Fransa Cumhurbaşkanı Manuel Macron, bir TV kanalına yaptığı açıklamada Sarı Yeleklileri’nin eylemlere başlamada nedeni olan akaryakıt zammı konusunda hata yaptığını itiraf etti. Macron, alt ve orta gelirli insanların ekonomileri açısından önemli olan akaryakıtın zam uygulamasının kesinlikle bir geçiş süreci sonunda olması gerektiğini belirtti.
Geçtiğimiz yıl orta ve alt gelirli insanlar için adımların atılması gerektiğini söyleyen Macron, sarı yeleklilerin eylemlerine bir yıl önce katılanlarla bugün sokağa çıkanların aynı kişiler olmadığına inandığını söyledi.
Fransa’daki Gösteriler Ne Durumda?
17 Kasım 2018’de başlayan gösteriler birinci yılını doldurdu. Macron, eylemleri yatıştırmak için ilk olarak 10 Aralık’ta televizyondan halka seslendi. Yaklaşık 25 milyon kişinin izlediği canlı yayında asgari ücrete, işverenlere maliyeti olmadan 1100 euro artırıldığını, 10 milyar euro da acil önlem paketi çıkarıldığını duyurdu. Sarı yelekliler durmadı ve gösterilerine devam etti.
Aralık-Mart aylarında Macron, “Büyük Ulusal Münazara” adında haber televizyonlarında canlı yayınlanan görüşmeleri gerçekleştirerek sahaya inmiş oldu. Zaman geçtikçe göstericilerin, işlerini bırakıp gösterilere katılmaları, aralarındaki politik ayrılıklar ve apolitik kalmayı tercih edenler nedeniyle bütünlük sağlanamadı. Zaman zaman gösteriler sürse de aylar öncesi kadar etkili olmadığı gözlemlendi.
Sarı Yeleklilerin Gösterilerinin Bilançosu
Gösterilerde 11 kişi ölürken, 4 bin 245 kişi de yaralandı. Yaralananların 2 bin 500’ü eylemci, kalanları güvenlik görevlisi.
12 bin 107 kişi gözaltına alınırken 3 bin 163 kişi tutuklanarak hapis cezasına çarptırıldı.
Resmi rakamlara göre polisin sert müdahalesi sonucu 1 kişi öldü. Diğer ölümler doğrudan polis müdahalesi nedeniyle olmadı. 5 kişinin eli koptuğu olaylarda çoğu polisin göz yaşartıcı bombası ve plastik mermi nedeniyle 23 kişi gözünü kaybetti.
Gösterilerin birinci yılının sonunda esnafların ciro kaybının yüzde 20-30 arasında düştüğü
AVM’lerdeki zararın 2 milyar avroyu bulduğu ve gıda sektörünün 13 milyar avro zarar ettiği bildirildi.
Fazla mesai yaptığı için güvenlik güçlerine toplamda 46 milyon Euro mesai ücreti yatırıldı.
Macron yönetiminin sarı yeleklilerin taleplerine cevap olarak aldığı önlemleri bedeli 17 milyar avro.
Son olarak esnafların uğradığı zarar ve kapatılan bazı dükkanlar nedeniyle 75 bin kişi işsiz kaldı.
Hindistan, göçmenlere yönelik uyguladığı çalışmalara bir yenisini daha ekledi. Ağustos ayında Assam eyaletinde 1,9 milyon kişiyi vatandaşlıktan çıkaran Yeni Delhi hükümeti, düzensiz göçmenleri tespit edeceği gerekçesiyle “ulusal vatandaş araştırması” adında bir çalışma başlatılacağını duyurdu.
Araştırma ile ilgili açıklama yapan İçişleri Bakanı Amit Şah, 1 milyar 340 milyon kişinin yaşadığı ülkede, Hindistan vatandaşı olduğunu kanıtlayan herkesin ‘din temelinde herhangi bir ayrımcılık yapılmadan’ Ulusal Vatandaş Sicili’ne (NRC) dahil edileceğini açıkladı. Şah’ın ‘din temelinde ayrım yapılmadan’ vurgusunun nedeni Assam eyaletinde yapılan çalışma sonrası NRC listesine 31.1 milyon kişi yazılırken, çoğunluğu Müslüman 1,9 milyon kişi ‘vatansız’ bırakıldı.
Assam eyaletinde neler oldu?
Assam eyaletinde ilk olarak Doğu Pakistan yani şu anki adıyla Bangladeş’ten gelen göçmenleri tespit amacıyla uygulanmıştı. Son hazırlanan listede yer alanlar da 1951’de tespit edilen kişiler, onların soyundan gelenler ve Bangladeş’in bağımsızlığını ilan etmesinden önce seçim listelerinde yer alan kişiler.
İsimlerini vatandaşlık listesinde bulamayanlar ne yapacak?
Vatandaşlıktan çıkarılan kişilerin akıbeti, en çok merak edilen konu. Listede adını bulamayan kişiler ile ilgili federal hükümet ve eyalet yetkilileri, vatandaşlıktan çıkarılacak kişilerin “yabancı” ilan edilmeyeceğini belirtirken, Assam eyaleti İçişleri Bakanlığı, liste dışı kalanların 120 gün içinde Yabancılar Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunabileceğini açıklamıştı.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri (BMMYK) Filippo Grandi, “Çok sayıda insanın vatandaşlığını ortadan kaldıran her türlü süreç, vatansızlığı bitirmeyi amaçlayan küresel çaptaki çabaları boşa çıkaracaktır” dedi. Hindistan’a bu uygulamayı durdurma çağrısında bulunan Grandi, “bilgiye yeterli düzeyde erişim, ücretsiz avukat hizmeti ve yasal başvurunun yüksek standartlarda gerçekleştirilmesi” gerekliliğine vurgu yaptı.
Pakistan Başbakanı Imran Khan, yaşananlardan”Hindistan Halk Partisi’nin (BJP) Müslümanlara karşı yürüttüğü etnik temizliğin bir parçası” olarak değerlendirdi.
Assam Eyaleti Nerede?
Hindistan topraklarının en doğusunda yer alan Assam Eyaleti, Myanmar, Bangladeş, Butan Krallığı ve Çin’e komşu durumunda.
Hindistan’a bağlı Assam Eyaleti’nin konumu.
Kaynak: StratejikOrtak.com
[irp posts=”1954″ name=”Hindistan’da Hâlâ Süren Kast Sistemi ve Paryalar”]
Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın Suriye kolu YPG ile mücadele kapsamında Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasıyla, uluslararası medya kuruluşları YPG propagandası ve başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırım açıklamalarının ardı arkası kesilmedi.
Harekatın başlamasından sekiz gün geçmişti ki 17 Ekim’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Türkiye’ye gelerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyet ile görüştü. Toplantı sonrası ABD ile Türkiye Suriye konusunda anlaştığını duyurdu.
YPG, 120 saat (5 gün) içerisinde Türkiye sınırından 32 km güneye çekilecek.
