Mustafa Secari: “Operasyonların Başlaması İçin Uygun Zamanı Bekliyoruz”

0

Suriyeli muhalif askeri birliklerin (Milli Ordu) liderlerinden biri olan Mustafa Secari ile Suriye’deki son gelişmeler ve yaşananlar üzerine konuştuk. Bölgedeki siyasi ve askeri dinamikleri Stratejik Ortak’a değerlendiren Secari ile İdlib, Dera ve Suriye’nin kuzeyi başta olmak üzere terör örgütü YPG/PKK’ya yönelik olası operasyonları ve sahadaki askeri değişimleri ele aldık.

Dera’daki çatışmalar sonucunda 2012 yılından beri ilk kez Dera tamamen Rejim Ordusu’nun kontrolüne geçti. Muhalifler, Dera’dan vaz mı geçti?

Suriye muhalefeti, Dera şehrinden vazgeçmedi. Ancak uluslararası toplum ve Suriye halkının dost grubu, Dera’yı terk etti ve halkımızı orada Rus, İran ve Esad’ın katil milisleri ile karşı karşıya bıraktı.

Suriye’nin kuzeyinde Rus-Türk ortak devriyeleri devam ederken, terör örgütü YPG/PKK’nın varlığı bölgede devam ediyor. Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü YPG/PKK’ya yönelik kısa vadede olası bir operasyon söz konusu olabilir mi?

Terör örgütü YPG/PKK ve uzantılarına yönelik operasyonlar bitmedi. Operasyonların yeniden başlaması, terör gruplarının ortadan kaldırılması ve Suriye’den çıkarılması için uygun zamanı bekliyoruz, hazırız.

YPG/PKK’lı teröristler ve İranlı milisler, Tel Rıfat bölgesinden TSK ve Suriyeli muhalif askeri birliklerin konuşlandığı Zeytin Dalı Harekatı bölgesinde yer alan Afrin ve Fırat Kalkanı bölgesinde yer alan Mare bölgelerine yönelik sürekli olarak taciz ve saldırı atışı gerçekleştiriyor. Tel Rıfat, terör örgütü YPG/PKK işgalinden ne zaman kurtulacak?

Tel Rıfat şehri ve işgal altındaki diğer bölgeler kesinlikle terör örgütleri tarafından kurtarılacaktır. Ancak askeri operasyonların yeniden başlaması için uygun zaman ve yeri seçecek olan da bizleriz.

Suriyeli muhalif askeri birlikler çatısı altında faaliyet gösteren  Hamza Tümeni, Mutasım Tümeni, Sultan Süleyman Şah Tümeni, 20. Tümen ve Kuzey Şahinleri Tugayı olmak üzere toplamda 5 grup Suriye Kurtuluş Cephesi adı altında birleşti. Önümüzdeki dönemde Suriye Kurtuluş Cephesi’nin faaliyetleri neler olacak?

Suriye Kurtuluş Cephesi’nin hedefi, Suriye Ulusal Ordusu çatısı altında hareket eden ve koordinasyonu sağlayan tek ve etkili bir komutanlık oluşturmaktır. Tam entegrasyonu sağlamak maksadıyla askeri, güvenlik, siyasi, finans, medya ve diplomatik ilişkiler unsurları Suriye Kurtuluş Cephesi altında birleşecek. Kısacası güvenliği kontrol etmeyi ve kurtarılmış alanlarda istikrarı desteklemeyi amaçlıyoruz. Aynı zamanda resmi kurumların rolünü güçlendirecek ve Suriye Geçici Hükümetini de yardımcı olacak. Bugün bu hareketimiz, güçlerimizin entegrasyonu için bir adımdır ve diğer kardeşlerimizi de halkımızın arzusu doğrultusunda tam bir entegrasyon için Suriye Kurtuluş Cephesi’ne çağırıyoruz. Ortak Operasyon Odası iyi bir girişimdi ve kurulmasını  da destekledik. Onlarla işbirliği yapmak için hiçbir çabadan kaçınmayacağız. Ancak, koordinasyonun tam sağlanması ve aramızdaki bölünme durumunu sona erdirmek dolayısıyla Suriye Kurtuluş Cephesi’ni kurduk. Halkımızın çıkarlarına hizmet etmeye devam etmek, topraklarımızı korumak, kurtarılmış bölgelerde refahı sağlamak, bütünleşme yeteneğine sahip bir model sunmaya çalışıyoruz.

İdlib’de Rus bombardımanları devam ediyor. Rusya havadan, İran ve Esad rejimi ise karadan saldırılarını sürdürüyor. Muhalifler, İdlib’den çekilmeyi planlıyor mu? İdlib’i önümüzdeki süreçte neler bekliyor?

İdlib’den çekilmeyeceğiz, savunmaya devam edeceğiz. Kurtarılan alanlardan bir karış taviz veremeyiz.

Caner Çiftçi

Tel Rıfat: Harita, Nüfus ve Son Durum

Türkiye sınırına 18 kilometre mesafede, 442 kilometrekareye yayılan Tel Rıfat’ın bir kısmı, 4 yılı aşkın süredir terör örgütü YPG/PKK’nın işgali altında bulunuyor. Rejim güçlerinin Tel Rıfat merkeze girmesiyle birlikte,  YPG/PKK unsurları kırsal kesime çekildi. En son 18 Ağustos 2021’de, YPG/PKK’lı teröristler, Tel Rıfat’tan Afrin kent merkezine 13 füze atışı gerçekleştirmişti. Afrin’e düzenlenen füzeli saldırıda 1’i çocuk, 3 sivilin hayatını kaybettiği, 4’ünün de yaralandığı bildirilmişti.

Rusya, 2017 Haziran’da bölgeye Rus askeri polisleri ve eğitim uzmanları göndererek, YPG/PKK’lı teröristlere askeri eğitim verdi. Terör örgütü YPG/PKK, Tel Rıfat’tan Afrin, Şehba ve Bab bölgelerindeki TSK ve Milli Ordu güçlerine bir çok saldırı düzenlemişti.

Tel Rıfat’ta, YPG/PKK’nın yerleştirdiği 15-20 bin civarı Kürt ve Arap yaşıyor. Bunların ancak 700-800 kadarı Tel Rıfat’ın yerlisi Araplardan oluşuyor.

Yerel kaynaklara göre, YPG/PKK’nın Tel Rıfat genelinde yaklaşık 2 bin silahlı unsuru olduğu belirtiliyor. Ayrıca havan, top ve seyyar roket ve füze rampaları, anti personel ve anti tank güdümlü sistemler (ATGM sınıfından TOW-CORNET), hafif zırhlı araçlar (Esad ordusundan teslim alınmış ZPT’ler), askeri maksatla kullanılan iş makineleri, EYP malzemeleri ve atölyeleri de örgütün envanterinde bulunuyor.

Tel Rıfat’ta Esad rejiminin milislerden oluşan 5. Kolordu tugayı, YPG/PKK ile ortak mevzi çalışması gerçekleştirerek, örgütün TSK ve Milli Ordu güçlerine yönelik saldırılarına koruma sağlamıştı.

Tel Rıfat Son Durum Haritası

12 Eylül 2021:

4 Mayıs 2019: TSK ve ÖSO operasyonu kapsamında Tel Rıfat’ın kuzeyindeki Malikiyye, Maranez ve Şavarga köyleri ÖSO kontrolüne geçti. Saatler sonra ÖSO ve Türk ordusu, köylerdeki ‘yoğun mayın’ gerekçesiyle köylerden çekildi.

Tel Rıfat Operasyonu: Şavarga, Maranez ve Malikiyye köyleri ÖSO kontrolüne geçti.
Tel Rıfat’ın kuzeyindeki Malikiye Köyü ÖSO kontrolüne geçti. [Harita: Levent Kemal]
  • Tel Rıfat Türkiye sınırına 18 kilometre mesafede.
  • İlçe 442 kilometrekareye yayılıyor.
  • TSK ve ÖSO ile YPG arasındaki cephe hattı 131 kilometre uzunluğunda.
  • Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre ilçede 2 bin YPG’li terörist bulunuyor.
  • 2017 yazından bu yana Rus askeri polisleri ve eğitmenleri ilçede YPG’li teröristlere eğitim vermek için bölgede konuşlandı.
  • İlçede teröristler ve Rus askeriyle birlikte Esad rejimine bağlı 5. Kolordu askerleri bulunuyor.

Tel Rıfat’ın Suriye haritası üzerindeki konumu: Tel Rıfat nerede?

[Harita: Suriye Gündemi]
Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekatı ile terörden temizlenen bölgeler arasında kalan Tel Rıfat.

[Harita: AA]
2004 yılındaki resmi nüfus sayımında Tel Rıfat’ın nüfusu 20 bin, 2016 yılı iribariyle en az 40 bin kişinin ilçede yaşadığı düşünülmektedir.

