Diplomasi, devletlerin dış politikada diğer devletlere karşı siyasi etki aracı mahiyetinde kullandığı, kültürel ve/veya ekonomik gibi her türlü uluslararası ilişkilerin, savaşı geri planda bırakıp, barışçıl bir yöntemle ele alınması gerektiği anlamına gelen bir kavramdır.[1] Bu anlamda diplomasi, huzurun istikrarı lehine çalışan, bir anlaşmazlık durumunda tehdit ve kuvvet kullanımından önce tercih edilen ve uzlaştırma konusunda oldukça başarılı bir araçtır. Bu doğrultuda, olağan dış siyasi düzeni korumak ve siyasi politikalar aracılığıyla ekonomik ve güvenlik gibi kazanımlar elde etmek için diplomasiyi etkin bir şekilde kullanan ilk devlete Bizans dememizde bir sakınca yoktur[2].
“Sizi yere yıkan yumruk, sert olandan çok, geldiğini görmediğiniz yumruktur.”
Jeo Torres
Bizans İmparatorluğu’da çeşitli amaçlarla müzakereyi kılıçtan üstün tutmuştur. Dolayısıyla, askeri önlemleri her zaman aklında bulundurup, aynı zamanda geri planda tutarak, tüm dünyada imparatorluğun etki alanını ve itibarını sağlamaya çalışmıştır. İmparatorluğun kuruluşundan parçalanışına kadar neredeyse bir an bile eksik olmayan birden fazla Barbar kavimlerle münasebetlerinde, uygun miktarda para ve hediyeler dağıtarak, onların dostane ilişkilerini ustaca bozmuş ve kendi egemenliği altına sokmuştur. Böylece, tarih sahnesinde çok tehlikeli bir görünüme sahip olan Barbar kavimler, oldukça zararsız bir hale getirilebilmiştir.[3]
Barbarlar kavimlerin kontrolünün sağlanmasında başvurulan bir diğer diplomatik zeka yöntemi, orduya asker olarak alınmalarında saklıdır. Öncelikle satın alınan barbarlar, imparatorluğun sınırlarında en tehlikeli işlerde kullanılıp, Bizans’ın menfaatlerini savunmak için birbirileriyle savaştırılmışlardır. Bu halkların liderlerini altın ve gümüş takılarla donatmakla kalınmamış, toprakla birlikte Bizans’a has ünvanlar da verilmiş ve böylece kendilerini imparatorluğa bağlı hissetmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Hatta kız alıp vererek akrabalık bağları kurmaktan bile çekinilmemiştir. Ancak tüm bunlara rağmen barbarlardan bu olanaklar aracılığıyla aklı kontrol edilemeyenler de olmuş, onlarla düşmanlık devam etmiştir.[4]
Bizans İmparatorluğu’nda din-diplomasi ilişkisi irdelendiğinde, dinin de yoğun bir şekilde araçlaştırıldığı ortaya çıkmaktadır. Din temelinde, Hristiyan Ortodoks söylemlerin yeri Bizans diplomasisinde bir hayli geniştir. Bu söylemlere örnek vermek gerek gerekirse;
“Roma İmparatorluğu Hz. İsa’nın dünyada yeniden zuhuruna kadar sürecektir. Ayrıca, Tanrı takdir ettiği için Batı’da kaybedilen topraklar, kaçınılmaz olarak imparatorluğa geri dönecektir. Tek bir imparator vardır, o da Konstantinopolis’te oturan Roma imparatorudur.” [5]
Esasen kullanılan söylemin mahiyeti ve neyin amaçlandığı çok açıktır. Bu gibi çeşitli söylemlerde bulunularak, dönemin çoğunluğunun eğitimsiz ve kitle psikolojisine göre hareket ettiği düşünüldüğünde, sosyolojik temelde algı yönetimi yapılmaktadır. Roma İmparatorluğu olarak kullanılan, ancak bizim anlamamız gereken ismiyle Bizans İmparatorluğu’na mecburen aidiyet, imparatoruna da sadakatle bağlılık oluşturulmaya çalışılmakta ve oldukça başarı sağlanmaktadır.
Diplomasiyi din mekanizması perspektifinde kullanma konusunda oluşturulan din heyetleri, Hristiyanlığı Karadeniz kıyılarından Mezopotamya topraklarına ve oradan da Sahra seraplarına ulaştırma konusunda Bizans diplomasisinin en başarılı vasıflarından biriydi. Mamafih imparatorluk, Suriye ve Yemen Arapları, Kuzey Afrika Berberileri, Ermenistan hattında Lazlar ve Tzanesler; Tuna boylarında Heru’ler, Gedip’ler ve Lombardlar kilisede Roma imparatoru için dua eder hale gelmiştir. [6]
Bizans’ın yaklaşık altı asırdır mücadele içinde olduğu Moravya Slavları’yla birlikte Bulgarlar’da din heyetleri sayesinde din değiştirmişler ve Çar Boris Konstantinopolis’te kendini Mihail kimliğiyle vaftiz ettirmiştir. Din üzerinden yürütülen diplomasi aracılığıyla Ortodoksluğun Bizans’la kaynaştırdığı Slavlar ve Bulgarlar, bir dönem imparatorluğun uyduları haline gelmişlerdir.[7]
Tüm bunların yanında Bizans’ta bulunan elit sınıfının da diplomasiye büyük katkıları olmuştur. Hemde bu katkı kazanım bakımından öylesine önemli bir hal almıştır ki, askeri komutanların savaşarak elde ettiği kazanımlardan hem daha yararlı, hem de daha uzun ömürlü olmuştur. Örnek vermek gerekirse, Araplar’la girişilen mücadele de karşısında kendisinden daha güçlü bir kuvvet olmasına rağmen, elit sınıfının Arap kültürünü de içinde barındıran yabancı kültürler ile ilgili bilgi sahibi olmasından dolayı, “Modus Vivendi” [8] politikasının fiiliyata geçirilmesiyle, bu tehlikenin bertaraf edilmesi sağlanabilmiştir.[9]
Bizans kurumları içinde yalnızca diplomasi konularıyla alakadar olmak üzere bir birim bulunmaktaydı. Hiyerarşi de en üst noktada bulunan Magister Officiorum, diplomasiyle ilgili konularda resmi törenlerin organizasyonu, ülke sınırları dışına gönderilecek elçilerin belirlenmesi ve yurt dışından gelen yabancı devlet elçisinin karşılanmasından, gezdirilmesine ve imparatorun huzuruna çıkarılmasına kadar, bu konuyla alakalı her şeyden sorumluydu. Yani tabloya bakıldığında Bizans’ta yerleşmiş bir diplomasi kültüründen söz etmek mümkündür. Ancak, tüm bu enstantanelerin akışı imparatorun menfaatleri doğrultusunda belirlenmektedir. Bu doğrultuda diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların bağlayıcılığı da menfaatlere uygunluk noktasında şekillenmektedir. Bizans’ta, ülke çıkarları için gerektiğinde yalan söylemek ve anlaşmayı bozmak kanun gereğidir.[10]
Bizans İmparatorluğu’nda diplomasiyi genel hatlarıyla özetleyecek olursak; çok sayıda bulunan casuslar aracılığıyla iletişim ağı gelişmiştir. Dolayısıyla diğer devletler hakkında bilgi sahibi olma konusunda akranlarına göre üstün bir durumdadır. Bizans’ta diplomasi madalyonunun bir yüzü bol hediyeli ve altınlı, seromonili, kutlamalı yani oldukça ikna edici bir haldeyken, diğer yüzü menfaatçi, entrikalı ve kaypak bir haldedir.
Misafir Yazar: Emre Tetik
KAYNAKLAR
Argın, M. F. (2016). “Doğu ve Batı Toplumlarında Diplomasi Kültürünün Oluşması: Benzerlik ve Ayrılıklar”, http://www.ilimvemedeniyet.com/dogu-ve-bati-toplumlarinda-diplomasi-kulturunun-olusmasi-benzerlik-ve-ayriliklar.html , Erişim Tarihi: 05.05.2018.
Ataş, Z. (2007). Bizans İmparatorluğu’nda Saray Teşkilatı, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ
Avar, Y. (2018). “Devletler Arası İlişkilerin Gelişimi ve Diplomasi Tarihi”, 25 Kasım 2016, http://www.tuicakademi.org/devletlerarasi-iliskilerin-gelisimi-diplomasi-tarihi/ , Erişim Tarihi: 07.05.2018.
Bailly, A. Bizans Tarihi, (Çev: Haluk Şaman), Kervan Kitapçılık A.Ş., Cilt: 1.
Diehl, C. (2016). Bizans İmparatorluğunun Tarihi, (Çev: A. Gökçe Bozkurt), Olympia Yayınları, İstanbul.
Kaleli, E. (2011). Haçlı Seferleri Zamanında Bizans ve Batılılar (1096-1204), Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Isparta.
Kodaman, T. ve Akçay, E. Y. (2010). “Kuruluştan Yıkılışa Kadar Osmanlı Diplomasi Tarihi ve Türkiye’ye Bıraktığı Miras”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 22.
Potyemkin, V. (2009). Uluslararası İlişkiler Tarihi (Diplomasi Tarihi), (Çev: Attila Tokatlı), Evrensel Basım Yayın, Cilt: 1, İstanbul.
[1] Timuçin Kodaman, Ekrem Yaşar Akçay, “Kuruluştan Yıkılışa Kadar Osmanlı Diplomasi Tarihi ve Türkiye’ye Bıraktığı Miras”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 22, Aralık 2010, s. 2.
[2] Mehmet Fatih Argın, “Doğu ve Batı Toplumlarında Diplomasi Kültürünün Oluşması: Benzerlik ve Ayrılıklar”, 8 Kasım 2016, http://www.ilimvemedeniyet.com/dogu-ve-bati-toplumlarinda-diplomasi-kulturunun-olusmasi-benzerlik-ve-ayriliklar.html , Erişim Tarihi: 05.05.2018.
[3] Charles Diehl, Bizans İmparatorluğunun Tarihi, (Çev: A. Gökçe Bozkurt), Olympia Yayınları, İstanbul, 2016, s. 39-40.
[4] Vladimir Potyemkin, Uluslararası İlişkiler Tarihi (Diplomasi Tarihi), (Çev: Attila Tokatlı), Evrensel Basım Yayın, Cilt: 1, İstanbul, Eylül 2009, s. 223
[5] Yusuf Avar, “Devletler Arası İlişkilerin Gelişimi ve Diplomasi Tarihi”, 25 Kasım 2016, http://www.tuicakademi.org/devletlerarasi-iliskilerin-gelisimi-diplomasi-tarihi/ , Erişim Tarihi: 07.05.2018.
[6] Charles Diehl, Bizans İmparatorluğunun Tarihi, (Çev: A. Gökçe Bozkurt), Olympia Yayınları, İstanbul, 2016, s. 40.
[7] Auguste Bailly, Bizans Tarihi, (Çev: Haluk Şaman), Kervan Kitapçılık A.Ş., Cilt: 1, s. 199.
[8] Bir çeşit dengeli, iyi ilişki modeli.
[9] Emrullah Kaleli, Haçlı Seferleri Zamanında Bizans ve Batılılar (1096-1204), Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Isparta, 2011, s. 75.
[10] Zilhace Ataş, Bizans İmparatorluğu’nda Saray Teşkilatı, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Elazığ, 2007, s. 61-62.
19. yüzyılın öncesinde şimdilerde Umman’a bağlı ancak ana karasından kopuk olan Musandam vilayetinin kuzeyindeki kayalara oturduğunuzu hayal edin. Karşınızda İran anakarasına girinti yapmış u şeklinde bir su yolu, üzerinizde kuşların ve altınızda dalgaların huzur verici sesleri eşliğinde kafa dinliyorsunuz.
Biraz önce hayali olarak bulunduğumuz Hürmüz Boğazını, çoğunlukla İran’ın kriz zamanlarında yaptığı “Hürmüz Boğazını kapatırız” tehditlerine dair haberlerden biliyoruz. Lakin boğaz birkaç haber içeriğinden çok daha önemlidir. Bu yazımızda bu önemi yüksek geçidin ilk olarak coğrafi konumunu, ardından jeopolitik önemini, son olarak da günümüzdeki bağlamını, aktörlerin genel tutumlarıyla işleyeceğiz.
İlgili resimde görülebileceği üzere boğazın coğrafi bilgileri şöyledir: Kuzeyi İran, güneyi ise BAE ile çevrili Umman topraklarıdır. Boğaz, Basra Körfezi ile Umman Denizini birbirine bağlar. Genişlik en dar yerde 21 mil olmasına rağmen bu noktada gemilerin geçebileceği genişlik ise sadece 2 mildir (3,2 km). Boğazın bu karmaşık durumunun yanına, körfezin tek çıkış noktası olması gibi özellikler de eklenince boğazın hukuki statüsü tam bir muamma haline gelmiştir. Şu an pratikte uluslararası su statüsü uygulansa da İran, boğazın onun kontrolünde olması gerektiğini savunmaktadır.
Boğazın jeopolitik önemini daha anlaşılabilir ve kapsamlı anlatabilmek için iki kısımda incelememiz gerekir. Bunların ilki petrolden bağımsız olan jeopolitiği, ikincisi ise petrol ile alakalı jeopolitiğidir. Hürmüz boğazı coğrafi olarak kilit konumunda olduğundan önemi sadece petrole bağlı değildir. Basra körfezi Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin açık denizlere ulaştıkları yegâne yerdir. (BAE’nin Umman denizine de kıyısı vardır ama Hürmüz boğazına, sınırları içerisinde kalır denilebilecek kadar yakındır.) Günün birinde bu ülkeler toplam ithalatlarının yaklaşık %50’sini kaplayan petrolün payını düşürmek isterlerse satacakları o yeni ürünleri de mecburen bu su yolu üzerinden taşımak zorundadırlar. Sonuç olarak sadece petrol değil bir başka mal ihraç etseler dahi, bu ülkelerin ekonomilerinin hatırı sayılır bir kısmı Hürmüz boğazının aktifliğine bağlıdır.
