Dünyada en çok turizm geliri elde eden ve en çok turistin ziyaret ettiği ülkeler listesine göre Türkiye, en fazla turistin ziyaret ettiği 6. ülke konumunda. BM Dünya Turizm Örgütü’nün 2018 verilerine göre 46 milyon turist ağırlayan Türkiye, turist sayısını 2017’ye göre yüzde 22 arttırmıştı.
2018 yılında en çok turist çeken ülkeler
Fransa: 89 milyon
İspanya: 83 milyon
ABD: 80 milyon
Çin: 63 milyon
İtalya: 62 milyon
Türkiye: 46 milyon
Meksika: 41 milyon
Almanya: 39 milyon
Tayland: 38 milyon
Birleşik Krallık: 36 milyon
Türkiye’yi ziyaret eden turist sayısı 2016 ve 2017’ye göre artış gösterse de turizm gelirleri açısından Türkiye ilk 10 ülke içerisinde yer almıyor.
Avustralya ve Japonya, en fazla turist çeken ülkeler listesinde ilk 10 sırada yer almazken, en fazla turizm gelirine sahip 10 ülke arasında yer alıyor. Türkiye ve Meksika ise en çok turist çeken ülkeler listesinde yer alırken, gelir açısından ilk 10’da bulunmuyor.Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) verilerine göre;
En Çok Turizm Geliri Elde Eden Ülkeler
1.) ABD: 214 milyar $
2.) İspanya: 74 milyar $
3.) Fransa: 67 milyar $
4.) Tayland: 63 milyar $
5.) Birleşik Krallık: 52 milyar $
6.) İtalya: 49 milyar $
7.) Avustralya: 45 milyar $
8.) Almanya: 43 milyar $
9.) Japonya: 41 milyar $
10.) Çin: 40 milyar $
Dünya genelinde turizm geliri 2018 verilerine göre harita şeklinde şu şekilde:
Elektriğinin yaklaşık yüzde 40’ını petrolden, yüzde 60’ını da doğal gazdan sağlayan Suudi Arabistan, bu payı dengelemek için nükleer tesisler inşa edecek. AA’ya konuşan Kral Faysal İslami Araştırmalar Merkezi Kıdemli Araştırmacısı Joseph Kechichian, Suudi Arabistan’ın elektrik üretimi için atom enerjisine yöneldiğini söyledi.
Joseph Kechichian
Ülkenin elektrik ihtiyaçları için petrol ve doğal gaz rezervlerini tükettiğini ifade eden Kechichian, Riyad’ın uzun vadede çok sayıda nükleer enerji santrali inşa etmek istediğini, şu anda tesislerin inşası için ABD, Çin, Fransa, Güney Kore ve Rusya’dan firmalar ile görüşüldüğünü ve firma seçme aşamasında olunduğunu bildirdi.
Kechichian’ın açıklamalarından öne çıkanlar:
Nükleer tesislerin inşası, kimya endüstrisinden ulaşıma birçok sektörde Riyad’ın petrol kullanımını dengeleme hedefine hizmet edecek.
Suudi Arabistan’ın elektrik üretimi büyük ölçüde petrol ve dizel yakıt gibi değerli kaynaklara bağımlı
Elektrik santrallerde petrolün kullanılması, petrolden elde edilecek geliri ortadan kaldırıyor ve bu durum değerli madenin düşük verimde kullanılmasına neden oluyor.
Nükleer tesis inşa kararı, Veliaht Prens’in 2030 vizyon planı kapsamında yapılıyor.
Nükleer santrallerde planlama ve inşa etme süreci en az 10 yıl sürüyor.
Suudi Arabistan’ın Enerji Hedefleri ve Planları
2018 yılında Suudi Arabistan, elektrik ihtiyacının yüzde 40’ını petrolden, % 60’ını da doğal gazdan sağladı. Petrol bağımlılığından kurtulmak için nükleer enerjiye yönelen ülke, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ardından nükleer enerjiye yatırım yapan ikinci ülke oldu.
Riyad, nükleer enerji ile birlikte yenilebilir enerji kaynaklarını da kullanmak istiyor. 2012 yılında nükleer ve yenilebilir enerjiden sorumlu olacak olan Kral Abdullah Atom ve Yenilenebilir Enerji Şehri (KA-CARE) kuruldu.
KA-CARE
Suudi Arabistan’ın 2012’den 2032’ye kadar hedefleri;
Nükleer enerji: 17 gigavat kapasiteli 16 reaktör inşa etmek.
Yenilebilir enerji kaynakları: 54 gigavat kapasite kurulumu.
Riyad yönetimi daha sonra yaptığı açıklamada 2032 yılına kadar koyulan nükleer ve yenilebilir enerji hedeflerinin 2040’a ertelendiğini açıkladı.
Dünyanın en zengin bölgelerinden olan Çin’e bağlı Hong Kong Özel İdaresi, yaşanan şiddetli protesto gösterileri ile gündeme gelirken, ülkede yapılan son seçimlerde Pekin karşıtlarının zaferle ayrılması gözlerin tekrar bölgeye çevrilmesine neden oldu. Biz de Hong Kong hakkında bilgi edinmek isteyenler için bölgenin ekonomisi, siyasi yapısı, protesto gösterilerinin nedeni, tek demokratik seçimlerinin sonuçları ve diğer detayları 16 maddeye sığdırdık.
