Kendinizi Test Edin: İstihbaratçı Olmak İster Misiniz?

Yeni çalışmama hoş geldiniz. Yazıyı okumaya başlamadan önce siz değerli okuyucu ile bir anlaşma yapmamız lazım. Öncelikle, bu yazıda sizler istihbaratçı olacaksınız.  Ben de sizden stratejik istihbarat raporu isteyen amiriniz olacağım.

Bu çalışma eminim ki istihbarata ciddi anlamda ilgi duymayanların yarısına gelmeden okumayı bırakacağı bir çalışma olacak. İki amacım var bu çalışmada; ilki halkımızın zihnindeki yanlış istihbaratçı imajını yıkarak bir istihbaratçının nasıl çalıştığını gözler önüne sermek, ikinci amacımsa bu alana gerçekten ilgi duyan okuyucularımız için stratejik istihbarat analizi yapma imkânı sunmak ve analiz sürecinin elemanlarını izah etmektir. Uzun ve yorucu bir çalışma olacak. Hiçbir kaynakta bu tarz bir çalışma bulamayan, istihbarata ilgili kişiler için faydalı olmasını ümit ediyorum. Hazırsanız kalem ve kâğıtlarınızı hazırlayın ve operasyona başlayalım…

Bu tablo, istihbarat amacı ile hazırlanmış malzemenin kıymetlendirilmesi için kullanılan standart HARF-RAKAM METODUDUR. Buna göre kaynağın “doğruluk ve güvenilirlik” derecesi harf gruplarıyla, haberin “doğruluk ve ihtimal” derecesi rakamlarla gösterilir. Pratik olayımızı çözerken bu tabloyu kullanacağız…

Örneğin; genellikle bir işe katılmış ve bizzat müşahedede bulunmuş istihbaratçının raporuna “A” derecesi verilir. Mesela bu rapordaki bilgiler başka bir raporla da teyit edilmişse ihtimal derecesine de “1” verilir. Sonuç olarak bu istihbarat raporu “A-1” kategorisinde değerlendirilir ve ona göre kıymetlendirilir.

Farzedelim ki siz milli seviyede herhangi bir özel karargâhta istihbaratçısınız. Bağlı bulunduğunuz birimin görevi ise stratejik istihbaratı işleme tabi tutarak İSTİHBARAT TAHMİNLERİ hazırlamaktır.

Sorumlu olduğunuz bu görev esnasında bir gün size  “Çok Gizli” ibareli bir zarf teslim edilmiş olsun. Yine farz edelim ki bu zarftan çıkan rapora özel bir önem vermektesiniz. Bu sebeple bu raporu doğrudan siz işleme tabi tutmak istiyorsunuz. Atmanız gereken ilk adım rapordaki bilgiyi değerlendirmek, raporun değerini veya önem derecesini tayin ve tahmin etmek olacaktır. Üzerinde çalışmamız gereken raporumuz (tamamen hayali) şöyle olsun;

RAPOR NO:12361

ÜLKE                                    : Kantanya

KONU                                   : Zambak Gölü bölgesinde bir sanayi ve ulaştırma faaliyeti

ALINDIĞI YER                       : Kantanya\ Günçek

HABER TARİHİ                       : 16 Eylül 1961

HAZIRLANDIĞI TARİH            : 20 Eylül 1961

SAYFA ADEDİ                        : 2

EK NOTLAR                           : Rapor Kantanya’daki Askeri Ataşe tarafından verilmiştir.                                                          Bölgenin krokisi kaba hatlarıyla ekte verilmiştir.

F – 3 (Tabloyu hatırlayın)    1: 1 Ağustos 1961’de Davulca şehrinden Zambak Gölü’ne tek hatlı bir demir yolu inşa edilmiştir. Cebri çalışma sistemi uygulanmıştır. Hat sonu 1 Kasım 1961’dir.

2. Yamanak-Taburca demiryolu hattı sökülmekte ve bunlar Zambak Gölü’ne gidecek hat için kullanılmaktadır. Yeni demiryolu aşağı yukarı %60 oranında 5 Ağustos 1961’de tamamlanmış durumdadır.

                                            3. Projede çalıştırılan kalifiye personelin yaşayış şartları düşüktür ve işten ayrılabilme sadece hastalık halinde mümkündür. Birçok işçi iyi beslenemediklerinden şikâyetçidir.

B – 4                                  4: 25 Ağustos 1961’de Zambak Gölü’nün 8 km güney batısında büyük bir sanayi tesisinin inşasına başlanmıştır. Temel inşaatları anormal şekilde geniş tutulmuştur. Tamamlanan bir bölümde devamlı silahlı askerlerle korunan penceresiz beton bir yapı yükselmektedir. Yapıya sadece birkaç kişinin girmesine izin verilmekte ve sürekli devriyeler dolaşmaktadır. Bu yeni tesise yakın bir bölgede bir hidroelektrik santral vardır.

F – 3                                  5: Dobrulka’daki iş kurumu 2 Ağustos’ta Zambak Gölü’nde çalıştırılmak üzere 300 işçi temin emri almıştır.

                                           6. Bölgedeki çiftçiler zirai mahsullerini normal yollarla satışa çıkardıkları takdirde alacakları paradan çok daha düşük bir para getirecek fiyatla inşaat projesinde çalışanlara satmaya hükümet tarafından zorlandıklarından şikâyetçidir.

C – 2                        7. Askeri birliklerin bir kısmı yakın zaman içinde Zambak Gölü Bölgesine sevk edileceklerdir. Birçok uçaksavar birliği onlara refakat edecektir. Sevk edilecek olan birliğin komutanı karısına operasyonun çok gizli olduğunu söyleyerek yanında gelemeyeceğini söylemiştir.

                                          8. Çok sayıda makine yüklü tren Zambak Gölü yakınlarına sevk edilmiştir.

C – 6                                 9. Zambak Gölü kıyılarında Silahlı Kuvvetler için büyük bir dinlenme ve eğlence yeri inşa edilecektir. Buraya sevk edilen birlikler savaşma yeterliklerini ispat etmiş olan özel askerler arasından seçilecektir.

KAYNAKLAR                    :

Paragraf 1-3                          : Demiryolu inşa işçilerini barındıran han sahibi

Paragraf 4                              : Batıya iltica etmeden önce Zambak Gölü bölgesinde çalışan inşaat mühendisi. Aynı kaynağın 9003 sayılı raporu

Paragraf 5-6                           : Zambak Gölü bölgesinden bir çiftçi

Paragraf 7-9                           : Kantanya ordusundan bir subayın karısı ve aynı kaynak 10011 sayılı rapor

                                                                                             

İMZA

Albay-Ataşe Mahmut Nedim SUİÇMEZ

Ek-1: Kantonya Krokisi

BİRİNCİ GÖREV:

Verilen bu açıklamalar ve raporun genel havasına göre;

  1. Bu rapora karşı yapacağınız ilk şey nedir? Hemen ilk dikkatinizi çeken hususlar neler olmuştur?

2. İlk yapacağınız iş nedir?

BİRİNCİ GÖREV CEVABI:

Büyük ihtimalle yazıyı buraya kadar okuyanların sayısı bir elin parmağını geçmemiştir. Çünkü bizler toplum olarak bilgiyi analiz etmek yerine başka kişilerin yorumlarıyla düşünce dünyamızı tatmin etme eğilimdeyiz. Öncelikle bilgi nasıl değerlendirilir, analiz süreci nasıl işler bunları öğrenmemiz gerekir. Ülkede meydana gelen her olayda “MİT ne iş yapar, istihbaratçılar uyuyor, MİT nasıl engelleyemedi bu saldırıyı, istihbaratçının işi nedir?” gibi yorumlar yapan insanlar maalesef bir istihbaratçı nasıl çalışır, istihbarat sistemi nasıl işler konularından bihaberdir. Sadece bu çalışma örneğinin bile istihbaratçılarımızın ne kadar saygı duyulması gereken insanlar olduğunu ve istihbarat faaliyetinin tahayyül ettiğimizden ne kadar farklı olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyorum.

  1.  İlk olarak her kaynağın doğruluk derecesinin kıymetlendirilmesi ve Zambak Gölü yakınlarındaki faaliyete ilişkin raporun ihtimal derecesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. (Yukarıda değerlendirme tablosu vermiştim, verilen bilgiler ışığında o tabloya göre yapılmalıdır)(Ayrıca dikkatli okuyucularımızın da fark ettiği gibi bu sorunun cevabı hayali raporumuzun üstündeki paragrafta zaten cevaplanmıştır. Bu ayrıntıyı fark edip doğru cevap veren okuyucularımızı tebrik ediyorum.)                    
  2. Bir istihbaratçının yapacağı ilk makul hareket Arşiv ve Kütüphanelerden hem kaynaklara hem de haberlerin muhtevasına dair mevcut bilgileri istemektir.

Buraya kadar olan kısmı hikayeleştirerek kısaca özetleyelim, neler yaptığımızı ve devamında neler yapacağımızı görelim;

  1. Siz bir istihbaratçısınız ve elinize bir rapor geçti. Rapor Kantanya adlı ülke hakkında bilgiler içeriyordu.
  2. İyi yetişmiş bir istihbaratçısınız ve ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Öncelikle işinizin istihbarat tahminleri hazırlamak olduğunun bilincindesiniz ve belli bir sistematikle hareket etmeniz gerektiğini biliyorsunuz.
  3. Bu sebeple ilk görevdeki cevap gereği ilk yapacağınız şey raporun ihtimal değerlendirmesidir. Kahvenizden bir yudum daha aldınız ve çekmecenizde duran HARF-RAKAM METODU tablosunu çıkarıp masanın üstüne koydunuz. Arşivden ülkenin dosyasını çıkardınız ve bugüne kadar ülke hakkında ve özellikle konu hakkında yazılmış olan raporları incelemeye başladınız. Bu incelemeler sonucu aşağıdaki bilgileri bir araya getirdiniz ve üzerinde çalışmaya başladınız.

Arşiv İncelemesi Sonucu Derlediğiniz Bilgiler

  1. Paragraf 4’te inşaat mühendisi olarak bahsedilen kaynak, ilticasından önce batı elçiliklerinden biri hesabına Zambak Gölü projesinde istihdam edilmiştir. 9003 sayılı raporda B-3 derecesinde kıymetlendirilmiş bilgi vermiştir. Ayrıca daha önceden vermiş olduğu 4 raporunda özet olarak şu bilgiler vardı;
  2. Siyasi inançsızlık yüzünden hükümetçe daha önceden Kantanya’lı 3 büyük mühendis ortadan kaldırılmıştır(!)
  3. Uranyum madeni işlemek üzere HATUŞİ’de bir tesis inşa edilmiştir.
  4. HOVKA’daki termik elektrik santralinin günlük kapasitesi 1.250.000 Kws’dir.
  5. Dışişleri Bakanlığı ve dost istihbarat servislerinden alınan haberler 3 Kantanyalı mühendisin gerçekten de Haziran 1961’de hükümetçe öldürüldüğünü doğrulamaktadır.
  6. Kendi ve diğer yabancı kaynaklardan gelen haberler bu mühendisin verdiği diğer haberleri teyid etmiştir.
  7. Raporun 7-8 paragraflarında Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı diye bahsolunan kaynak (10011) sayılı raporundan şu bilgileri vermiştir;
  8. Ordu karargahı kumanda kademesinde bir değişiklik beklenmektedir.
  9. General Antoni Zorbek Kantanya savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığına getirilecektir.
  10. Günçek Garnizon Komutanı, ANYA LARİSSA adlı yeni bir metres bulmuştur. Bundan temin olunan biyografik bilgilerin çoğu küçük düşürücü mahiyettedir.
  11. Geçen yıl 8 Eylül’de Kantanya’ya komşu olan YALANTA’ya karşı bir askeri harekete girişeceği tahmin olunmuştur.
  12. Rapor No. 12012: Ordu karargahında kumanda personeli arasında bir değişiklik vuku bulmuştur.
  13. Rapor No. 12001: General Antoni Zorbek özel bir askeri bölgeyi yönetmektedir.
  14. Rapor No. 12121: Günçek askeri Garnizonu Kumandanı ANYA LARİSSA adından genç ve çok güzel bir kadını metres tutmaktadır.
  15. Bugüne kadar Yalanta ile Kantanya arasında anormal bir münasebet ve askeri sürtüşme emaresine rastlanmamıştır.
  16. Müttefik irtibat subayı Davulca’da bir cebri çalışma kampının mevcut olduğunu ve demiryolu raylarının bu sahaya nakledildiğini rapor etmiştir.
  17. Ele geçirilen haritalarda arazi şartlarının demiryolu yapımına müsait olduğu görülmektedir ve böyle bir hattın mevcudiyeti bilinmemektedir.
  18. Cebri çalışma şartlarına ait talimat İşçi Gazetesinin Temmuz 28 sayılı nüshasından anlaşılabilmektedir. Makalede kitlelerin refahı için uygun çalışma şartları temin etmede işçi partisinin kesintisiz gayretleri izah olunmaktadır.