Kara altın; Ortadoğuyu ortadoğu yapan madde. Petrol, başta Arap yarımadası olmak üzere tüm ortadoğuyu dünya sahnesine çıkaran hammaddedir. Öyle ki, eğer geliri genellikle petrole dayalı olan bu ülkeleri konuşuyorsak, petrolün sayesindedir. Çünkü bu devletler petrol gelirleri sayesinde modern anlamda kurulmuşlardır. Bu devletlerin son yıllardaki petrole dayalı devlet olma halinden uzaklaşma arzuları yine petrol ve türevlerinden edinilen gelirlerin farklı yatırımlarda kullanılması ile hayat bulmuştur. İşte petrolün önemi bu kadar yüksekken ve bazı devletler sadece petrol ve türevlerinin gelirine bağlıyken; bir su yolu düşünün ki bir tarafında Basra körfezi ve körfeze kıyısı olan her ülkenin sahip olduğu devasa petrol rezervleri, öbür yanında başta Asya olmak üzere bu yakıta aç dünya sanayisi…
Dünya sanayisi 20. yüzyıl boyunca neredeyse tamamen, günümüzde de ağırlıklı olarak petrole dayalıdır. Bunun sonucunda petrole ve türevlerine olan talep hayli yüksektir. Petrole olan talep; “insana su, sanayiye petrol” şeklinde özetlenebilir. Bu talep altında dünyadaki petrol ticaretinin yaklaşık %60’nın deniz yoluyla yapıldığını ve bununda %30’nun Hürmüz boğazından geçtiğini düşünürsek boğazın önemi kavranmış olur.
Dünyanın petrole olan talebini 70lerdeki petrol krizleri ile daha iyi anlayabiliriz. Bu krizlerde çeşitli sebeplerle petrol fiyatları tavan yapmış bu durum sanayisi petrole bağımlı olan devrin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerini etkili bir şekilde vurmuş başta ABD olmak üzere çoğu devlette stagflasyona (işsizliğin ve enflasyonun beraber artması durumu) sebep olmuştur. 1980-1988 arasında sürmüş olan Irak-İran savaşında dahi bu boğazın kapatılmayışı bize Hürmüz boğazının önemini anlatmaktadır.
Son olarak günümüzdeki bağlamı ve tarafların tutumunu inceleyecek olursak hem bu bölgenin hem de genelde Orta Doğu’nun bir tarafta Sünniler bir tarafta Şiiler olmak üzere iki kutuplu halini görürüz. Bu kutuplaşma Basra körfezinin iki tarafında da görülür. İsrail-İran sürtüşmelerinin ve İsrail-Amerikan dostluğunu da hesaba katarsak boğazda etkili olan aktörlerin ne kadar çok ve karmaşık yapıda olduğunu görürüz.
Yazımızın sonuna gelirken, tüm denklemlerde İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi üstünlüğü sayesinde bu boğazı koz olarak kullanabileceğini düşünürüz. Lakin tarih, siyaset bilimi ve iktisat bilimlerinin bize sunduğu veriler bize boğazın gerek körfez ülkeleri kısmında gerek alıcı olan dünya sanayisi kısmında herkesin can damarı olduğunu göstermektedir. Yani üzerine yaptığımız inceleme de görüyoruz ki; Orta Doğu bir satranç ise Hürmüz Boğazı yerinden oynatılamayacak kadar etkili ve oyunu dengede tutan bir taştır.
Misafir Yazar: Mehmet Sami Boz
YARARLANILAN KAYNAKLAR
https://www.eia.gov/beta/international/regions-topics.php?RegionTopicID=WOTC 20.11.2018’de ziyaret edildi.
https://atlas.media.mit.edu/en/profile/country/bhr/ 20.11.2018’de ziyaret edildi.
https://data.worldbank.org 20.11.2018’de ziyaret edildi.
https://history.state.gov/milestones/1969-1976/oil-embargo 20.11.2018’de ziyaret edildi.
https://www.statista.com/statistics/264013/transport-volume-of-crude-oil-in-seaborne-trade/ 20.11.2018’de ziyaret edildi.
https://www.reuters.com/article/us-iran-nuclear-usa-oil/irans-rouhani-hints-at-threat-to-neighbors-exports-if-oil-sales-halted-idUSKBN1JT0NB 21.11.2018’de ziyaret edildi.
http://www.marsecreview.com/2012/05/rethinking-the-strait-of-hormuz/ 21.11.2018 tarihinde ziyaret edilmiştir.
Güvenlik güçleri tarafından özellikle yurt dışında yoğun olarak kullanılan ABD yapımı uzaktan etkili kablolu elektroşok silahı Taser’e rakip olarak geliştirilen “Wattozz Milli Enerji Silahı” üretimi tamamlandı.
Tamamen yerli ve milli imkanlarla üretilen enerji silahı Wattozz, dünyada 1 milyondan fazla polis memuru tarafından kullanılan Taser karşısında üstün özellikleri ve düşük maliyeti ile ön plana çıkıyor. Milli Enerji Silahı Wattozz’un, dünya güvenlik piyasasında tekel konumunda olan ABD yapımı Taser karşısında güçlü bir rakip olacağı ve Taser’in tekelini sonlandıracağı öngörülüyor.
Türk Yapımı Silah Kablosuz Olarak Geliştirildi
ABD menşeili Taser silahı, eskiyen kablo teknolojisi ile ciddi yaralanmalara sebep olduğu gerekçesiyle son yıllarda çok tartışılıyordu. Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarında da Taser’ın ciddi yaralanmalar oluşturduğu onlarca vaka bulunuyor. Söz konusu tabancanın aksine kablosuz olarak üretilen ve fazlasıyla üstün özelliklere sahip olan Türk yapımı enerji silahı Wattozz tüm Dünyanın dikkatini üzerine çekti.
Taser Silahıyla Hedef Alınamıyordu
Eskiyen kablo teknolojisi nedeniyle Taser silahını kullanmak çok fazla risk içeriyor, silahtan çıkan kablolara bağlı iki adet dart iğnesi havada 50 cm ve üzeri açılım yarattığı için doğru yere hedef almak mümkün olmuyordu. Bu yüzden ciddi yaralanmalar kaçınılmaz hale geliyordu.
Türk mühendisler Wattozz silahında kablo sistemini tamamen ortadan kaldırdı ve böylelikle istenilen noktaya ateş edilmesi mümkün kılındı.
Ayrıca Wattozz’un şoklama değerlerinin risksiz seviyede tutulması ve Radyo Frekansı ile şok süresinin ayarlanabilmesi dolayısıyla Wattozz silahı Taser’dan çok daha güvenli.
Wattozz Enerji Silahı Tanıtım Videosu
Wattozz, Rakiplerine Göre Daha Uygun Fiyatla Dünyaya Satılacak
Milli Enerji Silahı Wattozz tüm dünyaya Taser’ın altında bir fiyattan ücretsiz eğitim ve tam garanti desteği ile satılacak.
Taser silahına kamera taktırmak için ekstra para ödeniyor Wattozzz silahında ise Hd kamera dahili olarak ücretsiz mevcut. Ayrıca Taser silahının garantisi ve eğitimi de Axon firması tarafından ücret karşılığı verilmekte. Taser silahının pili şarj edilebilir değil ömrü çok kısa Milli Silahımız Wattozz ise şarj edilebilir uzun ömürlü batarya’ya sahip. Taser silahı nitrojen gazı ile çalışırken Wattozz Silahında gaz veya barut kullanılmıyor. Wattozz Silahının mermileri RF sistemi ile uzaktan kontrol edilebiliyor.
Wattozz’un Gelişmiş Özellikleri Şu Şekilde Sıralanıyor;
Uzaktan Kontrol Edilebilir Kablosuz Mermiler
Üst üste çift atış yapabilme özelliği
Anti Vibrasyon Sistemli Dahili HD Kamera
Yüksek Tetik Hassasiyeti
Barutsuz ve Gazsız Ateşleme Sistemi
Sessiz Ateşleme Sistemi
Dahili Hedef Lazeri ve Gece Aydınlatma Işığı
Kompakt Dizayn
Ergonomik Kabze
Direkt Temas Modu
Düşük, Orta ve Yüksek olmak üzere ayarlanabilir 3 Farklı Elektroşok Seviyesi
G-20 Arjantin Zirvesi‘ne Gazeteci Kaşıkçı cinayetinin baş şüphelisi Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve liderlerin onunla yaptığı görüşmeler damga vurdu. Kimi lider Putin gibi şakalaştı, kimi lider ise Erdoğan gibi hiç muhatap bile olmadı. En çok da Trump’ın Selman ile görüşmemesi dikkat çekti.
Şimdi asıl merak edilen soruyu soruyoruz. Hangi ülke liderleri Veliaht Prens Selman ile görüştü?
İngiltere İtalya Rusya Güney KoreEndonezya Çin Güney Afrika Meksika Fransa Hindistan
NOT: Arjantin lideri de Selman ile görüştü fakat ev sahibi olduğu için listeye dahil edilmedi.
“Dünyada Neler Oluyor?” sorusunun cevabını Kasım ayı itibariyle en önemli askeri ve diplomatik gelişmeleri derleyerek veriyoruz. Avrupa Ordusu, Afrika’daki yeni petrol keşifleri, Moskova’daki Taliban ile barış görüşmeleri, Suriye’de son yaşananlar, Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilim ve ülkeler arası füze savunma sistemleri ticaretindeki son durum…
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, herhangi bir tehdit durumunda Mısır ordusunun Körfez’deki Arap ülkelerini savunacağını açıkladı.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Rusya tehlikesine dikkati çekerek, “Gerçek bir Avrupa ordusuna sahip olmadıkça Avrupalıları koruyamayacağız.” dedi.
ABD’nin yaptırımlarından muaf tutulmayan Avrupa Birliği, İran ambargosuna uymayacağını duyurdu.
Rusya, Türkiye, Almanya ve Fransa arasında yapılan İstanbul’daki dörtlü zirve sonrası görüşen Rus heyeti ve Esad, anayasa konusunda anlaştı.
Venezuella Devlet Başkanı Maduro, Türkiye’nin ‘onur konuğu’ olduğu Venezuella Uluslararası Kitap Fuarı’nın açılışında, “Türkiye’nin tarihini, halkını, kültürünü, güzelliğini ve çeşitliliğini seviyorum” dedi.
Irak’ta yeni Başbakan Abdulmehdi’nin 14 bakanından 5’inin internet üzerinden adaylık başvurusu yapan kişiler olduğu açıklandı.
ABD, elektriğinin büyük bir kısmını İran’dan sağlayan Irak’ı, -sadece elektrik alımı için- ‘yaptırımlardan muaf ülkeler listesi’ne dahil etti.
Moğolistan’ın başkenti Ulanbator’da bir Türk firması tarafından inşa edilen ülkenin ilk kapalı su arıtma tesisi tamamlandı.
Birleşmiş Milletler, Yemenli taraflar arasında bu ay yapılması planlanan barış görüşmelerinin ertelendiğini duyurdu.
Savunma Sanayii Başkanlığı ile BMC arasında Altay tankının seri üretim sözleşmesi imzalandı.
Kuzey Kore’nin, ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ile üst düzey bir Kuzey Koreli yetkili arasında bu hafta yapılması planlanan görüşmeyi iptal ettiği bildirildi.
ABD Adalet Bakanı Jeff Session, Trump’ın isteği üzerine görevinden istifa etti.
Yunanistan Başbakanı Çipras, rahiplerin devlet memuru olmaktan çıkarılacağını açıkladı.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, YPG’yi PKK’nın aksine terör örgütü olarak tanımlamadıklarını ancak Türkiye’nin ikisi arasındaki bağa ilişkin güvenlik endişelerini anladıklarını söyledi.
ABD’nin Kabil Büyükelçisi John Bass, İran’a yönelik yaptırımlardan geçici olarak muaf tutulan ülkeler arasına Afganistan’ın da alındığını duyurdu.
Amerikan Büyükelçiliği, Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan‘ın başına sırayla 5, 4 ve 3 milyon dolar ödül koyduğunu duyurdu.
Rusya Başbakan Yardımcısı Yuri Borisov, Hindistan’ın Rusya’dan aldığı S-400 füze savunma sistemlerinin parasının ruble olarak ödeneceğini açıkladı.
Millî Savunma Bakanı Akar, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile birlikte Libya’nın ardından Sudan’a ve ardından Somali’ye gitti.
Rusya, Türkiye, Almanya ve Fransa arasında yapılan İstanbul’daki dörtlü zirve sonrası görüşen Rus heyeti ve Esad, anayasa konusunda anlaştı.
Geçtiğimiz yıl darbe olan Zimbabve’de, Afrika kıtasının en büyük petrol ve doğal gaz rezervi keşfedildi.
Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye’nin Çin, Rusya, İran ve Ukrayna gibi ülkelerle ticarette milli para kullanımına geçmeye hazırlandığını söyledi.
Hamas yöneticilerinden Halil el-Hayye, Mısır, Katar ve BM’nin İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukayı kırma çabalarının başarıya ulaşmak üzere olduğunu belirtti.
Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in hocalığını yapmış olan ve ‘Taliban’ın babası’ lakabıyla tanınan Mevlana Samiul Hak, Pakistan’daki evinde uğradığı bıçaklı saldırıda hayatını kaybetti.
Pakistan’da İslam’a ve Hazreti Muhammed’e hakaret eden ancak serbest bırakılan Asya Bibi nedeniyle 3 gündür devam eden protestolarda hükümet ile göstericiler anlaşmaya vardı.
Rusya Uzay Ajansı Başkanı Rogozin, uzay çalışmalarında ABD’nin önüne geçme hedefini belirterek, Ay’da kalıcı üs kurma planlarının devam ettiğini söyledi.
İsrail Başbakanı Netanyahu, gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesi konusunda, “Yaşananlar korkunç ama Suudi Arabistan’ın da istikrarı devam etmeli” dedi.
AB, Almanya, İngiltere ve Fransa yaptığı ortak açıklamada, ABD’nin İran’a tekrar yaptırım uygulama kararına ilişkin, “Derin üzüntü duyuyoruz.” ifadelerine yer verdi.
ABD, İran ambargosundan muaf tutulacak 8 ülkenin 5 Kasım’da açıklanacağını belirtirken, Enerji Bakanı Dönmez bu ülkeler arasında Türkiye’nin de olduğunu söyledi.
ABD Hazine Bakanlığı, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun yaptırım listesinden çıkarıldığını açıkladı.
Tel Abyad’da PKK’lı teröristlerle birlikte Türk topraklarını gözetleyen kişiler Türk keskin nişancıları tarafından vuruldu.
ABD Başkanı Trump, ABD’ye doğru ilerleyen göçmenlerin askerlere taş atması halinde ABD güvenlik güçlerinin ateşle karşılık verebileceğini söyledi.
