Askeri ve Diplomatik Gelişmeler Arşivi (Ekim 2018)

0

Ekim Ayı boyunca yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeler tek başlık altında.

Güney Kore Birleşme Bakanı Cho Myoung-gyon , parlamentoda bir milletvekilinin sorusu üzerine, Kuzey Kore’nin 20 ila 60 kadar nükleer bombasının olabileceğini belirtti.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Münbiç’ten YPG’lilerin çıkarılmasının zamanının geldiğini söyledi.

ABD Savunma Bakanı James Mattis, Suriye’deki ABD’li diplomatların sayısının 2 katına çıkarıldığını açıkladı.

Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne Türk askerinin gönderilmesine ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.

Venezuella Devlet Başkanı Maduro “Ekonomiden sorumlu yardımcım El Aissami, şu anda Rusya ve Türkiye’yi ziyaret ediyor. 2019, 2020 ve 2021 yıllarını düşünerek yıl sonu itibarıyla çok önemli anlaşmalar yapıyor” dedi.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, birçok bakan ve valiyi görevden alma talimatlarının yürürlüğe girmesinin ardından istifa edeceğini duyurdu.

Rusya Savunma Bakanlığı, (İsrail ve ABD’nin tehditlerine rağmen) S-300 savunma sistemlerinin Esad rejimine teslimatının tamamlandığını duyurdu.

4 Ekim’de Hindistan’a gidecek olan Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Hindistan ile 5 milyar dolar değerinde S-400 hava savunma sistemi anlaşması imzalacağı belirtildi. ABD, Hindistan’ın S400 alması durumunda yaptırım uygulayabileceğini açıklamıştı.

İran Devrim Muhafızları’nın, Humus kırsalındaki T4 üssünü S-300 füzesi bataryaları yerleştirmesi için Rusya’ya devrettiği belirtildi.

Türkiye, ticarette ulusal para birimlerinin artırılmasına yönelik hamle doğrultusunda Rusya’dan ilk kez ruble ile buğday alma kararı aldı.

Türkiye’nin çok önemli bir NATO müttefiki olduğunu söyleyen ABD’nin NATO Büyükelçisi Hutchison, Türkiye ile yaşanan siyasi gerilimin yakın askeri işbirliğini etkilemediğini vurguladı.

Yine ve yeniden: Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Torra, İspanya Başbakanı Sanchez’e, bölgeye bir ay içinde bağımsızlık referandumuna gitme hakkı tanımaması durumunda hükümete desteği çekeceklerini söyledi.

Fransa İçişleri Bakanı Gerard Collomb istifa etti. Collomb halefinin belirlenmesi halinde bugünkü Bakanlar Kurulu toplantısına katılmayacağını açıkladı.

Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhamedov’un imzaladığı kararname ile ülkede on yıllardır vatandaşlara bedava sağlanan gaz, su, elektrik ve tuz tedarikine (1 Ocak’tan sonra) son verildi.

türkmenistan lideri
Berdimuhammedov

ABD, İran’la ekonomik ilişkileri ve diplomatik temsilcilikleri tesis eden 1955 tarihli anlaşmayı feshettiğini duyurdu.

Almanya Dışişleri Bakanı Maas, ABD ziyaretinde Alman hükümetinin İdlib’e insani yardıma hazır olduğunu açıkladı. Bakan, ABD’nin olası bir ortak askeri operasyona destek için yaptığı çağrıya ise olumlu yanıt vermedi.

PYD, işgal ettiği bölgede 9 bakanlıktan oluşan ‘federal hükümet’ ilan etti.

Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçisi, Cemal Kaşıkçı için izahat istenmesi için Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. S. Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na gittikten sonra kaybolan ve Riyad yönetiminin en büyük muhaliflerinden Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı hâlâ kayıp.

Rus Kommersant gazetesi, Türkiye’nin Suriye’deki HTŞ’yi sihlansızlandırılmış bölgeden çıkarma konusunda ikna ettiğini yazdı.

Almanya Başbakanı Merkel, tıpkı İsrail ve ABD gibi İran güçlerinin Suriye’den çekilmesi gerektiğini söyledi.

Rus petrol şirketi Lukoil, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları nedeniyle risk almak istemediklerini belirterek İran’dan petrol alımını durdurduklarını açıkladı.

Türkiye’ye 100 milyon Euro’yu aşan teknolojik yatırım yapacak olan Oyak-Renault, hibrit araçların motorunu Türkiye’de üretecek.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin hiçbir yabancı ülke, şirket veya geminin Doğu Akdeniz’deki yetki alanlarında izinsiz hidrokarbon arama faaliyetlerinde bulunmasına fırsat verilmeyeceğini duyurdu.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “İster tırlarla, ister vagonlarla neyle silah ve mühimmat verirse versinler, bunun bir sonu olmadığını teröristlerin başındakiler anladı, aşağıdakiler de anlayacak” dedi.

Hindistan, ham petrol üreten Rusya, İran ve Venezuella gibi ülkelerle yerel parayla ve takas bazlı işlemler yapılması konusunda bir çalışma yaptığını duyurdu.

Venezuella lideri Maduro, resmi kripto para birimi Petro‘nun 5 Kasım’da 6 uluslararası borsada satışının başlayacağını söyledi.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, Trump’ın ‘ABD olmasa Suudi Arabistan iktidarı 2 hafta bile varlığını sürdüremez’ açıklamasına yanıt verdi: “Suudi Arabistan ABD’den 30 yılı aşkın süre önce vardı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tartışmalara neden olan Amerikalı şirket McKinsey’den danışmanlık hizmeti alınmayacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman, Bloomberg’e verdiği röportajda, Rusya ve Çin de dahil olmak üzere bir çok petrol üreticisinin gelecekte dünya petrol pazarından ‘yok olacağını’ söyledi.

HTŞ’den sonra İdlib’deki en büyük silahlı grup olan Suriye Ulusal Özgürleştirme Cephesi‘nin Sözcüsü Naci Mustafa, ağır silahların ‘silahsızlaştırılan’ alandan çekilmeye başlandığını duyurdu.

Nurettin Zengi Hareketi militanları

TİKA, Ukrayna’daki Gagavuz Türklerinin geleneklerinin canlandırılmasını amaçlayan Gagavuz Kültür Evi’nin tadilatı ve donanımına ilişkin anlaşma imzaladı.

‘İnsanlar sanki toprak içinde yüzüyor gibiydi’: Endonezya’nın Sulawesi Adası’ndaki Palu ve Donggala’daki deprem ve tsunamide can kaybı 2 bini geçti.

İsrail Başbakanı Netanyahu, uçaklarının Suriye hava sahasındaki güvenliği için Rusya lideri Putin’le yakında bir araya geleceğini söyledi.

Beşar Esad, İdlib’de olası bir askeri saldırıyı önlemek için varılan “İdlib Anlaşması”nın geçici olduğunu söyledi.

Brezilya’da yapılan devlet başkanlığı seçiminin ilk turunu Trump hayranı olduğunu söyleyen aşırı sağcı aday Jair Bolsonaro kazandı.

Letonya’da 6 Ekim’de gerçekleşen seçimleri Rus yanlısı Uyum Partisi kazandı.

Hindistan, 5 milyar dolar değerinde S-400 füze sistemleri satın alma konusunda Rusya ile anlaşmaya vardı.

Rusya ve Türkiye anlaşması kapsamında ‘silahsızlaştırılan bölge’den ağır silahlar çekildi.

Pakistan Silahlı Kuvvetleri, hem konvansiyonel hem de nükleer başlık taşıyabilen 1300 kilometre menzile sahip ‘Ghauri’ füze sisteminin deneme atışının başarıyla gerçekleştiğini açıkladı.

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Macaristan’ın güvenliğinin Türkiye ile doğrudan ilişkisi olduğunu söyledi. Orban, Türkiye’nin AB üyeliğini de destekleyeceklerini açıkladı.

Washington Post gazetesi Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan konsolosluğa giriş anını gösteren bir fotoğraf paylaştı. ABD’li bazı senatörler, gazetecinin konsoloslukta öldürüldüğü kesinleşirse iki ülke arasında büyük bir kriz çıkacağını belirtmişti.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ortak bir Avrupa Birliği dış politikası için “Avrupa Güvenlik Konseyi”nin kurulması önerisinde bulundu. Maas burada kararların oy çokluğuyla alınmasını önerdi.

PKK elebaşlarından Mustafa Karasu, “Amerika, Suriye’de Türkiye’ye rol vererek yanlış yapıyor. İdlib konusunda ABD’nin Türkiye’ye destek vermesi, kötü sonuçlar doğuracak.” dedi.

Beşar Esad, hem ülke içinde hem de dışında firari askerler için genel af ilan etti. Ülke içerisindeki firarilere 4 ülke dışındakilere ise 6 ay süre tanındı.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, 18 bin 925 şehit ve gazi çocuğu öğrenciye eğitim yardımı verileceğini duyurdu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, “İnşallah bu ayın sonuna doğru Antalya açıklarında ilk derin deniz sondajımıza başlıyoruz. Antalya’da limandan demir aldı ve yola çıktı. Şu anda lokasyonda.” dedi.

Almanya Başbakanı Merkel, Filistin Devlet Başkanı Abbas’la yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin ve AB’nin iki devletli çözümü desteklediğini belirtti.

ABD’nin BM temsilcisi ‘İsrail sempatizanı’ Nikki Haley, beklenmedik şekilde istifa etti.

İngiltere, Suudi Arabistan’dan Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasıyla ilgili acil yanıt istedi.

TAİ, TSK’ya 3 adet Atak helikopterini teslim etti. Bu teslimat ile TSK’nın 40 adet Atak helikopteri oldu.

YPG’nin başını çektiği SDG’nin Yöneticisi Gelo İsa, kendilerinden bir heyetin Şam’a gidip Suriye Hükümet yetkilileriyle üçüncü kez görüşeceğini belirtti.

Yunanistan Savunma Bakanı Kammenos, ABD’nin ülkesinde daha fazla üstte kalıcı askeri güç bulundurmasını önerdi.

Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’deki ‘Silahtan Arındırılmış Bölge’den ağır silahların çekildiğini resmen duyurdu.

ABD Başkanı Trump, Suudi gazeteci Kaşıkçı hakkında ‘Suudi yetkililerle konuştum, son derece kötü bir durum’ açıklamasını yaptı ve ekledi: Türkiye ile yakın işbirliği içerisindeyiz, sonuna kadar gideceğiz.

Kayıp gazeteci Kaşıkçı ile aynı gün konsolosluk binasına giren Suudi timin ifşa olmasının ardından, Suudi yetkililer konsolosluktaki aramanın ileri bir tarihe ertelenmesi için Türk tarafına müracaatta bulundu.

Katar’ın ardından şimdi de Kuveyt ile Türkiye askeri alanda işbirliğine yönelik bir anlaşma imzaladı.

Pakistan’da yeni iktidara gelen Khan hükümeti, IMF ile acil mali destek için görüşmelere başlayacağını açıkladı.

ABD Başkanı Trump, Güney Kore’nin ABD’nin onayı olmadan Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımları kaldırmayacağını söyledi.

New York Times, son dönemde Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın akıbeti konusunda eleştirilerin hedefi olan Suudi Veliaht Prens Selman’ın himayesinde düzenlenecek Geleceğe Yatırım Girişimi adlı konferanstan sponsorluğunu çektiğini açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, ev hapsinde bulunan ABD’li papaz Brunson’ın yarın yapılacak duruşmasında serbest bırakılmasının Türkiye’nin atacağı doğru bir adım olacağını söyledi.

Özbekistan ve Azerbaycan savunma bakanlıkları arasında 2019 yılı askeri işbirliği planı imzalandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, PYD dışında bir ayrılıkçının olmadığı Suriye için “bölünme halinde olan devlet” nitelemesi yaptı.

ABD’nin tüm F-35 savaş uçaklarının uçuşunu askıya almasının ardından İsrail de elindeki aynı tipteki uçakların uçuşlarını durdurma kararı aldı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Washington’ın Ortadoğu’nun tamamının İsrail gibi olmasını istediğini söyledi.

Afrika’nın ekonomik varlığı 2007-2017 döneminde yüzde 13 büyüme kaydetti. Varlık artış oranları açısından ilk sırayı yüzde 195’le (belki ilk kez adını duyacağınız) Morityus Cumhuriyeti aldı.

Rahip Bronson serbest bırakıldı. Brunson’a 3 yıl 1 ay 15 gün verilen hapis cezası rahibin yattığı süre göz önüne alındığı için tahliye gerçekleşti.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, ‘doymayarak’ Türkiye’deki diğer tutuklu ABD’lilerin de serbest bırakılmasını istedi.

Serbest bırakılan Rahip Brunson’un uçağı Almanya’ya indi. Rahip, ilk iş olarak burada Amerikan bayrağını öptü.

New York Times gazetesi, ABD ile Türkiye’nin papaz konusunda Temmuz ayında anlaşma sağladıklarını, Brunson’a karşılık Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın serbest kalacağını yazdı.

ABD Başkanı Trump, “Brunson kararı Türkiye ile ABD arasında iyi, belki de harika ilişkilere yol açacak.” dedi.

Taliban, iddialara ilk kez yanıt vererek ABD ile Doha’da doğrudan bir barış görüşmesi yapıldığını itiraf etti.

ABD’de ‘seçim çalışmaları için maskot olarak kullanılan’ papaz, tüm Amerikan TV’lerinde son dakika olarak geçildi.

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin uzay kuvvetleri kurma çalışmalarında Rusya ve Çin’in gerisinde kaldığını kabul etti.

AK Parti Dış İlişkiler Başkanı Yılmaz, dış politikada ‘taktik değişikliğine’ gidileceğini belirterek, “Türkiye’nin dışardaki algısı gerçekliğinden çok kopmuş ve makas çok açılmış durumda. Bu algıyı gerçeğe yaklaştırmak konusunda çaba sarf edeceğiz” dedi.

Menbiç’te Türk askerleriyle birlikte devriye atacak olan Amerikan askerleri Gaziantep’te eğitimden geçti.

Filistin Devlet Başkanı Abbas, Suudi Arabistan Kralı ve Veliaht Prensi’ne “tam güven” duyduklarını söyleyerek “Filistin, her zaman Suudi Arabistan ile beraber duracak” ifadelerini kullandı.

Ürdün Hükümet Sözcüsü Ghunaimat, kapalı olan ve Suriye’ye açılan kapı olan Nassib sınırının pazartesi günü açılacağını duyurdu.

Suudi Arabistan Kralı Selman, ‘öldürülen’ gazeteci Kaşıkçı olayına ilişkin, “Hiçbir güç kardeş ülke Türkiye ile aramızı bozamaz.” dedi.

PKK ile bağlantısı olduğu tespit edilen 259 muhtar görevden uzaklaştırıldı.

Sputnik’in haberine göre Rusya ile Türkiye’nin İdlib’e ilişkin Soçi mutabakatı hakkında açıklama yapan HTŞ, silah bırakmama ve savaşı sürdürme kararı aldıklarını açıkladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim, muhalifler Soçi mutabakatını reddederse İdlib’de savaşmaya hazır olduklarını, sonraki hedeflerinin Fırat’ın doğusu olduğunu söyledi.

ABD Dişişleri Bakanı Pompeo, Suudi Arabistan’ı ziyaret ettikten sonra Türkiye’ye geldi.

CNN kaynakları tarafından Cemal Kaşıkçı’nın aslında sadece sorgulanmak istendiği ancak sorguda işler ters gidince hayatını kaybettiği ve Suudi yetkililerin bu yönde bir rapor hazırladığı iddia edildi.

Suudi Riyali, (öldürülen gazeteci Kaşıkçı olayından sonra) bugün son 2 yılın en düşük seviyesini gördü.

ABD Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde tüm dünya çapında uçuşlarını durdurduğu F-35 savaş uçaklarının yasağını kaldırdı.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in, Suriye’deki son durumu görüşmek üzere Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’a ziyarette bulunacağı bildirildi.

James Jeffrey

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Kıbrıs hakkında “Sırf müzakereye başlamak için  tekrar masaya oturmak bizim için anlamlı değil. Sonuç alıcı olması lazım” ifadelerini kullandı.