İKİNCİ GÖREV:

Elde edilen bilgiler çerçevesinde 12361 sayılı rapora esas teşkil eden 4 kaynağı da ayrı ayrı değerlendirerek kıymetlendirmenizi hazırlayın. Harf-rakam tablosunu kullanarak kıymetlendirmelerinizi yapın ve bu yargılara nasıl ve niçin vardığınızı izah edin.

İKİNCİ GÖREV CEVABI:

Bu satırları okuyan gözlerin sahibi gerçekten takdiri hak ediyor demektir. Saygılarımı sunuyorum. Sizin gibi istihbarata bu derece ilgili insanların varlığı ülkemizin geleceği adına bir umuttur. Cevaba gelirsek;

  • Raporu veren ataşenin paragraf 1’den 3’e kadar olan haber kaynağı ile 5 ve 6’yı “F” (yani doğruluğu hakkında hükme varılamaz) olarak derecelendirmiştir. Bu kaynaklar bir çiftçi ve han sahibi olarak raporda geçmektedir. Yaptığınız arşiv araştırması sonucu (dikkat edeceğiniz üzere) daha önceden bunlarla temas eden kimseden gelen rapor veya bilgiye rastlamadığınız görülmektedir. 12361 sayılı ataşe raporundan da sahada incelemeyi kimin yaptığı anlaşılmamaktadır. O zaman bu kaynakların daha önceden kullanılmamış ve denenmemiş kaynaklar olduğu sonucuna varmalısınız. Bu sebeple sizin de ataşenin 12361 sayılı raporunda olduğu bu kişileri “F” olarak derecelendirmeniz yerinde olur.
  • Paragraf 4’deki bilginin kaynağı inşaat mühendisi olarak verilmektedir. Paragraf 4’deki bilgilerin mahiyeti incelendiğinde mühendis olarak bu kaynağın bu hususlara ait İLK ELDEN bilgi sağlama imkânına sahip olduğu görülmektedir. Kaynağın ilticasından önce 3 mühendisin hükümetçe temizlendiği(!) bilgisini içeren “B–3” olarak derecelendirilmiş 9003 sayılı raporunun, yaptığınız arşiv araştırması sonucu derlediğiniz bilgilerin 2. maddesinden anlaşılacağı üzere Dışişleri Bakanlığı’nızca da teyit edildiği görülmektedir. Bu da bize kaynağın güvenilirliği konusunda fikir vermektedir. Ayrıca bu hususun doğruluğu, kaynağınız ve öldürülen diğer 3 mühendisin arkadaş olabileceğini yahut kaynağınızın bu infaz politikası yüzünden iltica ettiği ihtimalini beraberinde getirir. Bu bilgiler ışığında 12361 sayılı ataşe raporunda kaynağın “B” olarak derecelendirilmesine hak vermek yerinde olur.
  • Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı olarak tanıtılan 4. kaynağın 10011 sayılı raporla da bilgi verdiği söylenmektedir.(Arşiv araştırmanızın 4. maddesine bakın) Yaptığınız arşiv araştırması sonucunca ordu kademelerinde belli değişikliklerin yapılacağı hususunda bir bilgiye rastlamıştınız.(Rapor no.12012) General ANTONİ ZORBEK halen bir askeri bölge komutanıdır ancak Başkumandan değildir. Ayrıca ANYA LARİSSA’nın da garnizon komutanının metresi olduğu hususu teyit edilmiştir. Fakat hala Kantanya ile Yalanta arasındaki ilişkiler normaldir ve iki ülke arasında herhangi bir sürtüşme olmamıştır(Arşiv araştırması 8. maddeyi hatırlayın). Bu gerçekler ışığında bu kaynağın zaman zaman inanılır bilgiler sağladığı, fakat kaynağın kişisel durumu gereği elde ettiği bilgilerin çoğunun dedikodu olma ihtimalinin yüksek olduğu, hatta komutanın karısı olması sebebiyle çoğu zaman taraflı ve duygusal olduğu ve bu kaynaktan gelen haberlerin çok dikkatli değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmalıyız. Bu sebeple de kaynak hakkında nihai değil geçici değerlendirmeler yaparak kaynağın tekrar değerlendirilmesini sağlamak amacıyla kaynağı 12361 ataşe raporundan farklı olarak “C”(inanılır) olarak değil “D”(genellikle inanılmaz) olarak derecelendirmek yerinde olur. Bu temkinli haliniz size güvenilirliğini henüz tam manasıyla ispatlamamış kaynağınız üzerinde biraz daha düşünme ve araştırma yapma imkânı sağlar. İşimizi sağlama almak zorundayız.
  • Sonuç olarak kaynak kıymetlendirmemiz şu şekilde gerçekleşti;
  1. Çiftçi ve Han sahibi olarak geçen kaynağımızın 12361 sayılı ataşe raporunda “F” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  2. Aynı raporda mühendis olarak geçen kaynağımızın “B” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  3. Yine raporda generalin karısı olarak geçen kaynağı “C” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu ve yukarıda açıklanan sebeplerce “D” ye düşürülmüştür.

SONUÇ

Bu çalışma en az 6-7 yazıyı kapsayacak genişliktedir. Bu olaya ilişkin 10 görev daha var. Bu  görevler üzerinde çalışırken bilgi nasıl kıymetlendirilir, bu sürecin elemanları nelerdir, stratejik istihbarat analizi nasıl yapılır, iyi yetişmiş bir istihbaratçı değerlendirmesini ne şekilde yapmalıdır gibi sorulara da cevap bulmuş olacağız. Bu çalışmaya devam edip etmemeye sizlerden gelen yorumlara göre karar vereceğim. Eğer talep olmazsa boşuna sizleri meşgul etmenin de, bu ağır ve yorucu çalışmaya emek vermenin de, sitede yer işgal etmenin de bir anlamı yok demektir.

 “Yazımda Stratejik İstihbarat adlı kıymetli eserlerinden yararlandığım Muazzez Şenel ve A.Turhan Şenel’in de dediği gibi; Zaferin Gerçek Rüknü Aziz Türk İstihbaratçılarına ithaftır… Saygılarımla…”

Yazarın diğer yazıları için burayı inceleyebilirsiniz.

Fırat’ın Doğusuna Yapılan Operasyon Öncesi Yaşananlar

Zeytin Dalı Harekatı’nın başladığı günden bu yana aralıklarla ertelenen, Amerika Birleşik Devletleri’nin kalkan olarak engellediği ve binlerce TIR silah yardımı yaptığı YPG’nin omurgasını oluşturan Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlatılacak (henüz resmi adı belli olmayan ancak ‘Barış Pınarı olarak isimlendirilen) harekat çok yakın zamanda başlayacak. Fırat’ın doğusuna yönelik düzenlenecek harekat ile YPG’nin bölgeden temizlenmesi ve Suriyelilerin vatanlarına geri dönmesi planlanıyor.

[irp posts=”20714″ name=”Barış Pınarı Harekatı Başladı: Harita ve Gelişmeler”]

9 Ekim 2019:

  • 14 bin ÖSO askeri ağır silahlarıyla birlikte Türkiye’ye doğru yola çıktı.
  • TSK, Akçakale sınırına tank ve ZPT’ler dahil 150 araçtan büyük bir konvoy gönderdi.
  • Reuters’a konuşan Türk yetkililer, sınırdaki beton blokların kaldırıldığını söyledi.
  • Karkamış’tan Cizre sınırına kadar, 5 KM derinlikteki tüm alanlar “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edildi.
Suriye sınırında özel güvenlik bölgesi ilan edilen alan

İtalya: Türkiye’nin Suriye’ye harekat düzenleme planlarından dolayı duydukları endişeliyiz, tek taraflı eylemlerden kaçınılmalı.

Çekya: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi halinde uluslararası güçler her türlü yaptırım seçeneğini masaya getirmeli.

PYD Sözcüsü Salih Müslim’in BBC’ye yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar:

  • Şam’a ‘Sınırı beraber koruyalım’ diyebiliriz. Ama eğer ‘Gelin teslim olun, ondan sonrasını biz yaparız’ derlerse kabul etmeyiz.
  • ABD, sınırdaki güçlerini çektiler ancak diğer yerlerden çekilmesi gibi bir şey yok.
  • Şu ana kadar 11 bin YPG’li öldü.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Jonathan Hoffman, “Suriye’nin kuzeyindeki ABD askerlerinin güvenliğini sağlamak üzere Türkiye’nin muhtemel müdahale yolundan çekildik.” açıklamasını yaptı.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye’nin güney sınırını hakkında endişeleri anladıklarını ancak askeri operasyonun doğru seçenek olmadığını açıkladı.

8 Ekim 2019: ABD Başkanı Trump, “Daha hapis yatacağı uzun yıllar bulunan Pastor Brunson’ı ​talebim üzerine çok sağlıklı biçimde geri gönderdiler. Şunu da hatırlayın, burası önemli, Türkiye NATO’da itibarı olan önemli bir üye. (Erdoğan) 13 Kasım’da benim misafirim olarak ABD’ye geliyor.” dedi.

  • Rejim medyasına göre Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdad, Türk ordusunun harekatı öncesi Suriyeli Kürtleri ‘dipsiz kuyuya yuvarlanmak yerine’ hükümete katılmaya davet etti.
  • PKK’nın üst düzey liderlerinden ‘SDG komutanı’ Şahin Cilo, YPG’nin Türk ordusunun harekatı nedeniyle Esad rejimine iş birliği teklif edeceğini söyledi. YPG, Zeytin Dalı Harekatı sırasında rejimle Afrin’e girmesi için görüşmeler yapmıştı ancak sonuç alamamıştı.
  • İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, ABD’nin Suriye’de işgalci güç olduğunu belirterek, Adana Anlaşması’nın Türkiye-Suriye ilişkileri için bir çerçeve oluşturduğunu ve İran’ın yardıma hazır olduğunu söyledi. Zarif ayrıca, İran’ın olası Fırat’ın doğusu operasyonuna karşı olduğunu açıkladı.

7 Ekim 2019: ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Suriye’de Hava Görev Emri’nden çıkarıldığını, Türkiye’ye keşif ve gözlem bilgilerinin verilmesinin durdurulduğunu açıkladı. Bu açıklamanın “ABD, Suriye’de Türk hava sahasını Türk savaş uçaklarına kapattı” olarak medyaya yansısa da Pentagon Sözcüsü Yarbay Carla Gleason haberi “programdan çıkarılmak söz konusu bölgede koordinasyonsuz uçması neredeyse imkansız hale geliyor.” şeklinde tanımladı. Bu açıklamanın hemen ardından da Fırat’ın doğusunda yer alan Irak sınırındaki Semelka sınır kapısının yakınları Türk savaş uçakları tarafından bombalandı. Sınırdaki topçu birlikleri de Malikiye’de yer alan YPG hedeflerini vurdu.

Hava operasyonunda ABD’nin YPG’ye yaptığı silah konvoylarının en önemli ikmal hattı olan iki köprü yıkıldı, 5 SDG’li öldürüldü.

  • Cerablus’tan büyük bir Türk konvoyunun girerek Menbiç kuzeyine geldiği belirtildi.
  • Suriye’deki PKK sempatizanları, Rakka’nın kuzeyindeki Ayn İsa bölgesinde bulunan YPG kontrolündeki 93. Alay’ın vurulduğunu öne sürdü. Vurulan depoda, uçaksavar ve tanksavar füzelerinin yer aldığı iddia edildi.

Harekatın Sınırları ve ‘Güvenli Bölge’ Haritası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada Menbiç’in YPG konrolündeki bölgenin kuzeyi dahil Irak sınırına kadar olan hatta 30 KM derinliğinde bir alanda harekatın gerçekleşeceği belirtildi. Amerikan askerlerinin çekildiği belirtilen Tel Abyad ve Resulayn bölgelerinin harita üzerindeki konumları.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Güvenli Bölge’ diye nitelendirdiği bölge üzerinde Amerikan askerlerinin çekildiği Tel Abyad ve Resulayn ilçeleri.