Ürdün ve Mısır ile büyük ihracat anlaşmaları imzalayan İsrail, önümüzdeki dönemde Akdeniz’deki 19 yeni bölgeyi petrol ve gaz şirketlerine ihale edeceğini duyurdu.
Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Karadavi, “Tarihte önemli rol oynayan Türkiye’nin yeniden İslam dünyasının yönetim merkezi olması için dua ediyoruz.” dedi.
Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko’nun katılımıyla Ukrayna’nın Antalya Başkonsolosluğu açıldı.
Pasifik Okyanusu’nda yer alan Yeni Kaledonya adasında bugün düzenlenen bağımsızlık referandumunda halk, yüzde 60’la ‘Fransa’ya bağlı kalmaya devam’ dedi.
Fransa eski Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, “Rusya’yla ilişkileri düzeltmek gerekiyor. Şimdi Avrupa, Rusya ve Türkiye’yi biraraya getirecek uluslarüstü bir organizasyon düşünülmeli.”dedi.
Venezuela devlet şirketi PDVSA, petrol stoğunun düşmesi sebebiyle ikinci bir emre kadar ülkede bulunan 2700 benzin istasyonun satışlarını durdurma kararı aldı.
ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırım paketinin ikincisi yürürlüğe girdi.
Yunanistan Başbakanı Çipras, Türk Akımı doğal gaz boru hattının Türk-Yunan sınırı üzerinden devam edip Avrupa’ya uzanması için Brüksel’de aktif şekilde çalışma yürüttüklerini söyledi.
Irak’ın Kerkük kentindeki kuyulardan çıkarılan ham petrol, yaklaşık 1 yıl aradan sonra yeniden Türkiye üzerinden ihraç edilmeye başlandı.
GKRY Enerji Bakanı Lakkotripis, Amerikan enerji şirketi ExxonMobil’in Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama çalışması yapmak için sondaja başladığını söyledi.
Rus tarım ürünleri denetim ajansı Rosselhoznadzor, Rusya’da kullanımı yasak olan zararlı maddeler bulunması nedeniyle Sütaş’tan süt ürünü alımını yasakladı.
Hollanda Savunma Bakanı Bijleveld, “Avrupa ordusu” kurulmasına karşı oldyklarını belirterek, “Bizim ülke olarak tek bir ordumuz var. Gerektiği zaman NATO ve Avrupa Birliği ile birlikte çalışır fakat bunlara bağlı değildir” dedi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, İdlib’de silahsızlandırılmış tampon bölgelerde ılımlı muhaliflerle radikallerin ayrıştırılmasının henüz başarıya ulaşmadığını duyurdu.
Bangladeş, Arakanlı mültecilerin yurtlarına geri dönüşü için Myanmar ile vardığı anlaşmayı uygulamaktan vazgeçti.
ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, Suriye’nin Deyrizor iline düzenlediği saldırıda aynı aileden çoğu kadın ve çocuk 17 sivili katletti.
Avrupa Adalet Divanı, PKK’nın AB’nin terör örgütü listesinde kalmasına hükmetti.
Filipinler Devlet Başkanı Duterte’nin, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği Zirvesi’nde bazı toplantılara “şekerleme yapmak” için katılmadığı bildirildi.
Gabon Anayasa Mahkemesi, Suudi Arabistan’da öldüğü iddia edilen ve şu anda tedavi gören Cumhurbaşkanı Bongo’nun görevlerini geçici olarak yardımcısına verdi.
İran Bilim Araştırma ve Teknoloji Bakanı Mansur Golami, Tahran’daki Terbiyet-i Müderris Üniversitesi‘nin bir şubesinin Suriye’de açılacağını söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığı, Suriye’nin kuzeyinde Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının yapıldığı bölgelerde eğitim gören 360 bin öğrenciye 3 milyon 600 bin ders kitabı dağıtacak.
AB Konseyi Başkanı Tusk, “Brexit anlaşmasını tamamlamak ve resmi hale getirmek için 25 Kasım’da AB Liderler Zirvesi yapılacak” dedi.
Japonya Siber Güvenlik Strateji Bürosu’nun Başkan Yardımcısı Yoshitaka Sakurada, hiç bilgisayar kullanmadığını açıkladı.
Libya Ulusal Ordusu komutanı Hafter’in sözcüsü Ahmet Mismari, Türkiye ve Katar’ın İtalya’da düzenlenen Uluslararası Libya Konferansı’na katılmasına tepki gösterdi.
Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Piri, Türkiye ile AB arasında pratikte donmuş olan katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısında bulunulacağını iddia etti.
Doğu Perinçek, “Yakın zamanda Türkiye ile Suriye arasında 6 görüşme oldu. En önemlisi de Tahran’daki bu görüşmeler Tayyip Erdoğan yönetiminin talebi üzerine oldu.” dedi.
Çin Devlet İstatistik Kurumu Sözcüsü Lu Aihua, ABD ile yaşanan ticaret savaşının Çin ekonomisini neredeyse hiç etkilemediğini söyledi.
İsrail Savunma Bakanı Liberman Gazze’de ateşkesi ‘teröre teslimiyet’ olarak görerek istifasını açıkladı.
Kremlin Sözcüsü Peskov, ABD’nin son dönemde öngörülemez hale geldiğini ve bunun herkesi ciddi şekilde endişelendirdiğini belirtti.
ABD’li üst düzey yetkili, “YPG ile ilişkimiz geçici, taktiksel” dedi.
Çin ve Türkiye adalet bakanlıkları arasında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalandı.
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Yunanistan’ın ’12 mil kararına’ ilişkin, “75 yaşındayım, elim silah tutuyor. Gerekirse silahımı alır giderim” dedi.
İtalya Başbakanı Conte, Türkiye’nin İtalya’da düzenlenen Uluslararası Libya Konferansı‘ndan çekilmesinden dolayı üzgün olduğunu söyledi.
Filistinli gruplar 13 Kasım itibariyle Gazze’de ateşkesin sağlandığını duyurdu.
TSK’nın Kızıldeniz’deki stratejik Sevakin Adası‘na deniz üssü kurmak için çalışmalara başladığı iddia edildi.
Bulgaristan’ın BM’nin Küresel Göç Sözleşmesini imzalamayacağı bildirildi. Böylece sözleşmeyi imzalamayan ülkelerin sayısı (ABD, Polonya, Macaristan, Avusturya, Slovenya ve Hırvatistan) 7’ye yükselecek.
Çocuklarına Adolf Hitler’in adını veren İngiliz çift, aşırı sağcı terör örgütü Ulusal Eylem’e üye olmaktan suçlu bulundu.
Abluka altındaki Gazze’nin ‘can damarı’ tünellerini kapatan Sisi yönetimindeki Mısır, çatışmanın daha fazla büyümemesi için İsrail’e ateşkes çağrısında bulundu.
Yunanistan Cumhurbaşkanı Pavlopulos, ‘Karasuları sınırlarımızı genişletme halkına sahibiz, komşu ülkeler bunu inkar edemez’ şeklinde konuştu.
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Avrupa’nın güvenliğini Türkiye gibi ülkeler olmadan sağlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Gazze’de yaşananların özeti; 50 İsrail askerini taşıyan otobüs Hamas tarafından vuruldu, İsrail savaş uçakları, 100’e yakın hava saldırısı gerçekleştirdi, Hamas, İsrail bölgesine 400’den fazla roket attı, Aksa TV, İsrail askerlerinin vurulma görüntülerini yayınlayınca bombalandı.
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Avrupa’nın güvenliğini Türkiye gibi ülkeler olmadan sağlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Rusya, Amerikan askerlerinin Afganistan’dan çekilmesi koşuluyla Taliban’ın Kabil hükümetiyle görüşmeye hazır olduğunu söyledi.
Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Cerablus’ta polis karakoluna düzenlenen bomba yüklü araç saldırısında 3 kişi öldü, 10 kişi yaralandı.
İsrail’in 12 Kasım’daki saldırısında biri Hamas yöneticisi 6 Filistinli şehit olurken, bir İsrail yarbayının öldüğü duyuruldu.
İran, ikinci kez borsada satışa sunduğu petrolün varilini 64 dolar 97 sente düşürdü. İlk kez 28 Ekim’de borsadan petrol satan Tahran yönetimi, 700 bin varil petrolü 3 kişiye satmıştı.
IKBY Başbakanı Barzani, Billy Graham Evanjelist Derneği bünyesindeki heyeti Erbil’deki başbakanlık konutunda kabul etti.
YPG, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda bombardımana başlaması üzerine askıya aldığı IŞİD’e karşı operasyonlara yeniden başladığını açıkladı. [11 Kasım]
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde düzenlediği saldırıda 6 Filistinli şehit olurken, Paris’te bulunan Netanyahu’nun Tek Aviv’e dönme kararı aldığı bildirildi. [11 Kasım]
Rusya lideri Putin, Macron’un kurulmasını önerdiği ortak Avrupa ordusu konusunda “Ortak Avrupa ordusu çok kutuplu dünya düzeninin pekiştirilmesine katkı sunacaktır” dedi.
Somali’nin başkenti Mogadişu‘da hükümet yetkililerinin sık sık gittiği bir otelin iki bombalı araçla hedef alındığını saldırıda ölü sayısı 53’e yükseldi.
Endonezya’da 29 Ekim’de düşen 189 kişinin bulunduğu yolcu uçağına ilişkin arama çalışmaları daha fazla cesede ulaşılamaması nedeniyle durduruldu.
Irak’ın kuzeyindeki Avaşin bölgesine yönelik hava harekatında üs bölgesine saldırı hazırlığındaki 14 terörist etkisiz hale getirildi.
Alman ordusundaki bazı askerlerin, sığınmacı kılığına girip siyasetçilere suikast düzenlemek için hazırlık yaptığı açığa çıkarıldı.
Almanya Dışişleri Bakanı Mass’ın Doğu Türkistan‘daki durum ile ilgili Çinli yetkililerle görüşeceği açıklandı.
Daha önce Kuveyt’i işgal etiği için Irak’ı tazminat ödemeye (1,24 milyar dolar) mahkum eden BM, Bağdat yönetiminin her yıl petrol satışlarının yüzde 1.5’ini Kuveyt’e ödemesini kararlaştırdı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hakkari’deki patlamada 7 askerimizin şehit olduğunu 25 askerimizin de yaralandığını açıkladı.
Senegal’de Türk firmalarınca yapımı 8 ayda tamamlanan Uluslararası Blaise Diagne Havalimanı ilk 11 ayında 2 milyondan fazla yolcuya hizmet verdi.
Norveç Dışişleri Bakanı Soreide, Yemen savaşını gerekçe göstererek, Suudi Arabistan’a silah ve askeri malzeme ihracatını durdurduklarını açıkladı.
Eski Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı Prens Turki el Faysal, ülkesinin gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi ile ilgili uluslararası bağımsız bir soruşturmayı asla kabul etmeyeceğini söyledi.
Birleşmiş Milletler, dünya genelindeki Venezuelalı mülteci ve göçmen sayısının 3 milyona ulaştığını duyurdu.
Yazar ve yorumcu Pepe Escobar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘anayasa darbesiyle’ görevden alınan eski Brezilya Devlet Başkanı Rousseff’e ‘Dikkat et, senin peşindeler’ diyerek uyardığını söyledi.
Azerbaycan lideri Aliyev, bu yıl Bakü’de düzenlenen askeri geçitlere Türk askerinin katılmasının tüm dünyada büyük ilgi uyandırdığını ve bir daha birliğimizi sergilediğini söyledi.
Venezuella Devlet Başkanı Maduro, kendisine yöneltilen ‘diktatör’ eleştirilerine, ‘Diktatör değilim, mütevazıyım’ şeklinde yanıt verdi.
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ile görüşen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun S-400 anlaşmasına ilişkin, “Mevcut anlaşma tamamlandı, bunu iptal edemem” dediği bildirildi.
ABD’li yetkililer her ne kadar DSG ile ilişkimiz geçişi dese de, DSG Sözcüsü Kino, IŞİD’den sonrası dönemler için de koalisyonla bir takım anlaşmalarının olduğunu söyledi.
Almanya’nın Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin yaptırım kararının ardından Fransa Dışişleri Bakanı Drian, “Biz de bildiklerimizle hızlı bir şekilde birçok yaptırım uygulayacağız.” dedi.
NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, “Avrupa’nın savunma girişimlerinin NATO’ya alternatif olmaması gerektiğini açık şekilde ifade ettim. NATO, Avrupa güvenliğinin temel taşı.” dedi.
Milli Savunma Bakanı Akar ve MİT Müsteşarı Fidan, Rusya’ya giderek Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ve diğer yetkililerle görüştü.
Rusya Kommersant gazetesi, Türk Akımı’nın deniz etabının açılışı için Türkiye’de bulunan Putin’in, Kremlin’de bile bu kadar alkış almadığını vurguladı.
Kuzey Kore’nin, Güney Kore sınırındaki Askerden Arındırılmış Bölgedeki 10 nöbet noktasını anlaşma kapsamında imha ettiği bildirildi.
Suudi Dışişleri Bakanı Cubeyr, CIA’in “Kaşıkçı’nın öldürülmesi talimatını Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğine yönelik” değerlendirmesinin yanlış olduğunu söyledi.
Cubeyr, “Erdoğan, Kaşıkçı talimatının Veliaht Prens’ten geldiğini kastetmedi” açıklamasında da bulundu.
ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Eric Pahon, Kongre ile Türkiye’ye Rus S-400 füze savunma sistemine alternatif olarak ne sunabileceklerini görüştüklerini söyledi.
Cinayet ile ilişiği olan 18 kişiye ülkeye giriş yasağı getiren Almanya, şimdi de Suudi Arabistan’a silah ihracatını tamamen durdurdu.
Ürdün parlamentosunda farklı partilerden oluşan heyet, Esad’ı ziyaret etti ve açıklama yaptı: Suriye, Batı müdahalelerine karşı birincil savunma hattı olarak işlev görüyor
Türkiye, Rusya ve İran’ın 28-29 Kasım tarihlerinde Suriye konusunu görüşmek için Kazakistan’da bir araya geleceği açıklandı. BM yetkilileri ve Ürdün’ün, gözlemci olarak davet edildiği bildirildi.
Almanya, Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilişkisi bulunan 18 kişiye ülkeye giriş yasağı getirdi.
Afrin’de bozgunluk, yağma ve hırsızlık yapan ÖSO gruplarına yönelik helikopter destekli TSK ve ÖSO operasyonu devam erdi. İhtilaf çıkaran grubun Suud ve BAE destekli olduğu ileri sürülüyor.
