Satın Alınan Adolf Hitler’in Evi Karakol Oluyor

Avusturya hükümeti, Almanya sınırına yakın Braunau am Inn kentinde yer alan Adolf Hitler’in doğduğu ve üç yaşına kadar yaşadığı evi kamulaştırarak karakol binası yapmaya karar verdi. Özel bir aileye ait olan evin karakola dönüştürülmesi kararının arkasında, aşırı sağcı Neonazilerin evi mabede dönüştürmesine engel olmak olduğu bildirildi.

Irkçı hükümet yetkilileri ile gündeme gelen Avusturya’da İçişleri Bakanı Wolfgang Peschorn, “Bu binanın polise tesis edilmesi, bu mekanın asla Naziler için anma yeri olmayacağının göstergesidir” diye konuştu. Birçok kez faşizm karşıtı gruplar evin önünde eylem düzenlerken, aşırı sağcılar da evin yakınlarına gelerek Hitler’i anıyordu.

Avusturya İçişleri Bakanı Wolfgang Peschorn

On yıllardır 3 katlı ev konusunda tartışmalar devam ediyordu.

1972 yılında evi devlet kiralayarak engelli çocuklar için bir merkez haline getirdi. Tadilat yapmak isteyen hükümete karşı gelen ev sahibi Gerlinde Pommer nedeniyle bina 2011’den bu yana boştu.

Adolf Hitler’in Avusturya’da doğduğu evin, Hitler dönemindeki fotoğrafı.

Son olarak 2017’de Avusturya Anayasa Mahkemesi, Hitler’in doğduğu evin devlet tarafından kamulaştırılmasına izin veren yasayı onayladı.

Hükümet, karakol için önümüzdeki yıl Avrupa Birliği genelinde bir mimari proje yarışması düzenleyecek.

Avusturya hükümetinin, evini satmak istemeyen mülk sahibi Pommer ailesine kamulaştırma kararı sonrası 810 bin Euro tazminat ödeyeceği belirtildi.

[irp posts=”10693″ name=”Berlin Savaşı ve Hitler’in Ölümü”]

[irp posts=”14020″ name=”Pek Bilinmeyen Hitler’in Irak Operasyonu”]

İran’daki Gösterilerin İnteraktif Haritası

Lübnan ve Irak’ın ardından İran’da da ekonomik sebeplerle sokaklara inen göstericiler günlerdir protestolarını sürdürüyor. Hızla ülke geneline yayılan protestolar 1000’den fazla noktada gerçekleşiyor.

İran’da Gösteriler Ne Zaman ve Nasıl Başladı?

İran’da 15 Kasım Cuma günü benzi fiyatlarına yüzde 300 zam yapıldığı açıklandı. İran Ulusal Petrol Ürünleri Dağım Şirketinin açıklamasına göre benzinin litre fiyatı devlet tarafından bir ay içinde sübvanse edilen 60 litreden fazla alınması halinde 1000 tümenden (50 kuruş) 3 bin tümene (1.5 TL) çıkartıldı. Sübvanse kapsamındaki 60 litreye kadar benzinin fiyatı da 1500 tümen oldu.

Zam kararının sabah saatlerinden itibaren ülke genelinde yayılmasıyla ilk protesto gösterileri Ahvazi, Meşhed ve Sircan kentlerinde görüldü.

İranlı Siyatsetçilerin Zamma Tepkileri Ne Oldu?

Benzin zammı İranlı siyasetçiler arasında da tartışma konusu oldu. Muhafazakar kesim başta zam kararından Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yi sorujmlu tutarken, reformistler konunun meclise getirilmemesinden şikayet etti.

İran Meclisindeki reformist Ümit Grubu, zam kararının mecliste görüşülmesi için yasa teklifi hazırlığındayken, dini lider Ali Hamaney’in 17 Kasım Pazar günü zam kararını desteklediğini açıklaması, reformistlerin tekliflerini geri çekmesine neden oldu.

Gösterilerin Bilançosu

Gösteriler kısa sürede başkent Tahran, ‘Türk kenti’ Tebriz, Meşhed, Arapların yoğunlukta yaşadığı Ahvaz, Sircan, İsfahan, Şiraz, Kum, Yezd, Kirmanşah ve Kereç gibi kentlere yayıldı, polisle halk karşı karşıya geldi.

  • Göstericiler birçok kentte petrol istasyonları, banka şubeleri ve polis araçlarını ateşe verdi.
  • Başkent Tahran ve Kirmanşah’ta 5 emniyet görevlisi öldürüldü.
  • Ülke genelinde şehir ve ilçe olmak üzere 1080 noktada yaşanan olaylarda 1000’i aşkın kişi gözaltına alındı. Gösteriler sırasında 100’ü aşkın bankanın kundaklandığı, 50’den fazla marketin de yağmalandığı belirtildi.
  • Dört gündür internet erişiminin olmadığı ülkede protestocular tarafından bilgi akışı sağlanamasa da yerel muhabirlere göre 12 gösterici hayatını kaybetti. Uluslararası Af Örgütü’ne göre 100’den fazla kişi yaşamını yitirdi.
İran’da gösteriler düzenlendiği noktalar – Harita: Iran News Wire

İnteraktif harita sayfanın en altında yer alıyor.

Ruhani Hükümeti Ne Yaptı?

Olayların ülke geneline hızla yayılmasının ardından Cumhurbaşkanı Ruhani de yardım parasının en kısa sürede 18 milyon aileye dağıtılacağını duyurdu. 19 Kasım itibariyle benzin zammından elde edilen gelirin bir kısmının 20 milyon kişinin hesaplarına yatırıldığı bildirildi.

[irp posts=”22556″ name=”İran’da Siyasi Durum, Etnik Yapı ve Türklerin Nüfusu”]

Olaylar Karşısında Kim Ne Dedi?

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Cuma gününden bu yana devam eden göstere destek vererek İran halkının yanında olduğunu açıklarken, bazı Avrupa Birliği ülkeleri de Tahran yönetimine gösteri hakkına saygı göstermesi çağrısında bulundu.

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Amerikan makamları ve AB ülkelerinin benzin zammına tepki olarak yapılan gösterilerle ilgili açıklamalarını çok sert eleştirdi.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan yazılı açıklamada ise eylemlerin sona erdirilmesi istendi, aksi takdirde göstericilerin “devrimci yöntemlerin kullanılacağı sert bir müdahaleyle” karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunuldu.

İran’daki protestolar ile ilgili içeriden gelen tepkiler – İnfografik: İram

Gösteriler Sona Erdikten Sonra İran’ı Ne Bekliyor?

Uzmanlara göre benzin zammı İran’da enflasyonu arttıracak ve piyasada fiyatların yükselmesine sebep olacak.

İran yönetimi halkın genelini olumsuz yönde etkileyen zam kararından geri adım aymaz veya kararı yumuşatma yoluna gitmezse, sokak gösterinin bir müddet daha devam etmesi, can ve mal kaybının artması öngörülüyor.

Ülkedeki huzur ve istikrarın bozulmasının etkileri, 21 Şubat 2020’de düzenlenecek genel seçimlerde de görülebilir. Sürpriz bir gelişme yaşanmazsa, yaklaşık 4 ay sonra yapılacak genel seçimlere katılım düşük olacağı düşünülüyor.

İran’daki Gösterilerin İnteraktif Haritası

Iran News Wire adlı internet sitesinin İran’daki gösterileri canlı olarak aktardığı interaktif harita aşağıda:

Sarı: Ölümlerin yaşandığı şehirler

Kırmızı: Devlet binalarının ateşe verildiği şehirler

Mor: Gösterilerin olduğu şehirler

Irak’taki Gösteriler: Ekonomik Durum ve Protestoların Bilançosu

Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon güçlerinin 2003 yılındaki işgalinin ardından siyasi ve ekonomik çöküntü içerisine giren Irak, kişisel çıkar için çabalayan bürokrat ve gruplar nedeniyle daha da istikrarsız hale geldi.

