İran Türkleri Hakkında Ne Biliyorsunuz?

İran’ın asli unsurlarından birisi ve aslında İran Medeniyetinin kurucu unsurlarından birisi olan İran Türkleri son zamanlarda İran rejiminin iyice köşeye sıkışmasıyla daha fazla baskıya maruz kalmaktadır.

Urmiye’de yaşanan sıkıntılar [1],  Farsça dil yeterlilik sınavı bahsi[2], her geçen gün artan siyasi tutuklamalar[3] bu durumun sadece birkaç örneğidir. Hiç şüphesiz bu durum İran’da sonsuza dek sürdürülemez ve İran’da değişim elzemdir. Yakın bir zamanda bu değişimin ilk adımları görülebilir.

Bu değişimin asıl unsurlarından birisi olacak etnik ise Türklerdir. Türkler İran Devrimini gerçekleştirdiklerinde, Ayetullah Şeriatmedari önderliğinde protestolarda bulunmuşlardır ve gerçek bir anayasal düzenden yana tavır göstermişlerdir. Bu açıdan Türklerin fırsat durumlarında demokratik bir yönetimden yana olacağını savunmak güç olmayacaktır.

Öte yandan 1925’ten beri süregelen baskın bir asimilasyon çalışmasına rağmen Türkler, milli kimliklerini korumayı başarmışlardır. Bunda çeşitli sebepler rol oynamaktadır. Bu sebepleri bu yazı dizisinin bir başka bölümünde inceleyeceğiz.

İran’da gerek Şah rejiminde gerekse de İslam Cumhuriyeti döneminde Türklere yönelik sindirme ve Farslaştırma politikaları, 21.yy’da faşist anlayışın hâlâ yaşıyor olmasından başka bir şey değildir. Hatta bu durum insan hakları ihlalleri boyutunda, halen daha devam etmektedir: Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan Telegram Kanalının video haberinde Farsça bilmediği için ambulanstan indirilen işçi bunun en bariz örneğidir.

Yazıya İran Türkleri hakkında genel birkaç bilgi ile başlamayı düşünüyorum. Bu yazı serisinin sonunda İran Türkleri hususunda okuyucunun genel bir bilgisi ve hassasiyeti olması ise temel arzumdur. Eğer bu mesele Türk siyasilerin ve karar alıcıların gündemine girmeliyse, öncelikle bunun için gereken kamuoyu oluşturulmalıdır:

İran’ın asli unsuru sayılması gereken İran Türklerine baktığımızda, İran Türklerinin Güney Azerbaycan Eyaleti başta olmak üzere ülkenin pek çok yerinde ağırlıklı nüfusa sahip olduğu anlaşılacaktır. BM Nüfus Fonu verilerine göre İran’ın %27’si Türktür. Türk aktivistlere göre ise İran Türkleri 35-40 milyon nüfusa sahiptir. Yine Ali Ekber Salihi ise İran Türklerinin İran’ın %40’ı [4] civarında olduğunu ifade etmektedir.

İran’ın Demografik Haritası

İran’da özellikle D.Azerbaycan, B. Azerbaycan, Erdebil, Zencan eyaletlerinde nüfusun neredeyse tamamı Türk’tür.[5]

İran’da Türkler, Sovyetler döneminde komünist parti TUDEH’in G. Azerbaycan örgütlenmesinin milliyetçilik şeklinde tezahür etmesi[6] ve girişimlerde bulunmasıyla Cafer Pişeveri’nin önderliğinde özerk bir yönetime kavuştular. Aynı dönemde Kürtler ise bağımsız bir devlet kurma girişiminde bulunmuşlardır. Bu noktada İran’daki Türklerin genel olarak İran’ın bütünlüğünü savunduğunu ancak Türklerin hak ettiği haklara sahip olması noktasında talepleri olduğunu belirtmek gerekir.

İran Türkleri 1918’de de Güney Azerbaycan’da İttihad-ı İslam adlı bir devleti Teşkilat-ı Mahsusa ile kurmuşlardır. Yine Azerbaycanlı büyük Türk Milliyetçisi lider Ebulfez Elçibey‘in de yoğun gündemindeydi. Şu hususu burada özellikle vurgulamak istiyorum; Türklerin bir arada güçlü ittifaklar kurmasının yolu, güçlü işbirliği yapmasını  yolu İran Türklerinin İran’daki güçlerine ve etkinliklerine bağlı olarak gelişecektir. İran Türkleri bu açıdan oldukça kilit bir işlevdedir.

Ebulfez Elçibey

Günümüzde İran Türkleri siyasette ve bürokrasi de etkin değildirler. İran’da Türk milliyetçileri bu noktada kesinlikle devletin kritik noktalarında yer alamazlar. Ancak İran’da Devrim Muhafızlarında Türk nüfuzu oldukça yüksektir. Devrim yanlısı Türklerden oluşan bu kesim milli hassasiyet noktasında da hiç kaygısız durumda değildirler.

Öte yandan İran’da Türklerin hakkını savunanlar ve biraz ses çıkarabilenler; aktivistler İran istihbaratının hedefidirler ve genellikle ülke dışındadırlar.

İran Türklerinin genel yaşayışlarına bakıldığında ise, İran Türkleri, çeşitli eyaletlere yayılmış ve pek çok iş dalında uzmanlaşmışlardır. Büyük oranda Şii olan İran Türklerinde az da olsa Sünni olanlar da vardır. Türkmenler ise genel olarak Sünnidirler. İslamcı ve reformist İslamcı (bu gruplar devrim yanlısıdırlar) bağımsızlık yanlısı milliyetçi (az da olsa vardırlar, daha çok İran dışındadırlar) İran’ın bütünlüğünden yana olan ancak Fars milliyetçiliğine karşı olanlar ve Liberal milliyetçiler az da olsa sosyalist Türkler İran Türklerinin genel politik eğilimleridir. İran Türkleri günlük yaşayışlarında kesinlikle Türkçe konuşurlar.Türkçe eğitim hakları anayasal olarak var olsa da pratikte yoktur. İran’daki Türklerin en önemli varlıklarından birisi ise Traktör futbol takımıdır.

Önümüzdeki süreçte farklı yönleriyle ele alacağımız İran Türklerinin Türk Milletinin bekasını önemseyen kişilerce maddi ve manevi olarak desteklenmesi çok önemli bir husustur. Aksi halde İran’daki Türkler Fars milliyetçisi İran rejiminin zulmüne uğramaya devam edeceklerdir. Çeşitli Türk aktivist oluşumları Türkiye’de sesini duyurmakta güçlük çekmekte maddi olarak zor durumda kalmaktadırlar.

Eğer çevremizde Türkiye’ye dost ve pek çok alanda güçlü işbirliğine gidebileceğimiz, askeri pakt, ekonomik işbirliği, enerji işbirliği yapabileceğimiz bir İran istiyorsak İran Türklerini desteklemeliyiz.

Behnaz Akıncı

Stratejik Ortak Misafir Yazar

https://stratejikortak.com/2018/08/iran-turklerinin-turkiyeye-bakisi.html

Kaynaklar:

1)www.araznews.org/tr/?p=4090

2)İran’da Farsça Yeterlilik Sınavı, İram, www.iramcenter.org/iranda-ilkokula-baslangicta-farsca-yeterlik-sinavi/

3)www.gazete2023.com/haber/amp/78120

4) http://tebaren.org/?p=732

5)a.g.e. 4

6)https://www.gunaz.tv/az/meqaleler/seyid-cafer-piseveri-ve-azerbaycan-milli-hukumeti-1945-46-arif-keskin-m10750

Hong Kong Bölge Raporu: Hong Kong’da Neler Oluyor?

1997’den beri Çin Halk Cumhuriyeti‘ne özerk statüsüyle bağlı olan Hong Kong ‘ta, tarihinin en büyük krizi yaşanıyor. Hong Kong, Çin’e bağlanmasının üzerinden geçen 22 senede, idarenin aldığı bazı kararlardan dolayı krizler yaşadı. Yasama organının kabul ettiği bir yasa yüzünden geçtiğimiz Haziran ayında başlayan yeni kriz, hızla büyüyerek uluslararası bir boyut aldı. Böylece Hong Kong Özel İdari Bölgesi, 22 yıllık tarihinin en büyük krizine girmiş oldu.

Nisan ayında mecliste görüşülmeye başlanan ”İade Yasası” yüzünden halk, Haziran ayının başlarında protestolara başladı. Hatta karar meclis tarafından görüşülürken, değişikliğe karşı çıkan milletvekilleriyle değişiklik yanlısı milletvekilleri arasında kavgalar çıkmıştı. Kavgalarda çok sayıda milletvekili yaralanmıştı. İade Yasası’na göre, Hong Kong’daki zanlıların Çin’e, Makao Özel İdare Bölgesi’ne ve Tayvan’a  iadesini kolaylaşacaktı. Hong Kong’lu muhaliflerin karara karşı çıkmalarının sebebi ise, Çin’in yargı sistemidir. Halk, insanların keyfi gözaltılara, adil olmayan yargı süreçlerine ve hatta işkenceye maruz kalacağı kaygısını yaşıyor.  Daha önce benzer durumlar bölgede yaşanmıştı. Mesela, ”23. Madde” değişikliği ile Çin Halk Cumhuriyeti rejimini yıkmaya yönelik her türlü siyasi örgütlenme ve etkinlikler yasaklanmaya çalışıldı. Karardan sonra protestolarla beraber büyük bir direniş başladı (2014’teki ”Sarı Şemsiye” protestoları sembol oldu.). Bu süreçleri yaşamış olan halk, ”İade Yasası”ndan sonra fazla tereddüt etmeden sokaklara çıktı. Protestocuların sayısı kısa sürede 2 milyonu buldu.

Hong Kong

1997’den önce İngiltere mandası olan özerk bölgede demokratik kültür, bulunduğu coğrafya ile kıyaslarsak oldukça iyi seviyedir. Halkın yerel yönetimden ve merkezi yönetimden sık sık demokratik talepleri olur. 22 yıllık özerklik tarihinde Hong Konglu’ların son derece demokratik olan isteklerine karşı Çin’in çok sert cevap vermesi tesadüfü değil. Sosyalist (Maoist) bir ülke olan Çin’de en çok karşı çıkılan kavram, demokratik haklar. Hem Çin’de hem de Hong Kong’ta birçok demokratik hak yasalar ile yasaklanmıştır. Bazı haklar ise anasal suçtur.

Hong Kong’da Son Durum

Protestolar sonucu Hong Kong Özel İdari Bölge Başyöneticisi Carrie Lam,”toplumda çok büyük fikir ayrılıklarına yol açtığı” sebebiyle yasal düzenlemenin askıya alındığını duyurdu. Bundan sonraki süreçte protestolar azalsa da tam olarak bitmedi. Göstericiler, Hong Kong meselesinin 28-29 Haziran’da Japonya’da gerçekleştirilen G20 Liderler Zirvesi’de gündem olması için girişimde bulundu ama başarısız oldular. Konu, G-20’ye taşınmadı. 3-4 Temmuz’da, Hong Kong’un Çin’e katılmasının yıl dönümünde göstericiler meclisi bastı.

20 Temmuz Cumartesi günü tasarının askıya alınmasını yeterli bulmayan halk, ünlü isimlerin de içinde bulunduğu devasa bir protesto başlattı. Protestoların başında bölgenin en büyük aktivist grubu Sivil İnsan Hakları Cephesi var. Protestocular, tasarı tamamen iptal edilmesine ve 4 taleplerinin yerine getirilene kadar protestolarını devam ettireceklerini açıkladılar. Pazartesi günü ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada, Hong Kong’da tüm taraflara itidal ve şiddete başvurmama çağrısı yapıldı. Açıklamada, şiddet haberlerinin “rahatsız edici” olduğu belirtildi. Bunun üzerine Çin Dış İşleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying,  “Çin, kesinlikle herhangi bir yabancı gücün Hong Kong’a müdahale etmesine müsamaha göstermeyecek, herhangi bir yabancı gücün Hong Kong’u karıştırmasına izin vermeyecek.” açıklamasını yaptı. Çunying, ABD’ye ”bir an önce Hong Kong’a uzanan kara elini çekmesini” tavsiye etti. Tayvan Dışişleri Bakanı Joseph Wu, Hem Pekin’i hem de protestocuları suçlu göstererek şiddet olaylarının durdurulması ve demokratik seçimlere gidilmesi çağrısını yaptı.

Hong Kong Şehri

Hong Kong Özel İdari Bölgesi Hakkında Bilmeniz Gereken Şeyler

  • Hong Kong, Çin Halk Cumhuriyeti’nin güney kıyısında bulunur.
  • Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası ve 235 kadar küçük adadan meydana gelir.
  • 7.5 milyon nüfusa sahiptir.
  • Asya’nın en büyük serbest pazarı ve limanı, en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir.
  • 1898’de imzalanan “Kira Sözleşmesiyle” Büyük Britanya hakimiyetinde girdi.
  • 1 Temmuz 1997 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özel yönetim bölgesi oldu.
  • Sadece dış politika ve savunma gibi alanlarda Çin’e bağlıdır.
  • ”Tek ülke, iki sistem” politikasıyla idari bağımsızlığını ve yapısını korumaktadır.
  • 2047’ye kadar Çin’e bağlı kalacak.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Gianfranco Poggi, Devlet (Doğası, Gelişimi ve Geleceği)

Time, The Ekonomist

NTV,TRT Haber, Hürriyet

 

https://stratejikortak.com/2017/08/abd-asya.html

Dünden Bugüne İsrail’in Savaş ve Güvenlik Stratejileri

1948 yılında, modern anlamda yeniden sürgün edildikleri topraklara geri dönen Yahudilerin kurduğu İsrail Devleti, o günden bu yana sürekli olarak savaşlar yaşamıştır. İlk etapta İngilizlerle şiddetli bir mücadele içinde olan genç devlet, kuruluş yıllarında Araplarla çetin savaşlara girmiş, ancak yok olma tehdidiyle karşılaşmış olsa da bu savaşların sonunda varlığını koruyabilmiştir. Böylece yüzyıllarca süren krallık döneminin ardından, parlamenter cumhuriyet sistemi rejimi ile yeniden uluslararası arenaya dönen Medinat Yişrael’in hikayesi başlar.

Ülkenin kurulduğu dönemlerden itibaren girilen zahmetlerin temelini iki başlıkta özetlemek gerekir; ekonomi ve savaş/terör hadiseleri. Ekonomi meselesi, bu yazının konusunu ihtiva etmediğinden ele alınmayacaktır. İkinci mesele olan, savaş ve terör hadiseleri üzerinden oluşturulan güvenlik politikaları ile muhtemel gelecekte yapılacak eylem planları hakkında tahminler yürütülecektir.Dünden bugüne İsrail’in savaş ve güvenlik stratejileri değişkenlik göstermiştir;

Birinci Arap-İsrail Savaşı’nı İsrail’in bağımsızlık savaşı olarak adlandırmak, esasında daha kuvvetli bir anlam içerir. Mısır,Suriye,Irak,Ürdün,Lübnan ve Filistinlilerin, birleşerek, Birleşmiş Milletler Paylaşım Planı‘nı reddetmesi ve İsrail’i kurulur kurulmaz dağıtmaya girişimi bu anlamı kuşkusuz destekleyecektir. Savaşın ilk bölümünde şoka uğrayan İsrail Ordusu bir süre sonra bu şoku atlatmış ve dünya kamuoyunun desteğini de alarak –ABD ve SSCB, İsrail Devleti ilan edilir edilmez,ülkenin bağımsızlığını tanımıştır– ateşkes ilanları konusunda yeterli adımlar atmış ve savaş esnasında toparlanma dönemlerine tam zamanında girebilmiştir. Bu savaşın sonunda iki net sonuçtan bahsetmek mümkündü; İsrail’in bağımsızlığının Araplar tarafından silah zoruyla da olsa kabul edilişi (Yeşil Hat konusunda mutabık kalınması) ve bölgede özellikle Filistinlilerle çatışma ortamının süreceği. 

Mitvza Kadesh veya Melhame-i Sina ya da en bilindik ismiyle Süveyş Krizi ise, İsrail, İngiltere ve Fransa’nın, Cemal Abdülnasır rejiminin Süveyş Kanalı politikası üzerinden yaptıkları ortak bir müdahale planına dayanıyordu. Bu operasyon, çok uzun sürmedi çünkü ABD ve SSCB aynı anda savaşın bitmesine yönelik ortak bir adım attılar. Burada Ortadoğu’da önü alınamaz bir savaşın başlamasından endişe ediliyordu. Nitekim burada dünyada yeni süper güçlerin etkisi net bir şekilde görülmüştür. Bunun sonucunda Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerini geliştirme yoluna gitmişken, Fransa ise görece bağımsız hareket etme kararı almıştır. Konumuzu ilgilendiren bölüm ise, Sina’da İsrail’in, kurulmasından kısa bir süre sonra, tüm bölgeyi rahatça işgal etmesi ve Mısır Ordusu’na büyük bir kayıp verdirebilmesidir. Elbette İngiliz ve Fransızların kanal çevresinde yaptıkları operasyonları da göz ardı etmemek gerekir. 1956 Ekim yılında İsrail kontrolüne geçen Sina, 1957’de yeniden Mısır’a bırakılmıştır. Burada Mısır’ın siyasi bir zaferinden söz etmek mümkündür.

Açık mavi renkler İsrail’in 6 Gün Savaşları sonrasındaki kazanımını gösteriyor.

Harbel Eyyamel Sitta, Milhemet Shestet Ha-Yamim, 6 Gün Savaşı Arap-İsrail savaşları arasında kesinlikle en keskini ve sonuçları bakımından Arap Koalisyonu’nun yıkıma uğramasıyla neticelenen harptir. Mısır,Suriye,Ürdün ve Irak’ın doğrudan rol aldığı savaşta Filistin Kurtuluş Örgütü milisleri, Lübnan, Suudi Arabistan,Sudan,Tunus,Fas ve Cezayir de İsrail’e karşı birleşerek mücadele etmiştir. Bu savaşta İsrail’in en kritik hamlesi Mısır’a düzenlediği şok hava baskınıdır. Modek Operasyonu adıyla bilinen harekatta havadan ve karadan, Mısır Hava Kuvvetleri’ne ait hedefler yoğun bir biçimde vurulmuştur. Bu savaşta Mısır Ordusu’nun hava savunma gücünün oldukça yetersiz olduğu gerçeği ortaya çıkmıştır. 300’den fazla uçağın yok edildiği operasyonun ardından Mısır Hava Kuvvetleri adeta yok edilmişti. Bu bağlamda, İsrail Hava Kuvvetleri’nin ve istihbaratının başarısından söz etmek gerekir. Öte yandan, Abdülnasır rejiminin tıpkı İsrail gibi devamlı savaş söylemlerinde bulunmasına rağmen, ciddi bir hazırlık yapamamış olması ve SSCB’den de beklediği desteği almaması, dikkate değer başka noktalardır. Öte yandan, Ürdün’ün ani saldırısının kolayca bastırılması ve yine güçlü bir hava harekatı eşliğinde ülkenin kuzeyinden giriş yapan Suriye birliklerinin Golan Tepeleri’nin ardına kadar püskürtülmesi, Suriye’de görev yapan ünlü MOSSAD ajanı Eli Cohen’in cephe ardından verdiği bilgilerin kullanımı -Nitekim Eli Cohen 18 Mayıs 1965’te El Muhaberat tarafından tespit edilmiş ve Şam’da halka açık bir şekilde, Esad rejimi tarafından idam edilmiştir. –Kudüs’ün başkent ilan edilişi diğer önemli unsurlardan bazılarıydı.  Bu savaşın neticesinde,düzlük alanda hava kuvvetlerinin öneminin ortaya çıkışı (ABD bunu Irak işgalinde başarılı bir şekilde kullandı) ve elbette buna bağlı olarak hava savunma sistemlerinin geliştirilmesiydi. (Saddam aynı Irak işgalinde bu savunma sistemleri üzerine yoğunlaşmayarak, hayatının en büyük hatasını yaptı)

Times of Israel’den alıntıdır.