Amerikan yetkililere göre ‘ateşkes’ sağlanırken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre Barış Pınarı Harekatı’na ara verildi.
17 Ekim’de ABD ile Türkiye’nin mutabakata vardığı gün Barış Pınarı Harekatı’nda son durum haritası şu şekildeydi:
ABD ile mutabakatın sağlandığı 17 Ekim’de sahadaki son durum haritası.
Aradan geçen 5 günün sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Soçi’de iki liderin görüşmesi yaklaşık 6.5 saat sürdü. ABD ile yapılan anlaşmanın aksine Rusya ile varılan mutabakat daha kapsamlı oldu. Toprak bütünlüğünün korunacağı ifade edilirken, Barış Pınarı Harekatı ile birlikte terörden temizlenen Resulayn ve Tel Abyad’da Türkiye’nin varlığını koruyacağı vurgulandı.
150 saat içerisinde YPG’nin 30 km içerisinden çıkarılacağı açıklandı. Öte yandan Tel Rıfat ve Menbiç’ten de YPG’nin çıkarılması ve kontrolün Esad rejimi tarafından sağlanmasına karar verildi.
Türkiye sınırından 10 KM geride Rusya ile Türkiye ortak devriye gerçekleştirecek.
Sonuç olarak mutabakat kapsamında Türkiye sınırından 30 KM derinlik YPG kontrolünü olmayacak, Esad rejimine bağlı askerler bölgeye gelecekti.
22 Ekim’de Rusya ile Türkiye’nin mutabakata vardığı gün Barış Pınarı Harekatı’nda son durum haritası şu şekildeydi:
Rusya ile mutabakatın sağlandığı 22 Ekim’de sahadaki son durum haritası.
Rusya ile yapılan mutabakata göre 29 Ekim’de süre bitti. YPG’nin bu süre zarfında 30 KM güneye çekilmesi gerekiyordu ancak hem yerel kaynakların aktardıkları hem de bölgeden gelen görüntülerde YPG’li teröristlerin ‘güvenli bölge’ alanında bulunduğu anlaşıldı.
YPG ile Esad rejimine bağlı güçlerin Barış Pınarı Harekatı bölgesinin çevresinde beraber hareket ederek TSK ile beraber PKK/YPG’li teröristlerle mücadele eden Suriye Milli Ordusu askerlerine saldırdığı bildirildi.
Suriye son durum haritası – Suriye Gündemi (4 Kasım 2019)
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “ABD ve Rusya mutabakat gereğini yapmadı, buralar temizlenmezse harekatı başlatacağız” açıklamasında bulundu. Washington’dan bir açıklama yapılmazken, Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, “Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Rusya’nın sözlerini tutmadığı ve Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri operasyona başlayabilecekleri tehdidini şaşkınlıkla karşıladık. Rusya’nın Türkiye ile olan 22 Ekim tarihli Soçi mutabakatının hükümlerini tam anlamıyla yerine getirdiğini ve getirmeye devam ettiğini hatırlatmak isteriz” ifadesini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye’nin Rusya’ya Suriye’nin kuzeyindeki harekata yeniden başlama niyetinde olmadığı konusunda güvence verdiğini söyledi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD ve Rusya ile yapılan mutabakatın koşullarının tam olarak sağlanmadığını, ancak uyuyan hücreler olmakla birlikte 145 km uzunluğunda 30 km derinlikte güvenli bölge sağlandığını açıkladı.
[irp posts=”20714″ name=”Barış Pınarı Harekatı Son Durum Haritası”]
9-29 Ekim arası Barış Pınarı Harekatı’nın ilerleyişi:
ABD Savunma Bakanlığına (PENTAGON) bağlı Savunma İstihbarat Ajansı (SIA), daha önce Rusya ve Çin’e yaptığı askeri güç raporunu bu kez İran için hazırladı. “İran’ın Askeri Gücü” adlı raporda, İran ordusunun askeri doktrini ve stratejisine yönelik çarpıcı bilgiler yer alıyor. Rapor içerisinde öne çıkan bilgiler şöyle:
1.) İran Devrim Muhafızları, İslam Devrimi ile kurulan dini rejimi iç ve dış tehditlere karşı koruyarak ülkeyi bölgede baskın güç olma hedefleri doğrultusunda çalışmalar yürütüyor.
2.) İran askeri doktrini zaman içinde şekillendi; Teknolojik olarak orduyu geliştirerek Batılı ordulara karşı durabilecek bir silahlı kuvvetler oluşturulması hedefleniyor. En önemli doktrin maddesi ise İran’a karşı muhtemelen bir saldırıyı Tahran’ın “insani ve finansal bedelini ağırlaştıracak şekilde caydırma” üzerine kurduğu.
3.) Askeri doktrinini yenileyen İran, ulusal güvenlik hedeflerinde değişikliğe gitmiyor. ABD gibi Batılı güçleri yenemeyeceğinin farkında olan İran’ın üç ana önceliği var;
Bölgede hedeflerini vurabilecek balistik füzeler,
Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazında deniz ticaretini tehdit edebilecek güçte sahil güvenlik gücü,
Ülke dışında konvansiyonel olmayan operasyonlar yapma kabiliyetine sahip ortak, vekil güçler ve Şii milisler.
Irak’ta binlerce İran destekli Şii milis gücü Haşdi Şabi çatısı altında bulunuyor.
4.) İran, balistik füzelerini konuşlandırmaya devam ederek füze envanterini yeni seyir füzeleri ile daha da büyütecek.
5.) 2020’de sona erecek olan BM yaptırımları kalkar kalkmaz yeni savaş uçakları ve modern tank alacak.
7.) Önümüzdeki 10 yılda İran, çok taraflı barışı koruma operasyonlarına katılabilir. Öte yandan Tahran’ın başka ülkelere müdahalesi gerçekleşebilir ve müttefiki olan ülkelerde kalıcı asker kurarak geniş çağlı operasyonlar düzenleyebilir.
İran’ın Askeri Gücü
Pentagon’un yayınlandığı rapora göre İran Devrim Muhafızları ve İran Ordusu diye ayrılan iki silahlı kuvvetlerde toplam 610,000 aktif asker bulunuyor. Yedek askerler ile birlikte İran askeri sayısı 1 milyon 60 bin.
Pentagon’un yayınladığı rapora göre İran’ın asker sayısı
İran gemilerinin uğradığı limanlar ve tatbikat yaptığı ülkeler.
İran gemilerinin uğradığı limanlar ve tatbikat yaptığı ülkeler.
İran balistik füzelerinin menzilleri.
İran balistik füzelerinin menzilleri
İran’ın envanterindeki füzeler ve menzilleri.
İran’ın envanterindeki füzeler ve menzilleri
İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahları ve sorumluluk alanları.
İran Deniz Kuvvetleri’nin karargahları ve sorumluluk alanları
İran’ın ıyı savunmasını sağlayan füzelerin menzil alanı.
İran’ın kıyı savunmasını sağlayan füzelerin menzil alanı
İran’a bağlı ve ortak hareket eden güçler.