Afganistan Yüksek Barış Şurası, Taliban ile ABD’nin yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesi konusunda uzlaşma sağladığını açıkladı.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “Avrupa daha güçlü olmalı ve daha bağımsız hale gelmeli.” dedi.
Suriye Türkmenleri yeni bayrağını seçti.
Beyaz Saray’da ABD yönetiminin Suudi Arabistan’la ilişkilerini belirleyen politikaların yapımından sorumlu olan Kirsten Fontenrose istifa etti.
Irak Türkmen Cephesi Başkanı Salihi, Irak’ta kurulan yeni hükümet kabinesinde Türkmenlere yer verilmediği takdirde sokak gösterilerine başlayacaklarını açıkladı.
Anadolu Ajansı, “ÖSO’daki Türkmenler Fırat’ın doğusunu YPG’den temizlemek için hazırlanıyor” başlığıyla bu görüntüleri paylaştı.
ABD Başkanı Donald Trump, “Fethullah Gülen’in iadesi gündemimizde yok” dedi.
ABD, önceki senelerde çekimser kaldığı İsrail’in Golan Tepeleri’ni işgalini kınayan BMGK kararına bu yıl ilk kez karşı çıktı.
Macaristan’ın Ankara Büyükelçisi Gabor Kiss, “Macaristan olarak Türk Konseyi ülkelerine daha yakın olmak istiyoruz.” dedi.
Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Hristiyan Anti-Balaka militanları ile çoğunluğu Müslümanlardan oluşan Barış İçin Birlik gurubu arasında yaşanan çatışmalarda 37 kişi öldü. 20 bin kişi şehri terk ederek ormana kaçtı.
Savunma Bakanı Hulusi Akar, “ABD’den söz verdiği gibi terör örgütü YPG ile işbirliğini kesmesini bekliyoruz. DEAŞ büyük oranda etkisiz hale getirilmesine rağmen ABD’nin terör örgütü YPG’ye kamyon ve uçaklarla silah ve mühimmat vermesi kabul edilemez.”dedi.
CIA, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman’ın verdiği sonucuna ulaştı. [WP]
Yunanistan Ortodoks Kilisesi, din adamlarının memurluktan çıkarılmasına yönelik Başbakan Çipras ve Başpiskopos İeronomios arasında varılan mutabakatı reddetti.
Geçen seneden bu yana Nijer-Cezayir sınırında yapılan petrol arama çalışmaları neticesinde bölgede ülkenin en büyük petrol yataklarından biri keşfedildi.
ÖSO, Afrin ve El Bab’ın ardından şimdi de Cerablus’ta çetelere karşı operasyon başlattı.
Teröristler, Suriye’nin Tel Abyad ilçesinde ABD’nin arananlar listesine eklediği üç PKK’lı elebaşı için destek gösterisi düzenledi.
Kommersant gazetesine göre Türk Akımı’nın Avrupa ayağının geçeceği ülkeler Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Slovakya. ABD’ye topraklarımızda üs kurun diyen, Türk Akımı’nın ülkemizden geçmesi için çabalıyoruz açıklamalarında bulunan Yunanistan saf dışı bırakılmış.
Danimarka, Kaşıkçı cinayeti ve Yemen’deki pozisyonu nedeniyle Suudi Arabistan’a gönderilen silah ve askeri teçhizatın durdurulmasına karar verildiğini açıkladı.
İngiliz istihbarat servisi MI5, 2017’de Manchester’da gerçekleştirilen bombalı saldırı için hatalı olduklarını kabul etti. İstihbarat ve Güvenlik Komisyonu raporunda “saldırganın ne kadar tehlike olduğunu tespit etmek için çok yavaş hareket edildi” ifadeleri yer aldı.
Türkiye ve AB, İran yaptırımlarının kaldırılması sonucunda İran’ın yararlanmakta olduğu ekonomik faydaların sürdürülmesi konusunda mutabık kaldı.
ABD, Avrupa ülkelerinin ‘Avrupa Ordusu’ oluşturma planını “NATO’nun onayı dahilinde, NATO’dan ayrı olmamak kaydıyla” yapması gerektiğini açıkladı.
Finlandiya, Yemen’deki insani krizden sorumlu oldukları gerekçesiyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne silah satışını durdurdu.
Hindistan ve Pakistan, Hindistan’dan Sih hacıların (Sihizm dinine mensup kişi) Pakistan’daki kutsal Gurdwara Darbar Sahib Kartarpur tapınağını ziyaret etmelerine izin verecek yeni bir sınır noktası ve yolu inşa etme konusunda anlaştı.
Orta Afrika’da git gide güç kazanan IŞİD, düzenlediği saldırılarda 100’e yakın Nijerya askerini öldürdü.
Kuzey Kore ve Güney Kore askerleri iki ülkeyi birleştirecek yolun yapımı için biraraya geldi. Güney Kore askerleri çelik yelek ve miğfer kullanırken, Kuzey Kore askerlerinde hiçbir şey olmaması dikkat çekti.
???? Kuzey Kore ve Güney Kore askerleri iki ülkeyi birleştirecek yolun yapımı için biraraya geldi. Güney Kore askerleri çelik yelek ve miğfer kullanırken, Kuzey Kore askerlerinde hiçbir şey olmaması dikkat çekti. pic.twitter.com/jfv057GRXx
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Beyaz Saray yönetiminin Suriye’de iktidarı değiştirme amacı olmadığını ve siyasi sürece bağlılığını koruduğunu söyledi.
Dünyada benzer özelliklerde 5-6 gemi olduğu söylenen, Türkiye’nin petrol ve doğal gaz arayacak ikinci sondaj gemisinin aralık ayında çalışmalara başlayacağı bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Moskova yönetiminin Suriye’de (Esad dahil) hiçbir siyasi figürü desteklemediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye’nin ABD’den Patriot hava savunma sistemleri alabileceğini söyledi. Kalın, ayrıca Ankara’nın Rus S-400 hava savunma sistemlerinden de vazgeçmediğini belirtti.
Yemen’de binlerce insanı katleden ve açlığa mahkûm bırakan Suudi Veliaht Prensi Selman ile Birleşik Arap Emirlikleri Prensi Zayed, Dubai’de bir yat partisinde doyasıya eğlendi.
Suudi Veliaht Prens Selman ile BAR Prensi Zayed.
Afganistan’da, Kabil Alimler Şurası Başkanı Abdul Basir Hakkani, uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Hakkani, 20 Kasım’da gerçekleştirilen ve 50’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği Mevlit Kandili saldırısının arkasında Kabil istihbaratı olduğunu ifade etmişti.
Türkiye’nin Sudan’ın Kızıldeniz eyaletinde altın aramak için anlaşma yaptığı bildirildi.
Fransa’da, akaryakıt zamlarını ve reformları protesto etmek için toplanan “Sarı Yelekliler” hareketi üyeleri, polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Büyüyerek yayılan gösterilerde 2 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.
İran’da meclisin çıkardığı “emekli kişilerin devlet kurumlarında çalışmasının yasaklanması” yasasının ardından birçok üst düzey yetkili zorunlu olarak görevinden istifa etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı, 14 vali ve Türkiye’nin Ankara Büyükelçisi de istifa edenler arasında.
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Konaşenkov, Rusya’nın militanların Suriye’nin Halep kentine klorin gazı yüklü havan mermisi ile düzenlediği saldırı konusunu Türkiye ile görüşme niyetinde olduğunu bildirdi.
OECD, nüfusuna oranla dünyada en fazla mahkuma sahip olan ülkeleri açıkladı. Listenin en başında (sırayla) ABD, Türkiye ve İsrail yer alıyor. Son sırada ise İzlanda bulunuyor.
AB liderleri, BREXIT anlaşmasını onayladı. – İngiltere, AB’ye 39 milyar dolar tazminat ödeyecek. – Ayrılış resmi olarak 29 Mart 2019’da başlayacak ve 21 aylık bir geçiş süreci olacak. – Anlaşmanın uygulanması için son sözü İngiltere parlamentosu söyleyecek.
‘Talabani’nin partisi’ KYB, Süleymaniye’deki tüm ofislerini kapatması için PKK’ya 24 saat süre verdi. [Rudaw]
İsrail Başbakanı Netanyahu, Batı Afrika açılımlarının ardından Körfez’de olduğu gibi İslam ülkeleri ile normalleşme ilişkilerini geliştireceklerini duyurdu.
Kerç Boğazı’nda yaşanan gerilimin ardından Rus Özel Kuvvetleri’nin 3 Ukrayna savaş gemisini ele geçirdiği iddia edildi.
İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde düşen helikopterde 4 askerimiz şehit oldu, 1 askerimiz yaralandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi temasları kapsamında Hollanda Başbakanı Rutte’nin ardından Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüştü.
Sultan Murat Tugayı Komutanı Ahmed Osman, Fırat Nehri’nin doğusunda IŞİD’in bulunmadığı Tel Abyad, Rakka, Haseke gibi bölgelere operasyon düzenlemek için hazır olduklarını söyledi.
Venezuela’nın başkenti Karakas’taki iki FETÖ okulu, Türkiye Maarif Vakfına devredildi.
Ukrayna ile yaşanan gerilim sonrası Kırım’a dördüncü S-400 füze savunma sistemlerini yerleştiren Rusya, işgalini daha da güçlendirerek bölgeye Pantsir-S hava savunma kompleksleri konuşlandırdı.
Pentagon tarafından hazırlanan Türkiye raporunda, Rus S-400 füzesi alındığı takdirde Türkiye’nin F-35 savaş uçağı projesindeki ortaklığının bitirilmesi gerektiği ifade edildi.
Suudi Arabistan ve ABD, 15 milyar dolarlık THAAD hava savunma sistemi anlaşması imzaladı.
Suriye hava savunmasının, ülkenin güneyindeki el-Kisvi köyü üzerindeki hava sahasında bir İsrail uçağı ve 4 füzeyi imha ettiği belirtildi.
Gürcistan’da yeni seçilen ülkenin ilk kadın cumhurbaşkanı Zurabişvili, Rusya’ya karşı Avrupalı, Amerikalı ve NATO ortaklarından yardım istedi.
Ukrayna Deniz Kuvvetleri Komutanı Voronçenko, “Kerç Boğazı’nda ve Azak Denizi’nde kendimizi göstermeliydik ve botlarımızın neler yapabileceğini ortaya koymalıydık” dedi.
İsrail, Türkiye tarafından sınır dışı edilen büyükelçi Eitan Nehia’nın yerine geçecek bir büyükelçi tayin etmeyeceğini açıkladı.
Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, Türkiye’nin, askeri güçlerinin İdlib’de geçici olarak bulunduğu ve buradaki durum istikrar kazanınca güçlerini geri çekeceği konusunda Rusya’ya güvence verdiğini söyledi.
Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Caferi, “Türkiye Suriye’deki krizin çözümüne yardım etmek istiyorsa ülkedeki güçlerini çekmeli” ifadelerini kullandı.
3 yıl önce Malazgirt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız’ı şehit eden ve eşini yaralayan PKK’lı ‘Çektar Soro’ kod adlı Muhammed Kaya öldürüldü.
Dede Korkut, UNESCO’nun “Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi”ne oy birliği ile kabul edildi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye‘yi Moskova’ya davet etti.
Başkan Duterte’nin gerektiğinde şüphelileri bile vurun dediği Filipinler’de, güvenlik güçlerinin uyuşturucuyla mücadele kapsamında yürüttüğü operasyonlarda öldürülen şüpheli sayısı 5 bine dayandı.
Biz değil dolar bizden uzaklaşıyor diyen Rusya lideri Putin, Türkiye’ye S-400 hava savunma sistemi bataryaları satışı için yapılan anlaşmanın dolar üzerinden yapılmadığını söyledi.
Macaristan, ABD’nin iki şüpheli Rus silah tüccarını iade talebini reddederek, bu kişileri Rusya’ya gönderdi.
ABD Başkanı Trump’ın Arjantin’deki G20 Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşeceği, Suudi Prens Muhammed bin Selman ile görüşme planının olmadığı bildirildi.
ABD, Türkiye sınırına kurmayı planladığı gözlem noktaları için “Türkiye’ye kaçmaya yeltenebilecek IŞİD militanlarının geçiş rotalarını engellemek” bahanesini kullandı.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, “Suriye konusunda İstanbul’da Türklerle varılan anlaşma İdlib’de daha kötü sonuçları engelledi.” dedi.
Irak’ın Kerkük kentinde bulunan Kayseri Çarşısı’nda çıkan yangında 67 kuyumcu dükkanında bulunan 1 milyar dolarlık altın eridi.
Suudi Arabistan, İngiltere ile birlikte “Yeşik Bayrak” adı verilen askeri hava tatbikatına başladı.
BMGK’ya kasım ayında başkanlık eden Çin Temsilcisi, Kerç Boğazı’nda yaşananların görüşülmesi teklifi ile ilgili açıklama yaptı: “Teklifin görüşmeye alınmasına karşı 7 üye oy kullandı, 4 üye ‘evet’ oyu kullandı, 4 üye daha çekimser kaldı. Teklif kabul edilmedi.”
İsrail, GKRY, Yunanistan ve İtalya’nın, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a oradan da İtalya’ya doğal gaz boru hattı inşa edilmesi için anlaşma imzaladığı belirtildi.
Akdeniz’deki sondaj aramalarını Fatih sondaj gemisi ile sürdüren Türkiye, şimdi de Mersin’in yaklaşık 40 kilometre açıklarında sığ deniz sondaj faaliyetlerine başlıyor.
Rusya’ya bağlı Çeçenistan’ın Cumhurbaşkanı Kadirov, İsmailağa cemaati lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nu ziyaret etti.
Rus yanlısı güçlerin kontrolünde bulunan Lugansk ve Donetsk’deki son durum ile birlikte Ukrayna krizinin ortaya çıkışı, savaş mevzileri ve ayrıntılar timeline’ın sonunda yer alıyor.
İşte Kırım’daki Azak Denizi ve Kerç Boğazı’nda Rusya ile Ukrayna savaş gemileri arasında yaşanan gelişmeler…
15 Ocak 2018: Karadeniz’de Kerç Boğazı yakınlarında Rusya’nın el koyduğu Ukrayna savaş gemilerinin mürettebatı olan 20 askeri personelin tutukluluk süresi 24 Nisan’a kadar uzatıldı.
28 Kasım 2018: Ukrayna ile yaşanan gerilim sonrası ilk kez konuşan Rusya lideri Putin, Ukrayna Devlet Başkanı Poroşenko’nun önümüzdeki yıl düzenlenecek seçimlerden önce halk desteği azaldığı için gerilimi artırmak istediğini öne sürdü.