1973’te Yom Kippur/Harb-i Teşrin Savaşı 20 gün sürmesine rağmen, dünya kamuoyunda, Arap Devletleri’nin ABD’ye uyguladığı petrol ambargosuyla adeta yeni bir çağ başlatmıştır. Araplar, İsrail’e kaybettikleri toprakları geri kazanmak amacıyla ordularını güçlendirmişlerdir. İsrail de özellikle ABD ve Fransa ile yakın ilişkiler geliştirerek savunma sanayine yatırım yapmayı sürdürmüştür. Bu savaşta, farklı olarak doğrudan aksiyona katılmayan bir Ürdün gördük. Lakin, Arap ülkelerinin Mısır ve Suriye’ye verdikleri destekle İsrail karşısında adeta seferber olduklarını biliyoruz. Yom Kippur Savaşı’nda açık alandaki tankların kolayca hedef olabileceği sonucu ortaya çıktı. Nitekim Mısır ve Suriye 500, İsrail 600 tank kaybetti. Bu dönemlerde artık konvansiyonel savaşın Arap ve Yahudi milletleri arasında bir çözüm olmayabileceği fikirleri oluşmaya başladı.

National Public Radio'dan alıntıdır. Filsitinli savaşçıların kutlaması.
National Public Radio’dan alıntıdır. Filsitinli savaşçıların kutlaması.

1975’te alevlenen Lübnan İç Savaşı’nda Lübnan Cephesi grubunu destekleyen İsrail’in amacı, Filistin Kurtuluş Örgütü‘nü zarara uğratmaktı. Güney Lübnan’da mülteci kampları üzerinde hakimiyeti olan örgüt, İsrail’in bölgesel çıkarları için tasfiye edilmesi gereken bir yapıydı, nitekim iç savaşa 1978’den sonra dahil olan İsrail Devleti, Güney Lübnan’da uzun bir süre hakimiyeti ele alsa da, Lübnan’ın kuzeyini de Suriye’ye kaptırmıştı. Nitekim devam eden yıllarda bu iç savaştan doğan ve İran tarafından desteklenen Hizbullah hareketi, İsrail’in başlıca güvenlik sorunlarından biri olmayı sürdürmektedir.

İsrail – Filistin çatışmalarına gelecek olursak, gerek 1987’de başlayıp tam altı yıl süren, Birinci İntifada, gerek bundan yedi yıl sonra ortaya çıkıp beş yıl süren İkinci İntifada, gerekse Gazze olayları İsrail’e güvenlik politikaları konusunda şu mesajı verdi; meskun mahal operasyonları üzerinde araştırmalar geliştirmeli ve başarı oranını arttırmalı, yapılacak güvenlik operasyonlarının masrafının daha az bir şekilde olabilecek yöntemlerle minimize edilerek Filistin halkının toplu isyanının engellenmesi, Gazze Şeridi’nden atılan roketlerin havada imhası konusundaki çalışmaların geliştirilmesi ve Arapların İsrail toplumuna dahil edilmesi için projelerin üretimlerinin hızlandırılmasının gerekliliği.

Öte yandan, bugün, geçmişteki gibi bir Arap-İsrail savaşından bahsetmek mümkün değil. Suriye ile gergin ilişkilere sahip İsrail’in, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt hatta bazı noktalarda Mısır gibi stratejik ortaklarının bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Günümüzde ise İran ile İslam Devrimi’nden önceden kurulmuş dostluğun artık bir düşmanlık halini alması, güvenlik meselelerinin, güncel haliyle ilkini ve temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda Filistinli direniş gruplarının İran’la ve destekledikleri müttefikleri Hizbullah ile ortak hareket edişinin engellenmesi çalışılmakla beraber Suriye’ye hatta kimi zaman Irak’a nokta hava operasyonları düzenlenmektedir. Düzenlenen operasyonların maksadı İran’ı İsrail sınırlarından uzak tutmaktır. Bu çerçevede icra edilen harekatlar, Esad’ın bölgedeki resmi müttefiki Rusya’nın bilgisi dahilinde gerçekleşmektedir. Operasyonlarda Amerika Birleşik Devletleri’nin terör listesine aldığı İran Devrim Muhafızları ve İran’a bağlı Şii milislerle beraber Esad rejimi askerleri ve Hizbullah militanları da hedef alınmaktadır. İsrail, daha önceleri Dera’da Halid Bin Velid Tugayı (IŞİD bağlantılı) ile Suriyeli muhalifler arasındaki çatışmalarda muhaliflere bilgi ve lojistik yardımında da bulunmuştur.

İsrail için kritik bir başka bölge olan Sina’da IŞİD tehdidinin minimize edilmesi konusunda Mısır’la ciddi bir iş birliği gerçekleştirilmektedir. İsrail güvenlik birimleri kimi zaman Mısır hükümeti ile istihbarat bilgisi paylaşırken, bazen de örgüt hedeflerine doğrudan hava saldırıları gerçekleştirmiştir.

Son olarak siber güvenlik operasyonlarının, gelişen teknolojiyle birlikte önem kazandığını bilmekteyiz. Bu bağlam, apayrı bir başlık olabileceği için, stuxnet yazılımı vakası ismiyle araştırma konusunu not olarak bırakmış olayım. İlgisini çekenler için, epey ilginç bir vakadır. Stuxnet yazılımı ile, İran’ın nükleer programının çökertilmesi amaçlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Askeri ve Diplomatik Haber Arşivi (Haziran 2019)

0

Haziran ayında yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeleri özet ilgiler şeklinde sizler için derledik.

Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı güçler ile ülkenin doğusundaki askeri güçlerin lideri General Hafter’e bağlı birlikler arasında Trablus’taki çatışmalar bir haftalık aranın ardından tekrar başladı.

ABD’nin “Asya’da artık sessiz kalmayacağız” uyarılarına yanıt veren Çin Savunma Bakanı Wei Fenghe, “ABD ile yapılacak savaş dünya için bir felaket olur” dedi.

Osmanlı kökenli Nayib Bukele, yemin ederek resmen 2019-2024 dönemi için El Salvador Devlet Başkanı oldu.

Irak Başbakanı Abdulmehdi, “IKBY tek varil petrol (geliri) teslim etmese de bütçede öngörüldüğü gibi (IKBY) memur maaşlarını kesmeyeceğiz.” açıklamasında bulundu.

Protesto gösterileri sonrası Devlet Başkanı Buteflika’nın istifa ettiği Cezayir’de, 4 Temmuz’da yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptal edildiği açıklandı.

İran Dini lideri Hamaney’in danışmanı tümgeneral Yahya Rahim Safevi, ABD liderinin ülke ekonomisinin hayrını düşünüyorsa Tahran’a savaş açmaması gerektiğini, Körfez’de atılacak ilk kurşunun petrol fiyatlarını 100 doların üstüne fırlatacağını söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İranlı yetkililerle ön şartsız görüşmeye hazır olduklarını söyledi.

ABD’nin İran’a karşı Ortadoğu’ya sevk ettiği USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu ile nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçağı, Basra Körfezi’nde tatbikat gerçekleştirdi.

Hindistan Hava Kuvvetlerine ait AN-32 tipi askeri nakliye uçağı, 13 mürettebatıyla Hint hava sahası içinde kayboldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ı kabul etti.

ABD Başkanı Donald Trump, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından “çok büyük ve adil bir ticaret anlaşması yapacaklarını” söyledi.

Gösterilerde 13 kişinin katledildiği Sudan’da yönetimi elinde bulunduran askeri konsey, sivil yönetime geçilmesi için dokuz ay içinde genel seçime gidileceğini duyurdu.

Kuzey Kore devlet medyası, idam edildiği öne sürülen Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un ABD işlerinden sorumlu özel temsilcisi Kim Hyok-chol’u bir konserde gösteren fotoğraf yayımladı.

Bulgaristan Rönesansı’nın Alternatifleri Partisi Başkanı Rumen Petrov, Sofya’nın 1.6 milyar dolara F-16 savaş uçakları alacak olması ile ilgili, “Bize dünyanın en pahalı elektrik süpürgesini satmaya çalışan ABD, elini cebimize daldırmak istiyor” dedi.

Huawei, Rusya’daki bir ileri güvenlik teknolojisi şirketi tarafından geliştirilen yüz tanıma sisteminin fikri mülkiyet haklarını satın aldı.

İngiltere Başbakanı Theresa May, ülkesinin bürokratlarının daha önceki açıklamalarının aksine “Türkiye’nin sondaj faaliyetlerine karşı olduklarını” söyledi. Bu açıklamadan saatler önce Trump, İngiltere ziyareti dönüşü, Twitter’dan May’e teşekkür etmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz ile telefonla görüştü. İki lider birbirlerinin bayramını tebrik etti. Öte yandan Kral Selman, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye’nin İİT dönem başkanlığı süresince gösterdiği çabalar dolayısıyla teşekkür etti.

Rusya Devlet Başkanı Putin, “(Çin ile) İkili ticarette ruble ve yuan kullanımının daha da yaygınlaştırılması amacıyla hükümetler arası bir anlaşma imzaladık.” dedi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Kay Bailey Hutchison, ‘Türkiye’nin hem S-400 hem F-35 alamayacağını, Rus savunma sistemi ile F-35 savaş uçaklarının aynı ordu kontrolünde olmasının kabul edilemez’ olduğunu söyledi.

Yunan Savunma Bakanı Apostolakis, “Türkiye’nin S-400leri alması bölgede hava savunmayı başka bir konsepte taşıyor. Bunun için biz de sistemlerimizi planlayıp programlak zorunda kalacağız. S-400’lere paralel olarak F-35 alımı bölgedeki güç dengesini tamamen değiştirecek” dedi. “ABD’nin sorunu bu sistemlerin NATO sistemleri ile çalışmaması, sizin için değişen nedir?” sorusuna ise Apostolakis şöyle cevap verdi: “Bu sistemlere savunma sistemi diyorlar ama 400 mil menzile sahip bir sistem savunma sistemi olamaz çünkü (bölgede) havada uçan her şeyi vurur.”

Cezayir Geçici Cumhurbaşkanı Abdulkadir bin Salih, “Yeni İpek Yolu” olarak da adlandırılan Çin’in “Kuşak ve Yol” girişimine katılma kararnamesini imzaladı.

ABD merkezli sosyal medya devi Facebook, yeni Huawei telefonlara Facebook, WhatsApp ve Instagram uygulamalarının yüklenmeyeceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Doğu Akdeniz’deki süreç hakkında, “Bölgenin çıkacak olan tüm neması, bu petrol noktasında olabilir başka olabilir, hepsinden Güney Kıbrıs’ın nasıl hakları varsa aynı şekilde uluslararası hukuka göre Kuzey Kıbrıs’taki Türk soydaşlarımızın da hakları var. Bu hakları kimse kusura bakmasın bizle ilgili alakası olmayanlara yedirtmeyiz” dedi.

Microsoft, Çin hükümetinin Uygur Türklerini kontrol etmek için MS Celeb yüz tanıma yazılımını kullanması üzerine veri tabanını internetten kaldırdı.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro, 22 Şubat’tan bu yana kapalı olan Tachira eyaletindeki Kolombiya sınırının bugünden itibaren açılacağını duyurdu.

Türk ve Azerbaycan silahlı kuvvetleri, Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde ortak askeri tatbikat başlattı. “Sarsılmaz Kardeşlik 2019” ismi verilen tatbikatta 5 bin asker, yaklaşık 200 tank ve zırhlı araç, yaklaşık 180 füze ve top, 21 uçak ve helikopter ile diğer silahlar yer alacak.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, Doğu Akdeniz’in ülkesi için stratejik öneme sahip olduğunu belirterek; Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki sondaj faaliyetlerini eleştirdi, bu faaliyetlerin durdurulmasını istediklerini söyledi.

Daha önce BAE’yi sert bir şekilde eleştiren ve Sudan’da Askeri Geçiş Konseyi ve muhalefet arasında ara buluculuk yapmak için başkent Hartum’a gelen Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Sudanlı siyasi aktörleri dışa bağımlı olmadan tam bağımsız ve özgürce kararlar almaya çağırdı.

GKRY’nin Doğu Akdeniz’de 12’nci parselden doğalgaz çıkarılması için Amerikan Noble Enerji şirketiyle anlaşıp 18 yılda 9,4 milyar dolar gelir sağlama planına Dışişleri Bakanlığından jet hamle geldi. Dışişleri Bakanlığı, Yavuz ve Fatih sondaj gemilerinin KKTC’nin Türkiye Petrollerine 2011 yılında verdiği ruhsat sahalarında sondaj çalışmalarına başlayacağını açıkladı.

Libya’da ‘Türkiye destekli’ Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), emekli General Halife Hafter haricinde “doğu bölgesi” temsilcileriyle doğrudan diyaloğa geçmeye hazır olduğunu açıkladı.

Avrupa Birliği (AB), Hong Kong’da zanlıların Çin’e iadesini kolaylaştıran yasal düzenlemeden endişe duyduğunu bildirdi.

İngiltere İçişleri Bakanı Sacid Cavid, Wikileaks kurucusu Julian Assange’nin ABD’nin iadesine onay verdiğini duyurdu.

İdlib’de 13 Haziran sabahı üç Türk askerinin yaralandığı hava saldırısı konusunda Rusya Savunma Bakanlığı, ‘söz konusu hava saldırısının El Nusra’yı hedeflediğini, Türkiye’nin isteği ve Türkiye’nin verdiği koordinatlarla düzenlendiğini’ açıkladı.

Uluslararası Adalet Divanı, Orta Amerika ülkelerinden Guatemala ve Belize’nin sınır anlaşmazlıkları nedeniyle kendilerine başvuru yaptığını açıkladı. Guatemala ile Belize’nin resmi bir sınırı yok, iki ülke birbirinden ‘bitişik bölge’ adıyla ayrılmakta.

ABD Savunma Bakanı Vekili Partick Shanahan, yarın Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Türkiye ile ABD arasındaki S-400 krizi konusunda bir görüşme yapacağını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye S400 savunma sistemlerini alacaktır demiyorum, almıştır. Biz bu işi bitirdik.” dedi.

Yunanistan, Türkiye’den Yunan adalarına gerçekleştirilen turlar çerçevesinde turistik amaçlı sınırlı sayıda yolcu taşıyan gemi ve yatlara 5 bin euro tutarında para cezası kesti. Gerekçe: “Yunan adalarının reklamı yapılarak, yolcu taşımak. Ticari faaliyette bulunmak.”

TOKİ Başkanı Ömer Bulut, Hakkari’den Iğdır’a kadar olan 200 kilometrelik sınır hattında yapımı devam eden güvenlik duvarının yüzde 75’inin tamamlandığını açıkladı.

ABD’li üst düzey yetkili, tıpkı Türkiye gibi Hindistan’ı da tehdit ederek, Hintli gazetecilere, “NATO müttefikimiz Türkiye ile yaşadığımız çok ciddi tartışmaya bakın. Aynı endişeler Hindistan’ın S-400’leri satın alması halinde de geçerli olacaktır.” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, “Doğu Akdeniz’deki zenginlikler hepimize ait ve bu kabul ediliyor. Ama iş tatbikata gelince, ‘Bu bizim egemenlik alanımızdır’ diyen bir Rum tarafıyla karşılaşıyoruz.” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, ay sonundaki G20 zirvesinde Çin Lideri Şi Cinping ile bir araya gelmemeleri halinde Çin’e daha fazla gümrük vergisi getireceğini söyledi.

İzlandalı mevkidaşı ile konuşan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, milli futbolcularımızın havaalanında bekletilmesiyle ilgili, “Önceden iki kez haber verilmesine rağmen yapılan muamele kabul edilemez” dedi.

ABD Temsilciler Meclisi tarafından oylanan tasarıda Türkiye’ye S-400 alma kararının iptali için çağrı yapıldı. Oy birliğiyle alınan kararda, Türkiye’nin S-400 ve F-35’leri birlikte alamayacağı ve birini tercih etmesi gerektiği belirtildi.

Rusya ve Suriye kurumlararası koordinasyon merkezleri, şu an itibarıyla dünyadaki yaklaşık 1.8 milyon Suriyeli sığınmacının evlerine döndüklerini açıkladı.

Pentagon Sözcüsü Mike Andrews, Türk pilotların ABD’deki F-35 avcı uçağı eğitiminin sonlandırıldığını söyledi. Andrews, Reuters’a verdiği demeçte, “Bakanlık, Türk pilotların uçuş yapmadığından haberdar” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun, ‘İsrail karşıtı’ İngiltere İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’e karşı harekete geçmek için seçimleri beklemeyeceği konusunda Yahudi liderlere söz verdiği ileri sürüldü. [WP]

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras resmen istifa etti. Cumhurbaşkanı Prokopis, erken seçim yapılana kadar Çipras’ın geçici Başbakanlık yapmasına karar verdi. Çipras, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde partisi Syriza seçimleri kaybedince erken seçim kararı almıştı.

Anayasa Mahkemesi’nin daha önce alınan erken seçim kararını uygulamaması nedeniyle görevden aldığı Moldova Cumhurbaşkanı İgor Dodon, “Son günlerde yapılan tüm pislik, şantaj ve baskılara rağmen istifa etmeyeceğim.” dedi.

Mali’nin Dogon köyüne yapılan saldırıda 100’ün üzerinde kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Ajanslara bilgi veren güvenlik kaynakları “Dogon köyü neredeyse tamamen ortadan kaldırıldı” şeklinde yorum yaptı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde Mesut Barzani’nin ardından başkanlığa seçilen Neçirvan Barzani yemin ederek göreve başladı.

A Milli Takım’ın İzlanda Havalimanı’nda saatlerce bekletilmesi ile ilgili konuşan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Milli Takımımızın İzlanda Havalimanı’nda maruz kaldığı muamele kabul edilemez. Gereğini yapacağımızdan milletimizin şüphesi olmasın” dedi.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Kanada’daki tüm konsolosluklarını kapatma kararı aldı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Venezuela’nın başkenti Karakas’taki Büyükelçiliğini geçici olarak kapattığını açıklamıştı.

BAE Dışişleri Bakanı Al Nahyan, Alman mevkidaşı Heiko Maas ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “Gelecekte İran’la imzalanması muhtemel herhangi bir anlaşmada bölge ülkeleri de taraf olmalıdır.” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Suriyeli kardeşlerimize biz ev sahipliği yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bana 6 ay süre verin, bunu tüm İstanbul’a söylüyorum. 6 ay sonra buradaki düzenin yüzde 100’e yakın bir oranda herkes tarafından sağlandığını herkes görecektir” dedi.

Moldova’da koalisyon hükümetinin parlamentoda yemin ederek göreve başlamasının ardından Anayasa Mahkemesi hükümetin “yasal” olmadığını açıkladı. Mahkeme, daha önce mevcut Cumhurbaşkanı İgor Dodon’u görevden almıştı. Ülkede 6 Eylül’de erken seçim gerçekleşecek.

Birleşmiş Milletler (BM), dün mahkeme salonunda hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ölümünün araştırılmasını istedi.