İran’a bağlı ve ortak hareket eden güçler
İran içerisindeki savaşa hazır birliklerin bulunduğu üsler.
İran içerisindeki savaşa hazır birliklerin bulunduğu üsler
İran’ın uzun menzilli hava savunma kapsam alanı.
İran’ın uzun menzilli hava savunma kapsam alanı
İran’dan silah alan ülke veya ülke dışı gruplar.
İran’dan silah alan ülke veya ülke dışı gruplar
Pentagon’un yayınladığı “İran’ın askeri gücü” adlı rapora buradan bulaşabilirsiniz.
Global Firepower’ın 55’ten fazla faktöre göre hazırladığı 2019 askeri güç sıralamasında İran, dünyanın en güçlü 14. ülkesi. Araştırmada İran’ın askeri gücü şu şekilde paylaşılmış;
Milli Savunma Bakanı Akar’ın Kasım 2018’de Libya’ya resmi ziyaret gerçekleştirdi. Akar’ın ziyaretinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, TİKA Başkanı Serdar Çam, Türkiye’nin Libya Özel Temsilcisi ve AK Partili bazı vekiller de yer aldı. Birleşmiş Milletler’in resmi olarak tanıdığı Trablus hükümetine bağlı hem Savunma Bakanı hem de Başkanlık Konseyi Başkanı olan Fayiz es-Serrac ve Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Abdurrahman Omran el-Taweele ile görüştü. Açıklamada iki ülke arasındaki askeri iş birliğin önemi vurgulandı.
Görüşmede Hulusi Akar, Libya hükümetine Akdeniz’deki yetki alanlarını hatırlatarak, Kaddafi sonrası karışıklıktan faydalanarak 39 bin kilometrekarelik Libya’nın deniz alanını sahiplenen Yunanistan’a karşı beraber hareket etme çağrısı yaptı. Masaya haritalar konuldu ve Türkiye ve Libya’nın deniz komşusu olduğu ifade edildi.
Yunanistan ile Libya Arasındaki Sorun Nedir?
Yunanistan, Libya’da Kaddafi’nin öldürüldüğü 2011’den bu yana devam eden krizi fırsata çevirerek 2014 yılında, Girit Adası’nı baz alarak Libya’nın 39 kilometrekarelik alanını kara suları ilan etmişti. Oysa ki o alanın Libya’ya ait olduğu, adalar üzerinden kara suyu ilan etmek için ana karaya sahip ülkenin olmaması gerektiği biliniyor. Yunanistan’ın bu alanı sahiplenerek doğal gaz araması ve Doğu Akdeniz’de çıkarılan gazın Avrupa’ya taşıma projesini gerçekleştireceği düşünülüyor.
Yunanistan’ın Akdeniz’de sahiplendiği Libya deniz alanı.
Yunanistan, Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davaları’nı hiçe sayarak ana karayı esas almayan ve Girit, Kerpe, Kaşot, Rodos ve Meis adalarının MEB alanlarını belirlemesiyle bölge ülkelerini çok küçük alanlara hapsediyor.
Dr. Cihat Yaycı’ya göre Türkiye ile Libya, MEB sınırlandırma anlaşmasını “Türkiye’nin Marmaris, Fethiye ve Kaş kıyıları ile Libya’nın Derne, Tobruk ve Bordiya kıyılarının karşılıklı kıyılar olarak alınması suretiyle” hayata geçirmeli. Akdeniz’deki diğer ülkelerden Mısır da Libya gibi Yunanistan ile “adalar üzerinden ortay hat” anlaşması yapar ise Akdeniz’deki yetki alanları daralacak ve Atina tarafından gasp edilecek.
Kerkenna ve Cerbe Adası Sorunu: Libya Haklı Bulundu
Libya, daha önce Malta ve Tunus ile aynı sorunları yaşadı. 1982’de Tunus’un adalar üzerinden belirlediği deniz sınırları Uluslararası Adalet Divanı’na taşınmıştı. 1982’de Tununs-Libya davasında mahkeme Tunus sahillerindeki Kerkenna ve Cerbe adaları ile ilgili şu kararı verdi;
Kerkenna’ya yarım etki alanı tanınmalı.
Cerbe Adası’na ise deniz yetki alanı tanımadan ortay hat çizilmeli.
Libya ile Tunus arasında davalık olan Kerkenna ve Cerbe Adası’nın konumları
Yine Libya’nın Malta ile yaşadığı benzer sorunda; aynı mahkeme deniz alanlarının belirlenmesinde taraf olan ana karaya sahip ülke ile ada üzerinden hak talep eden ülke arasındaki davada, ana kara sahibi ülke olan Libya’yı, ada üzerinden hak talep eden Malta’ya karşı haklı bulmuştur.
Konuyla ilgili birçok dava sonucuna göre Yunanistan ada üzerinden hak talep edip Libya’nın alanını sahiplenmesi gasp etmek anlamı taşıyor. Örnek davalardan bazıları;
Kuzey Denizi Davası (1969), İngiltere-Fransa Davası (1977), Gine-Gine Bissau Davası (1983), Libya-Malta Davası (1984), Libya-Tunus Davası (1984), Eritre-Yemen Davası (1999), Romanya-Ukrayna Davası (2009) ve Bangladeş-Myanmar Davası (2012)
Öte yandan Fas, Suriye ve Lübnan gibi Libya da Akdeniz’de MEB ilanını daha önce yapmıştı.
Akdeniz Haritası
‘Libya, Yunanistan’a nota verdi’
Milli Savunma Bakanı Akar’ın Libya ziyaretinden yaklaşık bir yıl sonra National Pride isimli Yunan haber sitesi, Libya’daki Trablus hükümetinin Yunanistan’a sözlü bir nota vererek, “Libya’daki İslami Hükümet’in Yunanistan’a sözlü bir nota verdiği, Girit’in güney ve güney batısında yaptığı araştırma faaliyetlerinden duyulan rahatsızlığın iletildiği” belirtildi. Haberde BM tarafından meşru olarak tanınan Trablus hükümeti, ‘İslami hükümet’ olarak nitelendirildi ve Türkiye tarafından desteklendiği belirtildi. Yunanistan’ın Libya’daki siyasi krizde General Halife Hafter’e bağlı Tobruk hükümetinin desteklemesi konusunda neden beklediği soruldu.
[irp posts=”3433″ name=”Libya Son Durum Haritası (2019)”]
Türkiye ile Libya Anlaşırsa Ne Olacak?
Yunanistan, hem Türkiye’nin hem de Libya’nın deniz alanlarını tanımıyor. Libya, kendisine ait olan ve Yunanistan’ın Girit Adası’nı dikkate alarak sahiplendiği deniz alanı konusunda somut adım atabilir. Böylece Türkiye ile deniz komşusu olacak olan ülke, uluslararası hukuka aykırı olarak hareket eden Yunanistan’ın adalar üzerinden deniz alanı belirlemesinin önüne geçecek.
