İran’da Siyasi Durum, Etnik Yapı ve Türklerin Nüfusu

Türkiye’nin 560 KM’lik yaklaşık 400 senedir değişmeyen sınıra sahip olduğu komşusu İran’da, İslam Devrimi sonrası siyasi yapı değişti. Dini liderin en üst devlet makamına geçtiği ülke onlarca farklı etnik kimliği barındırıyor. Bunlar arasında Farslardan sonra en fazla nüfusa sahip olan Türkler dikkat çekiyor. Biz de İran hakkında bilgi edinmek isteyenler için İslam Devrimi’ne giden yolu, İran’ın şu anki ekonomik varlığını ve etnik yapı içerisindeki Türklerin oranını yazdık.

İslamiyetin yayılmasının önce Sasani İmparatorluğu ile en güçlü dönemini geçiren İran, İslamiyet sonrasında Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve Selçuklular’ın egemenliği altına girdi. Selçuklu’nun yıkılmasıyla İran’ın başına Türk kökenli Safevi hanedanı, daha sonra yine Türk kökenli Kaçarlar ailesi yönetime geldi. Gazneli Mahmud’un İsfahan’ı başkent yapmasından Kaçar Hanedanlığı’na kadar yaklaşık 900 yıl Türk yönetiminde kaldı.

Yaklaşık son 100 yılda; ülkede Kaçarlar ailesine sonra veren Rıza Pehlevi ile başlayan Şah dönemi, 1979 yılında şaha karşı yapılan Ayetullah Humeyni öncülüğündeki İslam Devrimi ile günümüze kadar süren İslam Cumhuriyeti dönemi yaşanıyor.

Şah döneminde özerk bölgeler başkent Tahran merkezinde tek elden toplanılarak yönetildi. Laik bir düzen hayali kuran Muhammed Rıza Pehlevi, siyasi tutukluları serbest bıraktı, basına yönelik uygulanan sansürü de kaldırdı. Şehirlerde batı yaşam tarzı hakimken, kırsalda sağ ve dindar kesimin gelişmelere tepkisi pek de olumlu değildi.

1950’lerde İran’ın başkenti Tahran’da halkın giyinişleri Batı yaşam tarzını yansıtıyordu.

İran, İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edilerek uluslararası ilişkiler literatüründe “Polonya Sendromu” olarak bilinen iki ülke tarafından işgal edilerek ortadan kaldırılma korkusu yaşadı.

1941 yılında Sovyetler birliği İran’ın kuzeyini, İngiltere ise güneyini işgal etti.

1953’de muhalefet lideri milliyetçi Muhammed Musaddık Başbakan olurken, ülke petrollerini millileştirerek yabancı ülkelerin hegemonyasından kurtulmak istedi. Ayaklanma sonrası Şah, ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Büyük bir halk çoğunluğunu arkasına alan Musaddık, ABD ve İngiltere destekli darbe ile görevden alınmasının ardından şah ülkesine geri dönmüştü. Bu darbe CIA’in resmi olarak kabul ettiği ilk Amerikan destekli darbe olarak tarihe geçti.

Yaşananlar Şah’a karşı büyük bir halk hareketinin de temellerini atıyordu. 1964 yılında Pehlevî rejimi, yönetime karşı açıklamalarda bulunan hapis yerine ülkeden sürgün etme kararı aldı. Humeynî kendi tercihiyle komşu ülke Türkiye’ye geldi ve Bursa’da MİT görevlisi Ali Çetiner’in evinde kaldı. Daha sonra Irak’ın ‘Şii kenti’ Necef’e yerleşti. Şah’ın Saddam’a baskısı sonrası 13 yılın ardından Humeyni Fransa’ya yerleşti.

Humeyni’nin sürgündeyken Bursa’da kaldığı ev. (2015)

Şah dönemine karşı yapılan protesto gösterilerinin şiddetlenmesinin ardından Muhammed Rıza Pehlevi ülkeden kaçtı. Devrim sırasında sürgünde olan Humeyni, Fransa’dan gelerek 1 Nisan 1979’da İran İslam Cumhuriyeti’nin kurarak şah dönemine son verdi.

Şah rejiminin sona ermesiyle Humeyni İran’a döndü.

[irp posts=”14162″ name=”İran’da 444 Gün Süren Rehine Krizi”]

O tarihten itibaren İran’da en yüksek devlet makamı dini liderlik oldu. 290 üyeli parlamento yasama faaliyetlerini yönetirken, mecliste onaylanan yasalar, üyeleri dini lider tarafından seçilen Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanmazsa yasalaşmıyor.

İran’daki karmaşık siyasi yapı

En fazla iki kez seçilebilen Cumhurbaşkanı protokolde dini liderin arkasında yer alıyor. Ülkenin şu anki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, oyların yüzde 57,1’ini alarak ilk turda ve 2. kez cumhurbaşkanı seçildi.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani

Rusya’nın ardından İran, dünyanın en büyük ikinci doğal gaz rezervine ve dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervine sahip ülkesi. İslam Devrimi’nden sonra Avrupa ve ABD yaptırımları ile mücadele etmesi ekonomik açıdan büyük bir güç olmasının önünü kesmiştir. 2017 rakamlarına göre İran’ın en fazla petrol sattığı ülkeler;

  • % 24 Çin
  • % 18 Hindistan
  • % 14 Güney Kore
  • % 9 Türkiye
  • % 7 İtalya
  • % 5 Fransa
  • % 5 Birleşik Arap Emirlikleri
  • % 5 Japonya
  • % 13 Diğer ülkeler

Ülke GSYİH’sinin sektörel dağılımı ise %45 sanayi, %44 hizmet ve %11 tarım olarak dağılmıştır. En önemli ticari ortakları Çin, Hindistan, Güney Kore ve Türkiye.

İran ihracatının çok önemli bir kısmı petrole dayanıyor.

Facebook, Twitter, Youtube, Telegram ve benzeri birçok sosyal ağın halk tarafından kullanılmasının yasak olduğu ülkede dini liderden diğer tüm hükümet görevlilerine kadar siyasilerin çoğu bu mecralardaki hesaplarından paylaşım yapabilmektedir.

İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin resmi Twitter hesabı.

Yaklaşık 82 milyon nüfuslu İran dünyanın en fazla nüfusa sahip 18. ülkesi konumunda. Ülkenin yüzde 99’u Müslüman ve Müslümanların yüzde 90’a yakını Şii mezhebine bağlı.

En fazla merak edilen konu İran’ın etnik yapısı. Tahran yönetimi tarafından sayımı yapılmayan ve resmi olarak hiçbir zaman açıklanmayan etnik kimlik dağılımı hakkında yapılan bazı araştırmalar neticesinde tahminler yürütülmektedir.

CIA kaynaklarına göre İran etnik haritası (2008)

Ülkede Farslar ve Azeri Türkleri olarak nitelendirilen Türkler en yoğun etnik kimliği oluşturuyor. 70’ten fazla dilin konuşulduğu İran’da Türkmenler, Kaşgaylar, Afşarlar, Halaçlar, Kürtler, Lorlar, Araplar ve Beluciler en önemli etnik kimlikler arasındadır. 2010 yılında İran Devlet Medeniyet Şurasının gerçekleştirdiği anadil sorgusuna göre İran’ın anadil dağılımı;

  • % 47.55 Farslar
  • % 22.45 Azerbaycan Türkleri
  • % 8.68 Şimallılar (Diğer Türk kökenliler)
  • % 7.78 Kürtler
  • % 7.25 Lurlar
  • % 2.51 Beluçlar
  • % 2.40 Araplar
  • %1.38 Diğer halklar

Birçok farklı kaynağın araştırmalarının ortalamalarına göre İran’ın etnik yapısının yüzde 51’ini Farslar, yüzde 29’unu Türkler ve yüzde 8’ini Kürtler oluşturmaktadır. Bu rakamlara göre ülkede yaklaşık 25 milyon Türk yaşamaktadır ancak İran’daki Türk nüfusunun 40 milyona yakın bir rakam olduğuna yönelik bir takım araştırmalar da mevcuttur.

İran’ı etnik nüfusa göre bölen bir harita.

[irp posts=”20381″ name=”İran Türkleri Hakkında Ne Biliyorsunuz?”]

18 Ocak 2014’te Türkiye’yi ziyaret eden eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi’nin Türk basınına yaptığı “İran nüfusunun %40’ı Türk’tür ve bu rakam iki ülkenin ilişkilerini pekiştirmekte iyi bir potansiyele sahip etkendir” ifadesi İran’da %25-%35 arasında olduğu söylenen Türk nüfusun % 40 bile olabileceğinin resmi olarak işaretini verdi.