27 Kasım 2018:
NATO üyesi 29 ülke, Ukrayna’ya olan desteğini vurgularken, Rusya’ya Ukraynalı gemi ve denizcileri serbest bırakması çağrısında bulundu.
Rusya Federal Güvenlik Teşkilatı(FSB), gözaltına alınan Ukrayna Donanması’na ait botların, Rus sınırını gizlice geçme emri aldıklarını duyurdu.
Kırım’ın Simferopol kentindeki Kiev bölge mahkemesi, Rus karasularını ihlal ettiği gerekçesiyle gözaltına alınan Ukraynalı denizcilerden birinin 2 ay süreyle tutuklanmasına hükmetti.
Ukrayna lideri Poroşenko’nun imzaladığı kararname parlamentoda onaylandı. Böylece Ukrayna’da 30 günlük sıkıyönetim resmen ilan edildi.
Ukrayna’nın sıkıyönetim uygulamasının sert olarak uygulanacağı bölgeler.
Rus Interfax haber ajansı, Kerç Boğazı’ndaki 24 Ukraynalı denizcinin Rusya tarafından gözaltına alındığını duyurdu.
25 Kasım 2018:
Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko, söz konusu kararın seferberlik içermeyeceğini, ancak “hazır olmak” amacı ile alınacağını dile getirdi ve kişi hak ve özgürlüklerinin de kısıtlanmayacağına dikkat çekti. Ukrayna basınında parlamentoda oylamaya sunulacak sıkıyönetim kararının 60 günlük bir süreyi içerdiği ifade edildi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, “Haydut metodu ile önce provokasyon, sonra zorlayıcı baskı, ardından da saldırganlık suçlaması.” ifadelerini kullandı.
Rusya, alıkoyduğu Ukrayna savaş gemilerinin limanlarına döndüğünü duyurdu.
Ukrayna parlamentosunun sıkı yönetim ilanı (görüşmek) için yarın toplanacağı belirtildi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko, Rus saldırılarına karşı koalisyon kurmak için uluslararası örgütlerin başkanlarıyla görüşmelerde bulunacak.
RSB, Rus sınır muhafızlarına ait geminin Ukrayna Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilere yakınlaştığı anın videosunu yayınladı.
Şu ana kadar kesinleşen rakam: 6 Ukrayna askeri yaralandı.
NATO’dan ilk açıklama geldi: NATO, karasularındaki seyir hakları dahil olmak üzere, Ukrayna’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyor. Uluslararası hukuka uygun olarak Ukrayna’nın Azak Denizi’ndeki limanlarına engelsiz erişiminin sağlanması için Rusya’ya çağrıda bulunuyoruz.
Ukrayna ordusunun Rusya destekli ayrılıkçıların kontrolündeki Donbass bölgesine ağır topçu atışı yapmaya başladığı belirtildi. Haberler doğruysa bu ordunun son yıllardaki en büyük topçu atışı.
Ukrayna Donanması ve Savunma Bakanlığı siteleri çöktü.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko, askeri kabineyi topladı. Rusya ile savaş için ABD’den destek istendiği iddia edildi.
Ukrayna Hava Kuvvetlerine “harbe hazır ol” emri gönderildiği, ordunun Donetsk, Odesa ve birçok bölgede orduya ”hazır olun” talimatı verdiği belirtildi.
Rus Donanmasına bağlı özel kuvvetlerin Ukrayna Deniz Kuvvetleri’ne ait 3 gemiyi ele geçirdiği, Ukrayna Donanması’na ait iki geminin de hasar gördüğü duyuruldu.
Rusya mı doğru söylüyor yoksa Ukrayna mı?
Ukrayna’nın iddiası: Ukrayna Deniz Kuvvetleri KomutanlığıAzak Denizi’ndeki Kerç Boğazı civarında, FSB’ye ait sınır güvenliği teknesinden Ukrayna savaş gemilerine ateş açıldığını ve iki kişinin yaralandığını duyuruldu. Gemilerin Rus özel kuvvetler tarafından ele geçirildiği açıklandı.
Ukrayna Deniz Kuvvetleri’nin bir sonraki açıklaması Rusya’nın Ukrayna gemilerine eşlik ettiği ve 6 Ukrayna askerinin olayda yaralandığı yönünde oldu.
Rusya’nın iddiası: Üç Ukrayna gemisinin aşağıda da belirtilen gün içindeki yaşanan gelişmeler nedeniyle Kerç Boğazı’ndan geçmeye çalışması ile başladı. Rusya, izinsiz geçmeye çalıştığını iddia ettiği Ukrayna gemilerini alıkoyduklarını doğruladı ve daha sonra gemileri ‘serbest bırakarak’ limanlarına döndüğünü duyurdu.
Gün içinde yaşananlar:
Ukrayna’nın Rusya’ya bildirmeden Kerç Boğazı’ndan geçme girişimi nedeniyle bölgedeki köprünün altına kargo gemisi çekildi ve Azak Denizi’ne tüm girişler engellendi. Öte yandan Rusya’ya ait askeri savaş uçakları ile helikopterlerin devriye uçuşu yaptığı bilgisi verildi.
Kerç Boğazı Rusya tarafından kapatıldı.
Rusya’ya ait bir sahil güvenlik teknesi Karadeniz ile Azak Denizi arasındaki Kerç Boğazı’nda Ukrayna’ya ait bir römorköre çarptı.
Ukrayna ile Rus savaş askeri gemi ve botları karşı karşıya geldi.
BAŞLANGIÇ: Rusya Federal Güvenlik Servisinden (FSB) yapılan açıklamada, yerel saatle sabah 07.00’de Ukrayna Donanması’na ait 3 geminin Rusya’nın karasularına izinsiz giriş yaptığı belirtildi.
Azak Denizi’nde Ukrayna ile Rusya arasında gerilim yaşandı.
Ukrayna’da Rus nüfusun yoğun olarak yaşadığı alanlar ile Rusya’nın olası bir savaş sonrasında Ukrayna’yı böleceği iddia edilen harita karşılaştırılması.
Olası bir Rusya Ukrayna Savaşı sonrası ‘bölünecek’ Ukrayna’nın haritası
31 Ağustos 2018: Ukrayna’nın doğusunda Rusya destekli ayrılıkçıların tek taraflı ilan ettiği Donetsk Halk Cumhuriyeti’nde Cumhurbaşkanı Aleksandr Zaharçenko, Donetsk’teki bir restoranda bombalı saldırı sonucu öldü, Başkan Yardımcısı Timofayev de ağır yaralandı. Saldırıda toplam 11 kişi öldü.
Saldırıya ilişkin Zaharçenko’nun danışmanlarından Aleksandr Kazakov, ”Ev yapımı patlayıcı kafenin içinde kapının yakınına yerleştirilmişti. Katiller patlatmak için Zaharçenko’nun kafeye gelmesini bekledi” dedi.
Sürekli güncellenen gelişmeler:
– Donetsk Halk Cumhuriyeti Yeni lideri Denis Pushilin oldu ve ateşkesin bittiğini duyurdu. Bölgede sıkıyönetim ilan edildi.
– Donetsk Halk Cumhuriyeti Başkanlık Ofisi: Saldırıyı işleyenlerin kimliklerinin tespit edildiğini açıklanırken, zanlılara suikast siparişini Ukrayna Güvenlik Servisi’nin verdiği iddia edildi.
– Rus Dışişleri Bakanlığı, “Zakaharchenko’nun ölümünün arkasında Ukrayna olduğuna dair tüm deliller elimizde, bu durum çok ağır sonuçlar doğurabilir” açıklaması yaptı.
– Saldırı sonrası Ukrayna ordusunun savaşa hazır duruma getirildiğini söyleyen DHC Harekat Komutanlığı İkinci Başkanı Eduard Basurin, “Zaharçenko suikastı ABD’nin organizasyonudur.” iddiasında bulundu.
12 Eylül 2016 – Ukrayna Son Durum Haritası – (Ukrayna Savaş Haritası)
*** Kırım Rusya’ya bağlanmışken(!), Lugansk ve Donetsk’in Rusya’ya bağlanmadı. Bu bölgelerde Rus yanlısı güçlerin Ukrayna silahlı güçleriyle çatışması söz konusu.
Alternatif Harita:
8 Temmuz 2016 – Ukrayna Haritası
Ukrayna Krizi: Neler Oldu?
Ukrayna’da 2004 yılındaki Turuncu Devrim ile ülke yönetimi Rus odağından batı odağına dönmeye başladı. Ukrayna’daki krizin başlangıcı ise 22 Kasım 2013’te Yanukoviç hükümetinin AB Ortaklık Anlaşması’nı imzalamayı reddetmesi üzerine ortaya çıktı. Bu karar sonrası Batı yanlısı muhalefet ve destekçileri sokaklarda ve meydanlarda gösteriler düzenlemeye başladı. Demokratik seçimlerle 2010’da iktidara gelen Yanukoviç, Rus yanlısı politikalar izleyeceğini hükümeti devralmadan önce belli etmişti ki Turuncu Devrim dönemi sabıkası ortadaydı. Rusya Yanukoviç yönetimindeki Ukrayna ile 17 Aralık 2013’te bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma gereği Rusya Ukrayna’nın 15 milyar dolar değerindeki devlet tahvillerini satın almayı kabul etti ve Ukrayna’ya satılan doğal gazın fiyatını da düşürdü. Bu batı yanlısı gösterilerin şiddet grafiğini artıran sebeplerden bir diğeri olmuştu.
Muhalefet İdare Organlarını Ele Geçirmeye Başladı!
Gösteriler tam gaz devam etti ve muhalefet, Kiev’in ana caddesi Khreschatyk’ta Kiev Belediyesi’nin de aralarında bulunduğu pek çok kamu binasını ele geçirdi ki, belediye binası vakası doğrundan bir yasa ihlaliydi. Ukrayna’nın bir çok bölgesinde mahalli idare organları muhalifler tarafından kapatıldı/ele geçirildi.
Yaşanan gelişmelerin ardından parlamento 16 Ocak’ta kabul ettiği ve şiddet eylemlerine katılıma, polise mukavemete, idari binalara el koymaya, halkı aşırıcılığa çağırmaya vb. para ve hapis cezası getiren bir takım yasayı kabul etti. Bu yasadan itibaren muhalefetin taarruzu, koordine bir kampanya halini aldı. Muhalefet15 bölgede idareyi ele geçirmeye çalıştı ve bunların 9’u 28 Ocak itibariyle muhalefetin eline geçti. Bunlarla birlikte muhalifler Kiev’de birçok bakanlığı da ele geçirmişti. (www.stratejikortak.com)Muhalefetin bölge idarelerini ele geçirme politikası Ukrayna krizi olarak bilinen ve istikrarın yönetimsel olarak sağlanamadığı bölge idare sorunu ile ülkeyi karşı karşıya getirmiş oldu.
Muhalefet idare organlarını ele geçirirken açıkladıkları bir eylem planı ile buraların yönetimlerine sahip olacaklarını açıkladı. Bu planda ülkede ‘halk konseyleri’ şeklinde alternatif bir yetki sistemi oluşturmak ve yapılan toplantılar sırasında kurulan bu ‘konseyler’, muhalefet partilerinin bölge şubelerinin liderlerinden ve yerel yönetimin muhalif üyelerinden oluşacaktı.
Yönetimi elinde bulunduran Yanukoviç tüm gösterilere rağmen direnmeye devam etti. Tarih 24 Şubat 2014’ü gösterdiğinde ülkenin batısında ve başkenti Kiev’de kontrolü ele geçiren muhaliflerden sonra Yanukoviç Rusya’ya kaçtı. (stratejikortak.com)Ukrayna’da geçiş hükümeti kuruldu. Daha sonra yapılan seçimlerde ise, Rusya karşıtı ve AB yanlısı söylemleriyle bilinen ve ülkesini AB ve NATO’ya üye yapmak istediğini kaydeden Ukraynalı işadamı Petro Poroşenko, ülkenin yeni Cumhurbaşkanı seçildi. Geçiş hükümetinin ardından ise Yanukoviç yanlıları ülkenin güney ve doğusunda düzenledikleri gösterilerde yerel yönetimler güvenliğin merkez Kiev yönetimi tarafından değil, kendileri tarafından sağlanacağını açıkladı. Rusya yanlısı ve Ukrayna’da Rusça konuşan ülkenin güneydoğusundaki Harkov, Donetsk, Lugansk, Dnepropetrovsk, Zaporojye, Herson ve Kırım otonomisinin katıldığı “Ukrayna Cephesi” adlı kongreden çıkan bildiride şöyle denildi:
“Bölgelerde güvenlik, şu andan itibaren yerel yönetimlerin eline geçiyor. Kongre’de temsil edilen bölge yöneticileri, emrindeki güvenlik güçleri ve halkla birlikte anayasal düzeni korumak için birlikler oluşturacak. Başkent Kiev’de oturumlar düzenleyen parlamentonun son iki günde aldığı tüm kararların baskı altında kabul edildiğini varsayıyoruz. Rusya’ya bölgelerimizde düzen ve huzurun muhafaza edilmesi için ayrıca yardım çağrısı yapıyoruz.”
Rusya’nın Kırım İlhakı
Yanukoviç’in kaçtığı açıklanmadan önce 23 Şubat’ta ise Kırım’ın güneyindeki Sivastopol’da Rus yanlısı gösteriler başlamış, üç dört gün sonrada Rus bayraklarını göndere çeken, Rusya destekli olduğu iddia edilen silahlı milis güçler bir çok bölgeyi ele geçirdi. 6 Mart’ta Kırım Yüksek Konseyi 16 Mart tarihinde Kırım’ın Rusya’ya katılıp katılmayacağını belirleyen referandum yapacaklarını açıklamıştır. 16 Mart 2014’de yapılan referandumda Kırım’da %96.77, Sivastopol’de ise %95.6 oranında Rusya’ya bağlanma yönünde oy çıkmış ve 17 Nisan 2014 tarihinde Rus lider Putin Rusya’nın Kırım’ı ilhakını onaylayan imza ile Kırım resmen Rusya’ya katılmıştır.
Ek olarak:
Ukrayna krizi sırasında yaşanan gelişmelerde Ukrayna Silahlı Kuvvetleri krize müdahale etmeyeceğini duyurmuş, Ukrayna Polis Teşkilatı da “Halkımızın yanındayız, değişim arzularını biz de paylaşıyoruz” açıklaması yapmıştı.