[irp posts=”20428″ name=”‘Barış Koridoru’ Planı: ABD ve Türkiye’ye Göre Güvenli Bölge Haritası”]

ABD Başkanı Trump, Türkiye’yi tehdit etti:

“Daha önce de söylediğim gibi, sadece tekrarlıyorum, eğer Türkiye benim büyük ve benzersiz bilgeliğimle sınırı aşmak olarak değerlendirdiğim bir şeyi yaparsa, Türkiye’nin ekonomisini tamamen yok edeceğim (daha önce de yaptığım gibi!). Şimdi Avrupa ve diğerleriyle birlikte yakalanmış IŞİD savaşçılarını ve ailelerini izlemek zorundalar. ABD herkesin bekleyebileceğinden daha fazlasını yaptı, buna IŞİD Halifeliği’nin %100’ünü ele geçirmek de dahil. Şimdi bölgedeki bazısı büyük zenginliğe sahip diğer ülkelerin kendi topraklarını koruması gerekiyor. ABD BÜYÜK!”

Trump, daha önce Twitter hesabı üzerinden, “Yılar önce ABD yalnızca 30 gün süre ile Suriye’ye gitti.Orada kaldık ve hiçbir amacı olmayan bir savaşın daha da derine çekildik. Sonu olmayan bu saçma savaşlardan çekilmenin vakti geldi.” ifadelerini kullanmış ve şöyle devam etmişti:

“ABD’nin Suriye’de 30 gün kalması gerekiyordu, bu çok uzun zaman önceydi. Hiçbir amacımızın olmadığı savaşın dibine girdik. Washington’a geldiğim zaman IŞİD zaten bölgedeydi, bölgeyi yüzde 100 temizledik. Bu IŞİD’lilerin çoğu Avrupa’dandı ama Avrupa bunları istemiyordu ve ‘ABD alsın’ diyordu. Ben de, ‘Hayır, biz size büyük bir kıyak geçiyoruz ve şimdi de bunları masrafa sebep olacak ABD’deki hapishanelere gönderilmesini istiyorsunuz. Bunu kabul etmeyeceğiz’ dedim. ABD’nin sonu gelmez saçma savaşlardan kurtulmasının zamanı geldi, bunların çoğu kabile. Kürtler Türkiye ile onlarca yıldan beri savaşıyor. Kürtler bizimle savaştı ama bunu yapmak için çok yüksek miktarda para ve ekipman aldılar.“

Ülkelerin Harekat Hakkındaki Açıklamaları ve Diğer Detaylar

Fransa, Türkiye’ye, ‘IŞİD karşıtı koalisyonun çıkarlarına aykırı olacak adımlardan kaçınma’ çağrısında bulunarak, “Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine karşı olası bir tek taraflı askeri operasyonuna dair haberlerden derin edişe duyuyoruz” açıklamasında bulundu. Almanya’dan da benzer bir açıklama gelerek itidal çağrısında bulunmuştu.

Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin operasyon için ABD’nin çekilmesini bekleyeceği, bu kararın ‘herhangi bir kaza yaşanmaması’ adına alındığını açıkladı ve sürecin tamamlanması için yaklaşık bir haftalık bir süre geçeceğini söyledi.

Rusya: Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalı

“Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamaya yönelik eylemlerini biliyor ve bunları kabul ediyoruz.” diyen Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Türkiye’nin her durumda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması koşuluna bağlı kalmasını umduklarını söyledi.

WSJ: ABD’nin harekatın derinliği hakkında fikri yok 

Washington Post’a bilgi veren üst düzey bir ABD yetkilisi, Türkiye’nin sembolik bir operasyon mu düzenleyeceği yoksa sınırdan 30-40 kilometre içeri gireceği bir operasyonu mu tercih edeceği konusunda ABD hükümetinin “hiçbir fikri olmadığını” söyledi. ABD yetkilileri, Türkiye’nin sınırdan derinlemesine içeri girmesi halinde, IŞİD üyelerinin tutulduğu cezaevlerini tehlikeye atabileceğini ve bunun da “felaketlere yol açma potansiyeli bulunduğunu” iddia etti. SDG’liler, ABD Türk ordusunu durdurmazsa IŞİD’li mahkumların serbest bırakılacağı konusunda dünya ülkelerini ve Washington yönetimini tehdit ediyordu.

IŞİD’lilerin ailelerin kaldığı mülteci kampları

WSJ: IŞİD’li ve ailelerinin toplam sayısı 80 bin

Wall Street Journal, SDG’nin elindeki kamplarda yaklaşık 2 bin yabancı savaşçı ile 10 bin Suriyeli ve Iraklı savaşçı bulunduğunu yazdı. Gazeteye göre IŞİD savaşçılarının ve aile üyelerinin toplam sayısı yaklaşık 80 bin.

Suriye’de kontrolü YPG’de olan IŞİD üyelerinin kaldığı hapishanelerden bir görüntü.

AB: ‘Askeri yollar çözüm değil’

Harekat ile ilgili konuşan bir AB sözcüsü, “Türkiye ve ABD’den gelen açıklamalar ışığında, Türkiye’nin meşru kaygılarını anlamakla birlikte, AB’nin en başından beri kalıcı bir çözüme askeri yollarla ulaşılamayacağını savunduğunu hatırlatmak isteriz” dedi.

BM: En kötüsüne hazırlanıyoruz

BM Suriye Krizi için İnsani Yardım Koordinatörü Panos Moumtzis, “Neler olacağını bilmiyoruz… En kötüsüne hazırlanıyoruz” diyerek sahadaki tüm taraflarla iletişim halinde olduklarını belirtti.

Şanlıurfa’daki 20. Zırhlı Tugay Komutanlığı’ndan çıkış yapan zırhlı iş makineleri, güvenlik önlemleri altında Şanlıurfa-Akçakale kara yolu üzerinden ilçeye ulaştı. Araçların harekat kapsamında Suriye’de çalışmalara başlayacağı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Amerikan askerleri çekiliyor

ABD askerlerinin Suriye sınırından çekilmeye başladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Trump daha önce çekilme talimatını vermişti ama talimatın gereği biraz gecikti. Bu konuda çalışmalar sürüyordu. Bir gece ansızın gelebiliriz demiştik. Bu kararlılığımızı sürdürüyoruz” dedi.

“Terörle mücadelede müttefiklerinin desteği olsun ya da olmasın, Türkiye terörü kaynağında kurutma konusunda gerekli iradeye sahiptir.” diyen Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, harekat ile ilgili “Her türlü askeri hazırlık yapıldı. Zamana ve kapsama Türkiye karar verir. Amaç bölgeyi terörden temizlemek” şeklinde konuştu.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Bakan Çavuşoğlu, “Suriye’deki krizin başından beri bu ülkenin toprak bütünlüğünü destekledik, bundan sonra da desteklemeye devam edeceğiz. Bölgeyi teröristlerden temizleyerek ülkemizin bekasını ve güvenliğini sağlamaya kararlıyız. Suriye’ye de huzur, barış ve istikrarın gelmesine katkı sağlayacağız.” ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Twitter hesabından, “Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde güvenli bölgenin iki amacı vardır: Terör unsurlarını temizleyerek sınırlarımızı güvence altına almak ve mültecilerin güvenli bir şekilde dönüşünü sağlamak. Türkiye güçlüdür ve kararlıdır.” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın

Türkiye ile ABD’nin ‘Güvenli Bölge’ Anlaşması ve ABD’nin Askerlerini Çekme Kararı

6 Ekim’de ABD Başkanı Trump ve Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesi sonrası iki liderin Kasım ayında Beyaz Saray’da görüşeceği bildirilmişti. Bu görüşme tarihi ile birlikte Fırat’ın doğusuna başlayacak harekatın da ertelendiği ön görülmüştü. Beyaz Saray’ın bugün sabah saatlerinde yaptığı açıklamaya göre ABD Silahlı Kuvvetleri’nin Türk ordusunun bu operasyonunu desteklemeyeceği ya da bu operasyona dahil olmayacağı belirtildi.

Beyaz Saray’ın Güvenli Bölge açıklaması (7 Ekim 2019)

Beyaz Saray’ın açıklamasında öne çıkanlar:

  • Türkiye, yakın zamanda Suriye’nin kuzeyine uzun süredir planladığı operasyon için harekete geçecek. ABD Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ya da bu operasyona dahil olmayacak.
  • IŞİD’i yenen Amerikan ordusu artık bu harekat bölgesinde yer almayacak.
  • Washington yönetimi, Suriye’de tutuklanan Fransa, Almanya ve diğer AB ülke vatandaşı IŞİD mensuplarının geri iadesi konusunda baskı yaptı ancak bu ülkeler bu teröristleri almak istemedi
  • ABD bu terörisleri yıllarca elinde tutmayacak.
  • Türkiye bundan böyle, ABD’nin son iki yıldır bölgede yakaladığı IŞİD savaşçılarından sorumlu olacak.
[irp posts=”20644″ name=”ABD’nin Perspektifinden Fırat’ın Doğusu”]

Amerikan ordusu çekilmeye başladı

ABD askerleri ile koalisyona bağlı askerlerin, Türkiye sınırında Türk ordusunun harekat kapsamında yer alan Tel Abyad ile Rasul Ayn bölgesinden çekilmeye başladığı görüntülendi. Amerikan askerleri, devriyelerinde ‘konaklama üssü’ olarak kullandıkları Resulayn ve Tel Abyad’taki askeri alanları tamamen boşalttı. Bazı yerel kaynaklar Amerikan askerlerinin sadece devriye birliklerinin çekildiğini iddia ediyor ancak Fransız haber ajansı AFP de Amerikan askerlerinin Türkiye sınırından çekilmeye başladığını geçti.

SDG: Kendimizi savunmak için bir an bile tereddüt etmeyeceğiz

YPG kontrolündeki Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin Türkiye ile yaptığı anlaşma gereği sınırdaki bölgelerden çekildiğini, (Türk ordusunun harekatına karşı) kendilerini savunmak için bir an bile tereddüt etmeyeceklerini ve bölgede yaşayan herkesi Türk saldırganlığına karşı topyekün silahlı direnişe çağırdıklarını duyurdu. SDG’nin yaptığı açıklamada, “ABD sunduğu şartları yerine getirmedi ve Türkiye ile sınır bölgesindeki askerlerini geri çekti. Türkiye şimdi kuzey ve doğu Suriye’yi işgal etmeye hazırlanıyor” ifadeleri yer aldı.

SDG Genel Komutanı elebaşı Mazlum Ebdî

Güncellenecek…

ABD’nin Perspektifinden Fırat’ın Doğusu

Kronolojik olarak bakıldığında, Kobani Savaşı ile YPG’ye resmi olarak desteğini başlatan Amerika Birleşik Devletleri, aynı cephede bölgesel müttefiki peşmergeyi de Türkiye üzerinden sınırdan geçirerek, IŞİD‘e karşı kara desteği almıştır. Ve masrafının daha az olması dolayısıyla Türkiye’deki İncirlik Üssü‘nden yıllardır örgüt mevzilerine yönelik hava operasyonları düzenlemiştir.

YPG’nin ABD’nin yoğun hava desteğinin ardından moloz yığınlarına dönmüş IŞİD kontrolündeki enkaz şehirlere ve kasabalara bayrak dikmesinin, Fırat’ın doğusu boyunca artması sebebiyle, Arap nüfusunun da fazlalığı göz önünde bulundurularak, bölgedeki aşiretlerden bazılarının da iknasıyla beraber Suriye Demokratik Güçleri kurulmuştur. Çünkü PYD’nin de kendi içinde özellikle Deir ez Zor ve Rakka bölgesindeki operasyonlara karşı olduğu, bu kadar geniş ve Kürt nüfusunun pek bulunmadığı bölgede hakimiyet sağlamasının zorluğu ve IŞİD’in Suriye’deki hücrelerinin kalesi olan bölgelerde güvenlik endişelerinin zirveye çıkmasından ötürü operasyonlara esasında karşı olduğu ancak, ABD’nin örgüte üstü kapalı olarak “desteği kesmekle” tehdidinin ardından operasyonlara mecbur kaldığı bilinmektedir.

Nitekim bu bölgeler ele geçirildiğinden beri, yaklaşı 4000 YPG’li IŞİD tarafından suikast, bombalı araç saldırıları ve EYP tuzaklamaları sonucu ölmüştür. Ve devamlı olarak aynı tip saldırılara hedef olmaya devam etmektedir.

ABD’nin YPG’ye 2017’de yaptığı 120 TIR’lık sevkiyattan bir görüntü.