Eski İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre Türkler İran nüfusunun yüzde 27’sini oluşturuyor. Araştırmada yüzde 24 ‘ü Azeri Türkü (kuzeybatı Türkleri), yüzde 2’si Türkmenler (kuzeydoğu Türkleri ve yüzde 1’den az Kaşkay Türkleri (güney Türkleri) olmak üzere İran nüfusunun yüzde 27’si Türklerden oluşuyor. Türklerin neredeyse tamamı Şii mezhebine bağlı.

İran’da Türklerin eyaletlere göre nüfus oranları.

Yazıyı bitirmeden önce İran dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri Türk olduğunu da ekleyelim.

Hulusi Akar ve İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri

Hatta Bakıri’nin Türkiye ziyaretinde Milli Savunma Bakanı Hulisi Akar ile birilkte tercüman olmadan sohbet ettiği, Bakıri’nin ana dilinin Türkçe olduğu belirtilmişti.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”1287″ name=”İran Türkleri ve Kürtlerinin Türkiye’ye Bakışı”]

Hong Kong’da Gözaltına Alınanların Sayısı 3500 Geçti

Hong Kong’da aylardır devam eden protestolarda polis göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullanırken, göstericiler, molotof kokteyli, yay ve taşlardan oluşan setlerle eylemlerini sürdürüyor. Okların havada uçuştu meydanlarda bir polis bacağından ok ile yaralandı.

Birçok polis aracının ateşe verildiği kentte Polytechnic Üniversitesi tamamen öğrencilerin işgali altında kaldı. Polis, kampüse giren öğrencilerin “isyana katılma suçunu işleme riskine girer” suçlaması ile karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Polis araçlarının yola dizili tuğlalar nedeniyle olaylara müdahale etmekte zorlandığı ifade edildi.

Polis, geçtiğimiz günlerde 10’dan fazla üniversite kampüsünü işgal eden öğrencilerden kontrolü geri aldı. Eğitim Bürosu, bir haftalık aranın ardından pazartesi günü de hiçbir okulda eğitim yapılmayacağını, birçok üniversite de 2019’un son iki ayında ders yapılmayacağını duyurdu.

Haziran ayından bu yana 3560 protestocu gözaltına alındı.

Orta Asya’daki 5 Türk Devleti’nin Yeraltı Kaynakları

Orta Asya’da yer alan bağımsız Türk Cumhuriyetleri dış politikadaki sessizliğini koruyan ülkeler olarak biliniyor. Dünyaya en açık Türk devleti Azerbaycan, en kapalı ülke ise Türkmenistan. Ekonomilerinin büyük bir kısmı yeraltı kaynaklarına dayanan Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan‘ın bilinen yeraltı kaynakları neler? Petrol ve doğal gaz zengini olan Türk Cumhuriyeti hangisi?

Bu yazımızda Türk cumhuriyetlerinin yeraltı kaynaklarını sizler için derledik.

Azerbaycan

Türkiye’nin ‘kardeş ülkesi’ ve Türk Cumhuriyetleri arasında en güçlü ordularından birine sahip olan Azerbaycan, petrol ve gaz yatakları ile bölgede güçlü bir ülke profiline sahip. Azerbaycan denildiğinde akla petrol ve gaz yatakları gelmektedir. Türkiye’de birçok birçok yatırımı da bulunan kardeş ülkenin topraklarının yüzde 70’i petrol ve gaz yataklarından oluşmaktadır. Bu madenlerin büyük bir kısmı yerin 3000 metre altında yer almaktadır. Hazar Denizi’nde de paya sahip olan ülkenin, Bakü-Ceyhan Boru Hattı projesiyle kaderi değişmiş, son olarak da Avrupa’ya gaz ihraç etmenin hedeflendiği TANAP ile gelirini ikiye katlayacağı belirtilmektedir.

Yaklaşık 10 milyon nüfusu ile 53 milyar dolar GSYİH’ye sahiptir. Petrol ve doğal gazın yanında ülke’de Demir, mangan, titan, kromit, Bakür, kobalt, polimetal, sürme, altın, gümüş, molibden v.s. yatakları mevcuttur.

2018 verilerine göre Azerbaycan, en fazla petrole sahip ülkeler listesinde 19. sırada yer almaktadır.

Kırgızistan

Diğer Türk devletlerine göre yeraltı kaynaklarından en yoksun olan ülke Kırgızistan. Almazbek Atambayev ile özdeşeleşen ve şu anda Sooronbay Ceenbekov’un devlet başkanı olduğu ülke Türkiye ile FETÖ nedeniyle bazı sorunlar yaşamakta. En önemli yeraltı kaynakları, kömür, altın, uranyum, cıva, çelik, antimuan, tungsten, çinko, kalay, kurşun olsa da; ülke belirgin ve konumunu güçlendiren bir madene sahip değil.

Özbekistan

Ülke topraklarının yüzde 60’ına yayılan petrol ve doğalgaz yatakları, 5 ayrı bölgede 78 kuyudan çıkarılan petrol ve doğal gaz ile ülke ekonomisinde büyük bir paya sahip. 92 kuyuda sondaj çalışmalarının bulunduğu Özbekistan’da toplam petrol yatakları rezervi 5 milyar 300 bin ton, doğalgaz yatakları rezervi ise  5 trilyon 95 milyar metreküp ve toplam altın yatakları rezervleri de 3 bin 350 ton civarında.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “Rusya’nın güvenli müttefiki, stratejik ortağı” olarak nitelendirdiği Özbekistan, Rusya’ya askeri uçaklar için hava sahasını da açmıştı.

Kazakistan

Ülkenin kurucu lideri Devlet Başkanı Nursultan’ın istifa ederek görevi bıraktığı Kazakistan; 1.225 mineral tipte toplam 493 rezerve sahip, Orta Asya ülkeleri arasında en çeşitli yeraltı kaynaklarına sahip ülke konumunda. Çin ve Rusya’nın ardından Asya kıtasında bor madenine sahip üç ülkeden biri olan Kazakistan, uranyum yataklarının zenginliği itibarıyla dünya ikincisi.

Toplam petrol rezervi 5 milyar tonu geçmektedir. Bu rezervlerin yüzde 75’i Kaşagan, Karaçaganak ve Tengiz petrol sahalarında yer alıyor. 2017 yılında 60’tan fazla yer altı kaynağının açık satışa çıkaran, Rusya’nın nükleer silahlarının konuşlandırdığı ülkede bilinen dünya rezervleri ve sıralamaları şöyle:

Çinko, tungsten ve baryum rezervlerinde dünyada birinci, gümüş, kurşun ve kromit rezervlerinde ikinci, bakır ve florit rezervlerinde üçüncü, molibden rezervinde dördüncü ve altın rezervinde altıncıdır.

Ana maden rezervleri; petrol (5,4 Milyar ton), doğal gaz (3 trilyon metre küp), kömür (31,3 Milyar ton), çinko (237,3 bin ton), bakır (444,8 bin ton), krom (dünya rezervinin %30‘u), manganez (dünya rezervinin %25‘i), kalay (3,6 bin ton), altın (16,9 bin ton), gümüş (396,4 bin ton), fosforit ,uranyum (4,3 Milyon tondan fazla) ve demir (bilinen dünya rezervlerinin %10’u).

Türkmenistan

Dünyanın Kuzey Kore’den sonra ‘dünyanın en kapalı ülkesi’ konumunda bulunan Türkmenistan yeraltı zenginlikleri bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Bağımsızlık politikası BM tarafından onaylanan ülke uluslararası organizasyonlardan uzak, dış politikada Moskova’ya da Ankara’ya da temkinli ve dengeli yaklaşmaktadır.

Çeleken yarımadasındaki Nebit Dağ, Kum Dağ ve Okarem’de petrol ve doğal gaz yatakları bulunan ülkede Karakum’da doğalgaz, Gavrdak’ta kükürt, kurşun, Kara Boğaz Gölünde kalium, madeni tuz çıkarılmaktadır.

2018 verilerine göre Türkmenistan, en fazla doğal gaz rezervine sahip 4. ülkedir.

Yazıyı dünyanın en fazla petrol ve doğal gaz rezervine sahip ülkeler listesiyle sonlandıralım:

Kaynak: StratejikOrtak.com

Kıran Operasyonlarının Amacı ve Yapıldığı Bölgeler

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ekim ayının başında yaptığı açıklamaya göre yurt içindeki terörist sayısı 500’e düştü. Türk Silahlı Kuvvetleri, yurt dışında sürdürdüğü operasyonlarla birlikte yurt içinde PKK’nın kış üslenmesini engellemek ve kırsal alanda barındığı değerlendirilen teröristleri etkisiz hale getirmek amacıyla ‘Kıran Operasyonu’nu başlattı.

17 Ağustos’tan bu yana 6 ayrı bölgede devam eden Kıran operasyonlarında 116 terörist etkisiz hale getirildi, 19 iş birlikçi yakalandı.

Kıran Operasyonlarının yapıldığı şehirler.