Irak’ta Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Başbakan Adil Abdülmehdi’nin kabinesini 10 günde tamamlamasını istedi, aksi halde hükümetten desteğini çekeceğini bildirdi.

ABD Başkanı Trump, Eylül 2001’de ABD’de düzenlenen terör saldırılarının ardından kimin olduğunu bildiği mesajını vererek, New York’taki Dünya Ticaret Merkezi binasını “Irak’ın yıkmadığını” söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Yavuz sondaj gemisini perşembe günü uğurlayacaklarını belirterek, geminin temmuz başında KKTC’den alınan ruhsat sahası üzerinde ilk sondajına başlayacağını söyledi.

Eski Mısır Devlet Başkanı Mursi’nin cenazesi, yoğun güvenlik önlemleri altında ailesi ve avukatlarının eşliğinde sabah saatlerinde sessizce defnedildi.

Suudi Arabistan, Mısır’ın seçilmiş ilk Devlet Başkanı Mursi’nin ölümünün hemen ardından “Müslüman Kardeşler terörün kaynağıdır” şeklinde bir paylaşımda bulundu.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Türkiye ve İran’ı Ortadoğu’da genişleme politikası izlemekle suçladı ve Türkiye’nin neo-Osmanlıcılık kisvesi altında ‘Siyasal İslam’ı teşvik ettiğini söyledi.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “Amacımız İran nükleer anlaşmasının tam olarak uygulanmaya devam edilmesini sağlamak.” dedi.

KKTC’nin yeni Başbakanı Ersin Tatar, AB çatısı altında iki devletin görüşülebileceğinin ilk kez hükümet programına yazıldığını belirterek, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin en yetkili ağızları da bundan söz ediyor. Federasyon görüşmelerinin hiçbir anlamı yok.’ dedi.

Ukrayna’nın yeni Devlet Başkanı Zelenskiy, ülkenin markasını oluşturan unsurların sadece tarım, madenler ve metalürji ile sınırlı olmayıp, bu unsurlardan bir tanesinin de ‘başta kadınlar olmak üzere çok güzel insanlar’ olduğunu ifade etti.

Mısır’ın demokratik yöntemlerle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi mahkeme salonunda hayatını kaybetti.

Hong Kong Özel İdari Bölge Başyöneticisi Carrie Lam, sokak protestolarına yol açan zanlıların Çin’e iadesini kolaylaştıran yasal düzenleme süreciyle ilgili Hong Kong halkından özür diledi.

Yunanistan Başbakanı Çipras, Dışişleri ve Savunma Bakanı ile birlikte Genelkurmay Başkanı’nın da katılsa Savunma Toplantısı’nda, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ın alanında doğal gaz aradığı teyit edilirse AB’den Türkiye’ye yaptırım uygulamasını isteyeceklerini söyledi.

Dünyanın en pahalı savunma sanayi projesi olan 5. nesil savaş uçağı F-35’in motorlar, aydınlatma, yakıt ve navigasyon sistemlerini kontrol eden devre kartlarının Çin’in Exception PCB şirketi tarafından üretildiğinin ortaya çıktı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde “Ramat Trump” isimli Yahudi yerleşim biriminin temelini attı.

ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Greenblatt, “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelenen Orta Doğu barış planı açıklanmasının, İsrail seçimleri nedeniyle kasım ayına ertelenebileceğini belirtti.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), MQ-9 Reaper tipi insansız hava araçlarının (İHA) 6 Haziran’da Yemen üzerinde Husiler tarafından düşürüldüğünü, diğer bir MQ-9’a ise 13 Haziran’da Umman Körfezi’nde atış yapıldığını açıkladı.(DB)

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran’ın Umman Körfezi’ndeki tanker saldırılarının arkasında olduğu konusunda şüphe bulunmadığını ancak ABD’nin İran’la savaş istemediğini belirtti.

Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’de gözlem noktalarını taciz eden rejim güçlerinin ilk kez vurulduğunu duyurdu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Petrol aramaya devam edeceğiz. Biz bize ayrılmış yerlerde petrol aramaya devam ediyoruz, edeceğiz. 4 tane kendimize ait sondaj gemimiz var. Birileri kaşını gözünü oynatırsa biz de uçaklarımız, gemilerimizle o fırkateynlerin yanında yerimizi alıyoruz.

Sırbistan’ın Pancevo şehrinde Sırbistan, Rusya ve Belarus askerlerinin katılımıyla “Slav Kardeşliği 2019” tatbikatının başladığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkı olanlar konuşabilir. Fransa’nın Doğu Akdeniz’de söz söyleme hakkı nereden çıktı? Macron kendine göre gelin güvey oluyor. ” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400’ler ile ilgili (ABD’ye karşı), “Her zaman söylüyorum. Burası kasaba devleti değil, burası Türkiye Cumhuriyeti. Burada tükürdüğümüzü yalarsak devlet terbiyemize uymaz” dedi.

Kıbrıs adasında KKTC ile GKRY arasında ilk kez resmi olarak karşılıklı suçlu iade takası yapıldı.

Pentagon sözcülerinden Eric Pahon, Rusya’nın S-400 satışı ile Türkiye-ABD ilişkilerini çatlatmaya çalıştığını öne sürerek “Buna izin vermeyeceğiz” dedi.

ABD Başkanı Trump, İngiltere ziyareti sırasında Kraliçe II. Elizabeth’in kendisiyle çok eğlendiğini ve yardımcılarının Kraliçeyi 25 yıldır ilk defa bu kadar eğlendiğini gördüklerini söyledi.

Rusya ve AB’nin ortak bir şekilde karşısında durduğu Demokrat Parti lideri oligark Vladimir Plakhotnyuk’un da ülkeyi terkettiği doğrulandı. Plakhotnyuk o kadar zengin ki “ülkenin sahibi” olarak görülüyor ve tüm devlet kademelerinde istediği gibi söz sahibi olabiliyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye’de terörle mücadele de dahil olmak üzere bölgenin istikrara kavuşturulması konusunda yapılanların Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak başarısı olduğunu bildirdi.

İsrail Güvenlik Kabinesi Üyesi ve Çevre Bakanı Zeev Elkin, “ABD ve NATO, gelişmiş silahlara sahip olmaya çalışan Türkiye’ye gözleri kapalı bir şekilde güvenmemelidir.” dedi.

İngiltere Başbakanı Theresa May’in görevi bırakmasının ardından başbakanlığın en güçlü adaylarından Dışişleri Eski Bakanı Boris Johnson, 31 Ekim 2019 tarihine kadar ülkesinin AB’den ayrılığını (Brexit) gerçekleştireceğini söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, “Umman Körfezi’nde 2 tankere yönelik saldırıyı İran Devrim Muhafızları’nın gerçekleştirdiği neredeyse kesin.” dedi.

Hiper enflasyondan ötürü artık nakit taşımanın neredeyse imkansız hale geldiği Venezuela’da 10 bin, 20 bin ve 50 binlik yeni “egemen bolivar” banknotları piyasaya sürülmeye başlandı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Umman Körfezi’nde seyir halindeki ham petrol yüklü iki büyük tankere yapılan saldırıyı kınadığını belirterek, “Eğer ortada dünyanın bedelini ödemeyeceği bir şey varsa o da Körfez bölgesindeki büyük bir çatışmadır.” dedi.
___________________________

Amerika’nın İran Özel Temsilcisi Brian Hook, Tahran’ın müzakere için tüm arabuluculuk önerilerini reddettiğini belirterek İran’a daha fazla yaptırım uygulanacağını açıkladı.

Etiyopya’da Amhara eyaletindeki başarısız darbe girişimi sırasında öldürülen eyalet başkanı ve danışmanının ardından Genelkurmay Başkanı General Seare Mekonnen’in de (korumaları tarafından) öldürüldüğü duyuruldu.

Türkiye, 5 ülke ile katılımcısı olduğu (nakliye uçağı) A400M Projesi kapsamında 8’inci uçağını teslim aldı.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ‘Almanya’nın bir aşırı sağcı terör sorunu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini’ söyledi.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, Irak ve Türkiye ilişkileri bağlamında yeni bir dönemin başlayacağını söyledi.

Sri Lanka’da 21 Nisan’da Paskalya gününde yaşanan terör saldırılarının ardından iki aylığına ilan edilen olağanüstü hal bir ay daha uzatıldı.

İran Savunma Bakanlığı Uzay Kurumu çalışanı bir İran vatandaşı, CIA için casusluk yaptığı gerekçesiyle idam edildi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile savaş istemediğini fakat olası bir savaşta İran’ın “yok olmayla karşı karşıya kalacağını” söyledi.

Sisi yönetiminin, Mursi’nin toprağa verildiği mezarlıktan sadece İsrail televizyonunun görüntülemesine izin verdiğini biliyor muydunuz?

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Ryabkov, INSTEX’in kullanılmazsa Moskova’nın Tahran’a yardım edeceğini söyledi. INSTEX: Almanya, Fransa ve İngiltere’nin İran yaptırımlarına karşı koymak için kurduğu mekanizma.

AB Komisyonu Sözcüsü Juncker, “Kıbrıs (GKRY) ile tam dayanışma halindeyiz. Türkiye’nin Kıbrıs’a ait sularda yaptığı şey, tamamen kabul edilemezdir. Komisyon, bu çatışma söz konusu olduğunda, gerekli (hafif olmayan) tedbirleri almak için yetkilendirilmişti.” dedi.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerinde ısrarcı olmasının Avrupa’dan gelecek sonuçları olacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Emir Ali Hacızade, ABD’ye ait insansız hava aracına eşlik eden ve içinde 35 kişinin bulunduğu bir keşif ve saldırı uçağını da tespit ettiklerini ancak vurmaktan kaçındıklarını söyledi.

KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay:, “KKTC hükümeti Maraş’ı açma kararı almadı. Maraş’ı birine verme ya da BM kontrolünde açma kararı da almadı. Aldığımız karar bu aşamada kapalı Maraş içerisinde bir envanter çalışması yapılmasıdır.” dedi.

İsrail son yılların en büyük askeri tatbikatında ilk kez F-35’leri kullandı. Ülkenin kuzeyindeki dört günlük tatbikatın “S-300, S-400 gibi gelişmiş Rus teknolojilerine sahip” düşmanlara karşı tasarlandığı belirtiliyor.

Brüksel’de toplanan 28 Avrupa Birliği ülkesinin devlet ve hükümet başkanları GKRY ve Yunanistan’ın baskıları sonucu Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğal gaz ve petrol arama çalışmalarını bir kez daha kınadı.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yeni Başkanı Neçirvan Barzani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek üzere İstanbul’a geldi.

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, Türkiye’nin Suriye’deki askerlerini çekmemesi ve ülkenin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını tanımaması halinde ‘Türk güçlerini İsrail güçleri gibi işgalci kabul edeceklerini’ bildirdi.

Milli Savunma Bakanlığı, Türk ve Yunan heyetleri arasında teknik düzeydeki görüşmelerin ikincisinin tamamlandığını bildirdi: “İki ülke arasında uygulanabilecek Güven Artırıcı Önlemler ve Ege Denizi’nde iş birliğini artırmaya yönelik alınabilecek tedbirler görüşüldü.”

Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye’de özel güvenlik şirketlerinin faaliyette bulunduğunu ve Rus firması olan özel güvenlik şirketlerinin Rusya Devleti ile hiçbir bağının bulunmadığını söyledi.

Yavuz sondaj gemisi, Güney Kıbrıs’ın hak iddia ettiği Kuzey Kıbrıs’ın MEB alanında keşif yapmak Kocaeli’nden yola çıktı. Yavuz’a Deniz Kuvvetlerimize ait TCG FATİH Fırkateyni refakat ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, S-400 konusunun Rusya ve Türkiye için bitmiş bir konu olduğunu ve bu alım konusunda ABD’nin Türkiye’ye yaptırım getirebileceğine hiç ihtimal vermediğini söyledi.

Almanya Başbakanı Merkel, “Ben Irak’ın toprak bütünlüğünden yanayım. Bağımsız bir Kürt devleti kurulmasının bölgedeki barışa hizmet edeceğini düşünmüyorum.” dedi.

Yunanistan Başbakanı Çipras, Doğu Akdeniz’deki tüm gelişmelere rağmen Türkiye ile iletişim kanallarını açık tuttuklarını ve gerekli gördüğünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla aramaktan çekinmeyeceğini söyledi.

KKTC Başbakanı Tatar, “Maraş bizim topraklarımız içindedir ve orayı koruyan da bizim ordumuzdur. Türkiye’nin bilgisiyle bu yola (tekrar açılması) girilmiştir.” dedi.

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, İdlib bölgesinde silahsızlandırılmış tampon bölgenin oluşturulmasını öngören Soçi Mutabakatı’nın Türkiye tarafından uygulanmadığını ama halen yürürlükte olduğunu iddia etti.

Silahlı Çatışma Yer ve Olay Veri Projesi tarafından yayınlanan rapora göre, Yemen’deki iç savaşta 2015 yılından bu yana 91 binden fazla kişi hayatını kaybetti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Şemhani, “Avrupa ile görüşmeler sonuçsuz kalırsa Rusya ve Çin’le işlem hacmimizi geliştiririz, bunu taraflarla müzakere ediyoruz” dedi.

İngiltere’de eski Dışişleri Bakanı ve Muhafazakar parti genel başkan adayı Boris Johnson, Müslüman kadınları hedef alan açıklamalarından üzüntü duyduğunu söyledi. Boris Johnson çarşaflı kadınları posta kutusuna benzetmişti.

BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin hazırladığı raporda, “Kaşıkçı, uluslararası hukuka göre Suudi Arabistan’ın sorumlu olduğu, kasten ve tasarlayarak gerçekleşen bir yargısız infazın kurbanı oldu.” ifadeleri yer aldı.

KKTC Başbakanı Tatar, “Türk Silahlı Kuvvetleri ile KKTC askeri güçleri birlikte çalışmalar yapmaktadır. Yapılan tatbikatlar bunun önemli mesajlarıdır. Kimse çıkıp da bir şey diyemez, garantör ülkemiz Türkiye’nin attığı adımlara.” dedi.

Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersin Tatar başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, ‘Kapalı Maraş’ın açılması kararı aldı. Kapalı Maraş, geçmişte dünyanın en pahalı turizm bölgeleri arasında yer alıyordu. 1974’te Türk ordusu bölgeyi çetelerden temizlemesine rağmen BM arada set olmuştu.

ABD Senatosu, Trump’ın Ankara Büyükelçiliği’ne aday gösterdiği (PKK/PYD’nin korunması gerektiğini söyleyen) David Satterfield’a onay verdi.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin, İran ve ABD arasında artan gerilimi gerekçe göstererek Yemen’in güneyindeki Aden sahilindeki askerlerini geri çektiği iddia edildi. BAE Yemen’de bazı askeri hareketliliklerin olduğunu ancak bunların asker geri çekme ile ilgili olmadığını bildirdi.

Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte rakip siyasetçilerin, görevden azledilmesi yönünde girişimde bulunmaları halinde cezaevine gönderilecekleri tehdidinde bulundu.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Servisi (NISS) Başkanı General Adem Muhammed’i ülkenin yeni Genelkurmay Başkanı olarak atadı.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanlığının Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’ne F-22 Raptor tipi savaş uçaklarını konuşlandırdığı açıklandı. Yaklaşık 13 bin Amerikan askerinin bulunduğu üs, Amerikan ordusunun Suriye ve Irak’taki IŞİD’e karşı operasyonlarında kullanılıyor.

Daha fazla İsrail’e ait F-35 uçaklarının Irak ve Suriye’de hava operasyonlarına katıldıklarını duyuran İngiltere, “İsrail Hava Kuvvetlerine ait F-35 uçakları da Doğu Akdeniz, Suriye ve Irak hava sahası üzerinde bizimle birlikte devriye uçuşları gerçekleştirecek.” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya ile ilgili, “Bana bu yönde ulaşan bir bilgi yok. Yani Hafter tarafından böyle bir talimat varsa inceletiriz. Zaten bu konularla ilgili gerekli tedbirlerimiz alındı. Bundan sonra da gerekirse farklı tedbirleri alırız” dedi.

Afganistan’ın kuzeyindeki Baglan vilayetinin Nahreyin ilçesindeki bir korucu karakoluna düzenlenen saldırıda 25 korucu öldü.

Trump, “Obama adil davranmadı, Erdoğan’ın suçu yok” ifadesini kullanırken, “Türkiye’yi seviyorum, evet ülkemi de seviyorum ama Türkiye’ye (F-35 ve S-400 konularında) haksızlık edildi” dedi.

Libya’da ‘Türkiye destekli’ UMH’nin stratejik Giryan şehrini Hafter güçlerinden geri almasının ardından Hafter ordusunun sözcüsü Ahmed el Mismari, Türkiye’nin doğrudan UMH’ye kara, hava ve denizden destek verdiğini ve Türk gemilerinin doğrudan hedef olacağını söyledi. ‘Türkiye destekli’ UMH, Akdeniz’deki doğal kaynaklarda söz sahibi olan Libya’da büyük başarılar sağlayarak Hafter güçlerini püskürttü. Büyük yenilgilerden Türkiye ve Katar’ı suçlayan Hafter güçleri, ülkedeki Türk vatandaşlarının tutuklanması talimatı verildiğini açıkladı.

Ankara’daki Rusya Büyükelçiliği’nin basın ataşesi İrina Kasimova, dün gece Türk üssüne yapılan rejim saldırısı ile ilgili “Yorumumuz yok” dedi.

Almanya’nın yeni Adalet Bakanı Christine Lambrecht ülkede 2000-2007 yıllarında sekizi Türk toplam 10 kişiyi katleden Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün işlediği cinayetlerin tam olarak aydınlığa kavuşmadığını söyledi.

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, S-400’lerin Hindistan’ın ulusal çıkarı olduğunu ifade etti.

İdlib’de yer alan 10 nolu gözlem noktasına Esad rejiminin yaptığı saldırıda bir askerimiz şehit oldu, 3 askerimiz yaralandı. Milli Savunma Bakanlığı, Türk ateş gücünün rejim bölgelerini bombaladığını bildirdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, kapalı Maraş konusunda hükümetin yalnızca envanter çalışması yapma kararı aldığını söyledi ve ekledi: “Bu konu mutlaka Birleşmiş Milletler ile işbirliği içinde ele alınmalıdır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sinop nükleer enerji santrali projesinin maliyet ve takvim uyuşmazlığı nedeniyle durduğunu açıkladı.

İdlib’de Türk noktalarına yapılan saldırıları bir yenisi daha eklendi. Bugün Esad güçleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’deki 10 No’lu gözlem noktasını hedef aldı.

Kırgızistan Meclisi, hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan ve 2011-2017 yıllarında cumhurbaşkanlığı yapan Almazbek Atambayev’in dokunulmazlığını kaldırdı.

KKTC Başbakanı Ersin Tatar, “AB üyeliği olabilir ama günün sonunda Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ve Kıbrıs Türk halkıyla bağlarının güçlenerek devam etmesi çok önemlidir. Bizi Türkiye’den kimse koparamaz.” dedi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, başkent Berlin’deki bir törende yine titreme nöbeti geçirdi. Merkel 18 Haziran’da Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’nin yanında da titreme nöbeti geçirmişti.

Venezuela hükümeti, Cumhurbaşkanı Maduro’ya suikast ve ülkeye yeni bir darbe girişiminin engellendiği açıkladı. Maduro, konuyla ilgili ülkesinde önlenen son darbe girişiminin arkasındaki grubun yakalandığını, grubun finansörünün ABD ve Kolombiya olduğunu söyledi.