1.) Küçük bir balıkçı kasabası iken İngiltere’nin Çin’e karşı üstünlüğüyle son bulan Afyon Savaşı’nda idaresini kaybettiği Hong Kong, 1842’de bu ülkeye devredildi.
Hong Kong Limanı (1880) – Fotoğraf: Lai Afong
2.) İngiltere ile Çin arasında 1898’de imzalanan “kira sözleşme” gereği Hong Kong ve çevresindeki 235 ada İngiliz hakimiyeti altına girdi. 1997’de Çin’e devredilmişti.
İngiltere ve Çin hakimiyetindeki Hong Kong bayrakları
3.) 1984’te iki ülke arasında yapılan deklarasyon gereği Hong Kong’a 2047’ye kadar inanç, basın, ifade, akademik çalışma, bağımsız iç idari ve hukuk yapısı sağlandı.
4.) Çin’e bağlı olan Hong Kong Özel İdari Bölgesi, kendine ait dil, para birimi ve hukuk sistemi ile yönetilirken; savunma ve dış politika konusunda Pekin’e bağlı. Bu yönetim modeli “Bir Ülke, İki Sistem” olarak nitelendiriliyor.
5.) Yaklaşık 7.5 milyon nüfusa sahip ülkenin yüzde 96’sı Çinli ve çoğunluğu Budisttir. Kilometrekare başına 3.500 kişi ile dünyada en fazla insan yoğunluğunun olduğu ülke konumunda.
6.) Çin’e 30 kilometrelik uzunluğundaki sınıra sahip; Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası, New Territory ve diğer adalar şeklinde 4 ana adadan oluşan bölge, 1.106 km² yüz ölçüme sahip. Bu rakam Kıbrıs adasının yaklaşık 9’da birine tekabül ediyor.
Hong Kong Haritasi
7.) 1970’lerde bölge ekonomisinin yüksek teknolojiye dayalı gelişmesiyle şu an kişi başına düşen gayri safi milli hasıla listesinde 48,517 dolar ile 16. sırada yer alan ülke, onlarca kez dünyadaki en serbest ekonomisi seçildi. Ülkenin para birimi Hong Kong doları.
Çin’e bağlanan Hong Kong ile Çin’in 1997-2015 yıllarındaki kişi başına düşen GSYİH grafiği
8.) Wealth-X’in araştırmasına göre dünyanın en zenginlerinin yaşadığı şehirler listesinde New York’u geçerek birinci sıraya geçen Hong Kong, kişi başı 30 milyon dolarlık mal varlığına sahip en çok insanın yaşadığı yer.
9.) Türkiye’nin 90 puan ile 17. sırada yer aldığı dünya IQ seviyeleri listesinde Hong Kong 108 puan ile birinci sırada.
10.) Ülke son zamanlarda “Çin’e suçluların iadesini kolaylaştıran” yasa tasarısı nedeniyle sokağa çıkan yüz binlerce protestocu ile gündemde. Pekin yönetimi, ilk olarak gösterileri “marjinal” olarak nitelendirirken, artan şiddet olayları sonrası “terör işaretleri” olduğunu ileri sürmüştü.
11.) Aylardır süren gösterilerde yaklaşık 4 bin gösterici gözaltına alındı, ülke ekonomisi Çin-ABD ticaret savaşı ve protestolar nedeniyle üçüncü çeyrekte yüzde 3,2 küçülerek teknik resesyona girdi.
12.) Ülke lideri “Baş Yönetici” sıfatına sahip Carrie Lam tarafından 23 Ekim’de tasarının geri çekildiğinin duyurulmasına rağmen gösteriler sona ermedi.
Hong Kong Bai Yöneticisi Carrie Lam
13.) Bölgenin tek “tam demokratik” seçimi olan mahalli idare (yerel) seçimleri 24 Kasım’da düzenlendi. Kritik yerel seçimlerin galibi yüzde 76,7 oyla Çin karşıtları oldu. 18 bölgeden oluşan seçim bölgesinin 17’sini kazanan Çin karşıtları, 452 sandalyeli meclisin 347 sandalyesini elde etti. Pekin yanlıların 60 sandalye kazandığı seçimlerde 45 sandalye bağımsızlarda.
Katılım oranı: % 71,2 (Rekor katılım oranı)
Kayıtlı seçmen: 4 milyon 130 bin
Demokrasi yanlıları: % 76,7 – 347 sandalye
Pekin yanlıları: % 13,2 – 60 sandalye
Bağımsızlar: % 10,1 – 45 sandalye
Hong Kong seçim haritası
14.) Yerel seçimler, Pekin’in bölgedeki baskınlığını kırmak adına büyük önem taşıyor. Çünkü Hong Kong’un siyasi yapısı biraz karışık. Bu seçimlere “tam demokratik” denmesinin sebebi ise halkın doğrudan seçtiği tek temsilciler bu sandıktan çıkıyor.
Bölge yöneticisi sadece Çin’in belirlediği adaylar arasından seçilebiliyor. Yerel seçimlerde bölgesini temsil eden vekiller 1.200 kişilik komiteye giriyor ve burada kabine üyeleri ve hükümet liderini seçme hakkına sahip oluyor.
15.) Protestolar sürerken Çin ordusunun Hong Kong sınırına askeri sevkiyat ve tatbikat yapması “Çin ordusu Hong Kong’a mı girecek?” sorusunu akıllara getirmişti. Ancak Çin’in protestolara müdahale etmesi için yerel hükümetin Pekin’den talepte bulunması gerekiyordu. Bu da gerçekleşmedi.
