha böyle bir savaş yaşanmaması ve ‘barışı dünyaya egemen kılmak’ istemediğini belirtmiştir. Yenilen devletlerin haklarının ve toprak bütünlüklerinin korunmak istendiği belirtilse de İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarına ABD’yi de dahil etmesiyle ilkeler uygulanamamıştır.

Wilson tarafından iş adamı Charles Crane ve din bilimci Henry King’e talimat verilmesinin ardından çizilen Osmanlı Devleti’nin bölünen haritasında; İstanbul merkezli Marmara bölgesi Uluslararası Constantinopolitan Devleti, Doğu Anadolu’da Ermenistan, Güneydoğu Anadolu’da Kürdistan, Suriye, şu anki Irak’ta Mezopotamya adlı bir devlet, Lübnan’da ve İzmir çevresinde yarı özerk bir devlet kurulması hedefleniyordu. Geriye kalan alanda da Türkiye olacaktı.

Wilson’un hazırlattığı ve Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. yıl dönümünde (2016) Amerikan medyası tarafından arşivden çıkarılan Osmanlı Devleti’nin bölünmüş haritası.

14 maddeden oluşan Wilson İlkeleri şunlardır:

  1. Devletler arası anlaşmalarda açık diplomasi ilkesi esas alınacaktır.
  2. Karasuları dışında, savaşta ve barışta denizlerin (uluslararası suların) mutlak serbestliği sağlanacak.
  3. Uluslararası engeller kaldırılarak devletlerarasında eşitlik sağlanacak. Ticaret eşitliği temelinde ilişkiler yürütülecek.
  4. Silahlanmanın önüne geçmek için karşılıklı güvence verilecek.
  5. Sömürge isteklerinin, ilgili halkların menfaatleri ile yetkileri sonradan tespit edilecek olan sömürgeci devletin istekleri aynı derece göz önünde tutulmak suretiyle, mutlak bir tarafsızlıkla çözümlenmesi.
  6. Bütün Rusya toprakları boşaltılacak ve devletlerin de yardımı ile Rusya’ya kendi gelişmesini sağlamak için her türlü imkan verilecek.
  7. Belçika’ya tam ve bağımsız egemenliği geri verilecek.
  8. İşgal edilen Fransız toprakları boşaltılacak ve Prusya’nın 1871’de ilhak ettiği Alsace – Lorraine Fransa’ya geri iade edilecek.
  9. İtalya sınırı milletler ilkesine göre belirlenecek.
  10. Avustralya – Macaristan İmparatorluğu halklarına özerk gelişme imkanı tanınacak.
  11. Romanya, Sırbistan ve Karadağ toprakları boşaltılacak ve Sırbistan’a denize erişim olanağı verilecek. Balkan devletlerinin münasebetleri milliyetler prensibine göre düzenlenecek.
  12. Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlarının egemenliği sağlanacak, fakat Türk olmayan milliyetlere özerk gelişme imkanları verilecek. Çanakkale Boğazı devam lı olarak bütün gemilere açık olacak ve bu milletlerarası garanti altına konacak.
  13. Bağımsız bir Polonya kurulacak.
  14. Büyük ve küçük, bütün devletlere siyasi bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti altına almak imkanını sağlamak amacıyla bir milletler teşkilatı kurulacak.

Wilson İlkerleri’ne göre çok uluslu imparatorlukların parçalanması ve milletlere devlet kurma şansı tanınmalıdır. Wilson’un diplomasiye en önemli katkısı açık diplomasinin hakim kılınmasını arzulayarak Birleşmiş Milletler’in temelini atan Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını sağlamasıdır.