Tel Rıfat’ın Arap ağırlıklı nüfus haritası [Harita: Suriye Gündemi]
Aralık 2018 ve Ocak 2019’da ilçe çevresinde birçok çatışma yaşanmıştı.

1 Aralık 2018 (Kırmızı) ile Ocak 2019’da (Mavi) Tel Rıfat’ta yaşanan çatışmalar. [Harita: Suriye Gündemi]

Türkiye ile Rusya’nın anlaştığı iddia edilmişti

Londra merkezli El-Araby al-Jadeed gazetesinde 14 Haziran 2018 tarihinde çıkan habere göre Türkiye ile Rusya’nın Tel Rıfat konusunda anlaştığı iddia edilmişti.

El-Araby al-Jadeed gazetesinde yer alan habere göre TSK’ya bağlı birimler, birkaç ay önce bölgeye yerleşen Rus Askeri Polis Teşkilatı ile birlikte Tel Rıfat’ta konuşlanacak. Esad’a bağlı birlikler ve PYD terör örgütü ise bölgeden çekilecekler. Bu iddialar içerisinde önemli bir ayrıntı ise ÖSO’nun bu anlaşma kapsamında Tel Rıfat bölgesinde konuşlanmasına izin verilmeyecek olması.

Aradan yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen Tel Rıfat konusunda bir ilerleme sağlanmadı. Son aylarda bölgeden Türk askerlerine yönelik saldırıların artması sonucu Türk zırhlılarının bölgeye intikal ettiği haberlere yansımıştı. Son olarak da 4 Mayıs’ta TSK ve ÖSO operasyonu kapsamında Malikiye köyü terörden temizlendi.

Kaynak:

aa.com.tr/tr/turkiye/firat-kalkaninin-kiyisindaki-cibanbasi-tel-rifattaki-ypg-pkk-isgali/1468046

suriyegundemi.com/2018/03/19/tel-rifat-ve-cevresi-ne-olacak/

stratejikortak.com/2018/06/tel-rifat-konusunda-turkiye-ve-rusya-anlasti.html

E-Ticaret Paketleri ile Online Mağaza Açmak Çok Kolay!

0

Son yıllarda sıklıkla araştırılan e-ticaret nedir sorusu en basit tabiriyle alışverişlerin fiziksel mağaza yerine online olarak gerçekleştirilmesidir. Çevrim içi ticaret yapmanız size çok sayıda avantaj da sağlar. Örneğin yeni bir markaysanız kuracağınız e-ticaret sitesi ile kısa süre içerisinde daha fazla kişiye ulaşabilirsiniz. Site kurulumunun ardından büyük pazar yerleri ile entegrasyon yaptığınızda markanız ve ürünleriniz daha da bilinir hale gelecek, aylık ve yıllık kazanç hedeflerinize ulaşmanız çok daha kolay olacaktır.

E-ticarete başlarken site kurulum sürecinizi hızlı bir şekilde ve minimum maliyetle geçirmek adına e–ticaret paketleri kullanabilirsiniz. Bu paketlerde siteniz için yararlı olacak;

  • Sınırsız ziyaretçi ve trafik,
  • Ücretsiz SSL sertifikası,
  • Günlük yedekleme,
  • SEO uyumlu yapı,
  • Sınırsız kategori ve marka,
  • İndirim kuponu tanımlama,
  • Gelişmiş raporlar,
  • Havale ile ödeme,
  • Tasarım temaları,
  • Mobil uyumlu tasarım

gibi özellikler vardır. Ek olarak satın aldığınız pakete özgü özelliklere de sahip olacaksınız. Tüm bu ayrıcalıklar sayesinde e-ticaret stratejilerinizi daha başarılı şekilde yürütebilirsiniz.

E-Ticaret Paketleri Neden Tercih Edilmeli?

Hayalini kurduğunuz e-ticaret sitesine sahip olmak için en uygun yöntemlerden biri de e-ticaret paketleri olmaktadır. Bu paketleri satın aldığınızda kullanışlı arayüz, ücretsiz e-ticaret danışmanlığı, hazır arama motoru ve pazarlama ayarları, akıllı e-ticaret yazılımı gibi avantajlardan faydalanabilirsiniz. Hizmetleri en iyi şekilde kullanabilmek adına paketi satın alacağınız altyapı şirketinin alanında uzman ve güvenilir olmasına özen göstermelisiniz.

 

Sanal pazarlarda satış yapmak istediğinizde paketler sayesinde bunu daha pratik hale getirebilirsiniz. Üstelik başlangıç aşamasında ücretsiz e-ticaret paketi kullanarak maliyetlerinizi sıfıra indirebilirsiniz. Ücretsiz kullanımın sonrasında indirimli fiyatların uygulanması paketleri tercih etme nedenlerinizden biri olacaktır. Bunun yanı sıra paketlerle altyapı sistemleriniz otomatik olarak oluşur, yazılım bilgisine gerek kalmaz, site tasarımı ile uğraşmazsınız. Ayrıca ödeme sistemleri otomatik olarak sunulur, pazar yeri entegrasyonları ve kargo anlaşmalarına sahip olursunuz. Ayrıca yapılacak arama motoru optimizasyonu ile e- ticaret siteniz sıralamalarda daima üst sıralarda olacaktır.

E-Ticaret Paketleri Nasıl Alınır?

E-ticareti daha kolay hale getirmek adına satın alacağınız e-ticaret paketleri aylık ve yıllık abonelik şeklindedir. Bu aboneliği başlatmadan önce doğru firmayı seçtiğinizden emin olmalısınız. Sektördeki güvenilir e-ticaret firmalarından birisi ise Kobisi’dir.

Kobisi kesintisiz destek, kolay kullanım, düşük maliyet, sayısız özellik gibi imkanlar sunması sayesinde sizin için en uygun seçim olacaktır. Firmanın e-ticaret paketleri her ihtiyaca yanıt verecek fiyat ve içerikte düzenlenmektedir. Paketlerden hangisinin sisteminize uygun olduğunu seçmekte kararsız kalıyorsanız da online destek alarak merak ettiğiniz tüm sorulara anında yanıt bulabilirsiniz.

Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

24 Ağustos 2016‘da Türkiye sınırını ve 5 bin km²’lik bir alanı DEAŞ ve PYD/PKK‘dan arındırmak amacıyla Fırat Kalkanı Harekatı başlatıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, Fırat Kalkanı Harekatı‘nın sona ermesinden tam 295 gün sonra Afrin’e yönelik olarak Zeytin Dalı Harekatı‘nı gerçekleştirdi. Zeytin Dalı Harekatı’nın başarıyla tamamlanmasının ardından gözler Münbiç’e çevrilmişti. Ancak Türk Ordusu Kandil Operasyonu ile Kandil’deki terörist varlığını hedeflemekte.

10 Mart 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri Hakurk-Kandil’de bulunan PKK terör örgütü varlığına yönelik olarak Kuzey Irak’a operasyona başladı. Türk Ordusu’nun Kuzey Irak Operasyonu, Türkiye’nin daha önceki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarından biraz farklı. Kandil’e yönelik Kuzey Irak Operasyonu (Kararlılık Operasyonu), Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’nın aksine yalnızca Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından icra edilmektedir.

Türk Ordusu’nun Kandil’e yönelik başlattığı Kuzey Irak Operasyonu’nu sizler için haberimizde derledik.

[TIMELINE]

Harekata ilişkin güncel bilgiler ve Kuzey Irak : Kandil Operasyonu haritası bu başlık altında güncelleniyor…

Türk Silahlı Kuvvetleri ilk olarak Zeytin Dalı Harekatı başlamadan önce 08-14 Aralık 2017 tarihinde Irak’ın Kuzeyi (Zap, Avaşin-Basyan ve Hakurk) bölgelerinde büyük ve orta çaplı operasyonlar icra edildiğini duyurdu.

Irak’ın Kuzeyi Son Durum Haritası – 09 Eylül 2021

23 Nisan’da başlayan ve Irak’ın kuzeyinde Metina ve Avaşin-Basyan bölgelerinde eş zamanlı olarak icra edilen Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında şimdiye kadar toplam 250 PKK’lı terörist etkisiz hâle getirildi.

Mavi & Mor: TSK Operasyon Alanları / Kırmızı: IKBY / Sarı: Terör Örgütü PKK

Irak’ın Kuzeyi/Metina – Pençe Şimşek Harekatı Öncesi/Sonrası (09 Eylül 2021)

 

07 Eylül 2021: Pençe Yıldırım bölgesinde tespit edilen 2 PKK’lı terörist daha hava harekâtı ile etkisiz hâle getirildi.

06 Eylül 2021:

  • TSK ve MİT’in koordineli çalışması sonucu Irak’ın kuzeyindeki Gara bölgesinde tespit edilen bölücü terör örgütü mensubu 2 PKK’lı terörist hava harekâtıyla etkisiz hâle getirildi.
  • Pençe-Yıldırım operasyonu bölgesinde tespit edilen 1 PKK’lı terörist ile Zap bölgesinde tespit edilen 1 PKK’lı terörist hava harekâtlarıyla etkisiz hâle getirildi.