Sadr Hareketi’nin üst düzey yetkililerinden Ali el-Saadi, Bağdat’ta uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasıyla ilgili olarak gündeme gelen Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosu Muhammed Uteybi, Türkiye’den ayrıldı.

Makedonya Savunma Bakanı Şekerinska, NATO ile katılım müzakerelerine perşembe günü resmen başlanacağını açıkladı.

BM, Yemen’in dünyanın en büyük açlık kriziyle karşı karşıya olduğunu belirterek 8 milyon kişinin kıtlığın eşiğine geldiğini bildirdi.

Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Aziz Sancar, Özbekistan ziyaretinde en büyük hayalinin Türk birliğini görmek olduğunu söyledi.

Venezuela’da Ekonomiden Sorumlu Devlet Başkan Yardımcısı Aissami, ülkesindeki tüm bankacılık işlemlerinde artık ABD dolarının yerine avro ve yuan gibi para birimlerinin kullanılacağını duyurdu.

ABD’nin Suriye Temsilcisi James Jeffrey, Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesinin ardından Suriyeli muhalif liderler ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Nebenzya, Beyaz Miğferler’in ‘mümkün olduğunca erken’ bir süreçte Suriye’den çıkarılmasını istediklerini belirtti.

ABD Başkanı Trump, “Kaşıkçı meselesi yüzünden Suudi Arabistan’dan uzaklaşmak istemiyoruz” açıklaması yaptı.

İstanbul’da ani gelişecek olaylara karşı yaklaşık 16 bin polis ve bekçiye, Eğitim Şube Müdürlüğü tarafından komando eğitimi verildi.

Mısır ve Yunanistan Silahlı Kuvvetleri, 2019 Askeri İşbirliği Programı antlaşması imzaladı.

IKBY’nin başkenti Erbil’de Uluslararası Türk Maarif Okulu’nun açılışı yapıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Moldova’daki Gagavuz Özerk Yeri’ne bağlı Komrat şehrini ziyaret ederek Gagavuz Türkleri ile görüştü.

ABD Başkanı Trump, “Kaşıkçı kesinlikle ölmüşe benziyor, bunun sonuçları ağır olacak” dedi.

Rus lider Putin, Ortadoğu’daki tüm sorunların temelinde Filistin-İsrail sorununun olduğunu söyledi.

Yunan fırkateyni HS Nikiforos Focas, Akdeniz’de petrol arama çalışması yapan Barbaros Hayreddin Paşa Gemisi izlemekle görevlendirildi. Türkiye, Yunanistan’ın bu hamlesini açık savaş sebebi olarak gördü.

CNN, MİT ajanlarının havalimanı çalışanı kılığıyla Kaşıkçı’yı öldürdüğü öne sürülen timi taşıyan jeti aradığını yazdı.

Suriye Konulu Dörtlü Zirve’nin, Erdoğan’ın ev sahipliğinde Putin, Macron ve Merkel’in katılımıyla 27 Ekim’de İstanbul’da yapılacağı açıklandı.

Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR’ın inşa ettiği 6.3 milyar dolarlık “STAR Rafineri”, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından açıldı.

ABD Başkanı Trump, “Kaşıkçı olayıyla ilgili pazartesi gününe kadar çok şey öğrenebiliriz. Suudi Arabistan’a yaptırım uygulamayı gözden geçirebiliriz” dedi.

Suudi Arabistan günler sonra ilk resmi açıklamayı yaparak, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluk içinde yaşanan arbede neticesinde öldüğünün ve olayla ilgili 18 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Gazeteci Kaşıkçı’nın resmen öldüğünü duyuran Suudi Arabistan, Suudi istihbarat kurulunun yeniden yapılandırılması için kurulan komiteye Veliaht Prens Selman’ı başkan olarak seçti.

ABD öncülüğündeki koalisyona bağlı savaş uçakları, Suriye’nin Deyri Zor bölgesinde yer alan iki köye düzenlediği hava saldırılarında 62 sivili katletti.

Nijerya’nın kuzeybatısındaki Kaduna eyaletinde iki grup arasında yaşanan çatışmada 55 kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

Japonya Başbakanı Abe, “İlişkileri yeni bir döneme taşımak istiyorum. Japonya ve Çin komşu ve ortaklar. Birbirimiz için bir tehdit olmayacağız” dedi. Çin ile Japonya 7 yılın ardından ilk kez Başbakanlık düzeyinde görüşme gerçekleştirdi.

Türkiye Petrolleri, Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetlerine hız vermek için 262.5 milyon dolara “Deepsea Metro I” adlı bir sondaj gemisi daha aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kaşıkçı cinayetine ilişkin “Elimizde başka bilgi, belge yok değil, gün ola harman ola. Ama çok aceleci olmanın da anlamı yok.” dedi.

Daha önce Türkiye’ye hakaret eden Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA, Veliaht Prens’in “Türkiye ile Suudi Arabistan’ın arasını kimse bozamaz” açıklamasını Twitter’a sabitledi. Suudi Dışişleri Bakanlığı ise Kral Faysal’ın Atatürk’le çekilmiş fotoğraflarını yayınladı.

Venezuela’da Ekonomiden Sorumlu Devlet Başkan Yardımcısı Aissami, ülkenin kripto parası Petro’nun satışına 29 Ekim’de başlanacağını açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Türkiye’nin Irak’ın güvenlik ve istikrarı ile yeniden imarı konularında yeni hükümetle birlikte çalışmaya hazır olduğunu bildirdi.

Güney Kore savunma Bakanlığı, Kuzey Kore ve BM gücünün, “Askerden Arındırılmış Bölge”de yer alan ‘Ortak Güvenlik Alanı’nda silahsızlandırma sürecini tamamladığı açıklandı.

Avrupa Parlamentosu, Kaşıkçı’nın öldürülmesine ilişkin uluslararası soruşturma yapılması durumunda Suudi yetkililere yaptırım uygulanması çağrısında bulunan karar tasarısını onayladı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Hazreti Muhammed’e hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğine hükmetti.

Suudi Arabistan Başsavcılığı, Veliaht Prensin adamları olduğu iddia edilen sanıkların gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini planlayarak işlediklerini açıkladı.

PTT’nin, Suriye’de 5. şubenin ardından şimdi de Afrin ve Cinderesi’nde şube açacağı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan’dan gelen talep doğrultusunda Veliaht Prens Selman ile görüştü. Selman yaptığı açıklamada, “Türkiye ile koordinasyon halindeyiz. Türkiye ile aramızı bozamayacaksınız” dedi.

Akdeniz’de Yunan savaş gemisinin takip ettiği petrol arama gemisi Barbaros Hayrettin Paşa, 2 firkateyn ve 2 karakol botu tarafından korunarak çalışmalarını sürdürüyor.

Barbaros Hayreddin Paşa petrol arama gemisi, Akdeniz’de Türk savaş gemilerinin eşliğinde çalışmalarını sürdürdü.

İngiliz Guardian gazetesi, gazeteci Kaşıkçı cinayeti ile ilgili, “Muhtemelen Veliaht Prens Muhammed’in kaderini belirleyecek kişi Erdoğan olacak” şeklinde bir yazı yayımladı.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının BMGK kararı olmadığını belirterek, “Biz bu konuda istisna tutulmak için gerekli taleplerimizi söyledik” dedi.

Milli Savunma Bakanı Akar, “Uzman erbaşlıktan astsubaylığa geçiş konusunda hem kontenjanlar hem geçiş oranları yükseltildi.” dedi.

Hollanda’da istatistik bürosunun yayınladığı rapora göre kendisini ‘ateist’ olarak tanımlayanların sayısı yüzde 50’yi geçti.

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Mogherini, Rus yetkililerin ‘Karadeniz’in en büyük gücüyüz’ benzeri açıklamalarına karşı, Karadeniz’in Avrupa’ya ait bir deniz olduğunu söyledi.

Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan mutabakat zaptına göre Suudi yönetimi, Pakistan’a 6 milyar dolar borç verecek.

Sky News, Cemal Kaşıkçı’nın cesedinin parçalandığını ve vücut parçalarının Suudi Arabistan konsolosunun evinin bahçesinde bulunduğunu iddia etti.

ABD Başkanı Trump, Rusya ve Çin’i kastederek, “Millet aklını başını toplayana dek nükleer cephaneliğimizi güçlendireceğiz” ifadelerini kullandı.

Müslüman ülke liderleri arasında “vahşice katledilen gazeteci Kaşıkçı ile ilgili en keskin tepki” Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed’den geldi. Muhammed, “Bu çok büyük bir gaddarlık, kabul edilemez bir şey.” dedi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Ege ve Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’nin yer almadığı bir projenin yaşama şansı olmadığını herkes bilmeli ve bölgeyi tehlikeye atacak provokasyondan herkes vazgeçmeli, kaçınmalıdır” dedi.

Resmi olarak Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olan ancak ‘gizli tarafları’ olduğu iddia edilen John Bolton, İran’a karşı uygulanacak olan yaptırımlardan hem ABD’nin hem de Rusya’nın kârlı çıkacağını söyledi.

Suudi Konsolosluğu’na ait olduğu belirlenen ve katledilen Kaşıkçı’nın ortadan kaybolduğu gün Konsolosluğu terk ettiği bilinen o araç polis tarafından özel bir otoparkta bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Trump arasında telefon görüşmesi gerçekleştiğini açıkladı.

Ceyşül Adl adlı örgüt, Pakistan sınırında geçen hafta kaçırdığı 14 İran Devrim Muhafızı’nın görüntülerini paylaştı. Örgüt, askerlerin ‘kafalarını keseceğini’ duyurmuştu.

Ermenistan Başbakanı Paşinyan, önkoşul olmaksızın Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine hazır olduğunu söyledi.
 
Alman ordusundaki askeri araçların sadece yüzde 37’sinin kullanılabilir olduğu açıklandı.
 
YPG, Suriye’nin Deyri Zor kırsalında IŞİD’e karşı süren operasyonları ‘Türkiye’nin saldırıları’ nedeniyle durdurma kararı aldı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milli uzun menzilli hava savunma sistemi için çalışmaların başlatıldığını ve sistemin adının ‘Siper’ olduğunu duyurdu.
 
Milli Savunma Bakanlığı, Şanlıurfa’da hudut karakoluna yapılan taciz ateşine karşılık verildiğini ve 10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü açıkladı.
 
Afganistan’ın başkenti Kabil’de düzenlenen intihar saldırısında 7 kişi, Farah eyaletinde düşen ve üst düzey yetkilileri taşıyan bir askeri helikopterde ise 20 kişi öldü.
 
Rusya Bilimler Akademisi uzmanlarından Rayevskiy, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda ABD’ye meydan okuduğunu söyledi.
 
Kremlin Sözcüsü Peskov, Ankara’nın bölgedeki zorlu durum nedeniyle İdlib anlaşmasını tam olarak yerine getirememesini anlayışla karşıladığını belirtti.
 
12 bin 200 metre derinlikte ve yüksek basınçta deniz sondajı yapabilen Türk sondaj gemisi Fatih ilk sondajını yaptı.
 
Rusya ile ‘çatışma’ halinde olan Ukrayna ile Rusya’nın en önemli müttefiklerinden Kazakistan arasında suçluların iadesi anlaşması imzalandı.
 
Eski Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili‘nin desteklediği Vaşadze oyların yüzde 37,74 oy alarak ikinci en fazla oyu alan aday oldu. Seçim 2. tura kaldı.
 
Honduras’tan başlayan göçmen kafilesini durdurmak isteyen ABD, Nisan ayındaki 2 bin 100 görevlinin ardından şimdi de Meksika sınırına 5 bin 200 asker sevk etme kararı aldı.
 
3. Havalimanının açılışına katılan devlet başkanları ve ülke yetkilileri:
 
Arnavutluk, Bosna Hersek, Bulgaristan, Gürcistan, İran, Katar, Kırgızistan, KKTC, Kosova, Makedonya, Moldova, Gagavuz Özerk Bölgesi, Pakistan, Slovenya, Sırbistan, Azerbaycan ve Sudan.
 
Japon Prenses Ayako, halktan birisiyle evlendiği için prenseslik unvanını kaybetti.
 
Türkiye’nin Çin Büyükelçisi Abdulkadir Emin Önen, Çinli Global Times’ta kaleme aldığı yazıda; Atatürk’ün emperyalist batılı işgalcileri ülkeden kovduğunu, Türkiye ile Çin’in ortak bir gelecek inşa ettiğini belirtti.
 
Almanya Başbakanı Merkel, Hristiyan Demokrat Parti genel başkanlığı için yeniden aday olmayacağını açıkladı.
 
Brezilya’da seçimi eski bir yüzbaşı olan Jair Bolsonaro kazandı.
 
Irak Türkmen Cephesi Başkanı Salihi, Irak’ta Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ve bir bakanlığın Türkmenlere verilmesini istedi.
 
İran Petrol Bakanlığı, ülkenin petrol satışını hedef alan ABD’nin 5 Kasım’da uygulamaya geçecek ikinci yaptırım paketine 1 hafta kala ilk defa petrolü Tahran Enerji Borsası üzerinden satışa sundu.
 
TSK’ya bağlı obüsler, sınırın karşısındaki Ayn El Arab’da (Kobani) bulunan YPG mevzilerini bombaladı. Uzun bir sürenin ardından ilk kez Fırat’ın doğusu vurulmuş oldu.
 
Biri Türk pazarı diğeri de Avrupa pazarı olmak üzere Türk Akımı doğalgaz boru hattının her iki hattının da 2019 yılının sonunda kullanıma açılacağı duyuruldu.
 
PENTAGON’un Almanya’daki Ramstein Hava Üssü’ne bu ay içinde çeşitli silah ve mühimmat dolusu sevk ettiği yaklaşık 100 konteyner, 21. yüzyılda Avrupa’ya yapılan en büyük sevkiyat olarak tarihe geçti.
 
Katar Savunma Bakanı el-Atiyye, Türkiye’nin Körfez krizinde Katar’ın yanında yer alması, ‘Suudi Arabistan’ın ablukası’nın kırılmasındaki en temel faktörlerden biri olduğunu söyledi.
 
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Cubeyr, Erdoğan’ın ‘Şüpheliler Türkiye’de yargılansın’ çağrısını olumsuz karşılayarak şüphelilerinin Suudi Arabistan’da yargılanacağını açıkladı.
 
Washington Post Editörü Karen Attiah, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin uluslararası basında gündemde kalmasına ilişkin, “Türkiye inanılmaz güzel bir iş çıkardı” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Palladino, “Türkiye NATO üyesi ve DEAŞ karşıtı koalisyonun önemli bir ortağıdır. Müttefikimizin sınır güvenliğine bağlıyız.” dedi.
 
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar:
 
– 15 Temmuz 2016’dan bu yana 15 bin 153 personel FETÖ nedeniyle ihraç edildi.
 
– 578 bin 887 kişi bedelli işlemlerini tamamladı.
 
– S-400 füze savunma sistemi planlandığı gibi 2019’da teslim edilecek.
IKBY’de 30 Eylül’de yapılan milletvekili seçiminin sonuçlarına göre, Barzani liderliğindeki KDP birinci parti oldu. Milletvekili sayıları:

KDP: 45

KYB: 21

Goran Hareketi: 12

Yeni Nesil Hareketi: 8

Komel: 7

İslaha Doğru İttifakı: 5

ABD Başkanı Trump, Rusya ile ABD arasında 1987’de imzalanan Orta Menzilli Nükleer Silah Anlaşması’ndan çekileceğini açıkladı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Deyrizor’da Son Durum Haritası: Çatışmalar ve Petrol Kuyuları

Yaklaşık 8 yıldır süren Suriye iç savaşında stratejik bölgelerden biri olarak bilinen Deyri Zor‘da rejim güçleri ile IŞİD arasında yaşanan çatışmalar sonrasında şehrin tamamı Esad rejiminin kontrolüne geçti. Geçtiğimiz yıl Rakka ile Musul hattı arasında, IŞİD’in ikmal yolu üzerinde bulunan kent, Fırat Nehri’nin kıyısındaki konumuyla birlikte petrol yatakları açısından stratejik öneme sahip.

Suriye topraklarında bulunan petrollerin büyük bir kısmının bulunduğu kentin kuzeyi ABD destekli YPG kontrolünde. İlerleyen dönemde rejim güçlerinin petrol kuyularının çoğunu ele geçiren YPG unsurlarıyla çatışma yaşayacağı belirtilse de şu an durum biraz farklı.