195 mağaranın imha edildiği, Kıran 1-2-3-4-5-6 diye adlandırılan operasyonların saha haritaları, personel sayısı ve sonuçları şöyle:

Kıran-1 Operasyonu (17 Ağustos)

14 tabur (129 tim / 2300 komando)  ile düzenlenen operasyon kapsamında Hakkari, Şırnak ve Van üçgeninde İncebel Dağı ve çevresindeki alanda yayla ve meralardaki sığınaklar imha edildi. 39 terörist etkisiz hale getirilirken 2 terörist yakalandı.

Kıran-1 Operasyonu haritası

Kıran-2 Operasyonu (27 Ağustos)

Özel harekat polisleri, komandolar ve koruculardan oluşan 117 tim ile Bagok, Mava alanları ile Cehennem Deresi merkez olmak üzere Mardin, Şırnak ve Batman kırsalında başlayan operasyonu Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Aktaş yönetti. Orgeneral Çetin operasyona başlarken yaptığı açıklamada yurt içinde şu anda yaklaşık 600’ün altında terörist olduğunu ve bunların da eylem yapamaz hale geldiğini belirtti.

14 teröristin etkisiz hale getirildiği, iki teröristin de teslim olduğu operasyonda 2 iş birlikçi yakalandı.

Kıran-2 Operasyonu haritası

Kıran-3 Operasyonu (21 Eylül)

Siirt ve Şırnak ara hattında 7 komando taburu, 16 polis özel harekat ve 25 GK timi ile Herekol ve Bestler Dereler bölgesi merkez olmak üzere Şırnak ve Siirt illerinde başlayan Kıran-3 Operasyonu’nda gri kategoride aranan “Koçer” kod adlı Orhan İnce ve Canda Kıçi kod adlı Kader Malgoz dahil 41 terörist etkisiz hale getirildi. Kırsalda PKK ile iş birliği içerisinde olan 5 kişi yakalandı.

Kıran-3 Operasyonu haritası

Kıran-4 Operasyonu (24 Eylül)

İlk üç operasyon Güneydoğu ve çevre illerde düzenlenirken Kıran-4 operasyonu, Kıran-3 operasyonu devam ederken 1125 komando ile Çemçe-Madur bölgesi merkezinde Kars-Ağrı-Iğdır illerinde başlatıldı. 18 teröristin etkisiz hale getirildiği operasyonda 66 mağara imha edildi.

Kıran-4 Operasyonu haritası

Kıran-5 Operasyonu (8 Kasım)

179 timin Diyarbakır, Bingöl ve Muş çevresinde başlattığı, biri 5 katlı 20 sığınakın tespit edildiği operasyonda 1 ton 615 kilogram esrar bulundu. Diyarbakır ve Tunceli Jandarma Bölge Komutanlığı’nca 2625 personel tarafından yürütülen operasyonu Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Mustafa Başoğlu yönetiyor.

Kıran-5 Operasyonu haritası

Kıran-6 Operasyonu (13 Kasım)

Merkez alan Faraşin bölgesi olmak üzere Van, Hakkari ve Şırnak kırsalında jandarma, polis ve güvenlik korucularından oluşan 2 bin 360 güvenlik gücü 157 tim şeklinde Kıran-6 Operasyonu’nu başlattı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Bir Kuşak Bir Yol: 5 Başlıkta Merak Edilen Modern İpek Yolu

1

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2013’te duyurduğu “Bir Kuşak Bir Yol” projesi, 60’dan fazla ülkenin ilgisini çekiyor. Bilinen adıyla Modern İpek Yolu‘nu; proje maliyeti, yolun geçtiği ülkeler, kuşak ve yol kavramlarının anlamı ve Türkiye için önemi başlıklarıyla ele aldık.

İpek Yolu nedir?

İlk ve Orta Çağ’da Çin’in Afrika, Avrupa ve Akdeniz’e kadar uzanan ticaret kervanı yoluna verilen addır. İlk olarak MÖ 138 yılında Çinli Seyyah Çian Syan’ın kullandığı kervan yolu ile tarihe geçmiş, ticareti yapılan ürünler arasında en değerli ürün olan ipekten dolayı adı “İpek Yolu” olarak kalmıştır.

Yüzyıllarca çok önemli bir ticaret yolu olarak dünya tarihinde yerini alan İpek Yolu, Coğrafi Keşifler ile birlikte önemini kaybetmiştir.

Bir Kuşak Bir Yol (Modern İpek Yolu) Nedir?

Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping ilk kez 2013 yılında Kazakistan’a yaptığı ziyarette “Bir Kuşak Bir Yol” adıyla duyurdu. Eski çağlardaki İpek Yolu’nun modern hali olarak nitelendirilen projede; kara ve demir yolları ile birlikte petrol ve doğal gaz boru hatları da yer aldığı için ‘Kuşak’ ifadesine yer verildi. Eski İpek Yolu gibi tek bir rotanın olmayacağı bu girişimde merkezi Çin olan ve birçok koridordan oluşan yollar yapılıyor.

“Bir Kuşak Bir Yol” adındaki ‘yol’ ifadesi deniz yolunu ifade ediyor. Güney Çin Denizi’nde yer alan Pekin’e ait limanlarda demir alan gemiler, Hint yarımadasındaki limanlar, Afrika, Kızıldeniz ve Avrupa limanları ile ticaret yapacak. Öyle ki Çin’in başkenti Pekin’den yola çıkan yüklerin, İngiltere’nin başkenti Londra’ya ulaşım süresinin 4-8 haftadan 10-12 güne düşeceği belirtiliyor.

Modern İpek Yolu (İpek Yolu Kuşağı – 21. Yüzyıl Deniz Yolu Rotası)

Projenin Maliyeti

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, projeyi açıklarken onlarca ülkeye 8 trilyon dolar kredi vereceğini açıklamıştı. Şu ana kadar Pekin, 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptı ve 2027’ye kadar maliyetin 1,3 trilyon doları bulacağı düşünülüyor.

Proje için yıllık 125 milyar dolar civarında harcama yapmayı öngören dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin, 40’tan fazla ülke ile 300 milyar dolardan fazla yatırım anlaşmasına imza attı.

“Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin ikinci zirve toplantısı Pekin’de yapıldı.

İpek Yolu’nun Geçtiği Ülkeler

Projede birçok koridor ve bu koridorlarda yer alan 60’tan fazla ülke bulunuyor. Proje kapsamında farklı güzergahlar şöyle:

  • Çin-Moğolistan-Rusya
  • Çin-Bangladeş-Hindistan-Myanmar
  • Çin-Merkez ve Batı Asya (Türkiye’nin yer aldığı yol)
  • Çin-Hindi Çini Yarımadası
  • Çin-Pakistan
Detaylı: Bir Kuşak Bir Yol Haritası (Modern İpek Yolu) – Mayıs / 2018

Çin ile yapılan son anlaşmalardan sonra İtalya da İpek Yolu hattına dahil olmuştu. 2018 verilere göre proje içerisindeki ülkeler bölgelere göre şöyle ayrılıyor:

Doğu Asya: Çin, Moğolistan

Güneydoğu Asya: Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Myanmar, Filipinler, Singapur, Tayland, Timor-Leste, Vietnam

Orta Asya: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan

Ortadoğu ve Kuzey Afrika: Bahreyn, Mısır, İran, Irak, İsrail, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Filistin, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen

Güney Asya: Afganistan, Bangladeş, Bhutan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan, Sri Lanka

Avrupa: İtalya, Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Çekya, Estonya, Gürcistan, Macaristan, Letonya, Litvanya, Makedonya, Moldova, Karadağ, Polonya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna.

Türkiye için İpek Yolu’nun Önemi

Türkiye’nin içinde yer aldığı ‘ana hat’ Orta Koridor, prokenin merkezi konumunda yer almaktadır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, “Tek Kuşak Tek Yol” projesi ile bölgenin öneminin daha da artacağını kaydederek, “Anadolu, Kafkasya ve Orta Asya üçgeninde taşımacılık orta vadede şu anki ekonomik büyüklüğünün birkaç katına ulaşacaktır.” şeklinde konuştu.

Marmaray’ı kullanarak Avrupa’ya geçen ilk yük treni, Çin’den yola çıkıp Kars üzerinden Türkiye’ye giriş yapan tren oldu.

