Erdoğan ile Trump Görüşmesindeki Soru Cevaplar

ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine ABD’ye giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikili görüşmelerin ardından ortak basın açıklaması düzenledi. Herkesin heyecanla beklediği toplantıda S-400 meselesi, F-35 programı, Barış Pınarı Harekatı, FETÖ ve SDG liderlerinin teslim edilmesi gibi birçok başlık konuşuldu. İki liderin açıklamasının soru-cevap kısmı şu şekilde oldu:

SORU: Suriyelilerin vatanlarına konusunu Avrupalı liderlerle görüşme şansını buldunuz mu?

TRUMP: Türkiye bunun mali yükünü çekti. 40 milyardan fazla harcama yapmak zorunda kaldılar. Yani çok yüksek miktarda para harcandı. 40 milyar dolar harcandı. Avrupa şu ana kadar 3 milyar katkıda bulundu. Bu insanlar bırakılsa Avrupa’nın içinden geçerek ilerlerler. Bu da Avrupa’ya hasar verir. Avrupa’yla görüştüm. Fransa, İngiltere ve Almanya’dan DEAŞ’lılar çıktı. Sordum onlara ‘bu kişileri geri almak ister misiniz’ diye. Onlar da ‘hayır’ dediler. Adil değil tabii. Türkiye kaçmış olan herkesi tekrar yakaladı. Ben Ortadoğu konusuna eğildim, 1 ay öncesi itibarıyla yüzde 100 oranında DEAŞ’ı etkisiz hale getirebildik. Bağdadi konusunda attığımız adım, kendisi lideriydi. İki numaralı kişiyi de aynı şekilde, şu anda üçüncünün peşindeyiz, Türkiye bu mücadelede bize çok yardımcı oldu.

SORU: Hristiyan azınlıklar kendilerini zor durumda hissediyorlar. Türkiye’nin hristiyan azınlıkları koruyacağını garanti edebiliyor musunuz Suriye’de?

ERDOĞAN: Keldani, Ezidi, hristiyanlar noktasında da bizim özel gayretimiz, çalışmamız var. Gerek Suriye tarafında kalan ve ibadethaneleri bile yıkılmış durumda olanların biz ibadethanelerini de yeniden restore etmek suretiyle ibadetlerini yapma fırsatını da onlara hazırlamış vaziyettedir. Gerek Keldani, Ezidi, Arami, hristiyan bütün bunlardan bizim tarafımıza geçmiş olanlar bir sıkıntı yaşamıyor. Suriye tarafında kalanlarla ilgili onların imkanları mümkün oldukça özel şartta hallediyoruz. Yiyecek, giyecek ilaç götürüyoruz.

SORU: Obama’nın kusurlu dış politikasının enkazını devraldınız. Bu politikaların bir tanesi de YPG-PKK ile ABD politikasının hizalanması olmuştu. YPG’nin liderini de Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet ettiniz. Bu kişi Türkiye içerisinde 164 askerimiz, 40 sivilin ölümünden sorumlu. Bu kişiyi tekrar davet etmeyi düşünüyor musunuz?

TRUMP: Birlikte çok yakından çalışıyoruz, aynı zamanda sizin Cumhurbaşkanınızla da yakın çalışıyoruz. Gelişmeler kaydediliyor. Grupların nasıl tanımlandığıyla ilgili. Bazıları sevmeyebilir. İvme kazanıldı. Çok ciddi bilgi birikimi elde edildi. Gelişmeleri izleyeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye ile işbirliği çok harika. Çok önemli bir ülke, çok büyük ordusu olan ülke. Dünyadaki en iyi askeri ekipmana sahipler. Ki bunlar ABD’de üretiliyor. Çok ciddi ilerleme kaydedildi.

SORU: FETÖ mevzusunda ABD’den haberler almıyorzu. FETÖ lobisinin çok yoğun çalışmaları oluyor. Sayın Trump’ın dinlemeye öğrenmeye açık olduğunu gördük. Türkiye-ABD ilişkileri adına bir gelişme sezdiniz mi?

ERDOĞAN: Birçok belgeleri, özellikle bu seyahatimizde de kendilerine takdim ettik. Bu belgeler ışığında da , çünkü FETÖ bizim için terörist başıdır. 251 vatandaşımız şehit olmuştur. Devlete darbe yapılmıştır. 2 bin 193 vatandaşımız gazi olmuştur. Bu olayların faili olan insanın Amerika’da 400 dönüm arazide yaşayıp, dünyada diğer yerleri idare etmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu ziyaretimizde ayrıca belge getirdik. Kendilerine takdim edeceğiz. Bizden nasıl teröristler istediği zaman biz veriyorsak onlar da bize bu teröristi verirler.

SORU: Bugün çok televizyon izlemediniz biliyorum ama. 26 Temmuz’daki telefon görüşmesiyle ilgili iddia ortaya atıldı. Gelişmeler nasıl? Ukrayna’nın sizin istediğiniz herşeyi yapmaya hazır olduğu söylendi. Bu doğru mu?

TRUMP: Sizin dediğiniz türden hiçbir şey duymadım. Dolaylı gelmiş bilgi. Bahsettiğiniz şekilde bir diyalog hatırlamıyorum.

SORU: 9 Ekim’de size Trump mektup gönderdi. Orada sert cümleler vardı. Siz bu mektubu dikkate almayarak Kuzey Suriye’de askeri operasyonu başlattınız.

ERDOĞAN: Bu mektupları sayın Başkana takdim ettim. Ferid Abdi Şahin gibi Amerika gibi, başkanı tarafından muhatap alınmasını üzüntüyle karşıladım. Yüzlerce insanımızın öldürülmesine sebep olan, şu anda cezaevinde Apo’nun ‘benim manevi oğlum’ demiştir. Bu şahsın ABD tarafından karşılanması bizi üzmüştür. Aynı şekilde Rusya tarafından karşılanmıştır. Terörizmle mücadelede zora giriyoruz. Bugün bize yarın bir başkasına. O bakımdan konudaki hassasiyetimiz devam ediyor. Bunlarla ilgili de belgeleri verdim. CIA’nın bu adamın terörist olduğuna vermiş olduğu belgeyi de kendilerine bugün takdim ettim. CIA da bunun terörist olduğunu belgelemiş. Sayın Başkana aynen takdim ettik. Gelen mektubu da aynı şekilde kendilerine verdik.

SORU: Kürdistan ve peşmerge için DEAŞ’la mücadele verdiğiniz için teşekkür ederim. Benim görüştüğüm senatörler Kürdistan’ın azınlıkları koruduğunu söylüyorlar. Sizin Kürtlerle ilgili net politikanız nedir? Siz neden Kürtlerle müzakerelerle Irak’ta müzakere etmiyorsunuz?

TRUMP: Kürtlerle harika bir ilişkimiz oldu. DEAŞ’a karşı mücadeleyi yürüttük. Çok başarılı olduk. Daha önce de söylediğim gibi yüzde 100 oranında yakalayabildik. Askerimiz çok hızlı şekilde yüzde 100’e ulaştı. Kürtlerle harika ilişkimiz var. Bence sayın Cumhurbaşkanının da Kürtler içerisinde harika ilişkileri. Çok sayıda Kürt Türkiye’de çok iyi yaşıyor. Mesela sağlık gibi konularda.

ERDOĞAN: Bir şeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Bizim sorunumuz terör örgütleriyle. Bunlar YPG/PYD. Bunlar PKK’nın uzantılarıdır. Nasıl Kuzey Irak’ta Kürt kardeşlerimizle münasebetimiz gayet iyiyse Kuzey Suriye’de Kürtlerle sorunumuz yok. Esed’in Kürtleri kabul etmediği dönemde ‘yanlış yapıyorsun, onlara kimliklerini ver’ demiştim. En fazla Kürt bizim ülkemizde var. Bizim mücadelemiz tamamen teröristlerledir. Teröristin ırkı, dini, vatanı olmaz. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedenili yarın çok ağır ödersiniz.

Teröristin ırkı, milleti, dini, vatanı olmaz. Terörist, teröristtir. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedelini yarın çok ağır ödersiniz. Nasıl Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizle münasebetlerimiz gayet iyiyse, Kuzey Suriye’deki Kürt kardeşlerimizle de bir sorunumuz yok. Esed’in Kuzey Suriye’deki Kürtleri kabul etmediği dönemde, ben o zaman Esed’e ‘yanlış yapıyorsun, pasaportlarını ver’ demişimdir. Şu anda parlamentoda benim partimin 50’yi aşkın Kürt milletvekili vardır. Bizim Kürtlerle sorunumuz yok

 

“ABD ile köklü müttefiklik bağımıza uygun bir şekilde ilişkilerimizde yeni bir sayfa açmakta kararlıyız.” diyen Erdoğan’ın basın açıklaması ve sorulara verdiği cevaplardan öne çıkanlar madde madde şöyle:

Suriye’deki Gelişmeler:

7 bin 680 yabancı terörist savaşçı yakaladık, gönderdik. Yabancı terörist savaşçılar kaynak ülkeler tarafından geri alınmalıdır ve Sayın Başkan’la bu konuda aynı görüşteyiz.

Suriye’deki 3 milyon insana düzenli yardım gönderiyoruz. 350 bini Kürt, 4 milyon Suriyeli göçmene ev sahipliği yapıyoruz. Bugüne kadar bütçemizden 40 milyar dolar harcadık.

Türkiye ve ABD, DEAŞ’ı tamamen bitirmek ve Suriye’ye barış ve istikrar getirmek için birlikte çalışabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgedeki (Suriye) bu amacı gerçekleştirebileceği en güvenilir ortağı Türkiye.

Barış Pınarı Harekatı:

Ülkemiz, DEAŞ’la göğüs göğüse mücadele eden ve bu uğurda şehitler veren tek NATO müttefikidir. Cerablus’ta 365 bin Suriyelinin kendi topraklarına dönüşünü sağladık. Barış Pınarı Harekatı‘yla şehir ve köylere geri dönüşler başladı.

2015’te G20 Antalya Zirvesinde yaptığım Güvenli Bölge oluşturma çağrısı zamanında hayata geçmediği için on binlerce masum hayatını kaybetti.

Gerek cezaevlerinden Suriye tarafında kaçmaya çalışan gerek ülkemizde şu anda 2 bin 200 civarında DEAŞ’lı elimizde tutuklu veya mahkumdur. Ülkemiz Barış Pınarı Harekatı ile PKK/YPG’nin Suriye’deki ayrılıkçı gündemine ağır darbe vurmuştur.

PKK/YPG’nin elindeki kamplardan kaçarak Türkiye’nin kontrolündeki bölgeye geçen, kadınların ve çocukların da bulunduğu 287 kişiyi yakaladık.

Bir şeyi birbirinden ayırt etmemiz lazım. Bizim Kürtlerle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz terör örgütleriyle. Teröristin ırkı, milleti, dini, vatanı olmaz. Terörist, teröristtir. Eğer mücadeleyi vermezseniz bedelini yarın çok ağır ödersiniz.”

Şu anda parlamentoda benim partimin 50’yi aşkın Kürt milletvekili vardır. Bizim Kürtlerle sorunumuz yok.”

Esed’in Kuzey Suriye’deki Kürtleri kabul etmediği dönemde, ben o zaman Esed’e ‘yanlış yapıyorsun, pasaportlarını ver’ demişimdir.

Nasıl Kuzey Irak’taki Kürt kardeşlerimizle münasebetlerimiz gayet iyiyse, Kuzey Suriye’deki Kürt kardeşlerimizle de bir sorunumuz yok.

(Harekat bölgesinde) Keldani, Ezidi ve Hristiyanlar noktasında da özel gayretimiz var. Kendi ibadethanelerinde ibadetlerini yapma fırsatını onlara hazırladık.

Keldani, Ezidi, Arami, Hristiyan bütün bunlardan bizim tarafımıza geçmiş olanlar herhangi bir sıkıntı yaşamıyor.

Barış Pınarı Harekatı bölgesinde yer alan bir kilise.