ABD’nin SDG’ye yardım için düzenlediği binlerce hava saldırısına mukabil yaklaşık olarak 5000 tırlık bir askeri ekipman, zırhlı araç yardımı yaptığı da bilinmektedir. Bunların içinde MANPADS’den, zırhlı araçlara, ATGM’lerden Javelin tipi füzelere ve nice modern teçhizatın olduğu bilinmektedir.

ABD’nin Fırat’ın doğusunda bulunan üslerinin çoğu sınır bölgesinde bulunmakla beraber, bu üslerin hacmi geniş bir alanı kapsamadığından, kolayca boşaltılabilir ve istenirse Suriye güneyine doğru taşınabilir niteliktedir.

ABD’nin SDG’ye özellikle Suriye güneyine yönelik operasyonlarına yoğun destek vermesinin sebebi, haritada görüleceği üzere petrol kuyularının bu bölgede bulunmasıdır. Böylece Esad rejiminin ve IŞİD’in petrol kuyularına erişimi engellenerek maddi kazanç elde etmesinin önüne geçilmesi planlanmaktadır. Nitekim, Türkiye ile de yapılan görüşmelerde “güvenli bölge” olarak kabul edilen alanlarda petrol kuyusunun bulunmadığı gözler önündedir. Amerika Birleşik Devletleri bu çerçevede Türkiye’nin de bu bölgelere erişimini istememekte. Lakin Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Erdoğan’ın BM’de gösterdiği haritada Irak sınırına yakın bölgede de operasyon planlandığını açıkladığı görülmüştür.

ABD’nin perspektifinden Fırat’ın doğusuna bakmaya devam ettiğimizde, Trump hükümeti ile CIA ve PENTAGON arasında bir ikilem olduğunu görmekteyiz.

Trump yönetimi Türkiye ile arasındaki bağın üç sebepten kopmamasını istiyor:

1.) NATO müttefiki Türkiye’nin Rusya ile daha fazla yakınlaşmasını engellemek.

2.) İngiltere hariç tutularak, Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerin zayıflamasının ardından, stratejik bir konumda bulunan Türkiye’nin de dostluğunu kaybetmemek.

3.) Türkiye’nin silah alımları konusunda ABD’den uzaklaşmamasını sağlamak.

CIA ve PENTAGON ise, şuanki şartlarda bu üç durumun da kontrol altında tutulabileceğini, bu sebepten ötürü bölgedeki sadık müttefikleri PYD’nin desteklenmeye devam edilmesi gerektiğini savunuyor.

Beyaz Saray’ın Fırat’ın Doğusu açıklaması ne anlama geliyor?


Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre, Donald Trump ile Recep Tayyip Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinin ardından, Türkiye’nin uzun süredir Suriye kuzeyinde planladığı askeri operasyonun ele alındığı belirtiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin bu operasyon sırasında Türkiye’ye askeri destek sağlamayacağı ve SDG’ye yönelik bu operasyonda Türkiye’nin yanında askeri olarak yer almayacağına vurgu yapılıyor.

Öte yandan, IŞİD’in bölgesel hilafetine yönelik operasyonların tamamlanmasının ardından Fransa’nın,Almanya’nın ve diğer Avrupa ülkelerinin esir IŞİD üyelerini ülkelerine almak istememelerinin ardından, ABD vatandaşlarının artık bu esirler için vergi ödemeyeceği, Türkiye’nin bölgede son iki senede yakalanmış IŞİD esirlerinden sorumlu olacağı açıklanıyor.

Trump yönetiminin IŞİD esirleri konusunda Avrupa ülkeleri ile ters düştüğü bilinmekte, bu bağlamda Türkiye’nin bu durumu kontrol etmesi karşılığında YPG’ye yönelik bir operasyon yapmasına karışılmaması kararı alınmış ve taraflar bu konuda ikna olmuş olarak gözüküyor. Bu bağlamda sınırdaki bazı Amerikan askerlerinin güneye doğru çekilmeye başlandığı, SDG’nin ise mukavemet göstermeye hazırlandığı rapor ediliyor.

Türkiye’de komplocu okumalar meşhur olduğundan, IŞİD’lilerden artık Türkiye sorumlu minvalinde açıklama, ABD’nin IŞİD üyelerini Türkiye’ye saldırtacağına dair ilginç yorumlara sebep olmuş. Nitekim Türkiye, ABD ile resmi olarak müttefik konumunda ve Fırat Kalkanı’nın bir kısmında da IŞİD’e karşı doğrudan ortak operasyonlar düzenlemiş ve IŞİD’i ortak düşman olarak görme konusunda bir probleme sahip değil.

[irp posts=”13315″ name=”5 Bölüm: IŞİD Hakkında En Geniş Bilgi Arşivi”]

Fırat’ın Doğusunun Haritası ve Kronolojisi

Suriye’de ilk kez 23 Eylül 2014’te hava saldırılarına başlayan ve son aylarda çözüm masalarında kendisine yer bulamayan ABD, YPG’ye verdiği destek ile Fırat’ın doğusunun yaklaşık yüzde 90’ına hakim oldu. “IŞİD karşıtı uluslararası koalisyon” kapsamında Suriye ve Irak’ta operasyona başlayan ABD, dört yılda IŞİD’i bölgeden çıkaramadı. Washington yönetiminin Kobani ile başlayan YPG desteği, Fırat’ın batısında Menbiç, doğusunda Kobani, Tel Abyad, Rakka ve Deyri Zor ile devam etti.

Türkiye ile Rusya’nın İdlib anlaşması kapsamında Suriye’de suların durulduğu gözlemlense de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Fırat’ın doğusuna yönelik operasyon sinyalleri dikkatleri tekrar bölgeye çekti. Biz de Fırat’ın doğusu hakkında bilgi edinmek isteyenler için kısa bir haber yapmak istedik.

[irp posts=”20647″ name=”Fırat’ın Doğusuna Yapılacak Harekat Öncesi Gelişmeler”]

ABD Başkanı Trump’ın bahsettiği 20 millik güvenli bölge (Harita: Suriye Gündemi)

Fırat’ın Doğusu Sorunu Nasıl Başladı?

12 Kasım 2013 tarihinde Fırat’ın Doğusunda “Kurucu Meclis” oluşturulduğu ilan edildi. Kurucu Meclisi ilan eden PYD/PKK, İngiliz BBC haber ajansı tarafından “Siyasi parti (PYD), demokratik kitle örgütleri ve aşiret temsilcileri” olarak dünyaya lanse edildi.

Bu gelişmeden 2 ay sonra, 21 Ocak 2014 tarihinde PYD/PKK Cizire kantonunda özerklik ilan etti. 28 Ocak 2014 tarihinde Kobani’de de özerklik ilan eden terör örgütü, bundan bir gün sonra 29 Ocak 2014 tarihinde Afrin’de özerklik ilan ederek Rojova Özerk Yönetimi’ni tamamlamış oldu.

Bölgede yer alan askeri üsleri ve petrol kuyularını belirterek Türkiye-Suriye sınırı üzerinde yer alan Kobani, Tel Abyad ve Kamışlı ile birlikte Fırat Nehri’nin kıyısındaki Rakka ve Deyri Zor şehirlerinin konumlarını ve iç savaş boyunca yaşanan değişiklikleri kronolojik bir şekilde derledik.

Fırat’ın doğusunun haritası ve petrol kuyuları | @OmranDirasat

Kobani (Aynel Arap)

Temmuz 2012: Esad rejiminin kuzeydeki güçlerinin çekmesinden hemen sonra terör örgütü YPG ilçeyi kontrolü altına aldı.

14 Eylül 2014: ÖSO’nun ülke genelinde hakimiyet alanını genişletmesi ve daha sonra ortaya çıkan IŞİD’in bu bölgelere saldırmasıyla Kobani ve çevresinde de dengeler değişti. IŞİD, büyük bir operasyon başlatarak şehir merkezinin dış sokaklarına kadar ilerledi ve ilçeyi tamamen kuşattı.

26 Ocak 2015: Türkiye’den Kobani’ye geçen peşmerge, YPG ve ÖSO güçleri, ABD’nin hava desteğiyle ilçeyi kuşatan IŞİD’i geri püskürttü.

Suriye son durum haritası (Mayıs 2014) – Harita: SETA

Tel Abyad

19 Eylül 2012: Rejim güçleri ile yaşanan çatışmalar sonucu şehir tamamen ÖSO kontrolüne geçti.

23 Temmuz 2013: Rejim güçlerinin lojistik desteğiyle şehre saldırı düzenleyen YPG başarısız oldu.

11 Ocak 2014: Suriye’de birçok bölgede hızlı bir şekilde ilerleyen IŞİD, ilk önce emniyet ve kaymakamlık binalarında kontrol sağladı. 3 günlük kuşatmanın ardından ilçe tamamen IŞİD’in kontrolüne geçti.

15 Haziran 2015: YPG ve o dönemlerde ÖSO bileşeni olan Burkan El Fırat Ordusu, IŞİD’in çatışmadan ilçeyi terk etmesi üzerine beldeyi ele geçirdi. Böylece YPG, tek taraflı ilan ettiği ‘Cizire ve Kobani Kantonu’nu birleştirdi.

Not: Türkiye, YPG’nin hiçbir şekilde Fırat’ın batısına geçmesine izin vermeyeceğini, bunun kırmızı çizgisi olduğunu belirtmesine rağmen 27 Aralık 2015’te örgüt ABD desteğiyle nehri geçip Tişrin Barajı’nı işgal etmişti.

YPG, Fırat’ın batısını geçti. (27 Aralık 2015)

Rakka

5 Mart 2013: ÖSO ile birlikte hareket eden Ahrar-u Şam ve Nusret Cephesi şehri ele geçirdi. Suriye iç savaşı boyunca ilk kez bir şehir merkezi rejim karşıtı güçlerin kontrolüne geçmiş oldu.

15 Ocak 2014: Muhaliflerin kontrolündeki kent El Kaide ve Nusret Cephesi ile tamamen bağlarını koparan IŞİD’in hakimiyetine girdi. Örgüt Haziran ayında Irak’ın en büyük ikinci vilayeti Musul’u da ele geçirmesinin ardından Rakka’yı kurdukları ‘İslam Devleti’nin başkenti ilan etti.

17 Ekim 2017: ABD’nin hava desteğiyle Türkiye sınırındaki bölgeleri tamamen ele geçiren YPG, yaklaşık 5 ayda kent merkezini ele geçirdi.

Rakka savaş haritası (4 Eylül 2017)

Deyri Zor

İç savaş başladıktan yaklaşık iki buçuk yıl sonra kısmi olarak muhaliflerin kontrolüne giren şehir daha sonra IŞİD tarafından ele geçirilmiş, rejim güçleri şehrin güneyinde kontrolü hiçbir zaman kaybetmemiştir. 2017’nin Eylül ayı ortalarında Deyri Zor’un kuzeyinde harekete geçen ABD destekli YPG, hızlı bir şekilde IŞİD’e karşı ilerleme sağladı. Şehir merkezi rejimin, kırsal kesimlerinde ise kontrol YPG’nin. Son dönemde Fırat kıyısında IŞİD’e karşı başarısız olan YPG, birçok bölgeyi kaybederek geri çekilmişti. Ayrıntıları buradan inceleyebilirsiniz.

3 Kasım 2017: Rejim güçleri şehrin tamamen IŞİD’den temizlendiğini duyurdu. YPG şehre girmezken, kuzey ve doğudaki petrol yataklarına ve Irak sınırına hakim oldu.

Fırat’ın doğusundaki askeri üsler

Fırat’ın doğusunda ABD ve Fransa’nın IŞİD’e karşı operasyonlar için işgal edip birçok noktaya askeri üs inşa etti. İlk kez Anadolu Ajansı’nın servis ettiği haritalarda Amerikan ordusunun askeri üsleri tek tek gösterildi. İlk yayınlanan harita sonrası açıklama yapan PENTAGON, AA’nın Suriye’nin kuzeyindeki ABD üslerinin yerlerini gösteren haberinin askerlerini tehlikeye attığını ve Türkiye’ye bu konuda şikayette bulunulduğunu açıklamıştı. O harita:

AA’nın 13 Eylül’deki “ABD Suriye’deki askeri varlığını artırıyor” adlı haberinde yer alan son bilgilere göre Suriye’de inşalar tamamlandıktan sonra toplam 18 Amerikan üssü olacak. Bunların dördü Menbiç’te. Kalanlardan üçünün hava, birinin de radar üssü olduğu ifade edildi. En dikkat çeken nokta ise askeri üslerin Türkiye sınırında bulunan Kobani ve Kamışlı’da kurulması. Öte yandan petrol kuyularının olduğu Deyri Zor kırsalına da üs çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Bölgeyi yakından takip etmeyenler tarafından dikkat çekmeyen bir durum da Fransa’nın bölgedeki varlığı. Fransa’nın Suriye’deki askeri üsleri azımsanmayacak seviyede. ABD ile birlikte YPG’ye desteğini sürdüren Fransa’nın bölgede en az 5 askeri üssünün bulunduğu, iki yeni üs çalışmasının da sürdüğü ifade ediliyor.

