Azınlığın Çoğunluğa Zulüm Ettiği Ülke: Bahreyn

Bahreyn ülkemizde pek çok kişinin varlığından bihaber olduğu, Katar ve Suudi Arabistan arasında sıkışmış 28 irili ufaklı adadan oluşan, yaklaşık 1.5 milyon nüfuslu bir ülke(yarıya yakını göçmenlerden oluşuyor) Ufacık bir ada da sıkışmış bu insanların çoğunluğunu Şii Caferiler oluşturuyor. Yüzde 70 civarında ki Caferilerin yanı sıra yaklaşık yüzde 15-20 oranında da Sünni bulunuyor. Diğer nüfus ise çoğunlukla Hindulardan meydana geliyor(Hindistan’dan gelmiş göçmen işçiler). Her ne kadar krallık bu demografik yapıyı değiştirmek için Sünni göçünü desteklese de, bu bir yere kadar etkili olabiliyor ve henüz istedikleri seviyeye çok uzaktalar. Yinede ülkeye başta Hindistan, Pakistan ve Bangladeş üzerinden olmak üzere pek çok göçmen geliyor ve 1.5 milyon insanın 700 bini onlardan oluşuyor. Tabi ki bu ülkelerden gelenlerin arasına krallık istemese de Hindu, Hristiyan, Ahmedi ve Şiilerin karıştığı görülüyor. Çünkü göçmenlerin hepsi krallığın istediği gibi Sünni olsaydı demografik yapıda krallığın istediği seviyede bir değişim olurdu.

Bahreyn, ekonomik fonksiyonları genelde petrole dayanan bir çok ülke de olduğu gibi petrol fiyatlarının düşmesiyle beraber bunalımlı günler geçiriyor. Daha önceden böyle günler yaşamamak için ekonomik fonksiyonlarını çeşitlendirmeye çalışan ülke, bankacılık ve turizm alanında çalışmalar yapmak istese de ülkede sürekli çıkan isyanlar bu politikaların başarısız olmasına yol açmıştı. Sürekli çıkan isyanları gören yatırımcılar Bahreyn, yerine diğer körfez ülkelerini tercih edince, Bahreyn de körfezin genelinin gerisinde kaldı.

Bu isyanların geneli mezhepsel gerilimlere dayanıyor. Ülkeyi yöneten krallık Sünni iken halk Şii. Daha önce İngiltere ile sıkı ilişkiler kurarak tahtını koruyan krallık sonrasında Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere diğer krallıkları iktidar sigortası niyetine kullanmıştır. Ancak Bahreyn krallığının en büyük sigortası ABD ile geliştirdikleri sıkı ilişkilerdir. Hali hazırda Amerikan 5. filosunun merkezi bu ülke de.

Bu üssün bu ülkede olmasının çeşitli nedenleri var. Başta klasik doğal kaynak mevzusunu söyleyebiliriz ama asıl önemli mesele ülkede yaşanabilecek olası bir halk devrimi sonucunda Şiilerin iktidara gelmesiyle İran’ın yayılmasını engellemek.

Bahreyn’in isyan konusunda oldukça kabarık bir sicili var.

Neredeyse her yıl bu tür isyanları görmek mümkün ama en büyük çaplı olanları 1979, 1994 ve 2011 yıllarında yaşandı. 1979 yılında ki isyan krallığı devirmeye yönelikti ve bu isyanı aynı yıl yaşanmış olan İran İslam devrimi etkilemişti.

1994 yılında başlayan isyanların sebebi ise daha çok ekonomik sebeplere dayanıyordu, %25’lere varan işsizlik oranları yüzünden halk farklı arayışlar içerisindeydi.

2011 yılında yaşanan ve 80 civarında ölüm getiren isyanların sebebi ise Arap baharının etkisi idi. Ancak bu isyan altyapı itibariyle Arap baharından biraz tersti yani demokrasiden ziyade mezhepsel ayrımcılık dillendiriliyordu.

2008 yılının sonunda başlayıp 2009 da dünyayı kasıp kavuran küresel ekonomik kriz orta doğuyu da kötü etkilemişti. 2010 yılında orta doğu ülkelerinde bu ekonomik bunalımlar yüzünden insanlar yolsuzluk bataklığına saplanmış yöneticilerine karşı öfkeliydi. Zaten yöneticilerine karşı pek haz duymayan vatandaşlar için ekonomik krizle gelen çöküntü, ufacık bir kıvılcımla bile bu öfkenin patlamasına sebep olmak için yetti. Sonrası malumumuz, o kıvılcım kendisini Tunus’ta ateşe veren Muhammed Buazizi olmuştu.

Bahreyn’de ise diğer ülkelere göre durum daha farklıydı. Burada insanlar ekonomik sıkıntıları konusunda farklı eleştirilerde bulunuyorlardı. Örneğin Şii çoğunluk devlet dairelerinde iş sahibi olamıyordu. Kamu kurumları şuanda olduğu gibi Sünni memurlarla doluydu. Bu durum haliyle Şii çoğunluğun eşitlik talepleri göstermesine neden oldu.

Fakat yıllardır aldığı destek sayesinde tahtta kalan halife ailesi bu isyanda da yardımlar sayesinde ayakta kalacaktı. Körfez işbirliği konseyinin gönderdiği destek kuvvetler sayesinde büyük ölçüde bastırılan isyan irili ufaklı halen devam etmekte. Bahreyn ayrıca Suudi Arabistan’ın Yemen işgali için oluşturduğu koalisyon grubunun da içinde yer alıyor. Bahreyn yönetiminin bu hamlesi de ülkede ki çoğunluğu sinirlendiren başka bir olay oldu.

Anlaşılan o ki isyanlar dizisi kral devrilene ve Şiiler iktidara gelene kadar sürecek gibi. Ancak Suudi Arabistan’ın dibinde ki Bahreyn’in yakınlaştığı ülkeleri düşününce bu iş o kadar da kolay olmayacak gibi.

Kim haklı, kim haksız ona da siz karar verin!

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Okumak isterseniz: Arap Baharı sonrası Arap ülkelerinin bugünkü durumu

ÖSO’dan IŞİD’in Kutsal Kenti Dabık’a Operasyon

Türkiye sınırına 10 KM mesafedeki Dabık, Halep vilayetinin Azez ilçesine bağlıdır. Emevilerin 7. halifesi Abdülmelik’in öldüğü ve halen mezarının bulunduğu kasaba(IŞİD tahrip etmişti), çeşitli kaynaklarda büyük savaşın olacağı ve dünyanın sonunun geleceği yer olarak tarif ediliyor. 1516’da Osmanlı ile Memlükler arasında yaşanan Mercidabık (Dabık Çayırı) savaşının yaşandığı yer olan Dabık, 2014 Ekim ayına kadar muhaliflerin elindeydi. Daha sonra yaşanan çatışmalar sonucu kasaba IŞİD’in kontrolüne geçti.

Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerinin ”Fırat Kalkanı Harekatı” çerçevesinde Türkiye sınırına yakın stratejik öneme sahip bu kasabayı ele geçirmek için operasyon başlattığı söyleniyor.

Dabık operasyonu öncesi ve sonrası (operasyon öncesi-operasyon sonrası gidişat)

15 Ekim sabahı ve Dabık operasyonu sonrası
15 Ekim 2016 sabahı ve Dabık operasyonu sonrası

Güncelleme: 16 Ekim 2016 14:00 civarı Dabık ÖSO tarafından IŞİD’den alındı.

Dabık nerede?

dabik-nerede

Dabık’ta son durum(operasyon öncesi):

dabik-haritasi

Kaynak: StratejikOrtak.com

Kölelerin Kurduğu İlk Ülke: Haiti

Amerika’nın bağımsızlığını kazanan ikinci(birincisi ABD) ama aynı kıtanın en yoksul ülkesidir Haiti.

Geçtiğimiz günlerde binden fazla ölüme yol açan kasırga ve beraberinde kolera salgını tehlikesiyle yüz yüze kalan, bir türlü iyi haberlerle medyada boy gösterememiş sürekli doğal afetler ve siyasi krizlerle anılan bir ülke.

Karayiplerin ikinci büyük adası(birincisi Küba adası) olan Hispaniola adasının üçte birlik bölümünü kapsayan ama nüfusu itibariyle yarısını oluşturan ve bu sıkışık düzen yüzünden ağaç kıtlığı çeken bu ülke bugünlerde olduğu gibi daha önce de yine bir doğal felaketle adını hatırlatmıştı.

2010 yılının ocak ayında yaşanan 7.0 şiddetinde ki deprem sonucu ülkede 200 bin kişi hayatını kaybetmişti. Bu depremden sonra da kolera salgını ile karşı karşıya kalınmıştı.

Ülkede ağaç kıtlığı yaşanıyor çünkü küçük topraklarda ki kalabalık nüfus için çok fazla tarım arazisi gerekiyor ve bu yüzden çok fazla ağaç kesiliyor. Ülke de yaşanan felaketlerin beraberinde bu kadar can götürmesinin sebebi ise yoksulluktur. Küba ve ABD kasırgaya iyi hazırlık yapabilmiş iken Haiti kasırgaya karşı hazırlık bile yapabilecek imkanlara sahip değildi. 2010 depreminde de bu kadar kayıp verilmesinin sebebi ise binaların kalitesizliği idi.

Sık sık salgın hastalıkların baş göstermesi de yine sağlık hizmetlerinin ülkeye yetersizliğinden kaynaklanıyor. Ülke neredeyse tamamen siyahilerden oluşuyor. Bunun sebebi ise zamanında sömürgesi oldukları Fransa’nın bölgeye çalıştırmak için getirttiği kişilerin Afrika’nın Togo ve Benin bölgelerinden olması. Togo ve Benin aynı zamanda Afrika da Vudu dininin yaygın olduğu bölgeler olduğundan bu inanç böylece Amerika’ya da taşınmış olur. Günümüzde misyonerlik yüzünden Vudu inancı azalsa da hala varlığını korumaya çalışıyor.

10,5 milyon nüfuslu Haiti’nin tek ilham verici hikayesi ise gerçekleştirdikleri köle devrimi. 1789 Fransız ihtilali sonrası ülkede ki beyazlar koloninin nasıl yönetileceği konusunda anlaşmazlığa girdiler. 1790 da bir kısım zengin beyazlar aşırı vergileri ödememek için Fransa’dan bağımsızlık istiyordu bunun dışında çok çeşitli istekler de dile getiriliyordu. Zengin ve fakir beyazlar/melezler arasında ki bu gerilim ise siyah köleler tarafından dikkatle takip ediliyordu. O sıralarda Haiti’nin adı Saint-Domingue idi ve siyahi kölelerin oranı öylesine artmıştı ki Fransız koloniciler artık onları kontrol etmekte zorlanıyorlardı. Kölelik çağı boyunca pek çok köle isyanı yaşanmış ancak hiç biri ülkeyi tamamen özgürleştirecek kadar başarılı olamamıştı. Haitililer sık sık tarlalarda zorla ve saatlerce çalıştırılmamak için ormanlara kaçıyordu. 1700’lü yıllarda bu kaçaklar çeteler oluşturup çiftlikleri basar hale geldiler ama hiç büyük bir ordu olamadılar. Ta ki 1790 yılında ki özgürler arası gerilim çıkana kadar.