Türkiye’nin ulaştırma politikalarının temel ekseninin Çin’den Londra’ya kesintisiz bir taşımacılık hattı sağlamak üzere şekillendiğini ifade eden Turhan, “Geçen yıl açılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu hattı da Çin’den ve Orta Asya’dan ülkemize ulaşan tüm yolları birleştiren bir altyapı olarak bu noktada çok büyük önem taşıyor. Bu proje sadece 3 ülkeyi birleştirmiyor. İngiltere’yi, Fransa’yı, Belçika’yı, Almanya’yı, Avusturya’yı, Macaristan’ı, Sırbistan’ı, Bulgaristan’ı, Türkiye’yi, Gürcistan’ı, Azerbaycan’ı, Kazakistan’ı, Türkmenistan ‘ı ve Çin’i birbirine bağlıyor. Bakü’den Kars’a uzanan 829 km’lik bir demiryolu hattı, Hazar geçişli orta koridor hattının önemli bir parçasını tamamlıyor. Lakin bu projenin önemi önümüzdeki yıllarda çok daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Çin ve Avrupa arasındaki ticaret bugün, günde 1.5 milyar doları bulan boyutlara ulaştı. Bu ticaret akışının artarak devam etmesi ve 5-6 yıl içinde günde 2 milyar doları geçmesi bekleniyor” dedi.

Son olarak Çin’den yola çıkıp Kars üzerinden giriş yapan ve Marmaray’ı kullanarak Avrupa’ya giden China Railway Express, Avrupa’ya kesintisiz giden ilk yük treni olmuştu. 2 kıta, 10 ülke, 2 denizi aşarak, 11 bin 483 kilometrelik yolu aşacak olan trenin Çin’den Prag’a ulaşım süresi 12 gün olarak duyuruldu.

Erdoğan ile Trump Görüşmesindeki Soru Cevaplar

ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikili görüşmelerin ardından ortak basın açıklaması düzenledi. Herkesin heyecanla beklediği toplantıda S-400 meselesi, F-35 programı, Barış Pınarı Harekatı, FETÖ ve SDG liderlerinin teslim edilmesi gibi birçok başlık konuşuldu. İki liderin açıklamasının soru-cevap kısmı şu şekilde oldu:

SORU: Suriyelilerin vatanlarına konusunu Avrupalı liderlerle görüşme şansını buldunuz mu?

TRUMP: Türkiye bunun mali yükünü çekti. 40 milyardan fazla harcama yapmak zorunda kaldılar. Yani çok yüksek miktarda para harcandı. 40 milyar dolar harcandı. Avrupa şu ana kadar 3 milyar katkıda bulundu. Bu insanlar bırakılsa Avrupa’nın içinden geçerek ilerlerler. Bu da Avrupa’ya hasar verir. Avrupa’yla görüştüm. Fransa, İngiltere ve Almanya’dan DEAŞ’lılar çıktı. Sordum onlara ‘bu kişileri geri almak ister misiniz’ diye. Onlar da ‘hayır’ dediler. Adil değil tabii. Türkiye kaçmış olan herkesi tekrar yakaladı. Ben Ortadoğu konusuna eğildim, 1 ay öncesi itibarıyla yüzde 100 oranında DEAŞ’ı etkisiz hale getirebildik. Bağdadi konusunda attığımız adım, kendisi lideriydi. İki numaralı kişiyi de aynı şekilde, şu anda üçüncünün peşindeyiz, Türkiye bu mücadelede bize çok yardımcı oldu.

SORU: Hristiyan azınlıklar kendilerini zor durumda hissediyorlar. Türkiye’nin hristiyan azınlıkları koruyacağını garanti edebiliyor musunuz Suriye’de?

ERDOĞAN: Keldani, Ezidi, hristiyanlar noktasında da bizim özel gayretimiz, çalışmamız var. Gerek Suriye tarafında kalan ve ibadethaneleri bile yıkılmış durumda olanların biz ibadethanelerini de yeniden restore etmek suretiyle ibadetlerini yapma fırsatını da onlara hazırlamış vaziyettedir. Gerek Keldani, Ezidi, Arami, hristiyan bütün bunlardan bizim tarafımıza geçmiş olanlar bir sıkıntı yaşamıyor. Suriye tarafında kalanlarla ilgili onların imkanları mümkün oldukça özel şartta hallediyoruz. Yiyecek, giyecek ilaç götürüyoruz.

SORU: Obama’nın kusurlu dış politikasının enkazını devraldınız. Bu politikaların bir tanesi de YPG-PKK ile ABD politikasının hizalanması olmuştu. YPG’nin liderini de Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet ettiniz. Bu kişi Türkiye içerisinde 164 askerimiz, 40 sivilin ölümünden sorumlu. Bu kişiyi tekrar davet etmeyi düşünüyor musunuz?

TRUMP: Birlikte çok yakından çalışıyoruz, aynı zamanda sizin Cumhurbaşkanınızla da yakın çalışıyoruz. Gelişmeler kaydediliyor. Grupların nasıl tanımlandığıyla ilgili. Bazıları sevmeyebilir. İvme kazanıldı. Çok ciddi bilgi birikimi elde edildi. Gelişmeleri izleyeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye ile işbirliği çok harika. Çok önemli bir ülke, çok büyük ordusu olan ülke. Dünyadaki en iyi askeri ekipmana sahipler. Ki bunlar ABD’de üretiliyor. Çok ciddi ilerleme kaydedildi.

SORU: FETÖ mevzusunda ABD’den haberler almıyorzu. FETÖ lobisinin çok yoğun çalışmaları oluyor. Sayın Trump’ın dinlemeye öğrenmeye açık olduğunu gördük. Türkiye-ABD ilişkileri adına bir gelişme sezdiniz mi?

ERDOĞAN: Birçok belgeleri, özellikle bu seyahatimizde de kendilerine takdim ettik. Bu belgeler ışığında da , çünkü FETÖ bizim için terörist başıdır. 251 vatandaşımız şehit olmuştur. Devlete darbe yapılmıştır. 2 bin 193 vatandaşımız gazi olmuştur. Bu olayların faili olan insanın Amerika’da 400 dönüm arazide yaşayıp, dünyada diğer yerleri idare etmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu ziyaretimizde ayrıca belge getirdik. Kendilerine takdim edeceğiz. Bizden nasıl teröristler istediği zaman biz veriyorsak onlar da bize bu teröristi verirler.

SORU: Bugün çok televizyon izlemediniz biliyorum ama. 26 Temmuz’daki telefon görüşmesiyle ilgili iddia ortaya atıldı. Gelişmeler nasıl? Ukrayna’nın sizin istediğiniz herşeyi yapmaya hazır olduğu söylendi. Bu doğru mu?

TRUMP: Sizin dediğiniz türden hiçbir şey duymadım. Dolaylı gelmiş bilgi. Bahsettiğiniz şekilde bir diyalog hatırlamıyorum.

SORU: 9 Ekim’de size Trump mektup gönderdi. Orada sert cümleler vardı. Siz bu mektubu dikkate almayarak Kuzey Suriye’de askeri operasyonu başlattınız.

ERDOĞAN: Bu mektupları sayın Başkana takdim ettim. Ferid Abdi Şahin gibi Amerika gibi, başkanı tarafından muhatap alınmasını üzüntüyle karşıladım. Yüzlerce insanımızın öldürülmesine sebep olan, şu anda cezaevinde Apo’nun ‘benim manevi oğlum’ demiştir. Bu şahsın ABD tarafından karşılanması bizi üzmüştür. Aynı şekilde Rusya tarafından karşılanmıştır. Terörizmle mücadelede zora giriyoruz. Bugün bize yarın bir başkasına. O bakımdan konudaki hassasiyetimiz devam ediyor. Bunlarla ilgili de belgeleri verdim. CIA’nın bu adamın terörist olduğuna vermiş olduğu belgeyi de kendilerine bugün takdim ettim. CIA da bunun terörist olduğunu belgelemiş. Sayın Başkana aynen takdim ettik. Gelen mektubu da aynı şekilde kendilerine verdik.

SORU: Kürdistan ve peşmerge için DEAŞ’la mücadele verdiğiniz için teşekkür ederim. Benim görüştüğüm senatörler Kürdistan’ın azınlıkları koruduğunu söylüyorlar. Sizin Kürtlerle ilgili net politikanız nedir? Siz neden Kürtlerle müzakerelerle Irak’ta müzakere etmiyorsunuz?

TRUMP: Kürtlerle harika bir ilişkimiz oldu. DEAŞ’a karşı mücadeleyi yürüttük. Çok başarılı olduk. Daha önce de söylediğim gibi yüzde 100 oranında yakalayabildik. Askerimiz çok hızlı şekilde yüzde 100’e ulaştı. Kürtlerle harika ilişkimiz var. Bence sayın Cumhurbaşkanının da Kürtler içerisinde harika ilişkileri. Çok sayıda Kürt Türkiye’de çok iyi yaşıyor. Mesela sağlık gibi konularda.