Çin ordusu, 30 kilometre uzunluğundaki Hong Kong sınırına askeri araç sevkiyatı gerçekleştirmişti.
16.) “Ben olmasaydım, Hong Kong 14 dakikada yeryüzünden silinmiş olurdu.” İfadesini kullanan ABD Başkanı Trump, “Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Hong Kong’un dışında bir milyon asker tutuyor ve sırf ben istedim diye bu askerler içeri girmiyor. Ben Şi’ye ‘Lütfen bunu yapma, bunun ticaret anlaşmasına çok büyük olumsuz etkisi olur’ dedim.” şeklinde konuştu.
[irp posts=”2334″ name=”Ekonomik Dev Hong Kong’un Tarihçesi ve Yönetimi”]
[irp posts=”20351″ name=”Hong Kong Bölge Raporu: Hong Kong’da Neler Oluyor?”]
Almanya’nın doğusunda yer alan Saksonya eyaletindeki Dresden kentinde, Avrupa’nın en büyük hazine koleksiyonlarından birini barındıran Grünes Gewölbe Müzesi soyuldu.
Polis detaylı bilgiabahın erken saatlerinde müzenin yan tarafındaki bir penceren içeri giren soyguncular, müzenin elektrik devresini kesti. 1 milyar avronun üzerinde değeri olan eser ve eşya çalan hırsızların, farklı bir elektrik hattından enerji alan güvenlik kamerası tarafından görüntüleri kaydedildi.
Olay yerinde yetkilerden bilgi alan Saksonya Eyalet Başbakanı Michael Kretschmer, üzgün olduğujnu belirterek, ”Sadece devlete ait sanat eserleri çalınmadı, burada çalınan Saksonya’nın değerleri oldu. Grüne Gewölbe ve söz konusu sanat eserleri olmadan topraklarımızın tarihi iyi anlaşılamaz.” ifadesini kullandı.
Almanya Başbakanı Merkel de müzeyi ziyaret etmişti.
Soygunun ardından müze ziyarete kapatıldı.
Çalınan mücevherler arasında zümrüt ve 649 kırat safirle işlenmiş 63.8 cm’lik bir Moro (Orta Çağ’da, günümüz İspanya ve Portekiz’ine denk gelen topraklarda yaşamış Müslüman bir halk) figürü de olduğu belirtildi. Figür Rusya çarı tarafından August’a hediye edilmişti.
Dresden polisi, izini kaybettiren soyguncuların bulunması için soruşturma başlatıldığını, araştırmaların ardından konuyla ilgili açıklamanın yapılacağını duyurdu.
Hong Kong’da aylardır devam eden gösterilerin gölgesinde düzenlenen yerel seçimlerde sonuçlar belli oldu. 18 seçim bölgesinde 452 belediye meclisi üyesini belirlemek için düzenlenen seçimlerin galibi eylemcileri destekleyen Çin karşıtları oldu.
Hong Kong Kayıt ve Seçim Ofisinin resmi açıkladığı verilerine göre 18 seçim bölgesinin 17’sinde çoğunluğu Çin karşıtları elde etti. 452 sandalyelik mahalli seçimlerde % 76,1’i ile 344 sandalyeyi Çin karşıtları, %,12,8 oy oranıyla 58 sandalyeyi Pekin’e yakın adaylar ve % 9,1’i yani 41 sandalyeyi de bağımsız adaylar kazandı. Yüzde 2’ye tekabül eden 9 sandalyenin sonuçları ise henüz açıklanmadı.
1999’dan bu yana Çin’e bağlı olan Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde ‘tam demokrasinin uygulandığı tek seçim’ yerel seçimler olarak biliniyor.
[irp posts=”22550″ name=”Hong Kong’da Gözaltına Alınanların Sayısı 3500 Geçti”]
Avrupa ülkeleri, esas olarak enerji verimliliği kazançlarından dolayı, 10 yıl öncesine kıyasla daha az enerji tüketiyor. Avrupa ayrıca enerji tasarrufu ve yenilebilir enerjinin beklenenden hızlı gelişmesi nedeniyle fosil yakıtlarına daha az ihtiyaç duyuyor. Temiz enerji açısından dünya ülkelerine göre öncü konumda olan Avrupa ülkeleri arasında en çok kullanılan enerji kaynağı yine de fosil yakıtlar.
Avrupa Birliği Ülkelerinde Kullanılan Yakıt Türleri
Kullanılan yakıt türü Avrupa çapında oldukça değişiklik gösteriyor. Bazı ülkeler neredeyse tamamıyla fosil yakıt kullanırken, bazıları da enerji ihtiyacını yenilebilir ve nükleer enerji dahil olmak üzere farklı enerji kaynaklarından karşılamayı sürdürüyor. Yenilebilir kaynaklarda İskandinav ülkeleri dikkat çekerken, Doğu Avrupa ülkelerinde kömür ve diğer katı yakıtların hala çok kullanıldığı göze çarpıyor.
Avrupa Birliği ülkelerinde kullanılan yakıt türleri (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı
Yukarıdaki grafiği incelediğimizde ülkelerin kendi içerisindeki enerji dağılım kalemlerine göre;
Nükleer enerjiyi enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülke: Fransa, İsveç ve Bulgaristan
Avrupa Birliği’ndeki nükleer enerji santralleri – Grafik: Stratfor
Kömür ve linyit içeren katı yakıtları enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: Estonya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti
Doğal gazı enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: İtalya, İngiltere ve Macaristan
Petrolü enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: Malta, Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve Lüksemburg
Yenilebilir kaynakları enerji kaynakları arasında en fazla kullanan ülkeler: İzlanda, Norveç ve İsveç
Avrupa Birliği Ülkeleri Genelinde İçi Enerji Tüketim Oranları:
AB ülkeleri genelinde içi enerji tüketim oranları (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı
Brüt iç enerji tüketimi: Bir ülkenin iç tüketimini karşılamak için gerekli olan enerji miktarına deniyor.