Akdeniz’deki Türkiye ile Libya’nın deniz sınırı – Harita düzenleme: StratejikOrtak.com
Türkiye de ülkenin yeniden imarı, askeri gücünün yeniden oluşturulmasına ilişkin çabalarda katkı sunmaya hazır olduğunu açıkladığı Libya ile Akdeniz’de deniz hukuku sınırlarını bilerek Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-Mısır üçlüsünün Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Libya’yı saf dışı bırakan ittifakının önüne geçilmiş olacak. Bunun için Türkiye ve Libya’nın MEB alanını açıklaması gerekiyor.
Yunanistan’ın Girit Adası’nı kullanarak tek taraflı olarak Libya’ya ait olan 39 bin kilometrekarelik alanı karasuları ilan etmesinin önüne geçilirse, Doğu Akdeniz’den çıkarılan doğal gazın gayri resmi bir şekilde Avrupa pazarına taşınması engellenecektir.
Yunanistan’ın eski istihbaratçılarından Savas Kalenderisis, konuyla ilgili Yunan internet sitelerine verdiği demeçte, Yunanistan’ın biran önce Libya üzerinde etki kurması gerektiğinibelirterek, Türkiye’nin Libya’daki Trablus hükümeti ile MEB anlaşması yapmasının Yunanistan için büyük yenilgi olacağını söyledi.
Türk Deniz Kuvvetleri’nin 2002 yılından başlayarak 14 yılda 14 yabancı bayraklı gemiyi kendi alanında durdurduğu, son 2 yılda ise Türkiye’nin deniz yetki alanlarında izinsiz araştırma faaliyetlerinde bulunmaya çalışan farklı ülkelere ait 1 sondaj platformu ve 6 geminin engellendiği bildirildi.
Avusturya hükümeti, Almanya sınırına yakın Braunau am Inn kentinde yer alan Adolf Hitler’in doğduğu ve üç yaşına kadar yaşadığı evi kamulaştırarak karakol binası yapmaya karar verdi. Özel bir aileye ait olan evin karakola dönüştürülmesi kararının arkasında, aşırı sağcı Neonazilerin evi mabede dönüştürmesine engel olmak olduğu bildirildi.
Irkçı hükümet yetkilileri ile gündeme gelen Avusturya’da İçişleri Bakanı Wolfgang Peschorn, “Bu binanın polise tesis edilmesi, bu mekanın asla Naziler için anma yeri olmayacağının göstergesidir” diye konuştu. Birçok kez faşizm karşıtı gruplar evin önünde eylem düzenlerken, aşırı sağcılar da evin yakınlarına gelerek Hitler’i anıyordu.
Avusturya İçişleri Bakanı Wolfgang Peschorn
On yıllardır 3 katlı ev konusunda tartışmalar devam ediyordu.
1972 yılında evi devlet kiralayarak engelli çocuklar için bir merkez haline getirdi. Tadilat yapmak isteyen hükümete karşı gelen ev sahibi Gerlinde Pommer nedeniyle bina 2011’den bu yana boştu.
Adolf Hitler’in Avusturya’da doğduğu evin, Hitler dönemindeki fotoğrafı.
Son olarak 2017’de Avusturya Anayasa Mahkemesi, Hitler’in doğduğu evin devlet tarafından kamulaştırılmasına izin veren yasayı onayladı.
Hükümet, karakol için önümüzdeki yıl Avrupa Birliği genelinde bir mimari proje yarışması düzenleyecek.
Avusturya hükümetinin, evini satmak istemeyen mülk sahibi Pommer ailesine kamulaştırma kararı sonrası 810 bin Euro tazminat ödeyeceği belirtildi.
[irp posts=”10693″ name=”Berlin Savaşı ve Hitler’in Ölümü”]
[irp posts=”14020″ name=”Pek Bilinmeyen Hitler’in Irak Operasyonu”]
Lübnan ve Irak’ın ardından İran’da da ekonomik sebeplerle sokaklara inen göstericiler günlerdir protestolarını sürdürüyor. Hızla ülke geneline yayılan protestolar 1000’den fazla noktada gerçekleşiyor.
İran’da Gösteriler Ne Zaman ve Nasıl Başladı?
İran’da 15 Kasım Cuma günü benzi fiyatlarına yüzde 300 zam yapıldığı açıklandı. İran Ulusal Petrol Ürünleri Dağım Şirketinin açıklamasına göre benzinin litre fiyatı devlet tarafından bir ay içinde sübvanse edilen 60 litreden fazla alınması halinde 1000 tümenden (50 kuruş) 3 bin tümene (1.5 TL) çıkartıldı. Sübvanse kapsamındaki 60 litreye kadar benzinin fiyatı da 1500 tümen oldu.
Zam kararının sabah saatlerinden itibaren ülke genelinde yayılmasıyla ilk protesto gösterileri Ahvazi, Meşhed ve Sircan kentlerinde görüldü.
İranlı Siyatsetçilerin Zamma Tepkileri Ne Oldu?
Benzin zammı İranlı siyasetçiler arasında da tartışma konusu oldu. Muhafazakar kesim başta zam kararından Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi sorujmlu tutarken, reformistler konunun meclise getirilmemesinden şikayet etti.
İran Meclisindeki reformist Ümit Grubu, zam kararının mecliste görüşülmesi için yasa teklifi hazırlığındayken, dini lider Ali Hamaney’in 17 Kasım Pazar günü zam kararını desteklediğini açıklaması, reformistlerin tekliflerini geri çekmesine neden oldu.
Gösterilerin Bilançosu
Gösteriler kısa sürede başkent Tahran, ‘Türk kenti’ Tebriz, Meşhed, Arapların yoğunlukta yaşadığı Ahvaz, Sircan, İsfahan, Şiraz, Kum, Yezd, Kirmanşah ve Kereç gibi kentlere yayıldı, polisle halk karşı karşıya geldi.
Göstericiler birçok kentte petrol istasyonları, banka şubeleri ve polis araçlarını ateşe verdi.
Başkent Tahran ve Kirmanşah’ta 5 emniyet görevlisi öldürüldü.
Ülke genelinde şehir ve ilçe olmak üzere 1080 noktada yaşanan olaylarda 1000’i aşkın kişi gözaltına alındı. Gösteriler sırasında 100’ü aşkın bankanın kundaklandığı, 50’den fazla marketin de yağmalandığı belirtildi.
Dört gündür internet erişiminin olmadığı ülkede protestocular tarafından bilgi akışı sağlanamasa da yerel muhabirlere göre 12 gösterici hayatını kaybetti. Uluslararası Af Örgütü’ne göre 100’den fazla kişi yaşamını yitirdi.
Olayların ülke geneline hızla yayılmasının ardından Cumhurbaşkanı Ruhani de yardım parasının en kısa sürede 18 milyon aileye dağıtılacağını duyurdu. 19 Kasım itibariyle benzin zammından elde edilen gelirin bir kısmının 20 milyon kişinin hesaplarına yatırıldığı bildirildi.
[irp posts=”22556″ name=”İran’da Siyasi Durum, Etnik Yapı ve Türklerin Nüfusu”]
Olaylar Karşısında Kim Ne Dedi?