ERDOĞAN: Bir şeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Bizim sorunumuz terör örgütleriyle. Bunlar YPG/PYD. Bunlar PKK’nın uzantılarıdır. Nasıl Kuzey Irak’ta Kürt kardeşlerimizle münasebetimiz gayet iyiyse Kuzey Suriye’de Kürtlerle sorunumuz yok. Esed’in Kürtleri kabul etmediği dönemde ‘yanlış yapıyorsun, onlara kimliklerini ver’ demiştim. En fazla Kürt bizim ülkemizde var. Bizim mücadelemiz tamamen teröristlerledir. Teröristin ırkı, dini, vatanı olmaz. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedenili yarın çok ağır ödersiniz.

Teröristin ırkı, milleti, dini, vatanı olmaz. Terörist, teröristtir. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedelini yarın çok ağır ödersiniz. Nasıl Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizle münasebetlerimiz gayet iyiyse, Kuzey Suriye’deki Kürt kardeşlerimizle de bir sorunumuz yok. Esed’in Kuzey Suriye’deki Kürtleri kabul etmediği dönemde, ben o zaman Esed’e ‘yanlış yapıyorsun, pasaportlarını ver’ demişimdir. Şu anda parlamentoda benim partimin 50’yi aşkın Kürt milletvekili vardır. Bizim Kürtlerle sorunumuz yok

 

“ABD ile köklü müttefiklik bağımıza uygun bir şekilde ilişkilerimizde yeni bir sayfa açmakta kararlıyız.” diyen Erdoğan’ın basın açıklaması ve sorulara verdiği cevaplardan öne çıkanlar madde madde şöyle:

Suriye’deki Gelişmeler:

7 bin 680 yabancı terörist savaşçı yakaladık, gönderdik. Yabancı terörist savaşçılar kaynak ülkeler tarafından geri alınmalıdır ve Sayın Başkan’la bu konuda aynı görüşteyiz.

Suriye’deki 3 milyon insana düzenli yardım gönderiyoruz. 350 bini Kürt, 4 milyon Suriyeli göçmene ev sahipliği yapıyoruz. Bugüne kadar bütçemizden 40 milyar dolar harcadık.

Türkiye ve ABD, DEAŞ’ı tamamen bitirmek ve Suriye’ye barış ve istikrar getirmek için birlikte çalışabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki (Suriye) bu amacı gerçekleştirebileceği en güvenilir ortağı Türkiye.

Barış Pınarı Harekatı:

Ülkemiz, DEAŞ’la göğüs göğüse mücadele eden ve bu uğurda şehitler veren tek NATO müttefikidir. Cerablus’ta 365 bin Suriyelinin kendi topraklarına dönüşünü sağladık. Barış Pınarı Harekatı‘yla şehir ve köylere geri dönüşler başladı.

2015’te G20 Antalya Zirvesinde yaptığım Güvenli Bölge oluşturma çağrısı zamanında hayata geçmediği için on binlerce masum hayatını kaybetti.

Gerek cezaevlerinden Suriye tarafında kaçmaya çalışan gerek ülkemizde şu anda 2 bin 200 civarında DEAŞ’lı elimizde tutuklu veya mahkumdur. Ülkemiz Barış Pınarı Harekatı ile PKK/YPG’nin Suriye’deki ayrılıkçı gündemine ağır darbe vurmuştur.

PKK/YPG’nin elindeki kamplardan kaçarak Türkiye’nin kontrolündeki bölgeye geçen, kadınların ve çocukların da bulunduğu 287 kişiyi yakaladık.

Bir şeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Bizim Kürtlerle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz terör örgütleriyle. Teröristin ırkı, milleti, dini, vatanı olmaz. Terörist, teröristtir. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedelini yarın çok ağır ödersiniz.”

Şu anda parlamentoda benim partimin 50’yi aşkın Kürt milletvekili vardır. Bizim Kürtlerle sorunumuz yok.”

Esed’in Kuzey Suriye’deki Kürtleri kabul etmediği dönemde, ben o zaman Esed’e ‘yanlış yapıyorsun, pasaportlarını ver’ demişimdir.

Nasıl Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizle münasebetlerimiz gayet iyiyse, Kuzey Suriye’deki Kürt kardeşlerimizle de bir sorunumuz yok.

(Harekat bölgesinde) Keldani, Ezidi ve Hristiyanlar noktasında da özel gayretimiz var. Kendi ibadethanelerinde ibadetlerini yapma fırsatını onlara hazırladık.

Keldani, Ezidi, Arami, Hristiyan bütün bunlardan bizim tarafımıza geçmiş olanlar herhangi bir sıkıntı yaşamıyor.

Barış Pınarı Harekatı bölgesinde yer alan bir kilise.

Ferhat Abdi Şahin (Mazlum Kobani), yüzlerce insanımızın öldürülmesine vesile olan bir teröristtir ve cezaevinde olan Apo’nun da manevi oğlum dediği bir teröristtir. CIA’in bu adamın terörist olduğuna dair belgesini de Trump’a takdim ettim. CIA bunun terörist olduğunu belgelemiş. Ferhat Abdi Şahin denilen teröristin Amerika gibi bir ülkenin Başkanı tarafından muhatap alınmasını üzüntüyle karşıladım.

Mazlum Kobani (Ferhat Abdi Şahin) adlı SDG ele başının PKK çadırındaki bir görüntüsü.

‘Ermeni Soykırımı’ İddiaları:

104 yıl önce savaş şartlarında yaşanmış bir meselede karar vericiler siyasetçiler değil, tarihçiler olmalıdır. Temsilciler Meclisi’nde 29 Ekim’de alınan (‘Ermeni Soykırımı’) kararların Türk milletini incittiğini, ilişkilerimize gölge düşürme gayesi güttüğünü paylaştım. ‘Soykırım’ iddiaları konusunda alnımız ak, başımız dik, öz güvenimiz tam. Türkiye bu konuda diyalogdan ve özgür tartışma ortamından yana.

S-400 ve F-35 Meselesi:

S400 sistemi ve F35 programı başta olmak üzere bu alanda karşılaştığımız sınamaların üstesinden ancak diyalogla gelebiliriz. Sayın Başkan’a, istenilen şartlarda teklif verilmesi halinde Patriot satın alabileceğimizi tekrar söyledim ve söylüyorum.

Siyasi ve ticari konuların birbirine karıştırılmaması gerektiğine inanıyoruz. 100 milyar dolar hedefimiz bağlamında Bakanlarımız çalışıyor.

FETÖ Liderinin Teslimi

FETÖ, Türkiye’nin anayasal düzenini başarısız bir darbe girişimiyle ortadan kaldırmaya kalkışmış bir terör örgütüdür.

Görüşmelerimizde, FETÖ’nün ABD’deki mevcudiyetinin sona erdirilmesi yönündeki talebimizi ve beklentilerimizi bir kez daha vurguluyoruz.

(FETÖ elebaşı Gülen’in iadesi) Birçok belgeleri özellikle bu seyahatimizde de takdim ettik.

Darbe Girişiminin faili birinin ABD’de, 400 dönüm arazide yaşayarak dünyadaki diğer yerleri idare etmesi kabul edilebilir değil. Temenni ederim belgeler ışığında, nasıl teröristler istendiği zaman biz veriyorsak, onlar da bu teröristi bize verirler.

Seçimlerden Darbeye: 14 Maddede Bolivya Lideri Morales

Bolivya’da 20 Ekim’de yapılan seçim sonrası “seçimlere hile karıştığı” iddiasıyla muhalefetin protestolarını sürdüğü ülkede Devlet Başkanı Evo Morales istifa ettiğini açıkladı. Yerlilerin arasından çıkan ilk lider olan Morales, 4. kez devlet başkanı seçilmişti. Morales’in istifasının ardından hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı duyuruldu. Son olarak da Meksika Dışişleri’nin iltica teklifini kabul ederek Bolivya’dan ayrıldı.

1.) And Dağları’nın Oruro bölgesinde Aymara yerlisi bir ailenin çocuğu olarak 1959’da doğan Evo Morales, lama çobanlığı ve çiftçilik yaptı.

2.) Cerrahi müdahale, ilaç sanayi ve uyuşturucu gibi birçok alanda kullanılan koka bitkisinin üretildiği bir çiftlikte çalıştı. Daha sonra ABD ve Bolivya hükümetlerinin ‘uyuşturucu ile mücadele’ kapsamında bu bitkinin üretimini yasaklamasının ardından sendikaya girdi.

3.) Sendikada hızla genel sekreterliğe yükseldi. Politikaya ilk girişi sendikadaki açıklamalarıyla oldu. Yerli halk ile birlikte çiftçilerin haklarını savunması nedeniyle birçok kez hapse atıldı.

4.) 1997’de “Sosyalizme Doğru Hareket” ittifakından milletvekili olurken 2000’de hareketin genel başkanı seçildi. 2002’deki seçimlerde ikinci, 2005’te ise oyların yüzde 53’ünü alarak Devlet Başkanlığı macerasına başladı.

5.) Resmi toplantılarda yerel kıyafetler giyerek dikkat çekti. İlk icraati ise koka bitkisinin üretimini serbest hale getirmek oldu.