Suriye’de Fırat’ın doğusundaki Fransız üsleri (Harita: AA)

Rusya ve İran’ın Fırat’ın doğusu hakkındaki açıklamaları

Fırat’ın doğusunda YPG’yi kara ordusu gibi kullanan ABD, Türkiye’yi olduğu kadar Esad rejiminin müttefikleri Rusya ve İran’ı da tehdit ediyor. Bölgedeki Amerikan üslerinin kalıcı hale gelme ihtimali ve sözde bir devlet oluşturma çalışmaları tepki çekiyor. Bu konuya ilişkin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin Suriye’de Fırat’ın doğusunda ‘sözde devlet’ kurmaya çalıştığını öne sürdü. Rusya Devlet Başkanı Putin ise  “Fırat’ın doğusunda ABD’nin kontrolündeki bölgede ne olduğunu kimse bilmiyor, orada hala DEAŞ güçleri var” açıklamasında bulunmuştu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, ABD’nin Suriye’deki varlığının yasadışı olduğunu ve bir an önce bu ülkeyi terk emesi gerektiğini söylemişti.

ABD’nin YPG’ye desteği nasıl başladı?

İlk destek Kobani ile başladı. ABD, hava desteğiyle başlayan desteğini bir yıl sonra terör örgütünün çatısı altına gireceği bir örgüt kurulması talimatı ile farklı bir boyuta taşıdı. Bu yöndeki çalışmalar sonucunda Ekim 2015’te YPG, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı bir örgüt kurulduğunu duyurdu. ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, iki yıl sonra Aspen Enstitüsü’nün bir toplantısında, YPG’nin kendilerinin tavsiyesiyle “Suriye Demokratik Güçleri” olarak ismini değiştirdiklerini itiraf etmişti. İsim değişikliğinden iki yıl sonra ise ABD Başkanı Trump, terör örgütüne ağır silah verilmesine yönelik kararı onayladı ve ABD’nin YPG’ye TIR’lar dolusu silah ve teçhizat yardımı resmen başlamış oldu. Sadece son bir ayda bin 700’den fazla TIR ile örgüte silah ve lojistik sevkiyatı yaptığı rapor edilen Amerikan ordusunun, toplamda 5 bin TIR’dan fazla yardımda bulunduğu belirtiliyor.

Kaynak: StratejikOrtak.com0

‘Barış Koridoru’ Planı: ABD ve Türkiye’ye Göre Güvenli Bölge Haritası

Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında 5-7 Ağustos tarihlerindeki heyetlerin yaptığı görüşme sonrasında iki ülkenin ‘Barış Koridoru’ bir diğer adıyla ‘Güvenli Bölge’ konusunda anlaşma sağladığı açıklandı. Bu görüşmelerin ardından ortak kara ve hava devriyesinde bulunan iki ülke sahada somut adımlar atmak için harekete geçti. ABD, henüz bölgenin derinliği ile ilgili Türkiye ile aynı fikirde olmasa da Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada Ankara’nın planını harita üzerinden anlattı. Medyaya yansıyan bilgilere göre Türkiye 30 KM derinliğinde bir güvenli bölge planı üzerinde duruyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda gösterdiği Güvenli Bölge haritası. (Mavi noktalar ilçeleri gösteriyor.)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sunduğu plan kapsamında konut, hastane, polis, hükümet ve okul binaları yapımına başlanacak.

Nüfus: 1 milyon kişi

Bütçe: 27 milyar dolar (152 milyar TL)

Yerleşim Yeri Sayısı: 10 ilçe 140 köy

Toplam Konut: 200.000

Köylerin İmarı:

  • Köylerde 2 cami, 2 okul, 1 gençlik merkezi ve bu merkez içerisinde kapalı spor salonu bulunacak. Her haneye arazinin büyüklüğüne göre 1 dönüm tarım yapılması için arazi verilecek.
  • Köylerde toplamda 1.000 konut olacak. 350 metrekare parsel büyüklüğüne oturan binalardaki daireler 3+1 evlerden oluşacak. Her apartmanın ahırı bulunacak.

İlçelerin İmarı:

  • 3+1 ve 2+1 dairelerden oluşan 6.000 konut, 1 merkez cami, 10 mahalle cami, 8 okul, 1 lise, 5 gençlik merkezi, küçük stad, 4 futbol sahası ve sosyal tesisler olacak. 8 ilçede 10 yataklı, 2 ilçede 200 yataklı hastane yapılacak. Teknik alt yapıya göre üniversite kurulumu da gerçekleşebilir.
  • 10 ilçe ve 140 köy oluşturulacak. Köylerin nüfusu 5 bin, ilçeler ise 30 bin kişiden oluşacak.

Güvenli Bölge Planı Proje Görselleri

[vc_images_carousel images=”20626,20627,20628,20629″ img_size=”700×500″ autoplay=”yes” hide_prev_next_buttons=”yes” wrap=”yes” title=””]

Ağustos 2019’da Yaşanan ABD-Türkiye Güvenli Bölge Görüşmeleri

Ankara’daki görüşmeler sonrasında Milli Savunma Bakanlığı ‘Güvenli Bölge’ ile ilgili şu detayları paylaştı:

  • Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin alınması konusunda mutabakat sağlandı.
  • Oluşturulması planlanan ‘güvenli bölge’nin yönetimi ve bu kapsamdaki iki ülke arasındaki koordinasyon için Türkiye’nin Şanlıurfa şehrinde ‘Müşterek Harekat Merkezi’nin kurulacağı belirtildi.
  • Güvenli bölgenin ‘Barış Koridoru’ olması için çaba sarf edileceği ve Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri konusunda çalışmaların başlatılacağı bildirildi.

Detaylarda güvenli bölgenin alan uzunluğu ve KM derinliğiyle ilgili herhangi bir bilginin paylaşılmaması ve 3 maddenin de genel niteliklere sahip olması dikkat çekti. Öne çıkan noktalar ‘Barış Koridoru’ kavramı ve Suriyelilerin dönüşleri başlıkları oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı için yayımladığı mesajda “İnşallah bu Ağustos’ta da tarihimizin zaferler halkasına bir yenisini daha ekleyeceğiz” dedi. (10 Ağustos)

ABD ile müşterek harekat merkezinin yakın zamanda kurulacağını söyleyen Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Herhangi bir aksilik çıktığı zaman bizim kendi planımızı devreye koyacağımızı belirttik. B ya da C planı, kendi faaliyetlerimiz de olacak” dedi. Bu açıklamadan saatler sonra 1’i albay 2’si binbaşının da aralarında olduğu 6 kişilik ABD askeri heyeti, Şanlıurfa’nın Akçale ilçesine geldi.

6 kişilik Amerikan heyeti Şanlıurfa’da

Türk heyeti ile görüşmelerini sürdüren Amerikan heyetinin derinlik dışında bazı konularda anlaştığı iddia edildi. Onlar ise şöyle:

  • Müşterek Harekat Merkezi’nin altyapı kurulum çalışmaları ile kritik fonksiyonlarının tesisi,
  • İki ülke askerlerinin yapacakları devriye görevi sırasında kullanacakları güzergahlar,
  • Zırhlı araçların Suriye’ye hangi noktalardan gireceği,
  • Suriye´nin Ayn-el Arap (Kobani) bölgesinden başlayıp Kamışlı kentine kadar uzanan yüzlerce kilometre uzunluğundaki sınır hattındaki ikmal ve lojistik hatları konusunda görüş birliğine varıldığı iddia edildi.

ABD, bu görüşmeleri sürdürürken Irak’ın kuzeyinden Suriye’deki YPG’nin işgal ettiği bölgelere 70 tırla askeri araç ve lojistik malzemesi sevk etti.

ABD ile Türkiye’nin anlaşamadığı en önemli başlık güvenli bölgenin derinliği konusu. Peki Türkiye ve ABD kaç kilometre derinlik istiyor?

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TRT Haber’de katıldığı bir programda görüşmelerde tarafların güvenli bölgenin derinliği konusundaki isteklerinden bahsetti.

Türkiye ve ABD’nin İstediği Güvenli Bölge Derinlik Alanı

Türkiye: Fırat’ın doğusunda yer alan Türkiye sınırının 30-40 kilometre derinliğinde bir alan oluşturmak istiyor. Bu alan, YPG’den ve onun en önemli müttefiki ABD’nin terör örgütüne verdiği ağır silahlardan arındırılmış olacak. Türk Silahlı Kuvvetleri personelleri ve TSK’nın eğittiği muhalif gruplar, tıpkı Fırat Kakanı ve Zeytin Dalı Harekatı’nda olduğu gibi bu bölgede güvenliği sağlacak.

ABD: 2014’te Suriye’ye ‘IŞİD ile mücadele’ amacıyla müdahale eden ABD, 10-15 kilometrelik bir derinlik istiyor.

  • ABD, Türk heyeti ile görüşmeden önce 140 kilometre uzunluğunda 14 kilometre derinlikte bir alan teklifinde bulundu. Daha sonra Türkiye’nin harekat konusunda kararlılığını fark etmiş olacak ki bu isteklerini 140 kilometre yerine “Fırat’ın doğusunun tamamı” olarak değiştirmeyi kabul ettiği belirtildi. Ancak derinlik konusunda pek bir değişiklik olmasını istemediği bildirildi.

[irp posts=”18764″ name=”Fırat’ın Doğusunun Haritası ve Kronolojisi”]

5+9+4 KM’lik Güvenli Bölge Haritası

Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya’nın haberine göre ABD, 5+9+4 KM’lik bir alanın ‘güvenli bölge’ olmasını istediği, bu 9+4 KM’lik alanda sadece Amerikan askerlerinin devriye gezeceği, Türk ordusunun kontrolündeki 5 kilometrelik alanda yer alan ilçe merkezlerinde Türk askerinin olmamasını talep etti. Kobani, Tel Abyad, Resulayn, Kamışlı gibi ilçelerin merkezlerinde Türk askerinin çıkmasını istediği kişi veya teröristler çıkarılacak ancak yönetimler sivil konseylere bırakılacak.

5 KM’lik alan: Amerikan ve Türk ordusu devriye gezecek.

9 KM’lik alan: Toplam 14 KM’lik alanda ağır silahlar bulunmayacak ancak bu 9 KM’lik alanda YPG’liler yer alabilecek.

4 KM’lik alan: Toplam 18 KM derinlikteki alan Türk İHA’ları tarafından kontrol edilebilecek.

Sözcü gazetesinde yer alan habere göre TSK Fırat’ın doğusunda Ayn-el Arap, Telabyad, Rasulayn, Kamışlı, Derbesiye, Amude başta olmak üzere (tahminen kırsal alanda) 10 askeri üs kurup, Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine dönüşü için çalışmaları hızlandıracak.

Ocak ayında ABD Başkanı Donald Trump, “20 millik (32 km) güvenli bölge kuracağız.” ifadesini kullanmıştı. Bu alan Türkiye’nin de beklentisi olarak biliniyor.

[irp posts=”19473″ name=”Trump’ın Güvenli Bölge Açıklaması Öncesi Suriye’de Neler Oldu?”]

Öte yandan terör örgütü YPG’nin üst düzey yetkilileri çok küçük bir alan içerisinde güvenli bölgenin kurulmasını isterken, Washington Post’ta yer alan iddiada ise güvenli bölge Muharrem Sarıkaya’nın haberindeki gibi 15 KM derinliğinde ancak tüm sınır boyunca değildi.