“Deyri Zor kimin elinde?” sorusunun en net olarak cevabını Deyri Zor’da son durum haritasıyla vermek, kontrol bölgelerinin ayrıntıları nedeniyle daha kesin olacaktır.

Deyri Zor’da Son Durum [TIMELINE]

31 Aralık 2018: IŞİD, Suriye’nin Deyri Zor güneyinde 5 köyü kontrol ediyor, 2 köyde de YPG ile çatışmalar sürüyor.

14 Aralık 2018: YPG, Hacin kasabasını IŞİD’in elinden alırken, ilçenin dış mahallelerinde çatışmalar sürüyor. Örgütün olası sızmalara karşı çevre köylere operasyon düzenlemek için hazırlandığı bildiriliyor.

3 Aralık 2018: ABD destekli YPG, IŞİD’e karşı başlattığı iki yönlü saldırılarda ilerleme sağladı.

Deyri Zor: IŞİD ile YPG çatışmalarındaki son durum haritası (3 Aralık 2018)

1 Kasım 2018: ABD’nin hava desteğini alamayan SDG/YPG bölgeden çekilme kararı aldı. IŞİD, petrol kuyularının da olduğu geniş bir alanda tekrar kontrolü sağlama başladı. Bu karardan iki gün önce TSK, Türkiye sınırındaki ilk olarak Tel Abyad’da daha sonra Kobani’de taciz ateşi açan teröristlere karşı topçu atışında bulunarak 10’dan fazla teröristi etkisiz hale getirdi. YPG, Suriye’nin Deyri Zor kırsalında IŞİD’e karşı süren operasyonları ‘Türkiye’nin saldırıları’ nedeniyle durdurma kararı aldı. Bölgeyi takip edenler, SDG’nin bu kararını ‘yenilgiyi’ bahane etmek olarak yorumluyor.

IŞİD ile YPG arasında çatışmaların yaşandığı bölgeninn konumu
Deyri Zor’ın güneyinde YPG’ye karşı ilerleyen IŞİD birçok noktayı ele geçirdi. (1 Kasım 2018)

28 Ekim 2018: IŞİD, yoğun çatışmaların yaşanmasının ardından aylar sonra ilk kez Irak sınırına ulaştı. ABD’nin hava desteğini alamayan SDG bünyesindeki aşiretlerden bazıları SDG’ye olan desteğini çektiğini duyurdu.

27 Ekim 2018: Çöl fırtınasını fırsat bilerek saldırıya geçen IŞİD, ABD’nin hava desteğini alamayan YPG/SDG unsularına karşı ilerleyerek birçok noktayı ele geçirdi.

Deyri Zor’da IŞİD kontrolünki bölgenin haritası (27 Ekim 2018)

Deyri Zor’daki petrol kuyularının bulunduğu bölge:

Deyri Zor ve çevresindeki petrol kuyularının haritası

3 Kasım 2017: Rejim güçleri şehrin tamamen IŞİD’den temizlendiğini duyurdu. (Yeşil bölgeler YPG’nin işgal ettiği petrol yatakları)

Deyri Zor Haritası – 8 Kasım 2017

24 Ekim 2017: Rejim güçleri IŞİD kontrolündeki Deyri Zor kentini kuşatma aşamasında.

8 Ekim 2017: ABD destekli YPG unsurları petrol sahaları ile birlikte şehrin kuzeyinde Fırat kıyılarında ilerleyişini sürdürüyor.

Deyri Zor son durum haritası (8 Ekim 2017)

20 Eylül 2017: Rusya, ABD destekli SDG’nin iki defa Suriye ordusuna saldırdığını, SDG’nin saldırılarına anında her türlü yanıtın verileceğini açıkladı.

Deyri Zor haritası: YPG şehrin kuzey kırsalında ilerliyor, rejim güçleri Fırat’ın doğusuna geçti. – 20 Eylül 2017

18 Eylül 2017: Rejim güçleri Fırat’ın doğusuna geçti.

Deyri Zor haritası – Kaynak: SuriyeGundemi.com

12 Eylül 2017: ABD desteğiyle ilerleyen YPG unsurları Deyri Zor şehir merkezine yaklaşık 6-7 kilometre mesafeye ulaştı. 5 günde hızlı bir şekilde ilerleyen YPG unsurlarına karşı IŞİD’in kırsal bölgelerden çekildiği iddia ediliyor. [HD harita için üzerine tıklayın]

Deyri Zor haritası üzerinde YPG’nin ilerleyişi- (12 Eylül 2017)

09 Eylül 2017: Deyri Zor’da rejim güçlerine bağlı güneyde kuşatma altında kalan askeri hava üssünün bulunduğu bölgede de IŞİD kuşatması kırıldı.

07 Eylül 2017: Rejim güçleri IŞİD kuşatmasını tamamen kırdı.

Deyri Zor son durum haritası – 7 Eylül 2017

03 Eylül 2017: Rejim güçlerine bağlı özel birliklerinin Deyri Zor’daki kuşatmayı kırdığı ve bölgede şiddetli çatışmaların devam ettiği belirtiliyor. Kesinlik kazanmasa da yerel kaynaklar IŞİD’in kuşatmasının kırıldığını ifade ediyor.

Deyri-Zor son durum haritası

18 Ocak 2017: Çevresi IŞİD tarafından sarılı olan rejim kontrolündeki bölgede, örgütün 16 Ocak saldırısıyla ele geçirdiği(koyu siyah) yerleşim birimleriyle rejim toprakları ikiye ayrıldı.

Harita: SuriyeGundemi

16 Ocak 2017: Suriye’de IŞİD’in kuşatması altında bulunan Deyrizor bölgesindeki rejim kontrollü bölgeye, son iki günde örgütün yoğun saldırısı gerçekleşti. Daha önce ABD’nin yanlışlıkla 50’den fazla rejim askerini vurduğu bölgedeki Deyrizor’da, havalimanı ve çevresi tamamen kuşatmaya alındı.

Deyrizor Haritası | 16 Ocak 2017

IŞID saldırılarının sürdüğü ilk gün örgütün ele geçirdiği bölge (mavi):

IŞİD’in ilk saldırıda ele geçirdiği bölgeler.

Şuan IŞİD’in ikiye böldüğü rejim kontrollü bölge ve Deyrizor’daki son durum haritası:

Deyrizor Haritası | 16 Ocak 2017

Deyrizor nerede?

deyrizor nerede

Hessen Seçimleri Üzerine: Koalisyon Hükümetinin Büyük Başarısızlığı

  28 Ekim günü Almanya siyaseti Hessen eyaletinde yapılan yerel seçimlere odaklandı. 4.4 milyon nüfusa sahip eyalette yapılan yerel seçimlerin, hem iktidardaki CDU/CSU/SPD koalisyonu için hem de son yıllarda Almanya siyasetinde büyük bir çıkış yakalayan Yeşiller Partisi ve aşırı sağ parti AfD için önemi büyüktü. Ayrıca Hessen eyaletindeki seçimlerde çıkacak sonuç hem koalisyonun kaderini çizmesi hem de Alman halkının siyasi memnuniyetsizliğini belirtecek olması açısından önemliydi.

  Seçim öncesinde koalisyon iktidarı arasında baş gösteren birtakım sorunlar “Acaba koalisyon çatlıyor mu?” “Merkel iktidarının sonu mu geldi?” sorularını da beraberinde getirmişti. İçişleri bakanı Horst Seehofer’in istifa talebi, göçmen krizinin Merkel hükümeti üzerindeki baskısı, Chemnitz protestoları ve aşırı sağın yükselişi gibi bazı gelişmeler koalisyon iktidarına adeta soğuk terler döktürmüştü. Bu noktada Hessen seçimleri Almanya’nın siyasal gelişmelere olan tepkisini ölçmek ve Merkel hükümetinin yol haritasını belirlemesi açısından, sonuçları genel bir seçime en yakın olan bölge olması dolayısıyla yakından takip edilecekti.[1]

Hessen 2018 Yerel Seçim Sonuçları

   28 Ekim günü sandıklar kapandığında ve ilk sonuç geldiğinde koalisyon hükümeti adeta şoka uğradı. 2013’te yapılan Hessen seçimlerine kıyasla CDU 11 puan kaybederek oyların yüzde 27’sini aldı. Koalisyon ortağı SPD partisi ise 10 puan birden gerileyerek oyların yüzde 19,8’ini alabildi. Koalisyonun Hessen’deki toplam oyu yüzde ise 46,8’e tekabül etmektedir. Bu sonuç iktidar için bir hezimet, Merkel için ise siyasi kariyerindeki seçimler bazında büyük bir başarısızlığı ifade ediyor denilebilir. Bu sonuçlar aynı zamanda CDU’nun 1966’dan bu yana elde ettiği en kötü sonuç olarak ön plana çıkmaktadır. Seçim sonuçları açıklandıktan sonra Angela Merkel partisinin genel başkanlığını bırakacağını açıklaması üzerine,iktidar kanadından CSU partisi genel başkanı ve aynı zamanda İçişleri Bakanı olan Seehofer Seçim sonuçlarından sonra şu yorumlarda bulundu: “Açık bir şekilde söylüyorum: yazık oldu. Bazen tartıştık ancak her zaman karşılıklı saygıya dayanan güvenilir bir işbirliğimiz olmuştur. Neredeyse 30 yıl birlikte çalıştık, çok uzun verimli bir zaman oldu. Bu yüzden yaşadığım şeyleri hazmetmem için bir süre zamana ihtiyacım oluşunu anlayışla karşılarsınız. Bu acı bir durum”.

   Öte yandan bu seçim sonuçları Yeşiller Partisi ve AfD için bir zafer niteliğindedir. Yeşiller Partisi 2013 seçimlerine kıyasla oylarını 8 puan artırarak oyların yüzde 19,8’ini aldı. Aşırı sağ parti AfD ise oylarını 9 puan artırarak yüzde 13,1’lik bir oy oranına sahip oldu. Böylece AfD, Almanya’nın 16 eyaletinde de parlamentoya girme hakkını elde etti. Yeşiller Partisi’nin başarısının arkasında bulunan bazı gelişmelerin başında geçen yıl yaşanan “dizel krizi” ve Yeşiller Partisi’nin bu duruma olan tepkisi, Hambach ve Chemnitz protestoları ile halkın iktidara olan güven kaybının görülmesi gibi olaylar yatmakadır. AfD partisi ise kendilerini seçimin gerçek “galibi ilan etmiştir.”

   Hessen seçimleri, sonuçları bakımından Almanya siyaseti için bir noktasına girmeden önceki son viraj olabilir. Halkın iktidara olan güven kaybı ve iktidarın halkın taleplerine cevap verememesi ve Avrupa Birliği’nin Merkel iktidarı üzerindeki yükü, ülke genelinde ve Avrupa’da hissedilir biçimde aşırı sağın yükselişi ile birleştiğinde Almanya siyaseti bir dönüşümün eşiğine gelmiştir. Angela Merkel’in yıl sonunda yönetimi bırakması ile Almanya’da siyasi dengeler de değişecektir. Nitekim gücünü Merkel’den alan koalisyon ortakları da belirgin bir güç ve etki kaybına uğrayacaklardır. Kısacası, Alman halkı Hessen’de iktidarı sert bir biçimde cezalandırıp, ben buradayım mesajı vermiştir.

[1] https://www.dw.com/tr/seehoferden-merkel-yorumu-yazık-oldu/a-46080588 (Erişim tarihi:30.10.2018)

Nijerya: Çatışmalar, Boko Haram, Güncel Durum, İlişkilerimiz

Batı Afrika’da kıyı ülkesi olan ve hem yeraltı hem de yerüstü kaynakları itibariyle dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Nijerya’da açlık ve yoksulluk önlenemez bir hal alıyor. Başta Boko Haram ve IŞİD ile mücadele olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı yoksulluğa düşmüş ülkede en temel sorun güvenlik iken eğitim ve sağlık da içler acısı.

Nijerya’da Bazı Güncel Sorunlar

 Ülkenin halihazırda mücadele ettiği temel sorunlar: Çatışmalar, güvenlik, beslenme, eğitim ve doğal afetlerdir.

İki hafta önce Nijerya’nın Başkenti Abuja’da düzenlenen ”Nijerya’nın Değişen İkliminde Gıda Güvenliği” adlı konferans, ülkenin durumunu gözler önüne serdi. Konferansta konuşan Avrupa Birliği Nijerya Temsilcisi Olivier Huot, ülkede çobanlar ile çiftçiler arasında devam eden çatışmaya değinerek, “Ülkede çobanlar ile çiftçiler arasında devam eden çatışmalara yönelik acil çözüm bulunmazsa Nijerya açlık krizi ile karşı karşıya kalabilir.” açıklaması yaptı. Çatışmalar sonucunda bir yandan çobanların hayvanları telef olurken, bir yandan da çiftçiler tarla ürünlerini hasat edemez oldu. Bu durum, ülkede temel yaşamsal gıdaların temin edilememesine neden oluyor. Konferansta konuşan ECOWAS Temsilcisi Salimu Male ise çatışmaların Batı Afrika bölgesinin güvenliğini ve ekonomisini olumsuz etkilediğini ifade etti. 

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Nijerya Hükümeti’nin müşterek hazırladığı rapora göre, dünyada okula gidemeyen en fazla çocuk Nijerya’da bulunuyor. Yine rapora göre dünya üzerinde 263 milyon çocuk okula gidemiyor ve bu sayının 13.2 milyonunu Nijerya oluşturuyor. Eğitime yönelik Nijerya’da yapılan çeşitli kampanyalara rağmen rakamların büyümesi önlenemedi. 2015 yılında okula gidemeyen çocuk sayısı 10.5 milyon iken 2018’de sayı 13.2 milyon oldu.

Geçtiğimiz ay Asaba ve Delta eyaletlerinde Nijer Nehri’nin taşması nedeniyle birçok iş yeri, ev ve ibadethane sular altında kaldı. Afet nedeniyle 2 haftada 141 kişi hayatını kaybetti. Ocak ayından beri 20.000’e yakın Nijeryalı, sel felaketi nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Felaketler doğal nedenlerden kaynaklanıyor gibi gözükse de, felaketlerin ilk nedenleri çarpık yerleşmeler ve kentlerdeki alt yapının yetersiz olmasıdır.

Siyasi Geçmişi

 Nijerya, 1960 yılına kadar 2 yüzyıl boyunca İngiltere’nin kolonisi olarak kaldı. Fransız Devrimi’nin en önemli sonucu olan ve bütün dünyaya hızla yayılan ‘ulus devlet’ ve ‘milliyetçilik’ fikirleri, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Nijerya’da etkili olmaya başladı. Nijerya Halkı bundan sonra ‘Nijerya Ulusu’ gibi davranabildi ve dış otoritelere karşı çıkarak bağımsızlık istemeye başladı. 1950’li yılların sonuna doğru, İngiltere, ülkenin başına kendi çıkarlarını koruyacak bir hükümeti getirmeyi ve ülkeden çekilmeyi planlıyordu. 1959 yılında ülkede üç büyük parti kuruldu. Ardından seçimler yapıldı ve kuzeyde çoğunluk olan müslüman NPC partisi iktidara geldi. 1 Ekim 1960 yılında da bağımsızlık ilan edildi. Bağımsızlığını elde edene kadar geçen 350 yıl süresince, Avrupa köle ticaretinin merkezi haline gelen Nijerya’da 20 milyondan fazla insan esir olarak satıldı.

1967 yılında iç savaş ve askeri darbeler yaşanmaya başladı. Sonuç olarak yüzyılın en kanlı iç savaşlarından biri yaşandı. 1970 yılında çatışmalar durdu. Bundan sonra ülkede petrol üretiminde patlama yaşandı ve refah düzeyi yakalandı. 1975’ten sonraki dönemde de askeri darbeler yaşansada, petrol gelirleri sayesinde Nijerya kısa sürede Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden biri haline geldi. Çeşitli görüşler olmakla beraber, en çok kabul kabul edilen haliyle 1999’da ülkede tekrar sivil yönetime geçildi. Bu tarihten sonra ülkede farklı dini ve etnik kökenli çatışmalar yaşanmaya başlandı.