ABD Senatosu, ülkenin Meksika sınırındaki güvenliğin sağlanması ve orada bekleyen binlerce mülteciye yardım edilmesini öngören 4,5 milyar dolarlık acil yardım paketini onayladı.

Daha önce İsrail Başbakanı Netanyahu’yu ağırlayan Umman’da hükümet, Filistin’de büyükelçilik açma kararı aldı.

İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, yarın nükleer anlaşmanın Avrupalı taraflarına verilen sürenin dolmasının ardından zenginleştirilmiş uranyum miktarını artıracaklarını duyurdu. ABD’li yetkililer, miktarın arttırılması halinde müdahale edileceğini bildirmişti.

Hırvatistan Dışişleri Bakanı Marija Pejcinovic Buric, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri seçildi.

Libya’da ‘Türkiye’nin desteklediği’ Ulusal Mutabakat Hükümetine bağlı güçler, Halife Hafter birliklerinin Trablus saldırısında ikmal noktası olarak kullandıkları Giryan kentini ele geçirdi.

Kayseri’de düzenlenen operasyonda yakalanan IŞİD’in Irak/Musul/Muhallebiye şehri sözde emiri çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

BAE Dışişleri Bakanı el-Nahyan, İran’ın suçlandığı Umman Körfezi’nde iki petrol tankerine düzenlenen saldırıyla ilgili olarak ‘net, bilimsel ve ikna edici’ bir kanıtın bulunmaması nedeniyle hiçbir ülkenin suçlanamayacağını söyledi.

ABD Başkanı Trump’ın Başdanışmanı Kushner, İsrail’in eylül ayında yapılması planlanan seçimleri iptal etmesi durumunda “Yüzyılın Anlaşması” planının sonbahardan önce açıklanabileceğini söyledi.

Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD Savunma Bakan Vekili Mark Esper ile NATO Karargâhında bir araya geldi.

Zeytin Dalı Harekatı bölgesinde PKK’lı teröristlerle çıkan Uzman Onbaşı Mikail Candan şehit oldu, 5 askerimiz yaralandı.

Ruanda Dışişleri Bakanı Richard Sezibera, sömürgeci güçlerin Ruanda’nın birlik ve bütünlüğüne kastettiğini belirterek, “Sömürgeci güçler, bizi bir arada tutan tarihi yapıyı yok ettiler, tarihimizi çöpe attılar” dedi.

Eski Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal, “Yüzyılın Anlaşması”nı, Arapların paralarıyla bölgeye verilen bir rüşvet olarak nitelendirdi.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu, Türkiye’nin BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına 10 milyon dolar aktaracağını duyurdu.

ABD’nin NATO Elçisi Kay Bailey Hutchison, aylardır ABD’li yetkililerin söylediği gibi Türkiye’nin S-400’ü alması halinde F-35’leri kaybedeceğini ifade etti.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, 2014 yılında Kırım’ın Rusya’yla yeniden bağlanması sonrası katılım ve oy hakkını askıya aldığı Rusya’ya haklarını iade etti. Ukrayna heyeti, kararı protesto için AKPM’yi terk etti.

ABD Başkanı Trump’ın Japonya’da 28-29 Haziran’da yapılacak G-20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ikili görüşme gerçekleştireceği bildirildi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Yemen’deki Husiler’in Suudi Arabistan’daki Abha Havalimanı’na saldırısını kınayarak, “Husilere, İran adına yaptıkları provokatif saldırıları durdurmaları çağrısında bulunuyoruz.” ifadesini kullandı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt, ülkesinin ne ABD, ne de İran’ın savaş istediğine inanmadığını söyleyese de, söz konusu bir savaş durumunda ABD’nin askeri destek talebini kabul edeceğini açıkladı.

Etiyopya’nın Amhara Eyaleti’nde cumartesi akşamı yapılan darbe girişiminin lideri olduğu iddia edilen General Asamnew Tsige’nin vurularak öldürüldüğü açıklandı.

ABD Başkanı Trump, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i hedef alan bir dizi yaptırımları öngören kararname yayınladı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “Türkiye Cumhuriyeti Amerika ya da herhangi bir ülkenin al dediği zaman bir ürünü alacak ya da alma dediği zaman almayacağı bir ülke değil artık. Amerika’dan hangi açıklama gelirse gelsin, biz S-400’ü aldık” dedi.

ABD’nin, dini lideri Hamaney’i de kapsayan yeni yaptırımları devreye sokmasına yanıt veren Tahran, diplomasi yolunun ‘kalıcı’ olarak kapandığını söyledi. John Bolton, “Washington müzakerelere açık, İran’ın tek yapması gereken o açık kapıdan girmek” mesajını verdi.

ABD Ticaret Bakanlığı, 5 Çinli teknoloji firmasını kara listeye alarak, firmaların ABD yapımı çip ve bileşenlerini satın almasına engel koydu.

Doğu Türkistan’daki Zulüm ve Batının İlgisi (!)

Asimilasyonlar, yıkılan camiler-mezarlıklar ve şehit edilen insanlar…. Hepsi de iki buçuk milyon insanın yaşadığı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde gerçekleşiyor. Öncelikle yapılan zulümden kısaca  bahsedelim. Türk medyası tarafından adeta görmezden gelinen Doğu Türkistan, neyse ki birçok sivil toplum kuruluşu tarafından, takip altında tutuluyor ve çeşitli protestolar ile seslerini duyurmaya çalışmaktalar.

Çin, Naziler gibi Uygur Türkleri’ni toplama kamplarında  tutarak sindirmeye çalışmakta. Sindirilmeyenler ise şehit ediliyor. Uygur Türkleri’nin maruz kaldığı zulüm son bir kaç yılda yapılıyor gibi görünsede, aslında oradaki insanların uzun süredir baskı altında kaldıkları bir gerçek.

Şimdi asıl konu yıllarca süren bu zulüm ne oldu da son zamanlarda yabancı medya tarafından ilgi ile takip edilmeye başlandı. Konu ile alakalı yapılan haberlere bakacak olursak:

Yabancı Medya’da Doğu Türkistan

Stratfor, BBC, CFR, EuroNews, gibi haber siteleri özellikle bahar aylarından itibaren Doğu Türkistan’a özel bir ilgi ile yaklaşıyorlar. Haberlerin içeriği tabi ki Çin’in Uygur Türkleri’ne uyguladığı baskıcı yönetim anlayışı. Şöyle ki, yıkılan camileri ispatlayan uydu görüntüsü karşılaştırmaları bile mevcut.

Peki bir düşünelim, daha önce bahsedildiği üzere, zulüm yıllardır sürüyor ve batı medyası son aylarda ilgi göstermeye (!) başlıyor. Dünya üzerinde Arakan’dan Irak Türkmenleri’ne kadar birçok insan zulüm altında ve batı medyasında herhangi bir haber gündemi şimdiye kadar oluşmadı. Ne oldu peki?

Bir şeyler için bahane lazım ve Çin’in baskıcı yönetimi söz konusu olduğunda birçok bahane elbetteki kolayca bulunabilir. Yani amaç Uygur Türkleri’ni savunmak değil. Onları çok sevdikleri için üzülüyorlar, hiç değil. Uzun lafın kısası Çin’e karşı koz lazım.

ISTANBUL, TURKEY – MARCH 15: Women members of East Turkestan Organizations Association march from Beyoglu Tunel Square to Galatasaray Square during a protest in Istanbul, Turkey on March 15, 2018. (Photo by Muhammed Enes Yildirim/Anadolu Agency/Getty Images)

Ne için koz lazım diye sorulacaksa Çin’in askeri-ekonomik durumu kendisi başlı başına bir cevap. Çin-Pakistan Ekonomi Koridoru, Afrika açılımı gibi birçok konu bazı ülkelerin işine gelmeyebilir. Özellikle Çin’in Sincan bölgesinden başlayıp Pakistan’dan Hint Okyanusu’na bağlanan ekonomi koridoruna yönelik bir koz da olabilir. Bunu ilerleyen zaman dilimlerinde göreceğiz.

Çin'in Doğu Türkistan Zulmü

Sonuç olarak, Uygur Türkleri kendi başlarına bırakılmış bir vaziyette ve ne ABD, ne Avrupa, ne de Çin onları umursuyor. Batı için bir koz lazım ve şimdilik altyapısı hazırlanıyor diyebiliriz.

Not: Doğu Türkistan ile alakalı batı medyası tarafından yapılan haberler elbette ki mevcut, ancak gündemin oluştuğu başka bir zaman görünmüyor.

Akdeniz Haber Arşivi: Yavuz Sondaj Gemisi Bölgede (Haziran 2019)

Ocak ayından bu yana hazırladığımız Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresindeki gelişme arşivinde Haziran ayı çok sıcak geçti. Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz’un savaş gemilerinin korumasında Kocaeli’nden yola çıkmasıyla artan diplomasi trafiği ve bürokratların bölgeye yönelik açıklamaları artarken, birçok ülke de ‘tarafını belirledi’ diyebiliriz.

Doğal gaz keşiflerini, askeri tatbikatları ve bölge hakkında yaşanan diplomasi trafiğini kısa başlıklar halinde sizler için derledik.

1 Haziran: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez “Bölge dışı aktörlerin arkasına saklanarak, bir oldubittiyle, Kıbrıs Türklerinin hakkına göz dikenler, bu çılgınlıklarından şimdiden vazgeçsinler. Türkiye, Kıbrıs Türkünün ezilmesine dün nasıl seyirci kalmadıysa bugün de eli kolu bağlı tribünden seyretmeyecek.” Dedi.

KKTC Başbakanı Ersin Tatar, adadaki Türk askeri varlığının, adadaki barışı ve güvenliği sağladığına işaret ederek “Türkiye, barışın teminatıdır. Türk ordusu adadan çekilirse gerçek anlamda çatışma doğabilir” dedi.

3 Haziran: Güney Kıbrıs Savunma Bakanı Savvas Angelidis, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti Münhasır ekonomik bölgesini ihlal ederek Kıbrıs konusundaki gerçek niyetini ortaya koyduğunu söyledi ve “Hükümetimiz, Avrupa Birliği ve diğer dost ülkelerle beraber Türkiye’nin Kıbrıs sularındaki yasa dışı eylemlerini kınadı. Türkiye’nin ihlalleri, daha geniş Doğu Akdeniz bölgesi perspektifini tehlike atıyor ve bölge ülkelerinin güvenlik, refah ve gelişimini baltalıyor” ifadesinde bulundu.

4 Haziran: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Yavuz sondaj gemisinin Temmuz başı gibi, KKTC’den alınan bir lokasyonda sondajına başlamış olacağını duyurdu.

  • Yunanistan Savunma Bakanlığında görevli Korgeneral, erken seçim öncesi Türkiye ile güven artırıcı önlemlere ilişkin görüşmelerin dondurulması gerektiğini belirterek, istifa etti.

7 Haziran: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Amerikan Noble Enerji ile ilk gelir paylaşımı anlaşmasını yaptı. Rum Enerji Bakanı Giorgos Lakkotrypis, anlaşmanın 18 yıllık sözleşme süresi boyunca GKRY’nin Hidrokarbon Fonu için 9,4 milyar dolar gelir sağlayacağını açıkladı.

GKRY Enerji Bakanı Giorgos Lakkotrypis

Güney Kıbrıs’taki bu gelişmeye ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizler şu anda münhasır ekonomik bölgelerde, özellikle Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimin, Türk soydaşlarımızın haklarını sonuna kadar korumakta kararlıyız. Bu hakları kimse kusura bakmasın hiç ilgisi alakası olmayanlara da yedirtmeyiz” dedi.

Enerji Bakanı Fatih Dönmez, “Akdeniz’e gemi gönderdik, başta Kıbrıs Rum yönetimi olmak herkes ayaklanıp ‘burada Türklerin ne işi var’ dediler. Senin orada ne işin varsa benim orada o işim var” şeklinde konuştu.

8 Haziran: ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, Doğu Akdeniz’in ülkesi için stratejik öneme sahip olduğunu belirterek, “Doğu Akdeniz, ABD’nin bir dizi stratejik çıkarının ve önemli ortaklarının bulunduğu bir bölge. Biz Doğu Akdeniz’e, yeni hidrokarbon kaynaklarının bulunduğu, enerji kaynakları açısından da giderek önemi artan bir bölge olarak bakıyoruz” dedi.

10 Haziran: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, münhasır ekonomik bölgesi içerisinde yasadışı sondaj yapıldığı gerekçesi ile Fatih sondaj gemisinde çalışanlar ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile işbirliği yapan şirketlerin yetkilileri hakkında tutuklama emri çıkardı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, GKRY’nin Fatih Sondaj Gemisi çalışanları ve TPAO ile iş birliği yapan yabancı şirketlerin yöneticileri hakkında tutuklama kararı çıkarmasına tepki gösterdi. Aksoy “Kıbrıs Türklerini yok sayarak ve haklarını gasp ederek hareket eden GKRY’nin bu haddini aşan kararı şayet doğru ise, bizim açımızdan hiçbir hükmü ve geçerliliği olmayacaktır. Bu cürette bulunduğu takdirde, gereken cevabı vereceğimizden de kimsenin şüphesi bulunmamalıdır” açıklamasında bulundu.

  • Şehit Teğmen Caner Gönyeli – 2019 Arama Kurtarma Tatbikatı, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arama Kurtarma Teşkilatı’nda yer alan sivil ve askeri unsurların katılımıyla başladı.

KKTC Başbakanı Tatar, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve onunla iş birliği yapanlar kendi çıkarları için Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Doğu Akdeniz’den dışlamaya, haklarımızı arzu ettikleri gibi gasbetmeye çalışıyorlar.” dedi.

  • Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Türkiye’nin Akdeniz’de uluslararası hukuka uygun sondaj faaliyetlerine karşı hiçbir hukuki mesnedi olmayan tutum ve davranışlarının devam ettiğini belirterek, “Rum tarafından yapılan açıklamalar ve Fatih gemimizde çalışan personelimize karşı çıkarıldığı iddia edilen tutuklama tehdidi karşısında faaliyetlerimiz hiçbir aksamaya mahal vermeden devam etmektedir. Türkiye hiçbir tehdide boyun eğmemiştir ve bundan sonra da eğmeyecektir.” ifadesini kullandı.

11 Haziran: KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Doğu Akdeniz’de son zamanlarda yaşanan gerginlikler hiçbirimizin arzu ettiği bir durum değil. Bu zenginlikler hepimize ait. Eğer bu, bu şekilde yapılırsa ‘KKTC ve Türkiye’ye aynı şekilde davranmaktan başka seçenek bırakmıyorsunuz’ dedik. Ve şu anda bunun gerekleri yapılıyor.” açıklamasında bulundu

14 Haziran: Doğu Akdeniz’de düzenlenen Şehit Teğmen Caner Gönyeli Arama ve Kurtarma tatbikatı başarıyla son buldu. Tatbikatta, bir pilotun üniformasındaki, “Ayşe tatile çıktı” kabartmalı peçi dikkati çekti.

15 Haziran: Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras, Portekiz Başbakanı Antonio Costa, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Malta Başbakanı Joseph Muscat, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Anastasiades, Malta’da ‘AB Güney ülkeleri zirvesi’ gerçekleştirdi. Zirve sonunda yapılan açıklamalarda, Türkiye’nin, Kıbrıs’taki doğalgaz arama faaliyetleri sert şekilde eleştirildi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bu konuda “Türkiye, Kıbrıs münhasır ekonomik bölgesindeki yasa dışı faaliyetlerini durdurmalıdır. Avrupa Birliği, bu konuda bir zayıflık göstermeyecektir.” dedi.

  • Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras ise “Bu, Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal edici davranışlarını sona erdirmediği takdirde, Avrupa Birliği’nin spesifik önlemler alması gerektiğine ilişkin önemli bir işarettir. Kim uluslararası hukuka saygı göstermiyorsa, sonuçlarına da katlanır” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un yaptığı “Türkiye, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesinde sürdürdüğü yasa dışı faaliyetleri sonlandırmalı” şeklindeki açıklamasına sert cümlelerle yanıt vererek “Sen ne diyorsun ya, biz buralara kıyıdaşız, Kıbrıs’ta garantörüz. Türkiye garantör, Yunanistan garantör, İngiltere garantör. Sen kimsin?” dedi.

17 Haziran: KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, AB’nin yıllar önce yaptığı gibi, şimdi de tarihi hata yaptığını ve Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör etkisi olabilecek enerji konusunun, yeni bir çatışma ve gerginlik alanına dönüştürüldüğüne işaret ederek, “Bu konuda Rumların tek yanlı girişimleri yanında buna destek çıkan uluslararası aktörler de gerilimi artırıyor. Aynı yanlış devam ettirilerek tarihi bir fırsatı daha göz göre göre heba ediyor” dedi.

18 Haziran: Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri konusunda Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ile konuştu. Çipras’ın Konsey’e, ‘Türkiye’yi kınama ve yaptırım uygulama’ çağrısı yaptığı açıklandı.

  • Kuzey Kıbrıs Başbakanı Ersin Tatar başkanlığında toplanan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, kapalı Maraş’a uzman bir ekibin girerek, envanter çalışması kararı alındığını açıkladı. Bakanlar Kurulu’nun Kapalı Maraş konusunu değerlendirdiğini kaydeden Özersay, “Bu konuyla ilgili bilimsel envanterlerin değerlendirileceğini” söyledi. Özersay, “Hukuken KKTC’de askeri bölge statüsünde olan kapalı Maraş’ta çalışma yapılabilmesi için Bakanlar Kurulu koşullar hakkında değerlendirme yapacak” dedi.

20 Haziran: Türkiye’nin ikinci sondaj gemisi Yavuz, Kocaeli’den Akdeniz’e uğurlandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, 6. nesil ultra derin deniz sondaj gemisi Yavuz’un Akdeniz’deki ilk sondajına doğru yola çıktığını belirterek, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Magosa Körfezi’nde bulunan Karpaz-1 kuyumuzda üç bin 300 metre sondaj derinliğine ulaşacak olan Yavuz, buradaki çalışmalarını yaklaşık 3 ayda tamamlayacak.” dedi.

  • Milli Savunma Bakanlığından, Türk ve Yunan heyetleri arasında teknik düzeydeki görüşmelerin ikincisinin tamamlandığı bildirildi. Görüşmelerin yapıcı bir ortamda gerçekleştiği vurgulanan açıklamada, “İki ülke arasında uygulanabilecek Güven Artırıcı Önlemler ve Ege Denizi’nde iş birliğini artırmaya yönelik alınabilecek tedbirler görüşüldü.” ifadesine yer verildi.

21 Haziran: Brüksel’de yapılan AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katıldığı zirvede, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege’de “yasa dışı faaliyetlerine devam etmesi” kınandı. Bu durumun “ciddi anlamda endişe” yarattığı belirtilen bildiride, Türkiye’nin bu faaliyetlere devam etmesi halinde bu durumun AB-Türkiye ilişkileri açısından “doğrudan çok ciddi olumsuz sonuçlar” doğurabileceği vurgulandı. Zirvede Türkiye’den Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saygı gösterilmesi talep edilerek, Doğu Akdeniz’de sondaj arama çalışmalarından uzak durması istendi.

  • Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz arama faaliyetlerinde ısrar etmesi durumunda bunun sonuçları olacağını söyledi. Çipras “Türkiye’nin saldırganlığında bir artış var. Bunu yalnızca Yunanistan’la ilişkilerinde değil, ABD ve Avrupa ile olan ilişkilerinde de gözlemliyoruz” şeklinde konuştu.

