IŞİD’in Tacikistan’da İlk Saldırısı

0

IŞİD örgütü Asya bölgesinde saldırı yaptığı ülkelere bir yenisini ekledi. Bu kez hedef Tacikistan’da bisiklet süren turistler oldu.

Tacikistan’ın güneybatısında gerçekleşen saldırıda 2 Amerikalı, 1 Hollandalı ve 1 İsviçreli bisiklet sürücüsünün hayatını kaybetmesine sebep oldu. Örgüt, kendisine bağlı Amak Haber Ajansı aracılığıyla saldırıyı üstlendi ve saldırı gerçekleştiren militanlarının videosunu paylaştı. (https://zegaapparel.com/) Videoda militanlar Ebu Bekir el-Bağdadi’ye biat etti.

Örgüt daha önce Afganistan,Pakistan,Hindistan,Kazakistan,Filipinler,Bangladeş,Endonezya gibi Asya ülkelerini de hedef almıştı.

Türkiye-Almanya İlişkileri Normalleşme Yolunda mı ?

Yakın zamanda yaşanan siyasi ve ekonomik gerilimlerin ardından Türkiye-Almanya ilişkilerinin yeniden geliştirilmeye çalışıldığı bugünlerde ikili ilişkilerin gündeminde Almanya Dışişleri Bakanı ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Heiko Maas’ın 5-6 Eylül’de Ankara’ya yaptığı ziyaret vardı. Bu görüşmenin temelinde Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül ayında Almanya’ya yapacağı ziyaret öncesi ikili ilişkilerin nabzını tutmanın yanı sıra ilişkilerin iyiye gittiğine dair işaretlerin verilmesi yatmaktadır.

Öte yandan Erdoğan’ın Almanya’ya yapacağı ziyaret Alman iç siyasetini epey meşgul etmiş ve muhalefet partileri tarafından sert bir şekilde eleştirilmişti. Maas bu görüşmenin detaylarını netleştirmek üzere geçtiğimiz günlerde Ankara’ya geldi. Maas, Ankara ziyareti öncesi “Türkiye, bir komşudan fazla. Aynı zamanda önemli de bir partnerdir. Bilhassa insan hakları gibi bazı gelişmelerin bizi kaygılandırdığı sır değil. Bununla ilgili de konuşacağım. Şunu unutmamalıyız: Türkiye ile olan insanî ilişkilerimiz o kadar yoğun ki, ilişkilerimizin iyileştirilmesi için çok sıkı çalışmaya devam etmeliyiz” açıklamasında bulunmuştu.

Ziyaretin tek konusu Erdoğan’ın ziyareti değildi. Aynı zamanda ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik olarak Maas, mevkidaşı Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmelerde, gerginlikler esnasında Türkiye tarafından sıklıkla kullanılan “Nazi” ithamlarına son verilmesi ve “fikir ayrılıklarında karşılıklı diyalog” çağrısını yineleyerek Türkiye-Almanya ilişkilerinde normalleşme dönemine girilmesinin beklendiğini belirtmişti. Görüşmelerdeki diğer alt başlıklarda hukuk devleti çağrısının yinelenerek cezaevlerinde suçsuz yere tutulan Alman vatandaşlarının serbest bırakılması, basın ve ifade özgürlüğü ve insan hakları konusundaki hassasiyetin belirtilmesi gibi konular da yer almaktaydı.

Görüşülen önemli konulardan birisi de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve krizin doğuracağı etkilerdi. Bilindiği üzere Türkiye ve Almanya güçlü ekonomik ilişkilere sahip birbirleri için “vazgeçilemez” partnerlerdir. Geçtiğimiz günlerde Alman Maliye Bakanlığı Türkiye’deki ekonomik duruma yönelik bazı açıklamalarda bulunarak “Türk lirasındaki değer kaybının Almanya ekonomisi için risk oluşturduğu ” şeklinde bir ifade kullanmıştı. Ayrıca Türkiye’ye ekonomik bir yardımın yapılmasına dair yapılan tartışmalar Almanya Federal Meclisi’nde sert tartışmalara yol açmış ve şimdilik böyle bir yardıma ihtiyaç olmadığına karar verilmişti.

Ziyarette gündemde olan belki de en önemli konu Suriye’de yapılacak olan İdlib operasyonu dolayısıyla kontrolsüz biçimde gerçekleşecek olan göç ve mülteci akını konusuydu. Heiko Maas geçtiğimiz hafta yapılan açıklamada “İdlib operasyonunun Almanya tarafından endişeyle karşılandığını” belirtmişti. Mülteci krizinin Merkel hükümeti açısından tedirginlikle karşılanıyor olması ve bu durumun hem Türkiye hem Almanya hükümetlerini zor durumda bırakacak olması dolayısıyla bu soruna karşı Türkiye ile birlikte hareket etmek istiyor.

Sonuç olarak son günlerde Ankara-Berlin ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması konusunda iki ülkenin beklentileri de ortak çıkarlar noktasında birleşerek ilişkilerde normalleşmenin yolunu açmaktadır. Bu anlamda Türkiye’nin ekonomik olarak zarar görmesi Almanya’nın da ekonomik olarak zarar görmesi anlamını taşıyacağı için Berlin, Ankara ile işbirliği ile hareket etmek zorunda olduğunun farkındadır. Yaklaşan İdlib operasyonu öncesi bölgedeki sivil halkın başlatacağı göç dalgası konusunda Erdoğan, Tahran Zirvesi’nde endişelerini dile getirmiştir. Bu endişeleri paylaşan bir diğer ülke Almanya’dır. Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın yaptığı ziyarette bu göç dalgasının olası etkilerinin Almanya tarafından kaygı ile karşılandığı ifade edilmiştir. (unlockbase.com) Çünkü bu durum yalnızca Türkiye ve Almanya için değil aynı zamanda Avrupa Birliği için de bir tehdit anlamı taşımaktadır. İlerleyen günlerde İdlib operasyonu ile birlikte “normalleşme yolunda olan” Türkiye-Almanya ilişkileri bağlamında nasıl bir yol haritası izleneceğini hep birlikte göreceğiz.

Guam Örgütü: Özbekistan ve Gizli Perde ABD

Yeni bir Demokrasi ve Ekonomi Kalkınma Örgütü GUAM Doğuyor

ABD eski Sovyet coğrafyasında Rusya ve Çin’in etkisini dengelemek adına NATO’nun BİO programının yanı sıra demokrasi politikaları çerçevesinde GU(U)AM örgütünü desteklemiştir. Bütünleyici Plüralizm düşüncesinin uygulama örneğini oluşturan 1997 yılında kurulmuş Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü Guam, üye ülkelerinin baş harflerinden dolayı GUAM adını almıştır. Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova’dan oluşan örgüt üyeleri coğrafi konum açısından Rusya’nın güneyindeki kuşak görünümündedir. 1999 yılında bu kuşağa Orta Asya’dan bir halka eklenmiştir. Azerbaycan ve Gürcistan gibi Rusya’nın başını çektiği KGAÖ’den 1999 yılının Nisan ayında ayrılan Özbekistan, GUAM’a üye olmuş ve örgütün ismi GUUAM olarak değiştirilmiştir.

Eski sovyet cumhuriyetlerinin bağımsızlığının ve egemenliğinin güçlendirilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve stratejik ittifak olarak kurulan bu örgütün temelleri, 1996 yılında Viyana toplantısında devlet heyetlerinin ve 1997 yılında Strasburg’da devlet başkanlarının bir araya gelmesiyle atılmıştır.

guam countries ile ilgili görsel sonucu

Hedefler Belirleniyor

18 Mayıs 2000 tarihinde Radio Free Europe’un sponsorluğu ve Senato’nun Dışişleri Komitesi’nin desteği ile Washington’da düzenlenen bir seminerde GUUAM üyesi ülkelerin büyükelçileri örgütün hedefinin eski Sovyet cumhuriyetlerinin bağımsızlığının ve egemenliğinin olduğu tekrarlanmıştır. Bu toplantıda örgütün önündeki dört hedef Doğu-Batı ticaretinin ve ulaşım koridorunun genişletilmesi, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi ve NATO BİO programı çerçevesinde işbirliğinin arttırılması, bölgede kitle imha silahlarının önlenmesi ve üye ülkelerde uyuşturucuya karşı mücadele edilmesi olarak belinlenmiştir. Bu hedeflerin ilk ikisi ABD’nin bölgedeki çıkarlarına paralellik gösterirken, diğer ikisi ise dünyada hiçbir ülkenin karşı çıkamayacağı küresel niteliktedir. Burada bu oluşumdan rahatsız olan Rusya kastedilmektedir. Zira bu hedefler doğrultusunda örgüt çatısı altındaki üye ülkeler, ekonomik işbirliğinin arttırılmasını, Sovyetler döneminden kalan ve Rusya’nın müdahalesine imkan sağlayan ‘’dondurulmuş çatışmaların’’ çözülmesini, böylece Rusya’nın etkinliğinin bölgede asgariye indirilmesini istemişlerdir.