Köleler zengin beyazların eğer bağımsızlık talepleri gerçekleşirse kendi durumlarının daha da kötüye gideceğini düşünüyorlardı. Çünkü bu patronlar Fransız ihtilalinden sonra ilan edilen insan hakları beyannamesi metninde geçen tüm insanların eşitliği ve özgürlüğü gibi ilkelerin işlerine yaramayacağını biliyorlardı ve bu yüzden bağımsızlık istiyorlardı. Bağımsızlık halinde zaten zor şartlar altında çalışan kölelerin yaşam kalitesinin patronların iktidarın da daha da gerileyeceği kesindi.

Fransız yazar Mirabeau Haiti de ki beyazlar için “yanardağın eteklerinde uyuyorlar” diyerek aralarında ki dalaşma ve aç gözlülükleri yüzünden yaklaşan isyanı göremediklerini belirtiyordu. Haitililer 1791 yılında başlattıkları isyanı, 1804 yılında Haiti’nin kurulduğunu ilan ederek devrimi tamamladılar ve kölelerin ilk başarılı isyanını gerçekleştirdikleri gibi siyahların yönettiği ilk cumhuriyet oldular.

Devrim süreci ise çok karmaşıktır. Başlangıçta isyan, yılların verdiği intikam hırsıyla kölelerin çiftliklerini yakıp sahiplerini öldürmesiyle devam ederken karışıklıktan faydalanan İngiliz ve İspanyol işgali, kölelerin Fransızlarla birlikte savaşmasına yol açar. Fransızlar siyahlara savaşın kazanılması durumunda özgürlük vaat ederler. Daha sonra İngiliz ve İspanyol işgalciler yenilir ve geri çekilir.

Sözler tutulmuştur, artık Haiti Fransa’ya bağlı özerk bir bölge olarak özgür bir diyardır ancak daha sonra iktidara gelen Napolyon özerkliği kaldırıp köleliği tekrar tesis etmek için saldırı düzenler ve başarılı olur.

Kısa süren Napolyon egemenliği sırasında Fransızlar da zor durumdadır. İngiliz ablukası sürmektedir ve Napolyon Amerika da ki sömürgelere önem vermediğinden sürekli Avrupa ile meşgul olduğundan destek kuvvet göndermiyordur. Fransız ordusu ise sarı humma hastalığından kırılmaktadır. 1803 yılında son muharebelerin ardından Fransızlar yenilecektir ve artık kölelerin önünde hiç bir engel kalmamıştır. Şimdi tam bağımsızlığın vaktidir.

Haiti pek çok sömürgeye ilham kaynağı olur ve bir çok yeni isyanın idolü haline gelir. Haiti’de ki hayatta kalmayı başaran beyazlar ise ABD’ye kaçacaklardır.

Günümüzde ABD’nin bir çok eyaletinde İngilizce ve İspanyolca konuşulur iken Louisiana eyaletinde ağırlıklı olarak Fransızca konuşulmasının sebebi bu kaçanlardır.

Günümüzde Haiti siyasi krizler, hastalıklar, yüksek suç oranları, ölü doğumlar, doğal afetler ve yoksullukla boğuşmaktadır. Yani anlayacağınız Haiti, klasik Latin Amerika ülkesi görünümündedir.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Obama’ya Küfreden, Uyuşturucu Karşıtı Lider: Duterte

Rodrigo Duterte, Filipinler cumhurbaşkanlığına seçilmeden önce 22 yıl boyunca ülkenin üçüncü büyük kenti Davao’nun belediye başkanlığını yaptı. 30 Haziran 2016 tarihinde göreve başlayan dört çocuklu lider Duterte, ‘öldürülmezse’ 6 yıl boyunca Filipinler’in devlet başkanlığı görevini üstlenecek.

71 yaşındaki Duterte, ağzı bozuk tarzı ve suçla mücadelede sağladığı başarı ile popüler oldu. 22 yıllık belediye başkanlığı boyunca oldukça önemli işlerde bulunan lider, göreve geldiği günden bu yana sürekli ilginç çıkışlarıyla dünya gündeminde konu oluyor. Böylece asıl mesleği avukat olan Duterte ve çalışmaları ile ilgili medyaya yansıyan haberler okuyanların dikkatini çekiyor. ABD Devlet Başkanı Obama’ya çıkışları, BM’den ayrılma tehdidinde bulunması ve daha birçok konu, dikkatlerin Duterte’nin üzerinde olmasını sağlıyor.

Rodrigo Duterte hakkında medyaya yansıyan bazı başlıklar ise şöyle;

Obama’ya “O……çocuğu” dedi.

  • Duterte, kendisini “yargısız infazlarla” suçlayan ABD Başkanı Obama’ya seslenerek, “Saygılı olmalısınız. Ortalığa sorular ve açıklamalar atamazsınız” dedi. Ardından küfreden Duterde, Filipinler’in yerli dillerinden olan Tagalog dilinde, Obama’ya “Putang ina (o… çocuğu)” dedi ve “seni burada lanetlerim” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler’den ayrılma ve yeni BM kurma çağrısı

  • Duterte Çin ve Afrika ülkelerine Birleşmiş Milletler’e alternatif bir örgüt kurulması çağrısında bulunabileceğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu’na ‘si…rin gidin’ dedi.

  • Duterte’nin uyuşturucu çete üyelerine karşı silah kullandığını ve insan haklarını ihlal ettiğini belirten Avrupa Parlamentosu’na ‘si…rin gidin’ dedi.

“Üzerime bu kadar yoğun şekilde gelen Avrupa Parlamentosu’na ‘si…rin gidin’ diyorum. Onlar insan hakları konusunda işledikleri kendi günahlarını ve suçlarını örtmek için çabalıyorlar” dedi. Duterte, ‘Ansiklopediler karıştırılsa Avrupa ülkelerinin işlediği kendi insan hakları cinayetleri görülebilir. Örneğin Fransız ve İngilizler Arapları öldürdü”

Komünist gerillara karşı sivilleri silahlandırdı

  • Kendisini sosyalist olarak tanımlayan Duterte, Komünist isyancıları bastırmak için Davao’da sivil milisleri silahlandırdı.

Devlet Başkanı olmadan önce uyuşturucu satıcılarına, ”Sokağa çıkın çünkü sizi öldüreceğim.” dedi.

  • Duterte seçim kampanyasında “İnsan hakları yasalarını unutun. Eğer başkanlık sarayına gidersem belediye başkanı olduğum dönemdeki gibi yapacağım. Uyuşturucu satıcıları, soyguncular ve bir işe yaramayanlar. Sokağa çıkın çünkü sizi öldüreceğim. Sizi Manila koyuna atacağım ve balıklara yem yapacağım” demişti.

manila-koyu

Ülkede milyonlarca koyu katoliğin olmasına rağmen Papa’ya ”O…. çocuğu” dedi.

  • Seçim kampanyası sırasında; “Trafikte kalmıştık. Beş saat sürdü. Neden olduğunu sordum, yolun kapalı olduğunu söylediler. Kimin geldiğini sordum. Papa dediler. Papa’yı arayıp O…. çocuğu, bir daha bizi ziyarete gelme demek istedim” dedi ve daha sonra Papa’dan mektupla özür diledi.

Kendisini Trump’la karşılaştırılmasını istemiyor ve “O bağnaz ben değilim” diyor.

  • Duterte, İslam konusunda daha ılımlı, ancak Müslümanlara karşı yapılan adaletsizliklerin ülkesindeki İslamcı isyancı gruplarla müzakerelerde ele alınmasından yana. Trump gibi İslam düşmanı değil.

Boşandı ama 2 metresi var

  • Kendini bir çapkın olarak tanımlayan ve bununla övünen Duterte “Karımdan ayrılmıştım. İktidarsız değilim. Ne yapmalıydım?” demişti.

ABD ile Filipinler’in yıllardır süregelen askeri ittifaklığını sorguluyor..

  • Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ABD ile ortak savunma anlaşması için “Gerçekten buna ihtiyacımız var mı?” dedi, ancak anlaşmayı feshetmeyi de düşünmediğini söyledi. Duterte, “Bize paspas muamelesi yapamazsınız. Aksi halde buna pişman  olursunuz.” diyerek ABD yönetiminin kendisine yönelik eleştirilerine karşılık  vermeyi sürdürdü. (stratejikortak.com)Konuşmasında “Söylediklerinize dikkat edin. Aksi halde  Filipinler’i kaybedersiniz.” ifadesini kullanan Duterte, ABD’nin Filipinler‘in  uyuşturucu çeteleri ve kullanıcılarına karşı uyguladığı politikayı eleştirmesi yerine BM’deki büyükelçisi vasıtasıyla soruşturma açmasını tavsiye etti.

”ABD ile ortak isek barış olmaz”

  • “Amerika ile birlikte olduğumuz sürece barış gelmeyecek” diyen Duterte ülkesindeki büyük Katolik toplumunun doğum kontrole karşı olmasına rağmen doğum kontrolü destekleyeceğini açıkladı.

Neredeyse her hafta ABD’ye sert çıkışlarda bulunuyor: ”Hadi beni devirin”

  • ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatına (CIA) yönelik açıklamalarda da  bulunan Duterte, ”Beni CIA vasıtasıyla devirmek mi istiyorsunuz? Cesaretiniz  varsa deneyin. Şerefimi, yaşamımı ve başkanlığımı hiçe saymış biriyim. Başıma ne  gelirse gelsin kaderden başka bir şey değildir. Eğer devrileceksem, bu da  başkanlığımın bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.

duterte-kizgin

Mesela açık açık “Ortadoğu, ABD’ye terör ihraç etmiyor; ABD, Ortadoğu’ya terör ithal ediyor.” diyebiliyor.

Barack Obama için ‘cehenneme git’ ifadesini kullanan Duterte, ABD silah satmazsa Rusya ve Çin var diyor.

  • Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ABD’nin ülkesine silah satmayı reddetme tehdidine karşı bunu umursamadığını çünkü Rusya ve Çin’in kendileri için tedarikçi olma konusunda istekli olduğunu dile getirdi. Öte yandan ABD’nin Filipinler’deki kronik uyuşturucu problemi konusunda kendilerine destek olmaları gereken yerde eleştirdiklerini söyleyen Duterte, “Yardım etmek yerine ilk vuran ABD Dışişleri Bakanlığı’ydı. O yüzden cehenneme gidebilirsin Obama.” ifadelerini kullandı.