05 Eylül 2021: Pençe Şimşek bölgesinde tespit edilen 3 PKK’lı terörist obüs ve helikopter atışlarıyla etkisiz hâle getirilirken, Zap bölgesinde eylem hazırlığındayken tespit edilen 2 PKK’lı terörist de hava harekâtıyla etkisiz hâle getirildi.

26 Haziran 2018: Pençe Harekatı kapsamında geçtiğimiz hafta Türk savaş uçakları tarafından bombalanan, komandolar tarafından indirme operasyonunun yapıldığı stratejik Sekif Dağı ve çevresi tamamen TSK kontrolüne geçti.

Kuzey Irak son durum haritası – Serif Dağı ve çevresi PKK’dan temizlendi.

13 Haziran 2018: Türk ordusu, iki hafta önce Serif çevresindeki stratejik bir tepeye üs kurmuştu.

TSK’nın Sekif Dağı askeri üs çalışması.

16 Aralık 2018: Irak kuzeyi Gara ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 10 bölücü terörist etkisiz hâle getirildi.

15 Aralık 2015: Irak kuzeyi Zap ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 7 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edilmdi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 13 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

14 Aralık 2018: Irak kuzeyi Haftanin, Zap ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 8 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

13 Aralık 2018: PKK/KCK/PYD/YPG ve diğer terörist unsurları etkisiz hale getirerek; Irak Kuzeyinden halkımıza ve güvenlik güçlerimize yönelik terör saldırılarını bertaraf etmek ve hudut güvenliğimizi sağlamak maksadıyla; Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 51’inci maddesi çerçevesinde, uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa haklarımız doğrultusunda, Irak Kuzeyinde bulunan ve teröristler tarafından üs olarak kullanılan Sincar ve Karacak Dağı bölgelerindeki terör yuvalarına karşı bir hava harekâtı icra edildi.

İcra edilen harekâtta, ülkemizi, milletimizi ve hudut güvenliğimizi tehdit eden teröristlere ait barınak, sığınak, mağara, tünel ve depolar hedef alındı. Harekâtın planlama ve icrasında, sivil halkın can ve mal güvenliği ile çevrenin korunması konusunda azami hassasiyet gösterildi.

06 Aralık 2018: Irak kuzeyi Sinat-Haftanin, Metina ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 8 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

04 Aralık 2018: Irak kuzeyi Zap, Sinat-Haftanin, Avaşin-Basyan, Gara ve Metina bölgelerine 02-03-04 Aralık tarihlerinde düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edilmdi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 10 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

03 Aralık 2018: Irak kuzeyinde keşif ve gözetleme vasıtaları ile tespit edilen teröristlere karşı düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 4 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

29 Kasım 2018: Irak kuzeyi Hakurk, Avaşin-Basyan, Gara, Haftanin ve Metina bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait mağara ve sığınaklar imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 14 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

28 Kasım 2018: Irak kuzeyi Sinat-Haftanin ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait silah mevzi ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 3 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

26-27 Kasım 2018: Irak kuzeyi Zap ve Metina bölgelerine 26-27 Kasım 2018’de düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait silah mevzi ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 10 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

24 Kasım 2018: Irak kuzeyi Sinat-Haftanin ve Metina bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait silah mevzi ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 6 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

20 Kasım 2018: Irak kuzeyi Kandil ve Metina bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi.

19 Kasım 2018: Irak kuzeyi Kandil, Avaşin-Basyan ve Haftanin bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde terör örgütüne ait silah mevzi ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 14 terörist etkisiz hale getirildi.

17 Kasım 2018: Irak kuzeyi Zap ve Sinat-Haftanin bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 6 terörist etkisiz hale getirildi.

14 Kasım 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 4 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

13 Kasım 2018: Irak kuzeyi Zap, Hakurk, Kandil, Avaşin-Basyan ve Sinat-Haftanin bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde silahlı 19 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

12 Kasım 2018: Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan, Gara, Hakurk ve Haftanin bölgelerine son üç günde icra edilen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzii, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, toplam 38 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

11 Kasım 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerine saldırı hazırlığında olan silahlı 4 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Zap ve Haftanin bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzii, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerine saldırı hazırlığında olan silahlı 5 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

10 Kasım 2018: Irak kuzeyi Avaşin bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerine saldırı hazırlığında olan silahlı 14 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

09 Kasım 2018: Irak kuzeyi Gara, Zap ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerine saldırı hazırlığında olan silahlı 15 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

01 Kasım 2018: Irak kuzeyi Gara ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 5 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca aynı gün Metina ve Gara bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerine saldırı hazırlığında olan silahlı 6 bölücü terörist daha etkisiz hale getirildi.

30-31 Ekim 2018: Irak kuzeyi Gara ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait sığınak, barınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan 7 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

Devam eden operasyonlar neticesinde Irak kuzeyi Gara, Zap, Metina bölgelerinde bölücü terör örgütüne ait barınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan 4 bölücü terörist daha etkisiz hale getirildi.

31 Ekim sonu itibariyle Kandil dahil olmak üzere bölgede 21 teröristin daha etkisiz hale getirilmesiyle 2 gün boyunca etkisiz hale getirilen terörist sayısı 32’ye yükseldi.

29 Ekim 2018:  Irak kuzeyi Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütüne ait sığınak ve mühimmat depoları imha edildi, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 5 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

28 Ekim 2018: Irak kuzeyi Hakurk ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan 8 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

27 Ekim 2018: Irak kuzeyinde yer alan Gara, Kandil ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan 14 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

18 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan, Kandil ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde; bölücü terör örgütüne ait sığınak, barınak ve silah/mühimmat depoları imha edildi. Metina ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 4 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

17 Ekim 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 15 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

16 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap, Metina ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde; bölücü terör örgütüne ait sığınak, barınak, silah ve mühimmat depoları imha edildi.

15 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde; bölücü terör örgütüne ait sığınak, barınak ve silah mevzileri imha edildi.

12 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 6 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

11 Ekim 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde; bölücü terör örgütüne ait sığınak ve barınak ve silah mevzileri imha edildi.

09 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde; bölücü terör örgütüne ait silah mevzi, sığınak ve barınak imha edilmiştir.

08 Ekim 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan bölgesine MİT Başkanlığı ile koordineli düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı en az 3 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

07 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 9 bölücü terörist etkisiz hale getirildi.

05 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan ve Metina bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı en az 3 bölücü terörist etkisiz hale getirildi, bölücü terör örgütüne ait sığınak, barınak ve mühimmat depoları imha edildi.

04 Ekim 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde 10 terörist etkisiz hale getirildi.

03 Ekim 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olan silahlı 10 bölücü terör örgütü mensubu etkisiz hale getirildi.

01 Ekim 2018:Irak kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, ilk belirlemelere göre silahlı 4 bölücü terör örgütü PKK mensubu terörist etkisiz hale getirildi.

Güncel saha verileri baz alınarak düzenlenen haritalara göre; Türk ordusunun Kuzey Irak’taki ilerleyişinin ilk günlerinden bugüne kontrol ettiği bölgeler şu şekilde:

Harita: @iraqiinfo_eng

30 Eylül 2018:  Öğle saatlerinde İran ordusuna bağlı topçu birliklerinin, Erbil-İran sınır bölgesinde bulunan Sakar ve Berbizin dağlarındaki İKDP kamplarını bombaladığı, bazı kaynaklarca İran askerlerinin sınırı geçtiği belirtildi.

29 Eylül 2018: Kuzey Irak’ta el yapımı bir patlayıcının infilak etmesi sonucu Hakkari’de görevli Piyade Uzman Çavuş Ömer Özdemir şehit oldu, 4 askerimiz de yaralandı. Gaga bölgesine düzenlenen hava harekatında 6 teröristin etkisiz hale getirildiğini açıklandı.

27 Eylül 2018: Türk askeri Sidekan’a bağlı Şapan köyünü terör örgütü PKK’dan temizledi. Köylülerin askerler ile selfie çektiği gözlemlendi.

19 Eylül 2018: Irak kuzeyi Haftanin ve Gara bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 8 terörist etkisiz hale getirildi.

18 Eylül 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 2 terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Avaşin – Basyan bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi.