ABD Orta Asya Politikasında Söz Sahibi!

İnsan hakları ve özgürlük konusunda en çok eleştirilen Özbekistan, GUAM’a üye olduktan sonra bu konuda ABD’nin baskısı ile birkaç girişimde bulunmuştur. ABD’li yetkili Jones’un, 11 Şubat 2002 tarihinde Orta Asya turnesinden sonra verdiği demeçteki verilere göre, 2002 yılında Kerimov’un ABD ziyareti ve ABD devlet yetkililerinin karşılıklı ziyaretlerinden sonra Taşkent yönetimi birkaç hafta arayla önce 2000, sonra da 800 kişiyi serbest bırakan siyasi af getirmiştir. Aynı yıl ilk defa 1996 yılından beri ülkede faaliyet gösteren insan hakları dernekleri kayıt altına alınmıştır.

Ancak ABD’nin bu baskıları, Özbekistan’ı 2002 yılında örgütteki üyeliğini dondurmaya itmiştir. Özbek lider, 2005 yılının Nisan ayında Kişinev Zirvesi’ne katılması konusunda kendisini ikna etmek için gelen Gürcistan Başbakan Zurab Nogaideli’yi oldukça soğuk karşılamıştır. Kerimov bu tutumuyla ABD destekli ‘’Gül Devrimi’’ hükümeti Başkanına Özbekistan’da yapılacak 2006 yılındaki Cumhurbaşkanlık seçimleri öncesinde, devrim hazırlığı yapılan sıradaki ülke lideri olmadığını göstermek istemiş ve zirveye katılmamıştır.

Moldova Cumhurbaşkanı Voronin, ‘’Kişinev Zirvesi’nin Baltık Denizi’nden Karadeniz’e kadar demokrasinin inşası için büyük önem taşıyacağını’’ belirtmiştir. ‘’Devrimci’’ Gürcistan lideri Saakashvili ise bu zirvenin, Avrupa’nın kalan diğer kısımlarını da kapsayacak olan ‘’üçüncü dalga’’ devrimleri için bir hamle olacağını söylemiştir. Zirvenin ardından Kerimov, ABD’nin kendisine iktidarda kalacağına dair eksin bir garanti vermeyeceğini anlamıştır.

İlgili resim

Özbekistan Yeni Sahalar Peşinde

2005 yılının Nisan ayında örgütten çekildiğini açıklayan Özbekistan, ülkede cereyan eden Andican olaylarından sonra kendisine destek veren Rusya’nın başı çektiği AEO’ya, sonra da KGAÖ’ya katılmıştır. Böylece örgüt(ve arkasındaki ABD), Orta Asya’ya giden bir ‘’köprüyü’’ kaybetmiştir. Örgüt yetkililerinin, örgüte üye ülkelerin AB ve ABD desteği ile batı yapılarına entegre olma olmak amacıyla ortak hedefler çerçevesinde birleşmekte olduğunu vurgulamaları, Özbekistan’ın benzer hedefleri paylaşmadığı yönünde yorumların yapılmasına sebep olmuştur. (Ambien Online)

* Yazı ilk olarak Ekim 2017’de sitemizde yayınlanmış, 25 Eylül 2018’de güncellenerek tekrar manşete taşınmıştır.

H. Anıl Tezsehen

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD’nin Afganistan’da Yeni Taliban Stratejisi

0

ABD ve Taliban Arasındaki Barış Görüşmeleri

Son zamanlarda gündemde oldukça yer tutan barış görüşmeleri konusu yine bir çok yeni stratejiyi açığa vuruyor. Öncelikle, önceki barış görüşmelerinde olduğu gibi tarafların medyadaki açıklamaları zıtlık gösteriyor. Her zaman olduğu gibi ABD net bir şekilde bunu medyaya sunmuş olsa da Taliban reddediyor. Genellikle, Talibanlı yetkililer görüşmelere gitse dahi başarısız şekilde geri döndüklerinde Taliban medyası oraya giden heyetin Taliban’ı resmi olarak temsil etmediğinden ötürü kendileri ile herhangi bir bağlantısı olmadıklarını ifade ediyorlar. Ancak medyada ABD’li komutanların açıklamalarına baktığımızda görüşmeler hakkında, Talibanlı yetkililerin ifadeleri dahi açık bir şekilde ifade ediliyor.

Amerikalıların ifadelerine göre, Taliban görüşmelerde ABD’nin askeri varlığına bazı şartlar dahilinde izin verebileceğini söyledi. Şartlardan biri de ABD’li birliklerinin kendilerine saldırmamaları. Bir diğeri ise ABD destekli Afgan hükümetinin anayasayı değiştirmesiydi.

Taliban müzakerecileri, bu tarz tavizlerin sonucunda Amerikalıların Afganistan’daki varlıklarına müsaade edebileceklerini belirttiler. Ayrıca, bu Amerikan birlikleri, Afgan askerlerini eğitmeye devam edebilecekler.

Amerikalıların vurguladıkları ilginç noktalardan biri de, Taliban üyelerinin Donald Trump’ın askerlerini Afganistan’dan çekecek olduklarını düşünmesiydi.

Barış görüşmelerinin olumlu sonuçlanmasını en çok isteyen taraf olan Afgan hükümeti ve Eşref Gani, bu görüşmelerin ardından tarafları cesaretlendirmek için açıklamalarda bulundu.

Gani, Taliban ile “önkoşulsuz” bir barış sürecine gireceğine söz verdi. Taliban her ne kadar masaya (sadece ABD karşısında olsa bile) oturabilmesine rağmen yine de intihar saldırılarına devam etti. Ancak tüm bunlara rağmen Eşref Gani hiçbir şekilde tavrını geri çekmedi. Hatta Reuters, Gani’nin açıklamalarında oldukça yumuşak bir ton kullandığını ve “isyancılar” ifadesini de kullandığını belirtmişti.

Şimdi “Yeni strateji” ifadesini açacağız. Açıkça belli olan durum, ABD’nin her daim barış görüşmeleri konusunda ılımlı olmasıydı. Fakat bu sefer, ABD Afganistan sahasında Taliban’la barış görüşmeleri başka bir amaçla daha istemekte…

Öncelikle, açık ve net olarak sahada görülen durum ABD’nin şu an kesinlikle Taliban’la savaşmak istememesi. Bunun asıl nedeni, sahada askeri aktivite olarak askerlerinin durumunu en düşüğe çekmek isteyen ABD’nin Taliban ile savaşta bunu yapamayacak olması ve uzun süre uğraşacak olacağını bilmesi.

Bunun yerine, aynı Ortadoğu’da dillerine doladıkları meşhur “IŞİD’e karşı mücadele” kalıbını Afganistan’da da uygulamak istiyorlar. Hem de, IŞİD’e odaklanmak ABD açısından çok daha kolay ve stratejik açıdan da rahat olacaktır. Çünkü, ABD Afganistan’da IŞİD’le sadece hava saldırıları yaparak mücadele ediyor. Bu taktik zaten ABD’nin karadan askerlerini çekip herhangi bir askeri kaybı önlemesi için tasarlanan stratejik hamlelerden biriydi.

IŞİD’in Afganistan’da zayıf olması da bu stratejiyi olumlu yapan faktörlerden biri.
Bu analiz üzerine ABD’nin IŞİD’i Taliban’a karşı desteklediği iddiasını vurgu yaparak çürütmek isteyenler olacaktır. Ancak, ABD’nin Taliban’ı IŞİD’le mücadeleye iterek müzakere ettiğini varsayarsak, artık öyle olsa bile “IŞİD’i Taliban’a karşı kullanma gereksinimi” kalmayacaktır.

İşte bu durumda, Taliban’ı kenara itebilen ABD, askerlerini karadan (tamamen olmasa da en azından kritik bölgelerden) çekerek sadece hava saldırıları ile IŞİD’le mücadele kalıbını rahatlıkla kullanabilecektir.