Çatışmalar ve Taraflar

 Ülkedeki çatışmalar ve taraflar, genel hatlarıyla şu şekilde sıralanabilir:

Müslümanlar ve Hristiyanlar Arasındaki Çatışmalar: Ülke’de nüfusunun çoğunluğunu %43 oranla Müslümanlar oluşturuyor. Bu sayıyı %40 oranla Protestan Hristiyanlar takip ediyor (2015 verilerine göre). İktidara gelen Müslüman Hükümetler bazı eyaletlerde İslam Kanunlarını uygulayınca, bölgedeki Hristiyan nüfus farklı bölgelere kaydı. Bu olay, ülkenin kuzeyde Müslümanlar, güneyde Hristiyanlar şeklinde bölünmesine neden oldu. Bu şekilde bir ayrışma, siyasi kültürün ve sosyal duyarlılığın düşük olduğu ülkede çatışmaların artmasına ve farklı bir boyut kazanmasıyla sonuçlandı. Nijerya nüfusunun 160 milyona yakınının Müslümanlar ve Hristiyanlardan oluşması, bazen iki taraf arasındaki çatışmaların savaşa dönmesine neden oluyor.

Çobanlar ve Çiftçiler Arasındaki Çatışmalar: Nijerya’nın orta kısımlarındaki toprakları kullanma isteği, çobanlar ile çiftçiler arasında çatışmaların çıkmasına neden oluyor. Hayvancılık ile uğraşan Fulani Halkı, dünyanın en büyük yarı göçebe halkı olarak olarak kabul ediliyor. Fulanilerin büyük sürülerle yaptıkları yolculuklar, geçtikleri bölgedeki çiftçiler ile çatışmalarına neden oluyor. Bu çatışmalar, geçtiğimiz yıl 1000 kişinin ölmesine neden oldu. Çiftçiler ile hayvancılar arasındaki çatışmalarda yukarıda bahsettiğimiz dini faktör de etkili. Hayvancılıkla uğraşan Fulanilerin çoğu kuzeydeki Müslümanlar iken çiftçilerin çoğu güneydeki Hristiyanlardan oluşuyor.  Sonuç olarak, ülkenin orta kısımlarındaki toprakları kullanmak için 2 taraf yıllardır çatışıyor.

Etnik Kökenli ÇatışmalarNijerya’nın Plateau bölgesinde etnik kökenli çatışmalar var. Jol Topluluğu’nun bulunduğu alanda geçen hafta çıkan çatışmalarda 19 kişi öldü.

İstikrarsızlığın Neden Olduğu Çatışmalar: Ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren çatışmaların diğer nedenleri de işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Nüfusun önemli bir kısmı işsiz ya da günde birkaç dolara çalışıyor. Petrol zengini ülkede yolsuzluk had safhada. 2004’te bu nedenlerden dolayı ayaklanan silahlı gruplar, 2008’de sonuç aldı ve hükümet bazı reformlara gitti. Ekonomik reformlar hala devam ediyor.

Boko Haram

Örgüt, 2002 yılında Muhamed Yusuf tarafından kuruldu. Resmi adı,  “Cemaat es-Sulh Sünnet Li Dava Vel Cihat”tır (dava ve cihad için barış ve sünnet cemaati). Nijerya’nın Kuzeyi’nde kurulmasına ve en fazla bu bölgede etkin olmakla beraber, faaliyet alanını kısa sürede Nijer, Benin, Çad ve Kamerun’a kadar genişletti. Örgütün 9.000 milisinin olduğu düşünülüyor.

İdeolojileri ve Propaganda Malzemeleri

Örgütün ideolojisi, radikal İslamcılık ve vahhabiliktir. Temel amacı ve ilkeleri, Nijerya’da şeriatçı bir yönetim sistemi kurmak ve bunun için cihad yapmak. İlk defa kurulduğu Nijerya’da yoksullukla mücadeleci yönü ve bedava dini eğitim verme yönleriyle tanındı. İlk defa, yoksul ailelere yardım ederek ve yoksul aile çocuklarına örgüt camiilerinde bedava din eğitimi vererek yoksul aileler içinde örgütlendi. Ülkede mevcut olan yolsuzluk ve gelir dağılımındaki eşitsizlikleri etkili bir şekilde kullanarak halk arasında itibar gördü.

‘Boko Haram’, yerel bir dil olan Hausa dilinde ‘Latin alfabesi haram, batılı eğitim haram’ anlamına geliyor. İsminin anlamından da anlaşılacağı üzere toplumsal dönüşüm ve eğitim anlayışında batıya karşı radikal bir duruş var. Batı eğitimi ve batıcılık yerine İslami bir toplumsal düzen ve eğitim sistemi kurma fikri hakim.

Eğitim ve toplumsal hayat konularındaki tutumları ve yoksulluk, yolsuzluk ve eşit olmayan gelir dağılımı ile mücadele etme konularında vermiş oldukları vaadler sayesinde, örgüt, halk arasında kısa sürede ciddi bir güç elde etti.

Saldırılar, Kurucu Liderin Öldürülmesi ve Sonrası

Örgüt, ilk askeri tesisini 2004 yılında Nijer sınırına yakın bir bölgede kurdu. İlk olarak 2004 yılında Kamerun sınırı yakınlarında Nijerya polisiyle girdiği çatışmada 28 üyesini kaybetti. 2007 yılının Eylül ayında Boko Haram ile Nijerya polisi arasında çıkan çatışma sonrası, Nijeryalı 11 subay öldürüldü. Örgütün kurucu lideri Muhamed Yusuf, 30 Temmuz 2009 tarihinde Nijerya polisi tarafından yakalandı. Lider kurşunlanarak infaz edildi. Liderleri öldürülen örgüt üyeleri, başta polislere karşı olmak üzere misilleme eylemlerine başladı. Okullar, kamu binalarını, Hristiyanlar, gazeteciler ve “sahte Müslümanlar” dedikleri Müslümanlarda hedef oldu. Boko Haram’ın yeni lideri Ebu Bekir Şekau olduktan sonra terör eylemleri artarak devam etti. Örgüt, 26 Ağustos 2011 tarihinde Nijerya’nın başkenti Abuja kentindeki Birleşmiş Milletler binasına bombalı araçla saldırı düzenledi ve bu saldırı sonrası 18 kişi hayatını kaybetti. Ebu Bekir Şekau liderliğindeki örgüt, kitlesel şiddet eylemleri ile şimdiye kadar 20 binden fazla insanı katletti. Çad Gölü Havzası’ndaki saldırılarda da 2000’den fazla insan katletti.

Geçtiğimiz Çarşamba günü Nijerya ordusu ile Boko Haram arasında yaşanan çatışmada 76 terörist öldürüldü. Çatışmada Nijerya ordusundan 7 asker hayatını kaybetti, 16 asker yaralandı. Aynı gün örgüt, Çad Gölü bölgesindeki Kaiga Kindji kentinde bulunan karargaha saldırı düzenledi. Çatışmalarda 48 terörist öldürülürken, 8 asker hayatını kaybetti ve 11 asker yaralandı. Bu Çarşamba günü yapılan açıklamada Nijerya, Nijer, Kamerun ve Çad’ın oluşturduğu Boko Haram ile mücadele kuvvetleri 124 teröristi etkisiz hale getirdi.

Boko Haram 2015 yılında IŞİD’e biat etmiştir.

Nijerya’nın Doğal Zenginliği ve Türkiye-Nijerya İlişkileri

  Nijerya, dünyanın en büyük 10. petrol zengini ülkesidir. Doğal gaz alanında dünyanın en zengin 9. ülkesidir. Türkiye de ithal ettiği doğal gazın önemli bir kısmını Nijerya’dan alıyor. İki ülke arasındaki ticarette en büyük hacmi Türkiye’nin ithal ettiği LNG oluşturuyor. Yerüstü kaynakları konusunda da oldukça zengin olan ülke, su kaynakları konusunda önemli bir konuma sahiptir.

Türkiye-Nijerya ilişkileri, başta ticaret ve kamu diplomasisi olmak üzere, birçok alanda iyi düzeydedir. Türkiye, kurulduğundan 2 sene sonra (1962) Nijerya’yı tanımış ve büyükelçilik açmıştır. İlk defa Lagos’ta açılan büyükelçiliğimiz, başkentin Abuja ilan edilmesinden sonra 2001 yılında Abuja’ya taşınmıştır.

İki ülke ilişkilerinde 2010 yılı dönüm noktası olmuştur. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Nijerya’ya ilk defa cumhurbaşkanı düzeyinde resmi ziyaret gerçekleştirmiştir. O dönem Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan da 2011 yılında beraberinde 10 bakan ile beraber Türkiye’ye resmi ziyaret gerçekleştirmiştir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Mart 2016’da Nijerya’ya ilk defa resmi ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette ikili ilişkiler tüm yönleriyle ele alındı. Görüşmelerde ekonomi, ticaret ve sanayi alanında işbirliği mutabakat zaptı imzalandı. 2017 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 492.8 milyon dolar olarak kaydedilmiştir.

Bu yıl, ‘Birlikte Sürdürebilir Bir Geleceğe Yatırım’ temasıyla, 10-11 Ekim’de 2.’si gerçekleştirilen Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu’na Nijerya’nın da dahil olduğu 49 ülke katılım sağladı. Forum’da ülkeler arasındaki ticaret ilişkilerini geliştirme ve varolan sorunları çözme hedeflendi.

Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA), özellikle Boko Haram şiddetine maruz kalmış Nijeryalılara yönelik, başta ekipman desteği olmak üzere, önemli çalışmalar yürütmektedir. Nijerya’daki  Dar’ul Envar Uluslararası Türk Okulu, geçtiğimiz hafta itibariyle 7 derslik ve 281 öğrenciyle yeni eğitim-öğretim yılına başladı.

Savaşların Ekonomik Etkisi

Anıldığında bize vahşet, dram, ölüm, göç, hüzün ve korkuyu hatırlatan savaşa duygusal yanımızı bırakarak bakmak bir hayli zordur. Lakin bir hedef doğrultusunda hareket edeceksek yapmamız gereken bu duygusal bariyeri aşıp savaşı mantık çerçevesinde incelemektir. Ki bu hedef savaşın bir daha olmasını engellemekten tutun da bir sonrakini kazanmaya kadar her şey olabilir.

Biz işte bu duygusal duvarı aşıp, savaşa mantığımızla bakmaya çalışacağız. Konumuz ise savaşın ekonomik yanı olacak. Bunu savaş öncesi, sırası ve sonrası olmak üzere 3 evrede inceleyeceğiz. Asıl amacımız maliyet gibi rakamsal değerleri açıklamaktan çok iktisadi yapıları anlamak olacak. Bunun için modern zamandaki savaşları ve çeşitli ülkeleri irdeleyeceğiz.

İlk olarak savaş öncesi döneme baktığımızda devletlerin hazırlık süreçlerine denk geliyoruz. Buradaki savaş öncesi ifadesi herhangi bir barış durumunu ifade eder. Bu hazırlıklar genelde planlamaya, tatbikatlara ve belirli miktarda askeri gücü etkin tutmaya dayanır. Mesela Türkiye’de yaklaşık olarak 370 bin askeri personel aktif durumda çalışmaktadır. Bu hazırlıklardan, planlamanın maliyeti en düşük olandır. Gerekli ekipman ve insan gücünü temin etmek suretiyle mevcut askeri yapının sürekliliğini sağlamak normal durumlarda asıl ekonomik yükü oluşturur.

Anormal durum ise savunma bütçelerindeki bir diğer kalem olan tatbikatların bazen çok ama çok büyük olmasıdır ki bazı durumlarda bütçe grafiğinde pik yaptırabilir. Bunun en açık örnekleri Rusya’nın bu yıl düzenlemiş olduğu Vostok 2018 ve NATO’nun düzenlediği yıllık tatbikatlardır. Bütün bu hazırlıkların toplam maliyeti bütçelere yansımaktadır. Örneğin ülkemizin 2017 savunma bütçesi, 2016 yılına bazlı sabit kur ile 19 milyar dolardır. Bu değer toplam harcamaların ise %6,4’üne denk gelmektedir. Dünya ortalaması da kesin olmayan verilere göre %6,3’tür. Yani ne zaman olacağı belli olmayan, belki de gerçekleşmeyecek savaşa her devlet bütçesinin 16’da 1’ini harcamaktadır. Bu şekilde en barışçıl dönemlerde bile savaş tehlikesi altında olan ülkelerin bu duruma hazırlıklarını genel manada incelemiş olduk.

İkinci olarak savaş sırasındaki ekonomik durumu inceleyeceğiz. Bunu iki ana başlık içinde işleyecek olursak ilki savaş sırasında ekonominin nasıl yönetildiği diğeri ise savaşın ekonomiye yaptığı etkilerdir. Ekonominin savaş sırasında nasıl yönetildiğini anlamak için bir ülkenin temel iktisadi yapısını birkaç cümleyle anlatmak gerekir. Temelde ekonomiyi oluşturan 4 iktisadi aktivite vardır; bunlarda kaynak temini, üretim, dağıtım ve tüketimdir. Sistem ise şu şekilde işler; toplum tüketerek para harcar bu para kaynak temini, üretim ve dağıtım için kullanılır ve tekrar tüketim sağlanır böylece bu döngü devam edip gider. Burada göründüğü gibi sistemin temel yakıtı paradır o olduğu müddetçe ekonomi büyüyebilir.

Savaş sırasında devlet silah, teçhizat gibi bu döneme ait ihtiyaçlarını karşılamak için bütçesinden daha fazla harcama yapar bu durum sisteme sıcak para girişi demektir. Bu para akışı büyüme hızını arttırır. Hızlı büyüme ise yüksek enflasyona sebep olur. Bu bol harcamalı, hızlı büyümeli ekonomik sisteme ise savaş ekonomisi denir. Bazen devletler savaşlardan sonra dahi büyümeyi arttırmak için fazla harcama yaparak bu politikalarını devam ettirirler. Bu durum, sürekli savaş ekonomisi olarak adlandırılır. Savaş sırasında yürütülen ekonomik sistemi Phillippe Le Billon “şiddeti devam ettirmek için yürütülen üretim, dağıtım ve kaynak tahsis etme sistemidir.” diye tanımlamıştır.

Savaş sırasındaki ekonomik durumu incelemek için sadece yürütülen politikalara değil, ayrıca savaşın getirdiği yıkıma da göz atmalıyız. “Düşmanı yenebilmek için onun ekonomisine zarar vermeli hatta onu çökertmeliyiz.” fikrine dayanan bu politika kendini en çok 2. Dünya savaşında göstermiştir. Daha önce bahsettiğimiz temel aktiviteleri kesintiye uğratmak ülkelerin temel hedefleri olmuştur. Üretimi sekteye uğratmak için Alman fabrikalara yapılan Amerikan bombardımanları, dağıtıma zarar vermek için demiryolu köprülerine yapılan İngiliz sabotajları ve kaynak tahsisini engellemek için İngiliz ticaretine karşı yürütülen Alman denizaltı operasyonları bunlara en güzel örneklerdir. Bunların yol açtığı zararı görmek için kazanan ülkeler dahil olmak üzere Avrupa’daki savaş sonrası genel iktisadi durumu incelemek, yeterli olacaktır.

Savaş sırasında gerçekleşen ve yararı dokunan bir diğer durum ise daha sonra çok hızlı büyümeye yol açacak olan teknoloji atılımlarıdır. Örneğin 2. Dünya savaşında sağlıktan mühendisliğe, havayolu teknolojisinden bilgisayarların temeline kadar neredeyse her alanda teknoloji çok hızlı gelişmiştir. Bu durum savaşın ekonomiye en büyük katkılarından biridir.
Son olarak inceleyeceğimiz dönem ise savaş sonrası dönemdir. Bu dönem ülkeler için toparlanma ve normale dönme sürecidir. Bu konuya örnek olarak üzerinden vakit geçtiğinden dolayı 2. Dünya savaşını incelemek daha iyi olacaktır. Burada Amerika gibi savaşı topraklarında hissetmemiş bir ülke için normale dönmek zor olmamıştır. Lakin Almanya gibi neredeyse tamamen yıkılmış bir ülke için yeniden inşa; büyük miktarlarda emek, zaman ve paraya mal olmuştur.