Hükümeti oluşturan partilerin İran yanlısı Şii politikalar izlemesi ülkedeki Şii’ler arasında bile rahatsızlık yarattı. 2016’dan bu yana yer yer ekonomik bunalıma ve yabancı güçlerin Irak üzerindeki hegemonyasına karşı gösteriler düzenleyen Iraklılar, 1 Ekim’de Bağdat ve güneyindeki Basra, Nasıriye, Amara, Samava ve Hille kentlerinde kentlerinde sokağa çıktı. Bu gösterilere 6 Ekim’de Erbain nedeniyle ara verildi. İlk gösteri dalgasında resmi rakamlara göre 157 gösterici hayatını kaybetti.

İkinci dalga 25 Ekim’de ilkine göre daha şiddetli bir şekilde başladı. Bağdat, Basra, Babil, Divaniye, Zikar, Meysan, Müsenna, Kerbela ve Necef kentlerinde boy gösteren protestolarda kullanılan pankart ve sloganlarda İran karşıtlığı dikkat çekti. Irak ordusuna bağlanan İran’ın kontrolündeki olduğu iddia edilen Şii milis grubu Haşdi Şabi’ye bağlı siyasi partilerin ve milis gruplarının binalarını ateşe verildi.

İran’ın Basra Büyükelçiliği göstericiler tarafından ateşe verildi. – 8 Eylül 2019

1.) Irak’ın Ekonomik Durumu

Irak etnik yapısı; % 55 Şii, % % 22 Sünni ve % 23 diğer mezhep ve dinlere mensup.

  • 2013 yılında yaklaşık 234 milyar dolar olan gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH), 2017 yılına kadar 192 milyar dolara geriledi.
  • 2019 bütçesi yaklaşık 128 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 107 milyar dolar).
  • Irak’ta 2003’teki Amerikan işgalinden bu yana 450 milyar dolarlık kamu fonunun kayıp olduğu biliniyor.
  • Uluslararası Şeffaflık Örgütünün verilerine göre Irak, yolsuzluğun meydana geldiği 180 ülke içinde 12’nci sırada yer alıyor.
  • Dünyanın kanıtlanmış en fazla petrol rezervine sahip 4. ülkesi. Petrol gelirlerinin milli gelir içerisindeki yeri yüzde 94 seviyesinde.
  • Yaklaşık 40 milyon nüfusa sahip olan ülkede ekonomik bunalım hakim. Nüfusun neredeyse dörtte biri günde 1,90 dolar gelirle yaşıyor.
  • Genç nüfus ülkenin yüzde 50’sinden fazlasını oluşturuyor. 40 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 75’i 35 yaş altında.
  • Ülkede genç işsizlik oranı 2018’de yüzde 20 olarak duyuruldu.
  • Amerikan işgali, bombalı saldırılar ve IŞİD’in saldırıları sonrası elektrik, su, sağlık ve ulaşım gibi temel kamu hizmetleri ve alt yapı eksikliği en önemli sorunlar arasında.

[irp posts=”4488″ name=”Irak Etnik Haritası”]

2.) Iraklılar ne istiyor?

  • Iraklıklar had safhaya ulaşan yolsuzlukla mücadele edilmesi,
  • Hükümetin istifa etmesi,
  • Gençlere iş imkanı tanınması,
  • Elektrik, su ve ulaşım gibi alt yapı sorunları için çalışmaların hayata geçirilmesi,
  • Devlet dairelerinde liyakate uygun atamaların yapılması,
  • Petrolden elde edilen gelirin halk nazarında hissedilmesi,
  • İranlı grupların devlet yönetiminde söz sahibi olmasına karşı gelinmesi gibi birçok talepte bulunuyor.

3.) Bağdat Yönetimi Ne Yaptı?

Protestocular öncelikli olarak hükümetin istifa etmesini talep ediyor. Irak Başbakanı Abdülmehdi, istifa etmenin ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini öne sürerek istifa etmeyeceğini açıkladı.

Irak Parlamentosu, işgal sonrası hazırlanan anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için taslak hazırlayacak bir komisyon kurma kararı verdi.

Parlamento, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı ile milletvekilleri ve tüm üst düzey devlet yetkililerine sağlanan maaş dışı ödenek ve ayrıcalıkların iptaline karar verdi.

Parlamento, vilayet, ilçe ve nahiye meclislerinin lağvedilmesine oy çokluğuyla karar verdi.

Başbakan Abdülmehdi “üniversite mezunlarına iş sözü” verdi. Bu kapsamda Petrol Bakanlığı başta olmak üzere diğer devlet kurumları ile bazı yabancı firmalara, çalışanların en az yüzde 50’sinin Iraklı olması için kota koyulması emrini verdi.

Hükümetin emri ile göstericilere müdahalenin çok sert bir şekilde devam etmesi ve gerçek mermilerin kullanılması haftalarca sürdü.

Irak güvenlik güçlerinin göstericilere müdahalesi.

4.) Göstericilere Kim Destek Verdi?

En dikkat çeken konuların başında da bu geliyor. Irak’ta göstericiler, herhangi bir siyasi partiye yakın olmayan sivil toplum kuruluşları ve sosyal medya aracılığıyla organize oluyor. Ağırlıklı olarak Şii bölgelerde devam eden gösterilere hiçbir siyasi parti lideri ya da siyasi oluşum destek vermiyor.

Irak’taki gösterilerde İran Devrim Muhafızları Kudüs Komutanı Kasım Süleymani posteri yakıldı.

5.) Ülke İçindeki Gruplar Gösterilere Ne Diyor?

Irak’ta büyük kitlelere sahip Şii dini liderler, bazı siyasi partileri de ‘dolaylı’ olarak kontrol ediyor. Irak’ta Şii nüfus üzerinde etkili din adamı Ayetullah Ali Sistani, barışçıl gösterileri desteklediğini belirterek, hükümete gösterilere orantısız cevap vermemesi yönünde çağrıda bulundu.

Şii dini lider Ayetullah Ali Sistani, İran Cumhurbaşkanı Ruhani, İran Dışişleri Bakanı Zarif ve İran dini lideri Hamaney’in temsilcisi.

Irak parlamentosundaki en güçlü gruplardan Fetih İttifakı lideri, Haşdi Şabi’nin en büyük fraksiyonlarından Bedir Örgütünün Komutanı Hadi el-Amiri, protestolar konusunda ABD ve İsrail’i suçlayarak, “Fitnenin arkasında ABD, İsrail var.” dedi.

Hadi el-Amiri

Sairun lideri Muktada es Sadr Abdülmehdi hükümetinin öncekiler gibi “işe yaramaz” olduğunu söyleyerek, hükümetin istifa etmesi gerektiğini açıkladı.

Irak meclisinde vekilleri bulunan Ulusal Hikmet Akımı, Fetih, Nasır ve Kanun Devleti Koalisyonları, Kürt partileri ve Türkmen Cephesi temsilcileri bir araya gelerek, hükümete reformlar için 45 gün süre verdi. Şayet bu reformları 45 gün içerisinde gerçekleşmezse hükümet verilen güvenoyunun geri çekilerek erken seçim kararı alınacağını duyurdu.