17 Eylül 2018: Şırnak kırsalı ile Irak kuzeyi Hakurk bölgelerine 16-17 Eylül 2018 tarihlerinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Avaşin, Metina ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

Irak Kuzeyi Hakurk Kani Rash bölgesinde devam eden operasyonda iki AT-4 Tanksavar Füzesi, beş RPG-7 roketatar mühimmatı ele geçirildi ve bir EYP imha edildi.

16 Eylül 2018: Bitlis kırsalı ile Irak kuzeyi Zap bölgelerine icra edilen hava harekâtları neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

14 Eylül 2018: Hakkâri kırsalı ile Irak kuzeyi Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi. Etkisiz hale getirilen teröristlerden birinin turuncu listede aranan Ali Gever kod adlı Murat Akdoğan olduğu, yerel kaynaklardan alınan bilgiler ve yapılan incelemelerden tespit edildi.

13 Eylül 2018: Irak kuzeyi Kandil bölgesinde keşif ve gözetleme vasıtalarıyla tespit edilen teröristlere ait sığınak/barınak, mühimmat ve akaryakıt depoları imha edildi. İlk belirlemelere göre silahlı 4 bölücü terör örgütü PKK mensubu etkisiz hale getirildi.

TSK Kuzey Irak Hava Harekatı Görüntüleri (13 Eylül 2018)

09 Eylül 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtında, bölücü terör örgütü PKK’ya ait silah mevzi, mağara ve sığınaklar imha edildi, ilk belirlemelere göre en az 2 terörist etkisiz hale getirildi.

08 Eylül 2018: Siirt kırsalı ile Irak kuzeyi Avaşin-Basyan ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 9 terörist etkisiz hale getirildi.

07 Eylül 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Hakurk bölgesine aynı tarihte düzenlenen hava harekâtı neticesinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist daha etkisiz hale getirildi.

06 Eylül 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerimize saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

04 Eylül 2018: Irak kuzeyi Sinath-Haftanin, Zap, Hakurk ve Kandil bölgeleri ile Hakkâri/Yüksekova kırsalına düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak/barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan bölgeler imha edildi.

03 Eylül 2018: Irak Kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, sınır birliklerimize ve üs bölgelerimize saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

01 Eylül 2018: Hakkâri kırsalı ile Irak kuzeyi Zap ve Avaşin-Basyan bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, birliklerimize saldırı hazırlığında olan 7 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

31 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Zap, Gara ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu 19 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

30 Ağustos 2018: Irak Kuzeyi Zap bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak/barınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan bölgeler imha edildi, bu esnada en az 2 silahlı teröristin etkisiz hale getirildi.

29 Ağustos 2018: Irak Kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerine ve sınır karakollarına saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı en az 9 terörist etkisiz hale getirildi.

26 Ağustos 2018: Irak Kuzeyi Avaşin-Basyan bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

24 Ağustos 2018: Irak Kuzeyi Zap bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, üs bölgelerine ve sınır karakollarına saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

Kuzey Irak Kandil Operasyonu Son Durum Haritası(24 Ağustos 2018)

23 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde bölücü terör örgütü tarafından kullanılan mühimmat ikmal noktası imha edildi.

18 Ağustos 2018: Hakkâri/Yüksekova kırsalı ile Irak kuzeyinde yer alan Hakurk, Zap ve Gara bölgelerine  icra edilen hava harekâtları neticesinde, birliklerimize saldırı hazırlığında olan 7 bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

17 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Metina ve Kandil bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

15 Ağustos 2018: TSK ve MİT tarafından gerçekleştirilen müşterek operasyonla, kırmızı listede aranan PKK/KCK bölücü terör örgütünün sözde yürütme konseyi üyesi ve Irak kuzeyi Sincar Sorumlusu Mam Zeki Şengali kod adlı İsmail Özden etkisiz hale getirildi.

PKK Sincar Sorumlusu İsmail Özden’in İmha Anı

13 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Metina ve Gara bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

10 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi.

08 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Kandil bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

07 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Hakurk ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

05 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde tespit edilen üç el yapımı patlayıcı yerinde imha edildi.

02 Ağustos 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, ilk belirlemelere göre, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

31 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde ilk belirlemelere göre, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 2 terörist etkisiz hale getirildi.

29 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 10 terörist etkisiz hale getirildi.

27 Temmuz 2018: Hakkâri/Şemdinli’de, Irak Kuzeyi/Kani-Rash bölgesinde devam eden operasyonda bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi. Irak kuzeyi Zap ve Kandil bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından silah mevzii, barınak ve sığınak olarak kullanılan hedefler imha edildi.

25 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan bölgesinden İkiyaka bölgesine sızmaya çalışan bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 4 terörist düzenlenen hava harekâtıyla etkisiz hale getirildi.

24 Temmuz 2018: Diyarbakır/Lice ve Irak kuzeyi Kani-Rash bölgelerinde 23 Temmuz 2018 tarihinde icra edilen operasyonlarda bölücü terör örgütü PKK  mensubu 3 terörist etkisiz hale getirildi.

23 Temmuz 2018: Hakkâri ve Erzincan/Kemah kırsalları ile Irak kuzeyi Avaşin-Basyan’da devam eden operasyonlar kapsamında 21-22 Temmuz 2018 tarihlerinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu toplam 11 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

21 Temmuz 2018: Irak kuzeyinde Avaşin-Basyan ve Zap bölgeleri ile Hakkâri kırsalında devam eden operasyonlar kapsamında 20-21 Temmuz 2018 tarihlerinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu toplam 8 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

20 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan, Zap ve Hakurk bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından silah mevzii, barınak ve sığınak olarak kullanılan hedefler imha edildi.

19 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Kandil ile Şırnak/Uludere ve Siirt/Eruh bölgelerine 17-18-19 Temmuz 2018 tarihinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü  PKK mensubu toplam 9 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

18 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Hakurk ve Siirt/Eruh bölgelerine yönelik icra edilen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu toplam 6 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

17 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Metina bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından silah mevzii, barınak, sığınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

Ayrıca 31 Mayıs 2018’de üç Türk askerinin şehit edilmesi olayına karıştığı tespit edilen 4 teröristin de aralarında bulunduğu, toplam 8 terörist etkisiz hale getirildi.

16 Temmuz 2018: Irak kuzeyinde icra edilen hava harekâtıyla bölücü terör örgütü PKK’ya ait bir mühimmat deposu imha edildi.

PKK’ya Ait Mühimmat Deposunun İmha Edilme Anı 

14 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Zap ve Gara bölgelerinde icra edilen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 6 terörist etkisiz hale getirildi.

13 Temmuz 2018: Irak’ın kuzeyine düzenlenen hava harekâtında bölücü terör örgütü PKK’nın lojistik sorumlusu Delil Karakoçan kod adlı Hasan Çakmak’ın da aralarında bulunduğu 3 terörist, silah, mühimmat ve uyuşturucu madde alışverişi esnasında etkisiz hale getirildi.

PKK’nın Lojistik Sorumlusu Hasan Çakmak’ın İmha Edilme Anı

12 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesi ile Bitlis kırsalında icra edilen hava harekâtları neticesinde, eylem hazırlığında olduğu tespit edilen silahlı 8 bölücü terör örgütü PKK mensubu etkisiz hale getirildi.

11 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Metina, Zap, Avaşin-Basyan, Hakurk, Gara ve Kandil bölgelerine, hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK tarafından sığınak, barınak ve depo olarak kullanılan 28 hedef imha edildi.

09 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Gara ve Hakkâri/Yüksekova bölgelerine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 6 terörist etkisiz hale getirildi.

07 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Sinat Haftanin ve Mardin Ömerli bölgelerine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu silahlı 8 terörist etkisiz hale getirildi.

04 Temmuz 2018: Şırnak kırsalı ve Irak kuzeyi Kandil, Avaşin-Basyan, Gara bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde; bölücü terör örgütü PKK’ya ait sığınak, barınak ve mühimmat depoları imha edildi, silahlı 11 terörist etkisiz hale getirilmiştir.

03 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan bölgeleri ve Şırnak kırsalına düzenlenen hava harekâtları ile bölücü terör örgütü PKK’ya ait sığınak, barınak ve silah/mühimmat depoları imha edildi; silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

02 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan ve Zap bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

01 Temmuz 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesi ile Van/Çatak ve Şırnak/Beytüşşebap kırsallarına düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu 8 terörist etkisiz hale getirildi.

30 Haziran 2018: Irak kuzeyi Avaşin Basyan bölgesine 30 Haziran 2018 tarihinde düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensubu 4 terörist etkisiz hale getirildi.

29 Haziran 2018: Irak kuzeyi Hakurk, Kani Rash ve Hakkâri sınır bölgesine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, biri gri listede bulunan Hamza kod adlı Ahmet Taşçı olmak üzere, bölücü terör örgütü PKK mensubu 10 terörist etkisiz hale getirildi.