Nicholson’ın son açıklamasından da bu durum net bir şekilde anlaşılabilir. Nicholson, barış görüşmelerine dair yaptığı açıklamada Afganistan’ın kuzeyinde yer alan Cüzcan’da Taliban militanlarını IŞİD’e karşı savaşmaları için cesaretlendirdi.

Barış görüşmeleri için Taliban’ı her yönden cesaretlendirmeye çalışan taraf sadece ABD’nin kanadı değildi, ayrıyeten Pompeo ve ve Alice Wells de bir çok ziyarette bulundu defalarca tüm taraflarla konuşmaya çalıştılar.

Resolute Support tarafından barış görüşmelerine dair resmi açıklama aşağıda verilmiştir:

Osmanlı Sarayında Bir Kaya: Söğüt Alayı

Günümüzde çoğu devlet başkanı geniş güvenlik önlemleriyle korunmaktadır. Peki geçmiş dönemlerde bizim devletlerimizin başındaki sultanlar nasıl korunuyordu?

Şeyh Edebali’nin Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’ye öğütleri arasında bulunan “Yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.” sözü güvenlik açısından ele alındığında çok önemli bir noktaya da parmak basmaktadır. Tarihimizde önemli yer tutan bir çok hükümdara suikast teşebbüsünde bulunulmuş; kimisi bundan sağ kurtulmuş, kimisi hayatını kaybetmiştir. Selçuklu Hükümdarı Sultan Alp Arslan, Osmanlı Hükümdarı Sultan 1. Murad gibi hükümdarlar suikast neticesinde hayatlarını kaybetmişlerdir. Ayrıca tarihimizde birçok  hükümdar ve devlet adamının şüpheli ölümleri mevcuttur. Bu yazımızda bunun için alınan önlemlerden biri olan Söğüt Alayı hakkında bilgi edineceğiz.

Sultan Alp Arslan ve Sultan 1. Murad

Selçuklu Devleti’nde sultanı korumakla vazifeli  Candarlar, Osmanlı Devleti’nde Solaklar Bölüğü ve Silahtarlar vardı.

Sultan 2. Abdülhamid kendi sarayının içinde ve çeşit çeşit ihsan ve nimetlerle yaşattığı muhafız teşkilatının neticede kendisine maddi menfaatlerle bağlı olduğunu biliyordu. Bu yüzden Sultan 2. Abdülhamid Han  kendi hayatını emanet ettiği 200 kişilik bir maiyet bölüğü kurdurmuştu. Söğüt Alayı, Söğüt Maiyet Bölüğü, Ertuğrul Alayı adlarıyla da anılan bu alay, Anadolu’nun Bilecik, Söğüt, ve Eskişehir bölgelerinde yaşayan; mertliği, cesareti ve ahlakı bakımından Sultan’ın dikkatini çeken Karakeçili aşiretinden seçilen gençlerden kurulmuştur.

Bu askerler Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi ile Söğüt’e gelmiş ailelere mensup, güzel ahlaklı, beş vakit namazını kılan, yakışıklı ve uzun boylu kişiler olmalıydılar. Askerler sakallı veya sakalsız olabilirlerdi. Sakallıların sakalı kesilmez fakat bakımlı tutmalarına dikkat edilirdi. Ata çok iyi binmeleri gereken bu askerler, orduda görev yapanlardan yahut ihtiyat sınıfına ayrılmış olanlardan seçilebilirdi. 1897 Osmanlı-Yunan savaşına katılanlar, özellikle tercih edilecekti.

Söğüt Maiyet Bölüğü’ne mensup bir asker

Aşiret mensupları Sultan’ın özel muhafızlığını yapacaklarından, hizmetleri sürekli olacak ve memleketleri ile ilişkileri kesilecekti. Bu yüzden muhafız olacakların kendi arzu ve istekleriyle gelmesi önemliydi. Seçilen muhafızlar, emirlere son nefeslerine kadar mutlak itaat edip, padişaha sadakatle hizmet edeceklerine dair Ertuğrul Gazi’nin Türbesi’nde yemin ederlerdi.

Ertuğrul Gazi’nin Türbesi – Söğüt

Sultan 2. Abdülhamid’in bu bölüğe çok güvenir, onlardan her zaman övgüyle bahseder ve onlarla görüştüğü zaman ‘‘ Öz Hemşerilerim’’ diye hitap ederdi. Bu bölüğün subayı Mehmet Efendi bölükten bir kişiyle birlikte Sultan’ın yatak odası önünde nöbet beklerdi. Sultan’ın huzuruna girmek ve dairesinin civarına dahi yaklaşmak ne denli zor olduğu göz önüne alındığında bu nöbetin ne denli önem arz ettiğini takdir ederler.

Ertuğrul Alayına (Söğüt Alayı) Mensup bir asker

Yazının kapak resminde gördüğünüz tablo dönemin ressam Fausto Zonaro tarafından yapılmıştır. Her Cuma günü olduğu gibi resmi geçit için askerler beyaz heybetli atlar üstünde, çift sıra halinde , üzerlerinde mavi üniformalarıyla köprüden geçerken Zonaro bu manzara karşısında büyülenmiş, çevredekilerden her Cuma bu geçitin yapıldığını öğrenmiş ve her hafta Cuma günü köprüye gelip askerleri dikkatle izleyerek onların üzerindeki serpuşlardan üniformalara, üniformalardaki düğmelere, atların koşumlarından, taşınan silahlara kadar her şeyi adeta kayıt altına almıştır. Bu takibi askerlerin dikkatini çekmiş sonraki haftalarda geçerken ona selam bile vermeye başlamışlardır. Ressam ortaya çıkan tablosuna Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsünden Geçişi adını vermiştir. Tabloyu Sultan 2. Abdülhamid’e takdim etmiş Sultan tarafından kendisine Ressam-ı Hazret-i Şehriyari unvanı verilmiştir. Bir önceki saray ressamı vefat edeli çok olmamıştır. Onun yerine Saray Ressamı olarak atanmıştır.

Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsünden Geçişi ( Ressam kendini ve eşini de tablonun sol tarafında bulunan alayın geçişini seyreden çift olarak resmetmiştir.)

Sultan 2. Abdülhamid’in yıllarca başkâtipliğini yapan Tahsin Paşa, Söğüt Alayı mensuplarını şöyle anlatır: “Yıldız Sarayı’ndaki insanların her çeşidini, ahlakî davranışların her rengini, iyilik ve kötülüklerin her derecesini görmüş bir insan sıfatıyla şunu söylemeyi kendime vicdan borcu bilirim ki, damarlarında Türk neslinin temiz ve mübarek kanı dolaşan bu Karakeçili bölüğünden hiçbir fert, hiçbir şekil ve surette ne şahsen, ne de birisine aracı olarak fenalık etmemiş ve fenalığa alet olmamıştır. Bunlar Yıldız Sarayı’na bir kaya gibi girdiler, dönüş zamanı geldiğinde yine bir kaya gibi tertemiz ve lekesiz çıktılar. Allah kendilerinden razı olsun.”

Ertuğrul Süvari Alayı 

(Resimler Sultan 2. Abdülhamid Han tarafından ABD Kongre Kütüphanesine bağışlanmış olan fotoğraf koleksiyonundan alınmıştır.)

Misafir Yazar: Oğuzhan MEMİŞ

Uyuyan Hücreler: YPG’ye Yönelik Suikastler Artıyor

YPG terör örgütü Suriye genelinde IŞİD’e karşı yıllarca süren savaşta geniş topraklar ele geçirdi. 2014’ten bu yana süren çatışmalar 2018’in Temmuz ayına gelindiğinde farklı bir boyuta taşındı.

Peki bu saldırılar nasıl meydana geliyor?