6.) Irak’taki Gösterilerin Bilançosu

Abdulmehdi’nin Askeri Sözcüsü Tuğgeneral Abdulkerim Halef, gösterilerin ekonomiye etkisinin 6 milyar doları aştığını bildirdi. 1 Ekim’de başlayan ve 6 gün devam eden ilk dalgada 157 kişi yaşamını yitirken, ikinci dalgada 300’den fazla Iraklının hayatını kaybettiği belirtildi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”11669″ name=”Kral Faysal ve Irak’ın Bağımsızlığına Giden Yol”]

[irp posts=”8700″ name=”’14. Yıldönümünde’ ABD’nin Irak’ı İşgali ve Sonuçları”]

S-300 ve S-400’ü Olan Ülkeler

Almaz-Antey silah şirketi tarafından ürütilen S-400 füze savunma sistemi, saniyede 4,8 km hız ile ateşlediği füzeler ile hava savunma görevini icra ediyor. Şu anda dünyanın en iyi hava savunma sistemi olarak bilinen, 1999 yılının sonlarında testlerine başlanan ve 2007’de faaliyete geçen S-400’lere dünyanın birçok ülkesinden talep geliyor. Suudi Arabistan, Katar, Cezayir, Fas, Mısır, Vietnam, Hindistan ve Irak ilgilenen ülkeler arasında.

Bilindiği üzere Türkiye, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen dört bataryadan oluşan iki adet S-400 sistemi için Rusya ile 2,5 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı. Geçtiğimiz Temmuz ayında S-400’ün ilk malzemeleri Ankara’daki Mürted Hava Meydanı’na geldi.

S-400 Füze Savunma Sistemi malzemelerini taşıyan birçok Rus uçağı Mürted Hava Meydanı’na indi

Rusya ile 5 milyar dolarlık S-400 füze savunma sistemi anlaşması yapan Hindistan da ABD’nin Türkiye’ye yönelik tehditlerinin aynı ile karşı karşıya. Rusya Devlet Savunma Sanayi Şirketi ROSTEK Başkanı Sergey Çemezov tarafından yapılan açıklamada, “Hindistan hükümetinden S-400’ler için avans niteliğinde bir ödeme aldık. Anlaştığımız tarihlerde teslimatı yapacağız” ifadesinde bulunmuştu.

Peki dünyada S-300 ve S-400 hava savunma sistemlerini hangi ülkeler kullanıyor?

Stratfor’un hazırladığı haritaya göre;

  • S-300 kullanan ülkeler: Venezuela, Cezayir, Mısır, İran, Suriye, Bulgaristan, Slovakya, Ukrayna, Belarus, Azerbaycan, Ermenistan, Yunanistan, Kazakistan ve Vietnam.
  • S-400 kullanan ülkeler: Türkiye, Rusya ve Çin.
  • S-300 ile S-400 füze savunma sistemlerini birlikte kullanan ülkeler: Belarus, Çin ve Rusya.
  • S-300 bulunan NATO ülkeleri: Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya
S-300 ve S-400 füze savunma sistemlerini kullanan ülkeler. – Harita: Stratfor

Not: İddialara göre Moldova, Gürcistan, Türkmenistan ve Özbekistan da S-300 kullanıyor ya da önceden kullandı.

[irp posts=”9519″ name=”S-400 Hava Savunma Füzeleri İşe Yarıyor Mu?”]

S-400 nasıl çalışır?

Bir S-400 bataryası bünyesinde rampa, radar ve komuta merkezinden oluşan üç mobil araçtan oluşuyor.  Uzun menzilli izleme radarı havadaki uçak veya füzeleri takip ederek bilgiyi komuta aracına gönderiyor. Bu bilgi akışından sonra komuta merkezi kararı veriyor ve hedef ‘düşmana’ aitse füzenin ateşlenmesine karar veriliyor. Hedefe en yakın fırlatma aracına giden veriler sonrasında karadan havaya füzeler ateşleniyor. Burada angajman radarı üzenin hedefi tam isabet vurması için yardımcı oluyor.

S-300 ile S-400 Arasındaki Farklar

S-300 füze savunma sistemleri

  • 1978’de testleri tamamlandı.
  • S-400 hava savunma sistemlerinin önceki versiyonu.
  • 100 hedefi eşzamanlı olarak radar takibine alabiliyor.
  • 5-150 KM menzilde hedefi vurma kapasitesine sahip.

S-400 füze savunma sistemleri

  • Savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, operasyonel taktik balistik güzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlandı.
  • Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabiliyor.
  • Azami menzili 400 kilometre, ulaşabildiği en yüksek irtifa da 30 kilometre. Saniyede 4,8 kilometre hızla füze gönderebiliyor.
  • En fazla 3 bin 500 kilometre uzaklıktan fırlatılan orta menzilli balistik füzeleri imha etme kapasitesine sahip.

İki sistem arasındaki en önemli fark, S-400’lerin yeni nesil hava saldırı araçlarını imha etme yeteneğine sahip olması.

S-400 füze savunma sistemi

Türkiye Kaç Adet S-400 Aldı?

Faaliyete geçirmesi halinde S-400 kullanan ilk NATO ülkesi olacak olan Türkiye, Rusya’dan 2.5 milyar dolar karşılığında, ödemenin % 45’i peşin, % 55’i Rusya’nın vereceği yüzde 3 faizli kredi ile gerçekleşecek.

Türkiye 2 S-400 sistemi (iki filo) aldı. Bu da 4 bataryadan oluşuyor.

  • 1 bataryada 9 lançer bulunuyor.
  • 1 lançer ise 4 füze alıyor.
  • Bir bataryada 36 füze bulunuyor.

Türkiye, Rusya’dan toplamda 2 sistem, 4 batarya ve 144 füze aldı. Ayrıca 48 yedek füzenin teslim edilmesi bekleniyor. Böylece toplam füze sayısı 192 olacak. S-400’ler 2020 baharında askeri anlamda faal olacak.

S-400’ler ilgili detaylı teknik bilgi için infografiği inceleyebilirsiniz:

S-400 hava savunma sistemi hakkında detaylı bilgi. – İnfografik: Sputnik

Kaynak: StratejikOrtak.com

ABD’nin Politikasını Değiştirdiği Yahudi Yerleşimleri Sorunu Nedir?

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, işgal altında bulunan Filistin toprağı Batı Şeria’da İsrail’in inşa ettiği Yahudi yerleşimlerini artık ‘uluslararası hukuka aykırı’ görmediklerini açıkladı. 1967de Arap ülkeleri ile İsrail arasında yaşanan 6 Gün Savaşı sonrası İsrail’in işgal ettiği topraklarda kurulan yerleşim yerleri, İsrailliler ile Filistinliler arasında büyük bir sorun olarak öne çıkıyor.

Tel Aviv’in işgal politikasını hukuksuz olarak tanımayan Washington yönetiminin bu kararını ilk kınayan Filistin yönetimi oldu.

Filistinli yetkililer açıklamayı “ABD’nin başka bir sorumsuz davranışı” olarak nitelerken, İsrail Başbakanı Netanyahu “ABD tarihsel bir hatayı düzeltti” şeklinde yorumladı.

Yahudi Yerleşimi Nedir?

İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’nde 1967’den bu yana inşa ettiği 100’ü aşkın yerleşimde 700 bin dolayında Yahudi yaşıyor. Yerleşimler uluslararası hukuka aykırı olarak görülüyor, ancak İsrail yönetimi bu aykırılık ilkesine karşı çıkıyor.

İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği Yahudi yerleşimlerinden biri.

Yahudi Yerleşim Yerleri Neden Hukuka Aykırı?

Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nde yer alan “işgalci bir gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki bölgeye aktarmasını yasaklayan” ilkesi gereği İsrail’in Yahudi yerleşim yerleri uluslararası hukuka aykırı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Eylül ayında yeniden seçilmesi halinde “kısa süre içerisinde” Batı Şeria’da yer alan Ürdün Vadisi’nin ABD yönetimiyle koordineli şekilde “İsrail’e ilhak edeceğini” dile getirmişti.

Ne Kadar Yahudi Yerleşimi Var?

Arap Araştırmaları Derneği’ne bağlı Arazi Araştırma Merkezi, İsrail’in 1993’ten sonra Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerini dört kat artırdığını açıklayan bir rapor yayımladı. Raporda Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’de 1993’te 144 olan İsrailli yerleşim yeri sayısının 2018’de 515’e yükseldiği bildirildi.