Sektörlere Göre Avrupa Birliği Ülkelerinde Nihai Enerji Tüketimi
Sektörlere göre Avrupa Birliği ülkelerinde nihai enerji tüketimi (2015) – Grafik: Avrupa Çevre Ajansı
Nihai enerji tüketimi; haneler, sanayi ve tarım gibi son kullanıcılar tarafından tüketilen toplam enerjiye denir. Nihai tüketiciye ulaşan ve enerji sektörünün kendisinin kullandığı enerji haricindeki enerjidir.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşırken, 8 Ocak 1918 günü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson kıtalar ötesinden yerine getirilmesi zorunlu 8, yerine getirilmesi zorunlu olmasa da “gerekli” 6 maddeden oluşan 14 maddelik ‘Wilson İlkeleri’ni duyurmuştur. Avrupalı liderlerden farklı olarak Wilson, bir daha böyle bir savaş yaşanmaması ve ‘barışı dünyaya egemen kılmak’ istemediğini belirtmiştir. Yenilen devletlerin haklarının ve toprak bütünlüklerinin korunmak istendiği belirtilse de İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarına ABD’yi de dahil etmesiyle ilkeler uygulanamamıştır.
Wilson tarafından iş adamı Charles Crane ve din bilimci Henry King’e talimat verilmesinin ardından çizilen Osmanlı Devleti’nin bölünen haritasında; İstanbul merkezli Marmara bölgesi Uluslararası Constantinopolitan Devleti, Doğu Anadolu’da Ermenistan, Güneydoğu Anadolu’da Kürdistan, Suriye, şu anki Irak’ta Mezopotamya adlı bir devlet, Lübnan’da ve İzmir çevresinde yarı özerk bir devlet kurulması hedefleniyordu. Geriye kalan alanda da Türkiye olacaktı.
Wilson’un hazırlattığı ve Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. yıl dönümünde (2016) Amerikan medyası tarafından arşivden çıkarılan Osmanlı Devleti’nin bölünmüş haritası.
14 maddeden oluşan Wilson İlkeleri şunlardır:
Devletler arası anlaşmalarda açık diplomasi ilkesi esas alınacaktır.
Karasuları dışında, savaşta ve barışta denizlerin (uluslararası suların) mutlak serbestliği sağlanacak.
Uluslararası engeller kaldırılarak devletlerarasında eşitlik sağlanacak. Ticaret eşitliği temelinde ilişkiler yürütülecek.
Silahlanmanın önüne geçmek için karşılıklı güvence verilecek.
Sömürge isteklerinin, ilgili halkların menfaatleri ile yetkileri sonradan tespit edilecek olan sömürgeci devletin istekleri aynı derece göz önünde tutulmak suretiyle, mutlak bir tarafsızlıkla çözümlenmesi.
Bütün Rusya toprakları boşaltılacak ve devletlerin de yardımı ile Rusya’ya kendi gelişmesini sağlamak için her türlü imkan verilecek.
Belçika’ya tam ve bağımsız egemenliği geri verilecek.
İşgal edilen Fransız toprakları boşaltılacak ve Prusya’nın 1871’de ilhak ettiği Alsace – Lorraine Fransa’ya geri iade edilecek.
İtalya sınırı milletler ilkesine göre belirlenecek.
Avustralya – Macaristan İmparatorluğu halklarına özerk gelişme imkanı tanınacak.
Romanya, Sırbistan ve Karadağ toprakları boşaltılacak ve Sırbistan’a denize erişim olanağı verilecek. Balkan devletlerinin münasebetleri milliyetler prensibine göre düzenlenecek.
Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlarının egemenliği sağlanacak, fakat Türk olmayan milliyetlere özerk gelişme imkanları verilecek. Çanakkale Boğazı devam lı olarak bütün gemilere açık olacak ve bu milletlerarası garanti altına konacak.
Bağımsız bir Polonya kurulacak.
Büyük ve küçük, bütün devletlere siyasi bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti altına almak imkanını sağlamak amacıyla bir milletler teşkilatı kurulacak.
Wilson İlkerleri’ne göre çok uluslu imparatorlukların parçalanması ve milletlere devlet kurma şansı tanınmalıdır. Wilson’un diplomasiye en önemli katkısı açık diplomasinin hakim kılınmasını arzulayarak Birleşmiş Milletler’in temelini atan Milletler Cemiyeti’nin kurulmasını sağlamasıdır.
Fransa Cumhurbaşkanı Manuel Macron, bir TV kanalına yaptığı açıklamada Sarı Yeleklileri’nin eylemlere başlamada nedeni olan akaryakıt zammı konusunda hata yaptığını itiraf etti. Macron, alt ve orta gelirli insanların ekonomileri açısından önemli olan akaryakıtın zam uygulamasının kesinlikle bir geçiş süreci sonunda olması gerektiğini belirtti.
Geçtiğimiz yıl orta ve alt gelirli insanlar için adımların atılması gerektiğini söyleyen Macron, sarı yeleklilerin eylemlerine bir yıl önce katılanlarla bugün sokağa çıkanların aynı kişiler olmadığına inandığını söyledi.