Kendisini dolaylı olarak Hitler’e benzetiyor ve yanlış ifade kullandığı zamanlarda özür dileyebiliyor

  • Uyuşturucuyla mücadele için yürüttüğü kampanyayı Yahudi Soykırımı ile kıyaslayan Rodrigo Duterte, “Hitler 3 milyon Yahudiyi katletti. Ülkemde 3 milyon uyuşturucu bağımlısı var. Onları Hitler gibi katletmekten memnuniyet duyarım.” dedi. Daha sonra ülkesindeki uyuşturucuya karşı mücadelesini Hitler’in Yahudi Soykırımı’na benzetmesi nedeniyle Yahudi toplumundan özür diledi.

Güneydoğu Asya Uluslar Birliği Başkanı oldu.

Ülkesinde faaliyet gösteren onlarca silahlı grupla barış istiyor

  • Duterte, ‘radikal İslami’ örgüt olarak bilinen Ebu Seyyaf dışında ülkedeki Müslüman ve komünist silahlı gruplarla barış görüşmelerine hazır olduğunu duyurmuştu.

Erdoğan’ın en az 3 çocuk çıkışının tersi olarak ”En fazla üç çocuk yapın” diyor.

  • Duterte, çok sayıda çocuk yapmanın aileleri daha da yoksullaştırdığını vurgulayarak, Filipinlilere en fazla üç çocuk yapmaları tavsiyesini tekrarladı.

duterte-cocuk

Ülkedeki müslümanlar için Ramazan Bayramı’nı tatil ilan etti

  • “Ramazan Bayramı kutlamalarında tüm Filipinler halkının, barış ve uyum içinde Müslüman kardeşlerine katılmaya hakkı olmalı.” diyerek geçtiğimiz 6 Temmuz’u “Ramazan Bayramı tatili” ilan etti. Filipinler nüfusunun yaklaşık %8’inin Müslüman olduğu biliniyor.

Yeni yasaklar getireceğinin sinyallerini veriyor

  • Duterte’nin sözcüsü Duterte ile alakalı; karaokeye, gece geç saatlerden içki içilmesine ve çocukların akşam saatlerinde tek başlarına dışarı çıkmasına yasak getirilebileceğini işaret etti.

Devlet Başkanı Duterte, uyuşturucu cenneti olarak bilinen Filipinler’de devrim gibi bir uygulama başlatıyor: Halka açık alan sigara içilmesini yasaklıyor

  • Filipinler sağlık bakanlığı bugün yaptığı açıklamada başkan Rodrigo Duterte’nin halka açık alanlarda sigara gibi tütün ürünlerinin içilmesini bu ay içerisinde yasaklayacağını duyurdu.

İdamı geri getirmek istiyor

  • Filipinler’de 2006’da kaldırılan idam cezasını geri getirmek istiyor. Bu cezayı da uyuşturucu kaçakçıları, silah kaçakçıları ve kurbanlarını öldüren tecavüzcü, soyguncu veya araba hırsızları için istediği belirtiliyor.

Uyuşturucu çetelerine karşı ”vur emri” verdi, 3 bin 800 kişi öldürüldü

  • Uyuşturucuyla mücadele çerçevesinde emniyet güçlerine “vur emri” verilmesi sonucu da 3 bin 800 kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğü bildirildi. (stratejikortak.com)Öldürülenler genellikle (ibret-i alem için) ortada bırakıldığı, yanlarına nelerle suçlandıklarını sıralayan birer mesaj bırakıldığı söyleniyor.

resized_ac72f-af6a08205

Ülkesinde amansızca mücadele ettiği uyuşturucu kartelleri başına ödül koydu

  • Suçla mücadeleye öncelik vereceğini söyleyen yeni Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin başına uyuşturucu kartelleri tarafından 260 bin dolar ödül konumuştu ancak daha sonra baronlar bu rakamın 1 milyon dolar olarak yeniledi.

Bunlara ek olarak Rus siyaset uzmanı Prof. Vladimir Kolotov’un Duterte ile ilgili açıklamasından bir kesitle yazıyı bitireyim.

“Filipinler’in nüfusu 100 milyonu geçiyor. Yaklaşık üçte biri de uyuşturucu bağımlısı. Güvenlik sistemi ve devlet kurumlarındaki yolsuzluğun yüksek düzeyde olduğu dikkate alınırsa, devlet başkanı halka uyuşturucu satıcılarını öldürme çağrısı yapmak zorunda kaldı”

“Filipinler Devlet Başkanı kontrol altına alınamıyor ve bağımsız hareket ediyor. Böyle liderler, hükmetmeye ve kendi kurallarını dayatmaya alışık ABD’nin hedefi haline geliyor. Elbette anarşi ve suçun hüküm sürdüğü ülkeleri yönetmek Batı için daha kolay. Kontrollü kaos, ABD’nin sevdiği bir taktik. (stratejikortak.com)Çamurlu suda balık yakalamak daha kolay. ABD’nin Pasifik bölgesindeki üstünlüğünü daha da artırma amacıyla Filipinler’i sallama ve Devlet Başkanı Duterte’yi yıkma çabasında olmasına şaşırmam.”


Tüm haber kaynakları:
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37288306
https://tr.sputniknews.com/asya/201610111025241662-duterte-abd-askeri-anlasma-tatbikat/
http://haber.sol.org.tr/dunya/obamaya-kufreden-duterte-guneydogu-asya-uluslar-birligi-baskani-oldu-168664
http://www.milliyet.com.tr/duterte-abd-ye-meydan-okudu-hadi-dunya-2323382/
http://www.haberturk.com/dunya/haber/1305707-filipinler-devlet-baskani-duterteden-abdye-elestiri
http://www.karar.com/dunya-haberleri/duterte-yahudilerden-ozur-diledi-263119#
https://tr.sputniknews.com/analiz/201609271025030881-filipinler-duterte-uyusturucu-mafya-darbe/
https://tr.sputniknews.com/asya/201609211024921373-duterte-agzini-bozdu-ap-ye-kufretti/
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37148070
http://haber.sol.org.tr/dunya/uyusturucu-kartelleri-filipinlerin-yeni-liderinin-basina-1-milyon-dolar-odul-koydu-158909
http://www.mepanews.com/haberler/1043-filipinler-devlet-baskani-abd-ortadogu-ya-teroer-ithal-ediyor.html
http://www.risalehaber.com/idam-cezasini-geri-getirecekler-270873h.htm
http://www.gzt.com/eglence/devlet-baskani-emir-verdi-3800-cete-uyesi-olduruldu-2544920
http://www.trthaber.com/haber/dunya/duterteden-dogum-kontrolune-tesvik-258434.html
http://www.dunyabulteni.net/dunya/380315/libyadan-turk-sirketlerine-don-cagrisi

İlk Günden Bugüne Suriye İç Savaşı’nın Gelişimi

Suriye gündemini yakından takip edip twitter adresinden güncel olarak paylaşan Levent Kemal, Suriye ile alakalı bir interaktif harita hazırladı. Suriye’de hangi örgüt nereyi kontrol ediyor sorusunun cevabını interaktif haritada bizlere gösteren Kemal, ek olarak da Suriye savaşının kısa hikayesini ele almış.

Twitter’da Levent Kemal’i Takip Edebilirsiniz: (@Valkry)

Suriye’ye Doğru..

Bu toplumsal değişimler Mağrib adı ile anılan Müslüman Kuzey Afrika’dan başlayan bir dalga Tunus’tan yayılarak önce Hüsnü Mübarek diktatörlüğündeki Mısır’a, oradan Cezayir, Libya ve Mısır’a yayıldı.

Arap Baharı adı ile anılan, Mısır’da Hüsnü Mübarek ve Tunus’ta Zeynel Abidin Ali iktidarını deviren değişim dalgası kendisini Libya’da iç savaş şeklinde gösterdi. Libya’da yönetimi 42 yıl elinde tutan Muammer Kaddafi rejimi, değişim dalgasının ilk kitlesel çatışmaları ile yıkıldı.
Kaddafi’nin kalesi olarak anılan Trablus’un düştüğü tarihlerde “kıtaların arasındaki dünya, Ortadoğu’nun” en eski kültürlerinden ancak en diri diktatörlüklerinden biri olan Esed rejimi barışçıl gösteriler döneminin sonunda idi.

Suriye’de Çatışmaların Genel Hikayesi

2011 baharı ile Suriye’de Esed rejimine karşı gösteriler başlamıştı. Yaz başına gelindiğinde ise rejim ordusu hürriyet, adalet ve inanç özgürlüğü isteyen göstericilere yaylım ateşi açıyor, evlere, dükkan ve okullara baskınlar düzenlenip eylemlere katıldığı tespit edilenler ya infaz ediliyordu ya da bir daha haber alınmamak üzere ‘gözaltına’ alınıyorlardı.

Temmuz 2011’de rejim ordusunun saldırılarına karşı daha önce barışçıl reform talebi ile alanlara çıkan muhalifler savunma savaşına başladı. Artık Suriye’de rejim ve muhalifler adında iki taraf savaşıyordu.

Silah gücü ve diğer imkanlar ile nicelik ve nitelik bakımından eşit olmayan iki gücün savaşı ile Suriye’nin çeşitli yerlerinde farklı silahlı muhalif gruplar oluşmaya başladı.

Rejim ordusu içinde yer alan ancak göstericilere karşı Esed ve BAAS’ın tutumuna karşı çıkan subaylar bir araya gelerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altında birleşti. ÖSO kısa sürede popüler bir hale geldi. Geniş kitlelerin ilgisini çeken ve giderek birbirinden bağımsız hücrelerle çoğalan ÖSO’nun dışında Faruk Tugayları, Ahrar’uş Şam, Nusret Cephesi, Ketaib İslam ve birçoğu gibi Suriye kökenli gruplar kuruldu.

Suriye savaşının şiddeti Irak’ta ve çevre coğrafyada süren birçok hareketin de dikkatini çekmiş, bu hareketler için bir mücadele odağı haline gelmişti. Batı medyasının daha sonradan “Yabancı Savaşçılar” adı altında muhaliflere karşı bir söylem amacı ile kullanacağı “muhacirler” bu evrede Suriye’ye girmeye başladı.

Muhalifleri desteklemek amacı ile Çeçenler, Özbekler, Doğu Türkistanlılar, Avrupa ve Amerika kökenliler, Mağrib’ten gelenler ve daha sonra Suriye’de her fırsatta muhaliflere karşı politik ve askeri yaptırım nedeni olacak olan Irak İslam Devleti Suriye’de rol almaya başladı.

Muhaliflerin tarafında bu gelişmeler olurken Esed ve BAAS partisinin tarihsel, politik ve dini müttefikleri de rejimi korumak amacı ile Suriye sahasında görünmeye başladı.