Batı Şeria ve Golan Tepeleri’ndeki Yahudi yerleşim yerlerinin haritası.

İsraillilerin işgal ettiği ve yerleşim yerine dönüştürdüğü arazi miktarı ise 1993’teki Oslo Anlaşması sırasında 136 bin dönüm civarında iken, bugün 500 bin dönüme ulaşarak, yüzde 368 oranında büyüdü.

İsrail’in Yahudi yerleşimlerini genişleterek yayıldığı belirtilen raporda İsrail’in Filistinlilerin kendi topraklarında birbirinden ayrılmasını sağlamak için Ayrım Duvarı inşa ettiği ve 839 kontrol noktası kurduğu belirtildi.

ABD’nin Yahudi Yerleşimleri ile İlgili Değişen Politikası

İlk olarak 1978 yılında eski ABD Başkanı Jimmy Carter, sivil yerleşimleri inşa etmenin uluslararası hukuka uygun olmadığını söylemişti. İsrail’in Batı Şeria, Golan Tepeleri ve Doğu Kudüs’te yaptığı işgal ve yerleşimler Washington yönetimi tarafından 1978 yılından beri Hansell Mutabakatı kapsamında “uluslararası hukuka aykırı” olarak tanımlanıyordu.

Bu açıklamanın üzerinden geçen 3 yılda Başkan Ronald Reagan, Carter’ın bu ifadesine katılmadığını söylemiş ve yerleşimlerin ‘yasa dışı olmadığına’ inandığını ifade etmişti.

Donald Trump ve Ronald Reagan

ABD’nin Yahudi yerleşimleriyle ilgili diğer ülkelerden ayrılan politikası “yasa dışı” ifadesi yerine “gayrimeşru” ifadesini kullanmasıydı. Bununla kalmayan Washington, İsrail’in inşa ettiği sivil yerleşim yerlerini kınamak için toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde kullandığı veto hakkıyla İsrail’in bu yerleşimlerinin kınanmasını engellemişti.

İran ile İsrail’e karşı nükleer anlaşmayı yapan Barack Obama, görev süresini bitirmeden hemen önce BM’de yasa dışı İsrail yerleşimlerini kınayan bir kararı veto etmeyerek bir ilki gerçekleştirmişti.

ABD Dışişleri Bakanı, Pompeo ayrıca eski Başkan Reagan ile aynı fikirde olduklarını belirterek, “Bu yerleşimlerle ilgili yasal sorunlar uluslararası kurumlar değil, İsrail mahkemelerinde görüşülmeli. ABD’nin bu tavrı Batı Şeria’nın durumu konusunda verilecek nihai karar için bir ön yargı niteliği taşımıyor.” ifadelerini kullandı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Filistin’de İsrail’in inşa ettiği Yahudi yerleşim yerleri – İnfografik: AA

Dünyada Ermenilerin En Fazla Yaşadığı 10 Ülke

0

“Time to Analyze” adlı platformun, dünyadaki Ermenilerin sayısı hakkında hazırladığı rapora göre dünya genelinde yaşayan toplam Ermeni sayısı 10 milyon 297 bin 770 kişi. Onlarca ülkede faaliyet gösteren en önemli Ermeni kuruluşları, lobi örgütleri ve mülteci hizmetleri veren ofisler tarafından sağlanan veriler; 10.297.770 Ermeni’nin 8.140.500’ünün Ermenistan ve işgal edilen Dağlık Karabağ dışında yaşadığını belirtiyor.

Dünyanın en büyük Ermeni cemaatleri Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa, İran, Suriye, Lübnan ve Arjantin’de yer alıyor. Dünyada en fazla Ermeni’nin yaşadığı ülkeler ise şöyle:

1.) Rusya – 1.980.000

2.) ABD – 1.540.000

3.) Fransa – 700.000

4.) Gürcistan – 249.000 (sadece Cavakhk’ta 110.000)

5.) İran – 240.000

6.) Lübnan – 130.000

7.) Suriye savaştan önce – 120.000

8.) Arjantin – 128.000

9.) Türkiye – 70.000

10.) Kanada – 57.000

Türkiye’de Yakın Zamanda Ermenlerine Yönelik Yapılan Reformlar

  • Van’daki tarihi Akdamar Surp Ermeni Kilisesi restore edilip anıt müze olarak hizmet vermeye başladı. Daha sonra alınan karar ile yılda bir gün burada ibadet edilmesine imkan sağlandı. Kilisede Eylül 2010‘da yapılan ilk ayine Ermenistan’dan da ruhani liderler katılmasıyla 95 yıl aradan sonra ilk kez Akdamar Kilisesi’nde ayin gerçekleştirilmiş oldu.
Akdamar Surp Ermeni Kilisesi
  • Ortadoğu’nun en büyük Ermeni Kilisesi olan Diyarbakır’daki Surp Giragos Ermeni Kilisesi, 2011 yılında (32 yıl sonra) ibadete açıldı. Hendek olaylarında PKK’nın saldırıları sonrası tahrip olan kilise, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tekrar onarıldı.

  • Kumkapı’daki Vortvots Vorodman Kilisesi ibadete açıldı.
Vortvots Vorodman Kilisesi
  • Yapılan yasal düzenlemelerle Ermeni cemaat vakıflarına ait gayrimenkul ve arazilerin iadesine başlandı. Bu kapsamda Ermeni Cemaati Vakfı’na 400’den fazla gayrimenkul iade edildi. 2015 yılında İstanbul Tuzla’da yetim Ermeni çocukların yetiştirildiği bir kamp olarak hizmet veren Kamp Armen arazisi, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’na iade edildi.
Kamp Armen’de yıkılan binanın arazisi iade edildi.
  • Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ilk kez 2010 yılında Ermenice ders kitapları hazırlanarak Ermeni okullarına ücretsiz olarak dağıtıldı. Öte yandan Ermeni okullarında eğitim gören öğrencilere Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi sınavında Hristiyanlıkla ilgili sorular ilk kez Ermenice soruldu.
  • Devlet tarafından azınlık okullarına maddi yardıma başlanıldı.
  • Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana devlet kayıtlarındaki Rumların 1, Ermenilerin 2, Yahudilerin de 3 olarak TC numaralarıyla kodlandığı soy kodu uygulaması kaldırıldı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Dünyada Emeklilik Yaşları ve En Kötü Emekliliğe Sahip Ülkeler

0

Türkiye’de uzun bir süredir gündemi meşgul eden “emeklilikte yaşa takılanlar” (EYT) hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Arkadaşlarıma söylüyorum. Beni bu yola asla teşvik etmeyin. Milletimin zararına olan bir şeye asla yokum. Seçim kaybetsek de yokum. Bütün dünya bizim sistemimizi kendine uyarlamaya çalışıyor, bizdeki bazı köhne zihniyetler sistemi çökertmek için hinlik peşinde koşuyor.” ifadesini kullandı. EYT’liler olarak büyük bir çoğunluğa sahip bu kesim haksızlığa uğradığını düşünüyor. Peki dünyadaki en iyi ve en kötü emeklilik sistemine sahip ülkeler ve ülkelerin emekli olma yaşları kaç?

Dünyadaki Emeklilik Sistemi

Türkiye’nin emeklilik yaşında dünya sıralaması ve en iyi emeklilik sisteminde dünyadaki yeri hakkında detayları aşağıda vereceğiz. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilere göre dünyada (şu anki) emeklilik yaşı en erken olan ülke Türkiye.