Ekonomik büyüme, iktisat biliminde ülkenin genel üretiminin artışı ile ölçülür bundan dolayı yeniden inşayı inceleyebilmek adına yukarıda bahsettiğimiz 4 temel aktiviteye dönmemiz gerekir (kaynak tahsisi, üretim, dağıtım ve tüketim). Savaş sonrasında üretim için ihtiyaç duyulan parayı karşılayacak ne bir devlet ne de halkta birikim kalmıştır. Bunun için Almanlar ülke içi ekonomiyi canlandıracak parayı Amerikan devletinden Marshall planı kapsamında almıştır. Bu sayede Alman halkı harcayacak para bulmuş, ekonomi hareketlenmiş, halk büyük azimle durmadan çalışmış ve Alman devleti 21. Yüzyıla gelişmiş ülkeler klasmanında girmiştir. Ancak savaşın yol açtığı sıkıntılar sadece yıkılan ekonomi ile sınırlı değildir, ayrıca savaş tazminatları da devletlerin üzerinde hatırı sayılır bir yüktür. Günümüzde dahi tazminatlar ile alakalı tartışmalar hala sürmektedir. Ülkeler onlarca yıl sonra bile birbirlerinden tazminat talep etmektedirler. Kısaca savaşların ardından başlayan toparlanma süreçleri halk bazında büyük emek ve zaman harcanmasına sebep olmakta, devletlere ise önemli mali yükümlülükler getirmektedir ayrıca tazminatlar da ülkelerin dertlerindendir.

Üzerine nice kitabın, ansiklopedilerin, efsanelerin ve destanların yazıldığı savaş kavramı bildiğimiz ve bilmediğimiz zamandan beri varlığını korumuştur. İnsanlar var olduğu müddetçe de var olmaya devam edecektir. Diğer kaynaklara göre nispeten kısa olan bu yazıda, nice sosyal bilimi ilgilendiren savaşın sadece iktisadi yanını genel manada savaş öncesi, sırası ve sonrası olmak üzere 3 evrede inceledik.

Yazar: Mehmet Sami Boz

YARARLANILAN KAYNAKLAR

T.C. Millî Savunma Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı 2018 kamuoyu bilgilendirmesi, http://www.msb.gov.tr/Maliye/icerik/5018-sayili-kanun-kapsaminda-hazirlanan-bilgilendirme-ve-raporlar,erişim 9 Ekim ,2018
https://www.ntv.com.tr/turkiye/tskdaki-asker-sayisi-aciklandi,nxg9WniFLUWXrWZ9ymj2Aw, erişim 9 Ekim, 2018
SIPRI, milex data for all countries 1949-2017, https://www.sipri.org/databases/milex, erişim 9 Ekim, 2018
https://en.wikipedia.org
Goodwin, Neva, Julie A. Nelson, Jonathan Harris, Macro economics in context
Le Billon, Dr. Philippe (2005) Geopolitics of Resource Wars: Resource Dependence, Governance and Violence. London: Frank Cass, 288pp

İstihbaratın “Algı Yönetimi” Boyutu

Psikolojik savaş, manipülasyon, yalan haber-bilgi üretme, komplo teorileri, reklamlar, sansürler hepsi algı yönetimi denilen “sürecin” elemanlarıdır. Ve algı yönetimi operasyonları istihbarat dünyası içinde bir hayli önemlidir, sıkça başvurulan bir faaliyettir. Hepimizin hayata dair bir felsefesi, paradigması, ülküsü vardır. Peki, tüm bunlar ne kadar bize ait hiç sorguladık mı?

Herkesin değişime açık, değiştirilebilir düşünceleri ve inançları vardır. Bunun yanında değiştirilmesi zor, karakterimizin bir parçası olan felsefelere ve inanç kodlarına da sahibizdir. İnsanların düşüncelerini, yeri geldiğinde karakterlerini menfi-müspet değiştirme çabamız olabilir. Karşımızdaki insanı kendi inandığımız doğruya, siyasi düşünceye, felsefeye davet edebiliriz. Ancak karşımızdaki insan da yansız değildir. Yıllardır onu yönlendiren bir felsefeye, bir paradigmaya sahiptir. Bir insanın düşüncelerini kendi isteklerimiz doğrultusunda değiştirmeye çalışmak çok zordur ve uzun bir zaman alabilir. Farklı bir açıdan bakacak olursak bir insanın hatasını ona anlatmaya çalıştığınız zaman size refleks olarak tepki gösterecektir. Çünkü insanın hatasını kabul etmesi kişiye ağır gelen bir şeydir ve kendisini reddedemeyen kişi doğal olarak sizi reddeder. Aranızda geçen konuşmayı defalarca kafasında canlandırır ve ona farklı bir boyut katarak tavrını belirleme yolunu seçer. Peki, bir insanı doğru olduğuna inandığımız fikre, akıma davet ederken veya onu bir yanlışın içinden çekip çıkarmaya çalışırken izlememiz gereken en sağlıklı ve bizi hedefimize ulaştıracak yol nedir?

Algı yönetimi temel olarak insanların fikirlerini değiştirmeye çalışmaz yahut kişiye yeni fikirler empoze etmeye çalışmaz. Yukarıda anlattığım gibi genelde etkisiz yöntemlerdir bunlar. Algı yönetimi der ki; insanlara fikir empoze etme, onların eline “yeni bir fikir oluşturacak”  ve  “yeni bir algı yaratacak”  argümanları, felsefe kırıntılarını ver ve senin kontrolün altında karşındaki kişi yeni bir fikir ve paradigma üretsin. Bu işin can alıcı noktası ise şurasıdır; sen bunu yaparken öyle dikkatli ve profesyonel yap ki aslında senin tarafından onun eline tutuşturulan fikri o kişi kendisine ait zannetsin.

“Bir Amerikan filminde konu CIA’nın Pasifik Okyanusundaki bir ada devletinde düzenlemeye çalıştığı darbe ile ilgili idi. Darbeyi planlayan ve yöneten CIA case officer, yani yetkilisi, dosya ile ilgili CIA başkanına bilgi verirken şöyle diyordu: “Darbeden sonra iktidara getireceğimiz kişi adanın en zengin ailelerinden birinin çocuğu. Yale Üniversitesi’nde tarih doktorası yapıyor. Ve düşüncelerini kendisine ait zannediyor.[1]

Algı yönetimi öyle bir süreçtir ki algı yönetimine maruz kalma ihtimalinin ne kadar bilincinde hareket ederseniz edin etkisinden kaçamayabilirsiniz. Aynen âşık olmak gibi birden kendinizi o sürecin içinde bulabilir ve kapılıp gidebilirsiniz. Yani demek istediğim her eğitim seviyesinden, kültürden, inançtan, yaştan insan algı yönetiminin etkisi altında kalabilir. Ancak algı yönetimi operasyonlarında süreci yöneten kişinin yöneldiği belirli bir hedef profili vardır. Bu profildeki insanlar daha kolay etki altına alınabilir. Operasyonun mahiyetine ve operasyonun yapıldığı coğrafi bölgenin kültürel yapısına ve halkın inanç kodlarına göre bu profil değişebilir.

Dünya istihbarat tarihi incelenerek ortaya koyulan çalışmalarda temel istihbarat elemanı profili belirlenmeye çalışılmıştır. Bu istihbarat elemanı profilindeki bazı maddeler potansiyel algı yönetimi hedefi ile paralel özellikler taşımaktadır. İstihbarat tarihinden çıkarılan temel casus profili şöyledir;

  • 21-35 yaş arası erkek veya kadın
  • Üniversiteden ortalama bir öğrenci olarak mezun olanlar
  • Kısa süreli değişik işlerde çalışan kişiler
  • Para sıkıntısı çeken düşük gelirli kişiler
  • Askeri istihbarat deneyimi olan kişiler
  • Yalnız yaşayan erkek veya kadın
  • Ehliyeti olan ama genelde deneyimsiz olan sürücüler
  • Romantik hobiler, yazarlık, fotoğrafçılık ile ilgilenenler
  • Devlet güvenlik örgütlerinin riskli unsur olarak tanımladığı kişiler
  • Paramiliter yazına ilgili kişiler
  • Silahla ilgili ve genellikle silah taşıma talimi yapan kişiler
  • Satranç, matematik ve müziğe ilgili kişiler

Aslında algı yönetimi için potansiyel olan kişilerin profilini genelleme olarak çıkartmak çok olası ve doğru değildir. Çünkü algı yönetimi spesifik bir hedefe yönelmiştir ve hedefin, görevin doğasına uygun kişiler kullanılmalıdır. Bu tür özel görev ve hedeflerin haricinde algı yönetimi her kişi ve kesime yöneltilebilir. Örneğin bir sivil toplum kuruluşu üzerinde algı yönetimi çalışması yapılarak genel eğilim, felsefe ve hedef manipüle edilebilir. Bazen de özel bir görev için tek bir kişi üzerinde algı yönetimi uygulamak gerekebilir. Bu kişi ise görevin, hedefin cinsine göre tayin edilir.

Kitle içindeki insan birey olarak insandan çok daha fazla algı yönetimine açıktır. Çünkü bu iki insan profilinin geliştirmiş olduğu paradigmalar birbirlerinden çok farklıdır. Hatta aynı kişinin kitle içindeki paradigması ile kitle dışındaki birey olarak paradigması bile büyük farklılıklar gösterir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için birey olarak insan ve kitle içindeki insanı kısaca incelemek gerekir.

Birey olarak insan ve kitle içindeki insan paradigmasının farklarını anlatırken öncelikle kitleden ne anlamamız gerektiğinden bahsetmeliyiz. Lafzen baktığımız zaman topluluk, kalabalık, örgüt vb. kavramlarla ilişiktir. Ancak sadece bu yönüyle bakmamak gerekir. Yani kitleyi oluşturan insanların illaki aynı mekânı paylaşmaları, birbirleriyle fiziksel temas içinde olmaları gerekmez. Örneğin fiziksel olarak hiçbir topluluğun içinde bulunmayan ancak “aynı gazeteyi okuyan insanlar” da pek tabii ki kitle olarak değerlendirilebilir.

Birey olarak insan ve kitle içindeki insan konusunda birçok görüş öne sürülmüştür. Bunlardan en kabul görmüş olanlarının ortak çıkarımı bireyin kalabalığın eğilimlerinden etkilenmeye açık ve kaba tabirle sürü psikolojisi ile hareket etme eğilimi içinde olduğudur. Kitleyi oluşturan bireyler ne türden olursa olsun yaşayışları, işleri, karakterleri, zekâları birbirine ne kadar benzerse benzesin ya da birbirinden ne kadar ayrılırsa ayrılsın kitleleşme sonucu yalnızca ama yalnızca bu nedenden dolayı kolektif bir ruh kazanır. Dolayısıyla her biri tek başınayken düşüneceği, hissedeceği ve davranacağından farklı düşünür, hisseder ve hareket eder. Yani kolektif ruh tarafından yönetilmeye başlanır. Kimi uzmanlar tarafından bu kolektif ruh “bilinçdışı” olarak adlandırılmıştır.

Kitle içindeki insan sayı çokluğu gibi çeşitli nedenlerden dolayı kendisini birey halinden çok daha cesur ve yenilmez hissedebilir. Bu yüzden birey olarak zaman zaman frenlediği duygularını kitle içindeyken açığa vurmaktan çekinmeyebilir. Ayrıca kitle içindeki duygular engellenemez bir yayılmacılığa sahiptir. Kitle içindeki bu duygu o kadar yayılmacı ve güçlüdür ki kişi yeri geldiğinde kitlenin çıkarı için kendi çıkarını kolayca feda edebilir. Bu durum esas itibariyle insanın doğasına terstir ve ancak bir kitleye dâhil bulundukça meydana gelen bir fenomendir.

Yaygın görüşe göre kitle içindeki insan birey halindeki bilincinde uzaklaştığı için hipnoz durumundakine benzer bir psikolojiye sahiptir ve bu nedenle telkine çok açıktır. Kolektif ruh içinde yayılan bir telkinin etkisiyle birey, büyük bir coşkunlukla bazı eylemlere yönelebilir. Telkin edilmeye açıklık durumu kitlenin hiyerarşik olarak farklı konumlarda olan tüm bireyleri için geçerlidir çünkü tüm kişiler “bilinçdışının” etkisindedir.

Freud’a göre kitlenin bu özgün doğasının altında yatan neden kitlenin bütün üyelerinin kitle liderini “kendi ben ideali” yerine koymasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca üyeler sadece liderlerine değil kitle içinde diğer mensuplara da bu paradigmayla yaklaştıkları için birbirlerine de bağlanmaktadırlar.

Bireylerin kitle içindeyken sahip oldukları düşünceleriyle, davranışlarıyla ve dışarıdaki insanların kendisini nasıl gördükleriyle alakalı kaygı düzeyleri düşer ve bu durum beraberinde iki sonucu getirir. Birincisi suçluluk, utanç, korku ve toplumsal normlara dayanan kendini kontrol etme mekanizması zayıflar. İkinci olarak normal zamanlarda ketlenmiş davranışların üzerindeki ketlenme gevşetilerek saldırganlık, öfkelenme vb. gibi davranış biçimleri göstermek için atlanması gereken eşik düşer. Ancak kitle içindeki insan birey olarak sahip olduğu kişiliğini kaybetmez. Sadece sahip olduğu sosyal kimlik kişisel kimliğine oranla başat hale gelir.

Sıkılmadan buraya kadar okuduysanız size bir iyi bir de kötü haberim var. Kötü olan; okumuş olduğunuz bu yazı ile profesyonel bir algı yönetimine maruz kalmış olabilirsiniz. Aksini kimse ispatlayamaz. İyi olansa şu; zamanında istihbarat ile yakından ilgilenen, ancak iznini almadığımdan dolayı ismini veremeyeceğim bir milletvekili ile sohbetimde edinmiş olduğum insanın içini rahatlatan bir bilgi vereceğim.

Üniversite yıllarımda bir program için Ankara’ya gitmiştim ve bu milletvekilinden “algı yönetimi” dersi alma imkânım olmuştu. Anlattıkları bana çok korkutucu gelmişti. Belki de farkında olmadan gün içinde onlarca algı yönetimi operasyonuna maruz kalıyorduk. Psikolojimiz üzerinde meydana gelen tahribatları ancak belli bir noktadan ileriye dönük olarak silebiliyoruz. Bunu unutmak, üstüne sünger çekmek gibi sözlerle ifade ediyoruz. Ama bilinçaltımız yakamızı maalesef bırakmıyor.  İnsan psikolojisi bu şekilde çalışmasına rağmen algı yönetimi operasyonunda bir fark vardır. Sayın vekile algı yönetiminin etkilerinden nasıl kurtulabiliriz diye sorduğumda verdiği cevap şuydu; “Algı yönetimi istihbaratta her ne kadar çok etkili bir yöntem olsa da bu operasyonun zayıf bir yanı vardır. Kişi bilinç düzeyini arttırmayı başarır ve algı yönetiminin farkına varabilirse algı yönetimi operasyonunun etkilerini geçmişe dönük olarak silebilir. Buradaki “geçmişe dönük olarak” ifadesi işin can alıcı kısmı… Bununsa ilk şartı kitle içindeki insan psikolojisinden sıyrılmak ve zihnimizle bir “birey” olarak baş başa kalabilmektir. Keşke bu iş teorik boyutu kadar kolay olsaydı…

Kule: Uçağı hemen terk et! Atla!

Özer: Yapamam… Uçağı kurtarmayı deneyeceğim. Bunu yapabilirim. BU UÇAKTA   YETİM HAKKI VAR!

“13 Mart 2012 günü Konya’da arıza yapan uçağı “Bu uçakta yetim hakkı var” diye terk etmeyerek kurtarmaya çalışan ancak başarılı olamayarak şehit olan Pilot Yüzbaşı Ümit ÖZER’in aziz hatırasına… Ruhu şad olsun… Saygılarımla…”


[1]Ümit  ÖZDAĞ, Algı Yönetimi, Kripto Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2014, sf.14

TSK’nın Yurt Dışı Operasyonları

Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişten bugüne Türk halkının güvenini, sevgisini kazanmış ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin omurgasını oluşturan en saygın kurumlardan birisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyada gücünü ve kudretini temsil etmesinden de öte yurt dışında yaptığı operasyonlarla da bunu dost düşman herkese göstermektedir.