İran’ın desteklediği ve bugüne kadar tespit edilebilen irli ufaklı 23 Şii örgüt, rejim saflarında muhaliflere karşı savaşmak için İran tarafından Suriye’ye taşındı.

Lübnan Hizbullah’ı, Ebu Fadl Abbas Tugayları, Hareket Nucaba, Seyyide Zeynep Tugayları, İmam Ali Birlikleri gibi bilinen Şii teolojisi adına savaşan örgütler İran’ın silah ve maddi desteği ile “Yabancı Savaşçılar” olarak Suriye’de savaşmaya başladı.

suriye-harabe

2013 yılının Şubat ayında, Lübnan sınırındaki Kuseyr kasabasında ÖSO ile rejim arasındaki çatışmalar İran destekli Şii militanların Suriye’deki varlıkları için başlangıç kabul edilse de Lübnan Hizbullah’ının Şam’ın batı kırsalında 2012 Aralık ayında kayda geçen faaliyetleri de saptanmıştı.

2013 yılı askeri olarak muhalifler için bir gerilla, rejim için ise pusuya düşme dönemi halini almış. Savaşın ikinci yılında Esed ve BAAS rejimi hava saldırıları nedeni ile 100 binin üzerinde sivil hayatını kaybetmişti.

Savaşın giderek artan şiddeti Suriye’den komşu ülkelere büyük bir göç dalgasını tetikledi. Göç dalgasını sınırlarında en çok hisseden ülkeler ise Türkiye, Ürdün ve Lübnan oldu. Ülke dışına çıkamayan Suriyelilerin büyük bir kısmı muhalif grupların kontrolündeki alanlarda Türkiye ve Ürdün sınırına yakın bölgelerde kurulan geçici yerleşim alanlarına sığındılar.

Savaşın sıcak çatışma günlüğü ve göç, uluslararası çağrılar ve politik gerilimler sürerken Esed ve BAAS rejimi muhalif alanlardaki sivillere karşı kimyasal silah kullanıyor, çeşitli kimyasal aracıları Suriye’de ölümle özdeşleşen varil bombaları ile sivil halka karşı kullanmaktan çekinmiyordu.

Esed ve BAAS rejiminin ilk kimyasal içerikli saldırısı 2013 yılının Nisan ayında İdlib’in Serakib ilçesine sarin içerikli bombaların atılması olarak kayda geçti. Bundan sonra Hama ve Halep kırsalı ile Şam’ın Doğu Guta bölgelerinde rejimin kimyasal kullandığı tespit edilmişti.

2013 yılının Ağustos ayına gelindiğinde ise Esed ve BAAS rejimi Şam’ın Doğu Guta bölgesindeki beş mahalleye aynı anda kimyasal aracılar içeren bombalarla saldırmıştı. Bu saldırıların henüz ilk anlarında 635 kişi hayatını kaybetmişti. Yapılan araştırmalar sonunda rejimin Doğu Guta’da da sarin kullandığı anlaşılmıştı.

Kimyasal saldırının yapıldığı tarhi aralığında Şam ve çevresinde muhaliflere karşı üstün bir konuma gelmenin eşiğindeki rejim, saldırılarını durdurmadı. Kuneytra, Kalamun ve Şam merkezde devrimin başında bir anda kaybettiği bölgeleri geri alma yolunda ilerleyen rejim ülkenin kuzeyinde karşısında çok daha farklı bir manzara ile karşı karşıya idi.

Suriye’de çatışmaların başlamasının ardından muhalifler ile beraber hareket eden Irak İslam Devleti adındaki grup ile muhalif gruplardan Nusret Cephesi arasında 2013 yılı Nisan ayında ciddi bir çatışma potansiyeli ortaya çıkmıştı. Irak İslam Devleti lideri Bağdadi, Nusret Cephesi ile kendi örgütünün birleşitğini ilan etmiş ve yeni adı Irak Şam İslam Devleti olan örgüte bağlılık istemişti. Nusret cephesi lideri Muhammed Colani tarafından reddedilen bu istek, iki grup arasında çatışmalara neden olmuştu. Görünürde ikisi de El Kaide’ye bağlı olan örgütler arasındaki çatışmalı döneme El Kaide lideri Zevahiri el koymuş ve sonunda iki örgütün ayrı iki örgüt olarak mücadele edeceklerine karar vermişti.

Ancak yeni adı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olan örgüt El Kaide liderinin arabulucuğunu tanımadı. Nusret Cephesi ise El Kaide’ye olan bağlılığını ilan etti. Ancak bu dönemde IŞİD ile yaşanan çatışmalar nedeni ile Nusret Cephesi Kuseyr dışındaki tüm cephelerde sadece nöbet faaliyeti yürüttü. IŞİD, Halep’in doğusu, Rakka ve Deyr Zor bölgelerinde Nusret Cephesi ve Ahrar’uş Şam İslami Hareketi üyelerini vahşi yöntemlerle katletti. Rakka ve çevresi muhalifler tarafından boşaltıldı. IŞİD Türkiye sınır hattında Tel Abyad üzerinden ilerleyerek Cerablus’a ulaştı.

IŞİD ile muhalifler arasında yaşanan çatışmalar uzun süre devam etti. Çatışma sürecinde Esed ve BAAS rejimi ile terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’ye bağlı silahlı birlik YPG Batı tarafından IŞİD’e karşı mücadele ortağı olarak gündeme gelmeye başladı.

2013 yılında IŞİD’in saldırıları ile zayıflayan muhalifler 2014 yılına gelindiğinde ülkenin kuzeyinde Lazkiye kuzey kırsalında, İdlib’in kuzeyinden Halep’in içine kadar daha görünür bir alanda faaliyet yürütmeye başlamışlardı.

Kuzeyde görece iyi bir duruma gelen muhalifler ülkenin orta kesimindeki Humus vilayet merkezinde iki sene boyunca Esed ve BAAS rejimi ile Şii militanların kuşatmasına karşı savaşıyordu. 2014 yılı baharına gelindiğinde Humus yerle bir olmuş, kuşatma alanlarındaki açlık ve hastalık baş edilemeyecek bir seviyeye gelmişti. Çatışmalar düşük yoğunluklu devam ederken BM aracılığı ile yapılan görüşmeler sonunda muhalifler Humus kent merkezini Mayıs ayında boşalttı.

Devrimin hemen başında rejimin kontrol alanlarını tuttuğu Hama kentinin güneyi de Humus gibi rejim kuşatmasında mücadele veriyordu. Bölgedeki çatışmaların odağı Rastan ve çevresi oluyor, muhalifler uzun menzilli atışlarla Hama askeri alanlarını bombalıyordu. Hama kent merkezine doğru 2014 Temmuz’unda muhaliflerin taarruzu başarısız olsa da ülkenin kuzeyi ve güneyinde rejimi zor günler bekliyordu.

Aynı tarihlerde, 2014 yazı sonunda, IŞİD Halep’in kuzeyindeki birçok kasabadan çekiliyordu. Azez, Minnag Havaalanı, Tel Rıfat çevresinden çekilen örgüt Suriye’nin kuzeyinden doğuya ve Humus çölünden geçerek Humus ve Şam’ın doğu kanatlarını hedef almaya başladı.

Eylül 2014’e gelindiğinde IŞİD Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırında bulunan PKK’nın Suriye uzantısı PYD kontrolündeki Ayn El Arab’ı kuşattı.

IŞİD’in Ayn El Arab’ı kuşatması, 2013 yılında başlayan PKK / PYD örgütünün IŞİD’e karşı müttefik olarak benimsenmesi için araç haline getirildi.

ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon PKK’nın Suriye kolu PYD’ye bu vaka üzerinden aktif silah ve eğitim desteği sunmaya başladı ve PKK’nın uzantısını müttefik olarak tanımladı.

Ayn El Arab’taki kuşatma 2015 Ocak ayı sonunda bitti. İlçe çevresinde çatışmalar sürdü. Batı dünyasının sivil katliamı ile süslediği psikolojik savaşa rağmen Ayn El Arab’taki 200 bin kişi Türkiye’ye sığındı ve 43 sivil hayatını kaybetti.

Bu gelişmenin ardından Suriye’nin kuzey bölgesinde ABD ve IŞİD karşıtı koalisyonun hava saldırıları, silah, mühimmat, eğitim ve birebir özel kuvvetler ile destek verdiği PKK / PYD terör örgütü alan kazanmaya başladı.

Haseke merkezli şekilde ilerleyen PKK / PYD örgütü Arap ve Türkmen çoğunluğun bulunduğu bölgeleri IŞİD’ten aldıkça bölgede tehcir planını devreye soktu. Ayn İsa, Tel Abyad, Türkmen Bareh bölgelerindeki Arap ve Türkmenleri ABD’ye bombalatmakla tehdit eden örgütün zorunlu göç uygulaması uluslarası kuruluşlar tarafından da raporlandı.

PKK’nın IŞİD üzerinden ABD yardımı ile genişlemesi sürerken muhalif gruplar ülkenin kuzeyinde rejime karşı savaş stratejilerini değiştirecek bir gelişmeyi planlıyordu. 2015 yılının başında Esed ve BAAS rejiminin İdlib kırsalındaki iki önemli üssü Vadi Deyf ve Hamidiye’yi ele geçiren muhalifler bu sonuca giden yolu ve daha önceki benzer sonuçların nasıl elde edildiği konusunda bir muhasebe yapmışlardı.

Operasyon odaları şeklinde bir bölgede savunma ya da taarruz yapmanın dağınık emir komuta, dağınık moral merkez nedeniyle daha düzenli ve ateş gücü ile insan gücünü toplam bir askeri güce çevirmek için sürdürülen görüşmeler sonunda İdlib vilayetinin tümünü fethetmek hedefi ile Fetih Ordusu ilan edildi.

Ahrar’uş Şam, Nusret Cephesi, Ceyş’ül Sünne, Liva El Hak, Ecnad’uş Şam, Feylak’uş Şam ekseninde kurulan Fetih Ordusu 2015 yılının Mart ayında ilan edildi. İlanın iki gün sonrasında başlayan İdlib Operasyonu sadece 3 gün sürdü ve İdlib kent merkezi tamamen muhaliflerin eline geçti.

İdlib zaferinden yaklaşık bir ay sonra 23 Nisan 2015’teki Cisr Eş Şuğur savaşında Esed ve BAAS rejimi güçleri 2 gün içinde yenildi. Cisr Eş Şuğur merkezi tamamen muhaliflerin eline geçerken kentin güneyindeki Vatan hastanesinde ise muhabere iki gün daha sürdü.

Fetih Ordusu İdlib ve Cisr Eş Şuğur’un ardından Mayıs ve Haziran içinde Mestume ve Gab OVası operasyonlarında rejimi ağır yenilgilere uğrattı. Gab Ovası’na girilmesi ile Hama’ya göz kırpan Fetih Ordusu, İdlib’in doğusunda uzun süredir rejim kontrolünde olan Ebu Duhur hava üssünü de 2015 Eylül ayında ele geçirdi.