En Düşük ve En Yüksek Emeklilik Yaşına Sahip Ülkeler

Türkiye 58 60
Slovenya 59.3 60
Lüksemburg 60 60
G. Kore 61 61
Fransa 61.6 61.6
Yunanistan 62 62
Slovakya 62 62
Letonya 60.75 62.75
Çekya 62.3 63
Estonya 63 63
Macaristan 63 63
Avustralya 65 65
Avusturya 60 65
Belçika 65 65
Kanada 65 65
Şili 60 65
Danimarka 65 65
Finlandiya 65 65
Almanya 65 65
Japonya 65 65
Meksika 65 65
Yeni Zelanda 65 65
İspanya 65 65
İsveç 65 65
İsviçre 64 65
İngiltere 63 65
Hollanda 65 65.5
İrlanda 66 66
Polonya 61 66
ABD 65 66
Portekiz 66.2 66.2
İtalya 65.6 66.6
İzlanda 67 67
İsrail 62 67
Norveç 67 67

Türkiye’de emeklilik yaşının İskandinav ülkelerine yakın hale getiren 2008’deki emeklilik kanunu, yaşam standartları konusunda geride kalındığı öne sürülerek tepki çekiyor.

Euronews’te yer alan habere göre Avustralya’da Melbourne Mercer’in her sene hazırladığı Küresel Emeklilik Endeksi raporuna göre 37 ülke arasında her ülke emeklilik sisteminin endeks puanı ortaya çıkarılarak bir sıralama yapıldı. Sıralamada yeterlilik, sürdürülebilirlik, dürüstlük ve doğruluk gibi kriterlerin ele alındı.

Dünyadaki En İyi Emekliliğe Sahip Ülkeler

Sırayla Hollanda, Danimarka, Avustralya, Finlandiya, İsveç, Norveç, Singapur, Yeni Zelenda, Kanada ve Şili.

Dünyadaki En Kötü Emeklilik Sistemine Sahip Ülkeler

Sırayla; Tayland, Arjantin, Türkiye, Filipinler, Meksika, Hindistan, Japonya, Çin, Kore ve İtalya.

Küresel emeklilik endeksi (2019) raporuna göre en iyi ve en kötü emeklilik sisteminin olduğu ülkeler – Grafik: Euronews

En kötü emeklilik sisteminin yer aldığı üçüncü ülke olan Türkiye ile ilgili raporda verilen endeks puanını arttırabilecek en önemli tavsiyelerin başında en yoksul bireylere verilen en düşük emeklilik maaşının arttırılması bulunuyor.

EYT Sorunu Nedir?

Emeklilikte yaşa takılanlar, 1999’da kabul edilen 4447 sayılı Kanun ile gündeme gelmişti. Bu kanunda önce erkekler 25, kadınlar ise 20 yıl sigortalılık süresini doldurduklarında (5 bin günlük prim gün sayısı) emekliliğe hak kazanıyordu. Yapılan ilk düzenlemeyle emeklilik yaşı kadınlarda 58’e, erkeklerde 60’a yükseltilirken, emeklilik için gerekli prim gün sayısı ise 7 bin güne yükselmişti.

2008’de yapılan bir diğer yasa değişikliğiyle emeklilik için gereken yaş sınırı bir kez daha yükseltildi. Küçük yıl farklarıyla bazı detayların olduğu yeni sistemde 1980 sonrası doğan kişiler için emeklilik yaşı 65 olarak belirlendi. (Emeklilik yaşı 2036’dan itibaren yeniden kademeli olarak artırılarak kadın ve erkeklerde 2048 yılında 65’te eşitlenecek)

Muhalefetin seçim vaadleri arasına giren EYT yasası çıkarsa, 5 milyon 400 bin kişinin daha emeklilik hakkı kazanacağı ve bunun bütçeye maliyetinin 103 milyar TL olacağı belirtiliyor. Bu sayı, 867 milyar TL’lik Türkiye bütçesinin yaklaşık 8’de 1’ine tekabül ediyor.

Kaynak: StratejikOrtak.com, Euronews

İran’da Siyasi Durum, Etnik Yapı ve Türklerin Nüfusu

Türkiye’nin 560 KM’lik yaklaşık 400 senedir değişmeyen sınıra sahip olduğu komşusu İran’da, İslam Devrimi sonrası siyasi yapı değişti. Dini liderin en üst devlet makamına geçtiği ülke onlarca farklı etnik kimliği barındırıyor. Bunlar arasında Farslardan sonra en fazla nüfusa sahip olan Türkler dikkat çekiyor. Biz de İran hakkında bilgi edinmek isteyenler için İslam Devrimi’ne giden yolu, İran’ın şu anki ekonomik varlığını ve etnik yapı içerisindeki Türklerin oranını yazdık.

İslamiyetin yayılmasının önce Sasani İmparatorluğu ile en güçlü dönemini geçiren İran, İslamiyet sonrasında Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve Selçuklular’ın egemenliği altına girdi. Selçuklu’nun yıkılmasıyla İran’ın başına Türk kökenli Safevi hanedanı, daha sonra yine Türk kökenli Kaçarlar ailesi yönetime geldi. Gazneli Mahmud’un İsfahan’ı başkent yapmasından Kaçar Hanedanlığı’na kadar yaklaşık 900 yıl Türk yönetiminde kaldı.

Yaklaşık son 100 yılda; ülkede Kaçarlar ailesine sonra veren Rıza Pehlevi ile başlayan Şah dönemi, 1979 yılında şaha karşı yapılan Ayetullah Humeyni öncülüğündeki İslam Devrimi ile günümüze kadar süren İslam Cumhuriyeti dönemi yaşanıyor.

Şah döneminde özerk bölgeler başkent Tahran merkezinde tek elden toplanılarak yönetildi. Laik bir düzen hayali kuran Muhammed Rıza Pehlevi, siyasi tutukluları serbest bıraktı, basına yönelik uygulanan sansürü de kaldırdı. Şehirlerde batı yaşam tarzı hakimken, kırsalda sağ ve dindar kesimin gelişmelere tepkisi pek de olumlu değildi.

1950’lerde İran’ın başkenti Tahran’da halkın giyinişleri Batı yaşam tarzını yansıtıyordu.

İran, İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edilerek uluslararası ilişkiler literatüründe “Polonya Sendromu” olarak bilinen iki ülke tarafından işgal edilerek ortadan kaldırılma korkusu yaşadı.

1941 yılında Sovyetler birliği İran’ın kuzeyini, İngiltere ise güneyini işgal etti.

1953’de muhalefet lideri milliyetçi Muhammed Musaddık Başbakan olurken, ülke petrollerini millileştirerek yabancı ülkelerin hegemonyasından kurtulmak istedi. Ayaklanma sonrası Şah, ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Büyük bir halk çoğunluğunu arkasına alan Musaddık, ABD ve İngiltere destekli darbe ile görevden alınmasının ardından şah ülkesine geri dönmüştü. Bu darbe CIA’in resmi olarak kabul ettiği ilk Amerikan destekli darbe olarak tarihe geçti.

Yaşananlar Şah’a karşı büyük bir halk hareketinin de temellerini atıyordu. 1964 yılında Pehlevî rejimi, yönetime karşı açıklamalarda bulunan hapis yerine ülkeden sürgün etme kararı aldı. Humeynî kendi tercihiyle komşu ülke Türkiye’ye geldi ve Bursa’da MİT görevlisi Ali Çetiner’in evinde kaldı. Daha sonra Irak’ın ‘Şii kenti’ Necef’e yerleşti. Şah’ın Saddam’a baskısı sonrası 13 yılın ardından Humeyni Fransa’ya yerleşti.

Humeyni’nin sürgündeyken Bursa’da kaldığı ev. (2015)

Şah dönemine karşı yapılan protesto gösterilerinin şiddetlenmesinin ardından Muhammed Rıza Pehlevi ülkeden kaçtı. Devrim sırasında sürgünde olan Humeyni, Fransa’dan gelerek 1 Nisan 1979’da İran İslam Cumhuriyeti’nin kurarak şah dönemine son verdi.