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma gününden bu yana devam eden göstere destek vererek İran halkının yanında olduğunu açıklarken, bazı Avrupa Birliği ülkeleri de Tahran yönetimine gösteri hakkına saygı göstermesi çağrısında bulundu.
İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Amerikan makamları ve AB ülkelerinin benzin zammına tepki olarak yapılan gösterilerle ilgili açıklamalarını çok sert eleştirdi.
Devrim Muhafızları tarafından yapılan yazılı açıklamada ise eylemlerin sona erdirilmesi istendi, aksi takdirde göstericilerin “devrimci yöntemlerin kullanılacağı sert bir müdahaleyle” karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuldu.
İran’daki protestolar ile ilgili içeriden gelen tepkiler – İnfografik: İram
Gösteriler Sona Erdikten Sonra İran’ı Ne Bekliyor?
Uzmanlara göre benzin zammı İran’da enflasyonu arttıracak ve piyasada fiyatların yükselmesine sebep olacak.
İran yönetimi halkın genelini olumsuz yönde etkileyen zam kararından geri adım aymaz veya kararı yumuşatma yoluna gitmezse, sokak gösterinin bir müddet daha devam etmesi, can ve mal kaybının artması öngörülüyor.
Ülkedeki huzur ve istikrarın bozulmasının etkileri, 21 Şubat 2020’de düzenlenecek genel seçimlerde de görülebilir. Sürpriz bir gelişme yaşanmazsa, yaklaşık 4 ay sonra yapılacak genel seçimlere katılım düşük olacağı düşünülüyor.
İran’daki Gösterilerin İnteraktif Haritası
Iran News Wire adlı internet sitesinin İran’daki gösterileri canlı olarak aktardığı interaktif harita aşağıda:
Sarı: Ölümlerin yaşandığı şehirler
Kırmızı: Devlet binalarının ateşe verildiği şehirler
Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon güçlerinin 2003 yılındaki işgalinin ardından siyasi ve ekonomik çöküntü içerisine giren Irak, kişisel çıkar için çabalayan bürokrat ve gruplar nedeniyle daha da istikrarsız hale geldi.
Hükümeti oluşturan partilerin İran yanlısı Şii politikalar izlemesi ülkedeki Şii’ler arasında bile rahatsızlık yarattı. 2016’dan bu yana yer yer ekonomik bunalıma ve yabancı güçlerin Irak üzerindeki hegemonyasına karşı gösteriler düzenleyen Iraklılar, 1 Ekim’de Bağdat ve güneyindeki Basra, Nasıriye, Amara, Samava ve Hille kentlerinde kentlerinde sokağa çıktı. Bu gösterilere 6 Ekim’de Erbain nedeniyle ara verildi. İlk gösteri dalgasında resmi rakamlara göre 157 gösterici hayatını kaybetti.
İkinci dalga 25 Ekim’de ilkine göre daha şiddetli bir şekilde başladı. Bağdat, Basra, Babil, Divaniye, Zikar, Meysan, Müsenna, Kerbela ve Necef kentlerinde boy gösteren protestolarda kullanılan pankart ve sloganlarda İran karşıtlığı dikkat çekti. Irak ordusuna bağlanan İran’ın kontrolündeki olduğu iddia edilen Şii milis grubu Haşdi Şabi’ye bağlı siyasi partilerin ve milis gruplarının binalarını ateşe verildi.
İran’ın Basra Büyükelçiliği göstericiler tarafından ateşe verildi. – 8 Eylül 2019
1.) Irak’ın Ekonomik Durumu
Irak etnik yapısı; % 55 Şii, % % 22 Sünni ve % 23 diğer mezhep ve dinlere mensup.
2013 yılında yaklaşık 234 milyar dolar olan gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH), 2017 yılına kadar 192 milyar dolara geriledi.
2019 bütçesi yaklaşık 128 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 107 milyar dolar).
Irak’ta 2003’teki Amerikan işgalinden bu yana 450 milyar dolarlık kamu fonunun kayıp olduğu biliniyor.
Uluslararası Şeffaflık Örgütünün verilerine göre Irak, yolsuzluğun meydana geldiği 180 ülke içinde 12’nci sırada yer alıyor.
Dünyanın kanıtlanmış en fazla petrol rezervine sahip 4. ülkesi. Petrol gelirlerinin milli gelir içerisindeki yeri yüzde 94 seviyesinde.
Yaklaşık 40 milyon nüfusa sahip olan ülkede ekonomik bunalım hakim. Nüfusun neredeyse dörtte biri günde 1,90 dolar gelirle yaşıyor.
Genç nüfus ülkenin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyor. 40 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 75’i 35 yaş altında.
Ülkede genç işsizlik oranı 2018’de yüzde 20 olarak duyuruldu.
Amerikan işgali, bombalı saldırılar ve IŞİD’in saldırıları sonrası elektrik, su, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu hizmetleri ve alt yapı eksikliği en önemli sorunlar arasında.
[irp posts=”4488″ name=”Irak Etnik Haritası”]
2.) Iraklılar ne istiyor?
Iraklıklar had safhaya ulaşan yolsuzlukla mücadele edilmesi,
Hükümetin istifa etmesi,
Gençlere iş imkanı tanınması,
Elektrik, su ve ulaşım gibi alt yapı sorunları için çalışmaların hayata geçirilmesi,
Devlet dairelerinde liyakate uygun atamaların yapılması,
Petrolden elde edilen gelirin halk nazarında hissedilmesi,
İranlı grupların devlet yönetiminde söz sahibi olmasına karşı gelinmesi gibi birçok talepte bulunuyor.
3.) Bağdat Yönetimi Ne Yaptı?
Protestocular öncelikli olarak hükümetin istifa etmesini talep ediyor. Irak Başbakanı Abdülmehdi, istifa etmenin ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini öne sürerek istifa etmeyeceğini açıkladı.
Irak Parlamentosu, işgal sonrası hazırlanan anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için taslak hazırlayacak bir komisyon kurma kararı verdi.
Parlamento, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı ile milletvekilleri ve tüm üst düzey devlet yetkililerine sağlanan maaş dışı ödenek ve ayrıcalıkların iptaline karar verdi.
Parlamento, vilayet, ilçe ve nahiye meclislerinin lağvedilmesine oy çokluğuyla karar verdi.
Başbakan Abdülmehdi “üniversite mezunlarına iş sözü” verdi. Bu kapsamda Petrol Bakanlığı başta olmak üzere diğer devlet kurumları ile bazı yabancı firmalara, çalışanların en az yüzde 50’sinin Iraklı olması için kota koyulması emrini verdi.
Hükümetin emri ile göstericilere müdahalenin çok sert bir şekilde devam etmesi ve gerçek mermilerin kullanılması haftalarca sürdü.
Irak güvenlik güçlerinin göstericilere müdahalesi.
4.) Göstericilere Kim Destek Verdi?