Ferhat Abdi Şahin (Mazlum Kobani), yüzlerce insanımızın öldürülmesine vesile olan bir teröristtir ve cezaevinde olan Apo’nun da manevi oğlum dediği bir teröristtir. CIA’in bu adamın terörist olduğuna dair belgesini de Trump’a takdim ettim. CIA bunun terörist olduğunu belgelemiş. Ferhat Abdi Şahin denilen teröristin Amerika gibi bir ülkenin Başkanı tarafından muhatap alınmasını üzüntüyle karşıladım.

Mazlum Kobani (Ferhat Abdi Şahin) adlı SDG ele başının PKK çadırındaki bir görüntüsü.

‘Ermeni Soykırımı’ İddiaları:

104 yıl önce savaş şartlarında yaşanmış bir meselede karar vericiler siyasetçiler değil, tarihçiler olmalıdır. Temsilciler Meclisi’nde 29 Ekim’de alınan (‘Ermeni Soykırımı’) kararların Türk milletini incittiğini, ilişkilerimize gölge düşürme gayesi güttüğünü paylaştım. ‘Soykırım’ iddiaları konusunda alnımız ak, başımız dik, öz güvenimiz tam. Türkiye bu konuda diyalogdan ve özgür tartışma ortamından yana.

S-400 ve F-35 Meselesi:

S400 sistemi ve F35 programı başta olmak üzere bu alanda karşılaştığımız sınamaların üstesinden ancak diyalogla gelebiliriz. Sayın Başkan’a, istenilen şartlarda teklif verilmesi halinde Patriot satın alabileceğimizi tekrar söyledim ve söylüyorum.

Siyasi ve ticari konuların birbirine karıştırılmaması gerektiğine inanıyoruz. 100 milyar dolar hedefimiz bağlamında Bakanlarımız çalışıyor.

FETÖ Liderinin Teslimi

FETÖ, Türkiye’nin anayasal düzenini başarısız bir darbe girişimiyle ortadan kaldırmaya kalkışmış bir terör örgütüdür.

Görüşmelerimizde, FETÖ’nün ABD’deki mevcudiyetinin sona erdirilmesi yönündeki talebimizi ve beklentilerimizi bir kez daha vurguluyoruz.

(FETÖ elebaşı Gülen’in iadesi) Birçok belgeleri özellikle bu seyahatimizde de takdim ettik.

Darbe Girişiminin faili birinin ABD’de, 400 dönüm arazide yaşayarak dünyadaki diğer yerleri idare etmesi kabul edilebilir değil. Temenni ederim belgeler ışığında, nasıl teröristler istendiği zaman biz veriyorsak, onlar da bu teröristi bize verirler.

Seçimlerden Darbeye: 14 Maddede Bolivya Lideri Morales

Bolivya’da 20 Ekim’de yapılan seçim sonrası “seçimlere hile karıştığı” iddiasıyla muhalefetin protestolarını sürdüğü ülkede Devlet Başkanı Evo Morales istifa ettiğini açıkladı. Yerlilerin arasından çıkan ilk lider olan Morales, 4. kez devlet başkanı seçilmişti. Morales’in istifasının ardından hakkında tutuklama kararı çıkarıldığı duyuruldu. Son olarak da Meksika Dışişleri’nin iltica teklifini kabul ederek Bolivya’dan ayrıldı.

1.) And Dağları’nın Oruro bölgesinde Aymara yerlisi bir ailenin çocuğu olarak 1959’da doğan Evo Morales, lama çobanlığı ve çiftçilik yaptı.

2.) Cerrahi müdahale, ilaç sanayi ve uyuşturucu gibi birçok alanda kullanılan koka bitkisinin üretildiği bir çiftlikte çalıştı. Daha sonra ABD ve Bolivya hükümetlerinin ‘uyuşturucu ile mücadele’ kapsamında bu bitkinin üretimini yasaklamasının ardından sendikaya girdi.

3.) Sendikada hızla genel sekreterliğe yükseldi. Politikaya ilk girişi sendikadaki açıklamalarıyla oldu. Yerli halk ile birlikte çiftçilerin haklarını savunması nedeniyle birçok kez hapse atıldı.

4.) 1997’de “Sosyalizme Doğru Hareket” ittifakından milletvekili olurken 2000’de hareketin genel başkanı seçildi. 2002’deki seçimlerde ikinci, 2005’te ise oyların yüzde 53’ünü alarak Devlet Başkanlığı macerasına başladı.

5.) Resmi toplantılarda yerel kıyafetler giyerek dikkat çekti. İlk icraati ise koka bitkisinin üretimini serbest hale getirmek oldu.

6.) İlk dış ziyaretini Küba’ya yaparak burada aynı görüşü paylaştığı Fidel Castro ve Hugo Chavez ile görüştü.

7.) Tam bir Amerikan karşıtıydı. Chavez’in yolundan gidiyordu. Ülkedeki yabancı şirketlerin kontrolündeki doğalgaz ve petrol alanlarını kamulaştırarak enerji sektörünü devlet kontrolü altına aldı.

8.) Çevre konusunda hassas açıklamaları onun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından “Dünya Toprak Ana Kahramanı” olmasını sağladı.

9.) Bolivya Cumhuriyeti’nin kurucusu Cruz’un ardından ülkede en uzun süre iktidarda kalan lider oldu.

10.) 2008 yılında ABD Büyükelçisini ‘hükümete kumpas kurduğu gerekçesiyle ülkeden kovan Morales, 2014’de düzenlenen BM Genel Kurulunda dönemin ABD Başkanı Barack Obama’yı ‘emperyalist’ olarak suçlamıştı.

11.) Venezuela’da kendini devlet başkanı ilan eden muhalif lidere karşı Maduro’nun yanında olduğunu açıklayan ilk liderler arasındaydı.

12.) Muhalifler tarafından ‘diktatör’ olarak tanımlanan Morales, başkanlık dönemi boyunca işsizliği yüzde 8,1’den % 4,2’ye geriletmeyi başardı.

13.) Geçtiğimiz aylarda ücretsiz sağlık hizmetinin başladığı ülkede gayri safi milli hasıla 9 milyar dolardan 40 milyar dolara yükseldi. Öte yandan ülkedeki aşırı yoksul oranı yüzde 38’den 15’lere geriledi.

14.) Türkiye’ye ilk Devlet Başkanı düzeyinde ziyareti geçtiğimiz Nisan Morales gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına göre iki ülkenin ticaret hacmi son 2 yılda yüzde 250 oranında bir artış gösterek 113 milyon dolara ulaştı.

Bolivya’da neler oldu?

20 Ekim’de seçim akşamı ön sonuçların açıklandığı sırada yayın kesilen ve ardından yayın tekrar geldiğinde Morales lehine farkın açılması üzerine ABD ve AB’nin ‘seçimler ikinci tura kalmalı’ çağrısına muhalefet de uyarak genel grev ilan etti.

Hem Morales hem de Morales karşıtlarının meydanlara indiği ülkede Yüksek Seçim Mahkemesi seçimlerin galibinin resmi olarak Morales olduğunu duyurdu.

  • %47,8 Evo Morales
  • %36,51 Carlos Mesa (Morales’ten önceki Devlet Başkanı)

Protestoların 20. gününde gösterilere bazı polis gruplarının da katılmasıyla Morales, yaşananları ‘darbe girişimi’ olarak niteleyerek halkı darbeye karşı sokağa çağırdı. Morales’in her türlü diyalog çağrısını reddeden Mesa önderliğindeki muhalefet, yeni seçim olana kadar sokaklardan çekilmeyeceklerini duyurdu.

Gözler Bolivya Silahlı Kuvvetleri’ne çevrilmişti. Bolivya Genelkurmay Başkanı Williams Kaliman düzenlediği basın toplantısında, ordunun halkla karşı karşıya gelemeyeceğini belirterek taraflara diyalog çağrısı yaptı. Bu açıklamadan saatler sonra Morales’in Amerikan Devletleri Örgütü’nün (OAS) “tekrar seçim yapılması” teklifini kabul ettiğini bildirildi. Bolivya ordusu, canlı yayında okuduğu bildiri ile Morales’in istifasını talep etti.

Morales, yaşananları ‘darbe’ olarak niteleyerek istifa ettiğini açıkladı ve sosyal medya hesabında şu ifadeleri kullandı:

“Tüm dünyaya ve Bolivya halkına, bir polis memurunun bana karşı yasadışı bir şekilde yakalama kararı çıkardığını ve şiddet yanlısı grupların evime saldırı düzenlediğini bildiriyorum. Darbeciler hukukun üstünlüğünü yok ediyor”

Morales’in istifasının ardından hükümetteki yetkililer de tek tek istifa etmeye başladı. Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, 20 Bolivyalı devlet yetkilisinin kendilerine sığındığını, isterse Morales’e de sığınma hakkı vereceklerini duyurdu. Morales yaklaşık 15 saat sonra iltica teklifini kabul ederek Bolivya’dan ayrıldı.

Halka daha fazla zarar vermemek adına istifa ettiğini duyuran Morales’in ardından hükümet yetkililerinin de istifa etmesi sonucu Senato İkinci Başkan Yardımcısı Jeanine Anez, geçiş dönemi devlet başkanı oldu.

 

Kaynak: StratejikOrtak.com

“Latin Amerika’nın Model Ülkesi” Venezuela

0

Amerikan yaptırımları, yüksek enflasyon oranları ve siyasi krizin yaşanmasının ardından birçok kez uluslararası basının gündemi haline gelen Venezuela hakkında bazı bilgileri sizler için derledik.

Birçok Latin Amerika ülkesi gibi Venezuela da bağımsızlığını Simon Bolivar önderliğinde 1811’de kazandı. Bugünkü Kolombiya, Venezuela, Ekvador ve Panama’dan oluşan Büyük Kolombiya Cumhuriyeti 1831’de ortadan kalktı ve yeni Venezuela Cumhuriyeti’nin devlet başkanlığına Bolivarcı komutanlardan Jose Antonio Paez oturdu.

Büyük Kolombiya Cumhuriyeti haritası (1830)

Yetmiş iki ada ile birlikte 23 eyalete sahip Orta Amerika ülkesi Venezuela’da, biri başkent Karakas olmak üzere 10 idari bölge bulunuyor.

Diğer Latin Amerika ülkelerine göre daha modern ve demokratik bir yönetime sahip olan Venezuela’da 1958’den bu yana demokratik seçimler düzenleniyor.

1990’lara kadar en yakın ‘dostlarından’ biri olan ABD tarafından “Latin Amerika’nın model ülkesi” olarak nitelendiriliyordu.

1992 yılında yarbay olarak orduda görev yapan Hugo Chavez ve arkadaşları, IMF politikalarını uyguladığı gerekçesiyle dönemin Perez yönetimine darbe girişiminde bulundu ancak sonuçsuz kaldı. Chavez ve arkadaşları hapis cezasına çarptırılırken, iki yıl sonra sol kökenli Caldera hükümeti sosyalist askerleri affetti.

Hugo Chavez (1992)

‘Darbeci asker’ Chavez, 1998’de devlet başkanlığı seçimlerini kazanarak ekonomik ve siyasi sistemde büyük değişiklikler gerçekleştirdi. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz ülkedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının devlet şirketi PDVSA tarafından işletilmesi çalışması oldu.

Ülkenin adını Venezuela Cumhuriyeti’nden Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’ne çeviren Chavez, kendi yaptığı gibi bir darbe girişimine maruz kalsa da kamulaştırma, anayasa değişikliği ve petrol şirketlerinin Batı hegemonyasından çıkarılması gibi birçok politikasını hayata geçirmeyi başardı.

Öyle ki Chavez, 1999’da yaklaşık yüzde 50 olan yoksulluk seviyesini 2011’de yüzde 27’ye kadar düşürmüştü.