İsterseniz gelin bu operasyonların tarihini kısaca gözden geçirelim:

İlk sınır ötesi operasyon 25 Mayıs 1983‘te yapıldı. Bu operasyonla 5000 civarında askerle yapılırken Irak’ta bulunan dönemin Baas rejimiyle yapılan iş birliği çerçevesinde yapıldı. Sınırın 5 km ötesinde PKK terör örgütüne ait kamplar hedef alındı.

15 Ağustos 1986 ve 4 Mart 1987 tarihlerinde ise Kuzey Irak’a yapılan hava harekatında PKK terör örgütüne ait kamplar,depolar ve sığınaklar bombalandı.

25 Ekim 1991: Hakkari-Çukurca yapılan hain saldırı sonrası 17 askerimiz şehit olurken saldırının hemen arkasından sınır ötesine operasyon yapıldı.

30 Ağustos 1992: İran’dan sızarak Alan Karakolu’na saldıran PKK teröristleri 43 kayıp vererek kaçmaya başladılar. Takip edilerek yapılan operasyonda geri kalan saldırganlar da etkisiz hale getirildi.

2 Eylül 1992: Irak’ta bulunan PKK kamplarına karşı kara ve hava harekatı yapılırken, 7 Ekim’de ise Türk Savaş Uçakları Kuzey Irak’ta bulunan Hakurk ve Durji kamplarına hava harekatı düzenledi.

27 Ekim 1992: Yapılan operasyonda 100 örgüt üyesi etkisiz hale getirildi hemen iki gün sonra, 29 Ekim’de 90 PKK’lı daha icra edilen operasyonlar sonucunda etkisiz hale getirildi. Irak ve Türkiye arasında stratejik öneme sahip olan Sinhat Boğazı 31 Ekim‘de ise örgüt tarafından son derece önemli olan Haftanin kampı TSK tarafından ele geçirildi.

10 Ekim 1993: Tarihinde yapılan operasyonda 41 PKK’lı etkisiz hale getirildi. Yine 30 Kasım’da Diyarbakır’dan havalanan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait 16 savaş uçağı Kuzey Irak’ta 10 km. içerisinde bulunan 9 PKK kampınını bombalamıştır. Operasyon sonunda 40’ın üzerinde örgüt üyesinine etkisiz hale getirildiği duyurulmuştur.

3 Aralık’ta Irak sınırındaki Üzümlü Karakolu’na saldırı hazırlığında olan teröristler tuzağa düşürüldü ve akabinde yapılan sınır ötesi operasyonlarla 100’ün üzerinde PKK üyesi etkisiz hale getirildi.

18 Aralık’ta Irak’tan sızmaya çalışan 200 kişilik PKK konvoyu Türk savaş uçakları tarafından bombalanıp çok fazla kayıp vererek ağır bir darbe aldı.

20 Aralık’ta ise dağ komandolarının yaptığı hedef odaklı operasyonda 27 PKK’lı öldürüldü.

1994 yılı 28 Ocak’ta: PKK terör örgütünün Zeli kampı bombalanıp 100’e yakın terörist imha edildi. 18 Mayıs’ta tekrar Zeli kampı bombalanıp yüzlerce teröristin imha edildiği duyurulurken 26 Temmuz’da ise Mezi kampına yapılan operasyonda 70 PKK’lı öldürüldü. 3 Ağustos’ta ise yapılan hava harekatı sonrası 120’den fazla PKK’lının öldürüldüğü bildirildi.

Çelik Harekatı (21 Mart 1995-30 Aralık 1996)

2 Mart 1995 tarihinde Kuzey Irak’ta başlatılan geniş kapsamlı operasyonda 35.000 personel yer aldı. 3000 kadar PKK’lının kıskaca alındığı operasyonda ilk günde 200 PKK’lı öldürülürken 8 Mehmetçik şehit oldu. Harekatın üçüncü gününde Haftanin Kampı’nın kuşatılmasıyla 89 terörist daha öldürüldü.

Harekat sonrası PKK’ya ait mağaralarda 4.5 ton uyuşturucu ele geçirilirken ilk 43 günde 2 trilyon 800 milyar liraya mal olan harekat sonucunda 555 PKK’lının öldürüldüğü bildirildi. 20.000 asker genelkurmay tarafından geri çekilirken askerler 30 Nisan’da dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından törenle karşılandı.

Kuzey Irak’ta Kanimasi, Mergasor ve Barzan bölgesinde kontrolü ele geçiren Türk askeri 127 teröristi imha ettiğini duyurdu. 14 Haziran 1996’da Irak’ın kuzeyinde sürdürülen ve “Tokat Operasyonu” olarak adlandırılan operasyonda 90 PKK’lı terörist etkisiz hale getirildi, altı askerimiz şehit oldu.

21 Temmuz 1996: Türk Hava Kuvvetleri, PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki en büyük kamplarından Bote’yi vurdu. 25 Temmuz’da Irak’ın kuzeyindeki Sinat, Avagöze, Birkiavdal, Elagiş ve Haftanin bölgelerindeki PKK kampları bombalandı. 8 Ekim’de Kuzey Irak sınırında yapılan operasyonlarda, 118 PKK’lı öldürüldü, 11 güvenlik görevlisi şehit düştü.

30 Aralık’ta ise Irak’ın kuzeyindeki Sinath bölgesine operasyon başlatıldı.1 Ocak 1997‘de operasyon sona ererken Sinath bölgesinde ölü ele geçirilen PKK’lı sayısı 72’ye yükselmişti.

Çekiç Harekatı (14 Mayıs-20 Eylül 1997)

Irak Kürdistan Demokrat Partisi’nin davet ve isteği üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’a girdi. Çekiç Harekatı’nın ilk gününde Sarıkavaklar’da 30 PKK’lı ele geçirilirken, sınır ötesi operasyonda etkisiz hale getirilen PKK’lı sayısı 1817’ye ulaştı. Ohal Bölge Valisi Aydın Arslan, son 95 ayda ki yapılan operasyonlarda 4546 PKK’lının öldürüldüğünü açıkladı.

Şafak Harekatı (25 Eylül 1997-16 Şubat 1999)

25 Eylül 1997’de TSK’nın Kuzey Irak’ta başlattığı harekatta 13 Ekim’e kadar öldürülen PKK’lı sayısı 816’ya ulaştı. Aynı harekatta üç subay, 24 erbaş ve er, dört geçici köy Korucusu olmak üzere 31 güvenlik görevlisi şehit oldu.5 Aralık 1997’de Irak’ın kuzeyinde bazı kamplara yerleşerek kış mevsimini geçirmeye hazırlanan PKK üyelerine karşı ‘Süpürme Harekatı’ başlatıldı.

1998 yılında 13 Nisan’da PKK’nın iki numarası Şemdin Sakık ile kardeşi Arif Sakık, Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın düzenlediği “Yarasa Operasyonu” ile yakalanıp, Türkiye’ye getirildi.

20 Mayıs 1999’da Sakık ile kardeşi, idam cezasına çarptırıldı.

29 Nisan 1998 tarihinde TSK, 39 bin 500 personelle operasyon başlattı. üç günde 77 PKK’lı öldürüldü.

Ve 16 Şubat 1999 tarihinde PKK lideri Abdullah Öcalan, Kenya’nın başkenti Nairobi’den, güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonla yakalanarak, Türkiye’ye getirildi.

Güneş Harekatı (21-29 Şubat 2008)

Türk Silahlı Kuvvetleri 21 Şubat 2008’de Kuzey Irak’a yönelik başlattığı hava yolu destekli sınır ötesi kara harekatı başlattı. Harekat 29 Şubat 2008 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’ ne bağlı birliklerinin Türkiye sınırları içine dönmesiyle son bulmuş, harekatın sonlandığı Genelkurmay Başkanlığı tarafından da doğrulanmıştır.

8 Ekim 2007’de Şırnak’ın Gabar Dağı mevkiinde gerçekleşen PKK/KONGRA-GEL saldırısında hayatını kaybeden Şanlıurfalı Piyade Onbaşı Kasım Aksoy’un 3 yaşındaki kızı Güneş’in adının verildiği harekat o güne dek yapılan hava operasyonlarının devamı niteliğindeydi.

2011 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Diyarbakır, Siirt, Şırnak ve Hakkari’de başlayan Silvan saldırısıyla devam eden, PKK’nın güvenlik güçlerine karşı saldırılarının artması ve 17 Ağustos tarihinde düzenlenen Çukurca saldırısı üzerine saldırıyla aynı gün Türk savaş uçakları başta Kandil ve Kato Dağı çevresindeki PKK kamplarına yönelik sınır ötesi operasyonlar başlatıldı.

Şah Fırat (Süleyman Şah) Operasyonu (22 Şubat 2015)

Türkiye tarihinin sınır ötesi harekatlarından Şah Fırat Operasyonu, 22 Şubat 2015’te Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Süleyman Şah Türbesinde bulunan 38 personel Türkiye’ye getirildi. Türbe içerisinde bulunan Süleyman Şah ve iki muhafızının naaşı ile diğer eşyaların Suriye’nin Eşme köyüne taşınmasıyla sonuçlanan operasyon olarak tarihe geçti.

Operasyonda 572 asker ve 20. Zırhlı Tugay’a bağlı M-60 A3 tipi 50 adet tank ile birlikte sınırda devriye görevi yapan F-16 uçakları görev aldı. Türbede bulunan Süleyman Şah’ın naaşı ve diğer manevi değeri bulunan eşyalar alındıktan sonra Süleyman Şah Türbesi ve yakındaki karakol patlayıcılarla havaya uçuruldu. Türbe imha edildikten sonra bölgedeki Türk askerleri, Şanlıurfa üzerinden Türkiye’ye girdi. Operasyonda bir asker iş kazası sonucunda hayatını kaybetti.

Kuzey Irak Operasyonları (18-19 Mart 2016)

Kuzey Irak’ta bulunan Sinat, Haftanin ve Gara bölgelerine 20 adet savaş uçağıyla, 19 Mart sabahı 06:50-07:40 saatleri arasında gerçekleştirildi. Hakurk bölgesinde PKK’ya ait tespit edilen hedeflere 10 adet savaş uçağıyla operasyon düzenlendi. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada operasyonların düzenlendiği hedeflerin arasında yine PKK’ya ait sığınaklar, koruganlar ve mühimmat depoları bulunmaktadır.

Fırat Kalkanı Harekatı (24 Ağustos 2016-29 Mart 2017)

Türk Silahlı Kuvvetleri ve beraberinde TSK tarafından eğitilmiş Özgür Suriye Ordusu grupları tarafından yapılmış ve başarı ile sona eren operasyon. Operasyonun amacı : Türkiye’nin kendi varlığına tehdit olarak gördüğü ve terör örgütü olarak tanımladığı grupları bölgeden uzaklaştırmak, sınır hattının ve bölgedeki halkın güvenliği sağlamak ve kontrol altına almak ve göç sorununu yok etmekti. 5 bin km² alanlık bu bölgenin DEAŞ, YPG ve Suriye Silahlı Kuvvetleri güçlerinden, sivillerin güvenliği adına tamamen temizlenmesi için “Güvenli Bölge” oluşturmak olduğu bildirildi.

Fırat Kalkanı Operasyonunun bir diğer amacının ise PYD’nin bölgede kantonları birleştirerek otonom bir yapı kurma hedefini bitirmek olarak açıklanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonda IŞİD ve YPG mevzilerinin yoğun ateş ile hava ve kara unsurlarınca vurulduğunu duyurmuştur. 29 Mart 2017 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde toplanan MGK toplantısı sonucu harekatın başarıyla tamamlandığı ilan edildi.

(Fırat Kalkanı Harekatı’nın ilk gününden son gününe haritalar)

Zeytin Dalı Harekatı (20 Ocak 2018 – … )

Türk Silahlı Kuvvetleri’nden yapılan açıklama:

“Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere ‘Zeytin Dalı Harekatı’ başlatılmıştır.”

“Harekat, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BM Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye yönelik kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan ‘meşru müdafaa hakkı’ çerçevesinde, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edilmektedir.”

https://stratejikortak.com/2018/07/zeytin-dali-harekati-harita.html

Harekatın 23. gününde 1266 terörist etkisiz hale getirilmiş, 19 hedef imha edilmiş ve 30 evladımız ise şehit olmuştur. 47 nokta (Bülbül beldesi merkezi, beldeye bağlı Şengal, Zehran, Bali Köy, Kurni, Hay Oğlu, Heftar, Ursa, Bak Ubasi, Ali Kar ve Şeyh Huruz köyleri, Huruz Dağı, Darmık Dağı, Kurni Dağı, Havuz Tepesi ile Kürdo, Şeyh Huruz köyüne bağlı iki köy altı yerleşim, Racu beldesinde Ayn Batman Dağı, Edamanli, Ali Bekki, Bilal Köy, Ömer Uşağı, Mamel Uşağı, Süleyman Halil, Sati Şaği, Alkana ve Kırmızı köyleri, 915. Tepe, 740. Tepe ile 1027. Tepe, Şeyh Hadid beldesinde Cukali Favkani ve Orta Çakallı köyleri ile Şeyh Hadid Tepesi, Kara Mitlak köyü ve Hac Bilal köyü, Cinderes beldesinde Deyr Ballut, Hammam, Nisriyye, Dükkan, Eşkan köyleri ile Mersides ve Nisriyye Tepesi’ni, Şeran beldesinde Burseya Dağı, Kastel Cündo ve Dikmetaş köyleri ile Sirgaya Tepesi) teröristlerden temizlenmiştir.

Saygıyla ve minnetle anıyoruz…

Kaynakça

–http://www.tsk.tr
–http://www.haberturk.com/zeytin-dali-harekati-nda-23-gun
–https://www.cnnturk.com/turkiye/turkiye-tarihinin-sinir-otesi-harekatlari
–http://www.aljazeera.com.tr
–https://www.yenisafak.com/bilgi/turkiyenin-sinir-otesi-1950den-bugune-harekatlar-tarihi

Hindistan ve Çin Arasında Olumlu Başlangıç

0

Hindistan ve Çin İçin Olumlu Başlangıç

Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) üyesi olan devletlerin liderlerinin katıldığı iki günlük zirve Çin’in Qindgao şehrinde gerçekleşti. Görüşmelerde önemli bir gelişme yaşanıyordu.Hindistan ve Çin arasında iş birliği vurgusu dikkat çekti.

Çin Devlet Başkaı Şi Çinping açıklamasında “Hem iki ülke hemde uluslararası toplum bu toplantı hakkında olumlu konuştu. Çin,Hindistan ilişkilerinin gelişimini destekleyen bir atmosfer şekillenmekte.. Çin, Hindistan ile birlikte, toplantıyı devamlı bir şekilde siyasi anlamda karşılıklı güveni geliştirmek, işbirliğini ilerletmek, yeni bir başlangıç noktası olarak ele almak ve böylece Çin-Hindistan ilişkilerini ileriye dönük kalkınma için daha iyi bir hale getirmeyi destekliyor” şeklinde bir ifadede bulundu.

Bu görüşmede en önemli olarak kabul edilen ekonomi kısmına da vurgu yapıldı. Çinping açıklamasına şöyle devam etti “Her iki taraf, uygulamayı hızlandırmaya, stratejik iletişimi sürdürmeye, ekonomik ve ticari işbirliğini genişletmeye, insanları ve kültürel değişimleri teşvik etmeye ve uluslararası ile bölgesel ilişkilerde koordinasyon ve işbirliğini geliştirmeye yönelik çaba göstermelidir.”

Ayrıca ikili arasındaki görüşmelerde Afganistan’a da vurgu yapıldı. Taraflar, Afganistan üzerinde ekonomik anlamda ortak çalışma hususunda anlaşmaya vardı. Çin’in bu adımı, Pakistan’ın, Hindistan ile alakalı olarak, Afganistan özelinde bir tehdit hissetmesine sebep oldu diyebiliriz. Çin de bu durumda Pakistan’a yönelik, Hindistan’ın Afganistan’da herhangi bir terör tehdidi yaratma dışında pozitif etkisini onayladığını göstermiş oldu.