Ukrayna’da iş adamları yani ‘oligarklar’ büyük güce sahip. Hatta Ukrayna krizinin başlangıç aşamasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Victoria Nuland Aralık 2013’te Kiev’de ülkenin en güçlü 4 iş adamıyla görüşmüştü. (stratejikortak.com)Hatta bu durumu Rus karşıtı, Batı yanlısı eski Ukrayna’nın Odessa Valisi ve Gürcistan eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’de dile getirmişti.
Rus yanlısı güçlerin olduğu Lugansk, Donetsk ve Rusya işgali altındaki Kırım:
Yanukoviç, son girdiği seçimlerde şuan Rus yanlısı güçlerin kontrolündeki Lugansk ve Donetsk bölgeleriyle birlikte en yüksek oy oranına Kırım’da (%52,34) erişmişti.
2012 Ukrayna’daki parlamento seçim sonuçlarında Yanukoviç yanlılarını gösteren harita (mavi)
Geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May’in ifadesiyle, AB ile ülkesinin “Brexit Anlaşması’’ konusunda anlaştığını duyurdu. Ertesi gün yapılan uzun bakanlar kurulu toplantısıyla da bakanların söz konusu anlaşmayı desteklediğini duyurdu. Ancak 15 Kasım’da gelen üç istifa, Başbakan May için durumun hiç de iç açıcı olmadığını ortaya koydu. İstifa eden bakanlardan biri BREXIT Bakanı Dominic Raab idi. Raab’ın istifası işlerin yolunda gitmediğinin en büyük göstergesi oldu. Aynı zamanda May’in parti liderliğinde potansiyel rakibi olan Raab’a göre anlaşma Birleşik Krallık’ın toprak bütünlüğünü tehlikeye atıyordu.
585 sayfalık Brexit Anlaşması sayfa sayısının kabarıklığı kadar açık görünen bir anlaşma değil. Özellikle de ‘’tedbir maddesi’’ İngilizleri ayağa kaldırmış durumda. Anlaşmanın en önemli konusunu Kuzey İrlanda ve Serbest Ticaret Anlaşması oluşturuyor. AB’nin Britanya hükümetine kabul ettirdiği tedbir maddesine göre de Birleşik Krallık’ın Serbest Ticaret Anlaşması imzalanana kadar belirsiz bir süre Gümrük Birliği içerisinde kalması öngörülüyor. Aynı zamanda Birleşik Krallık’ın tedbir maddesinden tek taraflı çekilemeyeceği de eklenmiş durumda. Yani Birleşik Krallık, Kuzey İrlanda sınır meselesini çözemediği her saniye kendi ülkesi içerisindeki bir bölgeyle yapacağı mal dolaşımında AB kurallarını uygulamak zorunda kalacak. Bu da AB’nin Kuzey İrlanda’yı Birleşik Krallık’tan fiili olarak kopardığını gösteriyor.
Öte yandan 585 sayfalık anlaşmanın belirsizlik içeren pek çok konusunda ‘’iki tarafın da ortak kararının’’ esas alınacağı belirtiliyor ancak en basitinden, Birleşik Krallık’ın AB’ye ödeyeceği tazminat dahi net değil. Ancak 39 milyar Sterlin kadar olduğu söyleniyor.
Anlaşma metninde ayrıca, Britanya’da yaşayan üç milyon AB vatandaşı ile AB’de yaşayan bir milyon Britanyalı’nın haklarının korunacağı hükmü de yer alıyor. Bu konuda iki tarafın da çok önceden anlaşmış olduğunu hatırlatalım.
Birleşik Krallık’ın AB’den resmen ayrılacağı 29 Mart 2019 tarihinden itibaren 21 aylık bir geçiş dönemi öngören anlaşma taslağına göre Britanya, geçiş döneminde AB üyeliğine özgü haklarını ve yükümlülüklerini devam ettirebilecek. Bu esnada da Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması öngörülüyor ancak anlaşma taslağında bu belirtilmemiş. 585 sayfalık anlaşmada Birleşik Krallık’ı oluşturan unsurlardan İngiltere adı üç kez, Kuzey İrlanda adı ise 100 kez anılmış. Bu da bizlere, anlaşmanın daha çok Kuzey İrlanda Sorunu’na odaklandığını gösteriyor.
Önümüzdeki süreç belki de anlaşma metninden daha önemli. Anlaşma metninin ardından Sterlin’in dolar karşısında hızla değer kaybetmesi, şirketlerin gelecek endişesi ve Parlamento’nun ateşinin yükselmesi durumlarıyla karşılaşıldı. İç siyasette kendi partisi de dâhil birçok eleştirinin hedefi haline gelen Başbakan May, istifa etmeyeceğini ve anlaşmayı tüm kalbiyle desteklediğini söyledi. Ancak anlaşmanın Parlamento’da onaylanması pek de mümkün görünmüyor. 7 Aralık’ta yapılması beklenen oylamada kabul için 320 oya ihtiyaç var. Muhafazakârla ve Kuzey İrlanda Birlik Partisi’nin oluşturduğu koalisyon her ne kadar 326 milletvekiline sahip olsa da 10 vekilli Kuzey İrlanda Birlik Partisi, söz konusu anlaşmayı desteklemeyeceğini açıkladı. Muhafazakârlar içerisinde Sert Brexit yanlısı 58 vekilin de anlaşmayı desteklemesi beklenmiyor. Geriye kalan 258 vekilden 14’ü şimdiden May’e bayrak çekmiş durumda.
Ana muhalefetteki İşçiler ise anlaşmayı desteklemeyi planlamıyor ancak bazı vekillerin desteklemesi sürpriz olmaz. Yine 320’yi bulmaları pek de mümkün gözükmüyor. Peki Parlamento’dan ret yanıtı alması beklenen bu anlaşma, meclisten dönerse Birleşik Krallık’ı ne bekliyor?
Parlamento’dan ret yanıtı alınması halinde Birleşik Krallık’ı siyasi açıdan zor günler bekliyor. Bakanlar Kurulu’nu ve dahası Muhafazakar Parti’yi ikiye bölen anlaşmanın erken seçim getirmesi sürpriz olmayacak. Başbakan May’in istifa etmeyeceği göz önünde bulundurulursa erken seçim veya Muhafazakar’da lider değişikliği gündeme gelecek. Ancak olası bir erken seçimde iktidara gelmesine kesin gözüyle bakılan İşçi Partisi’nin iktidara gelmemesi için sorun, Muhafazakar Parti içerisinde de çözülebilir. 10 vekiliyle azınlık hükümetini dışarıdan destekleyen Kuzey İrlanda Birlik Partisi’nin Brexit Anlaşması’nı desteklemeyeceğini düşünürsek, hükümeti de düşürmek için desteğini çekebilir. Birlik Partisi’nin anlaşma için ‘’IRA’nın yapamadığını AB yaptı.’’ değerlendirmesi, son derece öfkeli olduklarını gösteriyor.
Tarih boyunca Avrupa’yı dışarıdan yönetmeye çalışan ve kıtada tek bir gücün egemenliğini her fırsatta engellemeye çalışan –ki bunun için iki kez Belçika’ya asker çıkardı- Birleşik Krallık siyaseti, AB içerisindeki üyeliğinde de her zaman en ayrıcalıklı üye olmayı başarmıştı. Ancak zaman içerisinde değişen dünya koşulları, İngilizleri de siyaset değiştirmeye zorladı ve AB’nin dağılması gerektiği fikri oluştu. AB’den çıkma siyasetinin fitilini ateşlediler ve Avrupa’da yükselen aşırı sağa güç verdiler. Aynı zamanda Avrupa’da yükselen aşırı sağa eleştiri getirmeyerek üstü kapalı destek de sundular. Bu geçici desteğin AB’nin dağılmasına kadar süreceği öngörüsünde bulunabiliriz ancak İngilizlerin bu anlaşmanın kabul olmasıyla birlikte AB’nin uydusu haline geleceği çok açık. Eğer Birleşik Krallık’ın anlaşma yapmadan AB’den çıkması halinde ise, ki ben böyle öngörüyorum, yine Birleşik Krallık’ı kolay günler beklemiyor ancak siyasi bağımsızlığını tam olarak korumuş olacak.
Hindistan deyince aklımıza gelen kast sistemi 1975’te kaldırıldı ama, Bollywood filmlerinde de sıkça rastladığımız gibi hâlâ ülkenin çoğunluğunu oluşturan kırsal kesimlerde bu sistem uygulanıyor. Yazıda kast sisteminin ana tabakalarını ve bu tabakalara(sınıfa) bağlı gruplar hakkında bilgi vermekle birlikte, kast sistemi içerisindeki yasakları aktarmaya çalışacağım.
Kast Sistemindeki Sınıflar/Tabakalar
‘Kast sistemi nedir?’ sorusu özü itibariyle Varna ve Jati olarak tanımlanabilir. Varna kastın en üst tabakalarını ifade ederken, Jatiler ise Varnaların kendi içinde alt tabakalara ayrılmasına denir. Kast’lar büyüklüğü itibariyle kendi içinde şubelere(Jatiler) ayrılmaktadır ve kast içinde ‘yükseklik ve asalet’ bakımından ‘kademeli’ bir zincir söz konusudur. Hinduizm inançlarında kast sisteminde sınıflandırma ritüel saflık ve meslek durumları ölçüt alınarak yapılmaktadır. Zenginliğine göre sınıflandırma bulunmamaktadır. Yani bir çocuk doğduğunda hangi kasttan ise ölene kadar o kast içerisinde yer alır.
Hindistan’daki Kast Sistemi
Kast ilkesini ayakta tutan en önemli etmen “varna” öğretisidir. Varna öğretisi tüm insanların doğuştan şu dört kasta ayrıldığını savunur:
Brahmanlar
Ksatriyalar
Vaisyalar
Sudralar
Brahmanlar (Brahmin)
En üst sınıf olan ve 20 yıl eğitim gören Brahmanlar, kendi kutsal kitapları olan Veda’ları (hintlilerin tanrılarına hitaben söylenen dua ve yakarışlardan oluşan kutsal şiirleri) incelemek, yorumlamak ve kendi dinlerinin eğitim ve öğretim işleriyle uğraşmakla görevlidir. Brahman ve Kshatriya sınıflarına mensup gençlere dinin esaslarını öğretir. 30-35 yıl sonra öğretmenliği bırakır ve inzivaya çekilir. Bu inziva ile de kendisini felsefi ve dini düşüncelere verir. Brahman’ların başlıca görevleri ise kurban ayinlerini idare etmektir; kutsal metinleri korumak ve dini ayinleri icrâ etmektir. (Din adamlarıdır)
Ksatriyalar (Kshatriya)
Önemli asker ve yöneticilerden olan Ksatriyalar, Brahman dininin akidelerine göre Kshatriya sınıfı Brahman sınıfının himayesi olmaksızın refah ve mutluluk bulamaz. Brahmanlarda Kshatriyasız yükselemez. Bütün subay ve komutanlar, askeri ve yönetici memurlar bu sınıftan çıkar. Genel itibariyle rütbeli askerler, zenginler, büyük tüccarlar, büyük toprak sahipleridirler.
Vayşiya (Vaishya-Vaisyalar)
Vaishya ziraat ve ticaretle uğraşan sınıftır. Bütün üretim ve mübadele işleri bu sınıfın elindedir. Ekonomik hayatı bu sınıf yönetir. Bu sınıfın vazifesi, ziraatle ve ticaretle uğraşmak, hayvan yetiştirmek, sadaka vermek, ilahlara kurban sunmak ve kutsal kitapları okumaktır. Genel olarak orta halli tüccarlar, orta büyüklükte toprak sahibi olanlar.
Sudralar (Sudras)
En ağır işleri görmekle yükümlü olan ve kast sisteminin en altındaki Sudralar, bütün yaşamı boyunca kendisinden yukarıda olan üç kast mensupları için çalışmak zorunda olduğu kabul edilir. Bunlar haklardan yoksun, durumları esirden çok az farklı mazlum bir sınıftır ve genellikle ‘köle’ olarak tabir edilir. Bu kasta karşı din adına yüksek kastlar tarafından yapılan zulüm ve gadrin her türlüsü meşru sayılır(dı). Genel olarak köylüler ve lağım gibi pis işlerle uğraşanlar bu sınıftadırlar.
Hindistan’da en düşük kast üyesi bir Sudra, çöplükte yıkanıyor. (Görsel: AP)
İnanca göre, Brahmanlar Brahma’nın ağzından, kşatriyalar kollarından, vayşiyalar bacak ve sudralar da ayaklarından yaratılmıştır. Hinduların mukaddes kitapları Manu der ki: “Brahman saadet, kşatriya kudret, vayşiya servet ve sudra da itaati ifade eder”.
Peki ya Paryalar?!
Kast-dışı, ‘Aşağılık’ Olarak Tanımlanan Paryalar
Yukarıdaki pramitte de gösterildiği gibi insanlığın en aşağı tabakası olarak gösterilen bu insanlar, ‘kast’a bile dahil edilmez, yani kast-dışı sınıf olarak görülmektedirler. Fiziki anlamda dokunulmaması gereken kişiler olduğu için de Paryalara aynı zamanda ‘Dokunulmazlar’ da denir. Kast sisteminde en aşağıda Sudralar yer alır ama kasta dahi alınmayan insanlara -Hinduların kutsal metni- Manu Yasalarına(Code of Manu) göre Parya denir ve bu insanlar hukuki olarak tanınmamaktadırlar.
Paryalar, hukuki ve toplumsal bakımdan en mazlum, en mağdur sınıftır. Sudralar, toplumsal mevkileri çok aşağı olmakla beraber hukuk tarafından tanınmış bir sınıftır ve dolayısıyla toplumsal mevki sıralamasında bir yeri vardır. Ancak Paryalar tamamiyle hukuk dışında kalan bir sınıftır. Manu Yasalarına(Code of Manu) göre Paryalar;
Köy ve kasaba dışında oturmalıdırlar.
Eşek ve köpekten başka hayvana sahip olamazlar.
Sadece ölülerden kalan elbiseleri giyebilirler.
Kırık kap dışından kap kullanamazlar.
Geceleri şehir ve köylerde dolaşamazlar.
Gündüz iş için kentlere geldikleri zaman üzerlerinde Parya olduklarını gösteren simge vb. şeylerle dolaşmaları gerekir.