En dikkat çeken konuların başında da bu geliyor. Irak’ta göstericiler, herhangi bir siyasi partiye yakın olmayan sivil toplum kuruluşları ve sosyal medya aracılığıyla organize oluyor. Ağırlıklı olarak Şii bölgelerde devam eden gösterilere hiçbir siyasi parti lideri ya da siyasi oluşum destek vermiyor.
Irak’taki gösterilerde İran Devrim Muhafızları Kudüs Komutanı Kasım Süleymani posteri yakıldı.
5.) Ülke İçindeki Gruplar Gösterilere Ne Diyor?
Irak’ta büyük kitlelere sahip Şii dini liderler, bazı siyasi partileri de ‘dolaylı’ olarak kontrol ediyor. Irak’ta Şii nüfus üzerinde etkili din adamı Ayetullah Ali Sistani, barışçıl gösterileri desteklediğini belirterek, hükümete gösterilere orantısız cevap vermemesi yönünde çağrıda bulundu.
Şii dini lider Ayetullah Ali Sistani, İran Cumhurbaşkanı Ruhani, İran Dışişleri Bakanı Zarif ve İran dini lideri Hamaney’in temsilcisi.
Irak parlamentosundaki en güçlü gruplardan Fetih İttifakı lideri, Haşdi Şabi’nin en büyük fraksiyonlarından Bedir Örgütünün Komutanı Hadi el-Amiri, protestolar konusunda ABD ve İsrail’i suçlayarak, “Fitnenin arkasında ABD, İsrail var.” dedi.
Hadi el-Amiri
Sairun lideri Muktada es Sadr Abdülmehdi hükümetinin öncekiler gibi “işe yaramaz” olduğunu söyleyerek, hükümetin istifa etmesi gerektiğini açıkladı.
Irak meclisinde vekilleri bulunan Ulusal Hikmet Akımı, Fetih, Nasır ve Kanun Devleti Koalisyonları, Kürt partileri ve Türkmen Cephesi temsilcileri bir araya gelerek, hükümete reformlar için 45 gün süre verdi. Şayet bu reformları 45 gün içerisinde gerçekleşmezse hükümet verilen güvenoyunun geri çekilerek erken seçim kararı alınacağını duyurdu.
6.) Irak’taki Gösterilerin Bilançosu
Abdulmehdi’nin Askeri Sözcüsü Tuğgeneral Abdulkerim Halef, gösterilerin ekonomiye etkisinin 6 milyar doları aştığını bildirdi. 1 Ekim’de başlayan ve 6 gün devam eden ilk dalgada 157 kişi yaşamını yitirken, ikinci dalgada 300’den fazla Iraklının hayatını kaybettiği belirtildi.
Kaynak: StratejikOrtak.com
[irp posts=”11669″ name=”Kral Faysal ve Irak’ın Bağımsızlığına Giden Yol”]
[irp posts=”8700″ name=”’14. Yıldönümünde’ ABD’nin Irak’ı İşgali ve Sonuçları”]
Almaz-Antey silah şirketi tarafından ürütilen S-400 füze savunma sistemi, saniyede 4,8 km hız ile ateşlediği füzeler ile hava savunma görevini icra ediyor. Şu anda dünyanın en iyi hava savunma sistemi olarak bilinen, 1999 yılının sonlarında testlerine başlanan ve 2007’de faaliyete geçen S-400’lere dünyanın birçok ülkesinden talep geliyor. Suudi Arabistan, Katar, Cezayir, Fas, Mısır, Vietnam, Hindistan ve Irak ilgilenen ülkeler arasında.
Bilindiği üzere Türkiye, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen dört bataryadan oluşan iki adet S-400 sistemi için Rusya ile 2,5 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı. Geçtiğimiz Temmuz ayında S-400’ün ilk malzemeleri Ankara’daki Mürted Hava Meydanı’na geldi.
S-400 Füze Savunma Sistemi malzemelerini taşıyan birçok Rus uçağı Mürted Hava Meydanı’na indi
Rusya ile 5 milyar dolarlık S-400 füze savunma sistemi anlaşması yapan Hindistan da ABD’nin Türkiye’ye yönelik tehditlerinin aynı ile karşı karşıya. Rusya Devlet Savunma Sanayi Şirketi ROSTEK Başkanı Sergey Çemezov tarafından yapılan açıklamada, “Hindistan hükümetinden S-400’ler için avans niteliğinde bir ödeme aldık. Anlaştığımız tarihlerde teslimatı yapacağız” ifadesinde bulunmuştu.
Peki dünyada S-300 ve S-400 hava savunma sistemlerini hangi ülkeler kullanıyor?
Stratfor’un hazırladığı haritaya göre;
S-300 kullanan ülkeler: Venezuela, Cezayir, Mısır, İran, Suriye, Bulgaristan, Slovakya, Ukrayna, Belarus, Azerbaycan, Ermenistan, Yunanistan, Kazakistan ve Vietnam.
S-400 kullanan ülkeler: Türkiye, Rusya ve Çin.
S-300 ile S-400 füze savunma sistemlerini birlikte kullanan ülkeler: Belarus, Çin ve Rusya.
S-300 bulunan NATO ülkeleri: Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya
S-300 ve S-400 füze savunma sistemlerini kullanan ülkeler. – Harita: Stratfor
Not: İddialara göre Moldova, Gürcistan, Türkmenistan ve Özbekistan da S-300 kullanıyor ya da önceden kullandı.
[irp posts=”9519″ name=”S-400 Hava Savunma Füzeleri İşe Yarıyor Mu?”]
S-400 nasıl çalışır?
Bir S-400 bataryası bünyesinde rampa, radar ve komuta merkezinden oluşan üç mobil araçtan oluşuyor. Uzun menzilli izleme radarı havadaki uçak veya füzeleri takip ederek bilgiyi komuta aracına gönderiyor. Bu bilgi akışından sonra komuta merkezi kararı veriyor ve hedef ‘düşmana’ aitse füzenin ateşlenmesine karar veriliyor. Hedefe en yakın fırlatma aracına giden veriler sonrasında karadan havaya füzeler ateşleniyor. Burada angajman radarı üzenin hedefi tam isabet vurması için yardımcı oluyor.
S-300 ile S-400 Arasındaki Farklar
S-300 füze savunma sistemleri
1978’de testleri tamamlandı.
S-400 hava savunma sistemlerinin önceki versiyonu.
100 hedefi eşzamanlı olarak radar takibine alabiliyor.
5-150 KM menzilde hedefi vurma kapasitesine sahip.
S-400 füze savunma sistemleri
Savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, operasyonel taktik balistik güzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı.
Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabiliyor.
Azami menzili 400 kilometre, ulaşabildiği en yüksek irtifa da 30 kilometre. Saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderebiliyor.
En fazla 3 bin 500 kilometre uzaklıktan fırlatılan orta menzilli balistik füzeleri imha etme kapasitesine sahip.
İki sistem arasındaki en önemli fark, S-400’lerin yeni nesil hava saldırı araçlarını imha etme yeteneğine sahip olması.