Şah rejiminin sona ermesiyle Humeyni İran’a döndü.

[irp posts=”14162″ name=”İran’da 444 Gün Süren Rehine Krizi”]

O tarihten itibaren İran’da en yüksek devlet makamı dini liderlik oldu. 290 üyeli parlamento yasama faaliyetlerini yönetirken, mecliste onaylanan yasalar, üyeleri dini lider tarafından seçilen Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanmazsa yasalaşmıyor.

İran’daki karmaşık siyasi yapı

En fazla iki kez seçilebilen Cumhurbaşkanı protokolde dini liderin arkasında yer alıyor. Ülkenin şu anki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, oyların yüzde 57,1’ini alarak ilk turda ve 2. kez cumhurbaşkanı seçildi.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani

Rusya’nın ardından İran, dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervine ve dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervine sahip ülkesi. İslam Devrimi’nden sonra Avrupa ve ABD yaptırımları ile mücadele etmesi ekonomik açıdan büyük bir güç olmasının önünü kesmiştir. 2017 rakamlarına göre İran’ın en fazla petrol sattığı ülkeler;

  • % 24 Çin
  • % 18 Hindistan
  • % 14 Güney Kore
  • % 9 Türkiye
  • % 7 İtalya
  • % 5 Fransa
  • % 5 Birleşik Arap Emirlikleri
  • % 5 Japonya
  • % 13 Diğer ülkeler

Ülke GSYİH’sinin sektörel dağılımı ise %45 sanayi, %44 hizmet ve %11 tarım olarak dağılmıştır. En önemli ticari ortakları Çin, Hindistan, Güney Kore ve Türkiye.

İran ihracatının çok önemli bir kısmı petrole dayanıyor.

Facebook, Twitter, Youtube, Telegram ve benzeri birçok sosyal ağın halk tarafından kullanılmasının yasak olduğu ülkede dini liderden diğer tüm hükümet görevlilerine kadar siyasilerin çoğu bu mecralardaki hesaplarından paylaşım yapabilmektedir.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin resmi Twitter hesabı.

Yaklaşık 82 milyon nüfuslu İran dünyanın en fazla nüfusa sahip 18. ülkesi konumunda. Ülkenin yüzde 99’u Müslüman ve Müslümanların yüzde 90’a yakını Şii mezhebine bağlı.

En fazla merak edilen konu İran’ın etnik yapısı. Tahran yönetimi tarafından sayımı yapılmayan ve resmi olarak hiçbir zaman açıklanmayan etnik kimlik dağılımı hakkında yapılan bazı araştırmalar neticesinde tahminler yürütülmektedir.

CIA kaynaklarına göre İran etnik haritası (2008)

Ülkede Farslar ve Azeri Türkleri olarak nitelendirilen Türkler en yoğun etnik kimliği oluşturuyor. 70’ten fazla dilin konuşulduğu İran’da Türkmenler, Kaşgaylar, Afşarlar, Halaçlar, Kürtler, Lorlar, Araplar ve Beluciler en önemli etnik kimlikler arasındadır. 2010 yılında İran Devlet Medeniyet Şurasının gerçekleştirdiği anadil sorgusuna göre İran’ın anadil dağılımı;

  • % 47.55 Farslar
  • % 22.45 Azerbaycan Türkleri
  • % 8.68 Şimallılar (Diğer Türk kökenliler)
  • % 7.78 Kürtler
  • % 7.25 Lurlar
  • % 2.51 Beluçlar
  • % 2.40 Araplar
  • %1.38 Diğer halklar

Birçok farklı kaynağın araştırmalarının ortalamalarına göre İran’ın etnik yapısının yüzde 51’ini Farslar, yüzde 29’unu Türkler ve yüzde 8’ini Kürtler oluşturmaktadır. Bu rakamlara göre ülkede yaklaşık 25 milyon Türk yaşamaktadır ancak İran’daki Türk nüfusunun 40 milyona yakın bir rakam olduğuna yönelik bir takım araştırmalar da mevcuttur.

İran’ı etnik nüfusa göre bölen bir harita.

[irp posts=”20381″ name=”İran Türkleri Hakkında Ne Biliyorsunuz?”]

18 Ocak 2014’te Türkiye’yi ziyaret eden eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Türk basınına yaptığı “İran nüfusunun %40’ı Türk’tür ve bu rakam iki ülkenin ilişkilerini pekiştirmekte iyi bir potansiyele sahip etkendir” ifadesi İran’da %25-%35 arasında olduğu söylenen Türk nüfusun % 40 bile olabileceğinin resmi olarak işaretini verdi.

Eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkler İran nüfusunun yüzde 27’sini oluşturuyor. Araştırmada yüzde 24 ‘ü Azeri Türkü (kuzeybatı Türkleri), yüzde 2’si Türkmenler (kuzeydoğu Türkleri ve yüzde 1’den az Kaşkay Türkleri (güney Türkleri) olmak üzere İran nüfusunun yüzde 27’si Türklerden oluşuyor. Türklerin neredeyse tamamı Şii mezhebine bağlı.

İran’da Türklerin eyaletlere göre nüfus oranları.

Yazıyı bitirmeden önce İran dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri Türk olduğunu da ekleyelim.

Hulusi Akar ve İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri

Hatta Bakıri’nin Türkiye ziyaretinde Milli Savunma Bakanı Hulisi Akar ile birilkte tercüman olmadan sohbet ettiği, Bakıri’nin ana dilinin Türkçe olduğu belirtilmişti.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”1287″ name=”İran Türkleri ve Kürtlerinin Türkiye’ye Bakışı”]

Hong Kong’da Gözaltına Alınanların Sayısı 3500 Geçti

Hong Kong’da aylardır devam eden protestolarda polis göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullanırken, göstericiler, molotof kokteyli, yay ve taşlardan oluşan setlerle eylemlerini sürdürüyor. Okların havada uçuştu meydanlarda bir polis bacağından ok ile yaralandı.

Birçok polis aracının ateşe verildiği kentte Polytechnic Üniversitesi tamamen öğrencilerin işgali altında kaldı. Polis, kampüse giren öğrencilerin “isyana katılma suçunu işleme riskine girer” suçlaması ile karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Polis araçlarının yola dizili tuğlalar nedeniyle olaylara müdahale etmekte zorlandığı ifade edildi.

Polis, geçtiğimiz günlerde 10’dan fazla üniversite kampüsünü işgal eden öğrencilerden kontrolü geri aldı. Eğitim Bürosu, bir haftalık aranın ardından pazartesi günü de hiçbir okulda eğitim yapılmayacağını, birçok üniversite de 2019’un son iki ayında ders yapılmayacağını duyurdu.

Haziran ayından bu yana 3560 protestocu gözaltına alındı.

Orta Asya’daki 5 Türk Devleti’nin Yeraltı Kaynakları

Orta Asya’da yer alan bağımsız Türk Cumhuriyetleri dış politikadaki sessizliğini koruyan ülkeler olarak biliniyor. Dünyaya en açık Türk devleti Azerbaycan, en kapalı ülke ise Türkmenistan. Ekonomilerinin büyük bir kısmı yeraltı kaynaklarına dayanan Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan‘ın bilinen yeraltı kaynakları neler? Petrol ve doğal gaz zengini olan Türk Cumhuriyeti hangisi?

Bu yazımızda Türk cumhuriyetlerinin yeraltı kaynaklarını sizler için derledik.