Kimsesizlerin cenazelerini kaldırmakta Paryaların görevidir. Kast sistemi içerisinde bulunan kimseye dokunamazlar.
Paryalar diğer kastların yapmak istemedikleri kötü işlerden sorumlu olduğu bilinir.
Çoğu kıta yerlilerin soyundan olan Paryaların Hindistan nüfusundaki yeri muazzam derecede fazla. Batı dünyasının ‘Dalitler’ dediği Paryalar, Hindistan’da 200 milyonu aşmış durumda.
Hindistan’ın kurucu lideri Gandhi’nin paryaların yaşam koşullarını iyileştirmek için 21 günlük kişisel arınma orucu tuttuğu da bilinmektedir ki Gandi’nin girişimiyle Hint hükümeti parya statüsünü yıkmıştı.
Kast Kuralları Hakkında Bilgi ve Yasaklar
Bir Hindu kendisinden aşağı kasttan birisiyle sofraya oturup yemek yiyemez. Hatta alt kasttan birinin pişirdiği yemeği de yemesi yasaktır. Bu sebeple günümüzde zengin Hindliler, umumiyetle yemeğini herkesin yiyebildiği Brahman sınıfından aşçı tutarlar.
Her kastın kendine has hukuku vardır. Üst veya kendi kastındaki birini öldüren kimsenin cezası idamdır. Ancak alt sınıftaki birini katleden kimse idam edilmez. Miktarı kâtilin sınıfı yükseldikçe artan diyet öder.
Aynı kasttan kişilerin zinası cezalandırılmaz. Zinada üst sınıftan biri erkekse yakılır, kadınsa köpeklere parçalatılır.
Brahmanlar dört, kşatriyalar üç, vayşiyalar üç ve sudralar da bir kadına evlenebilir.
Kastlar arası evlilik kişiyi kast dışı vaziyetine düşürür, yasaktır.
Eşi ölen yani dul kalan bir kadının tekrar evlenmesi de tüm kastlarda yasaklanmıştır.
Eğer kadın aşağı sınıftaki erkekten doğurursa çocuk parya sayılır. (Bu erkek ve kadın da cezalandırılır.)
Kast kurallarına uymayanlara verilen en ağır ceza, kasttan çıkarılmaktır. Bu da toplumdan dışlanma anlamına gelir.
Meslekler, babadan oğla geçer.
Kast kurallarına uyulması ve kastın işleyişini sağlamak için, kast içinde özel teşkilatlar vardır.
Farklı bir kasta geçiş yok ancak kasttan atılma denen bir durum var. Atılan kişinin geri dönmesi zor ama bazı şartları yerine getirirse tekrar kasta alınabiliyor.
Hindistan’da ki Kast Sistemi Günümüze Kadar Nasıl Geldi?
Hindu inanışında ruhlar daha önceki yaşamlarında yaptıklarından dolayı ödüllendiriliyor veya cezalandırılıyor. İnanış ruhları tanrısal bir kurum gibi gösterdiği için de, sistem inananlar için mantıklı ve haklı görülebiliyor. Yüzyıllardır devam eden kast sisteminde -piramidi aklımıza getirince- en alttakiler dışındaki herkes bir şekilde birilerine tepeden bakacağı için, tabiri caizse inananlar ‘kendini tatmin ediyor’ ve bu durum sistemin en önemli psikolojik özelliği olarak gösteriliyor. Paryaların da çoğu bir daha ki yaşamında çok güzel bir hayat ve üst sınıfta olacağına inandığı için yaşadıkları durumu kabullenebiliyor. Günümüze kadar bu inanışın gelmesinde bir çok faktör var ancak bu sisteme göre sadece aynı kasttan biriyle evlenmek zorunda olunduğu için, kast sistemi günümüze kadar gelmiş ve sıkı sıkıya kendini korumuştur. Tabi ki kıtada yüzyıllardır süren geleneklere yerel halkın bağlılığı ve hâlâ Hindistan nüfusunun %70’e yakınının kırsalda yaşadığı bilinince, bu inanıştan kopmayan halk çok güzel ifade edilmiş oluyor.
Hindistan’da kast sistemi 1975’te çıkarılan bir kanunla kaldırılmıştı. Zamanla bu sistem kendi için de bazı çözülmeler yaşasa da, yukarıda da bahsedildiği gibi kırsal kesimde bu sistem aynen devam ediyor. Hindistan anayasasının açıkça yasakladığı bu sistem, kırsalda etkisini yoğunlukla gösterdiği gibi, şehirlerde de -az da olsa- bu etki söz konusu. Şehirde yaşayanların çoğu bu inanışa tamamen bağlı olmasa da, evlilik ve yemek âdetleri bakımından izlerin sürdüğü bilinmekte. Ayrıca ülkede siyasi partiler şu veya bu kastın desteğini alarak seçimlere girmek için çabaladığını da söylemeden bitirmeyeyim.
*Yazı 16 Kasım 2018 tarihinde güncellenerek tekrar yayına alınmıştır.
Bilindiği üzere geçtiğimiz yıllarda Amerika ve Avrupa, cihatçı saldırılarla sarsıldı. ABD’nin 11 Eylül saldırılarından bu yana güvenlik için harcadığı 2.5 trilyon dolar değerindeki bütçeyi biliyoruz. Avrupa’da ise El Kaide’nin Londra saldırısından beri büyük bir cihatçı saldırı tehdidi bulunmamaktaydı.Bu bağlamda güvenlik harcamaları ve istihbarat konusunda biraz daha emin bir tutum mevcuttu.
Şimdi kronolojik olarak IŞİD örgütünün batıdaki saldırılarının bilançosuna bir göz atalım.
2014: Bireysel silahlı ve bıçaklı saldırılar
1- Belçika: Brüksel’de bulunan Musevi Müzesi silahlı saldırıya uğradı. Müzede bulunan 4 kişi hayatını kaybetti. Saldırgan Mehdi Nemmouche isimli Fransa kökenli bir militandı.
2- Avustralya: Endevaour tepelerinde 2 polis bıçakla ağır yaralandı.
3- Kanada : Saint Jean sur Richelieu bölgesinde iki asker arabayla ezildi. Bir asker hayatını kaybeti diğeri yaralandı. Yine Ottawa’da parlamento bölgesinde bir güvenlik görevlisi vuruldu ve üç güvenlik görevlisi de yaralandı. İki saldırgan da vurularak etkisiz hale getirildi.
4- ABD : Queens bölgesinde bir örgüt üyesi polislere balta ile saldırdı, bu saldırıda üç polis yaralandı. Saldırgan etkisiz hale getirildi.
5- Fransa: Tours bölgesinde bir kişi polis merkezinde tekbir getirerek saldırı düzenledi. Üç polis bıçaklandı.
2015: Avrupa’nın kana bulandığı dönemin başlangıcı
1- Danimarka: Kopenhag’da Ömer Abdulhamid el Hüseyin isimli bir örgüt üyesi sinagogda saldırı düzenledi. Saldırıda 2 kişi hayatını kaybeti, 5 kişi yaralandı. Saldırgan da vurularak etkisiz hale getirildi.
2- ABD: Texas’ta ve San Bernardino’da düzenlenen terör saldırılarında 14 kişi hayatını kaybetti, 25 kişi yaralandı. Toplam 3 saldırgan etkisiz hale getirildi.
3- Fransa: Saint Quentin, Paris ve Thalys bölgelerinde bombalı saldırılarda 131 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 kişi yaralandı. Saldırganlar etkisiz hale getirildi.
4- Mısır/Rusya: Sina’dan Rusya’ya giden bir yolcu uçağına bombalı saldırı oldu. 224 kişi bu saldırıda hayatını kaybetti.
Rus yolcu uçağı Mısır’ın Sina bölgesinde düştü.
2016: Avrupa’nın kana bulandığı dönem
1-Belçika: Brüksel ve Charleoi bölgelerindeki saldırılarda 32 kişi hayatını kaybetti, 342 kişi yaralandı.
2- Fransa: Nice,Paris ve Magnanville bölgesinde 88 kişi terör saldırılarında hayatını kaybetti. 435 kişi yaralandı.
3- Almanya: Ansbach ve Berlin’de gerçekleşen saldırılarda 12 kişi hayatını kaybetti 71 kişi yaralandı. Saldırılar bomba ve tırla ezme şeklinde gerçekleşti. Saldırganlar yakalandı/etkisiz hale getirildi.
4- ABD: Orlando ve Ohio Üniversitesinde saldırılar sonucunda 50 kişi hayatını kaybetti, 65 kişi yaralandı. Orlando’da hedef LGBT barı idi.
IŞİD, Belçika’da havalimanı ile metro istasyonunda bombalı saldırı gerçekleştirdi.
2017: Güç kaybeden örgütün son etkili saldırıları
1- İngiltere: Westminster,Manchester ve Londra’da düzenlenen bombalı saldırılarda 36 kişi yaşamını yitirdi ve 130 kişi yaralandı.
2- İsveç: Stockholm’de düzenlenen saldırıda 5 kişi hayatını kaybetti 15 kişi yaralandı. Örgüt üyesi yakalandı.
3- İspanya: Barcelona’da kamyonlu saldırı sonucu 13 kişi hayatını kaybetti, 100 kişi yaralandı.
4- Fransa: Paris’te iki polis vuruldu ve yaşamını yitirdi. Saldırgan etkisiz hale getirildi.
5- ABD: New York’ta tırla düzenlenen saldırıda 8 kişi hayatını kaybetti, 12 kişi yaralandı. Ayrıca Las Vegas’ta Amerika tarihinin 11 Eylül’den sonra en büyük saldırısında 58 kişi hayatını kaybetti, 500 kişi yaralandı.
6- İsrail: İsrail-Mısır sınırında bir kadın polis bıçaklanarak öldürüldü.
Las Vegas saldırısı
2018: Bireysel saldırıların ayak sesleri tekrar duyulmaya başlıyor
1-Rusya: Kızılyar Kilisesinde gerçekleşen saldırı sonucu 6 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı.
2- Fransa: Thebes ve Paris’te düzenlenen saldırılarda 7 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı.
3- Belçika: Liege kentinde polislere açılan ateş sonucu 4 kişi hayatını kaybetti. 4 kişi de yaralandı.
4- Kanada: Danforth bölgesinde kalabalığa açılan ateş sonucu 3 kişi hayatını kaybetti, 14 kişi yaralandı.
Kanada’nın Danforth bölgesi
Batının son yıllarda yüzleştiği terör saldırılarının ardından uzmanlar, sosyolojik ve psikolojik yönüyle saldırı amaçlarını incelemeye yoğunlaştılar. Örgütle ideolojik yoldan mücadele çalışmaları da artıyor. Yapılan yorumlara göre Suriye,Irak,Afganistan gibi bölgelerde örgütü bombalamak anlık bir zafer getiriyor lakin sonrasında bölge halkı ile kurulamayan bağlantı ve gösterilen orantısız şiddet, psikolojik olarak insanları örgüte yakınlaştırabiliyor.
Not: Ortadoğu ve Doğu ülkelerindeki geniş ölçekli saldırılar, şu an konu dışı olduğu için aktarılmamıştır. Bu konuda talep olursa, bir çalışma gerçekleştirilecektir.
Türkiye, savunma sanayisindeki yatırımları ve yerlilik yüzdeliğini arttırma çalışmaları sonucu bölge ülkelerine savunma ihracatını arttırmaya devam ediyor. Geçen yıl savunma sanayisindeki ihracat yüzde 3,72 artmış ve böylece sektör 1,74 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşmıştı. Bu rakam ile Türk savunma sanayi, en yüksek dış satım rakamını yakalamıştı.
Savunma sanayideki gelişime paralel olarak Türk ordusu yurt dışında askeri üs kurma çalışmalarıyla hem bölge ülkelerinin istikrarını hem de dış politikada sağlam adımların temellerini atıyor. Bu kapsamda daha önce Deniz Kuvvetleri ile korsanlara karşı güvenlik devriyesi attığı Somali‘de üs kuran Türk Silahlı Kuvvetleri, ardından Körfez ülkelerinin tüm tepkilerine rağmen Katar‘da “TSK Kara Unsur Komutanlığı”nı faaliyete geçirdi. Somali ordusunun yenilenmesi ve subay yetiştirilmesi konusunda eğitimlerde bulunan Türk ordusu, Katar’da da benzer faaliyetler yürüterek iki ayrı stratejik noktada kendini göstermiş oldu. Basra ile Aden Körfezi arasında hayali bir hat oluşturan Türkiye, bir stratejik hamle daha gerçekleştirerek geçtiğimiz yıl Sudan’daki Sevakin Adası’nın tesisi için taşın altına elini koydu ve aradan bir yıl geçti.
Katar, Somali ve Sudan Üçgeni
Geçtiğimiz hafta Milli Savunma Bakanı Akar ve Genelkurmay Başkanı Güler beraberindeki heyet ile birlikte Sudan’daki Sevakin Adası’nı ziyaret etti. Bugün de Deniz Kuvvetleri’nin Sevakin Adası‘na yönelik deniz üssü kurmak için çalışmalara başladığı iddia edildi. Üs kurulursa Kızıldeniz’de Mekke ile Medine karşısında, petrol ticaretinin kalbi sayılan noktada yer alacak ve Katar-Somali-Sudan ‘Türk üçgeni’ oluşacak.
Sudan
Afrikan’nın Hac kapısı olarak bilinen Kızıldeniz’e kıyısı olan Sevakin Adası, yüzyıllardır hem Müslümanlar için hem de bölge ticareti için önemli. Sudan yönetimi, adayı imarı için Türkiye’ye tahsis etti. Türkiye’nin Sudan’da herhangi bir askeri birliği yok ancak uzmanlar Türkiye’nin ileride bu limanın güvenliği ve Hartum yönetiminin kararı ile bölgeye yeni bir askeri üs kurabileceğini söylüyor. Adanın Türkiye’ye verilmesi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin tepkisini çekmişti.
Milli Savunma Bakanı Hulus Akar ve beraberindeki heyet Sudan’da Türkiye’ye tahsis edilen Sevakin Adası’nı ziyaret etti.
Somali
Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü Somali’de yer alıyor. Başkent Mogadişu’daki üste 200 Türk askeri konuşlanmış durumda. 400 dönümlük arazi üzerine kurulu olan üste 3 askeri okul bulunuyor. Ağustos 2018’de 37’si kara, 5’i deniz, 5’i de hava kuvvetlerinden 47 Somalili astsubay, Türk askerlerinin eğitimleri sonunda mezun olmuştu.