Bu işin esasında ön yüzü diyebiliriz. Çin’in Afganistan üzerinde odaklanma zorunluluğu hissetmesinin başlıca sebebi terör tehdidi olarak görülebilir. Çin’in Afganistan’ın Uygur Türklerinin güvenli bir sığınağı haline gelmesini istemediğini rahatça söyleyebiliriz. Günümüzde IŞİD,Taliban gibi yapıların adeta yuvası haline gelmiş Afganistan bu bağlamda Çin için büyük bir önem taşımaktadır. 

İlaveten birçok ekonomi projesinin önemli geçitlerinden olan bölgede oluşabilecek herhangi bir sorun, Çin için de bir sorun olmayı sürdürecektir. Hindistan ise bilindiği üzere en büyük düşmanı olan Pakistan’ın kendilerine karşı terör tehdidi yarattığı konusunda ciddi şüphelere sahiptir. Çin, bu tip ekonomik anlaşmaların, Afganistan sahasında düşmanı ile direkt olarak yüz yüze getirtmeyeceğini tahmin ediyor olabilir.

3 Dönem: Güncel Gelişmeler Işığında Türkiye’nin Suriye Politikası

Bu çalışmanın amacı Ortadoğu’da yaşanan güncel gelişmeler ışığında Türkiye’nin Suriye politikasındaki gelişme ve değişikliklere değinerek, özellikle Arap Baharı sonrasında Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ilişkinin nasıl şekillendiğine ilişkin bir değerlendirmede bulunmaktır. Öncelikle tarihsel süreç içerisinde Türkiye-Suriye arasındaki temel ilişkiden genel olarak bahsedilmiş, daha sonra Arap Baharı ile birlikte Türkiye’nin Suriye politikası 3 dönem içinde incelenmiştir.  Bu bağlamda giderek artan Suriyeli mültecilere, muhaliflere verilen desteğe ve Türkiye’nin Rusya ve ABD ile değişen ilişkisine değinilmiştir.

Tarihsel süreç içerisinde Türkiye’nin Suriye politikasının su sorunu, Hatay meselesi, Hafız Esad’ın PKK’ya verdiği destek ve Öcalan Krizi bağlamında gergin bir süreçten geçtiği görülmektedir. Öcalan Krizi’nin Adana Protokolü’nün imzalanmasıyla birlikte çözüme kavuşması Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilerin gelişimi için kırılma noktası olmuştur. Türkiye’nin Suriye ve daha geniş çerçevede Ortadoğu politikasındaki asıl değişken paradigma ise 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle yaşanmıştır. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından geliştirilen “komşularla sıfır sorun” prensibi kapsamında Ortadoğu’da çok daha aktif bir bölgesel politika benimsenmiştir. Bu bağlamda Suriye ile olan ilişkilerin gelişimi de olumlu bir ivme kazanmıştır.

Arap Baharının Suriye’ye yansımasıyla birlikte başlayan rejim karşıtı gösteriler Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeniden gergin bir döneme girildiğinin sinyallerini vermiştir. Türkiye, Suriye’deki olaylarla ilgili başta çok net bir tavır takınmasa da daha sonra demokrasi ve özgürlükten yana olduğunu belirterek Beşar Esad’a halkın taleplerini karşılayacak şekilde reformlar yapması tavsiyesinde bulunmuştur. Esad ise Suriye’de, Tunus’ta başlayan halk isyanlarının Zeynel Bin Abidin’in görevden ayrılıp ülkeden kaçmasıyla sonlanması, Mısır’da Hüsnü Mübarek’in istifa etmesi, Libya’da Muammer Kaddafi’nin görevi bırakmak zorunda kalıp halkı tarafından öldürülmesi ile Bahreyn ve Yemen örneklerinde görüldüğü gibi köklü bir değişiklik yaşanmasına izin vermemiştir. Kırk yıldan fazladır Esad Ailesi tarafından yönetilen Suriye, Arap Baharını tersine çeviren rüzgâr konumundadır. Suriye’deki ayaklanmalar kısa süre içinde bir iç savaşa dönmüştür.

2011 sonrası Türkiye’nin Suriye politikası temelde 3 dönem içinde incelenebilir:

İlk dönem, olayların başladığı Mart 2011’den Eylül 2011’e kadar geçen zamanda Şam’ı reform yapmaya ikna etme ve Suriye’yi içten dönüştürerek soruna çözüm bulma çabaları etrafında şekillenmiştir. Bu çabanın altında Yeni-Osmanlıcılık ilkesine dayanan Türkiye’nin bölgesel güç olma isteği yatmaktadır.  Bu sebepten Türkiye olayların ortaya çıkmasıyla birlikte ilk olarak bölgesel ilişkilerden yana tavır takınmıştır. (COSKUN, 2015) Bu dönem Esad karşıtı değil aksine destekleyici bir politika benimsenmiş ve gereken reformların gerçekleştirilebilmesi için her türlü ekonomik ve siyasal desteğin verileceği taahhüt edilmiştir. Fakat Beşar Esad’ın somut bir adım atmaması sebebiyle reform talepleri askıda kalmıştır. (ÖZKAN, 2014) Bu dönem, Başta Fransa ve ABD olmak üzere birçok ülkeden kınama ve yaptırım açıklamaları gelirken Türkiye’nin Beşar Esad’ı destekleyici bir politika sergilemesi Türkiye’nin mevcut rejimden yana olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. (ÇAĞLAR, 2014)

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Beşar Esad ile görüştü.

İkinci dönem, Türkiye-Suriye ilişkilerindeki anlaşmazlıklar nedeniyle farklılaşmıştır. Bu fikri ayrışmazlık Türkiye’nin reform sürecine ağırlık verirken Esad’ın terör ve güvenlik sorunlarına yoğunlaşması temeline dayanmaktadır. (ÇAĞLAR, 2014) Ayrışmazlıklar sonrası Türkiye’nin Suriye politikası Esad yönetiminin devrilmesi ve bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleneceği üzerine kurulmuştur. Arap Baharının diğer ülkelerde görülen yansıması Esad’ın kısa sürede gideceği yönünde olmuştur fakat Türkiye “Esad’sız bir Suriye” politikasında yalnız kalmıştır. Zira ABD, Fransa ve Rusya gibi önemli rol sahibi ülkelerin seçim çalışmaları Suriye’ye gösterilen uluslararası ilgiyi azaltmıştır. Ankara’nın Suriye ile ilgili öngörülerinin gerçekleşmeme nedenleri rejimin direncini, muhaliflerin yapısını ve bölgesel aktörlerin etkinliğini doğru okuyamaması olarak sıralanabilir. (ERTUĞRUL, 2012) Türkiye 2011 yazından itibaren muhalifleri desteklemeye başlamıştır.

Üçüncü dönem ise 2012 yılından itibaren gerçeklerle yüzleşip, soruna odaklanma döneminin başlamasına işaret etmektedir. Türkiye bu dönem Esad karşıtı sert söylemlerini yumuşatmış fakat bölgede de daha aktif bir rol edinmiştir. Sadece desteklenen gruplar üzerinden değil kendi ordusu ile de savaşın bir parçası olmuş durumdadır. (ÖZKAN, 2014) 2011 yılının sonu itibariyle Türk kamuoyu Türkiye’nin Ortadoğu politikalarında “yeniden güvenlikleştirmenin” gerekliliğine ikna edilmeye çalışılmıştır. (COSKUN, 2015) Bu dönemin diğer bir özelliği ise artık Suriye’yi kimin yöneteceğine değil Suriye’nin nasıl yönetileceğine odaklanılmış olmasıdır. Haziran 2012’de ilk uluslararası zirve olarak Cenevre görüşmeleri başlamıştır. Toplamda 8 Cenevre, 7 Astana, 3 Soçi ve son olarak Tahran’daki görüşme ve uluslararası zirveler ile Suriye’de şiddetin durdurulması üzerine çalışmalar devam etmektedir.

Özgür Suriye Ordusu’nun Desteklenmesi

Türkiye muhalifleri desteklemeye başladıktan sonra, rejim güçlerine karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) mensuplarının Türkiye’de yapılanmasına izin vermiştir. ÖSO ana üssünü Suriye sınırındaki Hatay olarak duyurmuştur. ÖSO mensuplarının sınırdan Suriye’ye geçişine izin verilmiştir. Bunun üzerine Esad Türkiye’yi “teröristlere” para ve silah yardımı yapmakla itham etmiştir. Türkiye’deki ana muhalefet partisi CHP ve Rusya da Türk hükümetini El Kaidenin eski Suriye kolu El Nusra ve IŞID’e yardım etmekle suçlamıştır. (ÖZBEK, 2018)

ABD İş Birliğinden Vazgeçip Rusya ile Yakınlaşma

Ankara ile ABD’nin ortak projesi olan eğit-donat programı kapsamında ÖSO mensupları Türkiye’de eğitim almış ve silahlandırılmıştır. ÖSO mensupları 2015 yılında Suriye’de savaşmaya başlamıştır. Ancak başarıya ulaşamayan program kısa süre içinde ABD tarafından sonlandırılmıştır. ABD daha sonra IŞID ile mücadelede partner olarak ÖSO yerine YPG’ye yönelmiştir. Bu gelişme Türkiye-ABD-YPG üçgeninde kırılma noktalarından biri olmuştur. Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen en önemli faktörlerden biri Rusya olmuştur. Rusya Eylül 2015’de Esad rejimine destek olmak için askeri operasyonlar başlatmıştır ve operasyonlarına halen devam etmektedir. Böylece bölgede nüfuzunu arttırmış ve daha fazla söz sahibi olmaya başlamıştır. Türkiye de özellikle ABD’nin YPG’yi desteklemeye başlamasından sonra ABD’den uzaklaşıp Rusya ile yakınlaşmıştır. (ÖZBEK, 2018)

 

Giderek Artan Suriyeli Göçmenler

Krizin ilk aylarından sonra 2012 itibariyle göçmen akımı hızla başlamıştır. Türkiye, Suriyeli göçmenlere kapılarını en fazla açan ülke olmuştur. 2012 yılından bu yana ülkemizdeki Suriyeli göçmen sayısı 3,5 milyonu geçmiş durumdadır. (GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ , 2018)

Yıllara göre Türkiye’deki Suriyelilerin sayısı (Göç İdaresi)

Suriye Zirveleri

İlk uluslararası zirve Haziran 2012’de İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılmıştır. Cenevre görüşmeleri genel itibari ile başarısız kalmıştır. İlk iki Cenevre görüşmesinde Batı Dünyası ve Doğu dünyası arasındaki Esad konusundaki fikir ayrışmazlıkları görüşmelerin sonuçsuz kalmasına sebep olmuştur. Cenevre-3 görüşmelerinde Türkiye-Rusya-İran ateşkesi imzalanmıştır. Bu ateşkes de sonuç vermeyince barış görüşmelerine yeniden başlanması kararlaştırılmıştır. 1.Astana görüşmeleri sonucunda yayınlanan bildiriye göre Suriye sorununun askeri yöntemlerle çözülemeyeceği anlaşılmış ve siyasi sürece geçiş için Türkiye, Rusya ve İran garantörlüğünde üçlü bir denetleme mekanizması oluşturulmasına karar verilmiştir. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının üzerinde durulmuştur. Devam eden Cenevre görüşmelerinde “terörle mücadele” üzerinde durulmuş ve daha önceki müzakere konularının hayata geçirilmesine karar verilmiştir. 4.Astana görüşmeleriyle bir ilk olarak “çatışmasızlık bölgelerine” yoğunlaşılmıştır. Muhalifler İran’ın çatışmasızlık anlaşmasında garantör ülke olmasından rahatsız oldukları için tepki göstermişlerdir. Bu görüşmeden sonra muhalifler söz haklarını Türkiye’ye devretmişlerdir. 5.Astana görüşmesi ile çatışmasızlık bölgeleri içine garantör ülke olarak Ürdün ve ABD de katılmıştır. Bu iki ülke olmaksızın çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulamayacağı kanısına varılmıştır. Türkiye, Rusya ve İran’ın katıldığı 1. Soçi Zirvesi tüm dünyada büyük ilgi görmüştür. Bu üçlü görüşme uluslararası basında ABD ve diğer Avrupalı devletlerin devre dışı kalması olarak yorumlanmıştır. Erdoğan bu görüşmede terörist grupların süreçten dışlanmasını Türkiye’nin önceliği olarak duyurmuştur. (SUİÇMEZ, 2018)  7 Eylül 2018’de gerçekleşen Tahran zirvesinde Erdoğan karşılıklı ateşkes çağrısında bulunmuştur. Buna ek olarak Türkiye’nin mülteci kapasitesinin dolduğunu belirtmiştir. (Hürriyet Gazetesi Dış Haberler, 2018)

SONUÇ

Arap Baharı yalnızca Ortadoğu coğrafyası için değil küresel anlamda büyük öneme sahiptir. Türkiye, jeostratejik konumu ve tarihsel bağları itibariyle Arap Baharından etkilenen ve bu etkiyle birlikte tepki veren bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye ile ilişkilerinin gelişimi yeni-Osmanlıcılık ilkesinin izleriyle şekillenmiştir. Türkiye bu dönemde “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesinden vazgeçmediğini göstermek istemiş ve pasif olarak nitelendirilebilecek dış politikasını aktif hale getirmeyi amaçlamıştır. Türkiye rejim farklılığı yaşadığı ülkeler ile ilişkisini toplumsal uzlaşıya dayanan kültürel, tarihsel ve dini ilişkiler üzerinden yoğunlaştırmaya çalışmıştır. Bu bağlamda Türkiye Ortadoğu bölgesi içinde “bölgesel güç” rolüne soyunmuştur. Bu dönem orduyu revize ederek yumuşak güç yollarını uygulayan Türkiye, Arap Baharı sonrasında bu tutumunu biraz değiştirerek sert güç denemelerini Suriye üzerinden göstermeye çalışmıştır. Suriye halkı Amerika, Rusya gibi bölgeye ilgi duyan büyük güçlerden göremediği desteği Türkiye’de bulmuştur. Türkiye muhaliflere verdiği destekle arabuluculuk ve uzlaşıyı sağlayabilecek tek ülke olarak görülürken Esad rejiminin kararlığı Arap Baharının diğer ülkelerde görülen ezberini bozmuştur. Türkiye’nin Suriye politikası yalnızca Suriye’de yaşanan gelişmeler ile değil ilaveten bölgesel ve bölge dışı aktörlerin etkisiyle de şekillenmektedir. Bu sebepten, Türkiye Suriye politikasını şekillendirirken bölge ülkelerinden İran ve bölge dışı aktörlerden Rusya ve Amerika ile olan ilişkilerine de dikkat etmek durumundadır. Türkiye, Suriye görüşmelerinde Suriye halkının talepleri ve Suriye’nin geleceği konusunda arabuluculuk rolüne üstlenirken halihazırda bölgesel ve bölge dışı tüm aktörlerden farklı olarak rejim karşıtı politikası ile riskli bir sorumluluk altında bulunmaktadır.

Misafir Yazar: Şule GÜZEL

Kaynakça

COSKUN, B. B. (2015). Retrospective Review of Turkey’s Middle East Policy. Turkey Institute, s. 9-21.

ÇAĞLAR, M. T. (2014). 2011 Sonrası Türkiye-Suriye İlişkileri ve Türkiye-Suriye Krizi . Türkiye’de Dış Politika Krizlerinde Karar Verme ve Kriz Yönetimi Süreç Analizi . TÜBİTAK.

ERTUĞRUL, D. (2012, HAZİRAN). TÜRKİYE DIŞ POLİTİKASI İÇİN BİR TEST: SURİYE KRİZİ. TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI. TESEV DIŞ POLİTİKA PROGRAMI.

GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ . (2018). YILLARA GÖRE GEÇİCİ KORUMA KAPSAMINDAKİ SURİYELİLER. ANKARA: İÇİŞLERİ BAKANLIĞI.