Fransa’daki Gösteriler Ne Durumda?
17 Kasım 2018’de başlayan gösteriler birinci yılını doldurdu. Macron, eylemleri yatıştırmak için ilk olarak 10 Aralık’ta televizyondan halka seslendi. Yaklaşık 25 milyon kişinin izlediği canlı yayında asgari ücrete, işverenlere maliyeti olmadan 1100 euro artırıldığını, 10 milyar euro da acil önlem paketi çıkarıldığını duyurdu. Sarı yelekliler durmadı ve gösterilerine devam etti.
Aralık-Mart aylarında Macron, “Büyük Ulusal Münazara” adında haber televizyonlarında canlı yayınlanan görüşmeleri gerçekleştirerek sahaya inmiş oldu. Zaman geçtikçe göstericilerin, işlerini bırakıp gösterilere katılmaları, aralarındaki politik ayrılıklar ve apolitik kalmayı tercih edenler nedeniyle bütünlük sağlanamadı. Zaman zaman gösteriler sürse de aylar öncesi kadar etkili olmadığı gözlemlendi.
Sarı Yeleklilerin Gösterilerinin Bilançosu
Gösterilerde 11 kişi ölürken, 4 bin 245 kişi de yaralandı. Yaralananların 2 bin 500’ü eylemci, kalanları güvenlik görevlisi.
12 bin 107 kişi gözaltına alınırken 3 bin 163 kişi tutuklanarak hapis cezasına çarptırıldı.
Resmi rakamlara göre polisin sert müdahalesi sonucu 1 kişi öldü. Diğer ölümler doğrudan polis müdahalesi nedeniyle olmadı. 5 kişinin eli koptuğu olaylarda çoğu polisin göz yaşartıcı bombası ve plastik mermi nedeniyle 23 kişi gözünü kaybetti.
Gösterilerin birinci yılının sonunda esnafların ciro kaybının yüzde 20-30 arasında düştüğü
AVM’lerdeki zararın 2 milyar avroyu bulduğu ve gıda sektörünün 13 milyar avro zarar ettiği bildirildi.
Fazla mesai yaptığı için güvenlik güçlerine toplamda 46 milyon Euro mesai ücreti yatırıldı.
Macron yönetiminin sarı yeleklilerin taleplerine cevap olarak aldığı önlemleri bedeli 17 milyar avro.
Son olarak esnafların uğradığı zarar ve kapatılan bazı dükkanlar nedeniyle 75 bin kişi işsiz kaldı.
Hindistan, göçmenlere yönelik uyguladığı çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Ağustos ayında Assam eyaletinde 1,9 milyon kişiyi vatandaşlıktan çıkaran Yeni Delhi hükümeti, düzensiz göçmenleri tespit edeceği gerekçesiyle “ulusal vatandaş araştırması” adında bir çalışma başlatılacağını duyurdu.
Araştırma ile ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanı Amit Şah, 1 milyar 340 milyon kişinin yaşadığı ülkede, Hindistan vatandaşı olduğunu kanıtlayan herkesin ‘din temelinde herhangi bir ayrımcılık yapılmadan’ Ulusal Vatandaş Sicili’ne (NRC) dahil edileceğini açıkladı. Şah’ın ‘din temelinde ayrım yapılmadan’ vurgusunun nedeni Assam eyaletinde yapılan çalışma sonrası NRC listesine 31.1 milyon kişi yazılırken, çoğunluğu Müslüman 1,9 milyon kişi ‘vatansız’ bırakıldı.
Assam eyaletinde neler oldu?
Assam eyaletinde ilk olarak Doğu Pakistan yani şu anki adıyla Bangladeş’ten gelen göçmenleri tespit amacıyla uygulanmıştı. Son hazırlanan listede yer alanlar da 1951’de tespit edilen kişiler, onların soyundan gelenler ve Bangladeş’in bağımsızlığını ilan etmesinden önce seçim listelerinde yer alan kişiler.
İsimlerini vatandaşlık listesinde bulamayanlar ne yapacak?
Vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin akıbeti, en çok merak edilen konu. Listede adını bulamayan kişiler ile ilgili federal hükümet ve eyalet yetkilileri, vatandaşlıktan çıkarılacak kişilerin “yabancı” ilan edilmeyeceğini belirtirken, Assam eyaleti İçişleri Bakanlığı, liste dışı kalanların 120 gün içinde Yabancılar Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunabileceğini açıklamıştı.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (BMMYK) Filippo Grandi, “Çok sayıda insanın vatandaşlığını ortadan kaldıran her türlü süreç, vatansızlığı bitirmeyi amaçlayan küresel çaptaki çabaları boşa çıkaracaktır” dedi. Hindistan’a bu uygulamayı durdurma çağrısında bulunan Grandi, “bilgiye yeterli düzeyde erişim, ücretsiz avukat hizmeti ve yasal başvurunun yüksek standartlarda gerçekleştirilmesi” gerekliliğine vurgu yaptı.
Pakistan Başbakanı Imran Khan, yaşananlardan”Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) Müslümanlara karşı yürüttüğü etnik temizliğin bir parçası” olarak değerlendirdi.
Assam Eyaleti Nerede?
Hindistan topraklarının en doğusunda yer alan Assam Eyaleti, Myanmar, Bangladeş, Butan Krallığı ve Çin’e komşu durumunda.