Petrol fiyatlarındaki artış ile birlikte ülke ekonomisi güçlenen ve bunu sağlık ile eğitim alanlarında ücretsiz imkanlar tanıyarak halkı refaha kavuşturan Chavez dönemindeki istikrar, petrol fiyatlarının düşüşü ve halefi Maduro döneminin ‘kötü yönetimi’ sonrası ortadan kalktı. Öyle ki 2019’da enflasyon yıllık yüzde bir milyona yükselerek hiper-enflasyona dönüştü.

Venezuela marketinin kriz öncesi ve sonrası hali.

Mesela bir tavuk almak için markete tomar tomar Venezuela Bolivarı vermeniz gerekiyor.

Amerikan yaptırımlarıyla birlikte ekonominin daha da kötü hale gelen ülke 2012 yılında yeni keşfedilen petrol yataklarının etkisiyle rezerv miktarı 303 milyar 200 milyon varile ulaştı. Bu sayı, Türkiye’nin 1000 yıldan fazla petrol ihtiyacına karşılık geliyor.

OPEC rakamlarına göre dünyanın en fazla petrol rezervine sahip olan ülke, petrolünü işletmekte de satmakta da zorluk çekiyor. Chavez döneminin sonunda kapasite kullanım rakamları yüzde 70 dolayındayken 2018 sonunda yüzde 17’e geriledi. Ancak yine de ülke ekonomisinin yüzde 70’inden fazlası petrole dayalı.

Yaklaşık 32 milyonluk ülke nüfusunun yüzde 96 gibi ezici çoğunluğu Katolik Hristiyanlardan oluşuyor. Yüzde 67’si melez (yerli halklar) olan yerli halk daha çok Bolivarcı sistemi desteklerken, Avrupa kökenli %21’lik beyazlar Bolivarcı hükümetlere karşı politikaları destekliyor.

Venezuela Silahlı Kuvvetleri’nin asker sayısı 120 bin civarında. Envanterdeki birçok ürün Chavez öncesi hükümetlerin anlaşmalarıyla alınan Amerikan ve İngiltere menşeili savunma sanayi ürünleri. Chavez’in sosyalist devrimiyle ordudaki envanter milliyeti de Rus menşeiline evrilmiş.

[irp posts=”19702″ name=”ABD Baskısı Altındaki Venezuela’nın Askeri Gücü”]

Başkanlık sistemi ile yönetilen Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nde ABD tarafından hem maddi yardım ile hem de tanınma gibi siyasi destek alan Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido, yılın başında kendisini devlet başkanı ilan etmişti.

Dünyanın birçok ülkesi tarafından tanınan muhalif lider Guaido, ‘orduyu yanına alamadığı için’ tam anlamıyla darbe gerçekleştiremiyor.

Muhalif lider Guaido’yu tanıyan ülkeler [BBC]
Venezuela, 2018 yılında Türkiye’ye “rafinelerde işlenip geri satın alınmak üzere” 900 milyon dolar değerinde altın satmıştı. ABD ve Batı medyasında yer alan habere göre bu altınların Venezuela’ya geri satıldığına dair kayıt yer almıyor.

Öte yandan Venezuela Madencilik Bakanı Victor Cano Temmuz 2018’de, kamu maden şirketleriyle küçük maden işletmelerinin Venezuela’da çıkardıkları altının, yaptırımlar nedeniyle artık İsviçre’de değil Türkiye’de işlenip altın paraya çevrildiğini açıklamıştı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[irp posts=”12465″ name=”Chavez’den Maduro’ya: Venezuela’da Neler Oldu?”]

Sömürge Devletleri ve Sömürge Haritaları

1453’te İstanbul’un Fethi’nden sonra başlayan Rönesans hareketleriyle birlikte pusulanın bulunması, Coğrafi Keşifler’in başlamasına neden olmuş ve Avrupa ülkeleri ‘yeni dünyalar’ keşfetmiştir. Keşiflerin öncülüğünü Portekizliler ve İspanyollar yapsa da, zamanla keşif yapan ulus sayısı artmış ve bir çok Avrupa ülkesi yeni topraklar keşfetmiştir. Avrupa devletlerinin bu keşifleri ise bu toprakların yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeleriyle sonuçlanmıştır. ‘Sömürgecilik‘ olarak nitelendirilen bu durum tanım itibariyle; bir devletin başka devletleri ve toplulukları siyasal ve ekonomik olarak egemenliği altına alıp yayılmasına denir. Aşağıda ise tarihlere göre dünya haritaları ve sömürgeci devletlerin yayılımları gösterilmiştir.

Yıl 1492: Sömürgeciliğin başlamasıyla dünya haritası

Koloni-haritasi-1492

Yıl 1550: Deniz keşifleriyle birlikte Amerika kıtasının doğu kıyıları İspanyolların eline geçerken, Amerika kıtasının doğu kıyıları ve Afrika’nın doğu kıyıları Portekizlilerin eline geçti.

Koloni-haritasi-1550
Osmanlı İmparatorluğu Türkiye olarak gösterilmiş.

Yıl 1660: Portekizliker ve İspanyollar yeni keşiflerle sömürge topraklarını büyütürken, İngiltere ve Fransa Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarını keşfediyor. Haritada küçük küçük renklendirmelerle hangi devletlerin nereleri keşfettiği görülüyor.

Koloni-haritasi-1660

Yıl 1754: Kuzey Amerika’da İngiliz ve Fransız etkisi artıyor. 1775 ile 1783 arasındaki Amerika Bağımsızlık savaşı çıkmadan önceki harita.

Koloni-haritasi-1754

Yıl 1822: İngiltere Avustralya’yı keşfediyor. Çarlık Rusya sınırlarını kutuplara kadar genişletmeye devam ediyor. İspanya ve Portekiz birçok sömürgesini kaybediyor.

Koloni-haritasi-1822

Yıl 1885: Osmanlı’dan kopuşlar yaşanıyor. Mısır İngilizler’in eline geçerken, İngiltere Hint yarımadasındaki topraklarını genişletiyor.

Koloni-haritasi-1885

Yıl 1914: Birinci Dünya Savaşı başladı. Devlet bayraklarına göre renklendirmenin yapıldığı dünya haritası ve koloniler..

1dunyasavasi-harita

Yıl 1920: Birinci Dünya Savaşı’nın ardından sömürge/koloni devletler ve dünya haritası. Osmanlı gayri resmi olarak çökmüş, Anadolu’da bir çok bölge işgale uğramış ve Kuvayi Milliye hareketi başlamış. İngiltere muazzam büyüklüğe ulaşmış.

koloniler-1920-dunya-haritasi

 

Yıl 1945: 1939 yılında başlayan ve 1945 yılında biten İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya haritası ve koloniler yada Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çıkan yeni sistem ‘manda’ bölgeler..

Koloni-haritasi-1945

1492’ten 1945 yılına kadar dünya haritası ve kolonileri gösterdikten sonra sömürgeci devletler Fransa, İngiltere, Portekiz, İspanya, Hollanda, Almanya, İtalya ve Belçika’nın sömürüsü olan toprakların ayrı ayrı haritalarını verelim.
Yazar Ol Kazan

SÖMÜRGECİ DEVLETLERİN KOLONİLERİ

İngiltere:

  • Üzerinde güneş batmayan imparatorluk Britanya yani İngiltere’nin en geniş sınırlarına ulaştığı 1919 tarihli harita..

ingiltere-somurgeleri

Fransa:

İngiltere’den sonra en fazla sömürgeci devlet olarak bilinen Fransa’nın 1. ve 2. sömürge imparatorlukları..

  • Yeşil: 1. Fransa Sömürge İmparatorluğu (1546-1763) // Mavi: 2. Fransa Sömürge İmparatorluğu (1763-1962)

fransa-somurgeleri

Belçika:

  • Belçika’nın Koloni Haritası (19 ile 20. yüzyıl arasında)

belcika-koloni-haritasi

Hollanda:

  • Hollanda’nın sömürge haritası. Açık yeşil: Hollando Doğu Hindistan Şirketi, Koyu yeşil: Hollanda Batı Hindistan Şirketi, Sarı: 19. yüzyıl sonrası işgal edilen topraklar

hollonda-kolonileri

İspanya:

  • Tarihteki ilk okyanus ötesi imparatorluğu kuran İspanyolların irili ufaklı detaylarında verildiği sömürge haritası..

ispanya-somurge-haritasi

Portekiz:

  • İspanyollarla birlikte keşiflere başlayan Portekizlilerin 1415 ile 1999 yılları arasındaki ayrıntılı sömürge haritası.. (Mavi bölge deniz keşiflerinin olduğu sahayı gösteriyor)

portekiz-somurge-haritasi

Sömürgeci devletler arasına girmeye çalışan İtalya ve Almanya diğer büyük devletlere nazaran daha az bölgede kolonilere sahip oldu. Daha doğrusu daha fazlasını elde etmeye başlayınca savaşlar patlak verdi.

İtalya:

  • İtalya’nın sömürgeleri (1940)

italya-somurgeleri-1940

Almanya:

  • Almanya’nın sömürgeleri.. Koyu mavi: Almanya, açık mavi: Almanya’nın kolonileri.

almanya-somurgeleri

Kaynak: Wikimedia ve StratejikOrtak.com

Öldürülen ‘İki Görüntülü’ IŞİD Lideri Bağdadi’nin Hayatı

ABD’nin İdlib’e gece saatlerinde düzenlediği operasyon sonucu IŞİD lideri Ebubekir El-Bağdadi, üç çocuğu ile birlikte öldürüldü. ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamasına göre Bağdadi kendisini operasyon sırasında intihar yeleğiyle patlatarak öldürdü. Operasyonda ABD tarafından kimsenin hayatını kaybetmediğini sadece bir köpeklerinin yaralandığının ‘üzerine basa basa’ ifade eden Trump, Rusya, Suriye, Türkiye ve Irak’a ayrıca teşekkür ettiğini söyledi.

Suriye, Irak, Yemen, Libya, Nijerya, Somali ve Afganistan’da fiili olarak savaşçılarıyla mücadele eden ve Türkiye dahil dünyanın birçok ülkesinde düzenlenen terör eylemlerinin emrini veren Bağdadi kimdir?

Irak’ın başkenti Bağdat’ta 1971 yılında doğan Bağdadi, doktora yaparak Bağdat Üniversite’sinde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Amerikan işgaline karşı direniş gösterdiği iddiasıyla tutuklanarak 2004 yılında Felluce’de bir eve yapılan baskında tutuklandı ve Irak’ın güneyindeki Bucca Kampı‘na gönderildi.

Amerikan kuvvetleri tarafından yönetilen Kuveyt sınırındaki Camp Bucca Hapishanesi’nde, Bağdadi ile birlikte mahkum olarak kalan, hapisten çıktıktan sonra üst düzey IŞİD komutanı olan 9 kişi da burada hapis yatmıştı.

El Kaide’nin Irak yapılanmasında öncü rol oynayan ve 2010’da “Irak İslam Devleti” adı altında örgütü kuran ve daha sonra lideri olan Bağdadi, Suriye’deki iç karışıklıktan faydalanmak için “Irak İslam Devleti”nin Suriye yapılanmasının kurulması talimatını verdi.

Suriye’de kurulan örgütün adı Nusra Cephesi olurken, örgütün liderinin (şu an HTŞ’nin lideri olan) Muhammed Colani olduğu duyuruldu.

Bağdadi ile Colani arasında anlaşmazlık çıktı. İddiaya göre Colani, Esad rejimiyle mücadele eden muhaliflere destek vermek isterken, Bağdadi örgütün doğrudan ‘kimsenin gözünün yaşına bakmadan’ devlet kurması gerektiğine inanıyordu.

Anlaşmazlıkların ardından IŞİD, Nusra Cephesi’nin “Irak İslam Devleti”ne katıldığını ve yeni örgütün adının “Irak Şam İslam Devleti” (IŞİD) olduğunu ilan etti. Bu örgütün Suriye ve Irak’taki yapılanmasının tek çatı altına girmesi anlamına geliyordu.