24 Haziran: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, “Bazı ülkelerin birçok askeri imkânlarını seferber ederek burada birtakım çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Doğu Akdeniz’deki ülkelerin isimleri belli. Bunların dışında hiç alakası olmayan Fransa ve ABD gibi ülkelerin Doğu Akdeniz’de ne yapmaya ve ne aramaya çalıştığını sormak hepimizin hakkı. Başka ülkeler Fransa açıklarında doğalgaz aramıyorsa; ABD açıklarında başka ülkeler doğalgaz, petrol yatakları aramıyorsa; aynı şekilde şu an Doğu Akdeniz’e kıyısı ve sınırı bulunmayan ülkelerin bu bölgede bulunmaktaki amaçları tartışılmalıdır.” dedi.

25 Haziran: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yunanistan Başbakanı kendine göre bir şeyler söyleyip duruyor. Ne söylerse söylesin. Biz Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumaya kararlıyız” dedi. Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ise cevaben “Sayın Cumhurbaşkanı’na buradan sesleniyorum. Ben kendime göre değil; uluslararası hukuk adına, Avrupa Birliği adına ve hukuk kuralarına saygılı olan uluslararası toplumun adına, mantıklı ve gerçekçi bir dil kullanarak konuşuyorum. Yunanistan tek başına değildir. Bölgedeki istikrarın ve barışın sütun taşlarından biridir. Gerek Yunanistan’ın gerekse Kıbrıs’ın egemenlik haklarını, uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde korumakta kararlıyız.” dedi.

27 Haziran: ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye’ye karşı olan ve Ege ile Doğu Akdeniz’de gerginliğin daha da tırmanmasına yol açabilecek bir yasa tasarını kabul ederek, Senato genel kuruluna sevk edildi. Tasarıda, S-400 füze savunma sistemi alması halinde F-35 savaş uçaklarının sevkiyatının engellenmesi, ABD’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ne 1987 yılından bu yana uyguladığı silah ambargosunun kaldırılması ve ABD’nin, Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek vermesi maddeleri yer alıyor.

Rum Savunma Bakanı Savvas Angelidis, ABD’nin ‘2019 Doğu Akdeniz’de Güvenlik ve Enerji İşbirliği’ yasa tasarısında kabul ettiği revizyonlara rağmen Kıbrıs’ın limanlarını ve altyapısını Rusya’nın ve diğer ülkelerin gemilerinin kullanımına sunmaya devam edeceğini belirtti. Tasarıya göre; ABD tarafından Rumlara uygulanan silah ambargosunun kaldırılması, Rusya savaş gemilerinin yakıt ikmali için Rum limanlarına yanaşmasının reddedilmesi şartını içeriyor.

28 Haziran: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Bu bölgede Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs’ın hakları var. Bu adı geçen ülkelerin nereye kadar hakları var. Hele hele Amerika’nın orada ne hakkı var? Amerika’nın Senatosu böyle bir kararı nasıl alıyor? Bunların hepsi soru işaretidir. Bakıyoruz son zamanlarda Senatonun önüne ne gelirse bunların kararını alıyor.” dedi.

Mayıs ayının özeti:

https://stratejikortak.com/2019/06/doguakdeniz-kibris-haber-arsivi-mayis.html

Suudi Arabistan’da Füzelerin Gölgesinde Ilımlı İslam Projesi

Suudi Arabistan’ın veliaht prensi, Muhammed bin Selman el Suudi, ülkeyi yöneten Selul ailesinin, yakın geçmişteki reformist temsilcisi konumunda bulunmaktadır. Krallığın hüküm sürdüğü Suudi Arabistan‘da füzelerin gölgesinde ılımlı islam projesi yürütülmeye çalışılmaktadır. Peki, bizzat veliaht prens Muhammed bin Selman’ın açıkladığı proje ya da reformlar, Suudi Arabistan’a uyacak mı? Uymazsa ileride ne gibi problemlere sebep olabilir?

Öncelikle ülkenin temel taşlarını incelemekte fayda var:

Kapitalist pazarın, ehemmiyetle petrol ticareti alanında en önemli devletlerinden biri konumunda bulunan krallığın ideolojisi, geleneksel İslam olarak tanımlayabileceğimiz, selefilik ile tanımlanıyor. Selefiliğe göre, İslam açısından en hayırlı zamanların, Hz. Muhammed peygamber dönemi ve beraberindeki sahabelerin yaşadığı tarihler olduğu, ardından bir sonraki nesil olan tabiin ve ondan sonraki nesil olan etbaut tabiin olduğuna inanılır. Esasında bu inancın temellendiği bir hadis mevcuttur:

Şablon kaynağı : www.sorularlaislamiyet.com
Şablon kaynağı : www.sorularlaislamiyet.com

Geleneksel İslam’dan Kasıt Nedir?

Geleneksel İslam’dan kasıt şu şekildedir; dinin inanç biçimi ve pratikleri, Hz.Muhammed dönemine göre olmalıdır. Örneğin bir ayet hakkında peygamber, ilaveten bir açıklama getirmediyse, açıklamaya dini açıdan gerek görülmediği için getirilmemiştir, sahabe soru sormadıysa, bu durumun bir hikmeti mevcuttur. Ya da misalen ayette Allah’ın eli lafzı geçtiyse, burada güç olarak tevil edilmesi yanlıştır, kendisine has bir el vardır,denilir ve fazlası için yorum yapılmaz.

Mezhebin mantığında, bir ayet,hadis veya vaka ekstra olarak açıklandıysa ona göre amel edilir, açıklanmadıysa da hikmetinden sual olunmaz. Bu bağlamda, Suudi Arabistan’ın kuruluşundan itibaren, Osmanlı Devleti ile tamamen farklı bir çizgide ilerlediğini görmekteyiz. Nitekim, Osmanlı Devleti, selefi veya Türkiye’de bilinen ismiyle, vahabi bir devlet değildir. Anadolu’daki İslamiyet anlayışı, doğunun etkisiyle gelen sufizm ile beraber, daha farklıdır. Pratik şeriat uygulamalarının toplumsal yönünden ziyade bireysel yönüne ağırlık verir. Esasında Türkiye’de vahabiliğin selefilik ile aynı tarihte çıkmış olduğu gibi bir yanılgı da mevcuttur lakin bu başka bir tartışma konusu olacağından ve konudan sapmaya neden olabileceğinden Suudi Arabistan’a geri dönelim.

Suudi Arabistan’ın Batılılaştırılması

Selefi hukukuna göre temellendirilmiş ve ideolojik öncülüğünü Muhammed bin Abdulvehhab’ın üstlendiği Suudi Krallığı, yıllar boyunca sert bir yönetim sergilemiştir. Yıllar ilerledikçe, globalleşen dünyada garp tesiri altına girmeye başlayan Suudi Arabistan, tepeden inme de olsa bir takım reformlarla batılılaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmaların esasında iki temel sebebinden bahsetmek mümkündür; kültürel ve ekonomik. 

Birinci husus, daha önce bahsedildiği üzere, Suudi Arabistan halkının bir kısmının, teknolojiyle beraber, özellikle Amerikan ve Avrupa kültürüne duyduğu sempatiyle, ihtiyaçlarının değişmesidir. Bu ihtiyaçların, faydası, zararı veya yeniden üretimi tamamen farklı alanların konusu olsa da, üzerinde epey düşünülmesi gereken bir meseledir. Diğer bir sebep ise ekonomiktir. Ülkesinin ekonomisinin tamamen petrole dayalı olmasından bir nebze rahatsızlık duyan veliaht prens, özellikle turizm gibi bir alanda da çalışma yapılması gerektiğini, bu açıdan da kültürel reformun gerekliliğine bağlantılı olarak projeler geliştirmeye başlamıştır. 

Ilımlı İslam Çalışmaları

27 Ekim 2017’de Kamu Yatırım Fonu’nun düzenlediği, yaklaşık altmış ülkenin katılımcı olarak bulunduğu Gelecek Yatırımlar Girişimi’nde konuşan Selman, ülkesinin ılımlı İslam’a döneceğini açıklamıştı.

Ilımlı İslam projesi bağlamda yapılan bazı çalışmalar (kronolojik sıralama gözetilmeksizin) şu şekildedir :

  1. Erkek ve kadının beraber gidebildiği ortak sinema salonlarının açılışı (1970’lerde ülkede bulunan sinema salonları, şeyhlerin tepkisi üzerine yasaklanmıştı.)
  2. Kadınlara seçme-seçilme hakkının verilmesi
  3. Kadınlara araç kullanma hakkı verilmesi
  4. Kadınların spor etkinliklerine katılmasına izin verilmesi
  5. Suudi Film Konseyi’nin kurulması
  6. Ferace ve siyah başörtüsü takmanın hafifletilmesi, bu konuda bulunan sınırın kaldırılması
  7. Kadınlara tesettürlü olarak katılma şartı da olsa ilk kez bir maraton düzenlendi. (El Ahsa Maratonu)
  8. 25 yaşının üstündeki kadınlara tek başlarına seyahat özgürlüğü verildi
  9. El Huber Belediyesi’nin başkan yardımcısı İman Abdullah el Gamidi isimli bir kadın oldu.
  10. Kadınlara iş kurma hakkı verildi
  11. Kadınların ulaşım ücretlerinin %80’nin Çalışma ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı tarafından karşılanacağı açıklandı.
  12. Kadınlara askeri görevlerde bulunma ve hukuk alanında çalışma hakkı verildi.
  13. Konserler gerçekleştirilmeye başlandı.
  14. Çizgi Roman Kongresi gerçekleştirildi.
  15. Eğlence sektörüne 64 milyar dolarlık yatırım yapıldı.
  16. Caz Festivalleri düzenlenmeye başladı
  17. Riyad’da opera gösterileri başladı.
  18.  Ünlü şarkıcı Nicki Minaj’ın konser vereceği belirtiliyor.

Peki, Selman’ın sözünü ettiği ılımlı İslam projesinde süreç ne kadar sağlıklı işliyor ve buradan doğabilecek sonuçlar nelerdir?

Ilımlı İslam Projesi Süreci

Şuan için uygulamala pratiklerinde, ciddi bir sorunla karşılaşılmadığını görmekteyiz. Halkın bir kısmının bu reform hareketine destek verdiğinin kanıtı niteliğinde gözükmektedir. Elbette, reform karşıtı ekstremist (aşırıcı) olarak tanımlanan kişilerin tutuklanıp, cezalandırılması konusunu da atlamamak gerek.

Veliaht Prens Selman’ın ölmeden önce gerçekleşmesini görmek istediği reform hareketinin temelde iki problemi olduğunu söylemek gerekir. Birinci problem, şuanki durumda Suudi Arabistan’ın askeri bağlamda ulusal güvenliğine daha fazla önem vermesi gerektiği. İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ı hemen her gün, balistik füzelerle ve İHA’larla hedef almasının yanı sıra kimi zaman sınırı geçip bir Suudi askeri birliğini yok edecek kadar rahatça eylem gerçekleştirebildiği bir coğrafyadan bahsetmek mümkün. Bu bağlamda reformların önceliği konusunda aceleci davranıldığını söylemek normal.

Yemenli Husilerin elindeki bazı füzeler ve ulaşım kapasiteleri :

İkinci mesele, Suudi Arabistan halkının bir kısmının, yıllar boyunca yerleşmiş, ayet ve hadis ezberleme, pratikte bunu yaşamda uygulama gibi sosyolojik,psikolojik ve teolojik hususlarda bu reformlara karşı tutumunun nasıl olacağı…

Bu konularda özellikle, Suudi Krallığı’nın, devleti bina ederken koyduğu temellerde, müzikle, eğlenceyle, kadınlarla ilgili bir takım ayet ve hadisleri temel aldığı unutulmamalıdır:

Suudi Arabistan’da bu görüşte olan kişilerin şarkılar hususunda temel aldığı bazı ayetler ve müfessirleri şöyledir:

Ayetler ve Müfessirleri

Lokman 6-7 : İnsanlar arasında öyleleri vardır ki bilgisizlik yüzünden başkalarını Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlence vesilesi kılmak için eğlendirici sözleri alıp kullanırlar; işte bunları alçaltıcı bir azap bekliyor. Böyle birine âyetlerimiz okunduğunda sanki kulaklarında ağırlık varmış da onu işitemiyormuş gibi büyüklük taslayarak sırt çevirir. Ona acıklı bir azabı müjdele!

Eğlendirici/boş laf olarak çevrilen lehve’l hadis kelimesinin, İslam dünyasında önemli şahıslar olarak kabul edilen, Abdullah bin Mesud, Abdullah ibn Abbas, İbn Ömer, Cabir bin Abdullah, İbn Kesir gibi kişilerce şarkı,müzik olarak tefsir edilmesidir. Keza onlardan sonra gelen Mücahid,İkrime,İbrahim en Nehai gibi kişiler de bu tefsire uymuşlardır.

Ankebut 64: (Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!

Bu konuda yine Arap Yarımadası’nda sahih kabul edilen hadis kaynakları ve temel hadisler mevcuttur.

Ebu Mâlik el-Eş’arî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:

‘Ümmetimden bazı insanlar muhakkak içki içip ona adından başka isim takacaklar. Baş  uçlarında çalgılar çalınacak ve şarkıcı kadınlar şarkı-türkü söyleyecekler. Allah onları yere batıracak ve onlardan maymunlar ve domuzlar yaratacaktır.’ ‘ (Ibn Mace, 4020)

İmrân b. Huseyn radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

Ümmetimden taşlanma, mesh (suret değişimi) ve hasf (yere batma) olur. ‘Ey Allah’ın Rasulü bu ne zaman olacak?’ diye sorulunca şöyle buyurdu: ‘Çalgı aletleri ortaya çıkar, şarkıcı cariyeler çoğalır ve şaraplar içilirse…’ ” (Tirmizi: 2213)

Velhasıl, bu tip örnekleri çoğaltmak mümkündür. Suudi Arabistan halkı konusunda sosyolojik bir araştırmaya girişmek için, temel mesele, selefi mezhebinin iyi anlaşılmasında yatar. Bu bağlamda, dünyanın radikal olarak adlandırdığı IŞİD, El Kaide gibi selefi-cihadi örgütler, Suudi Arabistan’daki ılımlılaşma projesine karşı olan kişilerin başvuracağı bir kapı haline gelebilirler ki, ülke, bu yazıya sığmayacak derecede geniş örneklerle açıklayabileceğimiz bir biçimde, bu duruma müsaittir.

Kaynakça:

Saudi Arabia: On The Road Of Reform


https://www.haberturk.com/haberleri/suudi-arabistan-reform
https://gulfnews.com/opinion/op-eds/saudi-arabia-on-the-fast-track-to-reform-1.62394698
http://www.hurriyetdailynews.com/rapper-nicki-minaj-to-perform-in-saudi-arabia-144689
Suudi Arabistan Hukuk Sisteminde Çalışma Yaşamının Düzenlenmesi – Mehmet Gemalmaz

https://stratejikortak.com/2017/07/suudi-arabistanda-din-devlet-iliskileri.html

 

 

 

Suudi Arabistan – PYD/YPG İlişkisi

Türkiye’nin büyük terör tehdidi olarak kabul ettiği PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve onun askeri uzantısı YPG (Halk Koruma Birlikleri) örgütü son yıllarda ABD’nin yoğun bir biçimde ekonomik ve askeri olarak desteğini almaktadır. Öyle ki, örgüt, IŞİD ile mücadelede, muhalifler yerine “tercih edilmiş” bu bağlamda militanları eğitilmiş ve bugün itibariyle Suriye’nin enerji sahasının büyük bir kısmında hakimiyet sağlamıştır. Bugün ortalama olarak Suriye haritası bu şekildedir :

PYD’nin müttefikliği yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı değildir. Mısır,Fransa,İsrail,Rusya gibi ülkelerle de iyi ilişkiler halinde bulunan örgütün bir kanadının da İran ile bağlantılarının bulunduğu bilinmektedir. Öte yandan, medyada kendisine pek fazla yer bulmamış bir başka ittifaktan daha söz etmek gerekir. Suudi Arabistan – PYD/YPG ilişkisi…

Genelde, Amerikan müttefiği Körfez Ülkeleri‘nin, özelde ise Suudi Arabistan’ın PYD ile olan ilişkisi Cemal Kaşıkçı cinayetinin ardından Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki gerilimin artışıyla beraber, oldukça geliştiğini görmekteyiz. Elbette Mısır’da Mursi’ye yönelik gerçekleştirilen darbe hakkındaki pozisyon belirlemede de Katar ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’dan ayrı bir şekilde politika izlemesinin etkisini de yadsıyamayız. Önceki yıllarda Birleşik Arap Emirlikleri tarafından PYD’ye sağlanan desteğe bugünlerde Suudi Arabistan da ortak olmuştur. Suudi Arabistan ve PYD arasındaki ilişkiye kronolojik olarak bakacak olursak:

14 Haziran 2017 tarihinde PYD kontrolündeki Kamışlı kentinde, Amerikalı ve Suudi istihbarat yetkililerinin Suriye’nin doğusunda IŞİD’e karşı alınacak önlemler, petrol ve doğalgazın çıkartılması, işlenişi, pazarlanışı konusunda görüşmeler gerçekleştirildi. İddialara göre Humus çölü üzerinden Tenef’e taşınacak olan petrol, oradan Ürdün’e, sonrasında da İsrail üzerinden Avrupa’ya veya diğer müşterilerine satılacaktı.

Fotoğraf, Yeni Şafak’tan alınmıştır.

2017 yılının Ekim ayında, Suudi Arabistan Körfez İlişkileri Bakanı Tamer el Şahban, Rakka’yı ziyaret ederek, ABD’nin dönemin, IŞİD’le mücadeleden sorumlu askeri yetkilisi Brett McGurk ve PYD’nin çatısını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne bağlı Rakka Sivil Konseyi yetkilisi Amed Sido ile bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmelerde Rakka’nın yeniden inşasının konuşulduğu belirtildi ve bunun dışında bir açıklama yapılmadı.

Brett McGurk

2018 yılının Kasım ayında BAE ve Suudi Arabistan’ın Amerikalı yetkililer ile PYD bölgesine asker gönderme konusunda fikir alışverişlerinde bulundukları haberleri yayılmaya başlarken, aynı yılda Nisan ayı içinde Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el Cübeyir bu konuda görüşmelerin devam ettiğini basına duyurmuştur. Yine aynı yıl içinde, Suudi Arabistan Ağustos ayında PYD bölgelerine 100 milyon dolarlık yardım yapılacağı sözü verildi ve Ekim ayında ödeme tamamlandı.

Adil El Cübeyr

Türkiye’nin Suriye konusunda İran ve Rusya ile görüşmeler gerçekleştirmesi Suudi Arabistan’ı oldukça rahatsız etmektedir. 2018 yılının Mart ayında, Suudi veliaht prens Muhammed bin Salman bu politikayı, Mısır’ın Al-Shorouk gazetesine verdiği demeçte, bir “Şeytan Üçgeni” olarak nitelendirmiş ve karşı olduklarını iletmiştir. Amerika’nın bölgesel müttefiği olan Suudi Arabistan ve beraberindeki Körfez Ülkeleri’nin, PYD ile daha yakın ilişkiler içine girmeye çabaladığını, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrin Operasyonu başladığında bunu, Türkiye’nin Afrin’deki Kürt halkını yağmalaması ve izole etmesi olarak yorumlamasından anlamaktayız.