  1. Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Afrin Operasyonları ile YPG’nin fiili olarak Akdeniz’e inişini engellemesi, ikincisi ise YPG’nin “Rojava (Batı Kürdistan)” olarak tanımladığı bölgenin çok daha geniş bir alanına yayılması. Burada çok yüksek ihtimalle YPG’nin “rızası” yok, ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelede Suriye’nin doğusunun tamamında ısrar etmesi, örgütü bu alanlara yaymış durumda. ABD, YPG’nin Arap halkları ile arasında bir sorun yaşanmaması için aracılık etmiş olacak ki örgüt “kabuk değiştirerek” Şemmar aşiretinden ciddi manada militan devşirerek SDG (Suriye Demokratik Güçleri) denilen isim/yapı değişikliğine gitti ve %40’ı Arap olan bir yapılanmaya büründü. Lakin bunun da suikastleri engellemede başarı olduğu söylenemez çünkü bölgesel kaynakların, örgütün halka davranış biçiminde, protestolara verdiği karşılıkta, önemli değerlerle ilgili tutumunda ciddi sorunlar olduğu rapor edilmekte. Bu bağlamda örgüt karşıtı hareketlerin eylem kabiliyeti arttığı düşünülebilir.
  2. Örgüte yönelik suikastler genellikle Rakka – Deir ez Zor – Haseke üçgeninde gerçekleşiyor. Ayrıca Menbiç’te de buradan farklı olarak özellikle örgütün yüksek kademesinde bulunan üyeler seçiliyor.
  3. Saldırılarda genellikle EYP (El yapımı patlayıcı) kullanılırken, son zamanlarda özellikle Haseke ve Deir ez Zor bölgelerinde örgüt üyeleri IŞİD tarafından pusuya düşürülüyor ki bunu örgütün Amaq adlı haber servisinden veya yerel kaynaklardan öğreniyoruz. (Deir ez Zor 24,Raqqa 24 gibi.)
  4. SDG/YPG’nin “üst kademe” üyelerinin Suriye’de suikastlere uğradığı yerler ve tarihleriButaji isimli örgüt üyesi, 26 Ağustos, Suluk (Rakka kuzeyinde bir kasaba) 
    İsmi bilinmeyen örgütün istihbarat üyesi, 30 Ağustos, Menbiç.
    Abdurrahman Mahmut Cafer, 10 Eylül Menbiç.
    Ali Şir, 18 Eylül Haseke.

6IŞİD’in Rakka, Deir ez Zor ve Haseke üçgeninde uyuyan hücrelerinin yavaşça uyanmaya başladığı yorumunu yapmak mümkün. Bunun başlıca sebebi de daha önce bahsettiğim gibi, YPG’ örgütünün halka muamelesi ve değerlere karşı olan tutumu olabilir. Bu şekilde bölge halkının “uyuyan hücreler” hakkında YPG’ye bilgi vermediği kanaatindeyim. Tabi bir başka sebep, Rakka Operasyonu sırasında orantısızca hava operasyonları kullanılması ve bunun getirdiği yıkım olarak yorumlanabilir.

Gelecek günlerin ne getireceği bilinmez lakin, “YPG” örgütünü Suriye’de büyük sorunların beklediğini düşünmek mümkün. Nitekim Türkiye’nin de örgütü bölgede istemediğini biliyoruz ve bu konuda Amerikalılar ikna edilirse, ciddi gelişmelerin yaşanması daha hızlı bir şekilde gerçekleşebilir.

Güncelleme : Güncel rakam 500’ü geçmiş durumda. (15 Şubat 2019)

Güncelleme 2 (1 Nisan 2019) : Suikaste uğrayan YPG’li sayısı 800’ü Nisan 2019 tarihi itibariyle geçmiş durumda ve saldırılara bombalı araçla düzenlenenler de eklenmiş bulunuyor. Özellikle Menbiç,Rakka şehir merkezlerinde de saldırıların ortaya çıkışı, örgütü endişelendiriyor.

Güncelleme 3 (20 Haziran 2019) : Suikaste uğrayan YPG’li sayısı 1800’ü geçmiş durumda. Örgütün kırsaldaki kontrol noktalarına gerçekleştirilen bombalı ve susturucu silahlı saldırıların ardından, IŞİD’in ilan ettiği yıpratma savaşı kapsamında, tarlaları ateşe vermesi ve bombalı eylemleri şehir merkezlerine artık tamamen taşımış olması, hem ekonomik hem de sosyolojik açıdan örgütü sıkıştırmaya devam ediyor.

Güncelleme 4 (31 Temmuz 2019): Suikast ve bombalı saldırılarda öldürülen YPG’li sayısı yaklaşık olarak 1950. Rakka ve çevresinde hareketlilik azalırken, özellikle Deir ez Zor kırsalındaki Diban kasabasında örgüte yönelik saldırılar yoğunlaşmış durumda. Ayrıca Haseke’de de IŞİD eylemleri sürüyor.

Güncelleme 5 (1 Kasım) : Bağdadi’nin etkisiz hale getirilmesinin ardından, IŞİD hücreleri geçen süreçte eylemlerini devam ettiriyor. Rakka çevresinde gerçekleştirilen eylemlerde artış mevcut. Toplam YPG kaybının 2100’ü geçtiğini söylemek mümkün bugüne kadarki gerilla tipi saldırılarda.

 

İdlib Anlaşması: Merak Edilen Soruların Cevapları ve Detaylar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından 17 Eylül’de Soçi’de düzenlenen Suriye konulu zirvede iki ülke İdlib Anlaşması’na imza attı. Anlaşma sonrası Rusya, İdlib’e operasyon düzenlenmeyeceğini duyurdu. Peki anlaşmanın ana başlıklarını neler oluşturuyor?

Anlaşmanın en önemli sonucu çatışmaların sona erdirilmesiyle birlikte İdlib sınırları ve çevresinde ‘silahtan arındırılmış bir bölge’ oluşturulması. 15-20 KM’lik bir alan kurulacak ve bu alanda ağır silahlar bulunmayacak. Bu bölgenin güvenliği için Türk ve Rus askerleri devriye gezecek. Bir diğer önemli başlık ise ticaret ile ilgili. Türkiye’nin teklifiyle Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarını 2018 sonuna kadar yeniden ulaşıma açma kararı alındı. Bu otoyollar aynı zamanda M4 ve M5 otoyolları olarak da biliniyor.

İdlib Anlaşması İle İlgili Merak Edilen Sorular ve Cevapları

Şu anki İdlib sınırları değişecek mi?

Yapılan anlaşma ile İdlib’in 17 Eylül 2018’e kadarki olan sınırları aynı kalacak.

17 Eylül 2018’de Rusya ile Türkiye’nin İdlib anlaşması sonrası İdlib’de kurulması planlanan silahtan arındırılmış bölge sınırları ve tahmini harita. (Harita: Suriye Gündemi)

Silahsızlandırılan alan nasıl oluşturulacak?

Rus ve Türk heyetlerinin çalışmaları sonucu 15-20 KM arasında bir bölge terör örgütleri ve ağır silahlardan arındırılacak. Bazı bölgelerde 15km, bazı bölgelerde ise 20 KM bu alana dahil edilecek. Bu bölgenin kurulmasının asıl amacı bölgeyi ağır silahlardan arındırmak.

Silahsızlandırılan alanda muhalifler ve siviller olacak mı?

Oluşturulması planlanan bölge ağır silahlardan arındırılacak. Buradan sadece terörist gruplar çıkartılacak. Ilımlı muhalif olarak nitelendirilen gruplar sivillerle birlikte bölgede yer alacak. Hatta muhaliflerin elindeki hafif silahlar kalacak.

İdlib’de rejim karşıtı gösterilerden.

Ateşkes sağlandı mı?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na göre evet. Çavuşoğlu, bu anlaşma ile ateşkesin sağlandığını fakat İdlib’den de başka yerlere taciz olmaması gerektiğini söyledi. Rusya Savunma Bakanı Şoygu’nun açıklamasına göre de İdlib’e herhangi bir operasyon düzenlenmeyecek. Anlaşılan o ki HTŞ gibi terör örgütlerinin herhangi bir saldırısına sava şuçaklarıyla cevap verilecek.

Türk askeri İdlib’de kalacak mı?

Astana Görüşmeleri kapsamında Türk askerinin İdlib’de 12 gözlem noktası yer alıyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, bölgenin güvenliği için asker tavviyesi yapılacağını yineledi. Hatırlandığı üzere Türkiye, Rusya ve İran tarafından düzenlenen Tahran Zirvesi sonrası bu noktalara askeri takviye yapılmıştı.

İran veya rejim güçleri bölgede bulunacak mı?

Ne İdlib’de ne de oluşturulacak silahsız bölgenin muhaliflerin kontrolündeki kısmında İran, rejim güçleri ve Şii milisler yer almayacak. Burasının güvenliğinden Türk ve Rus askeri polisi sorumlu olacak.

İdlib Anlaşması Hakkında Kim Ne Dedi?

Avrupa Birliği: Türkiye ve Rusya’nın İdlib’de silahtan arındırılmış bölge oluşturulması kararının ‘sivil hayatların korunmasını garanti altına almasını’ istedi.

Esad rejimi: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında varılan İdlib’de silahsız bölge mutabakatını memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Suriyeli muhalifler: Müzakere Yüksek Komitesi Sözcüsü Yahya el Aridi, Rusya ile Türkiye arasında İdlib’de silahsızlaştırılmış bölge oluşturulması konusunda varılan anlaşmanın iki ülke için olacağı gibi, Suriyeli siviller için de yararlı olacağını ve kararla birlikte 3 milyondan fazla sivilin korunacağını söyledi.