Hürriyet Gazetesi Dış Haberler. (2018, Eylül 8). Tahran’da Tarihi İdlib Zirvesi. Hürriyet: http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-tahranda-tarihi-idlib-zirvesi-40949318 adresinden alındı

ÖZBEK, C. (2018, MART 15). GÜNDEM: TÜRKİYE’NİN 7 YILLIK SURİYE POLİTİKASI . Deutsche Welle Türkçe: https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-7-y%C4%B1ll%C4%B1k-suriye-politikas%C4%B1/a-42980399 adresinden alındı

ÖZKAN, M. (2014, MART 16). GÖRÜŞ: TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI NEREYE GİDİYOR? ALJAZEERA WEB SİTESİ: http://www.aljazeera.com.tr/gorus/turkiyenin-suriye-politikasi-nereye-gidiyor adresinden alındı

SUİÇMEZ, M. N. (2018, NİSAN 4). HABER MASASI: DÜNDEN BUGÜNE TÜM SURİYE ZİRVELERİ. STRATEJİK ORTAK: https://stratejikortak.com/2018/04/suriye-zirve-astana-cenevre-soci.html adresinden alındı

Dünyadaki Kanlı İmzamız Şehitliklerimiz

 

Dünyadaki Kanlı İmzamız : Şehitliklerimiz
1. Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’nin girdiği son savaş olmasının yanı sıra ağır yenilgi aldığı ve yıkılma sürecinin başladığı savaştır. Bu savaşta Çanakkale cephesi, Kafkas cephesi gibi yurt içinde açtığı birçok cephenin yanında Galiçya-Makedonya cephesi, Romanya cephesi gibi yurt dışında da birçok cephe açmış ve İttifak Devletleri’nin yanında girdiği bu savaşta yaklaşık 2.500.000 askeri kuvvetle 5-6 milyonluk düşman kuvvetine karşı savaşmıştır.

Türk kuvvetlerinin askeri teçhizat ve mühimmat noktasında eksikliği başta olmak üzere bazı cephelerde kendisinden dört kat bazısında sekiz kat bazı cephelerde ise neredeyse on kat sayıda düşman askerine karşı savaşması ve bunun gibi birçok sebep yenilgiyi beraberinde getirmiş 202.000 askerimiz de esir düşmüştür.(1) Bunlarla birlikte Mondros Mütarekesi’ne kadar 400.000 yaralı, 240.000 hastalık sebebiyle ölüm, 35.000 alınan yaralar sonucu ölüm, 1.560.000 hastalık,kaybolma vs gibi sebeplerle yaklaşık 2.750.000 askerimizin savaş dışı kaldığı görünmektedir.(2)

Birçok cephede sayılar oldukça farklılık göstermiştir.Mesela Romanya cephesinde 412 askerimiz, Makedonya cephesinde 19 askerimiz şehit olurken,Çanakkale cephesinde 207.696 savaş dışında kalmış olan askerimizin 57.263’ü şehit olmuştur. Bu sayının 11.178’i kayıp diğerleri yaralı, hastalık sonucunda ölüm ve hastaneye götürülenler ile esir alınanlardır.

Ruslara karşı yapılan Sarıkamış, Erzurum ve diğer savaş alanlarınla yapılan muharebelerde toplam Türk kaybının 200.000’e yaklaştığı tahmin edilmektedir. Burada sadece Sarıkamış’ta 60.000 askerimiz şehit düşerken(3), diğer cephelerle birlikte şehit ve yaralıların sayısı 135.000 – 140.000’i bulmuştur.

I. Dünya Savaşında 202.000 askerimiz de esir düşmüştür. En çok esir İngilizlere sonra sırasıyla Ruslara, Fransızlara, İtalyanlara, Rumenlere ve Yunanlılara düşmüştür. I. Dünya Savaşı’nda sadece Çanakkale cephesinde 11.178 kayıp askerden bahsedilmektedir ki, bunların büyük çoğunluğu İngilizler ve Fransızlara esir düşmüşlerdir. İngilizlere Sina, Filistin, Suriye, Irak, Hicaz, Asir, Yemen’deki muharebelerde 120.000’in üzerinde esir verilmiştir.İngilizler Hicaz-Asir- Yemen cephelerinde esir olan askerlerimizi Mısır’daki kamplara; Sina-Filistin-Suriye ve Irak cephelerinde esir olanları da önce Mısır’a(4) sonra da büyük bölümünü Hindistan ve Burma’ya olmak üzere çeşitli yerlere götürmüşlerdir.

Kırım’da Türk Şehitliği, fotoğraf Oda Tv arşivinden alınmıştır.

Hindistan ve Burma’ya götürülenler cephelerdeki diğer birliklere göre nispeten öncü ve zinde olanlardır ki, kasıtlı olarak buralara gönderilmişlerdir. Çünkü İngiliz Genelkurmayı ileriye yönelik muhtemel bir harekâtta Osmanlı ordusunun zinde kuvvetleriyle genç kadrosunu cephe hattından uzak tutmak istemektedir.(5) Amaç onların Anadolu’ya dönmelerini önlemek ya da geciktirmek ve Anadolu işgalinde tekrar silahlı hareket için gerekli kadronun oluşmasına imkân vermemektir.(6)Bu bağlamda 1158 asker Fransa’daki çeşitli çalışma kamplarına götürülmüştür.

İtalyanlara ise Trablusgarp ve Bingazi cephelerinde toplam 44’ü subay ve 56’sı erbaş ve er olmak üzere 100 askerimiz esir düşmüştür.

Ruslarla yapılan savaşlarda toplam Türk kaybının 200.000’e yaklaştığı tahmin edilmektedir. Bunun 60.000-70.000’i esir, geri kalanı şehit ve yaralılardır. Esirlerimiz Azerbaycan, Moskova, Ukrayna, Astarhan ve Sibirya’ya götürülmüşlerdir. Romanya cephesinde ise Türk askerlerinden 412’si şehit 500-600 kadarı Rumenlere esir düşmüştür.”(7) Hal böyle iken buralarda esir tutulan askerlerimiz maalesef bir daha vatan topraklarına geri dönememişlerdir.

Bircoğu esir kamplarında türlü işkencelere(8) ve salgın hastalıklara maruz kalmış bu neden birçok Mehmetçik vatan topraklarından uzakta acı içerisinde hayatlarını kaybetmişlerdir.

Yurtdışındaki 34 ülkede toplam 78 şehitliğimiz bulunmaktadır. Bu ülkeler ve şehitlikler şunlardır:

Almanya (Berlin), Azerbaycan (Bakü, Fatmayı, Gobustan, Göyçay, Maştaga, Neftçala, Nahçivan, Salyan), Bulgaristan (Varna), Çek Cumhuriyeti (Hodonin, Pardubitce ve Valasske), Fransa (Çanak- kale), Hindistan (Bellary, Sümerpur), Irak (Bağdat, Kut), İngiltere (Man Ada- sı), İran (Selmas), İsrail (Ramle, Beer Sheva, Gazze, Zeytindağı ve Zahle, Hint Harp Mezarlığı, Tul Karem ve Şeria Vadisinde Eria), İsveç (Haparanda), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Çanakkale), Macaristan (Galiçya/Budapeşte), Malta (Malta), Mısır (Kahire, İskenderiye), Myanmar (Thayetmo, Meikhtila), Polonya (Krakow), Romanya (Bükreş, Slabozia, Braila), Rusya (Krasnoyarsk), Sırbistan (Belgrad), Suriye (Katma), Suudi Arabistan (Hicaz/Abha), Ukrayna (Gutisko, Verhnya Lıpıtsya, Lopuşnya, Meçişçiv, Pukow, Rohatin), Ürdün (Salt), Yemen (Yemen), Yunanistan (Pire).

1. Dünya Savaşıyla ilgili 26 ülkede toplam 54 adet Türk şehitliği bulunmaktadır. Bunlardan otuz altısı savaşın geçtiği bölgelerde, on sekizi de esir düşen askerlerimizin götürüldükleri esir kamplarının olduğu yerlerdedir. Bu şehitlikler, Milli Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türk Şehitlikleri ve Anıtları Vakfı ve Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı (TİKA) gibi kurum ve kuruluşlar tarafından inşa edilmişlerdir. Halen bu kurum ya da bağlı kuruluşlar tarafından bakımları yapılmaktadır.(9)

En fazla şehitlik bulunan ülkeler sırasıyla 9 şehitlikle Azerbaycan, 8 şehitlikle KKTC, 7 şehitlikle Ukrayna yurt dışında en fazla şehitliğin bulunduğu üçüncü ülke olurken, biri Gazze’de olmak üzere İsrail-Filistin bölgesinde de 6 şehitlik,Yunanistan’da 4 şehitlik, İngiltere, Suriye, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve Romanya’da da üçer şehitlik bulunmaktadır.

Brookword Hava Şehitliği

Türkiye’ye en uzak mesafede bulunan şehitliklerin başında ise 1889 yılında Türk donanmasına ait olan Ertuğrul Fırkateyni’nin II. Abdülhamit’in özel elçisi Osman Paşa ile birlikte Japon İmparatoru Meici ve milletine dostluk ziyaretinde bulunmak için Japonya’ya giden, 15 Eylül 1890 tarihinde ise İstanbul’a dönmek üzere hareket ederek yakalandığı tayfun nedeni ile 19 Eylül 1890 tarihinde Oşima adası kayalıklarına çarparak parçalanan
Oşima Adası halkının gayreti ile toplandıktan sonra askeri törenle mezarlığa defnedilen 260 Türk denizcisinin cenazeleri’nin mevcut olduğu Japonya’daki Ertuğrul Şehitliği bulunmaktadır. Sonrasında Güney Kore’de bulunan Pusan Şehitliği en uzak mesafeyi elinde tutarken, sonrasında İngilizler tarafından önce Hindistan’da ardından da Mymanmar’a götürülen ve demiryolu inşaatı gibi birçok ağır işte çalıştırılan ve bir daha Anadolu’ya dönemeyen yaklaşık 12 bin Türk askerinden şehit olanlar, Thayetmo ve Meikhtila’da defnedildi. Daha sonra bu alanlar şehitliğe çevrildi.Thayetmo şehitliğinde ki kitabe de ise Türkçe olarak, ”Birinci Dünya Savaşı’nda Irak, Suriye, Filistin ve Arabistan cephelerinde Osmanlı ve İngiliz orduları arasındaki çarpışmalar sırasında İngilizlere tutsak düşerek Burma’ya getirilen ve burada vefat eden aziz Türk askerlerinin anısına” ifadesi bulunmaktadır.

Sıla hasretiyle ve vatan özlemiyle vefat eden tüm Mehmetçiklerimizin ruhları şâd, mekanları cennet olsun…

Kaynakça
1-Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim, 4. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
2011, s.353.
2- Cemalettin Taşkıran, Ana Ben Ölmedim, 4. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul
2011, s.57-58.
3-Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C.III, Kısım 1, TTK Basımevi, Ankara 1983, s370.
4-Mısır’daki esir kamplarının en önemli özelliklerinden biri, savaş sırasında ve sonrasında yaygın şekilde hastalıkların görülmesi olmuştur. Kolera, verem, berberi, sıtma ve dizanteri oldukça yaygındır. Esir kamplarının büyüklüğüne göre günde 400-500 kişi revire çıkmaktadır. Kamplarda, esirlerin salgın hastalıklara yakalanmaması, dezenfekte edilmesi için kimyasal ilaçlar kullanılmıştır. Kimyasal ilaçlar kullanılırken esirler tamamen elbiselerinin çıkarılmış ve sıvı havuzlarının içine sokulmaya zorlanmıştır, bu havuzlara giren pek çok askerimizin, gözlerine giren kimyasaldan dolayı kör olmuşlardır. Bunlar hatıratlarda dile getirilmiştir. Bu açıdan Mısır’daki esir kampları dikkati çekicidir. (Mithat Atabay,”3000 Askerimizin Yattığı Mısır Türkiye İçin Dikkate Değer Bir Toprak Parçası”, Mithat Atabay’ın 27.08.2013 tarihinde AA Muhabiri Mehmet Bayer’e yaptığı açıklama, yayınlayan Kamuran Akkuş, www.Haber 3.com)
4-Ergun Hiçyılmaz, “Hindiçin’de Esir Türkler”, Yeniyüzyıl Gazetesi 29 Aralık 1996.
6-Ergun Hiçyılmaz, Esir Kampları, Bilgekarınca Yayınları, İstanbul 2010, s. 92.
7-Doç. Dr.Cengiz Dönmez,”Dünya Savaşıyla İlgili Yurt Dışındaki Türk Şehitlikleri”,Akademik Bakış Cilt 7 Sayı 14 Yaz 2014,s.139
8-Yunanistan’da esir Türk ordusu komutanlarından Cafer Tayyar Bey Türk esirlerine yapılan eziyetleri anlatan mektubunda; “…Cephelerde yaralı olmayarak esir edilen subayların tamamının elbiselerinin soyulduğunu, paralarının alındığını ve dövüldüklerini,… Türk erlerin de çeşitli işlerde çalıştırıldıklarını, kendilerine ara sıra yemek verildiğini ve çıplak ve sefil vaziyette yaşattırıldıklarını ve en küçük sebeplerle dövüldüklerini” anlatmaktadır. ( Cepheden Mektuplar, Osmanlı Devleti’nin 700’üncü Kuruluş Yıldönümü, TC Milli Savunma Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999, s.141.)
9-Doç. Dr.Cengiz Dönmez,”Dünya Savaşıyla İlgili Yurt Dışındaki Türk Şehitlikleri”,Akademik Bakış Cilt 7 Sayı 14 Yaz 2014,s.141

Misafir Yazar

FATF’den Pakistan’a Gri Liste Kararı

1

FAFT’den Pakistan’a Gri Liste Kararı

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu (FAFT) Pakistan’ı teröre finansal destek sağladığı ve kara para aklanmasını engelleyemediği gerekçesiyle gri listeye aldı.

Asya Şubat raporumuzda da ifade edildiği gibi, ülkeler ilgili ayda toplantı yapmış ve Pakistan’ın gri listeye alınıp alınmadığı konusunda tartışmalar yaşanmıştı. Kesin karar ise Haziran ayına bırakılmıştı.

28 Haziran’da Pakistan, teröre destek sağladığı ve kara para aklanmasını engelleyemediği için gri listeye alındı.

FAFT üyesi ülkeler şöyle; Arjantin,Avustralya,Avusturya,Belçika,Brezilya,Belçika,Kanada,Çin,Danimarka,Finlandiya,Fransa,Almanya,Yunanistan,ABD,Türkiye,İngiltere,Yunanistan,Bahreyn,Kuveyt,Umman,BAE,Katar,Suudi Arabistan,İspanya,İsveç,Hollanda,Meksika,Rusya,Malezya,Yeni Zelanda,Norveç, Portekiz,Güney Afrika,Singapur, İtalya,Hindistan,İrlanda,Japonya ve İsviçre.

Rusya Öncesi ve Sonrası Suriye Değişim Haritası (2015-2018)

Suriye‘de 2011’de başlayan iç savaş sonrası 185 bin km²’lik ülke toprağı birçok farklı grup ve terör örgütleri tarafından hakimiyet altına alındı. Rusya’nın 30 Eylül 2015’te Suriye’de rejim saflarında operasyonlara başlamadan önceki haritası ve ardından geçen üç sene sonra ortaya çıkan harita yan yana gösterilmiş.

24 Eylül 2015 ve 24 Eylül 2018 tarihli Suriye haritalarını kısaca açıklayacak olursak;

1. haritada ABD’nin Suriye’de PYD’de verdiği desteğin üzerinden yaklaşık bir sene geçti.
– Henüz Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekatı başlamadı.
– IŞİD’in gücünün en zirvede olduğu, yoğun propaganda yaptığı dönemlerdi.
– Muhalifler ‘Fetih Ordusu’ çatısında birleşerek İdlib’i kontrol altına almış ve hedefin Şam olduğu belirtilmişti.
– Halep henüz muhaliflerin elindeydi.

2. haritada Türkiye Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı’nı başlattı. Afrin’den Cerablus’a Türkiye sınırı IŞİD ve PYD’den temizlendi.
– Rusya’nın desteğiyle Dera, Duma, Humus, Hama ve Halep tamamen rejim tarafından kontrol altına alındı.
– ABD’nin desteğiyle YPG’nin çatı örgütü SDG; Rakka, Menbiç, Deyri Zor’un kuzeyi (petrol bölgeleri) ve genel hatlarıyla Fırat doğusunu işgal etti.
– IŞİD Irak sınırı ve çöl bölgelerinde köşeye sıkıştı.

Suriye son durum haritası (24 Eylül 2015 – 24 Eylül 2018) Harita: edmaps.com