Yılda 1500 Somali askerine eğitim verileceği belirtilen ‘Afrika Boynuzu’ndaki üs; ABD, Çin, Fransa, Japonya ve İtalya’nın askeri üslerinin bulunduğu Cibuti’ye komşu. (Üssün fotoğraflarını buradan inceleyebilirsiniz.)
Milli Savunma Bakanı Hulus Akar ve beraberindeki heyet Somali’deki Türk askeri üssünü ziyaret etti.
Katar
Son yıllarda Türkiye’nin Körfez’deki en önemli müttefiki haline gelen Katar’da da Türkiye’nin askeri üssü bulunuyor. Denizden ve havadan lojistik desteğe müsait olan 3 bin kişi kapasiteli El Rayyan Üssü’nde 300’e yakın Türk askeri konuşlandı. Her geçen gün asker sayısının arttığı üsse, obüs ve zırhlı araç sevkiyatının yapıldığı da biliniyor. Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Fikret Özer, Türkiye’nin Katar’da kara gücüne ek olarak deniz ve hava gücü mevzilendireceğini açıklamıştı.
Türkiye, ABD ve Birleşik Krallık’ın ardından Katar’da askeri üs kuran üçüncü ülke.
İstihbarat, ulusal güvenliğini sağlamak ve ulusal çıkarlarını korumak isteyen devletler için olmazsa olmaz faaliyetlerden biridir. Devleti idare eden karar alıcılar kısa, orta ve uzun vadede önünü görebilmeye ve geleceğe yönelik ulusal stratejiler geliştirmeye ihtiyaç duyar.
Devletler içinde yaşadıkları uluslararası sistemin ürettiği veya üreteceği riskleri, tehditleri ve avantajları doğru algılamak, tanımlamak ve bunlar üzerinden ulusal çıkarlarını tespit etmek amacıyla strateji ve istihbarat unsurlarını eş güdümlü olarak kullanır [1]. Bu bağlamda stratejik istihbarat, devletlerin dış çevreye ilişkin algıları ve tepkilerini belirleyen en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Stratejik istihbaratın önemini anlayabilmek için öncelikle nasıl tanımlandığına göz atmak faydalı olacaktır.
– John G. Heidenrich‘in tanımına göre stratejik istihbarat, büyük stratejiler veya resmi ifadeyle ulusal stratejiler oluşturmak ve yürütmek için gerekli olan istihbarattır [2].
– Robert Mathams‘a göre stratejik istihbarat, barış zamanında dış politika ve ulusal güvenlik politikalarının oluşturulması ve savaş zamanında kuvvet seferberliği, hedef tespiti ve nihai hedefe ulaşma yollarının belirlenmesi amacıyla yürütülen bir faaliyettir [3].
– Sherman Kent, yüksek düzey pozitif dış istihbarat olarak nitelendirdiği stratejik istihbaratı devlet adamlarının veya askerlerin bilgisiz veya plansız davranışları sonucunda ülke hedeflerinin veya çıkarlarının zarar görmesini engellemek amacıyla ihtiyaç duyulan bilgi türü olarak ifade eder [4].
– Ümit Özdağ stratejik istihbaratı, bir devlet için gelecekte ortaya çıkabilecek fırsatları ve tehditleri tespit edip karar alıcılara seçenekler sunarak onların siyaset üretme sürecini daha doğru bir zemine çekmek amacıyla yapılan istihbarat olarak nitelendirmiştir [5].
Bu tanımlardan yola çıkarak stratejik istihbaratın ulusal güvenlik ve dış politika konularında riskleri, tehditleri, fırsatları, avantaj veya dezavantajları tespit etmek, mevcut veya olası rakip, müttefik ve tarafsız aktörlerin milli gücü ve ulusal stratejileri hakkında istihbari bilgi edinmek, geleceğe yönelik stratejik öngörüde bulunmak ve bu kapsamda ulusal düzeyde büyük strateji oluşturmak amacıyla barış veya savaş dönemlerinde yapılan kritik önemdeki ve yüksek düzeydeki istihbarat faaliyeti olduğunu ifade edebiliriz.
“Stratejik istihbarat neden önemlidir?” sorusuna 8 maddede şöyle cevap verebiliriz.
1)Ulusal güvenliği sağlamaya yönelik kararlar almaya ve bunları uygulamaya yardımcı olur. Devletin ve toplumun güvenliğine yönelik risk ve tehditleri öngörmeyi, tespit etmeyi ve bunlara karşı harekete geçmeyi sağlar.
2)Ulusal çıkarların belirlenmesi, korunması ve geliştirilmesine yardımcı olur. Devletin çıkarlarını ilgilendiren konulara ilişkin stratejik bir bakış açısı sunarak tehdit ve fırsatları değerlendirmeyi, bu çerçevede fikir üretmeyi ve eyleme geçmeyi sağlar.
3) Ulusal düzeydeki büyük/grand stratejileri planlamaya, üretmeye ve uygulamaya yardımcı olur. Ülkesel, bölgesel ve küresel düzeydeki stratejik değişimleri ve dönüşümleri analiz ederek bu kapsamda ulusal stratejiler üretmeyi sağlar. Bu yolla ülkenin ulusal, bölgesel ve küresel ölçekteki hedef ve çıkarlarının korunmasını sağlayacak alternatif politikaları ve stratejileri ortaya koyar [6].
4)Stratejik sürprizlere karşı önceden hazırlıklı olmayı sağlar. Ulusal güvenliği ve ulusal çıkarları ilgilendiren konularda stratejik öngörüde bulunarak tehditler, riskler ve fırsatlara karşı hazırlıklı olmaya ve farklı senaryolara göre olası hareket tarzlarını belirlemeye yardımcı olur. Mevcut olan veya gelecekte meydana gelmesi muhtemel bir konuda büyük resmi görebilmeyi, tahminler yaparak planlar hazırlamayı ve bunları gerçekleştirmeyi sağlar [7].
5)Dış politikanın planlanması ve uygulanması sürecine yön verir. Dış politikadaki amaçları, hedefleri, araçları, stratejileri ve eylemleri belirlemeye yardımcı olur. Devletin benimseyeceği politikanın karşılaşabileceği engellere, avantajlı ve dezavantajlı durumlara, alternatif politika içeriklerinin fizibilite koşullarına ve aktörler ve faktörler açısından öngörülemez alanlara ışık tutar [8].
6) Hedef unsurların ulusal gücüne ilişkin kapsamlı ve güvenilir istihbari bilgi sağlar. Bu çerçevede cari ve olası düşmanlar, rakipler, dostlar, müttefikler ve tarafsızların ulusal gücünü gerçek anlamda tespit edebilmeye ve bu gücün nerede, ne zaman ve nasıl kullanılabileceğini öngörmeye yardımcı olur. Bu itibarla, hedef aktöre ilişkin siyasi, ekonomik, sosyolojik, biyografik, askeri, bilimsel ve teknolojik, ulaştırma ve iletişim, siber alan ve coğrafya gibi konulara odaklanarak ulusal gücü tespit etmeye çalışır [9].
7)Ulusal güvenlik ve dış politikaya ilişkin karar alma süreçlerini besler ve destekler. Stratejik istihbarat mahsusen, uzun erimli politikalar üretmeye ilişkin karar alma süreçlerini kolaylaştırma vazifesini ifa eder [10]. Stratejik istihbarat, ulusal seviyede karar alma yetkisine sahip olan karar mercileri ve bu kararların oluşma sürecine doğrudan katkıda bulunan kurumlar için üretilir [11]. Ayrıca, karar alma süreçlerine bilimsel bir bakış açısı sunar. Nitekim stratejik istihbarat, karar alıcılara delil ve analize dayanan bir düşünce ve çalışma tarzına sahip olma imkanı sağlayan bir faaliyettir [12].
8)Operatif ve taktik düzeyde yürütülen istihbari faaliyetlere katkı sağlar. Stratejik istihbarat, operasyonel istihbarata gelecekteki muhtemel hangi durumlara karşı hazırlıklı olunması, taktik istihbarata ise yöneleceği istikametin hangi taktik ve araçları gerektireceği hususunda yol göstericidir [13]. Böylece stratejik istihbarat, diğer düzeylerdeki istihbarat faaliyetinin yönünü, amacını ve kapsamını da belirlemeyi sağlar.
Misafir Yazar: Enes Kücet
Dipnotlar:
[1] Merve Seren, Stratejik İstihbarat ve Ulusal Güvenlik, Orion Kitabevi, Ankara, Ocak 2017, s. 323
[2] John G. Heidenrich, “The State of Strategic Intelligence – The Intelligence Community’s Neglect of Strategic Intelligence”, Studies in Intelligence Studies, Vol: 52, No: 2, June 28, 2008, https://www.cia.gov/library/center-for-the-study-of-intelligence/csi-publications/csi-studies/studies/vol51no2/the-state-of-strategic-intelligence.html, (erişim tarihi: 02.10.2018)
[3] Robert Mathams, “The Intelligence Analyst’s Notebook,” Strategic Intelligence: Theory and Application, Douglas H. Dearth and R. Thomas Goodden (Eds.), Second Edition, Joint Military Intelligence Training Center, Washington D.C., 1995; aktaran Merve Seren, a.g.e., s. 443
[4] Merve Seren, a.g.e, s. 345
[5] Ümit Özdağ, İstihbarat Teorisi, Kripto Yayınevi, 9. baskı, Ankara, Aralık 2014, ss. 131-132
[6] Merve Seren, a.g.e., s. 383
[7] B.D. Berkowitz ve A.E. Goodman, Strategic Intelligence for American National Security. Princeton University Press, Princeton, 1989; aktaran Zakir Gül, “Stratejik İstihbarat ve Genel Yanılgılar,” Güvenlik Bilimleri Dergisi, Mayıs 2015, 4 (1), 111-132, s.125
[8] Merve Seren, a.g.e., s. 383
[9] Ümit Özdağ, a.g.e., s. 134
[10] Don McDowell, Strategic Intelligence: A Handbook For Practitioners, Managers and Users, Revised Edition, The Scarecrow Press, Lanham, Maryland, 2009, s. 26
[11] Yunus Karaağaç, Geçmişten Geleceğe İstihbarat, İskenderiye Kitap, İstanbul, Mayıs 2018, s. 68
[12] E. Beşe ve M. Seren, “Stratejik İstihbarat Olgusunun Teorik Çerçevesi, Unsurları ve Terörle Mücadele Politikaları Açısından Rolü ve Önemi,” Polis Bilimleri Dergisi, Cilt: 13 (3), Mart 2011, ss.123-145; aktaran Yunus Karaağaç, a.g.e., s. 68
Füze savunma sistemi ile ilgili Saddam Hüseyin’e yapılan ve çok bilinmeyen o ‘hainlik’..
Hatırladığınız gibi Ortadoğu’nun en güçlü ülkelerinden olan Irak Ordusu, çok kolay bir şekilde ABD’nin işgaline uğradı. Bunun çok farklı sebepleri olsa da en dikkat çekeni füze savunma sistemleri olmuştu.
ABD, Irak’ı işgal etmeden önce Saddam yönetiminin elinde Fransız füze savunma sistemleri vardı. Bu sistemler ABD’ye karşı kullanılamadı. Çünkü Saddam Hüseyin, elindeki füze savunma sistemlerini devreye sokmaya çalıştı, ancak aniden radar ekranları söndü. Saddam bu sistemleri kullanıp ABD öncülüğündeki uçakları engellemeye çalıştı ama bir şey değişmedi. Sistemler özel sinyal ile devre dışı bırakılmıştı.
Çünkü Fransa, sattığı füze savunma sistemlerini ABD uçaklarına karşı kullandırmadı. Ve böylece Irak bir kaç haftada bitirildi.
İgor Korotçenko bu bilgiyi Türkiye’nin S-400 görüşmeleri esnasında Sputnik’e verdiği iki ayrı röportajında hatırlatmıştı.
Natsionalnaya Oborona (Ulusal Savunma) dergisinin baş editörü İgor Korotçenko, 2018 yılında Türkiye’nin Batılı ülkelerden füze savunma sistemi almak istemediğini şu ifadeler ile anlattı:
“Türk Genelkurmay Başkanlığı ve Türk istihbaratı, ABD’nin böyle bir uygulamaya başvurduğunu çok iyi biliyor. Örneğin Türkiye, (eski Irak Devlet Başkanı) Saddam Hüseyin’e karşı operasyonu hatırlıyor. Batı ülkeleri, Irak hava savunma sistemini tamamen devre dışı bırakmıştı. Çünkü Saddam’ın elinde Fransa yapımı sistemler vardı ve bu sistemler de benzer yazılım yamalarına sahipti. Bu yamalar sistemleri devre dışı bıraktı”
Yine Korotçenko 2017‘deki diğer röportajında bir kez daha bu bilgiyi ifade etmişti:
“Türkiye’nin ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri sorunlu. Türkiye şu duruma düşmekten endişe ediyor: Eğer Türkiye batılı füze sistemi alırsa, olası herhangi bir çatışma durumunda özel sinyal ile bu füze sistemi devre dışı bırakılabilir. Yani kullanılmayacak bir rejime dönüştürülebilir. Onların (batılı füze sistemi) yazılım donanım sistemi var. Zira zamanında Saddam Hüseyin (Irak devrik lideri) bu tuzağa düştü. O zamanında çok sayıda Fransız füze sistemi aldı. Fakat ABD başkanlığındaki koalisyon güçlerinin saldırısı sırasında Saddam Hüseyin, elindeki sistemi devreye sokmaya çalıştı, ancak aniden radar ekranları söndü. Dolayısıyla füze sistemi kullanılmaz hale geldi. Irak’ı da bir kaç haftada işini bitirdiler.”
Peki Türkiye’de durum nedir?
Türkiye, batı ülkelerinden füze savunma sistemi istedi ancak hiçbiri ortak çalışmayı kabul etmedi. Çünkü Batı, bir gün Saddam Hüseyin’e ve diğer Müslüman ülkelerine yaptığı gibi sistemleri devre dışı bırakma hakkını vermek istemedi. Füze savunma sistemi ihalesini 2013’te Çin kazandı, daha sonradan ABD baskısıyla o da engellendi.
Şimdi de Rusya ile S-400 füze savunma sistemleri için görüşmeler sürdürülüyor. 10 yıla kadar da yerli füze savunma sisteminin yapılacağı söyleniyor. Ne olacağını bilemem ama; yanı başımızdaki bu hadiseyi ve Türkiye’nin füze savunma sistemi ihtiyacını gözden kaçırmayalım.