27 Haziran 2018: Irak kuzeyi Sinat, Haftanin, Metina ve Gara bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde, bölücü terör örgütü PKK mensupları tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi.

26 Haziran 2018: Irak kuzeyi Avaşin Basyan ve Zap bölgeleri ile Siirt kırsalına düzenlenen hava harekâtları neticesinde, PKK’lı 8 terörist etkisiz hale getirildi.

23 Haziran 2018: Irak kuzeyi Zap ve Hakkâri sınır bölgelerinde gerçekleştirilen hava harekâtları neticesinde bölücü terör örgütü mensubu 7 terörist etkisiz hale getirilmiştir.

22 Haziran 2018:  Irak kuzeyi Gara bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, silahlı 15 terörist etkisiz hale getirildi.

21 Haziran 2018: Irak kuzeyi Hakurk ve Kani Rash bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde; silah mevzii, barınak, sığınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edilmiş, silahlı 9 terörist etkisiz hale getirildi.

20 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre gün içinde  Irak kuzeyi Avaşin-Basyan ve Sinat Haftanin bölgelerine düzenlenen hava harekâtları neticesinde; silah mevzii, barınak, sığınak ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi, silahlı 10 terörist etkisiz hale getirildi.

19 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre 10 Haziran 2018 tarihinde Irak kuzeyi Kandil bölgesine düzenlenen hava harekâtı neticesinde, 10 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edildi.

17 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre 15 Haziran’da Irak kuzeyi Kandil bölgesine yapılan hava harekâtında 35 PKK’lı teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan ve Hakkâri/Çukurca bölgelerine, 16 Haziran’da düzenlenen hava harekâtı neticesinde, PKK terör örgütü tarafından sığınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan hedefler imha edildi, silahlı 9 terörist etkisiz hale getirildi.

15 Haziran 2018: 12 Haziran 2018 tarihinde Kandil’e yönelik gerçekleştirilen hava harekâtı neticesinde, aralarında PKK/KCK terör örgütünün sözde bölge sorumlularından birinin de bulunduğu 26 teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edildi.

13 Haziran 2018: Irak Kuzeyi, Zap bölgesinde saldırı hazırlığında olduğu tespit edilen bölücü terör örgütü mensubu 3 terörist hava harekatı ile etkisiz hale getirildi.

13 Haziran 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

12 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre 01-08 Haziran 2018 tarihleri arasında Irak kuzeyindeki bölücü terör örgütü hedeflerine yönelik düzenlenen hava harekâtlarında 18 teröristin daha etkisiz hale getirildiği tespit edildi. Ayrıca Irak kuzeyi Hakurk, Avaşin-Basyan ve Kandil bölgelerine yönelik olarak gerçekleştirilen hava harekâtları neticesinde,PKK’lı teröristler tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan 12 hedef imha edildi.

12 Haziran 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

11 Haziran 2018: TSK tarafından sabah saatlerinde yapılan açıklamaya göre 10 Haziran 2018 tarihinde düzenlenen hava harekatı neticesinde 2 teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edilmiştir. 

10 Haziran 2018: TSK tarafindan yapılan açıklamaya göre Irak kuzeyi Zap ve Hakurk bölgelerine yönelik düzenlenen hava harekâtı ve ateş destek vasıtaları ile yapılan atışlar neticesinde 3 silahlı terörist etkisiz hale getirildi.

Irak kuzeyi Kandil bölgesine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtı ile, PKK’lı teröristler tarafından sığınak, barınak, silah mevzii ve mühimmat deposu olarak kullanılan 14 hedef imha edildi.

https://stratejikortak.com/2018/04/beklenen-sincar-operasyonu-basladi.html

09 Haziran 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri, Kararlılık Operasyonu kapsamında Kandil’e doğru ilerleyişini sürdürüyor. İşte Kuzey Irak Kandil Operasyonu son durum haritası;

Harita Kaynak: @TSKMap (Twitter)

Anadolu Ajansı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyon yaptığı Kuzey Irak’ta Kandil Dağı’nı görüntüledi. Türk savaş uçakları ve İHA-SİHA’lara hedef olmak istemeyen PKK’lı teröristler, ormanlık alanlara gizleniyor.

Kuzey Irak Kandil Operasyonu Görüntüleri

Yeni Şafak gazetesinde yer alan iddiaya göre Türkiye ve İran, koordinasyon içerisinde Kuzey Irak’ta Suriye ve İran arasında kalan hatta 30-40 km derinliğinde güvenlik koridoru kurmayı planlıyor.

Kurulacağı İddia Edilen Güvenlik Koridoru’nun Haritası

08 Haziran 2018: Irak kuzeyi Zap, Hakurk ve Kandil bölgelerine yönelik olarak dün düzenlenen hava harekâtları neticesinde, teröristler tarafından sığınak, barınak ve silah mevzii olarak kullanılan hedefler imha edildi.

07 Haziran 2018: TSK tarafindan Irak Kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda güvenlik güçleri tarafından icra edilen arazi aramasında bir AT-4 tanksavar silahı (kullanılmış) ile bir RPG-7 roketatar mühimmatının ele geçirildiği bildirildi.

Ele geçirilen AT-4 tanksavar silahı (kullanılmış) ile RPG-7 roketatar mühimmatı.

06 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre dün Irak kuzeyi Hakurk, Gara, Metina, Zap, Kandil ve Avaşin Basyan bölgelerine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtı neticesinde, teröristlere ait 16 hedefin imha edildiği ve bölücü terör örgütü mensubu silahlı 6 teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edildi.

05 Haziran 2018: TSK tarafından yapılan açıklamaya göre dün Irak kuzeyi Zap bölgesine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü mensubu silahlı 3 teröristin etkisiz hale getirildiği tespit edildi.

04 Haziran 2018: Irak kuzeyi/ Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda güvenlik güçleri tarafından icra edilen arazi aramasında bir kullanılmış AT-4 tanksavar silahı, bir RPG-7 roketatar mühimmatı ile iki bombaatar mühimmatı ele geçirildi.

03 Haziran 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü mensubu silahlı 3 terörist etkisiz hale getirildi.

Kuzey Irak : Kandil Operasyonu Son Durum Haritası
Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası
Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

02 Haziran 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesi ile Siirt/Pervari ve Tunceli kırsalına yönelik, 01-02 Haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen hava harekâtları neticesinde silahlı 15 bölücü terör örgütü mensubu terörist etkisiz hale getirildi.

TSK, Sidekan, Bermize, Kalereş ve Hakurk’un da içinde bulunduğu Bradost bölgesini tamamen kontrol altına alarak PKK’lı teröristlerden temizledi. Türk Özel Kuvvetleri Kandil’e açılan bölge olan Barazgir Vadisi’ne giriş yaptı.

TSK, Sidekan, Bermize, Kalereş ve Hakurk’un da içinde bulunduğu Bradost bölgesini tamamen kontrol altına alarak PKK’lı teröristlerden temizledi. Türk Özel Kuvvetleri Kandil’e açılan bölge olan Barazgir Vadisi’ne giriş yaptı.
TSK, Sidekan, Bermize, Kalereş ve Hakurk’un da içinde bulunduğu Bradost bölgesini tamamen kontrol altına alarak PKK’lı teröristlerden temizledi. Türk Özel Kuvvetleri Kandil’e açılan bölge olan Barazgir Vadisi’ne giriş yaptı.

26 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda; 4 adet kullanılmış AT-4 tanksavar silahı, 8 adet RPG-7 antitank mühimmatı ve bunlara ait sevk fişekleri ele geçirildi.

Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda; 4 adet kullanılmış AT-4 tanksavar silahı, 8 adet RPG-7 antitank mühimmatı ve bunlara ait sevk fişekleri ele geçirildi.

25 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtı neticesinde silahlı 6 terörist etkisiz hale getirildi.

23 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik olarak düzenlenen hava harekâtında, teröristler tarafından kullanılan 6 hedef imha edildi.

21 Mayıs 2018: Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda teröristlerin sızma girişimi sonucu çıkan çatışmada bölücü terör örgütü mensubu 3 terörist etkisiz hale getirildi.

22 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik olarak 21 Mayıs 2018 tarihinde düzenlenen hava harekâtında, teröristler tarafından silah mevzii olarak kullanılan 4 hedef imha edildi.

18 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Gara, Metina, Sinath_Haftanin ve Hakurk bölgelerine yönelik olarak 17-18 Mayıs 2018 tarihlerinde düzenlenen hava harekâtları ile teröristler tarafından barınak, sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan 12 hedef imha edildi.

17 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda, içerisinde 35 adet EYP düzeneği, iki çuval amonyum nitrat ve bir miktar yaşam malzemesi bulunan bir mağara tespit edildi.