S-400 füze savunma sistemi
Türkiye Kaç Adet S-400 Aldı?
Faaliyete geçirmesi halinde S-400 kullanan ilk NATO ülkesi olacak olan Türkiye, Rusya’dan 2.5 milyar dolar karşılığında, ödemenin % 45’i peşin, % 55’i Rusya’nın vereceği yüzde 3 faizli kredi ile gerçekleşecek.
Türkiye 2 S-400 sistemi (iki filo) aldı. Bu da 4 bataryadan oluşuyor.
1 bataryada 9 lançer bulunuyor.
1 lançer ise 4 füze alıyor.
Bir bataryada 36 füze bulunuyor.
Türkiye, Rusya’dan toplamda 2 sistem, 4 batarya ve 144 füze aldı. Ayrıca 48 yedek füzenin teslim edilmesi bekleniyor. Böylece toplam füze sayısı 192 olacak. S-400’ler 2020 baharında askeri anlamda faal olacak.
S-400’ler ilgili detaylı teknik bilgi için infografiği inceleyebilirsiniz:
S-400 hava savunma sistemi hakkında detaylı bilgi. – İnfografik: Sputnik
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, işgal altında bulunan Filistin toprağı Batı Şeria’da İsrail’in inşa ettiği Yahudi yerleşimlerini artık ‘uluslararası hukuka aykırı’ görmediklerini açıkladı. 1967de Arap ülkeleri ile İsrail arasında yaşanan 6 Gün Savaşı sonrası İsrail’in işgal ettiği topraklarda kurulan yerleşim yerleri, İsrailliler ile Filistinliler arasında büyük bir sorun olarak öne çıkıyor.
Tel Aviv’in işgal politikasını hukuksuz olarak tanımayan Washington yönetiminin bu kararını ilk kınayan Filistin yönetimi oldu.
Filistinli yetkililer açıklamayı “ABD’nin başka bir sorumsuz davranışı” olarak nitelerken, İsrail Başbakanı Netanyahu “ABD tarihsel bir hatayı düzeltti” şeklinde yorumladı.
Yahudi Yerleşimi Nedir?
İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’nde 1967’den bu yana inşa ettiği 100’ü aşkın yerleşimde 700 bin dolayında Yahudi yaşıyor. Yerleşimler uluslararası hukuka aykırı olarak görülüyor, ancak İsrail yönetimi bu aykırılık ilkesine karşı çıkıyor.
İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği Yahudi yerleşimlerinden biri.
Yahudi Yerleşim Yerleri Neden Hukuka Aykırı?
Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan “işgalci bir gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki bölgeye aktarmasını yasaklayan” ilkesi gereği İsrail’in Yahudi yerleşim yerleri uluslararası hukuka aykırı.
İsrail Başbakanı Netanyahu, Eylül ayında yeniden seçilmesi halinde “kısa süre içerisinde” Batı Şeria’da yer alan Ürdün Vadisi’nin ABD yönetimiyle koordineli şekilde “İsrail’e ilhak edeceğini” dile getirmişti.
Ne Kadar Yahudi Yerleşimi Var?
Arap Araştırmaları Derneği’ne bağlı Arazi Araştırma Merkezi, İsrail’in 1993’ten sonra Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerini dört kat artırdığını açıklayan bir rapor yayımladı. Raporda Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’de 1993’te 144 olan İsrailli yerleşim yeri sayısının 2018’de 515’e yükseldiği bildirildi.
Batı Şeria ve Golan Tepeleri’ndeki Yahudi yerleşim yerlerinin haritası.
İsraillilerin işgal ettiği ve yerleşim yerine dönüştürdüğü arazi miktarı ise 1993’teki Oslo Anlaşması sırasında 136 bin dönüm civarında iken, bugün 500 bin dönüme ulaşarak, yüzde 368 oranında büyüdü.
İsrail’in Yahudi yerleşimlerini genişleterek yayıldığı belirtilen raporda İsrail’in Filistinlilerin kendi topraklarında birbirinden ayrılmasını sağlamak için Ayrım Duvarı inşa ettiği ve 839 kontrol noktası kurduğu belirtildi.
ABD’nin Yahudi Yerleşimleri ile İlgili Değişen Politikası
İlk olarak 1978 yılında eski ABD Başkanı Jimmy Carter, sivil yerleşimleri inşa etmenin uluslararası hukuka uygun olmadığını söylemişti. İsrail’in Batı Şeria, Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs’te yaptığı işgal ve yerleşimler Washington yönetimi tarafından 1978 yılından beri Hansell Mutabakatı kapsamında “uluslararası hukuka aykırı” olarak tanımlanıyordu.
Bu açıklamanın üzerinden geçen 3 yılda Başkan Ronald Reagan, Carter’ın bu ifadesine katılmadığını söylemiş ve yerleşimlerin ‘yasa dışı olmadığına’ inandığını ifade etmişti.
Donald Trump ve Ronald Reagan
ABD’nin Yahudi yerleşimleriyle ilgili diğer ülkelerden ayrılan politikası “yasa dışı” ifadesi yerine “gayrimeşru” ifadesini kullanmasıydı. Bununla kalmayan Washington, İsrail’in inşa ettiği sivil yerleşim yerlerini kınamak için toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kullandığı veto hakkıyla İsrail’in bu yerleşimlerinin kınanmasını engellemişti.
İran ile İsrail’e karşı nükleer anlaşmayı yapan Barack Obama, görev süresini bitirmeden hemen önce BM’de yasa dışı İsrail yerleşimlerini kınayan bir kararı veto etmeyerek bir ilki gerçekleştirmişti.
ABD Dışişleri Bakanı, Pompeo ayrıca eski Başkan Reagan ile aynı fikirde olduklarını belirterek, “Bu yerleşimlerle ilgili yasal sorunlar uluslararası kurumlar değil, İsrail mahkemelerinde görüşülmeli. ABD’nin bu tavrı Batı Şeria’nın durumu konusunda verilecek nihai karar için bir ön yargı niteliği taşımıyor.” ifadelerini kullandı.
Kaynak: StratejikOrtak.com
Filistin’de İsrail’in inşa ettiği Yahudi yerleşim yerleri – İnfografik: AA
“Time to Analyze” adlı platformun, dünyadaki Ermenilerin sayısı hakkında hazırladığı rapora göre dünya genelinde yaşayan toplam Ermeni sayısı 10 milyon 297 bin 770 kişi. Onlarca ülkede faaliyet gösteren en önemli Ermeni kuruluşları, lobi örgütleri ve mülteci hizmetleri veren ofisler tarafından sağlanan veriler; 10.297.770 Ermeni’nin 8.140.500’ünün Ermenistan ve işgal edilen Dağlık Karabağ dışında yaşadığını belirtiyor.