Amerika Birleşik Devletleri, PYD’ye yardımlarını, Trump’ın bölgeden çekilme açıklamasına rağmen sürdürmektedir. Lojistik ve askeri yardımlar bugün devam eden IŞİD karşıtı operasyonlarda hava desteğiyle de sürmektedir. Öte yandan örgüte mali yardımın fonlayıcısına ihtiyaç duyan Birleşik Devletler, bunun Suudi Arabistan ve müttefikleri tarafından sağlanması konusunda da baskılarını arttıracaklardır.

Kaynaklar:

https://www.reuters.com/article/us-saudi-turkey/saudi-prince-says-turkey-part-of-triangle-of-evil-egyptian-media-idUSKCN1GJ1WW
https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/02/uae-syria-turkey-containment-efforts-kurds-erdogan.html#ixzz5gtS2gDNh
https://www.yenisafak.com/dunya/petrolu-paylastilar-2720742
https://www.mei.edu/publications/new-turkey-saudi-crisis-brewing
https://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-syria-coalition/saudi-minister-visits-north-syria-for-raqqa-talks-idUSKBN1CO2HG
https://www.washingtonpost.com/world/national-security/saudi-arabia-transfers-100-million-to-us-amid-crisis-over-khashoggi/2018/10/17/22b23ae1-c6a4-43a4-9b7d-ce04603fa6ab_story.html?noredirect=on&utm_term=.ac00dcc6794d

Bağlantılı diğer linkler:

https://stratejikortak.com/2018/12/gundem-olmamis-yikim-rakka-savasi.html

https://stratejikortak.com/2018/09/suriye-ypgye-yonelik-suikastler.html

Mısır’ın Vietnam’ı: 1962 Kuzey Yemen İç Savaşı

Arap yarımadasının güneyinde yer alan Yemen, 1918 yılında İmam Yahya’nın önderliğinde Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan etmişti. Ancak bu ülke günümüzdekinden farklı olarak sadece Kuzey Yemen’den oluşuyordu. Çünkü ülkenin güneyi daha önceden İngilizler tarafından işgal edilmiş ve Aden kenti merkezli bir protektora kurulmuştu.Bu Kuzey Yemen’de kurulan devlet, Yemen İmamlığı veya Yemen Mütevekkili Krallığı olarak bilinen bir monarşiydi. Bölgede en önemli rakibi ise sınır sorunları yaşadığı, kuzey komşusu Suudi Arabistan’dı.

Konuyu anlamak için yaptığımız bu girişten sonra Soğuk Savaş yıllarına gelirsek İmam Ahmet yönetimindeki Yemen 1958 yılında hem iç sesler hem de Suud baskısından korunmak için Mısır ve Suriye’nin oluşturduğu Birleşik Arap Cumhuriyeti ile bir işbirliği antlaşması imzaladı. Ancak birliğin 1961 yılında çözülmesi ile Mısır-Yemen ilişkileri de bozuldu. Arap dünyasının liderliğine soyunan Cemal Abdül Nasır’ın popülaritesi zayıflamıştı. Nasır, aslında önceden beri monarşinin yıkılması taraftarıydı. Birliğin dağılmasıyla, hem kaybolan popülaritesini hem de Yemen’de bir müttefik kazanarak Kızıldeniz üzerinde tam hakimiyet kurmak için monarşinin yıkılmasına yönelik çalışmalar yaptı. Bunların en önemlisi Mısır’dan yayın yapan ve Nasır’ın ateşli konuşmalarını yayınlayan radyo kanalıydı.

Yemen, ordusunu eğitmek için Irak ile bir antlaşma imzalamıştı. Irak’a giden ve orada Irak monarşisinin yıkılmasına tanıklık eden subaylar halihazırda içinde bulunan durumdan en çok etkilenen kesimdi. Ancak baskın kişiliği ile bilinen İmam Ahmet’in liderliği, kendisine karşı kurulacak tertiplerin önündeki en büyük engeldi. Gizli görüşmeler devam ederken 1962 yılının Eylül ayında beklenmeyecek bir şey oldu ve İmam Ahmet’in öldüğü duyuruldu. Askerlerin beklediği fırsat ayaklarına gelince planlarını uygulamaya koydular. Ahmet’in oğlu, yeni İmam olacak Bedir’e biat etmeyip kılıç kuşanma törenini iptal ettiler. Harekatın başında Kraliyet Muhafız Alayı’nın komutanı, Nasırcı Abdullah as-Sallal vardı. Başkentteki hakim noktaları ve kraliyet saraylarını tutan askerler radyodan cumhuriyetin ilan edildiğini duyurdular. Sarayı bombalamaya varan çatışmalardan sonra yönetimi ele geçirdiler. Böylece Yemen Arap Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Ancak öldüğü duyurulan İmam Bedir, saraydan kaçmış ve kırsal alandan Suudi Arabistan sınırına doğru gitmekteydi.

Abdullah as-Sallal ve hemen arkasında Cemal Abdül Nasır

İmam Bedir, kendisi ulaşmadan onun hayatta olduğu haberi Suudi sınırına ulaştı. Kuzey sınırındaki imamlığını kabul eden Zeydi kabileler ile birleşti. Suudi yönetimi de hemen Yemen sınırındaki Necran ve Cizan bölgelerine askeri yığınak yaptı. Monarşistlere silah yardımına başladı. Bu iki taraf birbirleri ile eski düşman olmalarına rağmen yeni ortak düşman karşısında birleşmişlerdi. Nasır ve onun milliyetçi, cumhuriyetçi söylemlerinden çekinen Suudi Arabistan, hemen güneyinde bu eğilimde bir ülke olmasını kabul etmiyordu.

Bununla beraber Yemen küçük bir ülke olması sebebiyle asker sayısı az, cumhuriyetçilerin gücü de zayıftı. Belli başlı şehirlerde hakimiyet cumhuriyetçilerin elindeyken kırsal alanda ülkedeki değişimden haberdar olmayanlar bile vardı. İmam Bedir’in ölmediği ve Suudiler ile işbirliğine gittiği öğrenilince Mısır cephesinde hareketlilik başladı. Askeri istihbarat, müdahale edilmez ise cumhuriyetin ömrünün kısa olacağını bildirirken, karşı cephenin genellikle kabilelerden oluştuğunu küçük bir harekatın bunları korkutmaya yeteceğini söyledi. Böylece Mısır, Yemen Arap Cumhuriyeti’ne askeri destekte bulunacağını açıkladı ve Yemen’e asker gönderdi.. Kuzey Yemen İç Savaşı’nın tarafları belirginleşmişti.

Güney Yemen’i idare eden İngiltere kuzeyde kurulan cumhuriyetin güneyi etkileyeceğini hesap ederek yeni hükümeti tanımadı. ABD, Mısır’ın gönderdiği askerleri geri çekmesini istedi. Nasır’ın cevabı, İmam Bedir’e olan Suudi desteği son bulursa askerlerini geri çekeceğim oldu. Tabi Mısır, Yemen ordusunun eğitimi için ciddi bir miktar askeri bu şartın dışında bırakıyordu. Bir diğer kraliyet rejimleri Ürdün ve İran, Suudi Arabistan üzerinden İmam Bedir’in yanında yer aldı. Hatta bazı kaynaklara göre Mısır’ın ana düşmanlarından İsrail bile kraliyet yanlılarına yardım etti.

Başkent San’a’ya gelen Mısır kuvvetleri harekete geçerek çevre alanlara yayılmaya başladı. Şehirlerden uzaklaştıkça lojistik destekten mahrum kalan askerler zorlu bir süreçten geçiyordu. Burada kısaca Yemen coğrafyasından da bahsetmek gerekir. Arap yarımadasının güneybatısında kalan Yemen’in kıyıdaki dar düz bölgelerinden sonra geri kalanı yüksek bir plato ve çöl alanlarından oluşur. Şehirlerde hâkimiyeti devam ettiren Mısır askerleri yüksek dağlık alanlardaki kırsala girdikçe hareket kabiliyetlerini kaybettiler. Mısır’dan getirilen zırhlı birlik buralara giremezken, kabileler develer ile daha hızlı hareket ediyordu. Kaynak bakımından da kuzeydeki Suudi Arabistan nedeniyle daha avantajlı durumdaydılar. Cumhuriyetçiler ise görece daha uzaktaki Mısır’dan asker ve teçhizat gelmesini bekliyordu.

1964-65 yıllarında savaş tam anlamı ile Mısır için çıkmaza dönmüştü. Kaybedilen asker, para ve siyasi otorite büyük boyutlara ulaşmıştı. Mısır ekonomisi zor duruma düştü. Burada Sovyet desteği devreye girerek Mısır’ın Yemen’e bir hava köprüsü oluşturmasına yardım etti. Mısır uçakları, kraliyet yanlılarının tedarik yollarını kesmek için Suudi topraklarını bombaladı.

Sovyet tankları Yemen’de

Ancak savaşın Mısır’a verdiği zarar her geçen ay devam etti. Mısır, Yemen’e 70 bine ulaşan bir asker göndermişti. Savaşın ekonomik ağırlığının yanında bu durum Mısır’ın savunmasını da sekteye uğratıyordu. Çünkü gönderilen askerler elit birliklerden oluşmaktaydı. Hatta ilk gönderilen askerler özel kuvvetlere mensuptu. Bununla beraber savaşın sosyal, ekonomik ve siyasi baskısından kurutulmak isteyen Nasır, İsrail üzerine yönelttiği söylemlerini daha da sertleştirdi. Buradaki amaç, Mısır kamuoyunun dikkatini başka yönlere çekebilme çabasıydı.

Bu süreç adım adım 1967 Arap-İsrail Savaşı’na taşındı. Savaş sonucunda Mısır büyük bir yenilgi aldı. Sina yarımadası İsrail tarafından işgal edildi. Nasır bütün sorumluluğu üstüne alıp istifa ettiğini açıkladı. Mısır halkı ve çevresindekiler tarafından ikna edilip istifadan vazgeçse de Arap dünyasındaki otoritesini büyük ölçüde kaybetti. 1967 savaşının bir diğer sonucu da Mısır’ın askerlerini geri çekmesi oldu. Suudi Arabistan ile yapılan antlaşma ve ekonomik yardım sözüyle Mısır askerleri Yemen’den ayrılmaya başladı.

Bu durum cumhuriyetçilerde büyük bir şaşkınlığa neden oldu ve Mısır’ı kendilerini yalnız bırakmakla suçladılar. Mısır askerlerine öfke o kadar büyümüştü ki ayrılmadan önce son kez çarşıya çıkan askerler Yemenliler tarafından darp edilmişti. Benzer bir akıbeti darbeden beri Nasırcı çizgisini devam ettiren başkan Sallal da paylaştı. Mısır askeri ülkeden ayrılır ayrılmaz koltuğundan edilip, öldürüldü. Yönetim üçlü bir konseye geçmişti. Kesilen Mısır desteğinden sonra cumhuriyetin yıkıldığı düşünülebilir, ancak öyle olmadı. Çünkü Mısır desteği bittiği gibi kraliyet yanlılarına verilen destekte kesilmişti. Suudiler Nasır’dan nefret eden bir yeni komşu kazanmıştı, Mısırla yapılan antlaşmalar neticesinde yaptığı yardımları sonlandırdı.

İç savaş 1967’den sonra 3 yıl daha devam etti. 1970 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen Arap Cumhuriyeti’ni tanımasıyla 8 yıl sonra son buldu. Literatüre Mısır’ın Vietnam’ı olarak geçen bu savaş Soğuk Savaş’ın geri planda kalan bir aşamasıydı. Sovyetler Birliği, Mısır aracılığıyla Yemen’e pilot ve askeri danışman gönderirken, ABD ve İngiltere, Suudi Arabistan ve kralcılara destek vermiştir. Suudilere yapılan mali desteğin yanında Mısır uçaklarının Suudi kentlerini bombalaması üzerine bu sınır kentlerine hava savunma sistemleri yerleştirilmiştir.

1960’lı yıllardaki bu savaş, ideolojik ve siyasi etki bölgesi ile alakalı iken günümüzde Yemen’de devam eden savaş mezhepsel ve siyasi etki bölgesi kurmakla alakalıdır. O dönem Zeydi(Şii) kralcılara destek veren Suudi Arabistan bugün Zeydi Husilere karşı  o dönemki rakibi Mısır ile beraber savaş açmış durumdadır. O dönem kraliyet rejimlerinin devamlılığı için Suudiler ile beraber kralcıları destekleyen İran, bugün bölgede Suudi egemenliğini kırmak, kendi mezhepsel etki alanı genişletmek için Zeydi Husilere yardım etmektedir.

Şehmus Kızılkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Nijerya ve Çevresinde Büyüyen IŞİD: Batı Afrika Vilayeti

Nijerya’da IŞİD’in ortaya çıkışından günümüze yaşanan süreci kaleme almaya çalıştım.

Nijerya’da, IŞİD‘e biat etmeden önce “Boko Haram” adlı Selefi bir örgüt 2002 yılında Muhammed Yusuf tarafından kuruldu. Adı Boko Haram, yani “Batı Eğitimi Haram” anlamına gelen bu örgüt, Nijerya hükümetine ve hükümete bağlı okullara saldırılar düzenleyerek adını duyurdu. Örgütün amacı, Nijerya’yı ‘kendi şeriat anlayışına’ göre yönetmek olarak açıklandı. Boko Haram örgütü, 2014 yılında yaptığı okul baskınları ile dünya medyasında yer buldu. Örgüt, okullardan kaçırdığı yüzlerce Hristiyan kız çocuğunu Müslüman ettirerek örgüt üyeleri ve kendi bölgesinde bulunan halktan bazı kişilerle evlendirdi. 7 Mart 2015 yılında örgüt, dünyanın çeşitli yerlerindeki Selefi örgütler gibi IŞİD’e biat etti. Örgüt lideri Şekau, bizzat kendisinin bulunduğu videoda IŞİD lideri Ebu Bekir El – Bağdadi’ye biatını açıkladı ve IŞİD ‘in “Batı Afrika Vilayeti” emiri oldu. Boko Haram, IŞİD’e biatından sonra faaliyetlerine kaldığı yerden devam etti. Örgüt, okulları yakıp öğrencileri kaçırmaya devam ederken, eski faaliyetlerinde pek bir değişiklik olmadı (2016 sonuna kadar).

7 Mart 2015 ‘te Boko Haram lideri Ebu Bekir Şekau ‘nun IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi’ye biat ettiği görüntü.

Boko Haram Lideri Ebubekir Şekau’nun Görevinden Alınması ve Sonrasında Yaşananlar

Boko Haram örgütü silahlı faaliyetlerine 2009 yılında liderleri Muhammed Yusuf’un tutukluyken öldürülmesi ile başlamıştı. Muhammed Yusuf’tan sonra liderliğe Ebu Bekir Şekau geçmiş ve örgütün faaliyetlerine yön vermişti. Şekau, önceden olduğu gibi IŞİD’e biatından sonra da kendi başına hareket etmiş, merkezden gelen uyarıları pek dikkate almamıştı. Öyle ki, sert bir yapısı olan Şekau’nun yaptığı bazı saldırılar, okul konusunda sivil insanlara aşırı sert müdahele etmesi ve hatta okulları yakması IŞİD lideri Bağdadi tarafından ‘emirlere uymadığı’ gerekçesiyle görevden alınmasına sebep oldu.

Şekau‘nun yerine “Ebu Musab El-Barnawi” emir olarak atandı.

Barnawi döneminde Batı Afrika Vilayeti okullara yapılan saldırıları ve kız çocuklarını kaçırmayı büyük oranda durdurdu, daha çok “halka hizmet” amacıyla devlet gibi hareket etmeye başladı. Şekau, Ağustos 2016 ‘da emirlik hayatının bitmesinden sonra kendisiyle gelen örgüt üyeleri ile birlikte ülke kuzeyine çekildi ve “özerk” olarak faaliyetlerine devam ediyor. Şekau’nun görevden alınmasından sonra ortaya birçok iddia atılsa da genel olarak Şekau’nun hala IŞİD’e bağlı olduğu, sadece emirlikten alındığı için kendi başına ayrı faaliyet yürüttüğü görülüyor.

2016’da görevinden alınan ve birkaç bin kişilik grubu ile ayrı faaliyet yürüten Ebu Bekir Şekau.

Şekau ve ekibi hala birkaç bin örgüt üyesi ile bölgede faaliyetlerini yürütürken, direkt IŞİD’e bağlı Batı Afrika Vilayeti’ne göre gücünü git gide kaybediyor. Taraflar arasında sıcak çatışmalar yaşanmıyor, sadece Batı Afrika Vilayeti ‘nin çok güçlü hale gelmesi Şekau’nun önemini kaybedip sadık adamlarının Batı Afrika Vilayeti’ne katılmasına yol açıyor.

(Bu başlıktan sonraki yazılarda direkt IŞİD’e bağlı olan Batı Afrika Vilayeti’nden bahsedeceğiz.)

Örgüte Bağlı Batı Afrika Vilayeti’nin Kontrol ve Faaliyet Alanları

Eski adıyla Boko Haram’ın, şimdiki ismiyle Batı Afrika Vilayeti’nin kontrol alanlarını ve faaliyet gösterdiği bölgeleri inceleyeceğiz.

Örgüt kurulduğu yıllardan beri, Nijerya’nın kuzeydoğusunda bulunan “Sambisa” ormanlarında faaliyet gösteriyor. Nijerya ordusunun 2016-2018 yılları arasında ormanlarda yaptığı yoğun operasyonlar sonucunda ve örgütün 2018’den bu yana birçok yerleşim yerini ele geçirmesinin de ardından ‘örgütün kalesi olarak nitelendirilen Sambisa ormanları eskiye oranla arka planda kalmış durumda.

Batı Afrika Vilayeti, 2017 – 2018 yılları arasında ağır kayıplar verip Borno eyaletindeki yoğun ormanlık alanlara çekilse de günümüzde Çad Gölü’nün çevresini büyük oranda kontrol ediyor. Çad Gölü, örgütün günümüzdeki kalesi olarak biliniyor ve örgüt buradan Çad, Nijer, Kamerun ve de Nijerya’daki faaliyetlerini yönetiyor. Çad Gölü’nün çevresinde bulunan yağmur ormanları örgüte büyük bir avantaj sağlarken, Nijerya ordusu için ise büyük bir dezavantaj. Ayrıca gölün çevresindeki büyük kasabalar ve onlarca köy örgüt kontrolünde buluyor. Son yapılan açıklamalarda örgütün Çad Gölü çevresindeki hakimiyetinin Kıbrıs adasının tamamından daha büyük olduğu söylendi. Bu aynı zamanda binlerce kişinin örgüt denetiminde yaşadığını, balıkçılık ve birçok faaliyetin örgüte büyük maddi kazanç sağladığını gösteriyor.

Örgüt, Ocak 2019’dan bu yana Borno eyaletinde bulunan Monguno, Kukawa, Gudumbali, Sabon Gari, Baga, Malam Fatori, Magumeri, Bula Bul (Çad Gölü’ne yakın olduğu için stratejik olarak önemli.), Gajigana, Geidam, Kongorwa, Damasak, Dikva gibi kasabalara sürekli büyük çaplı baskınlar düzenleyip Nijerya ordusuna ağır kayıplar verdiriyor, çok sayıda askeri aracın yanında büyük miktarda cephane de ele geçiriyor.

25 Nisan 2019’da örgütün Baga kasabasına yaptığı saldırı sonucu kasaba örgüt tarafından ele geçirildi ve Tank, ZPT, ZMA, BMP , BM – 21 Grad, Otokar Cobra da dahil çok sayıda zırhlı araç örgütün eline geçti. Daha sonra Nijerya ordusu ve Afrika Koalisyonu kasabayı şiddetli çatışmalardan sonra örgütten geri aldı.