İran: Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, aktif diplomasinin İdlib’deki savaşı durdurduğunu ve diplomasinin etkili olduğunu belirtti.

ABD: Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA) Direktörü Robert Ashley, Soçi Zirvesi’nin Suriye’deki çatışmanın çözümü açısından umut verici olduğunu belirtti.

BM: Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric “Rusya Devlet Başkanı Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki toplantı çok önemli bir toplantı ve umarız İdlib’deki sivillere olumlu etkisi olur. İdlib’de siviller büyük tehlike altında” şekilnde zirveyi yorumladı.

Kaynak: StratejikOrtak.com

https://stratejikortak.com/2018/09/idlib-harita-son-haberler.html

 

Moskova-Tel Aviv Krizi: Lazkiye Saldırısı ve Rus Uçağının Düşürülmesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında Soçi’de imzalanan İdlib anlaşmasından saatler sonra ‘Rus hava koruması altında bulunan’ Suriye’nin sahil şehri Lazkiye’ye füze saldırılarının olduğu haberlere yansıdı. Tüm dünyanın gözü İdlib’den bir anda Lazkiye’ye çevrildi. Lazkiye’deki sanayi bölgelerini hedef alan füzeler büyük patlamalar yaşandı. İlk olarak HTŞ’nin şehre saldırdığı düşünülse de patlamaların büyüklüğü hakkında yorum yapan uzmanlar İsrail’i işaret etti.

Olayı gerçekleştiren ülkenin kim olduğu netleşmeden bir haber daha geldi. Rusya’ya ait IL-20 tipi askeri istihbarat uçağının radarda kaybolduğu bildirildi. Daha sonra yapılan açıklamada uçağın Rusya’nın Suriye’deki Himeymim üssüne inişi esnasında düştüğü açıklandı.

Lazkiye’ye saldırıyı kim yaptı? Rusya’nın uçağı neden düştü?

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Lazkiye saldırısını 4 İsrail F-16’sının düzenlediğini ve bir Fransız savaş gemisinin de saldırılara katıldığını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov

Konaşenkov, düşen IL-20 tipi askeri istihbarat uçağı ile ilgili detayları paylaştı:

  • Lazkiye saldırısını 4 İsrail F-16’sı düzenledi.
  • IL-20 tipi Rus uçağı Suriye ordusunun S-200 savunma sisteminden fırlatılan bir füzeyle vuruldu. Bununnedeni olarak da İsrailli pilotların uçağı Suriye hava savunma sisteminin bulunduğu bölgeye sürükleyip kalkan olarak kullanması gösterildi.
  • Rusya, İsrail’in bu eylemine gerektiği gibi karşılık verme hakkını ellerinde bulundurduklarını açıkladı.
  • Uçağın düşürülmesinden İsrail sorumlu tutuldu. İsrail’in bu hareketi ‘düşmanca’ olarak tanımlandı. Konaşenkov, “İsrail hava kontrol sistemleri ve F-16 pilotları Rus uçağını görememiş olamaz, zira uçak 5 kilometre irtifadan sonra inişe geçmişti. Kasıtlı olarak bu provokasyonu yaptılar” dedi.
  • İsrail, uçak düşmeden 1 dakika önce kırmızı hat’ üzerinden Moskova’ya saldırıya ilişkin bilgi verdi. Buu kısa sürede uçağın güvenli hatta çekilmesinin imkansız olduğu belirtildi.
  • Uçağın enkazına ulaşıldı, 15 Rus askeri öldü.

İsrailli mevkidaşı Avigdor Liberman’la telefon görüşmesi gerçekleştiren Rusya Savunma Bakanı Şoygu’nun “Rus uçağının düşmesinin sorumluluğu tamamen İsrail’e aittir.” dediği öğrenildi. Öte yandan Rusya, İsrail’in Moskova Büyükelçisi, Rusya Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı.

Rusya Savunma Bakanlığı, dün gece yaşanan Lazkiye saldırısı ve düşen Rus uçağı ile ilgili güzergahların gösterildiği bir harita yayınladı:

Lazkiye saldırısının detayları ve düşen Rus uçağının güzergahı. (Harita: Rusya Savunma Bakanlığı)

İsrail’den açıklama geldi: Sorumlu Esad rejimi, Hizbullah ve İran

İsrail ordusu, düşen Rus uçaklarıyla ilgili Twitter üzerinden bir açıklama yaptı. Rus askerlerinin ölümünden üzüntü duyduklarını belirten İsrail, uçağın Suriye hava savunma sistemleri tarafından vurulduğunun altını çiziyor. Öte yandan açıklamada suçlunun Esad rejimi, onları destekleyen Hizbullah ve İran olduğu söyleniyor.

İsrail’in Lazkiye’de vurduğu tesislerle ilgili açıklaması ise şu yönde:

İsrail savaş uçaklarının gece hedef aldığı Suriye Silahlı Kuvvetleri tesisinden isabetli ve öldürücü silah üretimi için gerekli sistemler İran adına Lübnan’daki Hizbullah’a transfer edilmek üzereydi.

Fransa ve ABD saldırılara katıldığı iddilarını yalanladı

Rusya Savunma Bakanlığı, Lazkiye’nin Akdeniz’de konuşlandırılmış Fransa’ya ait firkateynden ateşlenen füzelerle vurulduğunu duyurdu. Fransa’da askeri bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada Lazkiye’ye düzenlenen saldırı ve düşürülen Rus uçağıyla ilgili olarak “Olay ile ilgili hiçbir bağlantımız yok” dedi. ABD’li yetkililer de Lazkiye saldırısına Amerikan ordusunun katılmadığını açıkladı.

Yükselen Gerilim: IŞİD Taliban’a Karşı

0

Yükselen Gerilim: IŞİD ile Taliban’ın Cüzcan’daki Şiddetli Çatışmaları

Afganistan’da bu ay, en önemli ve aniden gelişen en önemli çatışma haberi, IŞİD-Taliban çatışmasıydı. Tahmin edilebileceği gibi, IŞİD ve Taliban arasında şiddetli bir çatışma çıkacak olursa bu Cüzcan ve diğer kuzey bölgeler olabilirdi. Çünkü IŞİD örgütünün Afganistan’da en etkili olduğu bölgeler bu alanlardır.

Bu ayın başlarında IŞİD militanları, gruplar arasında savaşa yabancı olmayan, rekabetin olduğu bir bölge olan Darzab’da Taliban bölgelerini işgal ettikten sonra yenilenen savaşlar oldu.

IŞİD, Taliban’ın ele geçirmiş olduğu şehri ele geçirdikten sonra, yakalanan 10 Taliban militanını idam etti.
Sonuç olarak Taliban, Darzab ve Kuş Tepe’deki IŞİD alanlarını ve 12 Temmuz’da Cüzcan’da bir başka bölgeyi hedef aldı. Daha sonra 16 Temmuz’da Darzab’daki çatışmalarda en az 6 Taliban ve 4 IŞİD militanının öldürüldüğü bildirildi.

16 Temmuz’da en az 6 Taliban ve 4 IŞİD militanını Darzab’daki çatışmalarda öldürüldü. Ayrıca, IŞİD militanları Taliban komutanı Molla Burjan’ı yakaladıktan sonra idam etti.
17 Temmuz’da ise, Sar-e-Pul’un Sayyad ilçesinde iki taraf arasındaki çatışmada 15 militan öldürüldü.

Ayrıca, IŞİD militanları Taliban komutanı Molla Burjan’ı yakalayıp Darzab’da idam etti. Afgan yetkililere göre, bu olaydan sonra taraflar arasındaki çatışmalar arttı. Yetkililer, çatışmalar arasında en az 250 militanın öldürüldüğünü ifade etti.

1 Ağustos’ta, Taliban IŞİD’in Cüzcan’dan “tamamen” çıkarıldığını duyurdu. Bu olayın ardından 150’dan fazla IŞİD militanı Afgan ordusuna teslim oldu. 153 IŞİD militanının öldürüldüğü, 100’den fazlasının yaralandığı ve 134’ünün ise yakalandığı belirtildi. Kendilerinden ise 17 militanın öldüğü ve 13’ünün yaralandığı ifade edildi. Silah, araç, telsiz ve bir çok eşyanın da ele geçirildiği de eklendi.