Hindistan’a bağlı Assam Eyaleti’nin konumu.
Kaynak: StratejikOrtak.com
[irp posts=”1954″ name=”Hindistan’da Hâlâ Süren Kast Sistemi ve Paryalar”]
Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın Suriye kolu YPG ile mücadele kapsamında Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasıyla, uluslararası medya kuruluşları YPG propagandası ve başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım açıklamalarının ardı arkası kesilmedi.
Harekatın başlamasından sekiz gün geçmişti ki 17 Ekim’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyet ile görüştü. Toplantı sonrası ABD ile Türkiye Suriye konusunda anlaştığını duyurdu.
YPG, 120 saat (5 gün) içerisinde Türkiye sınırından 32 km güneye çekilecek.
Amerikan yetkililere göre ‘ateşkes’ sağlanırken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre Barış Pınarı Harekatı’na ara verildi.
17 Ekim’de ABD ile Türkiye’nin mutabakata vardığı gün Barış Pınarı Harekatı’nda son durum haritası şu şekildeydi:
ABD ile mutabakatın sağlandığı 17 Ekim’de sahadaki son durum haritası.
Aradan geçen 5 günün sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Soçi’de iki liderin görüşmesi yaklaşık 6.5 saat sürdü. ABD ile yapılan anlaşmanın aksine Rusya ile varılan mutabakat daha kapsamlı oldu. Toprak bütünlüğünün korunacağı ifade edilirken, Barış Pınarı Harekatı ile birlikte terörden temizlenen Resulayn ve Tel Abyad’da Türkiye’nin varlığını koruyacağı vurgulandı.
150 saat içerisinde YPG’nin 30 km içerisinden çıkarılacağı açıklandı. Öte yandan Tel Rıfat ve Menbiç’ten de YPG’nin çıkarılması ve kontrolün Esad rejimi tarafından sağlanmasına karar verildi.
Türkiye sınırından 10 KM geride Rusya ile Türkiye ortak devriye gerçekleştirecek.
Sonuç olarak mutabakat kapsamında Türkiye sınırından 30 KM derinlik YPG kontrolünü olmayacak, Esad rejimine bağlı askerler bölgeye gelecekti.
22 Ekim’de Rusya ile Türkiye’nin mutabakata vardığı gün Barış Pınarı Harekatı’nda son durum haritası şu şekildeydi:
Rusya ile mutabakatın sağlandığı 22 Ekim’de sahadaki son durum haritası.
Rusya ile yapılan mutabakata göre 29 Ekim’de süre bitti. YPG’nin bu süre zarfında 30 KM güneye çekilmesi gerekiyordu ancak hem yerel kaynakların aktardıkları hem de bölgeden gelen görüntülerde YPG’li teröristlerin ‘güvenli bölge’ alanında bulunduğu anlaşıldı.
YPG ile Esad rejimine bağlı güçlerin Barış Pınarı Harekatı bölgesinin çevresinde beraber hareket ederek TSK ile beraber PKK/YPG’li teröristlerle mücadele eden Suriye Milli Ordusu askerlerine saldırdığı bildirildi.
Suriye son durum haritası – Suriye Gündemi (4 Kasım 2019)
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “ABD ve Rusya mutabakat gereğini yapmadı, buralar temizlenmezse harekatı başlatacağız” açıklamasında bulundu. Washington’dan bir açıklama yapılmazken, Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, “Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Rusya’nın sözlerini tutmadığı ve Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri operasyona başlayabilecekleri tehdidini şaşkınlıkla karşıladık. Rusya’nın Türkiye ile olan 22 Ekim tarihli Soçi mutabakatının hükümlerini tam anlamıyla yerine getirdiğini ve getirmeye devam ettiğini hatırlatmak isteriz” ifadesini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’nin Rusya’ya Suriye’nin kuzeyindeki harekata yeniden başlama niyetinde olmadığı konusunda güvence verdiğini söyledi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatın koşullarının tam olarak sağlanmadığını, ancak uyuyan hücreler olmakla birlikte 145 km uzunluğunda 30 km derinlikte güvenli bölge sağlandığını açıkladı.
[irp posts=”20714″ name=”Barış Pınarı Harekatı Son Durum Haritası”]
9-29 Ekim arası Barış Pınarı Harekatı’nın ilerleyişi:
ABD Savunma Bakanlığına (PENTAGON) bağlı Savunma İstihbarat Ajansı (SIA), daha önce Rusya ve Çin’e yaptığı askeri güç raporunu bu kez İran için hazırladı. “İran’ın Askeri Gücü” adlı raporda, İran ordusunun askeri doktrini ve stratejisine yönelik çarpıcı bilgiler yer alıyor. Rapor içerisinde öne çıkan bilgiler şöyle:
1.) İran Devrim Muhafızları, İslam Devrimi ile kurulan dini rejimi iç ve dış tehditlere karşı koruyarak ülkeyi bölgede baskın güç olma hedefleri doğrultusunda çalışmalar yürütüyor.
2.) İran askeri doktrini zaman içinde şekillendi; Teknolojik olarak orduyu geliştirerek Batılı ordulara karşı durabilecek bir silahlı kuvvetler oluşturulması hedefleniyor. En önemli doktrin maddesi ise İran’a karşı muhtemelen bir saldırıyı Tahran’ın “insani ve finansal bedelini ağırlaştıracak şekilde caydırma” üzerine kurduğu.