6.) İlk dış ziyaretini Küba’ya yaparak burada aynı görüşü paylaştığı Fidel Castro ve Hugo Chavez ile görüştü.

7.) Tam bir Amerikan karşıtıydı. Chavez’in yolundan gidiyordu. Ülkedeki yabancı şirketlerin kontrolündeki doğalgaz ve petrol alanlarını kamulaştırarak enerji sektörünü devlet kontrolü altına aldı.

8.) Çevre konusunda hassas açıklamaları onun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Dünya Toprak Ana Kahramanı” olmasını sağladı.

9.) Bolivya Cumhuriyeti’nin kurucusu Cruz’un ardından ülkede en uzun süre iktidarda kalan lider oldu.

10.) 2008 yılında ABD Büyükelçisini ‘hükümete kumpas kurduğu gerekçesiyle ülkeden kovan Morales, 2014’de düzenlenen BM Genel Kurulunda dönemin ABD Başkanı Barack Obama’yı ‘emperyalist’ olarak suçlamıştı.

11.) Venezuela’da kendini devlet başkanı ilan eden muhalif lidere karşı Maduro’nun yanında olduğunu açıklayan ilk liderler arasındaydı.

12.) Muhalifler tarafından ‘diktatör’ olarak tanımlanan Morales, başkanlık dönemi boyunca işsizliği yüzde 8,1’den % 4,2’ye geriletmeyi başardı.

13.) Geçtiğimiz aylarda ücretsiz sağlık hizmetinin başladığı ülkede gayri safi milli hasıla 9 milyar dolardan 40 milyar dolara yükseldi. Öte yandan ülkedeki aşırı yoksul oranı yüzde 38’den 15’lere geriledi.

14.) Türkiye’ye ilk Devlet Başkanı düzeyinde ziyareti geçtiğimiz Nisan Morales gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına göre iki ülkenin ticaret hacmi son 2 yılda yüzde 250 oranında bir artış gösterek 113 milyon dolara ulaştı.

Bolivya’da neler oldu?

20 Ekim’de seçim akşamı ön sonuçların açıklandığı sırada yayın kesilen ve ardından yayın tekrar geldiğinde Morales lehine farkın açılması üzerine ABD ve AB’nin ‘seçimler ikinci tura kalmalı’ çağrısına muhalefet de uyarak genel grev ilan etti.

Hem Morales hem de Morales karşıtlarının meydanlara indiği ülkede Yüksek Seçim Mahkemesi seçimlerin galibinin resmi olarak Morales olduğunu duyurdu.

  • %47,8 Evo Morales
  • %36,51 Carlos Mesa (Morales’ten önceki Devlet Başkanı)

Protestoların 20. gününde gösterilere bazı polis gruplarının da katılmasıyla Morales, yaşananları ‘darbe girişimi’ olarak niteleyerek halkı darbeye karşı sokağa çağırdı. Morales’in her türlü diyalog çağrısını reddeden Mesa önderliğindeki muhalefet, yeni seçim olana kadar sokaklardan çekilmeyeceklerini duyurdu.

Gözler Bolivya Silahlı Kuvvetleri’ne çevrilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman düzenlediği basın toplantısında, ordunun halkla karşı karşıya gelemeyeceğini belirterek taraflara diyalog çağrısı yaptı. Bu açıklamadan saatler sonra Morales’in Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) “tekrar seçim yapılması” teklifini kabul ettiğini bildirildi. Bolivya ordusu, canlı yayında okuduğu bildiri ile Morales’in istifasını talep etti.

Morales, yaşananları ‘darbe’ olarak niteleyerek istifa ettiğini açıkladı ve sosyal medya hesabında şu ifadeleri kullandı:

“Tüm dünyaya ve Bolivya halkına, bir polis memurunun bana karşı yasadışı bir şekilde yakalama kararı çıkardığını ve şiddet yanlısı grupların evime saldırı düzenlediğini bildiriyorum. Darbeciler hukukun üstünlüğünü yok ediyor”

Morales’in istifasının ardından hükümetteki yetkililer de tek tek istifa etmeye başladı. Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, 20 Bolivyalı devlet yetkilisinin kendilerine sığındığını, isterse Morales’e de sığınma hakkı vereceklerini duyurdu. Morales yaklaşık 15 saat sonra iltica teklifini kabul ederek Bolivya’dan ayrıldı.

Halka daha fazla zarar vermemek adına istifa ettiğini duyuran Morales’in ardından hükümet yetkililerinin de istifa etmesi sonucu Senato İkinci Başkan Yardımcısı Jeanine Anez, geçiş dönemi devlet başkanı oldu.

 

Kaynak: StratejikOrtak.com

“Latin Amerika’nın Model Ülkesi” Venezuela

0

Amerikan yaptırımları, yüksek enflasyon oranları ve siyasi krizin yaşanmasının ardından birçok kez uluslararası basının gündemi haline gelen Venezuela hakkında bazı bilgileri sizler için derledik.

Birçok Latin Amerika ülkesi gibi Venezuela da bağımsızlığını Simon Bolivar önderliğinde 1811’de kazandı. Bugünkü Kolombiya, Venezuela, Ekvador ve Panama’dan oluşan Büyük Kolombiya Cumhuriyeti 1831’de ortadan kalktı ve yeni Venezuela Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığına Bolivarcı komutanlardan Jose Antonio Paez oturdu.

Büyük Kolombiya Cumhuriyeti haritası (1830)

Yetmiş iki ada ile birlikte 23 eyalete sahip Orta Amerika ülkesi Venezuela’da, biri başkent Karakas olmak üzere 10 idari bölge bulunuyor.

Diğer Latin Amerika ülkelerine göre daha modern ve demokratik bir yönetime sahip olan Venezuela’da 1958’den bu yana demokratik seçimler düzenleniyor.

1990’lara kadar en yakın ‘dostlarından’ biri olan ABD tarafından “Latin Amerika’nın model ülkesi” olarak nitelendiriliyordu.

1992 yılında yarbay olarak orduda görev yapan Hugo Chavez ve arkadaşları, IMF politikalarını uyguladığı gerekçesiyle dönemin Perez yönetimine darbe girişiminde bulundu ancak sonuçsuz kaldı. Chavez ve arkadaşları hapis cezasına çarptırılırken, iki yıl sonra sol kökenli Caldera hükümeti sosyalist askerleri affetti.

Hugo Chavez (1992)

‘Darbeci asker’ Chavez, 1998’de devlet başkanlığı seçimlerini kazanarak ekonomik ve siyasi sistemde büyük değişiklikler gerçekleştirdi. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz ülkedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının devlet şirketi PDVSA tarafından işletilmesi çalışması oldu.

Ülkenin adını Venezuela Cumhuriyeti’nden Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’ne çeviren Chavez, kendi yaptığı gibi bir darbe girişimine maruz kalsa da kamulaştırma, anayasa değişikliği ve petrol şirketlerinin Batı hegemonyasından çıkarılması gibi birçok politikasını hayata geçirmeyi başardı.

Öyle ki Chavez, 1999’da yaklaşık yüzde 50 olan yoksulluk seviyesini 2011’de yüzde 27’ye kadar düşürmüştü.

Petrol fiyatlarındaki artış ile birlikte ülke ekonomisi güçlenen ve bunu sağlık ile eğitim alanlarında ücretsiz imkanlar tanıyarak halkı refaha kavuşturan Chavez dönemindeki istikrar, petrol fiyatlarının düşüşü ve halefi Maduro döneminin ‘kötü yönetimi’ sonrası ortadan kalktı. Öyle ki 2019’da enflasyon yıllık yüzde bir milyona yükselerek hiper-enflasyona dönüştü.

Venezuela marketinin kriz öncesi ve sonrası hali.

Mesela bir tavuk almak için markete tomar tomar Venezuela Bolivarı vermeniz gerekiyor.

Amerikan yaptırımlarıyla birlikte ekonominin daha da kötü hale gelen ülke 2012 yılında yeni keşfedilen petrol yataklarının etkisiyle rezerv miktarı 303 milyar 200 milyon varile ulaştı. Bu sayı, Türkiye’nin 1000 yıldan fazla petrol ihtiyacına karşılık geliyor.

OPEC rakamlarına göre dünyanın en fazla petrol rezervine sahip olan ülke, petrolünü işletmekte de satmakta da zorluk çekiyor. Chavez döneminin sonunda kapasite kullanım rakamları yüzde 70 dolayındayken 2018 sonunda yüzde 17’e geriledi. Ancak yine de ülke ekonomisinin yüzde 70’inden fazlası petrole dayalı.

Yaklaşık 32 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 96 gibi ezici çoğunluğu Katolik Hristiyanlardan oluşuyor. Yüzde 67’si melez (yerli halklar) olan yerli halk daha çok Bolivarcı sistemi desteklerken, Avrupa kökenli %21’lik beyazlar Bolivarcı hükümetlere karşı politikaları destekliyor.