3 Beklentiye Göre Güvenli Bölge Haritası

Güvenli Bölge konusunda şu ana kadar ortaya atılan iddialar ve beklentiler. (Harita: Levent Kemal – Düzenleme: StratejikOrtak.com

Türkiye ile ABD arasında yapılan görüşmeler uzmanlar tarafından ABD’nin yeni bir ‘oyalama stratejisi’ olarak yorumlanırken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu konuyla ilgili, “Suriye’de Amerika ile güvenli bölge oluşturmak için çalışıyoruz. Ama bu çalışma süreci Münbiç gibi olmayacak. Bir oyalama sürecine kesinlikle müsaade etmeyiz.” dedi. Bu açıklamadan iki gün sonra da Çavuşoğlu, “Nasıl Afrin’den temizlendiyse, nasıl Cerablus’tan DEAŞ’lılar temizlendiyse Fırat’ın doğusundan da YPG, PKK’yı temizleyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun temizlenecektir. Burada kararlılığımızda hiçbir şekilde değişiklik yoktur.” ifadelerini kullandı.

Güvenli Bölge’nin derinliği konusunda henüz kesin açıklamalar yapılmazken, yeni gelişmeleri ve ortaya atılan haritaları bu başlık altında sizlerle paylaşacağız.

[irp posts=”20090″ name=”Suriye Son Durum Haritası (Mayıs 2019)”]

ABD-Türkiye Kara Devriyeleri ve Güzergâhı

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye arasında Suriye’de Fırat’ın doğusunda kurulması planlanan ‘Güvenli Bölge’ kapsamında iki ülke askerlerinin hava ve kara devriyeleri ile devam ediyor. Bugün ikincisi gerçekleşen ortak devriye Suriye sınırının içerisindeki 25-30 KM içeriden (Akçakale karşısı) Suluk beldesine kadar olan hatta gerçekleşti.

Birinci ve ikinci devriyenin sınır hattı boyunca güzergahı şöyle oldu:

Türkiye ile ABD’nin Suriye’deki ortak kara devriyelerinin güzergahı

Birinci Ortak Kara Devriyesi (8 Eylül)

6 zırhlı araçla yapılan ilk ortak kara devriyesi yaklaşık 3 saat sürdü. Sınırın Suriye tarafına geçen askerlerimizi hava devriyesindeki ATAK helikopterleri karşıladı.

Milli Savunma Bakanlığı’nın “Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda Güvenli Bölge tesisi için TSK ve ABD personelinin ilk müşterek kara devriyesi planlandığı şekilde icra edildi.” açıklamasının ardından internet sitesinde basın açıklamasında da bulundu. “Suriye’nin kuzeyi Fırat’ın doğusunda teröristlere ait barınak, sığınak ve tahkimatın imha edilmesi, ellerindeki ağır silahların toplanması, teröristlerin bölgeden çekilmesi ve sonrasında Suriyeli kardeşlerimizin evlerine dönmesi için gerekli koşulların oluşturulmasını sağlamak” amacıyla devriyelerin gerçekleştiği vurgulandı.

İkinci Ortak Kara Devriyesi (24 Eylül)

Organizasyon ve harekat olmak üzere iki aşamadan oluşan ve 4 Türk zırhlısının katıldığı ikinci ortak kara devriyesi, 3.5 saat sürdü. Milli Savunma Bakanlığı, “Suriye’nin kuzeyinde, Fırat’ın doğusunda Güvenli Bölge tesisi için TSK ve ABD personeli, kara araçları ve İHA’ların da iştiraki ile ikinci müşterek kara devriyesini tamamladı.” tweeti devriyenin sonlandığını açıkladı.

Bugüne kadar iki ülke arasında 2 kara devriyesi ve 6 hava devriyesi düzenlenmiş oldu.

ABD’li Yetkililer Ne Diyor?

ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı’ndan, Türkiye ile yürütülmekte olan “güvenli bölge” çalışmalarında görev alan Tuğgeneral Christian Wortman, Türkiye’nin “Güvenli Bölge” olarak nitelendirdiği, ABD’nin ise “Güvenlik Mekanizması” olarak tanımladığı bölge ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştı:

“Güvenlik mekanizması bölgesinin parametreleriyle ilgili detaya girmeyeceğim ama şunun altını çizeyim; şu an için Tel Abyad ve Raselayn [Akçakale ile Ceylanpınar’ın karşısında yer alan Suriye sınır bölgeleri] arasındaki bölgeye odaklanıyoruz. Bölgenin derinliği ise sivil nüfusun yoğunluğuna büyük önem verilerek sahadaki durumu yansıtacak şekilde dikkatle hesaplanıyor.”

[irp posts=”20428″ name=”‘Barış Koridoru’ Planı: ABD ve Türkiye’ye Göre Güvenli Bölge Haritası”]

El Kaide’nin Veliahtı: Hamza Bin Ladin

Tüm dünyanın adını 11 Eylül Saldırıları ile tanıdığı, bugünün cihatçı yapılanmalarının neredeyse tamamının o dönemde kendisine bağlılığının bulunduğu Usame bin Ladin’in oğlu, El Kaide’nin Veliahtı olarak görülen Hamza Bin Ladin‘in başına ABD tarafından 1 milyon dolarlık ödül konuldu.

Hamza Bin Ladin El Kaide kampında eğitimde.
Hamza Bin Ladin El Kaide kampında eğitimde.

Bugünlerde selefi cihatçılık denildiğinde dünya genelinde IŞİD/İD veya DEAŞ örgütlenmesi akla gelirken, önceden durum böyle değildi. Usame Bin Ladin’in liderliğinde, çok sayıda şiddet eylemi gerçekleştiren El Kaide, Ladin’in öldürülmesinden sonra, Zevahiri’nin tesiri altında kalmaya devam etmektedir. Zevahiri’nin El Kaide örgütünün lideri oluşundan sonra, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Irak İslam Devleti olarak bilinen, lider kadrosunda tanınmış bir isim, Ebubekir el Bağdadi‘nin de aralarında bulunduğu Ebu Musab el Zerkavi, Ebu Hamza el Muhacir, Ebu Ömer el Bağdadi’nin ekipleri, özellikle Şii nüfusa, ABD ile anlaşmalı Irak güvenlik güçlerine sıkça saldırılar düzenliyordu.

Ardından Suriye konusunda başlayan anlaşmazlık, IŞİD’in Suriye’ye girerek hilafet ilan edişine, Eymen el Zevahiri‘nin bu hilafeti tanımayışına, El Nusra’nın isim değiştirerek El Kaide’den ayrılmasına, IŞİD’in El Kaide’yi, laik rejimlerle iş birliği yapan Muhammed Covlani’nin (HTŞ lideri) beyatını kabul etmesinden ve birtakım başka ideolojik/akidevi sebeplerle tekfirine ve sıçak çatışmaya kadar ilerledi. Şuan iki örgüt, Afganistan,Somali ve Yemen’de birbirleriyle çetin bir mücadele halindedir.

Hamza Bin Ladin konusuna geri döndüğümüzde, Zevahiri’nin, Usame bin Ladin’in oğlunu daha çocukluğundan itibaren El Kaide kamplarında yetişmiş ve hem ideolojik hemde silahlı eğitim almış Hamza için “ininden gelen bir aslan” olarak nitelendirmesi, Hamza Bin Ladin’in, selefi/cihadi görüşe sahip kişiler arasında El Kaide için yeni bir lider olabileceğine dair ihtimalleri arttırıyor.

Hamza Bin Ladin, babasının öldürülmesinin ardından bir süre ortadan kaybolmuştu. 2015 Ağustos ayında yeniden ortaya çıkan Hamza’nın batıya ve İsrail’e yönelik cihat çağrısında bulunması, ideolojik bağlamda en azından kendisinin bir değişikliğe uğramadığını gösteriyor. Bunun da, IŞİD karşısında tabiri caizse karizmasını yitiren El Kaide örgütünün kendini yeniden üretmesi konusunda bir hamle olarak görebileceği yorumu yapılabilir.

Hamza Bin Ladin, 2017'de 11 Eylül Saldırılarını düzenleyen saldırganlardan birisinin kızıyla evlendiği düğün görüntüsünden bir kare. Belge CIA tarafından paylaşılmıştır.
Hamza Bin Ladin, 2017’de 11 Eylül Saldırılarını düzenleyen saldırganlardan birisinin kızıyla evlendiği düğün görüntüsünden bir kare. Belge CIA tarafından paylaşılmıştır.

Hamza bin Ladin’in El Kaide’nin sembol isimlerinden Muhammed Atta‘nın kızıyla İran’da evlendiği CIA raporlarında bulunmaktadır.

Örgütün yeni lideri olma yolunda hızla ilerlediği rapor edilen Hamza Bin Ladin’in, Usame Bin Ladin’in oğlu olması dolayısıyla da, radikal cihatçı örgütler arasında, ittifak olmasa da, ateşkes için çalışmalarda bulunabileceği tahmin ediliyor.

Hamza ile ilgili ulaşabildiğimiz bilgiler oldukça sınırlı, bir hayalet gibi yaşayan Ladin’in 30 yaşlarında olduğu, çocukluğundan beri cihad eğitimi aldığı, güncel meseleler hakkında ses kayıtları yayınladığı, Suudi Arabistan’ın kendisini vatandaşlıktan çıkarttığı biliniyor. Lokasyonu, somut anlamda faaliyetleri, El Kaide için planı bilinmemektedir.

Kanaatimce, Hamza’nın El Kaide içinde güçlenmesi, IŞİD ile olan çatışmaları bitirmeyecektir. Çünkü İslami literatürde menhec olarak tanımlanan, yol/yöntem olarak adlandırabileceğimiz hususlardan ziyade, örgütlerin birbirlerinin inancı konusundaki düşünceleri oldukça farklı. El Kaide, IŞİD’i zamanın haricileri olarak görürken, IŞİD’in de kendilerini mürted (dinden dönmüş) olarak gördüğünü biliyoruz.

 

Putin: Rusya’nın Mutlak Gücü

Rusya Federasyonu, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra (1991) yoluna yeni bir imaj ve sistemle devam etmiştir. SSCB sonrasında göreve gelen (1991- 2000) Yeltsin, Putin’in uzun süren -ve daha da uzayacak görünen- başkanlığının kilit sebebidir denilebilir.

Yeltsin, 1991-2000 yılları arasında yönettiği Rusya’da ekonomiyi düzeltememiştir. Önceki dönemde Sovyetlerde bir işte çalışanın otomatik olarak eğitim ve sağlıktan ücretsiz yararlandığı düşünüldüğünde, serbestleşme döneminde bunların olmaması ve büyük bir krize giriş, adeta çöküş, Yeltsin’in halka karşı imajını da günden güne azalmıştır. Bu imaj azalmasında büyük nedenlerinden biri de Yeltsin’in alkol problemidir.

Putin’in göreve geldiğinde masaya ilk yatırdığı problemlerden biri olan “Oligark Problemi” ise Yeltsin döneminde oluşmaya başlamıştı. Özellikle 80’lerin getirdiği “merkeziyetçi ekonomi” anlayışı, SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte gelen Pazar ekonomisine geçişte adeta bir kargaşa haline dönüşmüştü. Sovyetlerden kalan bir çok devlet teşekkülü, bu kargaşada oligarklara ucuz fiyatlarla teslim edilmişti. Dönemin bir diğer sorunu ise yolsuzluk ve toplumun fakirleşmesi idi.

Putin’in liderliğini konuşurken, bir önceki lider olan Yeltsin’i de hesaba katarsak, Rus toplumunun Putin’e bakış açısını daha doğru ele alabiliriz. Yeltsin’in verdiği imajdan bıkan Rus halkı; güçlü -ormanda avlanan, kaplanlarla gezen, deniz ve göl diplerine dalan- genç ve dinamik lider olarak görünen Putin’i kolay bir şekilde benimsemiştir.

Putin, 2000 yılında göreve geldiğinde, devlet başkanlığı 4 yıl süreyle en fazla iki defa peş peşe seçilmek üzere yapılabiliyordu. 2008 yılında kendisinden daha Liberal çizgide olan Medvedev (Putin’in ilk döneminde GASPROM Genel Kurul Başkanı) ile bir nevi görev değişimi yaptı ve kendisi Başbakan, Medvedev’i de devlet başkanı yaptı. 2012 yılında seçime gitmeden önce ülkenin sisteminde bir değişiklik yaparak, devlet başkanının görev süresini 6 yıla çıkarttı. Böyle de 6+6 ile Putin, bir aksilik olmazsa 2024’e kadar Rusya’nın başında olacağını gösterdi.