Asıl tartışma konusu olan olay, Afgan ordusunun IŞİD militanlarını tahliye etmek için gönderdiği helikopterdi. Medyaya yansıyan video görüntülerinde Afgan ordusuna teslim olan IŞİD militanlarının video görüntüleri de vardı.

Bu olay, New York Times’a da haber oldu ve Afgan yetkililerin de bu olaya dair ifadelerine yer verildi. Afgan bir polis “Neden onlara onur konuğu gibi davranmak yerine sadece Taliban militanlarını öldürmelerine müsaade etmiyoruz?” dedi.

Hatta, önemli IŞİD komutanları bu olaydan sonra Afgan gazeteci ve yetkililerle kamera karşısına çıktı:

IŞİD komutanı Müftü Nemat, sorulan sorularda neden teslim olduklarına dair detay vermeyi reddetti ve “Bu bir acil durumdu,” ifadesini kullandı. Afgan ordusunun verdiği desteğe dair iddialara ise “Bize saat 9’da tahliye için helikopter desteği geleceğine söz verildi ancak kimse gelmedi,” dedi. Bunun yerine militanlar kendileri hükümete kaçtılar. Nemat, bağlantılarını kaybettikleri IŞİD militanları ile alakalı ise “Taliban’la bağlantıya geçtiler veya herhangi bir yere gittiler,” diyerek ekledi.

Telefon aracılığı ile gazetecilere ulaşan Zabihullah Mücahid, 128 militanın esir alındığını, geri kalanların ise hükümete kaçtıklarını ifade etti. “Soruşturmalar olacak ve askeri mahkememiz onlar hakkında karar verecek,” diyerek de ekleme yaptı.

Gündemi İdlib olan Suriye’de Son Durum Haritası (Eylül 2018)

Suriye’de Taraflar
Esad Rejimi  – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Heyetül Tahrir-i Şam (HTŞ), ÖSO vb.
PYD/YPG  – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler

Stratejik Ortak olarak Suriye’de son durum ve savaş haritasını Eylül 2018 itibariyle sizler için hazırladık.

https://stratejikortak.com/2018/12/firatin-dogusu-harita.html

Eylül ayına girdiğimiz şu günlerde Suriye için en önemli gündem maddesi, muhalifler ile birlikte HTŞ’nin kontrolü altında bulunan İdlib. Rusya, İran ve Türkiye’nin Astana görüşmesi ve ABD’nin bölgeye yönelik stratejileri sonucu geleceği belli olacak olan İdlib’de son durum; tam bir muamma.

Eylül ayı itibariyle Suriye topraklarının yüzde 60’ından fazlası rejim kontrolünde bulunurken, Fırat’ın kuzeyi ABD destekli YPG işgali altında. İdlib’de eski adıyla El Nusra şu anki HTŞ ve muhalifler hakimiyetini sürdürürken, ülkenin Ürdün sınırındaki Tanf bölgesinde ABD destekli muhalifler bulunuyor. Öte yandan IŞİD, Irak sınırında küçük bir bölgede olmak üzere bazı çöl bölgelerinde terör estirmeye devam ediyor.

16 Eylül 2018:

Suriye son durum haritası (16 Eylül 2018)

7 Eylül 2018:

Suriye güncel haritası (7 Eylül 2018) – Harita: Suriye Gündemi

1 Eylül 2018:

Suriye son durum haritası (1 Eylül 2018)

Suriye ile ilgili geçen ayın bazı önemli başlıkları(yeniden eskiye):

– BM Suriye Özel temsilcisi Mistura, “Türkiye-Rusya-İran’ın Tahran’da gerçekleştireceği son derece önemli zirveyi çok dikkatli ve büyük umutlarla izliyor olacağız.” dedi.

– Suriye Ulusal Uzlaşma Bakanı Ali Haydar, Kürtler dahil hiçbir etnik grup veya bölge için özel koşulların müzakere konusu olmadığını belirtti.

https://stratejikortak.com/2018/09/idlib-harita-son-haberler.html

– ABD Başkanı Trump, attığı tweette Beşar Esad’ı “Suriye Cumhurbaşkanı” olarak niteledi. Daha önce “hayvan Esad” diye yazmıştı.

PKK”nın Suriye örgütü SDG’nin askeri istihbarat birimi başkanı Ahmed el-Uveysi, Rakka-Tel Abyad yolunda kimliği belirsiz kişiler tarafından öldürüldü.

Ahmed el Uveysi

– Suriye’nin başkenti Şam’daki El Mezze hava üssüne roket saldırısı yapıldığı, üsteki mühimmat depolarında patlamalar yaşandığını belirtildi. Daha sonra olayın elektrikten kaynakladığı ifade edildi.

– ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey‘in öncülüğündeki bir heyetin Türkiye, İsrail ve Ürdün’ü ziyaret edeceğini açıkladı.

– ABD’nin, Suriye’nin güneyindeki Tanf bölgesindeki askeri üssüne çöl kamuflajlı SAM füze sistemini yerleştirdiği görüldü.

– Kars Sarıkamış 9. Komando Tugay Komutanlığı’nda görevli 284 kişilik profesyonel komando birliği, Suriye’nin Münbiç ile Tel Rıfat bölgelerine sevk edildi.

– Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Suriye konusunda Rusya ve Türkiye ile diyalogdan yana olduklarını söyledi.

– Suriyeli Hıristiyanlar, terör örgütü YPG’nin örgüt propagandasını kabul etmediği için kapattığı kendilerine ait okulların durumunu protesto etti.

– Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, “ABD Suriye’de hükümet güçlerini vurmak için Ortadoğu’daki kruz füzelerini arttırıyor. Basra Körfezi ve Katar’a takviye yapılıyor” açıklamasında bulundu.

Sadece 27 Ağustos’ta gerçekleşen Suriye diplomasisi:

Fransa: Esad kimyasal silah kullanırsa Suriye’ye hava saldırısı düzenleriz açıklaması yapıldı

Rusya: Kalibr füzesi donanımına sahip iki fırkateyn Akdeniz’e gönderildi

İran: Esad yönetimi ile askeri işbirliği anlaşması yapıldı

– Resmi temaslar için Suriye’ye giden İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Hatemi, Suriye’nin yeniden inşa sürecinde olmak istediklerini söyledi.

– ABD’nin Suriye’de YPG kontrolündeki bölgelere radar yerleştirerek “uçuşa yasak bölge” oluşturacağı belirtilirken, Washington’un bu kararı Türk savaş uçaklarının müdahalesi nedeniyle hayata geçireceği iddia edildi.

– ABD Başkanı Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, ABD, Rusya ve İsrail’in İran’ı Suriye’den çıkarma konusunda anlaştığını söyledi.

– YPG’nin, Suriye’nin Kamışlı ilçesinde Esad yönetiminin gelecek ay yapacağı yerel seçimde aday olan Arapları alıkoyduğu iddia edildi.

– ABD, Suriye’de PYD kontrolündeki bölgeye aktaracağı 230 milyon dolarlık fonu dondurma kararı aldı. Bu miktarı Suudi Arabistan ve BAE’nin sağlayacağı iddia edildi.

– YPG ile PKK’nın aynı olduğunu söyleyen ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye’den sorumlu özel temsilcisi oldu.

Doğal Kararlılık Operasyonu üst düzey komutanlarından general Gedney, IŞİD’in Suriye-Irak sınırındaki son kalan bölgesinde 1000’den fazla savaşçı olduğunu söyledi.

Suudi Arabistan‘ın, (PYD’nin kontrolünde bulunan) Suriye’nin kuzey doğusundaki imar ve alt yapı çalışmaları için koalisyon güçlerine 100 milyon dolar bağışta bulunduğu bildirildi.

– Rusya ve Türkiye arasında imzalanan gizli anlamaya göre Suriye ve Rusya PYD’ye herhangi bir özerklik vermeden ‘haklarını’ tanıyacak. İdlib operasyonu sonrasında da Türkiye’nin Esad rejimiyle ilişkileri normalleşme sürecine girecek. [iznews]

– Hamas, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani‘nin Ankara’da buluştuğunu ve Suriye’ye yönelik siyasi çözümde uzlaşma sağlandığını açıkladı.