Venezuela Silahlı Kuvvetleri’nin asker sayısı 120 bin civarında. Envanterdeki birçok ürün Chavez öncesi hükümetlerin anlaşmalarıyla alınan Amerikan ve İngiltere menşeili savunma sanayi ürünleri. Chavez’in sosyalist devrimiyle ordudaki envanter milliyeti de Rus menşeiline evrilmiş.

[irp posts=”19702″ name=”ABD Baskısı Altındaki Venezuela’nın Askeri Gücü”]

Başkanlık sistemi ile yönetilen Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nde ABD tarafından hem maddi yardım ile hem de tanınma gibi siyasi destek alan Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido, yılın başında kendisini devlet başkanı ilan etmişti.

Dünyanın birçok ülkesi tarafından tanınan muhalif lider Guaido, ‘orduyu yanına alamadığı için’ tam anlamıyla darbe gerçekleştiremiyor.

Muhalif lider Guaido’yu tanıyan ülkeler [BBC]
Venezuela, 2018 yılında Türkiye’ye “rafinelerde işlenip geri satın alınmak üzere” 900 milyon dolar değerinde altın satmıştı. ABD ve Batı medyasında yer alan habere göre bu altınların Venezuela’ya geri satıldığına dair kayıt yer almıyor.

Öte yandan Venezuela Madencilik Bakanı Victor Cano Temmuz 2018’de, kamu maden şirketleriyle küçük maden işletmelerinin Venezuela’da çıkardıkları altının, yaptırımlar nedeniyle artık İsviçre’de değil Türkiye’de işlenip altın paraya çevrildiğini açıklamıştı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”12465″ name=”Chavez’den Maduro’ya: Venezuela’da Neler Oldu?”]

Sömürge Devletleri ve Sömürge Haritaları

1453’te İstanbul’un Fethi’nden sonra başlayan Rönesans hareketleriyle birlikte pusulanın bulunması, Coğrafi Keşifler’in başlamasına neden olmuş ve Avrupa ülkeleri ‘yeni dünyalar’ keşfetmiştir. Keşiflerin öncülüğünü Portekizliler ve İspanyollar yapsa da, zamanla keşif yapan ulus sayısı artmış ve bir çok Avrupa ülkesi yeni topraklar keşfetmiştir. Avrupa devletlerinin bu keşifleri ise bu toprakların yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeleriyle sonuçlanmıştır. ‘Sömürgecilik‘ olarak nitelendirilen bu durum tanım itibariyle; bir devletin başka devletleri ve toplulukları siyasal ve ekonomik olarak egemenliği altına alıp yayılmasına denir. Aşağıda ise tarihlere göre dünya haritaları ve sömürgeci devletlerin yayılımları gösterilmiştir.

Yıl 1492: Sömürgeciliğin başlamasıyla dünya haritası

Koloni-haritasi-1492

Yıl 1550: Deniz keşifleriyle birlikte Amerika kıtasının doğu kıyıları İspanyolların eline geçerken, Amerika kıtasının doğu kıyıları ve Afrika’nın doğu kıyıları Portekizlilerin eline geçti.

Koloni-haritasi-1550
Osmanlı İmparatorluğu Türkiye olarak gösterilmiş.

Yıl 1660: Portekizliker ve İspanyollar yeni keşiflerle sömürge topraklarını büyütürken, İngiltere ve Fransa Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarını keşfediyor. Haritada küçük küçük renklendirmelerle hangi devletlerin nereleri keşfettiği görülüyor.

Koloni-haritasi-1660

Yıl 1754: Kuzey Amerika’da İngiliz ve Fransız etkisi artıyor. 1775 ile 1783 arasındaki Amerika Bağımsızlık savaşı çıkmadan önceki harita.

Koloni-haritasi-1754

Yıl 1822: İngiltere Avustralya’yı keşfediyor. Çarlık Rusya sınırlarını kutuplara kadar genişletmeye devam ediyor. İspanya ve Portekiz birçok sömürgesini kaybediyor.

Koloni-haritasi-1822

Yıl 1885: Osmanlı’dan kopuşlar yaşanıyor. Mısır İngilizler’in eline geçerken, İngiltere Hint yarımadasındaki topraklarını genişletiyor.

Koloni-haritasi-1885

Yıl 1914: Birinci Dünya Savaşı başladı. Devlet bayraklarına göre renklendirmenin yapıldığı dünya haritası ve koloniler..

1dunyasavasi-harita

Yıl 1920: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından sömürge/koloni devletler ve dünya haritası. Osmanlı gayri resmi olarak çökmüş, Anadolu’da bir çok bölge işgale uğramış ve Kuvayi Milliye hareketi başlamış. İngiltere muazzam büyüklüğe ulaşmış.

koloniler-1920-dunya-haritasi

 

Yıl 1945: 1939 yılında başlayan ve 1945 yılında biten İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya haritası ve koloniler yada Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çıkan yeni sistem ‘manda’ bölgeler..

Koloni-haritasi-1945

1492’ten 1945 yılına kadar dünya haritası ve kolonileri gösterdikten sonra sömürgeci devletler Fransa, İngiltere, Portekiz, İspanya, Hollanda, Almanya, İtalya ve Belçika’nın sömürüsü olan toprakların ayrı ayrı haritalarını verelim.
Yazar Ol Kazan

SÖMÜRGECİ DEVLETLERİN KOLONİLERİ

İngiltere:

  • Üzerinde güneş batmayan imparatorluk Britanya yani İngiltere’nin en geniş sınırlarına ulaştığı 1919 tarihli harita..

ingiltere-somurgeleri

Fransa:

İngiltere’den sonra en fazla sömürgeci devlet olarak bilinen Fransa’nın 1. ve 2. sömürge imparatorlukları..

  • Yeşil: 1. Fransa Sömürge İmparatorluğu (1546-1763) // Mavi: 2. Fransa Sömürge İmparatorluğu (1763-1962)

fransa-somurgeleri

Belçika:

  • Belçika’nın Koloni Haritası (19 ile 20. yüzyıl arasında)

belcika-koloni-haritasi

Hollanda:

  • Hollanda’nın sömürge haritası. Açık yeşil: Hollando Doğu Hindistan Şirketi, Koyu yeşil: Hollanda Batı Hindistan Şirketi, Sarı: 19. yüzyıl sonrası işgal edilen topraklar

hollonda-kolonileri

İspanya:

  • Tarihteki ilk okyanus ötesi imparatorluğu kuran İspanyolların irili ufaklı detaylarında verildiği sömürge haritası..

ispanya-somurge-haritasi

Portekiz:

  • İspanyollarla birlikte keşiflere başlayan Portekizlilerin 1415 ile 1999 yılları arasındaki ayrıntılı sömürge haritası.. (Mavi bölge deniz keşiflerinin olduğu sahayı gösteriyor)

portekiz-somurge-haritasi

Sömürgeci devletler arasına girmeye çalışan İtalya ve Almanya diğer büyük devletlere nazaran daha az bölgede kolonilere sahip oldu. Daha doğrusu daha fazlasını elde etmeye başlayınca savaşlar patlak verdi.

İtalya:

  • İtalya’nın sömürgeleri (1940)

italya-somurgeleri-1940

Almanya:

  • Almanya’nın sömürgeleri.. Koyu mavi: Almanya, açık mavi: Almanya’nın kolonileri.

almanya-somurgeleri

Kaynak: Wikimedia ve StratejikOrtak.com

Öldürülen ‘İki Görüntülü’ IŞİD Lideri Bağdadi’nin Hayatı

ABD’nin İdlib’e gece saatlerinde düzenlediği operasyon sonucu IŞİD lideri Ebubekir El-Bağdadi, üç çocuğu ile birlikte öldürüldü. ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamasına göre Bağdadi kendisini operasyon sırasında intihar yeleğiyle patlatarak öldürdü. Operasyonda ABD tarafından kimsenin hayatını kaybetmediğini sadece bir köpeklerinin yaralandığının ‘üzerine basa basa’ ifade eden Trump, Rusya, Suriye, Türkiye ve Irak’a ayrıca teşekkür ettiğini söyledi.

Suriye, Irak, Yemen, Libya, Nijerya, Somali ve Afganistan’da fiili olarak savaşçılarıyla mücadele eden ve Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde düzenlenen terör eylemlerinin emrini veren Bağdadi kimdir?

Irak’ın başkenti Bağdat’ta 1971 yılında doğan Bağdadi, doktora yaparak Bağdat Üniversite’sinde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Amerikan işgaline karşı direniş gösterdiği iddiasıyla tutuklanarak 2004 yılında Felluce’de bir eve yapılan baskında tutuklandı ve Irak’ın güneyindeki Bucca Kampı‘na gönderildi.