Göreve gelmesinin hemen ardından meşhur “oligarklar toplantısı”nı yapan Putin’in, bu toplantıda “aldıklarınız sizin olsun, bundan sonra bana tâbi olacaksınız ve siyasetin dışında kalacaksınız, bunların dışında yatırımlarınız korunacaktır” şeklinde uyarılarda bulunduğu biliniyor. Bu oligarkların belki de en önemlilerinden biri olan Petrol devi YUKOS’un 40 yaşındaki CEO’su Mihail Hodorkovski idi. YUKOS da Yeltsin’in özelleştirme çalışmalarından biri olarak satılan, Hodorkovski ve arkadaşlarının devraldığı petrol şirketlerinden biriydi. Kendisi şirketin başına geçmesiyle, şirket toparlandı ve büyük gelişme kaydetti. Bir süre sonra Hodorkovski, bir çok petrol şirketini birleştirerek “mega petrol şirketi” kurmak istedi ve çeşitli şirketlerle bir nevi şirket evliliğine başladı. Sonrasında ise şirketin %25 hisselerini bir Amerikan şirketine satmak ve büyük bir gelir elde etmek istiyordu ancak bunun olması demek, ülkenin en büyük petrol şirketinde Amerikalıların da söz sahibi olması demekti. Bu da Putin’in pek razı olabileceği bir şey gibi durmuyordu. Zira petrol sektörü, petrol boru hatlarını da kontrol eden bir şekilde tasarlanmıştı. Bunun olması, Putin’in hayalindeki bir Rusya için oldukça kötü bir durum olurdu.

2003 yılı Şubat ayında Putin, oligarklarla bir toplantı daha gerçekleştirdi. Burada Hodorkovski, şirket satış planından bahsetti. Bu süreçten sonra Putin, ipleri tamamen eline alma vaktinin geleceğini anlamış olacak ki, oligarklara karşı çeşitli müdahaleler devreye girdi. (suikastler gerçekleşti, kurtulanlar ise soluğu yurtdışında aldı)

Hodorkovski, Avrupalı dostları ve Baba Bush ile münasebetleri, kendisini güçlü kılan bir etkendi. Putin’i desteklemese de kendisini alaşağı edeceğini pek düşünmediğini sonradan itiraf etmiştir.

2003’teki toplantıdan sonra çeşitli suikastler ve YUKOS’tan çeşitli tutuklamalar oldu. O günlerde Hodorkovski’nin, bu olaylarla mücadele edeceğini ve politikaya atılacağını açıklaması, fitili ateşleyen adımlar oldu. Kendisinin, ülkeden neden kaçmadığıyla ilgili söylenen teorilerde ise, “yozlaşmış bir oligarkın Kremlin’e kafa tutan birine dönüşüp, aklanma çabası” ön plana çıkmaktadır.

Hodorkovski, Ekim 2003’te vergi kaçırma ve dolandırıcılık suçlamaları ile tutuklandı. Putin’e muhalefet etmesi ve muhalif partilere ekonomik yardımlarda bulunması, Putin’in kabul edeceği bir şey değildi. Bu olaydan sonra diğer oligarklar, siyasal partilere yardımları kesti.

2005 yılında mahkeme, Hodorkovski davası için kararını açıkladı. Uzak Sibirya’da bir hapishanede cezasını çekmek üzere 9 yıla mahkum edildi. 2004 yılında YUKOS’un önemli petrol sahaları satıldı. İhaleye tek başına BAİKAL FİNANS katıldı. Neredeyse yarı fiyatına aldığı hisselerin ardından BAİKAL FİNANS, devlete ait şirket (ROSNEFT) tarafından satın alındı.

Hodorkovski için yeni davalar da açıldı 2009 yılında çıkması beklenirken o yıl içerisinde 14 yıla daha mahkum edildi.

Hodorkovski örneği, Rusya iç politikasını anlamlandırmak adına mühim bir örnektir. SSCB döneminden çıkış sürecinde Yeltsin ile gerçekleşen Pazar ekonomisine giriş, bu dönemde yönetimin ekonominin mimarları statüsündeki oligarklara teslimi ile sonuçlanmıştır. Bu oligarklar, merkeziyetçi bir devletin olmadığı Rusya topraklarında, Putin dönemine kadar rahat bir şekilde adeta at koşturmuştur. Putin’in ülkede yönetimi devralmasıyla beraber, SSCB dönemindeki merkeziyetçiliğe yakın ve baskın bir iç politika anlayışı, ülkede ne kendisine tâbi olmayan oligark bırakmış ne de tam manada karşısında durabilecek bir muhalefet.

Aslında Putin’in oligarkları ortadan kaldırdığı söylenemez. Devletin merkeziyetçiliğine –milli çıkarlara- ve kendi politikalarına karşı durmayan tüm oligarklar, -özellikle petrol şirketi sahipleri- siyasete girmeyerek, zenginliklerine zenginlik katmaya devam etti.

Russian Ark adlı eleştirel bir filmde tarihte yolculuk eden bir adam, Rusya’nın cumhuriyetle yönetildiğini öğreniyor ve ekliyor, “bu kadar geniş topraklar cumhuriyetle nasıl yönetilir?”


Kaynaklar

Al-Jazieere ve Orsam

‘El-Kaide’nin Yeni Lideri’: Hamza Bin Ladin

El-Kaide’nin eski lideri Usame bin Ladin’in ölümü sonrası onun soyundan el-Kaide’nin başına gelecek kişi olarak batı medyasında uzun zamandır adına birçok haberin çıkarıldığı, oğlu Hamza bin Ladin’in ses kaydı yine el-Kaide’nin propaganda videosunda yer aldı. Bu çalışmamda Hamza bin Ladin’in hayatını kısaca inceleyeceğim.
 Hamza bin Ladin, Usame bin Ladin’in 3. eşi olan Suudi kökenli Khairia Sabar’dan doğan tek çocuğu. Küçüklüğünden beri diğer çocuklardan daha farklı olarak yetiştirilmesi veya oynayacağı önemli rolün çok önceden belirlenmiş olduğu aynı babasının küçüklüğü gibi “cihada” ilgisinden ve Usame bin Ladin’in de onu propaganda videolarında bulundurması ve konuşturması ile belli oluyordu. Farklı kaynaklardan da görülen o ki Hamza bin Ladin en sevdiği çocuğu olarak biliniyormuş.

Hamza büyüdüğünde de diğer kardeşleri gibi olmadı ve el-Kaide’nin gözde ismi oldu. Kardeşleri ne babaları ne de Hamza gibi “cihada” katılmadı, ABD ve batıya karşı konuşmanın bir kazanç getirmediğini ve babasının başına gelenleri de göz önünde bulundurduklarında, el-Kaide’den uzak sessiz bir yaşam sürmeyi tercih etmenin daha mantıklı bir karar olduğunu fark etmiş olmalılar. Suriye, Katar, Suudi Arabistan ve diğer İslam ülkelerinde yaşam sürdürerek göz önünde olmadan işlerini yaparak hayatlarını sürdürüyorlar. Ek olarak Khalid bin Ladin’in, ABD’nin 2 Mayıs 2011’de ki “Neptün Mızrağı Operasyonu” sonucu babası ile beraber öldüğünü dile getirelim.

Fakat hepsinin ortak yanı babasından dolayı yaşamlarının ölümünden öncesinde ve sonrasında da tehlikede olduğuydu. Sadece çocukları değil eşleri de birçok zaman özellikle Pakistan ve İran’da kalmayı tercih ederek güvende kalmaya çalıştılar. Çoğu zaman gözetim ve tutukluluk altında süreçler yaşadılar.

Hamza tüm bunların yanında İslami bir eğitim sürecinden geçti. Elbette eğitimini sağlayanlar el-Kaide’nin bilinen isimleri oldu. Eğitimini Abu Muhammed el-Masri karşıladı. Sonrasında el-Masri’nin kızıyla evlenerek iki çocuk sahibi oldu ve adlarını “Usame” ve “Khairia” koydu. Aslında buradan da Hamza’nın ailesine olan sıkı bağları belli olurken, kendisinin özellikle babası hakkında birçok mektubu ve yazdığı şiirleri bulunuyor.

Babasının ölümü sonrası onun boşluğunu dolduran ve ona akıl hocalığı yapan iki isim vardı. Biri yukarıda da eğitimi sağlayan kişi olarak belirttiğim Abu Muhammed el-Masri iken diğeri de Sayf al-Adl idi.

Hamza günümüzde el-Kaide’nin medyada ki propaganda aracı As Sahba aracılığı yayınlanan videolarda şahsına ait ses kayıtları bulunmakta. Ses kayıtlarına vurgu yapmakta fayda var çünkü, küçükken propaganda videolarında kendisine ait videoları bulunuyordu. Fakat güvenlik tedbirleri nedeniyle el-Kaide ve birçok “cihatçı terörist” örgütlerin kullandığı bir yöntem ile sadece ses kaydını bulunduruyorlar. Bu sebepten dolayı Hamza’nın sadece küçüklük resimleri bulunurken, şimdiki zamana ait herhangi bir resmi bulunmamakta. ABD, Hamza’yı terör listesine eklerken hakkında rapor hazırladıklarında dijital yöntemlerle “yaşının büyütülmüş şekilde robot resmini” kullanmayı tercih ettiler.

Hamza videolarında babası gibi Taliban’a bağlılık yeminini etmişti. En önemli konulardan biri kendisinin şuan ki el-Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri ile arasındaki farklılıkların vurgulanması oldu. Başka bir kaynak ez-Zevahiri’nin ABD’ye yönelik konuşmalarının kısıtlı olduğunu fakat Hamza’nın batıya ve Yahudilere, özellikle de diğer tüm cihatçıların istediği sert konuşmayı ABD’ye karşı yapması sebebiyle her daim ez-Zevahiri’den bir adım önde olduğu belirtiliyor. Ayrıca Usame bin Ladin’in oğlu olması sebebiyle cihatçılar arasında karizmasının daha yüksek olduğu belirtiliyor.

En son 14 Ağustos’ta el-Kaide, yeni videosunda Hamza’ya yer verdi. Her zaman olduğu gibi İsrail’e ve Yahudilere karşı konuşmak için Kudüs’ü kullandı. Şiilere karşı argümanlar kullanırken, önceden medyada yer alan, el-Kaide’nin IŞİD’in düşüşü ile Suriye’de kendilerini yükselttiğine dair haberler yazılırken bunu doğrular nitelikte Suriye’yi de vurguladı. Hamza’nın önceden de videolarında vurguladığı birlik olma arzusu yine bu ses kaydında da yer aldı. Heyet Tahrir Şam’ın, Şam Fethi Cephesi ile anlaşmazlıkları ve ayrılıkları dâhil bu tür ayrıştırıcı konulara girmeden konuşması, bunun bir sebebi olarak yorumlandı.
Ayrıca 11 Eylül saldırıları yıldönümü için resim paylaşan As Sahab medyası, ikiz kulelerin üzerinden Hamza’nın resmini kullanmıştı.

Hamza’nın Ünvanları

Tarih
Mayıs 2017 Hamza’ya “Şeyh” ünvanı verildi
Ocak 2017 ABD Dışişleri Bakanlığı Hamza’yı uluslararası teröristler listesine ekledi
Mayıs 2016 Hamza el-Kaide’nin kıdemli lideri olarak ilan edildi
Ağustos 2015 el-Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri Hamza’yı grubun bir askeri olarak tanıttı

Hamza’nın Ses Kayıtları

Tarih Başlık Konu
20 Mayıs 2017 İnsanlığın Kutsal Evinde Yükselen Ümmetin Sahibi: Bölüm 2 Suudi tarihi/ Suudi rejiminin devrilişi
13 Mayıs 2017 Batıda Şehitlik Arayışında Olanlar için Tavsiyeler Batıda tek kişilik saldırı için çağrı
17 Ağustos 2016 İnsanlığın Kutsal Evinde Yükselen Ümmetin Sahibi Suudi Arabistan’ın ABD’den bağımsızlığı/ el- Kaide ile beraberlik
9 Temmuz 2016 Hepimiz Usame’yiz Usame bin Ladin’in ölümü için intikam
9 Mayıs 2016 Kudüs Kanımızın Çeyiz Olduğu Gelindir Batıya saldırılar/ Kudüs’ün özgürlüğü/ Birliğin önemi
14 Ağustos 2015 İslam’ın İnsanları Barışla Karşılaması Hamza’nın hakkında

 

* Misafir Yazar Melisa Çebi

Siyasal İletişim Işığı Altında 9/11 ve Falkland Savaşı

Siyasal iletişim, temelde bir ikna süreci ve karşı tarafa sesini duyurabilme sanatıdır. Siyasal iletişimin, sosyoloji, tarih, hukuk, felsefe gibi birçok disiplinle ilişkisi olmasına rağmen, günümüzde medyanın öneminden dolayı propaganda ve medyanın yönlendirme gücü önem kazanmıştır.