Suriye’de birçok bölgede kontrolü sağlayan Bağdadi hedefine Irak’a yöneltmişti ki Şubat 2014’te El Kaide lideri Zevahiri IŞİD’i El Kaide’den çıkardı ve Nusra Cephesi’nin IŞİD’den bağımsız hareket edeceğini duyurdu.

Bağdadi, Haziran 2014’te Irak’ın en büyük ikinci vilayeti Musul’u işgal edince “halifelik” ilan etti. ‘Halife’ ve örgüt lideri olarak Musul’da fetva verirken görüntüsü paylaşıldı.

Musul’un kontrol edilmesinin ardından örgütün adını “İslam Devleti” olarak değiştiren Bağdadi, ‘başkenti’ Suriye’deki Rakka şehri olarak belirledi.

3 yıl boyunca birçok ülkeden IŞİD’e katılanlar oldu. Örgüt mensupları Türkiye dahil birçok ülkede terör eylemi gerçekleştirdi. 2017’de hem Rakka’yı hem de Musul’u kaybeden örgüt, çöl bölgelerinde ve hücrelere çekilerek çatışmayı sürdürdü.

Beş yılın ardından ilk kez Nisan 2019’da, dünyadaki militanlarına direniş çağrısı yaptığı, “Türkiye Vilayeti” adlı bir dosyayı incelerken ki görüntüsü paylaşıldı.

27 Ekim 2019’da İdlib’in Barisha bölgesinde Amerikan askerlerinin operasyonunda öldürüldü.

[irp posts=”13315″ name=”5 Bölüm: IŞİD Hakkında En Geniş Bilgi Arşivi”]

Putin’in Suriye Stratejisi

Putin’in liderliğini yaptığı Birleşik Rusya Partisi’nin, Suriye politikasının yıllar geçtikçe etki alanının arttığı ve bölgedeki Rus nüfuzunun peyderpey, kasaba kasaba, bölgesel ve küresel güçlere karşı ilerleme sağladığı yorumunu yapmak elbette yanlış olmaz.

Yıllar boyunca sıcak denizlere inme hayali olan Rusya’nın bu kez doğrudan bunu başardığını görmekteyiz. Doğu Akdeniz meselesinin revaçta olduğu bu dönemde, yalnızca Esad rejimi ile olan bu ittifakının meyvelerini toplasa bile, yıllar boyunca avantaj sağlayabilme imkanına sahip olan Putin’in Suriye stratejisi bugünlerde Barış Pınarı Harekatı ile beraber özellikle Kürtlerle olan temas konusunda da farklı bir noktaya evrilmiş durumda.

Suriye'de Rusya'nın askeri üsleri ve ABD'nin boşaltmaya hazırlandığı (Tenef hariç) üsler.
Suriye’de Rusya’nın askeri üsleri ve ABD’nin boşaltmaya hazırlandığı (Tenef hariç) üsler.

Esasında Esad rejimi ile resmi olarak müttefik durumunda da bulunsa, SDG ile diyaloğunu kesmeyen bir siyaset izliyor Putin. Peki, Türkiye bu denli NATO ile gergin durumda iken, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısına rağmen S-400 hava savunma sistemleri sipariş etmiş durumda dururken ve gelecekte ortak savaş uçakları üretimi projesi veya savaş uçağı ihracatı konusu bizlere pek uzak gözükmüyorken, Putin neden SDG’den de vazgeçmiyor? Öncelikle bunu sormak gerek.

Putin, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’de IŞİD ile yıllardır verdiği mücadelenin ve akıttığı milyarlarca doların ardından, Suriye’nin enerji sahalarının %70’nin SDG’nin eline geçmesi ile birlikte, Türk-Amerikan ilişkilerinin Barış Pınarı Harekatı ile bir nebze daha zayıflamasını da fırsat bilerek hem müttefiki Esad’ın bölgede ilerleyişini, ayrıca bir çeşit Bölgesel Suriye Kürt Yönetimi planının devreye sokulmasını, önemli petrol sahalarının bulunduğu Deir ez Zor ve Haseke kırsalı gibi bölgelerde de etki alanını arttırarak bölgede söz sahibi olmak istiyor.

Nitekim ABD’nin Trump’ın verdiği kararla Suriye’den Tenef bölgesi hariç hızlı bir biçimde çekilirken, bölgedeki SDG milisleri ile arası bozulmuş durumda.. Buna bağlı olarak Putin, SDG ile sınırlı temas halinde bulunarak “bölgeye barış getiren adam” olmayı amaçlıyor.

Türkiye ve MSO güçlerinin operasyon alanını kısıtlı tutması vurgusunun yapılmasının başlıca nedeni ise petrol kuyuları. Putin’in stratejisine göre, ABD’nin terkettiği SDG’ye karşı TSK ve MSO hızlı bir ilerleme kaydedip, operasyon sahasını genişleterek petrol kuyuları üzerinde söz sahibi olacak duruma gelme ihtimali doğarsa, bölgeden TSK ve MSO’nun çıkartılması oldukça zor olacaktır.

Maddeli bir biçimde okumayı seven okuyucular için toparlayacak olursak Putin’in Suriye’de amaçları şöyle:

1) Esad rejimi ile YPG’nin çatısını oluşturduğu SDG’nin arasında sınırlı bir anlaşma ile Irak’takine benzer bir bölgesel Kürt yönetimi. (Esad’ın tam gücü eline geçirmesi, Rusya’ya olan ittifak ihtiyacını ortadan kaldırabilir.)

2) Türkiye ve MSO’nun daha fazla güneye inerek nüfuz alanını genişletmesini engelleyerek, Esad’ın lehine dönen Suriye İç Savaşı’nda olası yeni rauntların önüne geçmek. Böylece Doğu Akdeniz’e yoğunlaşabilecek.

3) Bölgede kaostan faydalanan IŞİD üyelerinin çöllerde izlerini kaybettirme vakalarının artmasını ve savunma hattı zayıf olan Palmira ekseninde yeniden bir IŞİD Hilafeti’nin canlanmasını engellemek.

4) Türkiye ile ilişkileri geri dönülemez bir noktaya götürmemek adına, Esad rejimi ile Türk askerinin çatışmasını engellemek için diplomatik çabalar sarfetmek. Bu bağlamda gerekirse İran ile temasa geçmek.

5) İsrail’in Suriye’deki operasyonlarını, İran üslerini İsrail sınırından uzak tutmaya çalışarak azaltmak.

 

İngiltere’nin Dünya Üzerinde İşgal Etmediği 22 Ülke

Güneş batmayan imparatorluk olarak bilinen Birleşik Krallık yani İngiltere geçmişten bugüne 7 kıtadaki neredeyse her toprağı işgal etti. ABD’den Türkiye’ye; Güney Afrika’da Rusya’ya geçmişten günümüze birçok ülkeyi işgal eden İngiltere’nin hiç işgal etmediği çok az sayıda ülke var.

Paraguay, Vatikan, İsveç ve Çad gibi ülkelerinde yer aldığı 22 ülke de İngiltere’nin işgali hiçbir zaman söz konusu olmadı. Birleşik Krallık’ın işgal etmediği 22 ülke şöyle;

İngiltere’nin işgal etmediği 22 ülkeden 21’i hartada:

İngiltere’nin işgal etmediği 22 ülkeden 21’i.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Kendinizi Test Edin: İstihbaratçı Olmak İster Misiniz?

Yeni çalışmama hoş geldiniz. Yazıyı okumaya başlamadan önce siz değerli okuyucu ile bir anlaşma yapmamız lazım. Öncelikle, bu yazıda sizler istihbaratçı olacaksınız.  Ben de sizden stratejik istihbarat raporu isteyen amiriniz olacağım.

Bu çalışma eminim ki istihbarata ciddi anlamda ilgi duymayanların yarısına gelmeden okumayı bırakacağı bir çalışma olacak. İki amacım var bu çalışmada; ilki halkımızın zihnindeki yanlış istihbaratçı imajını yıkarak bir istihbaratçının nasıl çalıştığını gözler önüne sermek, ikinci amacımsa bu alana gerçekten ilgi duyan okuyucularımız için stratejik istihbarat analizi yapma imkânı sunmak ve analiz sürecinin elemanlarını izah etmektir. Uzun ve yorucu bir çalışma olacak. Hiçbir kaynakta bu tarz bir çalışma bulamayan, istihbarata ilgili kişiler için faydalı olmasını ümit ediyorum. Hazırsanız kalem ve kâğıtlarınızı hazırlayın ve operasyona başlayalım…

Bu tablo, istihbarat amacı ile hazırlanmış malzemenin kıymetlendirilmesi için kullanılan standart HARF-RAKAM METODUDUR. Buna göre kaynağın “doğruluk ve güvenilirlik” derecesi harf gruplarıyla, haberin “doğruluk ve ihtimal” derecesi rakamlarla gösterilir. Pratik olayımızı çözerken bu tabloyu kullanacağız…

Örneğin; genellikle bir işe katılmış ve bizzat müşahedede bulunmuş istihbaratçının raporuna “A” derecesi verilir. Mesela bu rapordaki bilgiler başka bir raporla da teyit edilmişse ihtimal derecesine de “1” verilir. Sonuç olarak bu istihbarat raporu “A-1” kategorisinde değerlendirilir ve ona göre kıymetlendirilir.

Farzedelim ki siz milli seviyede herhangi bir özel karargâhta istihbaratçısınız. Bağlı bulunduğunuz birimin görevi ise stratejik istihbaratı işleme tabi tutarak İSTİHBARAT TAHMİNLERİ hazırlamaktır.

Sorumlu olduğunuz bu görev esnasında bir gün size  “Çok Gizli” ibareli bir zarf teslim edilmiş olsun. Yine farz edelim ki bu zarftan çıkan rapora özel bir önem vermektesiniz. Bu sebeple bu raporu doğrudan siz işleme tabi tutmak istiyorsunuz. Atmanız gereken ilk adım rapordaki bilgiyi değerlendirmek, raporun değerini veya önem derecesini tayin ve tahmin etmek olacaktır. Üzerinde çalışmamız gereken raporumuz (tamamen hayali) şöyle olsun;

RAPOR NO:12361

ÜLKE                                    : Kantanya

KONU                                   : Zambak Gölü bölgesinde bir sanayi ve ulaştırma faaliyeti

ALINDIĞI YER                       : Kantanya\ Günçek

HABER TARİHİ                       : 16 Eylül 1961

HAZIRLANDIĞI TARİH            : 20 Eylül 1961

SAYFA ADEDİ                        : 2

EK NOTLAR                           : Rapor Kantanya’daki Askeri Ataşe tarafından verilmiştir.                                                          Bölgenin krokisi kaba hatlarıyla ekte verilmiştir.

F – 3 (Tabloyu hatırlayın)    1: 1 Ağustos 1961’de Davulca şehrinden Zambak Gölü’ne tek hatlı bir demir yolu inşa edilmiştir. Cebri çalışma sistemi uygulanmıştır. Hat sonu 1 Kasım 1961’dir.

2. Yamanak-Taburca demiryolu hattı sökülmekte ve bunlar Zambak Gölü’ne gidecek hat için kullanılmaktadır. Yeni demiryolu aşağı yukarı %60 oranında 5 Ağustos 1961’de tamamlanmış durumdadır.

                                            3. Projede çalıştırılan kalifiye personelin yaşayış şartları düşüktür ve işten ayrılabilme sadece hastalık halinde mümkündür. Birçok işçi iyi beslenemediklerinden şikâyetçidir.

B – 4                                  4: 25 Ağustos 1961’de Zambak Gölü’nün 8 km güney batısında büyük bir sanayi tesisinin inşasına başlanmıştır. Temel inşaatları anormal şekilde geniş tutulmuştur. Tamamlanan bir bölümde devamlı silahlı askerlerle korunan penceresiz beton bir yapı yükselmektedir. Yapıya sadece birkaç kişinin girmesine izin verilmekte ve sürekli devriyeler dolaşmaktadır. Bu yeni tesise yakın bir bölgede bir hidroelektrik santral vardır.