15 Mayıs 2018: Irak Kuzeyi/Hakurk bölgesinde taarruz helikopteri desteğinde icra edilen operasyonda bölücü terör örgütü mensubu silahlı 4 terörist etkisiz hale getirildi.

13 Mayıs 2018: Türk Ordusu tarafından Hakurk’a yönelik Kuzey Irak Operasyonu’nda kara ilerleyişi devam ediyor.

Türk Ordusu tarafından Hakurk’a yönelik Kuzey Irak Operasyonu’nda kara ilerleyişi devam ediyor.

10 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde, birliklerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristlere ait sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan hedefler imha edildi.

07 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk karakol/üs bölgelerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde, teröristlere ait sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan hedefler imha edildi. Düzenlenen hava harekâtı neticesinde; 13 teröristin etkisiz hale getirildi.

04 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda, Dayla Dağı üs bölgesi kuzeyinde bulunan bölgede EYP yapımında kullanılan çok sayıda malzeme ele geçirildi.

Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda, Dayla Dağı üs bölgesi kuzeyinde bulunan bölgede EYP yapımında kullanılan çok sayıda malzeme ele geçirildi.

03 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda tespit edilen mağara içerisinde bir AT-4 tanksavar silahı, üç AK-47 piyade tüfeği, iki av tüfeği, bir M-16 piyade tüfeği ve çok miktarda muhtelif malzeme ele geçirildi.

Ayrıca Irak kuzeyi Zap’ta bulunan Güven Üs bölgesine güneyden yaklaşan teröristlere ait bir drone, dronesavar ile düşürüldü.

02 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesinde icra edilen operasyonlarda teröristlere ait bir ekmek fırını ve çok miktarda yaşam malzemesinin bulunduğu bir mağara tespit edildi.

Irak kuzeyi Avaşin/Basyan bölgesinde düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristler tarafından kullanılan barınak, sığınak ve mağaralar imha edilmiş ve silahlı 2 terörist etkisiz hale getirildi.

01 Mayıs 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristler tarafından barınak, sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan hedefler imha edildi.

30 Nisan 2018: Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda icra edilen arazi aramasında PKK’lı 2 teröristin cesedi, 1 adet Kalaşnikof piyade tüfeği, 1 adet av tüfeği ele geçirildi ve 5 adet EYP tespit edilerek imha edildi.

28 Nisan 2018: Irak kuzeyi Hakurk karakol/üs bölgelerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde teröristlere ait sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan hedefler imha edildi.

27 Nisan 2018: Irak kuzeyi Hakurk’ta şehit verdiğimiz bölgede devam eden operasyonlarda bir terörist etkisiz hale getirildi. Ayrıca bir doçka uçaksavar ile mevzilerimize doğru ateşlenmiş bir AT-4 roketi ele geçirildi.

Irak kuzeyi Hakurk’ta şehit verdiğimiz bölgede devam eden operasyonlarda bir terörist etkisiz hale getirildi. Ayrıca bir doçka uçaksavar ile mevzilerimize doğru ateşlenmiş bir AT-4 roketi ele geçirildi.

25 Nisan 2018: Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda biri araç tamirhanesi olarak kullanılan birçok sığınak ve barınak ile su ikmal ve yakıt ikmal noktaları tespit edildi.

Irak kuzeyi Zap,Avaşin-Basyan ve Kandil bölgelerinde bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristlere ait barınak, sığınak ve silah mevzii olarak kullanılan 10 hedef imha edildi.

24 Nisan 2018: Irak kuzeyi Avaşin-Basyan bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde, bölücü terör örgütü mensubu silahlı 10 terörist etkisiz hale getirildi.

Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonlarda, Irak topraklarında teröristler tarafından kurulup kullanılan bir teleferik imha edildi.

Irak kuzeyi Zap, Avaşin-Basyan ve Gara bölgelerine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde, teröristler tarafından barınak, sığınak ve silah mevzi olarak kullanılan 9 hedef imha edildi.

23 Nisan 2018: Irak kuzeyi/Hakurk’ta devam eden hava destekli operasyonlarda 3 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Operasyonun başlangıcından itibaren etkisiz hale getirilen terörist sayısı 105’e yükseldi.

18 Nisan 2018: Irak kuzeyi Zap bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde, teröristler tarafından barınak ve sığınak olarak kullanılan 3 hedef imha edilmiş ve silahlı 5 terörist etkisiz hale getirildi.

11 Nisan 2018: Irak kuzeyi Kani Rash bölgesinde, Hakkâri/Çukurca’da ve Şırnak Cudi Dağı bölgesindeki operasyonlarda 35 EYP imha edilmiş, 3 RPG-7 roketatar, 8 antitank mayını, 300 kg Amonyumnitrat, muhtelif tipte silah, mühimmat ve yaşam malzemeleri ele geçirildi.

10 Nisan 2018: Irak kuzeyi Zap ve Hakurk ile Şırnak kırsalında bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde 7 terörist etkisiz hale getirildi, sığınak ve barınak olarak kullanılan 4 hedef imha edildi.

08 Nisan 2018: Irak kuzeyi Hakurk, Sinath-Haftanin, Zap ve Metina bölgelerinde birliklerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde sığınak, barınak ve silah mevzii olarak kullanılan 12 hedef imha edildi.

07 Nisan 2018: Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde devam eden operasyonda, uzaktan kumandalı telsiz düzeneği ile tuzaklanmış bir el yapımı patlayıcı tespit edildi. Ayrıca, icra edilen hava harekâtında 6 terörist etkisiz hale getirildi.

06 Nisan 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

06 Nisan 2018: Irak kuzeyi/Hakurk bölgesinde hava destekli olarak devam eden operasyonlarda bugün 7 bölücü terör örgütü mensubu daha etkisiz hale getirildi. Operasyonun başlangıcından itibaren etkisiz hale getirilen terörist sayısı 89’a yükseldi.

05 Nisan 2018: Irak kuzeyi Hakurk bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristler tarafından barınak ve sığınak olarak kullanılan 13 hedef imha edildi ve silahlı 14 terörist etkisiz hale getirildi.

02 Nisan 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası – Mavi ile işaretlenmiş alan Türk silahlı Kuvvetlerinin kontrol ettiği alanı göstermektedir.

02 Nisan 2018: Irak kuzeyi Hakurk-Zap bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristler tarafından barınak ve sığınak olarak kullanılan 9 hedef imha edildi.

01 Nisan 2018:Irak kuzeyi Hakurk-Kandil bölgesine yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; teröristler tarafından barınak ve sığınak olarak kullanılan 8 hedef imha edildi. 

Hakurk ve Zap bölgelerinde icra edilen üç ayrı hava harekâtında toplam 59 teröristin etkisiz hale getirildi.

31 Mart 2018: Şu ana kadar 68 teröristin etkisiz hale getirildiği operasyonlarda 8 adet sığınak daha imha edildi. 10 Mart 2018’den bugüne kadar bölgede imha edilen sığınak ve barınak sayısı 67’ye ulaştı.

30 Mart 2018: Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

Kuzey Irak: Kandil Operasyonu Son Durum Haritası

26 Mart 2018: Hakkâri’de görev yapan komandolarımız tarafından Kuzey Irak Hakurk/Kani Rash Bölgesinde sürdürülen operasyonlarda 12 terörist, düzenlenen hava harekâtı sonucunda etkisiz hale getirildi. 10 Mart 2018’de başlayan operasyonda etkisiz hale getirilen terörist sayısı 67’ye yükseldi.

22 Mart 2018: Irak kuzeyi Kandil bölgesine birliklerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen bölücü terör örgütü mensuplarına yönelik düzenlenen hava harekâtı neticesinde; 41 teröristin etkisiz hale getirildi. Ayrıca, komandolarımız tarafından Hakurk/Kani Rash’ta devam eden operasyonlarda silahlarıyla birlikte 5 terörist daha etkisiz hale getirildi.

21 Mart 2018: Irak Kuzeyi/Hakurk-Kani Rash bölgesinde icra edilen hava harekâtı neticesinde kırmızı listede yer alan sözde Hakurk eyaleti yürütmesinde görevli Agiri Mazlum Pirdoğan kod adlı Birdal Burhanlı’nın etkisiz hale getirildiği tespit edildi. Ayrıca, komandolarımız tarafından Irak kuzeyi Hakurk/Kani Rash bölgesinde hava destekli olarak icra edilen operasyonlarda bugün 3 terörist daha etkisiz hale getirildi.

İlerleyen saatlerde yapılan belirlemelere göre komandolarımız tarafından Irak Kuzeyi/Hakurk’ta icra edilen operasyonlarda, saldırı hazırlığında olan 8 silahlı bölücü terör örgütü mensubu hava harekâtı ile etkisiz hale getirildiği tespit edildi. Operasyonlarda şu ana kadar toplam 38 terörist etkisiz hale getirildi.