Siyasal iletişim ile propaganda arasında sıkı bir bağ vardır. Propaganda sözcük olarak, mesajların otoriter bir biçem(üslup) ile tek taraflı ve yoğun olarak hedef kitleye aktarılması olarak tanımlanabilir.[1] Burada iletişimden çok, objektif olmayan tek taraflı yani amaca yönelik hizmet eden bilgi akışı mevcuttur. Propaganda tarihi çok eskilere kadar gider ancak Hitler üzerinden örnek vermek gerekirse, Hitler Propaganda Bakanlığı adı altında bir bakanlık kurdurmuş ve başına da Joseph Goebbels getirmiştir. Propaganda ile ilgili şu sözleri önemlidir:

‘Propaganda yapmak, her yerde, hatta tramvayda bile düşüncelerinden söz etmektir. Propaganda çeşitleriyle de, durumlara uymadaki esnekliğiyle de, etkileriyle de sınırsızdır…’

Siyasal iletişim, mantıklı ve inandırıcı konuşma olarak özetlenebilecek ‘retorik’ ile de yakından ilişkilidir. Antik Yunan’da bireylerin ya da toplulukların bir konuda inandırılması için yapılan iletişim, akla ve mantığa uygun güzel konuşma ve ikna edici konuşma olarak bilinen ‘rhetoric’ konuşma şeklinde yapılırdı. Bu kavramı gün yüzüne çıkaran şey ise Aristoteles’in yazdığı Retorik adlı kitabıdır ve Aristoteles’e göre bu kavram: ‘Belli bir durumda, elde var olan inandırma yollarını kullanma yetisidir.’

Siyasal iletişimi iki olay üzerinden örneklendirmek gerekirse, ilk olarak 11 Eylül saldırıları ve daha sonra da Falkland savaşında medyanın önemini vurgulamak isterim.

11 Eylül 2001:

11-eylul-saldirilari

New York’ta ticaret kulelerine ve Washington DC’de Pentagon’a yönelik olarak gerçekleşen terör saldırıları olmakla beraber, tüm dünyanın da ilgisini kendisine çekmiştir ve saldırıları daha sonra El Kaide örgütü lideri Usame Bin Ladin üstlenmiştir. Asıl dikkat çeken ve üzerine gidilmesi gereken olay ise bu görüntülerin medya tarafından tüm dünyaya anında servis edilmesi ve bilinçsiz bir şekilde sunulmasıdır. Olayların arka planında ise El Kaide, Taliban gibi terör örgütlerinin tüm İslam alemini temsil ettiği fikri ortaya çıkmıştır ve de Müslümanlar, Amerika’nın ve Avrupa’nın gözünde potansiyel ‘terörist’ olarak varsayılmaya başlanmıştır. Benim kanaatimce 9/11 saldırılarını ve Samuel Huntington’un ‘Clash of Civilization’ tezini beraber değerlendirmek yerinde olacaktır. SSCB’nin çökmesinden sonra dünyada var olan iki kutuplu sistem son bulmuş ve Amerika tek süper güç olarak sahnedeki yerini almıştır. Fakat bu durum Francis Fukuyama’nın düşüncesinin aksine Batı’nın ortaya yeni bir düşman çıkarmasını gerektirmiştir.[2] İşte bu noktada ABD kendisine yeni bir tehlike unsuru olarak ‘İslami Terörizm’i bulmuştur. Bunun ardından hemen hemen bir ay sonra, önce Afganistan’a daha sonra da  ‘demokrasi’ çatısı altında Irak’a saldırmıştır. Bugün dahi Ortadoğu da hala devam eden çatışma ve güvensizlik ortamının kaynağını bulmak zor olmasa gerek. ABD bu medya gücüyle kamuoyunda kendine destek bulmuş aynı zamanda da uluslararası arenada ‘Terörizme Karşı Savaş’ı bir şekilde meşruiyet zeminine oturtabilmek için siyasal iletişim’in sınırlarını zorlamıştır.

Falkland Savaşı:

falkland-savasi

Bu adalar Arjantin’in Güneydoğusunda, Doğu ve Batı Falkland olarak anılan iki büyük ve birçok küçük adacıktan oluşur. Adalarda 3000’e yakın İngiliz kökenli insan yaşamaktadır ve adalar içişlerinde özerk bir İngiliz yönetimine sahiptir. Falkland Adaları Arjantin’e 480 km, İngiltere ye ise 12 bin km uzaklığındadır. Stratejik bir öneminin olmasından öte, petrol ve diğer yer altı kaynaklarından dolayı büyük bir öneme sahiptir. Bundan dolayıdır ki mesele bölgenin kimin himayesi altında olacağının kavgasıdır. Aslında adalar’ın kime ait olacağı 16. yüzyılda keşfedilmesinden sonra başlamış; Fransız, İspanyol ve İngiliz egemenliği altında uzun süreler kalmıştır. Arjantin de İngiltere de adalar üzerinde hak iddia etmekte ve bazı gerekçeler sunmaktadır.

Arjantin’e göre: Adalar’ın coğrafi yakınlığı, Arjantin’in kendisini eski İspanyol topraklarının halefi olarak görmesi ve 1833’de İngiliz hâkimiyetine giren adalardan Arjantinlilerin zorla göç ettirilmesi gerekçeleri arasındadır.

İngiltere ise: 1833 yılından beri Adalar üzerinde yönetimi sürdürdüğü, BM Antlaşması uyarınca ‘Self-Determination’ ilkesini savunmuş ve ada halkının kendi kaderini tayin etmesi konusunda uğraşmıştır.

Takvim 19 Mart 1982 tarihini gösterdiğinde önce Arjantin’in Falkland Adaları yakınında bulunan Güney Georgia Adasına çıkması daha sonra 2 Nisanda savaşın Falkland Adalarına sıçramasıyla 6 hafta süren savaşın sonunda Büyük Britanya etkisini hissettirmiş olsa da, savaşın sonunda İngiltere 255, Arjantin 650 kayıp vermiştir. Savaşın sonunda ‘The Iron Lady’, Margaret Thatcher’ın liderliğindeki Muhafazakâr Parti 1983 seçimlerinin galibi olarak çıkmış, savaş dönemimde ise Büyük Britanya’ya destek veren ABD’nin saygınlığı Latin Amerika’nın birçok ülkesinde giderek azalmıştır.

Soğuk Savaş döneminde, Vietnam Savaşı’ndan sonra çıkan Falkland Savaşı, Uluslararası siyasal iletişim bakımından önemi barizdir. Vietnam Savaşında ağzı yanan ABD, tahminimce medya gücünün farkına daha çok varmıştır. Vietnam da yaşanan şiddet ve vahşetin kameralara yansıması, çocukların napalm bombaları tarafından öldürülmesi gençler arasında savaş karşıtlığı yaratmakla beraber, ABD’nin kamuoyu desteğini de önemli derecede azaltmıştır. İngiltere de bundan dersini almıştır. Bu sebepledir ki Falkland Savaşı medyada hemen hemen hiç yansımamıştır. İngilizlerin askeri yenilgileri gösterilmezken, başarı görüntüleri haberler de sık sık yer edinmiştir. Medyaya sansür konulmuş, haber kaynakları kısıtlanmış, savaş sadece İngiliz Hükümeti’nin izin verdiği çerçeve içinde insanlara gösterilmiştir.

21. yüzyılda medyanın gücü inkâr edilemez bir gerçektir. Medyanın tarafsızlık ilkelerini bir kenara bıraktığı bu zamanlarda medyanın objektifliğinden şüphe etmemiz son derece akla uygundur ve öyle de olmalıdır. Milliyetçilik, din, laiklik ve özgürlük gibi kavramlar, toplumun hassasiyetleridir. Çoğu insan da bunun farkındadır. Ancak bununla birlikte medya da sürekli gündeme getirilen ya da bize unutturulmaya çalışılan bir tarih bilinci vardır ve her hükümet bunu öyle veya böyle hayata geçirir. Burada asıl önemli olan konu, toplumun medya kuruluşlarına ne kadar itibar edip etmediği konusudur ve siyasal iletişimin etkisi buna göre belli olur.


[1] Aysel Aziz,Siyasal İletişim(Ankara:Nobel Yayın Dağıtım,2007),15.

[2] Oya Tokgöz,Siyasal İletilimi Anlamak(Ankara:İmge Kitabevi Yayınları,2008),360.

http://akademikperspektif.com/2013/03/22/falkland-adalari-krizi/

Afganistan’da Barış Görüşmeleri ve IŞİD Tehdidi

Afganistan’da 18 yıldır NATO ve Taliban arasında süren savaş devam ederken, geçtiğimiz aylarda Donald Trump’ın bölgedeki çatışmaları bitirme politikasıyla barış görüşmelerine yönelik adım atması, bölge adına mühim bir gelişme oldu.

Katar aracılığıyla yürütülen ve artık sonuna yaklaşıldığı düşünülen barış görüşmeleri tüm hızıyla devam ederken, Afganistan abecesine hakim analistlerin, devlet yetkililerinin ortak bir endişesi ortaya çıktı; daha önce IŞİD’in Horasan Vilayeti adıyla kurduğu yapılanmanın ideolojik,stratejik ve askeri açıdan güç kazanması.

Bu konuda geçtiğimiz günlerde Afgan hükümetine bağlı Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Kabir Haqmal Amerikalılarla görüşmenin, Taliban içindeki bazı militanlarda olumsuzca karşılandığını ve kendileriyle varılacak anlaşmanın mahiyetine göre örgütten IŞİD’e katılımların artabileceği vurgusunda bulundu.

IŞİD'in Horasan Vilayeti 2015'te ilan edilmişti.
IŞİD’in Horasan Vilayeti 2015’te ilan edilmişti.

Bölgedeki IŞİD yapılanmasına katılması muhtemel diğer cihatçı örgütlerin bazılarının isimleri şöyle:

Abdul Mennan Niyazi Grubu, Leşker Tayyibe, Mücahitler Hareketi, Sünnet ve Kuran Hareketi, Dava Cemaati, İslam Sarfaroş, Ceyşül Muhammed, Cundullah..

Burada önemli olan, bahsi geçen yapılanmalarının ve IŞİD’in militanlarının,ideolojik eğitmenlerinin Taliban hareketini oluşturan Peştun milletinden ziyade çevre ülkelerden hatta Arap Yarımadası’ndan gelişidir. Böylece, Taliban’ın medrese sistemine bir alternatif olarak planlandığı görülebilir.

Genelde Uygur bölgesinden, Çeçenistan’dan,Özbekistan’dan,Pakistan’dan,Türkmenistan’dan ve Kazakistan’dan gelen cihatçılar, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sırasında Badakistan bölgesi üzerinden bölgeye giriş yapmış ve zamanla topluma entegre olmuşlardır.

Afganistan’da IŞİD’in varlığı ise tartışmalı, Rus istihbaratına göre militan sayısı 10.000’e ulaşmış örgüt için batılı analistler ortalama 2500 olarak sayı veriyor. Örgüt Nangarhar,Kunar,Nuristan,Zabul,Faryab,Cüzcan,Sar-e Pul gibi bölgelerde faaliyet gösterirken,özellikle ülkenin başkenti Kabil’de de bombalı eylemler gerçekleştiriyor. Keza yine Ebubekir el Bağdadi’nin liderliğini yaptığı yapılanma, Taliban’ı milliyetçi görüşlerinden ötürü için mürted (dinden dönmüş) ilan etmiş durumda ve bölgedeki tüm güçlere saldırılar düzenliyor. Taliban’ın da örgüte savaş ilan ettiği biliniyor.

Coğrafyanın abuhavasını soluyan bir kişi, bölgesel şartlar ve sosyolojik gelişmeler ışığında yorum yaptığında, şuan için Afganistan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Ruhullah Ahmedzai’nin söylediği gibi, IŞİD yapılanmasının bölgedeki gücünün fazla olmadığını ancak, Taliban’ın Rusya ve İran ile yakın ilişkiler kurmaya başlamasını, ABD ile de barış görüşmelerini sürdürmesini, IŞİD’in canlı bomba eylemlerini kınadıktan sonra canlı bomba eylemlerini kendi örgütlerinin yapması gibi nedenlerle, IŞİD’i gelecekte Taliban’ın yerini alacak yeni düşman olarak yorumlayabilir. Öte yandan bu kez, gerilla savaşına hakim Taliban’ın, IŞİD’e karşı mücadelede şuanki Afgan hükümetinden daha başarılı olacağını öngörebilmek mümkün.