F – 3                                  5: Dobrulka’daki iş kurumu 2 Ağustos’ta Zambak Gölü’nde çalıştırılmak üzere 300 işçi temin emri almıştır.

                                           6. Bölgedeki çiftçiler zirai mahsullerini normal yollarla satışa çıkardıkları takdirde alacakları paradan çok daha düşük bir para getirecek fiyatla inşaat projesinde çalışanlara satmaya hükümet tarafından zorlandıklarından şikâyetçidir.

C – 2                        7. Askeri birliklerin bir kısmı yakın zaman içinde Zambak Gölü Bölgesine sevk edileceklerdir. Birçok uçaksavar birliği onlara refakat edecektir. Sevk edilecek olan birliğin komutanı karısına operasyonun çok gizli olduğunu söyleyerek yanında gelemeyeceğini söylemiştir.

                                          8. Çok sayıda makine yüklü tren Zambak Gölü yakınlarına sevk edilmiştir.

C – 6                                 9. Zambak Gölü kıyılarında Silahlı Kuvvetler için büyük bir dinlenme ve eğlence yeri inşa edilecektir. Buraya sevk edilen birlikler savaşma yeterliklerini ispat etmiş olan özel askerler arasından seçilecektir.

KAYNAKLAR                    :

Paragraf 1-3                          : Demiryolu inşa işçilerini barındıran han sahibi

Paragraf 4                              : Batıya iltica etmeden önce Zambak Gölü bölgesinde çalışan inşaat mühendisi. Aynı kaynağın 9003 sayılı raporu

Paragraf 5-6                           : Zambak Gölü bölgesinden bir çiftçi

Paragraf 7-9                           : Kantanya ordusundan bir subayın karısı ve aynı kaynak 10011 sayılı rapor

                                                                                             

İMZA

Albay-Ataşe Mahmut Nedim SUİÇMEZ

Ek-1: Kantonya Krokisi

BİRİNCİ GÖREV:

Verilen bu açıklamalar ve raporun genel havasına göre;

  1. Bu rapora karşı yapacağınız ilk şey nedir? Hemen ilk dikkatinizi çeken hususlar neler olmuştur?

2. İlk yapacağınız iş nedir?

BİRİNCİ GÖREV CEVABI:

Büyük ihtimalle yazıyı buraya kadar okuyanların sayısı bir elin parmağını geçmemiştir. Çünkü bizler toplum olarak bilgiyi analiz etmek yerine başka kişilerin yorumlarıyla düşünce dünyamızı tatmin etme eğilimdeyiz. Öncelikle bilgi nasıl değerlendirilir, analiz süreci nasıl işler bunları öğrenmemiz gerekir. Ülkede meydana gelen her olayda “MİT ne iş yapar, istihbaratçılar uyuyor, MİT nasıl engelleyemedi bu saldırıyı, istihbaratçının işi nedir?” gibi yorumlar yapan insanlar maalesef bir istihbaratçı nasıl çalışır, istihbarat sistemi nasıl işler konularından bihaberdir. Sadece bu çalışma örneğinin bile istihbaratçılarımızın ne kadar saygı duyulması gereken insanlar olduğunu ve istihbarat faaliyetinin tahayyül ettiğimizden ne kadar farklı olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyorum.

  1.  İlk olarak her kaynağın doğruluk derecesinin kıymetlendirilmesi ve Zambak Gölü yakınlarındaki faaliyete ilişkin raporun ihtimal derecesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. (Yukarıda değerlendirme tablosu vermiştim, verilen bilgiler ışığında o tabloya göre yapılmalıdır)(Ayrıca dikkatli okuyucularımızın da fark ettiği gibi bu sorunun cevabı hayali raporumuzun üstündeki paragrafta zaten cevaplanmıştır. Bu ayrıntıyı fark edip doğru cevap veren okuyucularımızı tebrik ediyorum.)                    
  2. Bir istihbaratçının yapacağı ilk makul hareket Arşiv ve Kütüphanelerden hem kaynaklara hem de haberlerin muhtevasına dair mevcut bilgileri istemektir.

Buraya kadar olan kısmı hikayeleştirerek kısaca özetleyelim, neler yaptığımızı ve devamında neler yapacağımızı görelim;

  1. Siz bir istihbaratçısınız ve elinize bir rapor geçti. Rapor Kantanya adlı ülke hakkında bilgiler içeriyordu.
  2. İyi yetişmiş bir istihbaratçısınız ve ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Öncelikle işinizin istihbarat tahminleri hazırlamak olduğunun bilincindesiniz ve belli bir sistematikle hareket etmeniz gerektiğini biliyorsunuz.
  3. Bu sebeple ilk görevdeki cevap gereği ilk yapacağınız şey raporun ihtimal değerlendirmesidir. Kahvenizden bir yudum daha aldınız ve çekmecenizde duran HARF-RAKAM METODU tablosunu çıkarıp masanın üstüne koydunuz. Arşivden ülkenin dosyasını çıkardınız ve bugüne kadar ülke hakkında ve özellikle konu hakkında yazılmış olan raporları incelemeye başladınız. Bu incelemeler sonucu aşağıdaki bilgileri bir araya getirdiniz ve üzerinde çalışmaya başladınız.

Arşiv İncelemesi Sonucu Derlediğiniz Bilgiler

  1. Paragraf 4’te inşaat mühendisi olarak bahsedilen kaynak, ilticasından önce batı elçiliklerinden biri hesabına Zambak Gölü projesinde istihdam edilmiştir. 9003 sayılı raporda B-3 derecesinde kıymetlendirilmiş bilgi vermiştir. Ayrıca daha önceden vermiş olduğu 4 raporunda özet olarak şu bilgiler vardı;
  2. Siyasi inançsızlık yüzünden hükümetçe daha önceden Kantanya’lı 3 büyük mühendis ortadan kaldırılmıştır(!)
  3. Uranyum madeni işlemek üzere HATUŞİ’de bir tesis inşa edilmiştir.
  4. HOVKA’daki termik elektrik santralinin günlük kapasitesi 1.250.000 Kws’dir.
  5. Dışişleri Bakanlığı ve dost istihbarat servislerinden alınan haberler 3 Kantanyalı mühendisin gerçekten de Haziran 1961’de hükümetçe öldürüldüğünü doğrulamaktadır.
  6. Kendi ve diğer yabancı kaynaklardan gelen haberler bu mühendisin verdiği diğer haberleri teyid etmiştir.
  7. Raporun 7-8 paragraflarında Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı diye bahsolunan kaynak (10011) sayılı raporundan şu bilgileri vermiştir;
  8. Ordu karargahı kumanda kademesinde bir değişiklik beklenmektedir.
  9. General Antoni Zorbek Kantanya savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığına getirilecektir.
  10. Günçek Garnizon Komutanı, ANYA LARİSSA adlı yeni bir metres bulmuştur. Bundan temin olunan biyografik bilgilerin çoğu küçük düşürücü mahiyettedir.
  11. Geçen yıl 8 Eylül’de Kantanya’ya komşu olan YALANTA’ya karşı bir askeri harekete girişeceği tahmin olunmuştur.
  12. Rapor No. 12012: Ordu karargahında kumanda personeli arasında bir değişiklik vuku bulmuştur.
  13. Rapor No. 12001: General Antoni Zorbek özel bir askeri bölgeyi yönetmektedir.
  14. Rapor No. 12121: Günçek askeri Garnizonu Kumandanı ANYA LARİSSA adından genç ve çok güzel bir kadını metres tutmaktadır.
  15. Bugüne kadar Yalanta ile Kantanya arasında anormal bir münasebet ve askeri sürtüşme emaresine rastlanmamıştır.
  16. Müttefik irtibat subayı Davulca’da bir cebri çalışma kampının mevcut olduğunu ve demiryolu raylarının bu sahaya nakledildiğini rapor etmiştir.
  17. Ele geçirilen haritalarda arazi şartlarının demiryolu yapımına müsait olduğu görülmektedir ve böyle bir hattın mevcudiyeti bilinmemektedir.
  18. Cebri çalışma şartlarına ait talimat İşçi Gazetesinin Temmuz 28 sayılı nüshasından anlaşılabilmektedir. Makalede kitlelerin refahı için uygun çalışma şartları temin etmede işçi partisinin kesintisiz gayretleri izah olunmaktadır.

İKİNCİ GÖREV:

Elde edilen bilgiler çerçevesinde 12361 sayılı rapora esas teşkil eden 4 kaynağı da ayrı ayrı değerlendirerek kıymetlendirmenizi hazırlayın. Harf-rakam tablosunu kullanarak kıymetlendirmelerinizi yapın ve bu yargılara nasıl ve niçin vardığınızı izah edin.

İKİNCİ GÖREV CEVABI:

Bu satırları okuyan gözlerin sahibi gerçekten takdiri hak ediyor demektir. Saygılarımı sunuyorum. Sizin gibi istihbarata bu derece ilgili insanların varlığı ülkemizin geleceği adına bir umuttur. Cevaba gelirsek;

  • Raporu veren ataşenin paragraf 1’den 3’e kadar olan haber kaynağı ile 5 ve 6’yı “F” (yani doğruluğu hakkında hükme varılamaz) olarak derecelendirmiştir. Bu kaynaklar bir çiftçi ve han sahibi olarak raporda geçmektedir. Yaptığınız arşiv araştırması sonucu (dikkat edeceğiniz üzere) daha önceden bunlarla temas eden kimseden gelen rapor veya bilgiye rastlamadığınız görülmektedir. 12361 sayılı ataşe raporundan da sahada incelemeyi kimin yaptığı anlaşılmamaktadır. O zaman bu kaynakların daha önceden kullanılmamış ve denenmemiş kaynaklar olduğu sonucuna varmalısınız. Bu sebeple sizin de ataşenin 12361 sayılı raporunda olduğu bu kişileri “F” olarak derecelendirmeniz yerinde olur.
  • Paragraf 4’deki bilginin kaynağı inşaat mühendisi olarak verilmektedir. Paragraf 4’deki bilgilerin mahiyeti incelendiğinde mühendis olarak bu kaynağın bu hususlara ait İLK ELDEN bilgi sağlama imkânına sahip olduğu görülmektedir. Kaynağın ilticasından önce 3 mühendisin hükümetçe temizlendiği(!) bilgisini içeren “B–3” olarak derecelendirilmiş 9003 sayılı raporunun, yaptığınız arşiv araştırması sonucu derlediğiniz bilgilerin 2. maddesinden anlaşılacağı üzere Dışişleri Bakanlığı’nızca da teyit edildiği görülmektedir. Bu da bize kaynağın güvenilirliği konusunda fikir vermektedir. Ayrıca bu hususun doğruluğu, kaynağınız ve öldürülen diğer 3 mühendisin arkadaş olabileceğini yahut kaynağınızın bu infaz politikası yüzünden iltica ettiği ihtimalini beraberinde getirir. Bu bilgiler ışığında 12361 sayılı ataşe raporunda kaynağın “B” olarak derecelendirilmesine hak vermek yerinde olur.
  • Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı olarak tanıtılan 4. kaynağın 10011 sayılı raporla da bilgi verdiği söylenmektedir.(Arşiv araştırmanızın 4. maddesine bakın) Yaptığınız arşiv araştırması sonucunca ordu kademelerinde belli değişikliklerin yapılacağı hususunda bir bilgiye rastlamıştınız.(Rapor no.12012) General ANTONİ ZORBEK halen bir askeri bölge komutanıdır ancak Başkumandan değildir. Ayrıca ANYA LARİSSA’nın da garnizon komutanının metresi olduğu hususu teyit edilmiştir. Fakat hala Kantanya ile Yalanta arasındaki ilişkiler normaldir ve iki ülke arasında herhangi bir sürtüşme olmamıştır(Arşiv araştırması 8. maddeyi hatırlayın). Bu gerçekler ışığında bu kaynağın zaman zaman inanılır bilgiler sağladığı, fakat kaynağın kişisel durumu gereği elde ettiği bilgilerin çoğunun dedikodu olma ihtimalinin yüksek olduğu, hatta komutanın karısı olması sebebiyle çoğu zaman taraflı ve duygusal olduğu ve bu kaynaktan gelen haberlerin çok dikkatli değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmalıyız. Bu sebeple de kaynak hakkında nihai değil geçici değerlendirmeler yaparak kaynağın tekrar değerlendirilmesini sağlamak amacıyla kaynağı 12361 ataşe raporundan farklı olarak “C”(inanılır) olarak değil “D”(genellikle inanılmaz) olarak derecelendirmek yerinde olur. Bu temkinli haliniz size güvenilirliğini henüz tam manasıyla ispatlamamış kaynağınız üzerinde biraz daha düşünme ve araştırma yapma imkânı sağlar. İşimizi sağlama almak zorundayız.
  • Sonuç olarak kaynak kıymetlendirmemiz şu şekilde gerçekleşti;
  1. Çiftçi ve Han sahibi olarak geçen kaynağımızın 12361 sayılı ataşe raporunda “F” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  2. Aynı raporda mühendis olarak geçen kaynağımızın “B” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  3. Yine raporda generalin karısı olarak geçen kaynağı “C” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu ve yukarıda açıklanan sebeplerce D” ye düşürülmüştür.