20 Mart 2018: Düzenlenen hava harekâtı ile Irak Kuzeyi/Hakurk’ta saldırı hazırlığında olan 12 terörist etkisiz hale getirildi.

17 Mart 2018: Irak kuzeyi Kani Rash bölgesinde, komando birlikleri tarafından icra edilen operasyonda dört el yapımı patlayıcı bulundu ve imha edildi.

16 Mart 2018: Irak kuzeyi Hakurk/Kani Rash bölgesindeki operasyon devam eden operasyonda şu ana kadar 10 terörist etkisiz hale getirildi. Çok sayıda ağır ve hafif silah ile bunlara ait mühimmat ele geçirildi.

13 Mart 2018: Irak kuzeyinde Kani Rash bölgesinde arazi aramasında bir adet güdümlü tanksavar füzesi, beş adet roketatar mühimmatı, iki adet ÇNRA mühimmatı, muhtelif hafif silah mühimmatı ve EYP malzemeleri ele geçirildi.

12 Mart 2018: Irak kuzeyi/Kani Rash bölgesinde icra edilen arazi aramasında uzaktan komutalı 14 el yapımı patlayıcı bulundu ve imha edildi.

10 Mart 2018: Irak kuzeyi Hakurk, Zap, Gara, Metina ve Avaşin-Basyan bölgelerinde üs bölgelerimize saldırı hazırlığında oldukları tespit edilen teröristlere yönelik icra edilen hava harekâtında 18 hedef imha edildi.

1 Ocak-31 Aralık (Yıllık Genel Toplam): Irak kuzeyine icra edilenler de dahil toplam 399 hava harekâtı ile desteklenen operasyonlarda; 

  •  46’sı sözde lider kadrosunda olmak üzere toplam 2.701 terörist etkisiz hale getirilmiş.
  • Silah, mühimmat ve malzeme olarak; toplam 2.889 adet muhtelif cins ve çapta silah, 7213 adet ağır silah mühimmatı, 77 adet molotof kokteyli, 68 ton muhtelif tipte patlayıcı madde, 3.344 adet el bombası, 794.245 adet çeşitli cins ve çapta hafif silah mühimmatı,
  • 1.768 adet EYP tespit edilerek imha edilmiş,
  • Teröristler tarafından kullanılan 1.958 adet silah mevzi, sığınak, barınak, mağara ve depo bulunarak kullanılamaz hale getirildi.
  • Irak’ın kuzeyinde PKK/KCK terör örgütüne karşı icra edilen operasyonel faaliyetlere ilave olarak; başta DEAŞ olmak üzere bölgedeki tüm terör örgütleri ile mücadelenin desteklenmesi maksadıyla kurulan Gedu üs bölgesinden bugüne kadar yapılan atışlar neticesinde 717 DEAŞ TÖ mensubu etkisiz hale getirilmiş, 1 adet tank, 5 adet çekili top, 110 adet araç, 5 adet cephanelik, 1 adet muhabere merkezi, 24 adet top, 39 adet katyuşa füzesi, 1 adet çok namlulu roketatar ve 97 adet havan mevzii imha edildi.

15-21 Aralık 2017: Irak’ın Kuzeyinde icra edilen etkili operasyonlar neticesinde PKK/KCK terör örgütüne bu bölgelerde önemli kayıplar verdirilerek ağır darbe indirildi. 

08-14 Aralık 2017: PKK/KCK terör örgütünün barınma alanı ve yurt içine geçiş güzergâhı olarak kullanması sebebiyle büyük önem taşıyan Irak’ın Kuzeyi (Zap, Avaşin-Basyan ve Hakurk) bölgelerinde büyük ve orta çaplı operasyonlar icra edildi. Irak’ın Kuzeyinde icra edilen etkili operasyonlar neticesinde PKK/KCK terör örgütüne bu bölgelerde önemli kayıplar verdirilerek ağır darbe indirildi. 

https://stratejikortak.com/2018/03/afrin-operasyonu-bitti-yeni-hedef-pkkyi-bitirmek.html

Tüm Yönleriyle Soğuk Savaş Dönemi – Başlaması, Yayılması ve Sonuçları

2. Dünya Savaşı’ndan Sonraki Konjonktür

“İkinci Dünya Savaşından sonra uluslararası politikanın yapısı başlıca dört gelişme nedeniyle radikal bir değişme göstermiştir: Geleneksel güç dengesinin merkezi ve en önemli öğesi olan Avrupa’nın ve Avrupa devletlerinin savaşta büyük tahribata uğramaları; Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’nin “Süper Devletler” olarak ortaya çıkması; termonükleer çalışmaların geliştirilmesi; dünyanın çeşitli bölgelerindeki ulusalcı hareketlerin “Avrupa İmparatorluklarına” karşı ihtilalci tutumları.

Kızıl Ordu savaş sırasında işgal etmekte olduğu Doğu ve Orta Avrupa’dan kolayca çıkmayacağını, hatta baskısını Batı yönünde attıracağını savaştan sonraki tutumu ile ortaya koymuştu. Amerika tam bir yalnızcılık politikasına dönmeyeceğini, Sovyet girişimlerine karşı cephe alacağını belli etmişti. Böylece, savaş içinde kader birliği yapan, savaş sonrası dünyasının bu iki büyük devleti arasında başlayan çekişme, günümüze değin süregelen yeni uluslararası sistemin ana temasını oluşturmuştur. Bu ikili çekişme ve kutuplaşma nedeniyle, savaşlardan sonra yenenlerle yenilenler arasında daima yapılmış olan barış antlaşmalarının imzalanması bile olanaksızlaşmıştır; bunun tek istinası, 1947 yılında İtalya ile yapılan barış antlaşmasıdır.”

İki Kutuplu Dünya Düzeninin Oluşması 

Avrupa’nın bir güç merkezi olarak dünya politikası sahnesinden çekilmesinden sonra, dünya en az yirmi yıl kesin çizgiyle ABD ve Sovyetler Birliği’nin çevresinde “iki kutuplu” bir nitelik kazandı. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Almanya’sı ile Mussolini İtalyası’nı dize getiren güçler İngiltere ya da Fransa değil, ABD ile Sovyetler Birliği’ydi. Savaş sonrasından 1970’lere kadar uluslararası ilişkilerin tarihini, bu iki karşıt ideolojiye bağlanmış ABD ile Sovyetler Birliği’nin yeryüzünde etki kurmak için gösterdikleri çabaların öyküsü olarak nitelemek gerçekçi bir genelleme olacaktır. Savaştan her bakımdan yıkık çıkan Avrupa devletleri bu iki “süper” devletin çevresinde kümeleneceklerdir. Böylece ortaya “iki kutuplu” bir denge çıkmıştır. “Soğuk Savaş” diye kısaca adlandırdığımız bu yeni durum, etkisini yirmi yıl kadar sürdürmüştür. Bugün bile tüm belirtilerinin ortadan kalktığını söyleyemeyiz.

Bu iki kutuplu denge, yeni karşılaşılan bir olgu değildir”. 18. yüzyılda İngiltere ile Fransa, 1890 ile 1914 yılları arasında Üçlü İttifak ile Üçlü İtilaf ve 1945 ile 1990 arasında ABD ile Sovyetler Birliği arasında olagelmiştir. Tarih boyunca iki kutuplu denge, iki güçlü devlet ve bu devletler çevresinde kümelenen küçük devletleri gerektirmiştir. Kutupluluk, uluslararası sisteme kaç blok ya da devlet kümesinin etki yaptığıdır.

Bu dönemde ise büyük ve orta büyüklükteki devletlerin hemen hemen hepsi iki blok içinde toplanmış durumdadır. İki kutuplu sistemin, uluslararası hukuk ve kurallara tam uyularak yönetimi ve düzenlenmesi çok zordur. Bütün bağlantısız devletler bir araya gelseler bile, her iki kampa etkide bulunamaz, çözümler kabul ettiremezler. Resmi olmayan düzenleyiciler olarak iki blok, birbirlerini denetlerler, karşı tarafın gücünü güçle dengelemeye çalışırlar. İki kutuplu sistemin avantajı, bozucu davranış ve bu davranışın yol açtığı sonuçların kolaylıkla görülüp tedbir alınabilmesidir.

İşte İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem bize iki kutuplu sistemi tüm nitelikleriyle anlamamızı sağlayacaktır. Bu dönemdeki gelişmeler de bu çerçeve içinde değerlendirilmektedir.