3.) Askeri doktrinini yenileyen İran, ulusal güvenlik hedeflerinde değişikliğe gitmiyor. ABD gibi Batılı güçleri yenemeyeceğinin farkında olan İran’ın üç ana önceliği var;
Bölgede hedeflerini vurabilecek balistik füzeler,
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazında deniz ticaretini tehdit edebilecek güçte sahil güvenlik gücü,
Ülke dışında konvansiyonel olmayan operasyonlar yapma kabiliyetine sahip ortak, vekil güçler ve Şii milisler.
Irak’ta binlerce İran destekli Şii milis gücü Haşdi Şabi çatısı altında bulunuyor.
4.) İran, balistik füzelerini konuşlandırmaya devam ederek füze envanterini yeni seyir füzeleri ile daha da büyütecek.
5.) 2020’de sona erecek olan BM yaptırımları kalkar kalkmaz yeni savaş uçakları ve modern tank alacak.
7.) Önümüzdeki 10 yılda İran, çok taraflı barışı koruma operasyonlarına katılabilir. Öte yandan Tahran’ın başka ülkelere müdahalesi gerçekleşebilir ve müttefiki olan ülkelerde kalıcı asker kurarak geniş çağlı operasyonlar düzenleyebilir.
İran’ın Askeri Gücü
Pentagon’un yayınlandığı rapora göre İran Devrim Muhafızları ve İran Ordusu diye ayrılan iki silahlı kuvvetlerde toplam 610,000 aktif asker bulunuyor. Yedek askerler ile birlikte İran askeri sayısı 1 milyon 60 bin.
Pentagon’un yayınladığı rapora göre İran’ın asker sayısı
İran gemilerinin uğradığı limanlar ve tatbikat yaptığı ülkeler.
İran gemilerinin uğradığı limanlar ve tatbikat yaptığı ülkeler.
İran balistik füzelerinin menzilleri.
İran balistik füzelerinin menzilleri
İran’ın envanterindeki füzeler ve menzilleri.
İran’ın envanterindeki füzeler ve menzilleri
İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahları ve sorumluluk alanları.
İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahları ve sorumluluk alanları
İran’ın ıyı savunmasını sağlayan füzelerin menzil alanı.
İran’ın kıyı savunmasını sağlayan füzelerin menzil alanı
İran’a bağlı ve ortak hareket eden güçler.
İran’a bağlı ve ortak hareket eden güçler
İran içerisindeki savaşa hazır birliklerin bulunduğu üsler.
İran içerisindeki savaşa hazır birliklerin bulunduğu üsler
İran’ın uzun menzilli hava savunma kapsam alanı.
İran’ın uzun menzilli hava savunma kapsam alanı
İran’dan silah alan ülke veya ülke dışı gruplar.
İran’dan silah alan ülke veya ülke dışı gruplar
Pentagon’un yayınladığı “İran’ın askeri gücü” adlı rapora buradan bulaşabilirsiniz.
Global Firepower’ın 55’ten fazla faktöre göre hazırladığı 2019 askeri güç sıralamasında İran, dünyanın en güçlü 14. ülkesi. Araştırmada İran’ın askeri gücü şu şekilde paylaşılmış;
Milli Savunma Bakanı Akar’ın Kasım 2018’de Libya’ya resmi ziyaret gerçekleştirdi. Akar’ın ziyaretinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, TİKA Başkanı Serdar Çam, Türkiye’nin Libya Özel Temsilcisi ve AK Partili bazı vekiller de yer aldı. Birleşmiş Milletler’in resmi olarak tanıdığı Trablus hükümetine bağlı hem Savunma Bakanı hem de Başkanlık Konseyi Başkanı olan Fayiz es-Serrac ve Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdurrahman Omran el-Taweele ile görüştü. Açıklamada iki ülke arasındaki askeri iş birliğin önemi vurgulandı.
Görüşmede Hulusi Akar, Libya hükümetine Akdeniz’deki yetki alanlarını hatırlatarak, Kaddafi sonrası karışıklıktan faydalanarak 39 bin kilometrekarelik Libya’nın deniz alanını sahiplenen Yunanistan’a karşı beraber hareket etme çağrısı yaptı. Masaya haritalar konuldu ve Türkiye ve Libya’nın deniz komşusu olduğu ifade edildi.
Yunanistan ile Libya Arasındaki Sorun Nedir?
Yunanistan, Libya’da Kaddafi’nin öldürüldüğü 2011’den bu yana devam eden krizi fırsata çevirerek 2014 yılında, Girit Adası’nı baz alarak Libya’nın 39 kilometrekarelik alanını kara suları ilan etmişti. Oysa ki o alanın Libya’ya ait olduğu, adalar üzerinden kara suyu ilan etmek için ana karaya sahip ülkenin olmaması gerektiği biliniyor. Yunanistan’ın bu alanı sahiplenerek doğal gaz araması ve Doğu Akdeniz’de çıkarılan gazın Avrupa’ya taşıma projesini gerçekleştireceği düşünülüyor.
Yunanistan’ın Akdeniz’de sahiplendiği Libya deniz alanı.
Yunanistan, Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları’nı hiçe sayarak ana karayı esas almayan ve Girit, Kerpe, Kaşot, Rodos ve Meis adalarının MEB alanlarını belirlemesiyle bölge ülkelerini çok küçük alanlara hapsediyor.