Haritamızı küçültüp eyaletlerin durumuna bakarsak; Batı Afrika Vilayeti, Nijerya’nın kuzeyinde bulunan Borno eyaletinin büyük kısmında etkin. Borno eyaletine komşu olan Yobe eyaletinde ise saldırılar ve örgüt faaliyetleri çok daha az. Örgütün öncelikli hedefi Borno eyaletinde Nijerya ordusu hatlarını çökertmek, daha sonrasında ise şehirlere ve diğer eyaletlere doğru yayılmak. Bu amaç doğrultusunda örgüt, Borno eyaletinin en büyük şehri olan Maiduguri şehrinin birkaç kilometre yakınında bulunan Nijerya ordusu mevkilerine saldırılar düzenliyor, şehrin havaalanını ve şehri koruyan askeri birlikleri Grad füzeleri ile hedef alıyor.

Ayrıca Batı Afrika Vilayeti, Nijerya’nın müttefiki olan ve sahada da görülen Çad ve Nijer (Afrika Koalisyonu) ile de savaş halinde. Bu ülkelerin birbiri ile bağlantısını kesmek için Nijer – Nijerya sınırında bulunan Diffa şehri (Nijer toprakları içinde) ve çevresinde hem Nijer hem de Nijerya ordusuna sık sık saldırılar düzenliyor. Örgüt, çok sık olmasa da yine sınıra yakın olan Mallam Fatori kasabası ve Diffa şehri çevresindeki askeri pozisyonlara Grad ve havan atışları düzenliyor.

Çad Gölü Havzası

Çad Gölü etrafında son durum:

  • Siyah bölge IŞİD ‘in kontrol ettiği alan.
  • Siyah noktalar IŞİD’in sık saldırı düzenlediği yerler.
  • Kırmızı ve mavi noktalar ise örgütün yeni saldırı noktaları ve örgüte yapılan operasyonlar.

IŞİD’in yoğun olarak faaliyet gösterdiği ve örgütün kalesi konumundaki Borno Eyaleti.

IŞİD’in Batı Afrika Vilayeti Askeri Gelişim ve Envanter Durumu

Örgüt, 2009 ‘dan 2018 yılına kadar makineli silah yüklü pikapları sık sık kullanıyordu. AK-47, RPG-7 gibi hafif ve orta sınıf silahlar ise örgütün saldırılarının temelini oluşturuyordu. Askeri kamuflajlar örgütün her üyesinde olmuyor, bazı örgüt militanları kot pantolon ile çatışmalara gidiyordu. Günümüzde ise makineli silah yüklü pikapları Irak ve Suriye ‘de olduğu gibi kalın bir zırhla donattılar. Bu zırhlar kısa süreli çatışmalarda büyük bir fayda sağlıyordu. Sadece pikapları değil, SVBİED’leri (canlı bombalı araç) de zırhla donatıp Nijerya ordusuna karşı kullanıyorlar. Günümüzde eskiye oranla ellerinde daha çok silahlı/silahsız pikap var ve yaptıkları baskınlarda genellikle 5 – 15 arası pikap kullanıyorlar. Örgüt, 2018 ‘in son aylarında ve 2019’un ilk 5 ayında yaptığı baskınlarda ve ele geçirdiği askeri noktalarda çok sayıda zırhlı araç da ele geçirdi, bu araçlar ilk başlarda sık ağaçlı ormanlara saklansa da Suriye ve Irak’tan gelen teknisyen ve komutanların talimatları doğrultusunda artık çatışmalarda yerini almaya başladı. Özellikle 25 Nisan 2019‘da Baga kasabasını ele geçiren örgüt AML-60, REVA APC, ZMA ‘nın yanında Otokar Cobra ve bir adet de BM-21 Grad ele geçirdi. Nijerya hava kuvvetleri, aynı gün içinde bazı zırhlı araçları imha etse de bu yeterli olmadı.

Örgüt, yaptığı saldırılar sonucu çok sayıda araç ve büyük miktarda askeri malzemeyi ele geçirip hem envanterini büyütüyor hem de çeşitlendiriyor. Öyle ki örgüt, RPG-7’nin yanında RTB – 7MA, RHEAT – 7MA2, PG – 7V, OGİ – 7A, PG – 7V gibi roket mermilerini ve AK – 47’nin yanında HK-21, Tar-21, Daewoo K2, AKM, Type 56, AR-10, FN- MAG, AK-74, AGR-47 gibi silahları da sıklıkla kullanıyor.

Öte yandan Batı Afrika Vilayeti, 122mm.’lik Grad ve çeşitli kalibreli havan toplarına da sahip. Örgütün az da olsa Tankı, ÇNRA’sı ve 130 mm’lik topları var. Bunları kullanmaya yeni yeni başladılar, ilerde ele geçirdikleri ağır silahlar ile topçu birlikleri kurup etkin olarak savaşa girmeleri muhtemel gözüküyor.

IŞİD’in Nijerya ordusundan ele geçirdiği zırhlı araçlar: 1)AML-60, 2)REVA APC, 3)Otokar Cobra

IŞİD’in Batı Afrika Vilayeti Askeri Stratejisi

İlk olarak Nijerya ordusunun askeri noktalarından bahsedeceğiz. Nijerya ordusuna ait çoğu üs ve askeri nokta ülke sömürge altındayken yapılmış, yani zayıf ve yetersiz. Askeri noktaların tamamına yakınında sağlam bariyer ve engeller yok; toprak siperler, kum torbasından yapılmış mevziler ve derme çatma hatlar var. Daha büyük üslerin durumu ise biraz daha iyi, çevrelerindeki savunma hatları yetersiz olsa da askeri noktalar gibi açık hedef değiller.

1’nci karede Nijerya ordusunun Kareto’daki üssünü, 2’nci karede ise üsse saldıran ve zayıf savunma hatlarını aşıp içeri giren IŞİD militanlarını görüyoruz.

Genel olarak örgütün düzenlediği saldırılar, 5 – 15 arası pikapla askeri noktaları ve üsleri basmaya dayanıyor. Pikapların tamamına yakını makineli silahlar ile donatılmış olup ortalama 10 örgüt üyesi taşıyor. Makineli pikaplar hedefi birkaç yönden çevreledikten sonra hedefe yoğun atışlar yapıyor. Pikaplardan inen militanlar zayıf savunma hatlarını aşıp içeri giriyor. Saldırıların çoğu başarılı oluyor ve Nijerya ordusu onlara, yüzlere varan kayıplar veriyor.

(Nijerya ordusuna ait askeri noktalara saldıran IŞİD militanları. Pikapların çatışmalardaki rolünü 2’nci kareye bakarak görebiliriz.)

Örgütün baskınlardan sonra en çok uyguladığı taktik ise pusu. Operasyon için gelen Nijerya ordusuna ait konvoyları, takviye birlikleri ve operasyon esnasındaki askeri birlikleri hedef alan pusular her defasında IŞİD lehine bitiyor. Örgüt, hem onlarca askeri öldürüp çok sayıda askeri aracı imha ediyor hem de araç ve büyük miktarda askeri malzeme ele geçiriyor. Zaten zayıf hava gücüne sahip ordu, askeri konvoylara havadan destek veremiyor. Bu durumda konvoylar örgütün haberi olduğu müddetçe açık hedef haline geliyor.

Birkaç gün önce Sabon Gari kasabasında IŞİD’in attığı pusu sonucu ele geçirdiği araçlar ve askeri malzeme. (Pusu sonucu yaklaşık 15 Nijerya askeri öldü.)

IŞİD’in bir diğer taktiği ise askeri hedeflere havan ve grad atışları yapıp düşmanı baskı altında tutmak ve askeri / mali kayıplar verdirmek. Örgüt, aralıklarla Nijer – Nijerya sınırında bulunan Diffa şehrine ve Borno eyaletinin en büyük şehri olan Maiduguri çevresindeki askeri birliklere grad atışları yapıyor. Şehir çevresindeki üsleri ve bu iki şehrin havaalanını vurarak hem askeri /maddi kayıplar verdiriyorlar hem de askerleri olumsuz etkiliyorlar. Grad roketinin menzilinin uzun olması da örgütün uzaktaki hedefleri vurarak güç gösterisi yapmasını sağlıyor. Örgüt, daha kısa mesafelerde bulunan askeri hedefleri ise havan topları ile hedef alıyor. Çeşitli kalibrede havan topuna sahip örgüt, üyelerine verdiği eğitim sonucu askeri hedeflere isabetli atışlar yapıyor.

IŞİD’in Diffa Havaalanı’na yaptığı grad atışı..

IŞİD’in Nijerya’da Uyguladığı Nadir İngimaşi (intihar komandosu) Saldırıları

Örgüt elindeki bölgelerde Selefi ideolojiyi yaydıkça fedailer ve bombacılar yetiştirmeye hız verdi. Şimdilik bu tip saldırılar ciddi bir boyuta varmasa da giderek artıyor ve savaş alanlarında da kendini gösteriyor. Irak ve Suriye ‘de olduğu gibi sıklıkla bombalı araçlı saldırılar olmuyor, bombalı araçlı saldırılar nadir düzenleniyor. Örgüt, bombalı araçlar kadar yıkıcı olmamasına rağmen, bazen daha fazla can kaybına yol açan İngimaşi saldırılarını da yapmaya başladı. Bu tip saldırının daha önce yapıldığını görmediğimiz için Nisan 2019 ‘da örgütün düzenlediği İngimaşi saldırısını ilk olarak nitelendirdik. 10 Nisan 2019’da örgütün 4 İngimaşisi, Nijer – Nijerya sınırına yakın olan Diffa şehrindeki Nijer birliklerine saldırdı. Karargaha kadar yaklaşan İngimaşiler saatler süren çatışmalar sonucu öldürüldü, Nijer ordusundan da ölen ve yaralanan askerler oldu (IŞİD’e göre onlarca asker öldü ve yaralandı).

Diffa çevresinde Nijer ordusuna saldıran 4 İngimaşi.

Örgütün Bir Başka Taktiği EYP Saldırıları

IŞİD’in Irak ve Suriye ‘de neredeyse her gün yaptığı EYP saldırılarını Nijerya’da pek sık göremiyoruz. Örgüt, Irak ve Suriye’de mücadele ettiği taraflara karşı EYP saldırısını yapıp geri çekilirken, burada EYP saldırısından sonra da saldırarak askeri birlikleri topyekun imha ediyor. Son aylara baktığımızda örgütün EYP saldırılarında artış görüyoruz. Bunun nedenini Irak ve Suriye’den gelen teknisyen ve komutanların burada da askeri birlikleri yıpratarak ilerleme stratejisine bağlıyoruz. Şimdilik örgütün hedefi askeri konvoylar olurken, ilerde önemli komutanlar ve üst düzey kişilere de bu tarz saldırılar yapacağı muhtemel görünüyor. Ordunun envanterindeki zırhlı araçların büyük kısmının eski olması ve EYP’lere karşı dayanıksızlığı, örgütün bu saldırıları gündelik hale getirmesi için büyük bir fırsat.

(30 Nisan’da Baga kasabası çevresinde IŞİD’in düzenlediği EYP saldırısı sonucu 33 asker ölüp yaralanırken, 5 askeri araç da imha oldu.)

Batı Afrika Vilayeti’nin Mali Durumu ve Gelir Kaynakları

Irak ve Suriye’de olduğu gibi örgüt burada da devlet gibi hareket edip halktan vergi topluyor. Bu vergileri çeşitli birimlere ayırarak düzenli şekilde alıyor. Öncelikle balıkçılardan alınan vergilerden başlıyoruz. Çad Gölü oldukça büyük olmakla beraber, Batı Afrika halkı için çok önemli bir geçim kaynağıdır ve Batı Afrika’nın en büyük gölü olarak bilinir. İçinde çeşitli türlerden bolca balık bulunduran bu göl, bölge halkından birçok balıkçıya geçim kaynağı oluyor. Haliyle gölü elinde bulunduran kuvvetler de balıkçılardan av bedeli (vergi + belge) alıyor. Gölün ve gölü besleyen nehirlerin önemli kısmına sahip olan IŞİD’in bölgedeki birçok balıkçıdan vergi aldığı yerel medya ve Nijerya medyası tarafından çok kez dile getirildi. Hatta örgütün vergi vermeyi reddeden ve kaçak olarak avlanan balıkçıları hedef aldığı da görüldü. Çad Gölü’nün Nijerya ordusu kontrolündeki kısmında avlanan balıkçıların dahi örgüt tarafından hedef alındığı açıklandı. Örgütün balıkçılardan aldığı vergi miktarı ve bu vergilerden elde ettiği toplam kazancı bilinmezken, birçok balıkçının örgüte vergi verdiği biliniyor. Tarım alanlarından devam ediyoruz. Çad Gölü çevresinde bulunan tarım alanları da örgüte ciddi gelir kaynağı oluyor. Halkın arazisinin yanında örgütün kendi ekip biçtiği, kiraladığı ve ürün sattığı alanlar var. Bölge arazilerinin sulak olmasından kaynaklanan verimlilik de örgüt için büyük bir avantaj oluyor.

Örgütün kendi kontrolünde kurulan pazarlardan da ciddi gelirler elde ettiği düşünülüyor. Büyük kısmı yerel ürünlerden oluşan pazarlarda örgüt kendi ürettiği ürünleri de satıyor. Ayrıca dışardan gelen ürünlerden de vergi alıyor.

IŞİD, bölge halkından ve sattığı ürünlerden elde ettiği gelirin yanında Nijerya ordusuna yaptığı saldırılarda da büyük miktarda para ve değerli eşya ele geçiriyor. Özellikle örgüt bir üs veya yerleşim yeri ele geçirdiğinde orduya, hükümete ve bunların yandaşlarına ait mallara ve paralara el koyuyor. Bu da örgütün ekonomisine büyük bir katkı sağlıyor.

Örgütün mali durumuna baktığımızda, milyonlarca dolara sahip bir yapıyla karşılaşıyoruz. Gerek halktan alınan vergilerin, gerek hayvancılık, avcılık ve tarımdan kazanılan paraların ve gerekse de ele geçirilen ganimetlerin miktarları örgütün mali durumunun oldukça yerinde olduğunu gösteriyor. Ayrıca merkezden gelmiş ve hala da gelmeye devam eden büyük miktarda paradan bahsediliyor. Tüm bu gelir kaynaklarıyla örgütün Nijerya ordusundaki mali durumdan daha iyi bir duruma sahip olduğu görülüyor. Öyle ki örgütün üyelerine düzenli olarak maaş verdiği ve bu maaşın Nijerya ordusu bünyesindeki askerlerin maaşından 3 kat daha fazla olduğu biliniyor. Örgütün geçen yıllara oranla maddi olarak gelişmesi, askeri eksikliklerin de giderilmesini sağlayıp örgüte katılımları artırmış durumda. Dolar ile verilen maaşlar işsizliğin kol gezdiği ülkenin kuzey kısmında örgüte katılımları hızlı şekilde artırdı.

Çatışma Bölgelerinde Halkın Durumu ve Örgütün Halk ile İlişkileri

Bölgedeki çatışma alanlarında yaşayan Müslümanların durumu Hıristiyanlara göre biraz daha iyi. Bölgede Şii – Sünni savaşı değil, Müslüman – Hıristiyan savaşı etkin. Bu da bölgedeki Müslüman kabilelerin Hıristiyanlara karşı IŞİD’in yanında yer almasını sağlıyor. IŞİD’in birbiri ile savaş halinde olan Müslüman kabileleri barıştırıp Hıristiyanlara karşı beraber hareket ettiği görülüyor. Böylelikle örgüt kabilelerin de sempatisini kazanıyor. Örgüt, Nijerya ordusu dışında Hıristiyanları birçok kez hedef aldı. Özellikle Hıristiyan misyonerler ve gruplar örgütün hedefi halinde. Birkaç ay önce “Sınır Tanımayan Doktorlar” ekibi hedef alındı. Genel olarak Hıristiyanların örgütün hedefinde olduğunu söyleyebiliriz. Örgütün, bölgedeki Müslüman halkı sempatisini kazanmak veya sempati duyanları kaybetmemek için direkt hedef almadığını görüyoruz (istisnalar oluyor).

Ebu Bekir Şekau’nun Batı Afrika Vilayeti emiri olduğu zaman okullara yapılan saldırılar ve yapılan bazı uygulamalar halkın tepkisini çekiyordu. IŞİD merkezi, Şekau’yu bu konularda birçok kez uyarmasına rağmen Şekau uyarılara aldırmayıp faaliyetlerine devam etti. Bunun üzerine Şekau görevden alındı, yerine Ebu Musab El-Barnawi emir olarak atandı. Barnawi döneminde okullara yapılan baskınlar ve öğrencilerin örgüt tarafından kaçırılması büyük oranda durdu. Barnawi döneminde Batı Afrika Vilayeti, bir örgütten çok devlet gibi hareket edip halkın sempatisini kazanmaya çalışıyor. Açtığı okullar, yaptığı sağlık binaları, dağıttıkları yardım ve daha birçok icraatlar ile örgüt bu sempatiyi büyük oranda kazanmış durumda. Irak ve Suriye’den gelen öğretmen ve şeri yetkililer, okullarda din derslerinin yanı sıra pozitif bilimlerin de dersini veriyor.

Bölge Halkının Örgüte Bakışı

Özellikle IŞİD’in kontrolünde yaşayan çocuklar ve gençler Selefi ideolojiye göre yetiştiriliyor, eğitimleri ise yoğun oluyor. Örgüt, Irak ve Suriye’de olduğu gibi Nijerya’da da çocukları kendi ideolojisine göre yetiştirip sağlam bir temel kurmayı amaçlıyor. Örgüt kontrolünde yaşayan halk ise şeri kurallara uydukça ceza almıyor. Örgütün kontrolündeki halk, çatışma bölgelerinde ve Nijerya ordusu kontrolünde bulunan halka göre daha sakin bir yaşantıya sahip. Özellikle kabileler, otlak ve diğer alan sorunları gibi nedenlerle birbiri ile savaşmıyor, birbiri ile kanlı kabileler örgüt tarafından barıştırılıyor. Nijerya ordusundaki bölgelerde ise hem kabile savaşları hem de din savaşları artarak devam ediyor. Ayrıca Nijerya ordusunun adı sık sık yolsuzlukla duyuluyor. Ordudaki Hıristiyan askerlerin Müslüman halka kötü davrandığı da dile getiriliyor. Tüm bunların dışında ordunun örgüte yaptığı bazı operasyon ve hava saldırılarından siviller de zarar görüyor, çok sayıda sivil ölüyor. Tüm bunlar, Nijerya kuzeyinde yaşayan halkın IŞİD, Batı Afrika Vilayeti ‘ne sempati duymasına ve örgüte katılım oranının artmasına yol açıyor. Örgüt ise bu durumu değerlendirip halkın da desteğini alarak güçlü bir yapı kurmayı amaçlıyor.

Misafir Yazar: @Skoentaji

Gerilim Arttığı Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Neler Oluyor? (Mayıs 2019)

Mayıs ayında Kıbrıs Adası ve Doğu Akdeniz’de artan gerilim, doğal gaz keşifleri, savaş gemilerinin faaliyetleri, askeri tatbikatlar ve bölge hakkında yaşanan diplomasi trafiğini kısa başlıklar halinde sizler için derledik.