Azerbaycan

Türkiye’nin ‘kardeş ülkesi’ ve Türk Cumhuriyetleri arasında en güçlü ordularından birine sahip olan Azerbaycan, petrol ve gaz yatakları ile bölgede güçlü bir ülke profiline sahip. Azerbaycan denildiğinde akla petrol ve gaz yatakları gelmektedir. Türkiye’de birçok birçok yatırımı da bulunan kardeş ülkenin topraklarının yüzde 70’i petrol ve gaz yataklarından oluşmaktadır. Bu madenlerin büyük bir kısmı yerin 3000 metre altında yer almaktadır. Hazar Denizi’nde de paya sahip olan ülkenin, Bakü-Ceyhan Boru Hattı projesiyle kaderi değişmiş, son olarak da Avrupa’ya gaz ihraç etmenin hedeflendiği TANAP ile gelirini ikiye katlayacağı belirtilmektedir.

Yaklaşık 10 milyon nüfusu ile 53 milyar dolar GSYİH’ye sahiptir. Petrol ve doğal gazın yanında ülke’de Demir, mangan, titan, kromit, Bakür, kobalt, polimetal, sürme, altın, gümüş, molibden v.s. yatakları mevcuttur.

2018 verilerine göre Azerbaycan, en fazla petrole sahip ülkeler listesinde 19. sırada yer almaktadır.

Kırgızistan

Diğer Türk devletlerine göre yeraltı kaynaklarından en yoksun olan ülke Kırgızistan. Almazbek Atambayev ile özdeşeleşen ve şu anda Sooronbay Ceenbekov’un devlet başkanı olduğu ülke Türkiye ile FETÖ nedeniyle bazı sorunlar yaşamakta. En önemli yeraltı kaynakları, kömür, altın, uranyum, cıva, çelik, antimuan, tungsten, çinko, kalay, kurşun olsa da; ülke belirgin ve konumunu güçlendiren bir madene sahip değil.

Özbekistan

Ülke topraklarının yüzde 60’ına yayılan petrol ve doğalgaz yatakları, 5 ayrı bölgede 78 kuyudan çıkarılan petrol ve doğal gaz ile ülke ekonomisinde büyük bir paya sahip. 92 kuyuda sondaj çalışmalarının bulunduğu Özbekistan’da toplam petrol yatakları rezervi 5 milyar 300 bin ton, doğalgaz yatakları rezervi ise  5 trilyon 95 milyar metreküp ve toplam altın yatakları rezervleri de 3 bin 350 ton civarında.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Rusya’nın güvenli müttefiki, stratejik ortağı” olarak nitelendirdiği Özbekistan, Rusya’ya askeri uçaklar için hava sahasını da açmıştı.

Kazakistan

Ülkenin kurucu lideri Devlet Başkanı Nursultan’ın istifa ederek görevi bıraktığı Kazakistan; 1.225 mineral tipte toplam 493 rezerve sahip, Orta Asya ülkeleri arasında en çeşitli yeraltı kaynaklarına sahip ülke konumunda. Çin ve Rusya’nın ardından Asya kıtasında bor madenine sahip üç ülkeden biri olan Kazakistan, uranyum yataklarının zenginliği itibarıyla dünya ikincisi.

Toplam petrol rezervi 5 milyar tonu geçmektedir. Bu rezervlerin yüzde 75’i Kaşagan, Karaçaganak ve Tengiz petrol sahalarında yer alıyor. 2017 yılında 60’tan fazla yer altı kaynağının açık satışa çıkaran, Rusya’nın nükleer silahlarının konuşlandırdığı ülkede bilinen dünya rezervleri ve sıralamaları şöyle:

Çinko, tungsten ve baryum rezervlerinde dünyada birinci, gümüş, kurşun ve kromit rezervlerinde ikinci, bakır ve florit rezervlerinde üçüncü, molibden rezervinde dördüncü ve altın rezervinde altıncıdır.

Ana maden rezervleri; petrol (5,4 Milyar ton), doğal gaz (3 trilyon metre küp), kömür (31,3 Milyar ton), çinko (237,3 bin ton), bakır (444,8 bin ton), krom (dünya rezervinin %30‘u), manganez (dünya rezervinin %25‘i), kalay (3,6 bin ton), altın (16,9 bin ton), gümüş (396,4 bin ton), fosforit ,uranyum (4,3 Milyon tondan fazla) ve demir (bilinen dünya rezervlerinin %10’u).

Türkmenistan

Dünyanın Kuzey Kore’den sonra ‘dünyanın en kapalı ülkesi’ konumunda bulunan Türkmenistan yeraltı zenginlikleri bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Bağımsızlık politikası BM tarafından onaylanan ülke uluslararası organizasyonlardan uzak, dış politikada Moskova’ya da Ankara’ya da temkinli ve dengeli yaklaşmaktadır.

Çeleken yarımadasındaki Nebit Dağ, Kum Dağ ve Okarem’de petrol ve doğal gaz yatakları bulunan ülkede Karakum’da doğalgaz, Gavrdak’ta kükürt, kurşun, Kara Boğaz Gölünde kalium, madeni tuz çıkarılmaktadır.

2018 verilerine göre Türkmenistan, en fazla doğal gaz rezervine sahip 4. ülkedir.

Yazıyı dünyanın en fazla petrol ve doğal gaz rezervine sahip ülkeler listesiyle sonlandıralım:

Kaynak: StratejikOrtak.com

Kıran Operasyonlarının Amacı ve Yapıldığı Bölgeler

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ekim ayının başında yaptığı açıklamaya göre yurt içindeki terörist sayısı 500’e düştü. Türk Silahlı Kuvvetleri, yurt dışında sürdürdüğü operasyonlarla birlikte yurt içinde PKK’nın kış üslenmesini engellemek ve kırsal alanda barındığı değerlendirilen teröristleri etkisiz hale getirmek amacıyla ‘Kıran Operasyonu’nu başlattı.

17 Ağustos’tan bu yana 6 ayrı bölgede devam eden Kıran operasyonlarında 116 terörist etkisiz hale getirildi, 19 iş birlikçi yakalandı.

Kıran Operasyonlarının yapıldığı şehirler.

195 mağaranın imha edildiği, Kıran 1-2-3-4-5-6 diye adlandırılan operasyonların saha haritaları, personel sayısı ve sonuçları şöyle:

Kıran-1 Operasyonu (17 Ağustos)

14 tabur (129 tim / 2300 komando)  ile düzenlenen operasyon kapsamında Hakkari, Şırnak ve Van üçgeninde İncebel Dağı ve çevresindeki alanda yayla ve meralardaki sığınaklar imha edildi. 39 terörist etkisiz hale getirilirken 2 terörist yakalandı.

Kıran-1 Operasyonu haritası

Kıran-2 Operasyonu (27 Ağustos)

Özel harekat polisleri, komandolar ve koruculardan oluşan 117 tim ile Bagok, Mava alanları ile Cehennem Deresi merkez olmak üzere Mardin, Şırnak ve Batman kırsalında başlayan operasyonu Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş yönetti. Orgeneral Çetin operasyona başlarken yaptığı açıklamada yurt içinde şu anda yaklaşık 600’ün altında terörist olduğunu ve bunların da eylem yapamaz hale geldiğini belirtti.

14 teröristin etkisiz hale getirildiği, iki teröristin de teslim olduğu operasyonda 2 iş birlikçi yakalandı.

Kıran-2 Operasyonu haritası

Kıran-3 Operasyonu (21 Eylül)

Siirt ve Şırnak ara hattında 7 komando taburu, 16 polis özel harekat ve 25 GK timi ile Herekol ve Bestler Dereler bölgesi merkez olmak üzere Şırnak ve Siirt illerinde başlayan Kıran-3 Operasyonu’nda gri kategoride aranan “Koçer” kod adlı Orhan İnce ve Canda Kıçi kod adlı Kader Malgoz dahil 41 terörist etkisiz hale getirildi. Kırsalda PKK ile iş birliği içerisinde olan 5 kişi yakalandı.