2015 yılının Eylül ayında Esed ve BAAS rejiminin geçmişten bu yana politik ve askeri müttefiki konumunda olan Rusya, 2014 yılından o zamana beklenen şekilde rejime destek vermek için Suriye’de hava operasyonlarına başladı.

suriye-savasindan-goruntuler

Lazkiye vilayetinin merkezi Lazkiye kentindeki Humeymim askeri üssüne konuşlandırdığı savaş uçakları ile IŞİD’e karşı mücadele adı altında Esed ve BAAS rejimine destek vermek için muhalifleri ve muhalif bölgelerdeki sivil alanlara hava saldırıları düzenlemeye başladı. Rusya, ilk hava saldırısını Hama ve Humus bölgelerindeki muhalif alanlara 1 Ekim 2015 tarihinde yaptı.

Ocak 2016 tarihine gelindiğinde Rusya, Suriye’de muhaliflere karşı 12 bin hava saldırısı gerçekleştirmişti. Suriye’de savaşın başından bu yana en şiddetli bombardımanları yapan Rusya hava saldırılarında, uluslararası yasalarla kullanımı yasak olan misket bombaları ve fosfor bombaları kullandı. Akdeniz’deki savaş gemilerinden balistik füzeler ile sivil yerleşim alanlarını da hedef alan Rusya Esed ve BAAS rejiminin yanında Halep’in kuzeyindeki Azez bölgesinde PKK’nın Suriye uzantısı PYD terör örgütüne de destek verdi.
Rusya’nın Suriye’deki operasyonlarının ilk evresinde rejim sadece Palmira’da ve Lazkiye’nin Türkmen Dağı bölgesinde ilerleme sağlayabildi. Sonraki altı ay içinde Halep ve çevresine odaklanan Rus hava saldırıları, karada Şii militanlar ile koordineli şekilde Halep – Antep yolunun kapanmasına neden oldu.

Şubat 2016’da Halep’ten Azez’e uzanarak Antep’e ilerleyen yolun kapanmasının ardından Rus bombardımanı Halep kuzey kırsalındaki Anadan, Hireytan ve Hayyan bölgeleri ile Halep’teki muhalifleri dış dünyaya bağlayan Kastillo yoluna yoğunlaştı.

Rus bombardımanın yanı sıra Kastillo yoluna Halep’in Şeyh Maksud bölgesini kontrol eden PKK/PYD ile eş zamanlı saldıran rejim güçleri ile muhalifler arasındaki çatışmalar geçen Temmuz ayına kadar karşılıklı şekilde sürdü.

Rusya’nın Suriye’de operasyonlara başlamasının ardından ilk odak noktalarından biri olan Lazkiye ilinin kuzey kırsalındaki Türkmen Dağı ve Kürd Dağı bölgeleri Kasım 2015’te şiddetli çatışma ve bombardımanlara sahne olmuştu. 2015 Kasım’ında Türkmen Dağı bölgesine güney yönünden Rus hava desteği ile büyük bir saldırı başlatan rejim ve Irak kökenli Şii militanlar Gımam köyünü ele geçirerek kuzeye doğru ilerlemeye başladı.

Gımam köyünde bir hafatadan fazla süren çatışmalar sırasında Rus savaş uçakları muhalif mevzilere iki yüze yakın hava saldırısı gerçekleştirdi. Gımam’dan çekilmek zorunda kalan muhalifler daha sonraki süreçte hızla geriledi. Türkmen Dağı bölgesinde Kasım ayının sonunda Esed ve BAAS güçleri ile Şii militanlar Keseb’in güneyindeki Acısu kavşağını ele geçirip Türkiye sınır hattından Kelez köyü sırtına ve güneyde de Kastal Malaf’tan Kızıldağ eteklerine kadar ilerlediler.

Kızıldağ bölgesinde beş gün süren karşılıklı çatışmalar ve git gellerin ardından rejim güçleri bölgeyi ele geçirdi. Bölgenin muhalifler adına güvenli bölgelerine en yakın ve en yüksek konumuna sahip olan Kızıldağ’ın rejimin eline geçmesi ile Türkmen Dağı askeri olarak tam olarak savunma savaşı konumuna geçti.

Kasım ayı sonunda Burç Zahiye, ve Ateyra hattında süren çatışmalar sırasında Fetih Ordusu bileşenlerinden Ecnad’uş Şam Rusya ve rejimin şiddetli saldırısına karşı Türkmen Dağı’na destek yollayacağını açıkladı. Ecnad’uş Şam’ın ardından Nusret Cephesi, Ahrar’uş Şam, Feylak’uş Şam ve muhacir gruplar Türkmen Dağı’na destek yollayacaklarını açıkladı. Fetih Ordusu ve diğer grupların destekleri sonrasında yoğunluğunu yitiren rejim saldırılarına karşılık verildi. Saraf, Beyt Lokman ve Kulçuk kavşağı geri alındı. Ancak Rusya’nın hava saldırıları bölgede tüm şiddeti ile devam etti.

Rusya’nın Lazkiye ilinde rejim ve Şii militanlarla koordine içindeki saldırıları Türkmen Dağı’nın yanı sıra Kürd Dağı bölgesinde de yoğunlaşmıştı. Kürd Dağı’ndaki çatışmalar Ekim 2015’te başlamıştı. Rusya’nın operasyonlara başlamasının hemen ardından Kürd Dağı bölgesindeki Salma ve çevresini bombalaması ve Tartiya yolundaki muhalif alanları hedef alması ile Kürd Dağı’nın doğu yakası hareketlenmişti.

13 Ekim 2015 tarihinde uluslararası gözlem kuruluşları ve Suriyeli kaynaklar İran’ın Lazkiye’deki Humeymim üssüne bin Şii militan indirdiğini ve Kürd Dağında büyük bir operasyona başlanacağını ifade ediyordu. Hemen ardından Rusya Humeymim üssünden yapılan sivil uçuşları 90 günlüğüne kapattığını açıkladı.

2015’in Ekim ayından 2016 Ocak ayına kadar süren aralıkta Rusya Kürd Dağı’nda Salma ve çevresine üç binden fazla hava saldırısı gerçekleştirdi. Rusya’nın havadan bombardımanı ile yıpratılan muhalif mevziler 2016 Ocak’ında Esed ve BAAS rejimi güçleri ve Şii militanların kara operasyonu ile karşı karşıya kaldı.

Salma’nın rejimin eline geçmesinden sonra muhalifler kuzeydeki Kabbani’ye kadar aşamalı şekilde geri çekildi. Savaş Lazkiye’den Halep’e taşınıyordu ve Lazkiye’de düşen tansiyon Halep’te yükseldi.

Aralık 2015’te Halep’in kuzeyindeki Azez ve çevresi PKK/PYD’nin ilerleyebilmesi için Rusya tarafından bombalanırken, Halep kent merkezine daha yakın olan Başköy, Duvayr Zeytun ve ve Cibin hattı da bombardımana maruz kalıyordu. Rus bombardımanı eşliğinde batıdan Nubl Zehra, doğudan Başköy hattındaki Şii militanların saldırıları sürüyordu.

Azez bölgesinde Rus hava desteği ile PKK/PYD ilerlerken daha güneydeki Başköy ile Nubl arasındaki muhalif alanlar sivilsizleştiriliyor, bir ileri hamle için yıpratılıyordu.

Aynı süreçte Rusya’nın bombardımanı ile beraber Esed ve BAAS güçlerine eşlik eden İranlı militanlar Halep’in güneyinden batı yönünde Dera – Şam – Halep otoyolunu ele geçirip İdlib’e geçmek amacı ile saldırılar gerçekleştiriyordu.

suriye-ilginc

Halep ve çevresinde toplam altı cephede havadan ve karadan muhaliflere karşı yürütülen saldırılar ilk sonucunu Halep’in kuzeyindeki hattın rejim ve Şii militanların eline geçmesi ile aldı. Nubl – Zahra ilçelerindeki Şii militanlar ile Başköy hattındaki militanların Rus hava desteği ile eş zamanlı saldırısı sonunda Halep ile Azez arasındaki bağlantı kopmuş oldu.

Halep’in güneyinde Zirbe, Barneh, Han Tuman ve Ziytan bölgelerinde Fetih Ordusu ile rejim destekçisi Şii militanlar arasında çatışmalar sürerken Esed ve BAAS rejiminin İran desteği ile Halep’te büyük bir operasyona başlayacağı açıklandı. Açıklamanın ardından Şubat ayının ilk gününde Halep’in kuzeyindeki Başköy – Duveyr Zeytun hattında saldırıya geçen rejim ve Şii militanlar, Nubl ve Zahra hattı ile 3 gün içinde birleşti. Böylece Rusya’nın hava desteği ile PKK/PYD saldırısı altındaki Azez ve Halep arasındaki bağlantı tamamen kopmuş oldu.

Halep ile bağlantısının koptuğu sıralarda Azez bölgesinde Azez kent merkezi ile Tel Rıfat arası Rusya tarafından şiddetli şekilde bombalanıyordu. Eş zamanlı olarak Suran ve Ahtarin’de konuşlu IŞİD militanları Azez’in doğusundan saldırılar gerçekleştiriyordu. Halep yolunun kapanmasından bir süre sonra Şubat ayı içinde PKK/PYD militanları Minnag havaalanını ele geçirdi.

Rus bombardımanı eşliğinde ilerleyen PKK/PYD militanları Minnag, Maarnaz, Ayn Dagne, Tel Rıfat ve Şeyh İsa’ya kadar ilerledi. Azez kent merkezinin batı girişine 1 km kadar yaklaşan PKK/PYD’ye Türkiye topçu atışları ile müdahale etti.

Halep kuzeyinde Rusya destekli PKK/PYD saldırıları sürerken IŞİD Mare kasabası ve kuzeyindeki Sındif, Kafr Kalbin ve Kafr Cibrin’e saldırdı. Üç köyü ele geçiren IŞİD böylece Mare ve Azez bağlantısını koparıp Mare’yi üç yönden kuşattı.

Kuzeyde bu gelişmeler olurken Halep merkezde muhalifler ile PKK/PYD’nin kontrolündeki Şeyh Maksud çevresinde, özellikle batısındaki Eşrefiye ve Gençlik Merkezi mahallerinde şiddetli çatışmalar yaşanıyordu.

Rusya’nın Halep merkezi ve çevresine süren hava saldırıları devam ederken Mellah bölgesinde harekete geçen rejim ve rejim yanlısı Filistinli Küdus Tugayları Kastillo yoluna ilerlemeye başlamıştı.