Dünyanın en büyük Ermeni cemaatleri Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa, İran, Suriye, Lübnan ve Arjantin’de yer alıyor. Dünyada en fazla Ermeni’nin yaşadığı ülkeler ise şöyle:
Türkiye’de Yakın Zamanda Ermenlerine Yönelik Yapılan Reformlar
Van’daki tarihi Akdamar Surp Ermeni Kilisesi restore edilip anıt müze olarak hizmet vermeye başladı. Daha sonra alınan karar ile yılda bir gün burada ibadet edilmesine imkan sağlandı. Kilisede Eylül 2010‘da yapılan ilk ayine Ermenistan’dan da ruhani liderler katılmasıyla 95 yıl aradan sonra ilk kez Akdamar Kilisesi’nde ayin gerçekleştirilmiş oldu.
Akdamar Surp Ermeni Kilisesi
Ortadoğu’nun en büyük Ermeni Kilisesi olan Diyarbakır’daki Surp Giragos Ermeni Kilisesi, 2011 yılında (32 yıl sonra) ibadete açıldı. Hendek olaylarında PKK’nın saldırıları sonrası tahrip olan kilise, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar onarıldı.
Kumkapı’daki Vortvots Vorodman Kilisesi ibadete açıldı.
Vortvots Vorodman Kilisesi
Yapılan yasal düzenlemelerle Ermeni cemaat vakıflarına ait gayrimenkul ve arazilerin iadesine başlandı. Bu kapsamda Ermeni Cemaati Vakfı’na 400’den fazla gayrimenkul iade edildi. 2015 yılında İstanbul Tuzla’da yetim Ermeni çocukların yetiştirildiği bir kamp olarak hizmet veren Kamp Armen arazisi, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’na iade edildi.
Kamp Armen’de yıkılan binanın arazisi iade edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilk kez 2010 yılında Ermenice ders kitapları hazırlanarak Ermeni okullarına ücretsiz olarak dağıtıldı. Öte yandan Ermeni okullarında eğitim gören öğrencilere Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sınavında Hristiyanlıkla ilgili sorular ilk kez Ermenice soruldu.
Devlet tarafından azınlık okullarına maddi yardıma başlanıldı.
Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana devlet kayıtlarındaki Rumların 1, Ermenilerin 2, Yahudilerin de 3 olarak TC numaralarıyla kodlandığı soy kodu uygulaması kaldırıldı.
Türkiye’de uzun bir süredir gündemi meşgul eden “emeklilikte yaşa takılanlar” (EYT) hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Arkadaşlarıma söylüyorum. Beni bu yola asla teşvik etmeyin. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum. Bütün dünya bizim sistemimizi kendine uyarlamaya çalışıyor, bizdeki bazı köhne zihniyetler sistemi çökertmek için hinlik peşinde koşuyor.” ifadesini kullandı. EYT’liler olarak büyük bir çoğunluğa sahip bu kesim haksızlığa uğradığını düşünüyor. Peki dünyadaki en iyi ve en kötü emeklilik sistemine sahip ülkeler ve ülkelerin emekli olma yaşları kaç?
Dünyadaki Emeklilik Sistemi
Türkiye’nin emeklilik yaşında dünya sıralaması ve en iyi emeklilik sisteminde dünyadaki yeri hakkında detayları aşağıda vereceğiz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilere göre dünyada (şu anki) emeklilik yaşı en erken olan ülke Türkiye.
En Düşük ve En Yüksek Emeklilik Yaşına Sahip Ülkeler
Türkiye
58
60
Slovenya
59.3
60
Lüksemburg
60
60
G. Kore
61
61
Fransa
61.6
61.6
Yunanistan
62
62
Slovakya
62
62
Letonya
60.75
62.75
Çekya
62.3
63
Estonya
63
63
Macaristan
63
63
Avustralya
65
65
Avusturya
60
65
Belçika
65
65
Kanada
65
65
Şili
60
65
Danimarka
65
65
Finlandiya
65
65
Almanya
65
65
Japonya
65
65
Meksika
65
65
Yeni Zelanda
65
65
İspanya
65
65
İsveç
65
65
İsviçre
64
65
İngiltere
63
65
Hollanda
65
65.5
İrlanda
66
66
Polonya
61
66
ABD
65
66
Portekiz
66.2
66.2
İtalya
65.6
66.6
İzlanda
67
67
İsrail
62
67
Norveç
67
67
Türkiye’de emeklilik yaşının İskandinav ülkelerine yakın hale getiren 2008’deki emeklilik kanunu, yaşam standartları konusunda geride kalındığı öne sürülerek tepki çekiyor.
Euronews’te yer alan habere göre Avustralya’da Melbourne Mercer’in her sene hazırladığı Küresel Emeklilik Endeksi raporuna göre 37 ülke arasında her ülke emeklilik sisteminin endeks puanı ortaya çıkarılarak bir sıralama yapıldı. Sıralamada yeterlilik, sürdürülebilirlik, dürüstlük ve doğruluk gibi kriterlerin ele alındı.
Dünyadaki En İyi Emekliliğe Sahip Ülkeler
Sırayla Hollanda, Danimarka, Avustralya, Finlandiya, İsveç, Norveç, Singapur, Yeni Zelenda, Kanada ve Şili.
Dünyadaki En Kötü Emeklilik Sistemine Sahip Ülkeler
Sırayla; Tayland, Arjantin, Türkiye, Filipinler, Meksika, Hindistan, Japonya, Çin, Kore ve İtalya.
Küresel emeklilik endeksi (2019) raporuna göre en iyi ve en kötü emeklilik sisteminin olduğu ülkeler – Grafik: Euronews
En kötü emeklilik sisteminin yer aldığı üçüncü ülke olan Türkiye ile ilgili raporda verilen endeks puanını arttırabilecek en önemli tavsiyelerin başında en yoksul bireylere verilen en düşük emeklilik maaşının arttırılması bulunuyor.
EYT Sorunu Nedir?
Emeklilikte yaşa takılanlar, 1999’da kabul edilen 4447 sayılı Kanun ile gündeme gelmişti. Bu kanunda önce erkekler 25, kadınlar ise 20 yıl sigortalılık süresini doldurduklarında (5 bin günlük prim gün sayısı) emekliliğe hak kazanıyordu. Yapılan ilk düzenlemeyle emeklilik yaşı kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a yükseltilirken, emeklilik için gerekli prim gün sayısı ise 7 bin güne yükselmişti.
2008’de yapılan bir diğer yasa değişikliğiyle emeklilik için gereken yaş sınırı bir kez daha yükseltildi. Küçük yıl farklarıyla bazı detayların olduğu yeni sistemde 1980 sonrası doğan kişiler için emeklilik yaşı 65 olarak belirlendi. (Emeklilik yaşı 2036’dan itibaren yeniden kademeli olarak artırılarak kadın ve erkeklerde 2048 yılında 65’te eşitlenecek)
Muhalefetin seçim vaadleri arasına giren EYT yasası çıkarsa, 5 milyon 400 bin kişinin daha emeklilik hakkı kazanacağı ve bunun bütçeye maliyetinin 103 milyar TL olacağı belirtiliyor. Bu sayı, 867 milyar TL’lik Türkiye bütçesinin yaklaşık 8’de 1’ine tekabül ediyor.