Amerikan kuvvetleri tarafından yönetilen Kuveyt sınırındaki Camp Bucca Hapishanesi’nde, Bağdadi ile birlikte mahkum olarak kalan, hapisten çıktıktan sonra üst düzey IŞİD komutanı olan 9 kişi da burada hapis yatmıştı.

El Kaide’nin Irak yapılanmasında öncü rol oynayan ve 2010’da “Irak İslam Devleti” adı altında örgütü kuran ve daha sonra lideri olan Bağdadi, Suriye’deki iç karışıklıktan faydalanmak için “Irak İslam Devleti”nin Suriye yapılanmasının kurulması talimatını verdi.

Suriye’de kurulan örgütün adı Nusra Cephesi olurken, örgütün liderinin (şu an HTŞ’nin lideri olan) Muhammed Colani olduğu duyuruldu.

Bağdadi ile Colani arasında anlaşmazlık çıktı. İddiaya göre Colani, Esad rejimiyle mücadele eden muhaliflere destek vermek isterken, Bağdadi örgütün doğrudan ‘kimsenin gözünün yaşına bakmadan’ devlet kurması gerektiğine inanıyordu.

Anlaşmazlıkların ardından IŞİD, Nusra Cephesi’nin “Irak İslam Devleti”ne katıldığını ve yeni örgütün adının “Irak Şam İslam Devleti” (IŞİD) olduğunu ilan etti. Bu örgütün Suriye ve Irak’taki yapılanmasının tek çatı altına girmesi anlamına geliyordu.

Suriye’de birçok bölgede kontrolü sağlayan Bağdadi hedefine Irak’a yöneltmişti ki Şubat 2014’te El Kaide lideri Zevahiri IŞİD’i El Kaide’den çıkardı ve Nusra Cephesi’nin IŞİD’den bağımsız hareket edeceğini duyurdu.

Bağdadi, Haziran 2014’te Irak’ın en büyük ikinci vilayeti Musul’u işgal edince “halifelik” ilan etti. ‘Halife’ ve örgüt lideri olarak Musul’da fetva verirken görüntüsü paylaşıldı.

Musul’un kontrol edilmesinin ardından örgütün adını “İslam Devleti” olarak değiştiren Bağdadi, ‘başkenti’ Suriye’deki Rakka şehri olarak belirledi.

3 yıl boyunca birçok ülkeden IŞİD’e katılanlar oldu. Örgüt mensupları Türkiye dahil birçok ülkede terör eylemi gerçekleştirdi. 2017’de hem Rakka’yı hem de Musul’u kaybeden örgüt, çöl bölgelerinde ve hücrelere çekilerek çatışmayı sürdürdü.

Beş yılın ardından ilk kez Nisan 2019’da, dünyadaki militanlarına direniş çağrısı yaptığı, “Türkiye Vilayeti” adlı bir dosyayı incelerken ki görüntüsü paylaşıldı.

27 Ekim 2019’da İdlib’in Barisha bölgesinde Amerikan askerlerinin operasyonunda öldürüldü.

[irp posts=”13315″ name=”5 Bölüm: IŞİD Hakkında En Geniş Bilgi Arşivi”]

Putin’in Suriye Stratejisi

Putin’in liderliğini yaptığı Birleşik Rusya Partisi’nin, Suriye politikasının yıllar geçtikçe etki alanının arttığı ve bölgedeki Rus nüfuzunun peyderpey, kasaba kasaba, bölgesel ve küresel güçlere karşı ilerleme sağladığı yorumunu yapmak elbette yanlış olmaz.

Yıllar boyunca sıcak denizlere inme hayali olan Rusya’nın bu kez doğrudan bunu başardığını görmekteyiz. Doğu Akdeniz meselesinin revaçta olduğu bu dönemde, yalnızca Esad rejimi ile olan bu ittifakının meyvelerini toplasa bile, yıllar boyunca avantaj sağlayabilme imkanına sahip olan Putin’in Suriye stratejisi bugünlerde Barış Pınarı Harekatı ile beraber özellikle Kürtlerle olan temas konusunda da farklı bir noktaya evrilmiş durumda.

Suriye'de Rusya'nın askeri üsleri ve ABD'nin boşaltmaya hazırlandığı (Tenef hariç) üsler.
Suriye’de Rusya’nın askeri üsleri ve ABD’nin boşaltmaya hazırlandığı (Tenef hariç) üsler.

Esasında Esad rejimi ile resmi olarak müttefik durumunda da bulunsa, SDG ile diyaloğunu kesmeyen bir siyaset izliyor Putin. Peki, Türkiye bu denli NATO ile gergin durumda iken, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısına rağmen S-400 hava savunma sistemleri sipariş etmiş durumda dururken ve gelecekte ortak savaş uçakları üretimi projesi veya savaş uçağı ihracatı konusu bizlere pek uzak gözükmüyorken, Putin neden SDG’den de vazgeçmiyor? Öncelikle bunu sormak gerek.

Putin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’de IŞİD ile yıllardır verdiği mücadelenin ve akıttığı milyarlarca doların ardından, Suriye’nin enerji sahalarının %70’nin SDG’nin eline geçmesi ile birlikte, Türk-Amerikan ilişkilerinin Barış Pınarı Harekatı ile bir nebze daha zayıflamasını da fırsat bilerek hem müttefiki Esad’ın bölgede ilerleyişini, ayrıca bir çeşit Bölgesel Suriye Kürt Yönetimi planının devreye sokulmasını, önemli petrol sahalarının bulunduğu Deir ez Zor ve Haseke kırsalı gibi bölgelerde de etki alanını arttırarak bölgede söz sahibi olmak istiyor.

Nitekim ABD’nin Trump’ın verdiği kararla Suriye’den Tenef bölgesi hariç hızlı bir biçimde çekilirken, bölgedeki SDG milisleri ile arası bozulmuş durumda.. Buna bağlı olarak Putin, SDG ile sınırlı temas halinde bulunarak “bölgeye barış getiren adam” olmayı amaçlıyor.

Türkiye ve MSO güçlerinin operasyon alanını kısıtlı tutması vurgusunun yapılmasının başlıca nedeni ise petrol kuyuları. Putin’in stratejisine göre, ABD’nin terkettiği SDG’ye karşı TSK ve MSO hızlı bir ilerleme kaydedip, operasyon sahasını genişleterek petrol kuyuları üzerinde söz sahibi olacak duruma gelme ihtimali doğarsa, bölgeden TSK ve MSO’nun çıkartılması oldukça zor olacaktır.

Maddeli bir biçimde okumayı seven okuyucular için toparlayacak olursak Putin’in Suriye’de amaçları şöyle:

1) Esad rejimi ile YPG’nin çatısını oluşturduğu SDG’nin arasında sınırlı bir anlaşma ile Irak’takine benzer bir bölgesel Kürt yönetimi. (Esad’ın tam gücü eline geçirmesi, Rusya’ya olan ittifak ihtiyacını ortadan kaldırabilir.)

2) Türkiye ve MSO’nun daha fazla güneye inerek nüfuz alanını genişletmesini engelleyerek, Esad’ın lehine dönen Suriye İç Savaşı’nda olası yeni rauntların önüne geçmek. Böylece Doğu Akdeniz’e yoğunlaşabilecek.

3) Bölgede kaostan faydalanan IŞİD üyelerinin çöllerde izlerini kaybettirme vakalarının artmasını ve savunma hattı zayıf olan Palmira ekseninde yeniden bir IŞİD Hilafeti’nin canlanmasını engellemek.

4) Türkiye ile ilişkileri geri dönülemez bir noktaya götürmemek adına, Esad rejimi ile Türk askerinin çatışmasını engellemek için diplomatik çabalar sarfetmek. Bu bağlamda gerekirse İran ile temasa geçmek.

5) İsrail’in Suriye’deki operasyonlarını, İran üslerini İsrail sınırından uzak tutmaya çalışarak azaltmak.

 

İngiltere’nin Dünya Üzerinde İşgal Etmediği 22 Ülke

Güneş batmayan imparatorluk olarak bilinen Birleşik Krallık yani İngiltere geçmişten bugüne 7 kıtadaki neredeyse her toprağı işgal etti. ABD’den Türkiye’ye; Güney Afrika’da Rusya’ya geçmişten günümüze birçok ülkeyi işgal eden İngiltere’nin hiç işgal etmediği çok az sayıda ülke var.

Paraguay, Vatikan, İsveç ve Çad gibi ülkelerinde yer aldığı 22 ülke de İngiltere’nin işgali hiçbir zaman söz konusu olmadı. Birleşik Krallık’ın işgal etmediği 22 ülke şöyle;

İngiltere’nin işgal etmediği 22 ülkeden 21’i hartada:

İngiltere’nin işgal etmediği 22 ülkeden 21’i.

Kaynak: StratejikOrtak.com