Mellah operasyonu için hazırlık evresinde ise Afrin’in güneyindeki Şeyh Akil ve Kaptan Cebel bölgesinde PKK/PYD ve İran destekli Şii militanlarla muhalifler arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış, muhalifler Şii militanlara büyük kayıplar verdirerek saldırıları püskürtmüştü. Çatışmaların yaşandığı bölgedeki Şeyh Akil, Kaptan Cebel, Daret izze, Kafr Bissin, Kafr Tin ve Şeyh Süleyman köyleri şiddetli şekilde bombalanmıştı.

Mellah’ta Kastillo yolu hedefli şiddetli çatışmalar 2016 yazının başında başladı. Öncesinde Nisan ayındaki çatışmalar sırasında ağır kayıplar veren rejim ve Şii militanlar Rus hava desteği ile başlattıkları çatışmaların ilk günlerinde yaklaşık 200 kayıp verdi.

Temmuz ayına doğru şiddetlenen ve Halep Fetih Operasyon Odası’ndan sadece üç grubun karşılık verdiği çatışmalarda rejim ve müttefikleri Arab Sallum çevresine kadar ilerledi.

Ekim 2016 Suriye Haritası
Ekim 2016 Suriye Haritası

Halep’in güneyinde rejime karşı şiddetli çatışmalar yaşayan Fetih Ordusu’nun kuzey bölgesine yardım edememesi ve Nusret Cephesi’nin yardımına rağmen Ahrar’uş Şam’ın Mellah bölgesine yardıma gitmemesi gibi sorunların da yaşandığı bölge Kastillo için büyük bir tehdit olmaya başladı.

Arab Sallum bölgesinden Zahra Çiftlikleri’ne inen rejim güçleri ve müttefikleri 8 Temmuz akşamı Halep’in tek ikmal yolu olan Kastillo yolunu ateş hakimiyeti altına alarak kapattı. Halep kuşatma altına girdi.

Kuşatmadan bir süre sonra Fetih Ordusu, kentin güneyinde seyrekleşen operasyonların ardından Halep’te kuşatmanın kaldırılması için bir operasyon başlatacağını ilan etti. Kentin güney kesiminde Han Tuman üzerinden başlayan operasyon kuzey ve doğu yönünde seyretti.

Temmuz ayının sonunda başlayan operasyonda Fetih Ordusu art arda Halep’in güneyindeki Hikmet Okulu, Mahrukat Tepesi, 1070 Konutları, Ramuse’nin güney kısımları, Haviz, Cemiye, Amiriye, Topçu Okulu, Otogar çevresi ele geçirilerek Halep kuşatmasını kırdı.

Ramuse ve Topçu Okulu çevresinde yaklaşık bir ay kadar süren düşük yoğunluklu çatışmalara rağmen şiddetli Rus hava bombardımanı nedeni ile Ağustos ayının sonlarında kuşatmanın kırılması için alınan yerleri rejim tekrar ele geçirmeye başladı.

24 Ağustos’ta Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin desteği ile Halep kuzeyinde başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı’nın Halep bölgesinden muhalif çektiği ve kayıpların bu nedenle olduğu yönünde bazı iddialar ortaya atılmış olsa da Fetih Ordusu bileşenlerinden bu yönde herhangi bir açıklama yapılmadı.

Kayıpların ve şiddetli Rus bombardımanın sürmesi nedeniyle bazı noktalardan çekilmelerin ardından Halep Eylül ayı başında tekrar rejim kuşatmasına girdi.

Kayıpların ve şiddetli Rus bombardımanın sürmesi nedeniyle bazı noktalardan çekilmelerin ardından Halep Eylül ayı başında tekrar rejim kuşatmasına girdi.

RUSYA’NIN 1 YILLIK SALDIRILARININ BİLANÇOSU

Bir sene içinde Suriye genelinde düzenlenen Rus hava saldırılarında yaşamını yitiren insanların toplam sayısı 9 bin 364 olarak belirlendi.

Rusya’nın saldırılarında hayatını kaybedenlerin 906’sı çocuk, 561 kadın toplamda 3 bin 804 sivil, 2814’ü ise muhalif savaşçılar olarak açıklandı. Yaralıların sayısı ise 20 bin civarında.

Rusya saldırıları sırasında 59 sağlık merkezini bombaladı. Sağlık merkezlerine yönelik bombardımanlarda ölen 86 sivilin 26’sı sağlık görevlisiydi.

Bir yıl içindeki saldırılar sırasında yaklaşık 200 okul ve 30 fırının kullanılamaz hale geldiği tahmin ediliyor.

Bazı kaynaklar Rusya’nın, Suriye’de operasyonlara başladığı günden itibaren 20 bine yakın hava akını yaptığını ifade ediyor.

Rusya’nın Suriye’de gerçekleştirdiği hava saldırılarının yıllık bazda % 92’si Suriyeli muhaliflere, % 8’i ise IŞİD’e karşı.

Kaynak ve interaktif harita için tıklayın

21 Azer Harekatı: ”Azerbaycan için En Önemli Olay”

0

Azerbaycan için İkinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda en önemli olay: “21 Azer Harekatı”

Bu harekat 1945’de İkinci Dünya savaşı bittikten sonra Güney Azerbaycan’da büyük Ulusal Demokratik Harekat’tır. Bu harekatın asıl maksadı, elverişli koşullar oluştuğu zaman Kuzey Azerbaycanla Güney Azerbaycanı birleştirmekti. 1939’da Sovyetler Birliği Ukrayna ve Belorusya’yı birleştirdi. Polonyanın doğusunu işgal ederek Doğu Belorusya ve Ukrayna ile batı arazileri birleştirdi. İkinci Dünya savaşı döneminde Ağustos 1941’de Sovyet Rusyası ve İngiltere İrana saldılar. Bu evrede Sovyet Rusya bir yandan da Güney Azerbaycan eyaletlerini tuttu. 1942’de İran Amerikan ordusunun da kendi ülkesine getirilmesine nail oldu. Bunda maksat ise ihtiyaç olduğu zaman İngiltere ve Rusyaya karşı Amerikayı kullanmaktı. Ocak 1942’de Tahran’da 3 taraflı (Rusya, İngiltere, İran) sözleşme imzalandı. Bu sözleşmeye göre İkinci Dünya savaşının bitmesinden 6 ay sonra hem Rusya, hem de İngiltere kendi ordularını İran’dan çıkartmalıydılar. Resmi olarak İkinci Dünya savaşı Eylül 1945’de, Japonyanın teslim olması ile bitmişti. Mart 1946’ya kadar yabancı ordular İranı terketmeliydiler, ama Rusya kendi ordusunu İran’dan çıkartmıyordu. Ekim 1945’de Azerbaycan Demokrat Partisi (Azerbaycan Demokrat Fırkası) oluşturuldu ve onun da başkanı Mir Cafer Pişeveri oldu. Kasım 1945’de Halk Meclisi için seçimler yapıldı ve Hacı Mirze Şebüsteri Halk Meclisinin başkanı seçildi.

21 azer harekati

Aralık 1945’de, Seyit Cafer Pişeveri öderliğinde Azerbaycan Milli Hükümeti oluşturuldu ve Azerbaycan’ın muhtariyeti ilan edildi. Bu hükümetin oluşturulmasında birinci maksat, muhtariyete nail olmak ve daha sonra fırsat ele geçtiğinde muhtariyeti bağımsızlığa çevirmekti.

İran bu dönemde Güney Azerbaycan’a müdahale edemiyordu. Milli Hükümet fedai grupları oluşturuyor ve bu fedai gruplarına Rusya tarafından silahlar sağlanıyordu. Milli Hükümet Ocak 1946’da Güney Azerbaycan’da Azerbaycan dilini Devlet Dili ilan etti. Şubat 1946’da tarım kanunu kabul edildi, yani topraklar hiçbir beklenti olmadan köylülere dağıtıldı. Ocak 1946’da İran BMT’ye müracaat etti. BMT kararı Rusya ve İran’ın bu sorunu kendi aralarında barışçıl yolla halletmesi yönündeydi. Daha sonra Pişeveri BMT’ye itiraz mektubu gönderdi ve o mektupta; ”Güney Azerbaycanın Muhtariyeti Ağustos 1941’de kabul edilmiş ve ‘Atlantika’ Partisine uygun bir şekilde hayata geçiriliyor.” demiştir.

*Atlantika Partisi, İkinci Dünya Savaşı sırasında oluşturulmuş ve oraya Amerika, İngiltere ve sonralar Rusya da katılmıştır.

O dönemde İran’ın kuzeyinde 33 milyon varil petrol vardı ve İran stratejik önemi bulunan pamuk yetiştiriliyordu.  Şubat 1946’da İran’da yeni başbakan Ahmet Kavan iktidara geldi. Yönetime geldikten hemen sonra Moskova’ya gidip Stalin ile görüşme yaptı. Bu dönemde, Sovyetler Birliği İran’da askerlerini çıkartmamıştı ancak Mart 1946’da Sovyetler ”İran’ın bir kaç şehrinden askeri kuvvetler çıkartılacak, ama bazı askeri kuvvetler orada kalacak.” emrini orduya vermişti.

Bu zaman İran hükümeti Amerikanın cumhurbaşkanı Truman’dan yardım istedi. 1945-1949 yılları Nükleer Diplomasi devriydi. Bu nükleer silahı ile Japonya’ya güçlü darbeler vurulmuştu. Almanya dünyanın nükleer silahına sahipti.
Mart 1946’da Truman Staline mektup gönderdi:

”3 gün içerisinde kendi ordusunu Güney Azerbaycandan geri çekin”

24 Mart 1946’da İran BMT’nin bir sonra ki toplantısında Sovyet Rusyayı yeniden BMT’ye şikayet edecekleri konusunda uyardı. Sovyet Rusyası 24 Mart’tan önce kendi ordusunu İran’dan geri çekeceği hakkında bildiri yaptı.

Seyit Cafer Pişeveri eğer Rus ordusu giderse İran ordusu saldırıp bütün muhtariyeti iptal edeceğini biliyordu. 1946’da Rus ordusu  İran’dan geri çekilmeye başladı. 4 Nisan 1946’da Rusya-İran sözleşmesi yapıldı ve bu sözleşmeye göre Rusya ve İran müşterek petrol toplumu kurmalı ve bölgede birlikte petrol çıkaracaktı.

Haziran 1946’da İran, Güney Azerbaycan hükümetinin dikkatini dağıtmak için, 13 maddelik bir sözleşme imzaladı. Bu sözleşmeye göre, Güney Azerbaycanın bir takım bağımsızlıkları elinden alındı, Azerbaycanın muhtariyeti bir hayli kısıtlandı. İran’ın kendisinin güçlü askeri kuvvetleri yoktu, bunun için de Amerika İran’a 40 uçak, 55 tank ve çoklu silahlar verdi.