Dr. Cihat Yaycı’ya göre Türkiye ile Libya, MEB sınırlandırma anlaşmasını “Türkiye’nin Marmaris, Fethiye ve Kaş kıyıları ile Libya’nın Derne, Tobruk ve Bordiya kıyılarının karşılıklı kıyılar olarak alınması suretiyle” hayata geçirmeli. Akdeniz’deki diğer ülkelerden Mısır da Libya gibi Yunanistan ile “adalar üzerinden ortay hat” anlaşması yapar ise Akdeniz’deki yetki alanları daralacak ve Atina tarafından gasp edilecek.
Kerkenna ve Cerbe Adası Sorunu: Libya Haklı Bulundu
Libya, daha önce Malta ve Tunus ile aynı sorunları yaşadı. 1982’de Tunus’un adalar üzerinden belirlediği deniz sınırları Uluslararası Adalet Divanı’na taşınmıştı. 1982’de Tununs-Libya davasında mahkeme Tunus sahillerindeki Kerkenna ve Cerbe adaları ile ilgili şu kararı verdi;
Kerkenna’ya yarım etki alanı tanınmalı.
Cerbe Adası’na ise deniz yetki alanı tanımadan ortay hat çizilmeli.
Libya ile Tunus arasında davalık olan Kerkenna ve Cerbe Adası’nın konumları
Yine Libya’nın Malta ile yaşadığı benzer sorunda; aynı mahkeme deniz alanlarının belirlenmesinde taraf olan ana karaya sahip ülke ile ada üzerinden hak talep eden ülke arasındaki davada, ana kara sahibi ülke olan Libya’yı, ada üzerinden hak talep eden Malta’ya karşı haklı bulmuştur.
Konuyla ilgili birçok dava sonucuna göre Yunanistan ada üzerinden hak talep edip Libya’nın alanını sahiplenmesi gasp etmek anlamı taşıyor. Örnek davalardan bazıları;
Kuzey Denizi Davası (1969), İngiltere-Fransa Davası (1977), Gine-Gine Bissau Davası (1983), Libya-Malta Davası (1984), Libya-Tunus Davası (1984), Eritre-Yemen Davası (1999), Romanya-Ukrayna Davası (2009) ve Bangladeş-Myanmar Davası (2012)
Öte yandan Fas, Suriye ve Lübnan gibi Libya da Akdeniz’de MEB ilanını daha önce yapmıştı.
Akdeniz Haritası
‘Libya, Yunanistan’a nota verdi’
Milli Savunma Bakanı Akar’ın Libya ziyaretinden yaklaşık bir yıl sonra National Pride isimli Yunan haber sitesi, Libya’daki Trablus hükümetinin Yunanistan’a sözlü bir nota vererek, “Libya’daki İslami Hükümet’in Yunanistan’a sözlü bir nota verdiği, Girit’in güney ve güney batısında yaptığı araştırma faaliyetlerinden duyulan rahatsızlığın iletildiği” belirtildi. Haberde BM tarafından meşru olarak tanınan Trablus hükümeti, ‘İslami hükümet’ olarak nitelendirildi ve Türkiye tarafından desteklendiği belirtildi. Yunanistan’ın Libya’daki siyasi krizde General Halife Hafter’e bağlı Tobruk hükümetinin desteklemesi konusunda neden beklediği soruldu.
[irp posts=”3433″ name=”Libya Son Durum Haritası (2019)”]
Türkiye ile Libya Anlaşırsa Ne Olacak?
Yunanistan, hem Türkiye’nin hem de Libya’nın deniz alanlarını tanımıyor. Libya, kendisine ait olan ve Yunanistan’ın Girit Adası’nı dikkate alarak sahiplendiği deniz alanı konusunda somut adım atabilir. Böylece Türkiye ile deniz komşusu olacak olan ülke, uluslararası hukuka aykırı olarak hareket eden Yunanistan’ın adalar üzerinden deniz alanı belirlemesinin önüne geçecek.
Akdeniz’deki Türkiye ile Libya’nın deniz sınırı – Harita düzenleme: StratejikOrtak.com
Türkiye de ülkenin yeniden imarı, askeri gücünün yeniden oluşturulmasına ilişkin çabalarda katkı sunmaya hazır olduğunu açıkladığı Libya ile Akdeniz’de deniz hukuku sınırlarını bilerek Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Mısır üçlüsünün Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Libya’yı saf dışı bırakan ittifakının önüne geçilmiş olacak. Bunun için Türkiye ve Libya’nın MEB alanını açıklaması gerekiyor.
Yunanistan’ın Girit Adası’nı kullanarak tek taraflı olarak Libya’ya ait olan 39 bin kilometrekarelik alanı karasuları ilan etmesinin önüne geçilirse, Doğu Akdeniz’den çıkarılan doğal gazın gayri resmi bir şekilde Avrupa pazarına taşınması engellenecektir.
Yunanistan’ın eski istihbaratçılarından Savas Kalenderisis, konuyla ilgili Yunan internet sitelerine verdiği demeçte, Yunanistan’ın biran önce Libya üzerinde etki kurması gerektiğinibelirterek, Türkiye’nin Libya’daki Trablus hükümeti ile MEB anlaşması yapmasının Yunanistan için büyük yenilgi olacağını söyledi.
Türk Deniz Kuvvetleri’nin 2002 yılından başlayarak 14 yılda 14 yabancı bayraklı gemiyi kendi alanında durdurduğu, son 2 yılda ise Türkiye’nin deniz yetki alanlarında izinsiz araştırma faaliyetlerinde bulunmaya çalışan farklı ülkelere ait 1 sondaj platformu ve 6 geminin engellendiği bildirildi.