– 6 yıl sonra ilk kez Suriye bayraklı bir gemi İstanbul Boğazı’ndan geçiş yaptı. Yük gemisi Rusya’ya gitmek için Karadeniz’e açıldı.

https://stratejikortak.com/2018/12/firatin-dogusu-operasyonlar-kobani.html

Kaynak: StratejikOrtak.com

Dünyadaki Türk Askeri Üsleri ve Yurt Dışındaki Asker Sayısı

Dünyadaki Türk askeri üsleri, yani Türkiye’nin yurt dışındaki askeri varlığı en merak edilen başlıklar arasında. Fakat bu konuda medyada bazı yanlış bilgiler yer alıyor. Türkiye, sınırları dışında bazı ülkelere askeri üs kuruyor bazı ülkelerde ise barış harekatları kapsamında eğitim amacıyla asker bulunduruyor. ABD’den sonra yurt dışında en aktif ikinci ordu olan* TSK’nın toplamda 10 ülkede askeri varlığı konuşlanmış durumda. İşte o ülkeler ve Türk askerlerinin sayıları…

Bosna Hersek

Türkiye, ülkenin 6 farklı noktasında güvenlik güçlerinin eğitimi için 250 asker bulunduruyor. Barışı destekleme harekatı kapsamında 23 ülkenin askerinin bulunduğu Bosna Hersek’te Avusturya’dan sonra en çok katkı yapan ikinci ülke konumunda Türkiye.

250 Türk askeri bir motorlu piyade bölüğü ve irtibat/izleme timlerinden oluşuyor. Öte yandan Türk askerleri sosyal dayanışma kapsamında yerel halk ile iç içe görevlerini sürdürüyor.

Somali

Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü Somali’de yer alıyor. Başkent Mogadişu’daki üste 200 Türk askeri konuşlanmış durumda. 400 dönümlük arazi üzerine kurulu olan üste 3 askeri okul bulunuyor. Ağustos 2018’de 37’si kara, 5’i deniz, 5’i de hava kuvvetlerinden 47 Somalili astsubay, Türk askerlerinin eğitimleri sonunda mezun olmuştu.

Yılda 1500 Somali askerine eğitim verileceği belirtilen ‘Afrika Boynuzu’ndaki üs; ABD, Çin, Fransa, Japonya ve İtalya’nın askeri üslerinin bulunduğu Cibuti’ye komşu. (Üssün fotoğraflarını buradan inceleyebilirsiniz.)

Kosova

2008’de bağımsızlığını ilan eden ve 113 BM ülkesi tarafından tanınan Kosova, güvenlik güçlerinin Kosova Silahlı Kuvvetleri’ne dönüştürmek için çalışmalar yürütüyor. 1999 tarihinden itibaren BM Güvenlik Konseyi tarafından verilen izinle Uluslararası Barış Gücü’nün konuşlandığı Kosova’da, 31 ülkenin askeri bulunuyor. Bu ülkelerden biri de Türkiye.

Bosna Hersek’teki gibi bir motorlu piyade bölüğü ve irtibat/izleme timleri ile konuşlanan TSK, ülkede 400 asker bulunduruyor.

Suriye

Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Suriye sınırını terör örgütü YPG ve IŞİD’den temizleyen TSK, Afrin, El Bab ve Cerablus gibi bölgelerde yaklaşık 5 bin asker bulunduruyor. Türkiye, terörden arındırılan Suriye topraklarında yerel halka hastane, okul ve posta hizmetleri de sunuyor. Bununla birlikte Türk askeri ülkenin İdlib şehrini çevreleyen 12 gözlem noktası kurdu ve burada muhaliflerle rejim güçleri arasında çatışmaları izliyor.

Arnavutluk

20 yıl önce deniz üssü ile Arnavutluk’a konumlanan Türkiye, 24’ü deniz üssünde olmak üzere 100 asker ile barışı koruma görevini sürdürüyor. Paşalimanı Deniz Üssü’nde 24 askeri bulunan Türkiye’nin NATO Görev Kuvveti kapsamında TCG “Sokullu Mehmet Paşa” ve TCG “Akçakoca” isimli gemileri Arnavutluk’un ikinci en büyük liman kenti Avlonya’ya bulunuyor.

Sudan

Afrikan’nın Hac kapısı olarak bilinen Kızıldeniz’e kıyısı olan Sevakin Adası, yüzyıllardır hem Müslümanlar için hem de bölge ticareti için önemli. Sudan yönetimi, adayı imarı için Türkiye’ye tahsis etti. Türkiye’nin Sudan’da herhangi bir askeri birliği yok ancak uzmanlar Türkiye’nin ileride bu limanın güvenliği ve Hartum yönetiminin kararı ile bölgeye yeni bir askeri üs kurabileceğini söylüyor. Adanın Türkiye’ye verilmesi Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin tepkisini çekmişti.

Irak

1994’ten bu yana PKK ile mücadele kapsamında Irak’ın kuzey bölgesinde 10 farklı bölgedeki karakollarda asker bulunduran Türkiye,  şu anda Kandil Dağı’nın kuzeybatısında güvenli bir hat oluşturarak üs bölgelerini birbirine bağlayıp, teröristlerin ikmal yollarını kesmeyi hedefliyor.

Türkiye’nin yurt dışında en fazla asker bulundurduğu ülke olan Irak’ta, Türk ordusu IŞİD’le mücadele amacıyla askeri üs kurmuş ve burada askeri eğitim vermekte. Geçmiş yıllarda IŞİD’li teröristlerin yer yer küçük saldırılarda da bulunduğu üs, Musul’un 20 KM kuzeyinde bulunuyor. Irak’ta büyük bir kısmı özel kuuvetler olmak üzere 2.500 Türk askeri görev yapıyor.

Katar

Son yıllarda Türkiye’nin Körfez’deki en önemli müttefiki haline gelen Katar’da da Türkiye’nin askeri üssü bulunuyor. Denizden ve havadan lojistik desteğe müsait olan 3 bin kişi kapasiteli El Rayyan Üssü’nde 300’e yakın Türk askeri konuşlandı. Her geçen gün asker sayısının arttığı üsse, obüs ve zırhlı araç sevkiyatının yapıldığı da biliniyor. Türkiye’nin Doha Büyükelçisi Fikret Özer, Türkiye’nin Katar’da kara gücüne ek olarak deniz ve hava gücü mevzilendireceğini açıklamıştı.

Türkiye, ABD ve Birleşik Krallık’ın ardından Katar’da askeri üs kuran üçüncü ülke.

Azerbaycan

Azerbaycan ordusunda görevli askerlere eğitim amacıyla ülkede 70 TSK personeli bulunuyor. Türkiye, Bakü yönetiminin izniyle 1999’dan bu yana Bakü askeri havalimanını dinlenme noktası olarak kullanıyor.

Her yıl ortak askeri tatbikatların yapıldığı kardeş ülke Azerbaycan ile birçok askeri anlaşma da yapılıyor. 2010 yılında Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması’nın ikinci maddesinde, iki ülkeden birisine üçüncü bir ülke tarafından saldırı olması durumunda ortak bir güvenlik ve savunma perspektifi oluşturulacağı belirtiliyor. Maddenin ucu açık bırakılması iki ülkenin olası bir savaş durumunda ortak bir tepki verebileceği şeklinde yorumlanıyor.

Afganistan

Milli Mücadele döneminde Anadolu hükümetini tanıyan ve Ankara’ya ilk diplomatik temsilci gönderen ülke olan Afganistan’da, barışın tesisi için ISAF kapsamında 2000 askerin bulunduğu iddia edilse de resmi kaynaklara göre NATO bünyesinde 563 askerimiz göre yapıyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)

Doğu Akdeniz’in en stratejik bölgesinde bulunan, 1974’te barışın tahsis edildiği KKTC’de, 50 binden fazla Türk askerinin görev yaptığı biliniyor.  Geçtiğimiz günlerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın Dışişleri Bakanlığına sunduğu öneride KKTC’de deniz üssü açılması gerektiği vurgulanmıştı. TSK, sadece Kara Kuvvetleri olarak adadaki garantörlüğünü sürdürüyor. İlginçtir, 1974’ten bu yana herhangi deniz ve hava üssü kurulmadı.

21 Ocak 1997’de Bülent Ecevit, Türk askerinin KKTC’de kalmasının önemini şu şekilde vurgulamıştı:

“…. Sözlerimi bitirirken şunu hatırlatmak isterim: Sayın Denktaş, Türkiye’ye Kıbrıs Türklerinin şükran duygularını her zaman cömertçe ifade eder; fakat, aslında, sadece Türkiye Kıbrıs Türkleri için bir güvence değildir; aynı zamanda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Türkiye için büyük bir güvencedir. Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye için ne kadar büyük bir güvence olduğunu algılayabilmek, idrak edebilmek için strateji uzmanı olmaya gerek yoktur. Bir ortaokul haritasını açıp bakan herkes Kıbrıs’ın Türkiye için stratejik açıdan ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gözleriyle görebilir. Güney kıyılarımızın güvenliği; İskenderun, Mersin Limanlarının güvenliği; petrol boru hatlarının ve ileride yapılacak petrol ve doğalgaz boru hatlarının güvenliği bakımından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde Türk askerî varlığının sürmesi, evvela o cumhuriyetin sürmesi ve -o cumhuriyet ebediyen yaşayacaktır inşallah- o cumhuriyette de Türk askerî varlığının ebediyen kalması -her şeyden önce Türkiye’nin kendi güvenliği için- koşuldur.