Kasım 1946’da İran radyosu seçimlerin kontrolü için ülkenin her yerine jandarma kuvvetleri gönderileceğini bildirdi ama Güney Azerbaycan buna itiraz etti. 4 Aralık 1946’da İran ordu kuvvetlerini seçimleri kontrol etmek bahanesi ile Güney Azerbaycana giriş yaptı.

Pişeveri Rusyadan yardım istedi, ama Rusya yardım etmeyi reddetti. Daha sonra Pişeveri Sovyet Azerbaycanına göç etti. 14 Aralık’ta İran ordusu Tebriz’de kontrolü sağladı, 20 Aralık’ta ise İran kuvvetleri tüm Güney Azerbaycan’ın işgalini tamamladı ve 21 Azer Harekatı kan içinde boğuldu.

21 azer harekatı arma ve bayrak

Peki neden bu harekata 21 Azer adı verildi? 

İran takvimi ile bu harekat 21 Azer ayında, 12 Aralık’ta gerçekleşmiştir. 12 Aralık tarihinin Azerbaycan halkı için tarihi ve ideoloji önemi büyüktür. Bu dönemde Azerbaycan’ın başkenti Bakü değil, Tebriz’di.

Afsana Aghazada

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Gün Yüzü Görememiş Ülke: Cezayir

Cezayirliler Osmanlı dönemini pek iyi hatırlamıyorlar. Askeri harcamaların oluşturduğu yüksek vergiler, savaşlarda yaşanan kayıplar ve ülkenin bir ucunda olmanın verdiği idari sorunlar huzursuzluk yaratıyordu. Zaten bu sorunlar Fransızların ülkeye geldiklerinde “Sizi Türklerden kurtarıyoruz” propagandasını yapmalarına vesile oldu. Bu yüzden ilk başlarda Fransızları sevgiyle karşıladılar. Bu yüzden Fransa kolaylıkla Cezayir’i ele geçirebilmişti. Yavaş yavaş Fransızların ülkeye egemen olmasıyla Cezayirliler pişman olmaya başladılar. Çünkü durum eskisinden daha kötü bir hal almıştı. Bu sefer Fransa için Osmanlıya yaptıklarını yapıyorlardı. Savaşlara asker gönderiyor, yüksek vergi ödüyor ve bakımsızlık çekiyorlardı. Örneğin 2 Dünya Savaşı’nda da Cezayirliler Fransa için Almanlarla savaştırılmıştı. “Birinci Dünya Savaşında Araplar” adlı yazımda Cezayirlilerin 1. Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşların da rol aldıklarından bahsetmiştim. Ancak Fransa 2. Dünya Savaşından sonra çok yıpranmıştı ve savaş biter bitmez Çinhindi sömürgesinde ki isyanlarla baş edemiyordu. Bölgenin çok uzak olması zaten Fransa’nın bölgeyi uzun süre elinde tutamayacağını gösteriyordu. Bölgenin Fransa’nın elinden çıkıp 4 ülkeye ayrılması Cezayirlilere de ilham kaynağı oldu. Onlarda tıpkı Uzak doğulular gibi bağımsız olabileceklerine inanmaya başladılar. 1954 yılında başlayan kurtuluş savaşı 1962 yılına kadar 7,5 yıl sürdü. Tabi bunun öncesinde de çatışmalar olmuştu ama şimdi çatışmalar savaşa dönüşüyordu.

Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) Cezayir’i özgürleştirmeye çalışıyordu ama onlarda sütten çıkmış ak kaşık değillerdi. Onlarda Fransız sivilleri katlediyorlardı. FLN, hem kolonyal Fransızları yani Cezayir’e getirilmiş Fransız çiftçileri baskınlar yaparak öldürürken; aynı zamanda Fransızlarla işbirliği yaptığı düşünülen Cezayirlileri yani Harkileri de öldürüyordu. Savaş iyice Fransa’ya yük olmaya başlamıştı. 170 bini Cezayirli gönüllü Müslüman olmak üzre, 400 bin kişilik Fransız ordusu 1956 yılına kadar gönderilmişti bile. Savaşta 250 bin Cezayirli Müslüman öldüğü gibi kolonyal Fransızlar ve askerlerle birlikte toplam ölü sayısı 300 bini geçmiş, 2 milyon köylü de yerinden olmuştu. 8-9 milyonluk bir nüfusun 2 milyonunun yerinden olduğunu düşününce ülkede ki gıda krizini bide siz düşünün!

cezayir-ic-savasi

Peki Cezayir bağımsız oldu olmasına ama huzur geldi mi?

Maalesef hayır.

Bağımsızlık ve sonrasında pek çok Fransız gibi Harkiler de Cezayir’den Fransa’ya kaçmıştı. Günümüzde Fransa da bulunan Cezayir asıllıların çoğu Harkilerin torunlarıdır. Ancak Harkilerin hepsi Fransa’ya gidemedi. FLN bağımsızlık sonrasında da Harkilere yönelik infazlarını sürdürdü.

Savaş sırasında FLN Cezayirlilere de çok zulüm ediyordu. Çünkü Cezayirliler savaşın oluşturduğu yeni düzene ayak uyduramıyordu ve savaşın bir an önce bitmesini arzuluyorlardı. FLN sanılanın aksine halktan pek destek görmüyordu.

250 bin Cezayirli Müslüman ölümünün ne kadarının FLN’nin kendisine destek vermeyenlere yönelik katliamı olduğunu bilemiyoruz ama önemli bir kısmı olduğu kesin. FLN’yi zafere taşıyan Cezayir halkı değil Fransa da ki savaş karşıtları olmuştu. Fransa da kitlesel eylemler öylesine artmıştı ki; ülke hem dünyadan, hemde kendi insanları tarafından baskı altındaydı. Artık Cezayir’den çekilmek mecburi hale gelmişti. Halbuki Fransa Cezayir’de kontrolü sağlamaya ve savaşı kazanmaya başlamıştı. Bu Fransız eylemciler tıpkı daha sonra ABD’de ortaya çıkacak olan Vietnam savaşı karşıtları gibi sadece savaş karşıtıydı, ortak bir ideolojik tavırları yoktu ve aynen ABD’nin Vietnam’dan çekilmesi gibi Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasını sağladılar.

Cezayir devrimi sonrasında ülke nüfusunda büyük bir düşüş oldu. 1 milyondan fazla kolonyal ve 100 binden fazla Harki Fransa’ya gitti. Savaşta çok fazla gencin ölmesi sebebiyle doğurganlık oranı da düşüktü. Bunun dışında 150 bin Harki de ülke de ki intikam hırsının doğurduğu infazlarla yok edildiler. Ne yazık ki içlerinde çok sayıda masum insanda vardı.

cezayir-savasi

FLN artık iktidardaydı ama kurdukları tek parti yönetiminin pek uzun ömürlü olmayacağı düşünülüyordu. Laiklik, Arap milliyetçiliği ve sosyalizm ilkelerine dayalı bir diktatörlük oluşturdular. Bu 3 ilkenin “Baas Partisi’nin İdeolojisi ve Tarihi” adlı yazımda Baasçılığın ana ilkeleri olduğunu belirtmiştim. Ancak FLN biz Baasçıyız demiyor çünkü Cezayir nüfusunun yarısından fazlasını berberiler oluşturuyor. Çoğunluğu berberi olan bir ülkede Arap milliyetçiliği yapmak pek akıllıca olmazdı zaten. Ancak şu an Cezayir de Berberilere yönelik inanılmaz bir Araplaştırma politikası var. Ülke ne yazık ki uluslararası kamuoyunda Arap olarak lanse ediliyor ama bu yanlıştır. Tıpkı Fas gibi Cezayir’de de çoğunluğu berberi olan ülkelerdir, Arap değil.

Berberilerin bir lafı vardır “Biz savaştık Araplar yönetiyor” diye. Günümüzde Cezayir de yaşanan Berberi-Arap çatışmalarının kaynağında bu sorun yatıyor. Sosyalizm ve laiklik konusunda gizlenme yok zaten ülkenin bu yüzden iç savaşa girdiğini düşünebiliriz.

Sovyetler Birliğinin Afganistan’dan çekilmesiyle beraber Cezayir’den gidenlerin bir kısmı dönmeye başlamıştı. Doksanlı yıllarda doğu blokunun çökmesiyle beraber Cezayir’de artık destek göremiyordu. Ancak savaşı tetikleyen unsurlar bunlar değildi. Demokrasi talepleri seksenli yıllarda iyice yükselmişti ve hükumet 1988 yılında ki kitlesel eylemlere ve baskılara dayanamayıp 1989 yılında yapılan referandum sonrası değişikliklerle çok partili siyasi hayata kavuştu. 1990 yılında ki yerel seçimlerde radikal dinci olan İslami Selamet Partisi oyların %54’ünü almış ve sonraki genel seçimde iktidara geleceğini belli etmişti. Bu durum 1992’de bir anayasal darbe ile genel seçimlerin iptaline ve sonrasında iç savaşa neden oldu. Laik güçler radikal dincilerin önünü kesebilmek için demokrasiden feragat ediyorlardı. 150 bin kişi 1992-2002 yılları arasında radikal dinciler ve hükümet arasında ki savaş sırasında hayatını kaybetti. Hükumete savaşı kazandıransa onların acımasızlığı olmuştu. Onların yöntemleri pek çok müttefikine taktik kaynağı oldu. Örneğin günümüzde Suriye’de bu acımasızlık taktiklerinden esinleniliyor.

Günümüzde de FLN’nin iktidarı sürüyor ve Berberilere yönelik asimilasyon tam gaz devam ettiği gibi Berberi-Arap çatışmaları da sürüyor. Halkın demokrasi talepleri işkence ve infazla bastırılan ülke gazeteciler içinde tehlikeli bir yer. 1992-2015 yılları arasında 60 gazeteci görevi başında iken öldü ve Cezayir bu konuda dünya da 4. sırada.

2010 yılında Arap baharı sırasında da küçük çaplı da olsa birçok protesto gerçekleşmiş ve  bu gösteriler sert bir şekilde bastırılmıştır. Onlarca insan bu sert tavır sonucu ölmüştür. Net rakamları bilemiyoruz çünkü ülkede ki veriler güvenilir değil. Arap baharının tek olumlu etkisi 19 yıllık olağanüstü halin kaldırılması olmuştur.

Cezayir'deki gösterilerden bir Fotoğraf
Cezayir’deki gösterilerden bir fotoğraf

Her ne kadar iç savaş durumu ortadan kalksa da radikal dinci isyan devam etmekte. Özellikle El-Kaide bağlantılı örgütlerle hükumet arasında çetin bir mücadele söz konusu ve ölümler 10 binleri geçti. Cezayir hali hazırda 512 bin kişilik ordusuyla dünyanın en kalabalık 10. ordusu. Bu nüfusa göre bu ordu oldukça büyük bu da ülkenin silahlanma konusunda baya mücadele ettiğini gösteriyor. Silahlarını ise çoğunlukla Rusya’dan temin ediyorlar.