Yaklaşık 10 yıldır İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) keşif yaptığı bölgede trilyonlarca metreküplük doğal gaz ve petrol rezervinin olduğu iddia ediliyor. Türkiye’nin karşısında İsrail, Mısır, Yunanistan ve GKRY ile birlikte Avrupa Birliği ülkeleri bulunuyor.

İşte geçtiğimiz ay bölgede yaşanan 42 önemli gelişme…

4 Mayıs: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Fatih Sondaj Gemisi ile Kıbrıs’ın batısında doğal gaz arama çalışmalarına başladığını açıkladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) temaslarda bulunan Çavuşoğlu, Türkiye’nin gerekli adımları attığını ve KKTC’nin ruhsat verdiği alanlarda sondaj ve araştırma gemilerinin faaliyetlerine başladığını söyledi.

  • Türkiye’nin sondaj gemisi Fatih’i Kıbrıs Rum Kesimi’nin münhasır ekonomik bölgesine göndermesi üzerine yazılı açıklama yapan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Ankara’nın bölgede sondaj yapma kararını kınayarak bu faaliyete son verilmesini talep etti.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye’nin Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sondaj yapma niyeti konusunda endişelendiklerini açıkladı.

5 Mayıs: Güney Kıbrıs Enerji Bakanı Yorgos Lakkotrypis, doğal gaz üretiminin Afrodit sahasında 2024 ve 2025 yılları itibariyle başlamasını beklediklerini açıkladı.

ABD Türk gemilerinin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetlerine son vermesi çağırısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin sondaj faaliyetlerinden duyulan kaygı ifade edildi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Margan Ortagus’un yaptığı açıklamada, “ABD, Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır ekonomik bölge olarak tanımladığı alanda sondaj faaliyetlerini yapma niyetini duyurmasından derin kaygı duyuyor. Bu adım oldukça provokatif ve bölgede tansiyonu artırma riski taşıyor. Türk yetkililerini bu faaliyetleri durdurmaya ve tüm tarafları itidale davet ediyoruz” ifadesine yer verildi.

  • Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ‘Türkiye, Doğu Akdeniz ve Ege’de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının yanı sıra garantör ülke olması nedeniyle KKTC halkının haklarını da her zaman korumaya ve oldubittilere müsaade etmemeye kararlıdır’ diye konuştu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı yayımladığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyılarında yapmayı düşündüğü sondaj çalışmaları hakkında endişelerini dile getirdi. Bakanlık, Türkiye’nin tek başına yapacağı çalışmaların bölgede güvenlik ve istikrarı olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Açıklamada ayrıca, devletlerin bölgedeki herhangi bir faaliyetinde uluslararası hukuk kurallarına ve hükümlerine uyması gerekliliğinin altı çizildi.

6 Mayıs: Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Türkiye’nin Kıbrıs adası açıklarında hidrokarbon arama faaliyeti yürütme niyetini beyan etmesinin endişe verici olduğunu belirten ve çalışmalara son verilmesini isteyen açıklamasına tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirmekte olduğu sondaj faaliyetine ilişkin olarak ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 5 Mayıs 2019 tarihinde yaptığı açıklama gerçeklerden kopuktur. Türkiye, Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığına ilişkin tutumunu 2004’ten bu yana açık şekilde ortaya koymuştur. GKRY’nin bölge ülkeleri ile bu tarihten itibaren yaptığı MEB sınırlandırma anlaşmalarının hem bizim, hem de Kıbrıs Türkleri için geçerli olmadığı, bunların bir tanesinin de ülkemizin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiği zamanında ilgili ülkelerin ve uluslararası toplumun dikkatine getirilmişti. Aynı şekilde Türkiye bölgedeki Kıta Sahanlığını da uluslararası topluma duyurmuş ve Birleşmiş Milletler nezdinde de kayda geçirmiştir. Bölgede, tüm ilgili kıyıdaşlar arasında uluslararası hukuk kuralları uyarınca hakkaniyete dayalı sınırlandırma anlaşmaları henüz tamamlanmamıştır. Hal böyle iken, üçüncü tarafların kendilerini adeta uluslararası mahkeme yerine koyarak deniz sınırlarının nereden geçeceğini tayin etmeye çalışmaları kabul edilemez. Bu anlamda, ABD’nin Rumların “hak iddia ettiğini söylediği” bir alana yönelik geçerli sınırlandırma anlaşması varmış gibi Türkiye’ye çağrıda bulunması, ne yapıcı ne de uluslararası hukuka uygun bir yaklaşımdır.”

  • Rum yönetimi, Sahil Radyosu aracıyla Fatih gemisinde görev alan personeli tehdit etti. Rum yönetimi, Fatih mürettebatını “haklarında uluslararası tutuklama emri çıkartmakla” tehdit etti. Radyodan yapılan anonsta, “Faaliyetlerinize derhal son verin” denildi. Çalışmalarla ilgili açıklama yapan Rum Sözcü Prodromos Prodromu da, “Türkiye’nin NATO, ABD ve bütün bölge ülkeleri ile ilişkileri iyi değil. Sahip olduğumuz ve geliştirebileceğimiz olanaklar dâhilinde mümkün olan her şeyi yapıyoruz” dedi.
  • Güney Kıbrıs yönetimi  BM’ye Münhasır Ekonomik Bölge ve Kıta Sahanlığı koordinatlarını gönderdi. Güney Kıbrıs Yönetimi Dışişleri Bakanı Nikolas Kristodulu Devlet Başkanı Nikos Anastasiadis’in  Ulusal Konsey’i toplayacağını söyledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Türkiye’nin KKTC açıklarında sondaj çalışmaları başlatmak için gemi göndermesiyle yükselen tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulundu. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, “Hidrokarbon arama faaliyetlerine ilişkin tutumumuz değişmedi. Kıbrıs ve çevresinde bulunan hidrokarbondan iki toplumun da faydalanması gerek” dedi.

7 Mayıs: KKTC Dışişleri Bakanlığı, KKTC ile Türkiye’nin doğal kaynaklar konusunda her zaman tek yanlı hareketlere karşı çıktığını ve tüm tarafların işbirliği yapması gerektiğini savunduğunu bildirdi.

  • Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Doğu Akdeniz’de, Güneydoğu Akdeniz’de, Kuzey Kıbrıs’taki soydaşlarımızın hakları ne ise bu haklarını orada garantör bir ülke olarak aramanın gayreti içerisindeyiz. O sularda çıkacak olan bütün imkânlardan Kıbrıs’ın tüm halkı, güneyde de kuzeyde de eşit miktarda hak sahibidirler ve bu eşit miktardaki haklarını korumak için Kuzey Kıbrıs’taki soydaşlarımızın hakkının aranması mücadelesini veriyoruz” dedi.
  • Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, GKRY’nin Akdeniz’de sondaj çalışması yapan Fatih sondaj gemisi personelinin tutuklanabileceği açıklamasına yanıt verdi. Çavuşoğlu, “Bu tür tehditleri ciddiye almıyoruz. Elinden ne geliyorsa yapsınlar. İkinci gemimizi de bölgeye gönderiyoruz” dedi.
  • Enerji Bakanlığı, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin sürdürdüğü sondaj faaliyetleriyle ilgili açıklamada bulundu. Açıklamada “Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında gerçekleştirmekte olduğu sondaj faaliyetine ilişkin olarak bölge içi ve dışı aktörlerce yapılan açıklamaların kabul edilmesi mümkün değildir.” dendi

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, ülkesinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemen haklarını koşulsuz desteklediğini vurguladı. Bakan, Türkiye’nin eylemlerini kınayarak ülkesinin Kıbrıs’ın egemenlik haklarına koşulsuz desteğini ifade etti ve Türkiye’nin eylemlerinin kabul edilmez olduğuna işaret etti. Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, “Fransa Avrupa ve Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün (7 Mayıs) yapılan ve ülkemizin Doğu Akdeniz’de kendi kıta sahanlığındaki sondaj faaliyetine değinilen açıklamayı reddediyoruz” denildi.

8 Mayıs: Yunanistan Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopulos, Türkiye’nin Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki (MEB) sondaj girişimlerinin uluslararası hukukun doğrudan ve ciddi bir ihlali olduğunu iddia etti.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e şikâyet etti. Anastasiadis, Genel Sekretere bir mektup yazdı. Rum lider, mektubunda, “Bu uluslararası hukukun açık bir ihlali veya Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin (MEB) ihlali olduğu düşünüldüğünde diyebilirim ki ikinci bir istiladır” ifadelerine yer verdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan, Fatih sondaj gemisinin Doğu Akdeniz’de yaptığı araştırmaları ‘istila’ olarak değerlendiren Rum yönetimine, “Rum tarafı istila görmek istiyorsa kendi faaliyetlerine bakmalıdır” şeklinde cevap verildi.

9 Mayıs: KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı “Türkiye’nin de kendi kıta sahanlığı içerisinde doğal gaz konusunda hakları var ve bu konuda da gerekli görüşmeler yapıldıktan sonra yatırımlar yapıldı. Biz de Türkiye’nin imkânlarını kullanarak haklarımız doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

  • Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Elizabeth Richard ile Lübnan-İsrail deniz sınırını görüştü. Avn, ülkesi ile İsrail arasındaki deniz sınırını belirleyecek çalışma mekanizmasıyla ilgili önerilerini ABD ile paylaştı.

10 Mayıs: Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, Türkiye’nin Kıbrıs adası yakınlarındaki doğal gaz arama faaliyetleriyle ilgili, “Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı net bir mesaj yollamalı” ifadesini kullandı.

  • Avrupa Konseyi Başkanı Tusk, Doğu Akdeniz’de ki gerilimde AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arkasında olduklarını açıkladı. Tusk, Türkiye’yi Kıbrıs’ın egemenlik haklarına saygı duymaya çağırdı. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, ‘AB’nin tek vücut halinde’, Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetleri nedeniyle Türkiye ile gerilim yaşayan Kıbrıs’ın arkasında olduğunu ifade etti.
  • Almanya Başbakanı Angela Merkel, Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetleri nedeniyle Türkiye ile gerilim yaşayan Güney Kıbrıs’ın arkasında olduklarını belirtti.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Kıbrıs’taki rezervler iki tarafa aittir ve hakça bir paylaşım gerçekleştirilmelidir. Kıta sahanlığımız içerisinde gerçekleştirdiğimiz sismik arama ve sondaj faaliyetlerine saygı duyulmasını bölge içi ve dışı tüm taraflardan beklemekteyiz” dedi.

13 Mayıs: Güney Kıbrıs eski Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin sondaj çalışmalarını durduracak bir ülke olmadığını belirterek “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oyunu akıllıca oynuyor. Türkiye’yi kim durdurabilir ki? Bizim için hangi filo Türkiye ile savaşacak?” dedi.

  • Cumhuriyet tarihinin en büyük planlı tatbikatı Denizkurdu-2019, Anadolu’yu çevreleyen üç denizde 131 gemi, 57 uçak ve 33 helikopterin katılımıyla başladı.

14 Mayıs: Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras, Doğu Akdeniz’de doğal gaz aramaya devam etmesi halinde Türkiye’ye ekonomik yaptırımların uygulanacağını söyledi. Çipras, “Eğer bu strateji devam ederse, mali tedbirler ve yaptırımlar olabilir. Bu uygulamalara devam etmek yerine Türkiye, uluslararası hukuka ve anlaşmalara saygı göstermeli, diyalog masasına oturmalı” dedi.

 15 Mayıs: İngiltere’nin Avrupa Bakanı Sir Alan Duncan, “Türkiye’nin Londra Büyükelçisi ile bir araya gelerek, çok yapıcı bir görüşme yaptım. Birleşik Krallığın tutumu, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca; egemenliği şaibeli olan herhangi bir yerde sondaj yapılmaması gerektiği şeklindedir.”  Dedi.

16 Mayıs: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve ABD’den Sorumlu Devlet Bakan’ı Alan Duncan’ın Rumların Akdeniz’de enerji rezervleri arama hakkını sorgulamasını “olumsuz” bulup protesto etti

  • GKRY ile Fransa askeri alanda işbirliğini artırma kararı aldı. İki ülke arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandı. Anlaşma ile Fransa’nın, Rum kesimindeki Mari bölgesinde bulunan Evangelos Florakis Deniz Üssünden faydalanması sağlandı. Fransa donanmasının bölgede sürekli konuşlanmasına imkân sağlayacak şekilde üssün altyapısının geliştirileceği ve bu konuda Fransa’nın maddi destek sağlayacağı hüküm altına alındı.

17 Mayıs: Yunanistan’ın en eski muhafazakâr gazetelerinden Estia’nın haberine göre Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’ın, Kıbrıs’tan asker çekmesi karşılığında Türkiye’ye, Doğu Akdeniz’deki doğal gazdan pay önereceği öne sürüldü.

  • Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Birlemiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Dışişleri bakanlarına Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları devam edeceğini belirttiği mektup gönderdi. Çavuşoğlu, mektubunda Fatih gemisinin Akdeniz’de yapacağı sondaj faaliyetleri konusunda muhataplarını bilgilendirirken AB’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne verdiği desteğin uluslararası hukukla bağdaşmadığını ifade etti. Fatih gemisinin sondaj yaptığı bölgenin Türk kıta sahanlığında olduğunu belirten Çavuşoğlu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e ilişkin tutumunu 2004’ten itibaren BM nezdinde kayda geçirdiğini söyledi. Bakan Çavuşoğlu ayrıca, üçüncü tarafların çakışan deniz yetki alanı ihtilaflarında taraf olmamalarının esas olduğu ifadesine mektubunda yer verdi.
  • Denizkurdu-2019 tatbikatında Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğal gaz-petrol arayan sondaj platformlarına yönelik muhtemel saldırı senaryoları da ele alındı. Tatbikatta SAT komandoları, F-16’lar ve ATAK helikopterleri sondaj platform ve gemilerine saldırıları püskürtme ve düşman kuvvetleri etkisiz hale getirmeyi çalıştı.

19 Mayıs: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, “Doğu Akdeniz’de ülkemizin, milletimizin ve KKTC’nin haklarını koruduk, korumaya da devam edeceğiz” dedi.

22 Mayıs: GKRY Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis “Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içerisindeki faaliyetler sürüyor. Önümüzdeki 24 ay içerisinde altısı keşif, ikisi de teyit amaçlı olmak üzere toplam sekiz sondaj yapılması planlanıyor” dedi.

24 Mayıs: KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Çok net söylüyorum; KKTC devleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti, Doğu Akdeniz bölgesinde hem doğal kaynaklar, hem de güvenlik ve askeri denge bağlamında bir oldubittiye izin vermeyecektir. Neler oluyor? Bir şey mi kaçırıyoruz diye kimse endişe etmesin. Zaten Ada’da farklı bir denge var. O dengenin bozulma noktasında biz de gerekli adımları atarız. Türkiye Cumhuriyeti ile askeri ve güvenlik bağlamında daha yakın işbirliğine gideriz ve bu işi dengeleriz. Doğal gaz konusunda uluslararası alanda çalışmalarımız devam ediyor. ABD’de bu konuda temsilcilerimiz görüşmeler yaptı. Kıbrıs Türk halkının haklarını kimseye yedirmeyiz. Bu bağlamda Türkiye ile de tam bir işbirliği içerisindeyiz.” dedi.

25 Mayıs: Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Doğu Akdeniz’deki doğal gaza ilişkin, “Güney Kıbrıs’ın hakkı olduğu kadar Kuzey Kıbrıs’ın da hakkı vardır bu kaynaklarda. Gemilerimiz araştırmalarını sürdürüyor. Kimsenin bize parmak göstermesine izin vermeyiz” dedi.

27 Mayıs: ABD, Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama faaliyetleri için Kıbrıs Rum Yönetimi ile İsrail işbirliğinin barış ve işbirliği için daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir fırsat yarattığını açıkladı.

29 Mayıs: Doğu Akdeniz’de Fatih sondaj gemisi ile yapılan petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına tepki gösteren Avrupa Birliği yetkilileriyle Brüksel’de bir toplantı gerçekleştirildi.

AB Dış Politika Yüksek temsilcisi Federica Mogherini’nin Fatih sondaj gemisinin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini yasadışı olarak ifade etmesinin açık bir hukuksuzluk olduğu belirtildi. AB’nin bir yargı organı olmadığını hatırlatan Türkiye, Doğu Akdeniz’de AB tarafından ihtilaflı olarak nitelenen parsellerde yapılacak olan itirazların uluslararası deniz hukukuna göre yapılması gerektiğini vurguladı. Rum kesiminin parsellerde yapacağı tek taraflı arama ve bunun gelirlerinin Kıbrıslı Türklerin payını da alarak ortak bir fon kurmadan kendine saklamasının hukuka aykırı olduğu kaydedildi.  Türkiye’nin ulusal çıkarları ile KKTC’nin çıkarlarını her koşulda korumaya hazır olduğu hatırlatıldı.

  • Türkiye’nin S-400’leri güney sahiline konuşlandırmayı düşündüğü iddia edildi. İddiaya göre Türkiye bunu Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama çalışmaları nedeniyle Kıbrıs ile yaşadığı gerginlikten dolayı planlıyor.

30 Mayıs: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “Akdeniz’de kirli hesapları olanlar, Kıbrıs Türklerinin hakkına göz dikenler, bu çılgınlıklarından şimdiden vazgeçsinler.” dedi.

  • İsrail yönetimi, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama konusundaki sınır anlaşmazlığını çözmek için, ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ile görüşmelerde bulunmaya hazır olduğunu duyurdu.

Mart ve Nisan ayında Doğu Akdeniz ve çevresinde yaşanan arşiv için aşağıdaki bağlantıyı kullanabilirsiniz:

https://stratejikortak.com/2019/05/akdeniz-kibris-haber-arsivi-mart-nisan.html

Yunanistan Haritasının 115 Yıllık Kronolojisi

Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden ilk halk olan Yunanlılar, 1832 yılında Osmanlı ile imzaladıkları İstanbul Antlaşması ile bağımsız bir devlet olmuştur. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın destekleriyle isyan eden ve bağımsızlığını kazanan Yunanistan, 1832’den günümüze kadar girdiği ittifaklar sonucu topraklarını genişletmiştir.

Osmanlı’ya karşı düzenlenen Birinci Balkan Savaşı ile birlikte diğer Balkan ülkeleriyle ikinci bir savaşa girişen Yunanistan, Osmanlı ve balkan ülkelerinden büyük topraklar kazanmıştır.

Aşağıdaki haritada ise İngiltere, Bulgaristan, İtalya gibi ülkelerin bazı toprakları Yunanistan’a devrettiği görülmektedir.

Yunanistan’ın Haritasının Kronolojisi

1832: Yunanistan Osmanlı’dan bağımsızlığını kazandı.

1864: İngiltere’nin Yunanistan’a bıraktığı topraklar.

1881: Osmanlı’nın savaş sonrası kaybederek Yunanistan’a bıraktığı topraklar.

1913: Balkan Savaşları sonrası elde ettiği topraklar.

1918-1923: Yunanistan Arnavutluk’a bağlı güney topraklarını işgal etti.

1919: Bulgaristan’ın Yunanistan’a devrettiği topraklar.

1920-1923: Milli Mücadele döneminde işgal ettiği Türk topraklarında savaşı kaybederek geri çekildi.

1947: İkinci Dünya Savaşı sonrası kaybeden ülkelerden İtalya’nın Yunanistan’a bıraktığı adalar.

Kırmızı: Şu anki Yunanistan haritası.

Güncel Yunanistan siyasi haritası ise şöyle:

[irp posts=”26461″ name=”Ege Denizi’nde Silahlandırılan Adaların Haritası”]

Kaynak: StratejikOrtak.com