SONUÇ

Bu çalışma en az 6-7 yazıyı kapsayacak genişliktedir. Bu olaya ilişkin 10 görev daha var. Bu  görevler üzerinde çalışırken bilgi nasıl kıymetlendirilir, bu sürecin elemanları nelerdir, stratejik istihbarat analizi nasıl yapılır, iyi yetişmiş bir istihbaratçı değerlendirmesini ne şekilde yapmalıdır gibi sorulara da cevap bulmuş olacağız. Bu çalışmaya devam edip etmemeye sizlerden gelen yorumlara göre karar vereceğim. Eğer talep olmazsa boşuna sizleri meşgul etmenin de, bu ağır ve yorucu çalışmaya emek vermenin de, sitede yer işgal etmenin de bir anlamı yok demektir.

 “Yazımda Stratejik İstihbarat adlı kıymetli eserlerinden yararlandığım Muazzez Şenel ve A.Turhan Şenel’in de dediği gibi; Zaferin Gerçek Rüknü Aziz Türk İstihbaratçılarına ithaftır… Saygılarımla…”

Yazarın diğer yazıları için burayı inceleyebilirsiniz.

Fırat’ın Doğusuna Yapılan Operasyon Öncesi Yaşananlar

Zeytin Dalı Harekatı’nın başladığı günden bu yana aralıklarla ertelenen, Amerika Birleşik Devletleri’nin kalkan olarak engellediği ve binlerce TIR silah yardımı yaptığı YPG’nin omurgasını oluşturan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlatılacak (henüz resmi adı belli olmayan ancak ‘Barış Pınarı olarak isimlendirilen) harekat çok yakın zamanda başlayacak. Fırat’ın doğusuna yönelik düzenlenecek harekat ile YPG’nin bölgeden temizlenmesi ve Suriyelilerin vatanlarına geri dönmesi planlanıyor.

[irp posts=”20714″ name=”Barış Pınarı Harekatı Başladı: Harita ve Gelişmeler”]

9 Ekim 2019:

  • 14 bin ÖSO askeri ağır silahlarıyla birlikte Türkiye’ye doğru yola çıktı.
  • TSK, Akçakale sınırına tank ve ZPT’ler dahil 150 araçtan büyük bir konvoy gönderdi.
  • Reuters’a konuşan Türk yetkililer, sınırdaki beton blokların kaldırıldığını söyledi.
  • Karkamış’tan Cizre sınırına kadar, 5 KM derinlikteki tüm alanlar “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edildi.
Suriye sınırında özel güvenlik bölgesi ilan edilen alan

İtalya: Türkiye’nin Suriye’ye harekat düzenleme planlarından dolayı duydukları endişeliyiz, tek taraflı eylemlerden kaçınılmalı.

Çekya: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi halinde uluslararası güçler her türlü yaptırım seçeneğini masaya getirmeli.

PYD Sözcüsü Salih Müslim’in BBC’ye yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar:

  • Şam’a ‘Sınırı beraber koruyalım’ diyebiliriz. Ama eğer ‘Gelin teslim olun, ondan sonrasını biz yaparız’ derlerse kabul etmeyiz.
  • ABD, sınırdaki güçlerini çektiler ancak diğer yerlerden çekilmesi gibi bir şey yok.
  • Şu ana kadar 11 bin YPG’li öldü.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Jonathan Hoffman, “Suriye’nin kuzeyindeki ABD askerlerinin güvenliğini sağlamak üzere Türkiye’nin muhtemel müdahale yolundan çekildik.” açıklamasını yaptı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye’nin güney sınırını hakkında endişeleri anladıklarını ancak askeri operasyonun doğru seçenek olmadığını açıkladı.

8 Ekim 2019: ABD Başkanı Trump, “Daha hapis yatacağı uzun yıllar bulunan Pastor Brunson’ı ​talebim üzerine çok sağlıklı biçimde geri gönderdiler. Şunu da hatırlayın, burası önemli, Türkiye NATO’da itibarı olan önemli bir üye. (Erdoğan) 13 Kasım’da benim misafirim olarak ABD’ye geliyor.” dedi.

  • Rejim medyasına göre Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad, Türk ordusunun harekatı öncesi Suriyeli Kürtleri ‘dipsiz kuyuya yuvarlanmak yerine’ hükümete katılmaya davet etti.
  • PKK’nın üst düzey liderlerinden ‘SDG komutanı’ Şahin Cilo, YPG’nin Türk ordusunun harekatı nedeniyle Esad rejimine iş birliği teklif edeceğini söyledi. YPG, Zeytin Dalı Harekatı sırasında rejimle Afrin’e girmesi için görüşmeler yapmıştı ancak sonuç alamamıştı.
  • İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD’nin Suriye’de işgalci güç olduğunu belirterek, Adana Anlaşması’nın Türkiye-Suriye ilişkileri için bir çerçeve oluşturduğunu ve İran’ın yardıma hazır olduğunu söyledi. Zarif ayrıca, İran’ın olası Fırat’ın doğusu operasyonuna karşı olduğunu açıkladı.

7 Ekim 2019: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Suriye’de Hava Görev Emri’nden çıkarıldığını, Türkiye’ye keşif ve gözlem bilgilerinin verilmesinin durdurulduğunu açıkladı. Bu açıklamanın “ABD, Suriye’de Türk hava sahasını Türk savaş uçaklarına kapattı” olarak medyaya yansısa da Pentagon Sözcüsü Yarbay Carla Gleason haberi “programdan çıkarılmak söz konusu bölgede koordinasyonsuz uçması neredeyse imkansız hale geliyor.” şeklinde tanımladı. Bu açıklamanın hemen ardından da Fırat’ın doğusunda yer alan Irak sınırındaki Semelka sınır kapısının yakınları Türk savaş uçakları tarafından bombalandı. Sınırdaki topçu birlikleri de Malikiye’de yer alan YPG hedeflerini vurdu.

Hava operasyonunda ABD’nin YPG’ye yaptığı silah konvoylarının en önemli ikmal hattı olan iki köprü yıkıldı, 5 SDG’li öldürüldü.

  • Cerablus’tan büyük bir Türk konvoyunun girerek Menbiç kuzeyine geldiği belirtildi.
  • Suriye’deki PKK sempatizanları, Rakka’nın kuzeyindeki Ayn İsa bölgesinde bulunan YPG kontrolündeki 93. Alay’ın vurulduğunu öne sürdü. Vurulan depoda, uçaksavar ve tanksavar füzelerinin yer aldığı iddia edildi.

Harekatın Sınırları ve ‘Güvenli Bölge’ Haritası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada Menbiç’in YPG konrolündeki bölgenin kuzeyi dahil Irak sınırına kadar olan hatta 30 KM derinliğinde bir alanda harekatın gerçekleşeceği belirtildi. Amerikan askerlerinin çekildiği belirtilen Tel Abyad ve Resulayn bölgelerinin harita üzerindeki konumları.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Güvenli Bölge’ diye nitelendirdiği bölge üzerinde Amerikan askerlerinin çekildiği Tel Abyad ve Resulayn ilçeleri.

[irp posts=”20428″ name=”‘Barış Koridoru’ Planı: ABD ve Türkiye’ye Göre Güvenli Bölge Haritası”]

ABD Başkanı Trump, Türkiye’yi tehdit etti:

“Daha önce de söylediğim gibi, sadece tekrarlıyorum, eğer Türkiye benim büyük ve benzersiz bilgeliğimle sınırı aşmak olarak değerlendirdiğim bir şeyi yaparsa, Türkiye’nin ekonomisini tamamen yok edeceğim (daha önce de yaptığım gibi!). Şimdi Avrupa ve diğerleriyle birlikte yakalanmış IŞİD savaşçılarını ve ailelerini izlemek zorundalar. ABD herkesin bekleyebileceğinden daha fazlasını yaptı, buna IŞİD Halifeliği’nin %100’ünü ele geçirmek de dahil. Şimdi bölgedeki bazısı büyük zenginliğe sahip diğer ülkelerin kendi topraklarını koruması gerekiyor. ABD BÜYÜK!”

Trump, daha önce Twitter hesabı üzerinden, “Yılar önce ABD yalnızca 30 gün süre ile Suriye’ye gitti.Orada kaldık ve hiçbir amacı olmayan bir savaşın daha da derine çekildik. Sonu olmayan bu saçma savaşlardan çekilmenin vakti geldi.” ifadelerini kullanmış ve şöyle devam etmişti:

“ABD’nin Suriye’de 30 gün kalması gerekiyordu, bu çok uzun zaman önceydi. Hiçbir amacımızın olmadığı savaşın dibine girdik. Washington’a geldiğim zaman IŞİD zaten bölgedeydi, bölgeyi yüzde 100 temizledik. Bu IŞİD’lilerin çoğu Avrupa’dandı ama Avrupa bunları istemiyordu ve ‘ABD alsın’ diyordu. Ben de, ‘Hayır, biz size büyük bir kıyak geçiyoruz ve şimdi de bunları masrafa sebep olacak ABD’deki hapishanelere gönderilmesini istiyorsunuz. Bunu kabul etmeyeceğiz’ dedim. ABD’nin sonu gelmez saçma savaşlardan kurtulmasının zamanı geldi, bunların çoğu kabile. Kürtler Türkiye ile onlarca yıldan beri savaşıyor. Kürtler bizimle savaştı ama bunu yapmak için çok yüksek miktarda para ve ekipman aldılar.

Ülkelerin Harekat Hakkındaki Açıklamaları ve Diğer Detaylar

Fransa, Türkiye’ye, ‘IŞİD karşıtı koalisyonun çıkarlarına aykırı olacak adımlardan kaçınma’ çağrısında bulunarak, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine karşı olası bir tek taraflı askeri operasyonuna dair haberlerden derin edişe duyuyoruz” açıklamasında bulundu. Almanya’dan da benzer bir açıklama gelerek itidal çağrısında bulunmuştu.

Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin operasyon için ABD’nin çekilmesini bekleyeceği, bu kararın ‘herhangi bir kaza yaşanmaması’ adına alındığını açıkladı ve sürecin tamamlanması için yaklaşık bir haftalık bir süre geçeceğini söyledi.

Rusya: Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalı

“Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamaya yönelik eylemlerini biliyor ve bunları kabul ediyoruz.” diyen Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Türkiye’nin her durumda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması koşuluna bağlı kalmasını umduklarını söyledi.