Ben en çokta Berberilere üzülüyorum. Zamanında ülkeyi işgal eden Arap güçler şimdi onları sindirmeye çalışıyor. Ne acı!

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD, Rusya ve Çin Hangi Ülkelere Silah Satıyor?

Dünyanın en büyük silah satıcısı ülkeleri arasında yer alan ABD, Rusya ve Çin hangi ülkelere silah satıyor? Silah satın alan ülkeler hangi ülkelerden silah alıyor?

ABD, Avrupa ülkelerine daha fazla silah satarken, Rusya Orta Asya ülkelerinde hakimiyetini gösteriyor. Türkiye’de diğer Avrupa ülkeleri gibi en fazla silah ithalatını ABD’den yapıyor. Haritada görüldüğü gibi Brezilya ABD ve Rusya’dan, İran Çin ve Rusya’dan; Hindistan ABD ve Rusya’dan, Pakistan ise ABD, Rusya ve Çin’den en fazla silah alıyor.

silah satın alan ülkeler

* Harita Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre Business Insider tarafından hazırlanmıştır.

ABD Başkan Adaylarını Kim Finanse Ediyor?

Kasımdaki Amerikan seçimleri öncesi ABD’de gelenekselleşen adayların TV programı tartışması için Clinton ve Trump ilk defa bu akşam TV karşısında olacak. Görselde de göründüğü gibi Clinton çok fazla yardım alıyor. Trump’a yapılan destek 166 milyon dolar iken Clinton’a yapılan destek 377 milyon olarak açıklandı. Yani Clinton Trump’ın iki katı yardım almış. Tabi ki bu rakamlar sadece bilinenler..

ABD başkan adaylarını kim finanse ediyor ona bakalım.

abd-secim-yardimlari

”Fırat Kalkanı” Harekatının 30 Günü

Fırat kalkanı harekatının 30 günlük gelişmelerinin derlemesi..

”Türkiye, Gaziantep ve Kilis yerleşim yerlerine 9 Ocak’tan beri atılan roketler sonucu, BM’nin 51. maddesince meşru müdafaa hakkını icra etmiştir.”

– Türkiye-Suriye sınırında, terör örgütleri IŞİD ve PYD tehdidine karşı başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı’nda geride kalan 30 günde bin 200 kilometrekarelik alan teröristlerden temizlenmiştir. Ayrıca 20 bin Suriyeli Cerablus’a geçmiştir.

-Gaziantep ve Kilis yerleşim birimlerine 9 Ocak’tan bugüne kadar 57 havan, 81 katyuşa ve 2 tanksavar mermisi atılmış; 22 Kişi ölürken 90’dan fazla yaralı olduğu bildirildi.

-Bu gelişmeler sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri 22-26 Ağustos arası sınır ötesi harekat başlatmış, 1500 ÖSO(Türkmenler-Araplar) 250-500 arası Türk Özel Kuvvetleri’nde yer aldığı operasyon icra edilmiştir.

-Operasyonlarda, koalisyon güçleri hava desteği vermesinin yanı sıra Türk insansız hava araçları operasyonlarda istihbarat amaçlı kullanılmıştır.

– 90’a yakın köy IŞİD VE PYD kontorolünden TSK destekli ÖSO kuvvetlerinin eline geçmiştir.

-TSK destekli ÖSO, Azez ve Cerablus arasında bulunan bölgedeki DAEŞ unsurlarını temizleyerek Azez-Cerablus hattını birleştirdi. Böylece üçüncü aşama olduğu söylenen El-Bab hattına yönelme başlandı.

-TSK’dan şuana kadar 10 asker şehit olmuş, 14 askerde yaralanmıştır. 8 tank vurularak zarar görmüştür. Ayrıca ÖSO Kuvvetlerinden 12 ÖSO mensubu hayatını kaybetmiştir.

-IŞİD ve PYD kayıpları: 180’den fazla IŞİD mensubu öldürülmüş, bir çok bina, karargah, araç ve cephanelik imha edilmiştir. PYD kayıpları ise 40 ile 60 arasındadır.

– TSK şu ana kadar 530 hedefe 2 bin 300 atım yapıldığını; 26 mayın, 671 EYP’nin kontrollü olarak imha edildiğini bildirmiştir.

Düzenleyen Emin Doymuş

Hangi Ülkede Hayat Daha Pahalı?

Dünyanın en pahalı ülkeleri, bölge bölge infografikte yer alıyor.

”Lowest Cost of Living”: En ucuz ülkeler
”Highest Cost of Living”: En pahalı ülkeler

Renkler koyulaştıkça ülkelerdeki hayatta pahalanıyor. Ayrıca Afrika, Avrupa ve Orta Amerika gibi kıta ve bölgelerin ayrı ayrı haritalarda gösterildiği infografikte, bölge isimlerinin yazdığı başlıklarda o bölgelerin genel itibariyle ucuz-pahalı durumunu gösteriyor. Örneğin; ”Europe” yazan başlığın arka planı koyu lacivert. Yani hayat pahalılığı en yükseğin bir altında demek oluyor.

En pahalı ülkeler / Yaşam maliyeti yüksek olan 15 ülke

1.) İsviçre 2.) Norveç 3.) Venezuela
4.) İzlanda 5.) Danimarka 6.) Avustralya
7.) Yeni Zelanda 8.) Singapur 9.) Kuveyt
10.) İngiltere 11.) İrlanda 12.) Lüksemburg
13.) Finlandiya 14.) Fransa 15.) Belçika

En ucuz ülkeler / Yaşam maliyeti düşük olan 15 ülke

1.) Hindistan 2.) Nepal 3.) Pakistan
4.) Tunus 5.) Cezayir 6.) Moldovya
7.) Mısır 8.) Makedonya 9.) Suriye
10.) Kolombiya 11.) Bagladeş 12.) Endonezya
13.) Gürcistan 14.) Fas 15.) Filipinler
Dünyanın En Pahalı Ülkeleri
Dünyanın En Pahalı Ülkeleri

İnfografik 2015 verilere göre hazırlanmıştır.

Stratejik Konumuyla El Bab ve Taraflarca Önemi

Halep şehrinin kuzeydoğusunda yer alan El Bab, bu ilin en büyük kırsal ilçesidir. 2004 nüfus sayımında El Bab’ın nüfusu 300 bin kişiydi ve bunların 66 bini merkezde oturuyordu. Suriye’de savaşın başladığı ilk zamanlardan beri yer yer nüfus değişime uğrasa da, şuan ilçe merkezinde 66 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Nüfusunun çoğunluğunu Sünni Araplar oluşturuyor ve şehir 11 Temmuz 2012’de tamamen muhaliflerin eline geçmiştir. ÖSO kontrolünde olan El Bab, Kasım 2013’te IŞİD ile ÖSO arasında yaşanan çatışmaların ardından Ocak 2014’te IŞİD’in kontrolüne geçti.

IŞİD’in eline geçtikten sonra şehir örgüt için önemli bir konumuna geldi. Şehirden çok sayıda genç savaşçı kazanan örgüt, (iddialara göre) El Adnani’nin olduğu başında olduğu söylenen Dış Güvenlik ve Operasyon Biriminin merkezini buraya kurdu. Geçtiğimiz haftalarda da Adnani El Bab’da hava saldırısıyla öldürülmüştü.

El Bab’ın Önemi

El Bab Haritası: Afrin, Menbiç, Halep, Azez arasında kalmış stratejik şehir
El Bab Haritası: Afrin, Menbiç, Halep, Azez arasında kalmış stratejik şehir

El Bab şehri Suriye iç savaşındaki güncel gelişmelerde çok önemli bir konumda yer alıyor. IŞİD’in Kuzey Halep’te kontrol ettiği son şehir olan El Bab; PYD, rejim güçleri ve Türkiye destekli ÖSO’nun hedefleri arasında olduğu söylenebilir.

Türkiye açısından:

Türkiye, El Bab şehrini IŞİD’in elinden alarak Menbiç-Rakka-Afrin yolunu kontrol etmek istiyor. Şehrin kontrolünü Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu güçleri sağlarsa, Türkiye ‘Suriye masasında’ elini güçlendirecek. Aynı zamanda çokça dile getirildiği gibi Türkiye PKK’nın Suriye kolu PYD’nin koridor kurmasını engelleyerek, PYD’nin kantonlarının birleşmesinin önüne geçecek ve PYD toprak bütünlüğünü sağlayamamış olacak. Türkiye bu koridoru engelleyerek de ileride olası PKK saldırıları ve PKK devleti kurulmasını engellemeyi hedefliyor.

Esad Rejimi açısından:

Rusya,  İran ve Esad rejimi ise her ne kadar Türkiye’nin Cerablus operasyonuna yüksek sesle tepkiler göstermese de, Türkiye’nin El Bab operasyonuna karşı olduğu biliniyor. Neden derseniz de; rejim cephesi El Bab’ın Türkiye destekli ÖSO tarafından alınmasının ileride kendileri için tehdit oluşturabileceğini düşünüyor. El Bab gibi bir şehir alınırsa, Suriye savaşında en önemli yer olan Halep’te kuzey muhaliflerin eline geçmiş olacak. Halep’in muhaliflerin kontrolündeki bölge ile El Bab tarafından muhaliflerin Halep’teki rejim kuşatmasına ve kontrolündeki bölgelere saldırıların olabileceği öngörülüyor.

PYD/YPG açısından:

El Bab YPG tarafından belki şuan ki savaş haritasında tüm merkezlerden daha önemli bir yer haline geldi. PKK’nın Suriye kolu PYD, bu şehri ABD desteğiyle alarak Afrin ile Kobani kantonlarını birleştirmeyi arzuluyor. İlk önce Azez-Cerablus hattını ÖSO’nun elinden alıp kantonlarını birleştirmeyi düşünen örgüt, Türkiye’nin ”Fırat Kalkanı” harekatıyla ikinci plan olarak gözünü El Bab’a dikmiş gibi görünüyor. El Bab’ı alan örgüt Afrin ile Kobani kantonunu birleştirecek ve Akdeniz’e açılan ‘Kürt Koridoru’ hayalini gerçekleştirecek. (Tabi ki bu plan içerisinde Hatay’ın kontrolü de var. Bilindiği gibi Suriye Demokratik Güçleri (SDG) çatısı altındaki örgütün flamasında Hatay Suriye toprağı olarak gösteriliyor.) Suriye canlı savaş haritası ile El Bab, Cerablus, Menbiç ve Halep’teki son durumlara bakabilirsiniz.

PYD'nin Afrin ile Kobani kantonlarının birleşim noktası: El Bab
PYD’nin Afrin ile Kobani kantonlarının birleşim noktası: El Bab

Kaynak: StratejikOrtak.com – SuriyeGundemi.com