Kıran-3 Operasyonu haritası

Kıran-4 Operasyonu (24 Eylül)

İlk üç operasyon Güneydoğu ve çevre illerde düzenlenirken Kıran-4 operasyonu, Kıran-3 operasyonu devam ederken 1125 komando ile Çemçe-Madur bölgesi merkezinde Kars-Ağrı-Iğdır illerinde başlatıldı. 18 teröristin etkisiz hale getirildiği operasyonda 66 mağara imha edildi.

Kıran-4 Operasyonu haritası

Kıran-5 Operasyonu (8 Kasım)

179 timin Diyarbakır, Bingöl ve Muş çevresinde başlattığı, biri 5 katlı 20 sığınakın tespit edildiği operasyonda 1 ton 615 kilogram esrar bulundu. Diyarbakır ve Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı’nca 2625 personel tarafından yürütülen operasyonu Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mustafa Başoğlu yönetiyor.

Kıran-5 Operasyonu haritası

Kıran-6 Operasyonu (13 Kasım)

Merkez alan Faraşin bölgesi olmak üzere Van, Hakkari ve Şırnak kırsalında jandarma, polis ve güvenlik korucularından oluşan 2 bin 360 güvenlik gücü 157 tim şeklinde Kıran-6 Operasyonu’nu başlattı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Bir Kuşak Bir Yol: 5 Başlıkta Merak Edilen Modern İpek Yolu

1

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2013’te duyurduğu “Bir Kuşak Bir Yol” projesi, 60’dan fazla ülkenin ilgisini çekiyor. Bilinen adıyla Modern İpek Yolu‘nu; proje maliyeti, yolun geçtiği ülkeler, kuşak ve yol kavramlarının anlamı ve Türkiye için önemi başlıklarıyla ele aldık.

İpek Yolu nedir?

İlk ve Orta Çağ’da Çin’in Afrika, Avrupa ve Akdeniz’e kadar uzanan ticaret kervanı yoluna verilen addır. İlk olarak MÖ 138 yılında Çinli Seyyah Çian Syan’ın kullandığı kervan yolu ile tarihe geçmiş, ticareti yapılan ürünler arasında en değerli ürün olan ipekten dolayı adı “İpek Yolu” olarak kalmıştır.

Yüzyıllarca çok önemli bir ticaret yolu olarak dünya tarihinde yerini alan İpek Yolu, Coğrafi Keşifler ile birlikte önemini kaybetmiştir.

Bir Kuşak Bir Yol (Modern İpek Yolu) Nedir?

Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping ilk kez 2013 yılında Kazakistan’a yaptığı ziyarette “Bir Kuşak Bir Yol” adıyla duyurdu. Eski çağlardaki İpek Yolu’nun modern hali olarak nitelendirilen projede; kara ve demir yolları ile birlikte petrol ve doğal gaz boru hatları da yer aldığı için ‘Kuşak’ ifadesine yer verildi. Eski İpek Yolu gibi tek bir rotanın olmayacağı bu girişimde merkezi Çin olan ve birçok koridordan oluşan yollar yapılıyor.

“Bir Kuşak Bir Yol” adındaki ‘yol’ ifadesi deniz yolunu ifade ediyor. Güney Çin Denizi’nde yer alan Pekin’e ait limanlarda demir alan gemiler, Hint yarımadasındaki limanlar, Afrika, Kızıldeniz ve Avrupa limanları ile ticaret yapacak. Öyle ki Çin’in başkenti Pekin’den yola çıkan yüklerin, İngiltere’nin başkenti Londra’ya ulaşım süresinin 4-8 haftadan 10-12 güne düşeceği belirtiliyor.

Modern İpek Yolu (İpek Yolu Kuşağı – 21. Yüzyıl Deniz Yolu Rotası)

Projenin Maliyeti

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, projeyi açıklarken onlarca ülkeye 8 trilyon dolar kredi vereceğini açıklamıştı. Şu ana kadar Pekin, 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptı ve 2027’ye kadar maliyetin 1,3 trilyon doları bulacağı düşünülüyor.

Proje için yıllık 125 milyar dolar civarında harcama yapmayı öngören dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin, 40’tan fazla ülke ile 300 milyar dolardan fazla yatırım anlaşmasına imza attı.

“Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin ikinci zirve toplantısı Pekin’de yapıldı.

İpek Yolu’nun Geçtiği Ülkeler

Projede birçok koridor ve bu koridorlarda yer alan 60’tan fazla ülke bulunuyor. Proje kapsamında farklı güzergahlar şöyle:

  • Çin-Moğolistan-Rusya
  • Çin-Bangladeş-Hindistan-Myanmar
  • Çin-Merkez ve Batı Asya (Türkiye’nin yer aldığı yol)
  • Çin-Hindi Çini Yarımadası
  • Çin-Pakistan
Detaylı: Bir Kuşak Bir Yol Haritası (Modern İpek Yolu) – Mayıs / 2018

Çin ile yapılan son anlaşmalardan sonra İtalya da İpek Yolu hattına dahil olmuştu. 2018 verilere göre proje içerisindeki ülkeler bölgelere göre şöyle ayrılıyor:

Doğu Asya: Çin, Moğolistan

Güneydoğu Asya: Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland, Timor-Leste, Vietnam

Orta Asya: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan

Ortadoğu ve Kuzey Afrika: Bahreyn, Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen

Güney Asya: Afganistan, Bangladeş, Bhutan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan, Sri Lanka

Avrupa: İtalya, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Çekya, Estonya, Gürcistan, Macaristan, Letonya, Litvanya, Makedonya, Moldova, Karadağ, Polonya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna.

Türkiye için İpek Yolu’nun Önemi

Türkiye’nin içinde yer aldığı ‘ana hat’ Orta Koridor, prokenin merkezi konumunda yer almaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, “Tek Kuşak Tek Yol” projesi ile bölgenin öneminin daha da artacağını kaydederek, “Anadolu, Kafkasya ve Orta Asya üçgeninde taşımacılık orta vadede şu anki ekonomik büyüklüğünün birkaç katına ulaşacaktır.” şeklinde konuştu.

Marmaray’ı kullanarak Avrupa’ya geçen ilk yük treni, Çin’den yola çıkıp Kars üzerinden Türkiye’ye giriş yapan tren oldu.

Türkiye’nin ulaştırma politikalarının temel ekseninin Çin’den Londra’ya kesintisiz bir taşımacılık hattı sağlamak üzere şekillendiğini ifade eden Turhan, “Geçen yıl açılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu hattı da Çin’den ve Orta Asya’dan ülkemize ulaşan tüm yolları birleştiren bir altyapı olarak bu noktada çok büyük önem taşıyor. Bu proje sadece 3 ülkeyi birleştirmiyor. İngiltere’yi, Fransa’yı, Belçika’yı, Almanya’yı, Avusturya’yı, Macaristan’ı, Sırbistan’ı, Bulgaristan’ı, Türkiye’yi, Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı, Türkmenistan ‘ı ve Çin’i birbirine bağlıyor. Bakü’den Kars’a uzanan 829 km’lik bir demiryolu hattı, Hazar geçişli orta koridor hattının önemli bir parçasını tamamlıyor. Lakin bu projenin önemi önümüzdeki yıllarda çok daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Çin ve Avrupa arasındaki ticaret bugün, günde 1.5 milyar doları bulan boyutlara ulaştı. Bu ticaret akışının artarak devam etmesi ve 5-6 yıl içinde günde 2 milyar doları geçmesi bekleniyor” dedi.

Son olarak Çin’den yola çıkıp Kars üzerinden giriş yapan ve Marmaray’ı kullanarak Avrupa’ya giden China Railway Express, Avrupa’ya kesintisiz giden ilk yük treni olmuştu. 2 kıta, 10 ülke, 2 denizi aşarak, 11 bin 483 kilometrelik yolu aşacak olan trenin Çin’den Prag’a ulaşım süresi 12 gün olarak duyuruldu.