WSJ: ABD’nin harekatın derinliği hakkında fikri yok 

Washington Post’a bilgi veren üst düzey bir ABD yetkilisi, Türkiye’nin sembolik bir operasyon mu düzenleyeceği yoksa sınırdan 30-40 kilometre içeri gireceği bir operasyonu mu tercih edeceği konusunda ABD hükümetinin “hiçbir fikri olmadığını” söyledi. ABD yetkilileri, Türkiye’nin sınırdan derinlemesine içeri girmesi halinde, IŞİD üyelerinin tutulduğu cezaevlerini tehlikeye atabileceğini ve bunun da “felaketlere yol açma potansiyeli bulunduğunu” iddia etti. SDG’liler, ABD Türk ordusunu durdurmazsa IŞİD’li mahkumların serbest bırakılacağı konusunda dünya ülkelerini ve Washington yönetimini tehdit ediyordu.

IŞİD’lilerin ailelerin kaldığı mülteci kampları

WSJ: IŞİD’li ve ailelerinin toplam sayısı 80 bin

Wall Street Journal, SDG’nin elindeki kamplarda yaklaşık 2 bin yabancı savaşçı ile 10 bin Suriyeli ve Iraklı savaşçı bulunduğunu yazdı. Gazeteye göre IŞİD savaşçılarının ve aile üyelerinin toplam sayısı yaklaşık 80 bin.

Suriye’de kontrolü YPG’de olan IŞİD üyelerinin kaldığı hapishanelerden bir görüntü.

AB: ‘Askeri yollar çözüm değil’

Harekat ile ilgili konuşan bir AB sözcüsü, “Türkiye ve ABD’den gelen açıklamalar ışığında, Türkiye’nin meşru kaygılarını anlamakla birlikte, AB’nin en başından beri kalıcı bir çözüme askeri yollarla ulaşılamayacağını savunduğunu hatırlatmak isteriz” dedi.

BM: En kötüsüne hazırlanıyoruz

BM Suriye Krizi için İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis, “Neler olacağını bilmiyoruz… En kötüsüne hazırlanıyoruz” diyerek sahadaki tüm taraflarla iletişim halinde olduklarını belirtti.

Şanlıurfa’daki 20. Zırhlı Tugay Komutanlığı’ndan çıkış yapan zırhlı iş makineleri, güvenlik önlemleri altında Şanlıurfa-Akçakale kara yolu üzerinden ilçeye ulaştı. Araçların harekat kapsamında Suriye’de çalışmalara başlayacağı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Amerikan askerleri çekiliyor

ABD askerlerinin Suriye sınırından çekilmeye başladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Trump daha önce çekilme talimatını vermişti ama talimatın gereği biraz gecikti. Bu konuda çalışmalar sürüyordu. Bir gece ansızın gelebiliriz demiştik. Bu kararlılığımızı sürdürüyoruz” dedi.

“Terörle mücadelede müttefiklerinin desteği olsun ya da olmasın, Türkiye terörü kaynağında kurutma konusunda gerekli iradeye sahiptir.” diyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, harekat ile ilgili “Her türlü askeri hazırlık yapıldı. Zamana ve kapsama Türkiye karar verir. Amaç bölgeyi terörden temizlemek” şeklinde konuştu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Bakan Çavuşoğlu, “Suriye’deki krizin başından beri bu ülkenin toprak bütünlüğünü destekledik, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Bölgeyi teröristlerden temizleyerek ülkemizin bekasını ve güvenliğini sağlamaya kararlıyız. Suriye’ye de huzur, barış ve istikrarın gelmesine katkı sağlayacağız.” ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Twitter hesabından, “Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde güvenli bölgenin iki amacı vardır: Terör unsurlarını temizleyerek sınırlarımızı güvence altına almak ve mültecilerin güvenli bir şekilde dönüşünü sağlamak. Türkiye güçlüdür ve kararlıdır.” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın

Türkiye ile ABD’nin ‘Güvenli Bölge’ Anlaşması ve ABD’nin Askerlerini Çekme Kararı

6 Ekim’de ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesi sonrası iki liderin Kasım ayında Beyaz Saray’da görüşeceği bildirilmişti. Bu görüşme tarihi ile birlikte Fırat’ın doğusuna başlayacak harekatın da ertelendiği ön görülmüştü. Beyaz Saray’ın bugün sabah saatlerinde yaptığı açıklamaya göre ABD Silahlı Kuvvetleri’nin Türk ordusunun bu operasyonunu desteklemeyeceği ya da bu operasyona dahil olmayacağı belirtildi.

Beyaz Saray’ın Güvenli Bölge açıklaması (7 Ekim 2019)

Beyaz Saray’ın açıklamasında öne çıkanlar:

  • Türkiye, yakın zamanda Suriye’nin kuzeyine uzun süredir planladığı operasyon için harekete geçecek. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ya da bu operasyona dahil olmayacak.
  • IŞİD’i yenen Amerikan ordusu artık bu harekat bölgesinde yer almayacak.
  • Washington yönetimi, Suriye’de tutuklanan Fransa, Almanya ve diğer AB ülke vatandaşı IŞİD mensuplarının geri iadesi konusunda baskı yaptı ancak bu ülkeler bu teröristleri almak istemedi
  • ABD bu terörisleri yıllarca elinde tutmayacak.
  • Türkiye bundan böyle, ABD’nin son iki yıldır bölgede yakaladığı IŞİD savaşçılarından sorumlu olacak.
[irp posts=”20644″ name=”ABD’nin Perspektifinden Fırat’ın Doğusu”]

Amerikan ordusu çekilmeye başladı

ABD askerleri ile koalisyona bağlı askerlerin, Türkiye sınırında Türk ordusunun harekat kapsamında yer alan Tel Abyad ile Rasul Ayn bölgesinden çekilmeye başladığı görüntülendi. Amerikan askerleri, devriyelerinde ‘konaklama üssü’ olarak kullandıkları Resulayn ve Tel Abyad’taki askeri alanları tamamen boşalttı. Bazı yerel kaynaklar Amerikan askerlerinin sadece devriye birliklerinin çekildiğini iddia ediyor ancak Fransız haber ajansı AFP de Amerikan askerlerinin Türkiye sınırından çekilmeye başladığını geçti.

SDG: Kendimizi savunmak için bir an bile tereddüt etmeyeceğiz

YPG kontrolündeki Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin Türkiye ile yaptığı anlaşma gereği sınırdaki bölgelerden çekildiğini, (Türk ordusunun harekatına karşı) kendilerini savunmak için bir an bile tereddüt etmeyeceklerini ve bölgede yaşayan herkesi Türk saldırganlığına karşı topyekün silahlı direnişe çağırdıklarını duyurdu. SDG’nin yaptığı açıklamada, “ABD sunduğu şartları yerine getirmedi ve Türkiye ile sınır bölgesindeki askerlerini geri çekti. Türkiye şimdi kuzey ve doğu Suriye’yi işgal etmeye hazırlanıyor” ifadeleri yer aldı.

SDG Genel Komutanı elebaşı Mazlum Ebdî

Güncellenecek…

ABD’nin Perspektifinden Fırat’ın Doğusu

Kronolojik olarak bakıldığında, Kobani Savaşı ile YPG’ye resmi olarak desteğini başlatan Amerika Birleşik Devletleri, aynı cephede bölgesel müttefiki peşmergeyi de Türkiye üzerinden sınırdan geçirerek, IŞİD‘e karşı kara desteği almıştır. Ve masrafının daha az olması dolayısıyla Türkiye’deki İncirlik Üssü‘nden yıllardır örgüt mevzilerine yönelik hava operasyonları düzenlemiştir.

YPG’nin ABD’nin yoğun hava desteğinin ardından moloz yığınlarına dönmüş IŞİD kontrolündeki enkaz şehirlere ve kasabalara bayrak dikmesinin, Fırat’ın doğusu boyunca artması sebebiyle, Arap nüfusunun da fazlalığı göz önünde bulundurularak, bölgedeki aşiretlerden bazılarının da iknasıyla beraber Suriye Demokratik Güçleri kurulmuştur. Çünkü PYD’nin de kendi içinde özellikle Deir ez Zor ve Rakka bölgesindeki operasyonlara karşı olduğu, bu kadar geniş ve Kürt nüfusunun pek bulunmadığı bölgede hakimiyet sağlamasının zorluğu ve IŞİD’in Suriye’deki hücrelerinin kalesi olan bölgelerde güvenlik endişelerinin zirveye çıkmasından ötürü operasyonlara esasında karşı olduğu ancak, ABD’nin örgüte üstü kapalı olarak “desteği kesmekle” tehdidinin ardından operasyonlara mecbur kaldığı bilinmektedir.

Nitekim bu bölgeler ele geçirildiğinden beri, yaklaşı 4000 YPG’li IŞİD tarafından suikast, bombalı araç saldırıları ve EYP tuzaklamaları sonucu ölmüştür. Ve devamlı olarak aynı tip saldırılara hedef olmaya devam etmektedir.

ABD’nin YPG’ye 2017’de yaptığı 120 TIR’lık sevkiyattan bir görüntü.

ABD’nin SDG’ye yardım için düzenlediği binlerce hava saldırısına mukabil yaklaşık olarak 5000 tırlık bir askeri ekipman, zırhlı araç yardımı yaptığı da bilinmektedir. Bunların içinde MANPADS’den, zırhlı araçlara, ATGM’lerden Javelin tipi füzelere ve nice modern teçhizatın olduğu bilinmektedir.

ABD’nin Fırat’ın doğusunda bulunan üslerinin çoğu sınır bölgesinde bulunmakla beraber, bu üslerin hacmi geniş bir alanı kapsamadığından, kolayca boşaltılabilir ve istenirse Suriye güneyine doğru taşınabilir niteliktedir.

ABD’nin SDG’ye özellikle Suriye güneyine yönelik operasyonlarına yoğun destek vermesinin sebebi, haritada görüleceği üzere petrol kuyularının bu bölgede bulunmasıdır. Böylece Esad rejiminin ve IŞİD’in petrol kuyularına erişimi engellenerek maddi kazanç elde etmesinin önüne geçilmesi planlanmaktadır. Nitekim, Türkiye ile de yapılan görüşmelerde “güvenli bölge” olarak kabul edilen alanlarda petrol kuyusunun bulunmadığı gözler önündedir. Amerika Birleşik Devletleri bu çerçevede Türkiye’nin de bu bölgelere erişimini istememekte. Lakin Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Erdoğan’ın BM’de gösterdiği haritada Irak sınırına yakın bölgede de operasyon planlandığını açıkladığı görülmüştür.

ABD’nin perspektifinden Fırat’ın doğusuna bakmaya devam ettiğimizde, Trump hükümeti ile CIA ve PENTAGON arasında bir ikilem olduğunu görmekteyiz.

Trump yönetimi Türkiye ile arasındaki bağın üç sebepten kopmamasını istiyor:

1.) NATO müttefiki Türkiye’nin Rusya ile daha fazla yakınlaşmasını engellemek.

2.) İngiltere hariç tutularak, Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerin zayıflamasının ardından, stratejik bir konumda bulunan Türkiye’nin de dostluğunu kaybetmemek.

3.) Türkiye’nin silah alımları konusunda ABD’den uzaklaşmamasını sağlamak.

CIA ve PENTAGON ise, şuanki şartlarda bu üç durumun da kontrol altında tutulabileceğini, bu sebepten ötürü bölgedeki sadık müttefikleri PYD’nin desteklenmeye devam edilmesi gerektiğini savunuyor.

Beyaz Saray’ın Fırat’ın Doğusu açıklaması ne anlama geliyor?


Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, Donald Trump ile Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinin ardından, Türkiye’nin uzun süredir Suriye kuzeyinde planladığı askeri operasyonun ele alındığı belirtiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu operasyon sırasında Türkiye’ye askeri destek sağlamayacağı ve SDG’ye yönelik bu operasyonda Türkiye’nin yanında askeri olarak yer almayacağına vurgu yapılıyor.

Öte yandan, IŞİD’in bölgesel hilafetine yönelik operasyonların tamamlanmasının ardından Fransa’nın,Almanya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin esir IŞİD üyelerini ülkelerine almak istememelerinin ardından, ABD vatandaşlarının artık bu esirler için vergi ödemeyeceği, Türkiye’nin bölgede son iki senede yakalanmış IŞİD esirlerinden sorumlu olacağı açıklanıyor.