Ek bilgi: Türk askeri daha önce Lübnan ve Makedonya’da da görev yapmıştı.

* IŞİD ile mücadele kapsamında yurt dışındaki asker sayısını arttıran Türkiye, İngiltere merkezli Pricewaterhouse Coopers’un (PwC) yayınladığı ‘Küresel Savunma Perspektifleri 2017’ adlı rapora göre ABD’den sonra yurt dışında en aktif olan ikinci ordu. Aynı raporda TSK’nın 2014’te mevcut personelinin yüzde 8.6’sı, 2016’da ise askeri personelinin yüzde 13.2’sini yurt dışında görev aldığı belirtildi. Bu sayının Zeytin Dalı Harekatı, Katar ve Somali’deki askeri üslere yapılan takviye ile daha da arttığı belirtiliyor.

Şu anda 50 bine yakın Türk askerinin ülke dışında görev yaptığı tahmin ediliyor.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Fırat Kalkanı Harekatı Suriye’ye Neler Kazandırdı?

1

24 Ağustos 2016’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçleriyle başlattığı ve El Bab’ın terör örgütü IŞİD’den alınmasının ardından sonra eren Fırat Kalkanı Harekatı‘yla 2 bin kilometrekareden fazla alan ÖSO kontrolüne geçti. Bu bölgelerin eski haline getirilmesi için yardımda bulunan Türkiye, bu topraklarda Suriyeli Polis Gücü’nü kurmakla birlikte ticaretinde geliştirilmesine de destek verdi.

Peki, Türk silahlı Kuvvetleri’nin bölgeyi IŞİD terör örgütünden temizlemesinin ardından ne gibi gelişmeler yaşandı? Türkiye’nin bu askeri operasyonu bölgeye ne gibi kazanımlar sağladı? Fırat Kalkanı Harekatı’nın sonucu ne oldu?

Fırat Kalkanı Harekatı

Tarih: 24 Ağustos 2016

Düzenleyen: Türk silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu

Operasyon Bölgesi: Azez-Cerablus-El Bab hattı

Amaç: Türkiye’nin sınır güvenliğini temin etmek, terör örgütü IŞİD’i gölgeden çıkartmak, IŞİD’den doğacak boşluğa terör örgütü PKK/PYD-YPG’nin yerleşmesini engellendi.

Sonuç: Terör örgütlerinden 2055 km kare  alan temizlendi, 3000’den fazla IŞİD’li terörist etkisiz hale getirildi, 450’den fazla PKK/PYD-YPG’li terörist etkisiz hale getirildi.

Suriye’nin En Güvenli Alanı: Fırat Kalkanı Harekatı Bölgesi 

  • Son 2 yıldır Suriye’nin en güvenli alanlarından birisi Türk silahlı Kuvvetleri’nin teröristlerden temizlediği Fırat Kalkanı Harekatı Bölgesi’dir.
  • Terör örgütü IŞİD’in işgalinin ardından bölgeyi terk eden halk, Fırat kalkanı harekatı ile evlerine geri dönmeye başladı.
  • Esad rejiminin saldırılarından kaçan siviller de hayatta kalmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolündeki Fırat Kalkanı Harekatı bölgesine geliyor.
  • Ocak 2018’den itibaren bölgede nüfus, IŞİd’in işgalinden bu yana 5 katına çıkmış durumda.
  • Şu anda Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde 1.5 milyon insan yaşamakta. Bölgeye dönüşler hala devam ediyor.

Emniyet Birimleri Kuruldu

  • Türkiye’nin eğittiği 5000 Suriye’li, bölgede polis gücü olarak görev yapıyor. El Bab polisinin eğitiminden kıyafetine ve mühimmatına kadar bir çok ihtiyacı Türkiye tarafından temin ediliyor.
  • Türk silahlı Kuvvetleri’nin eğittiği Suriye’li bomba imha ekipleri, bölgede çok sayıda bomba ve mayını etkisiz hale getirdi.

Bölge Sivil İdarenin Kontrolünde 

  • Türkiye’nin desteği ile bölgede yerel meclisler kuruldu.
  • Bu meclisler bölgede terör örgütü IŞİD’in izlerini büyük ölçüde sildi. Temizlik, elektrik, su, altyapı gibi hizmetler bu meclislerin çalışmaları neticesinde temin ediliyor.

Ticaret Yeniden Canlandı

  • Terör örgütü IŞİD’in işgali sırasında bölge ticareti büyük ölçüde zarar görmüştü. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarılı Fırat Kalkanı Harekatı ile bölgede huzur ve güvenlik yeniden tesis edildi ve ticaret hayatı hareketlenmeye başladı.
  • Bölgenin en önemli geçim kaynaklarında olan tarım ve küçükbaş hayvancılık eski düzeyine geri döndü.
  • Güvenliğin sağlandığı alanlarda Türkiye’ye açılan sınır kapıları ile Azez ve Cerablus’ta ticaret hayatı canlanmaya başladı.
  • PTT; Azez, Cerablus, Çobanbey, Mare ve Bab’da şubeler açtı.

Eğitim Hayatı Canlandı

  • 3 yıllık IŞİD işgali altında bölgede okullar ve eğitim hayatı büyük yara aldı. IŞİD eğitim-öğretim faaliyetlerini yasakladı ve bölgedeki okulları terör eylemleri için kullandı.
  • Türkiye, Milli Eğitim Bakanlığı ve Maarif Vakfı vasıtasıyla bölgede eğitimin yeniden canlanması için büyük çaba gösterdi.
  • Türkiye tarafından 500’den fazla okul binası tamir edilerek eğitime hazır hale getirildi.
  • Eğitim-öğretim için gerek duyulan malzemenin büyük çoğunluğu Türkiye tarafından temin edildi.
  • Türkiye tarafından bölge halkına eğitim verilerek 6000’den fazla öğretmen yetiştirildi ve görevlerine başladı.
  • Şu ana kadar Türkiye’nin destekleri ile eğitim alan Suriye’li çocuk sayısı 200 bini aşmış durumda.
Yalova İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Ali Tosun’un Katkılarıyla Yapılan Mezraat El Burç İlkokulu

Sağlık İhtiyaçları Giderildi

  • IŞİD işgali altında bölgede sağlık hizmetleri çökmüştü. Acil hastalar için tek çare Türkiye’ye getirilmeleri idi. (https://cliniclesalpes.com/)
  •  Bölgeyi terörden arındıran Türkiye, ilk olarak Cerablus’ta bir devlet hastanesi inşa etti.
  • Cerablus’ta inşa edilen devlet hastanesinde günde yaklaşık 400 kişiye sağlık hizmeti veriliyor.
  • Ayrıca bölgede Türkiye’nin desteği ile El Bab’da Hikmet Hastanesi ve Azez’de Ehli Hastanesi onarılarak sağlık hizmeti vermeye başladı.
  • Şu anda Azez’de 1 günde sağlık hizmeti verilen hasta sayısı 500’ün üzerinde.
  • Mare, Çobanbey ve El Bab’da ise 200 yatak kapasiteli hastanelerin inşası hızla devam etmekte.

İbadet Özgürlüğü Sağlandı

  • Terör örgütü IŞİD, dini hayatın özgürce yaşanmasına mani olmuş ve bölgedeki camilere büyük hasar vermişti.
  • Fırat Kalkanı Harekatı sonra Türkiye Diyanet İşleri Vakfı’nın desteğiyle camiler onarılmaya başladı.
  • Türkiye’nin destekleriyle Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde 108 cami onarılarak ibadete açıldı. 160 caminin ise onarım çalışmaları halen devam etmekte.
  • Türkiye’nin eğitim verdiği 500 din görevlisi ise imam, müezzin ve Kur’an-ı Kerim öğreticisi olarak görevlerine devam ediyor.

Kaynak: @TRDiplomacy (Twitter)

https://stratejikortak.com/2018/08/firat-kalkani-harekati.html