Trump yönetiminin IŞİD esirleri konusunda Avrupa ülkeleri ile ters düştüğü bilinmekte, bu bağlamda Türkiye’nin bu durumu kontrol etmesi karşılığında YPG’ye yönelik bir operasyon yapmasına karışılmaması kararı alınmış ve taraflar bu konuda ikna olmuş olarak gözüküyor. Bu bağlamda sınırdaki bazı Amerikan askerlerinin güneye doğru çekilmeye başlandığı, SDG’nin ise mukavemet göstermeye hazırlandığı rapor ediliyor.

Türkiye’de komplocu okumalar meşhur olduğundan, IŞİD’lilerden artık Türkiye sorumlu minvalinde açıklama, ABD’nin IŞİD üyelerini Türkiye’ye saldırtacağına dair ilginç yorumlara sebep olmuş. Nitekim Türkiye, ABD ile resmi olarak müttefik konumunda ve Fırat Kalkanı’nın bir kısmında da IŞİD’e karşı doğrudan ortak operasyonlar düzenlemiş ve IŞİD’i ortak düşman olarak görme konusunda bir probleme sahip değil.

[irp posts=”13315″ name=”5 Bölüm: IŞİD Hakkında En Geniş Bilgi Arşivi”]

Fırat’ın Doğusunun Haritası ve Kronolojisi

Suriye’de ilk kez 23 Eylül 2014’te hava saldırılarına başlayan ve son aylarda çözüm masalarında kendisine yer bulamayan ABD, YPG’ye verdiği destek ile Fırat’ın doğusunun yaklaşık yüzde 90’ına hakim oldu. “IŞİD karşıtı uluslararası koalisyon” kapsamında Suriye ve Irak’ta operasyona başlayan ABD, dört yılda IŞİD’i bölgeden çıkaramadı. Washington yönetiminin Kobani ile başlayan YPG desteği, Fırat’ın batısında Menbiç, doğusunda Kobani, Tel Abyad, Rakka ve Deyri Zor ile devam etti.

Türkiye ile Rusya’nın İdlib anlaşması kapsamında Suriye’de suların durulduğu gözlemlense de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon sinyalleri dikkatleri tekrar bölgeye çekti. Biz de Fırat’ın doğusu hakkında bilgi edinmek isteyenler için kısa bir haber yapmak istedik.

[irp posts=”20647″ name=”Fırat’ın Doğusuna Yapılacak Harekat Öncesi Gelişmeler”]

ABD Başkanı Trump’ın bahsettiği 20 millik güvenli bölge (Harita: Suriye Gündemi)

Fırat’ın Doğusu Sorunu Nasıl Başladı?

12 Kasım 2013 tarihinde Fırat’ın Doğusunda “Kurucu Meclis” oluşturulduğu ilan edildi. Kurucu Meclisi ilan eden PYD/PKK, İngiliz BBC haber ajansı tarafından “Siyasi parti (PYD), demokratik kitle örgütleri ve aşiret temsilcileri” olarak dünyaya lanse edildi.

Bu gelişmeden 2 ay sonra, 21 Ocak 2014 tarihinde PYD/PKK Cizire kantonunda özerklik ilan etti. 28 Ocak 2014 tarihinde Kobani’de de özerklik ilan eden terör örgütü, bundan bir gün sonra 29 Ocak 2014 tarihinde Afrin’de özerklik ilan ederek Rojova Özerk Yönetimi’ni tamamlamış oldu.

Bölgede yer alan askeri üsleri ve petrol kuyularını belirterek Türkiye-Suriye sınırı üzerinde yer alan Kobani, Tel Abyad ve Kamışlı ile birlikte Fırat Nehri’nin kıyısındaki Rakka ve Deyri Zor şehirlerinin konumlarını ve iç savaş boyunca yaşanan değişiklikleri kronolojik bir şekilde derledik.

Fırat’ın doğusunun haritası ve petrol kuyuları | @OmranDirasat

Kobani (Aynel Arap)

Temmuz 2012: Esad rejiminin kuzeydeki güçlerinin çekmesinden hemen sonra terör örgütü YPG ilçeyi kontrolü altına aldı.

14 Eylül 2014: ÖSO’nun ülke genelinde hakimiyet alanını genişletmesi ve daha sonra ortaya çıkan IŞİD’in bu bölgelere saldırmasıyla Kobani ve çevresinde de dengeler değişti. IŞİD, büyük bir operasyon başlatarak şehir merkezinin dış sokaklarına kadar ilerledi ve ilçeyi tamamen kuşattı.

26 Ocak 2015: Türkiye’den Kobani’ye geçen peşmerge, YPG ve ÖSO güçleri, ABD’nin hava desteğiyle ilçeyi kuşatan IŞİD’i geri püskürttü.

Suriye son durum haritası (Mayıs 2014) – Harita: SETA

Tel Abyad

19 Eylül 2012: Rejim güçleri ile yaşanan çatışmalar sonucu şehir tamamen ÖSO kontrolüne geçti.

23 Temmuz 2013: Rejim güçlerinin lojistik desteğiyle şehre saldırı düzenleyen YPG başarısız oldu.

11 Ocak 2014: Suriye’de birçok bölgede hızlı bir şekilde ilerleyen IŞİD, ilk önce emniyet ve kaymakamlık binalarında kontrol sağladı. 3 günlük kuşatmanın ardından ilçe tamamen IŞİD’in kontrolüne geçti.

15 Haziran 2015: YPG ve o dönemlerde ÖSO bileşeni olan Burkan El Fırat Ordusu, IŞİD’in çatışmadan ilçeyi terk etmesi üzerine beldeyi ele geçirdi. Böylece YPG, tek taraflı ilan ettiği ‘Cizire ve Kobani Kantonu’nu birleştirdi.

Not: Türkiye, YPG’nin hiçbir şekilde Fırat’ın batısına geçmesine izin vermeyeceğini, bunun kırmızı çizgisi olduğunu belirtmesine rağmen 27 Aralık 2015’te örgüt ABD desteğiyle nehri geçip Tişrin Barajı’nı işgal etmişti.

YPG, Fırat’ın batısını geçti. (27 Aralık 2015)

Rakka

5 Mart 2013: ÖSO ile birlikte hareket eden Ahrar-u Şam ve Nusret Cephesi şehri ele geçirdi. Suriye iç savaşı boyunca ilk kez bir şehir merkezi rejim karşıtı güçlerin kontrolüne geçmiş oldu.

15 Ocak 2014: Muhaliflerin kontrolündeki kent El Kaide ve Nusret Cephesi ile tamamen bağlarını koparan IŞİD’in hakimiyetine girdi. Örgüt Haziran ayında Irak’ın en büyük ikinci vilayeti Musul’u da ele geçirmesinin ardından Rakka’yı kurdukları ‘İslam Devleti’nin başkenti ilan etti.

17 Ekim 2017: ABD’nin hava desteğiyle Türkiye sınırındaki bölgeleri tamamen ele geçiren YPG, yaklaşık 5 ayda kent merkezini ele geçirdi.

Rakka savaş haritası (4 Eylül 2017)

Deyri Zor

İç savaş başladıktan yaklaşık iki buçuk yıl sonra kısmi olarak muhaliflerin kontrolüne giren şehir daha sonra IŞİD tarafından ele geçirilmiş, rejim güçleri şehrin güneyinde kontrolü hiçbir zaman kaybetmemiştir. 2017’nin Eylül ayı ortalarında Deyri Zor’un kuzeyinde harekete geçen ABD destekli YPG, hızlı bir şekilde IŞİD’e karşı ilerleme sağladı. Şehir merkezi rejimin, kırsal kesimlerinde ise kontrol YPG’nin. Son dönemde Fırat kıyısında IŞİD’e karşı başarısız olan YPG, birçok bölgeyi kaybederek geri çekilmişti. Ayrıntıları buradan inceleyebilirsiniz.

3 Kasım 2017: Rejim güçleri şehrin tamamen IŞİD’den temizlendiğini duyurdu. YPG şehre girmezken, kuzey ve doğudaki petrol yataklarına ve Irak sınırına hakim oldu.

Fırat’ın doğusundaki askeri üsler

Fırat’ın doğusunda ABD ve Fransa’nın IŞİD’e karşı operasyonlar için işgal edip birçok noktaya askeri üs inşa etti. İlk kez Anadolu Ajansı’nın servis ettiği haritalarda Amerikan ordusunun askeri üsleri tek tek gösterildi. İlk yayınlanan harita sonrası açıklama yapan PENTAGON, AA’nın Suriye’nin kuzeyindeki ABD üslerinin yerlerini gösteren haberinin askerlerini tehlikeye attığını ve Türkiye’ye bu konuda şikayette bulunulduğunu açıklamıştı. O harita:

AA’nın 13 Eylül’deki “ABD Suriye’deki askeri varlığını artırıyor” adlı haberinde yer alan son bilgilere göre Suriye’de inşalar tamamlandıktan sonra toplam 18 Amerikan üssü olacak. Bunların dördü Menbiç’te. Kalanlardan üçünün hava, birinin de radar üssü olduğu ifade edildi. En dikkat çeken nokta ise askeri üslerin Türkiye sınırında bulunan Kobani ve Kamışlı’da kurulması. Öte yandan petrol kuyularının olduğu Deyri Zor kırsalına da üs çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Bölgeyi yakından takip etmeyenler tarafından dikkat çekmeyen bir durum da Fransa’nın bölgedeki varlığı. Fransa’nın Suriye’deki askeri üsleri azımsanmayacak seviyede. ABD ile birlikte YPG’ye desteğini sürdüren Fransa’nın bölgede en az 5 askeri üssünün bulunduğu, iki yeni üs çalışmasının da sürdüğü ifade ediliyor.

Suriye’de Fırat’ın doğusundaki Fransız üsleri (Harita: AA)

Rusya ve İran’ın Fırat’ın doğusu hakkındaki açıklamaları

Fırat’ın doğusunda YPG’yi kara ordusu gibi kullanan ABD, Türkiye’yi olduğu kadar Esad rejiminin müttefikleri Rusya ve İran’ı da tehdit ediyor. Bölgedeki Amerikan üslerinin kalıcı hale gelme ihtimali ve sözde bir devlet oluşturma çalışmaları tepki çekiyor. Bu konuya ilişkin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin Suriye’de Fırat’ın doğusunda ‘sözde devlet’ kurmaya çalıştığını öne sürdü. Rusya Devlet Başkanı Putin ise  “Fırat’ın doğusunda ABD’nin kontrolündeki bölgede ne olduğunu kimse bilmiyor, orada hala DEAŞ güçleri var” açıklamasında bulunmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, ABD’nin Suriye’deki varlığının yasadışı olduğunu ve bir an önce bu ülkeyi terk emesi gerektiğini söylemişti.

ABD’nin YPG’ye desteği nasıl başladı?

İlk destek Kobani ile başladı. ABD, hava desteğiyle başlayan desteğini bir yıl sonra terör örgütünün çatısı altına gireceği bir örgüt kurulması talimatı ile farklı bir boyuta taşıdı. Bu yöndeki çalışmalar sonucunda Ekim 2015’te YPG, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı bir örgüt kurulduğunu duyurdu. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, iki yıl sonra Aspen Enstitüsü’nün bir toplantısında, YPG’nin kendilerinin tavsiyesiyle “Suriye Demokratik Güçleri” olarak ismini değiştirdiklerini itiraf etmişti. İsim değişikliğinden iki yıl sonra ise ABD Başkanı Trump, terör örgütüne ağır silah verilmesine yönelik kararı onayladı ve ABD’nin YPG’ye TIR’lar dolusu silah ve teçhizat yardımı resmen başlamış oldu. Sadece son bir ayda bin 700’den fazla TIR ile örgüte silah ve lojistik sevkiyatı yaptığı rapor edilen Amerikan ordusunun, toplamda 5 bin TIR’dan fazla yardımda bulunduğu belirtiliyor.

Kaynak: StratejikOrtak.com0