1945’ten Sonra Kutuplaşmaya Neden Olan Olaylar

İkinci Dünya Savaşı, 1945 Mayıs ayında Avrupa’da, Eylül ayında da Asya’da sona erince, bu kıtalardaki güçler dengesinde büyük boşluklar meydana geldi. Bunda, yenilen Almanya, İtalya ve Japonya’nın yanında, galip devletlerden olan savaş öncesinin güçlü devletleri İngiltere ve Fransa’nın da savaştan büyük ölçüde yıpranmış olarak çıkması önemli rol oynadı. Bu devletlerin kendilerine gelebilmeleri için uzun yıllara gerek vardı. Bu bakımdan savaştan sonra, Avrupa’da Almanya’nın, Asya’da Japonya’nın yerini tek başına dolduracak bu kıtalardan devlet bulunmamaktaydı. Savaştan sonra güçlü olarak ayakta kalabilenler ise, siyasi ve ekonomik doktrinleri birbiriyle çatışan, Avrupa’ya göre iki kenar devlet, yani ABD ile Sovyetler Birliği idi. Bunlardan ABD, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra olduğu gibi, yeniden kıtasına çekilip olayları uzaktan izleme eğilimi içindeydi. Sovyetler Birliği ise yayılma isteğindeydi.

Bu sırada, savaş sonunda barış ve güvenliğe kavuştuklarını sanan, barışı kurmak ve korumak için kurdukları Birleşmiş Milletler Örgütü’ne güvenen Batı Devletleri, altı yıl süren savaşın kamuoylarında meydana getirdiği yük ve bıkkınlığın da etkisiyle, silahlı kuvvetlerin tamamına yakınını terhis ettiler. Buna karşılık Sovyetler, büyük ve güçlü ordularını daha da takviye etti, savaş sanayisini çalıştırmayı da hızlandırdı. Bu da, Batılı Devletler ile Sovyetler arasında bir dengesizlik meydana getirdi.

SSCB Savaş Sanayisi

Sovyetler Birliği ile Batı Avrupa arasındaki bu dengesizlik, askeri alanda olduğu gibi, sanayi alanında da Sovyetlerin açık üstünlüğü şeklinde bulunuyordu. Bunların yanı sıra, uygulamasına yöneldiği yayılma politikasıyla Sovyetler, Batı Avrupa için endişe kaynağı haline gelmekteydi. Böylece, savaştan sonra, Avrupa’da istediği gibi hareket edebilecek tek devlet olarak Sovyetler Birliği kalmış oluyordu. Bu dönemde Sovyetler Birliği’ne karşı koyabilecek tek devlet ise sonunda kendi kamuoyunun etkisiyle, yeniden kıtasına çekilme politikasına dönme eğilimindeydi.

Bu düşünce de, o günlerde dünyanın tek atom gücüne sahip olan bu devleti, hareketsiz hale getirmiş bulunuyordu. İşte bu durumdan da yararlanmak isteyen Sovyet Rusya, savaş sırasında kendi işgali altına geçen Doğu ve Orta Avrupa ülkelerini paylaştırırken, diğer yandan Türkiye, Yunanistan, İran üzerinde etkisini geliştirmek için baskıya ve isteklerde bulunmaya, Uzakdoğu’da da Çin’de girişimlerde bulunmaya başladı. Bunlar ise, karşı ittifaklara yol açtığı gibi, dünyayı yeni bir bloklaşma dönemine sürükleyen başlıca etkenler oldu.

Avrupa’da Kutuplaşma ve Bölünme

1.Potsdam Öncesi Gelişmeler

a) ABD ile Sovyetler Birliği Arasındaki Anlaşmazlıklar

“Savaş sırasında Avrupa’yı ilgilendiren kararlar üç büyük devlet tarafından alınmıştı. Böylece savaş sonu Avrupası’nın toplumsal ve siyasal yapısı büyük ölçüde onlar tarafından belirlendi. Bu noktanın iyi bilinmesi, Avrupa’da savaş sonrası gelişmelerinin anlaşılmasında son derece önemlidir. ABD’nin ekonomik, Sovyetler Birliği’nin askeri gücüne sahip olmayan İngiltere’nin zayıflığı savaş sonrasında açıkça ortaya çıktı ve böylece iki büyük devlet Avrupa’ya biçim verdiler.

b) Churchill ile Stalin arasında ” Yüzdeler Anlaşması “

Tarihte “Yüzdeler Antlaşması” diye geçen bu antlaşmada, Churchill ve Stalin arasında 1944 Ekim’inde gerçekleşen ve amacı Doğu Avrupa’da etki alanlarının kesin olarak saptanması olan anlaşmayla İngiltere ve Rusya Doğu Avrupa’da sahip olacakları üstünlüğü yüzdelerle belirlemişlerdir. Churchill’in anılarından yazdıklarına göre, bu anlaşma o andaki savaş durumu düzenlemesiydi ve imzalanacak olan barış antlaşmalarında değişikliklere açıktı.

Gerçek ne olursa olsun, böyle bir düzenlemenin savaş sonrası gelişmelerini etkileyeceği açıktı ve öyle de oldu. Sovyetler Birliği Doğu Avrupa ülkelerinde askeri üstünlüğünü sonuna kadar kullanırken, Yunanistan’a karışmadı ve İngiltere, Yunan iç savaşında kralcı hükümete tam destek verirken, Yunan komünistlerine doğrudan yardım yapmadı. İşte hemen savaş sonrasının bu karar ve gelişmeleri, Avrupa’nın, komünizmin kıtada çökmesine kadar süren, bölünmüşlüğünü başlatmıştır. Bu kararlar, Batı’nın Doğu Avrupa’daki gücünün sınırının ve bölgedeki Sovyet üstünlüğünün gerçekçi bir değerlendirmesidir.

c) Almanya Üzerindeki Anlaşmazlık

Müttefiklerin politikalarındaki asıl fark, daha doğrusu dayanışma denemesi, Almanya’da ortaya çıktı. Almanya’nın savaş içinde Fransa’daki politikası, İngiltere’ye hava saldırısı ve Sovyetler’e karşı giriştiği savaş, müttefiklerin Almanya’ya karşı tutumlarının saptanmasını kolaylaştırmıştır. Böylece, daha savaş içinde, Almanya’nın silahsızlandırılacağı, Nazilerden arındırılacağı kararlaştırılmıştı. Stalin, Almanya’nın yeniden güçlenmesini önlemek amacıyla, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın Almanya’ya karşı tutumundan çok daha sert bir tutum içindeydi. Almanya’nın şu ya da bu biçimde parçalanması ve böylece Birinci Dünya Savaşı’nda yapılan hatanın tekrarlanmaması, en önemli müttefik amaçlarından biri oldu. Daha 1941 Eylül’ünde, Stalin tazminat sorununu ortaya atmıştı. 1919 yılından sonra tazminat sorununun ne denli güçlüklere yol açtığını hatırlayan İngiltere, bu tazminatın para yerine eşya ile ödenmesi konusunda Sovyetlerle anlaştı. Ayrıca Almanya’nın kayıtsız şartsız tesliminden sonra, ABD, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin temsilcilerinden kurulu bir “Müttefik Denetim Komisyonu”nun Almanya’nın yönetimini ele alması da kararlaştırılmıştı.

Tüm bu nedenlerle, 1943 Tahran doruk toplantısında bu genel konularda anlaşmaya varmak kolay olmuştu, ama hala Almanya’nın nasıl parçalanacağı ve müttefik işgalinin nasıl örgütleneceği konularında kesin karar verilmemişti. İşgal bölgeleri en sonunda Yalta Konferansı’nda belirginleşip kabul edildi. Sovyetler Birliği Almanya’nın doğu bölgesini, İngiltere kuzeybatısını ve ABD güneybatı bölgesini işgal edeceklerdi. Sovyet işgal bölgesi içinde kalan Berlin’de aynı biçimde işgal bölgelerine ayrılacaklardı. Ancak Batılıların Berlin’e nasıl geçecekleri Yalta’da belirlenmedi. Bu konu Müttefikler arasında ilişkiler bozulunca büyük sorun çıkaracak, Batılılar ile Sovyetler Birliği’ni bir çatışmanın eşiğine kadar getirecekti.

Yalta Konferansı

Potsdam Konferansı, 1945

II.Dünya Savaşı sonlarına doğru Müttefik devletlerin yaptığı son konferanstır. Konferans, Prusya devletinin kraliyet merkezi olan Potsdam’da yapıldı. Konferansa ABD’den Başkan Truman, İngiltere’den Başbakan Winston Churchill (Konferans sürerken yapılan seçimlerde Churchill iktidardan düştü ve Attlee yeni Başbakan olarak Potsdam konferansına katıldı) ve Sovyetler Birliği’nden Stalin katılmıştır.

Temmuz 1945’te başlayan Konferans, tarihin en büyük zaferinden sonra toplanmıştır. Fakat çözülmesi gereken sorun çok önemliydi: Avrupa’nın yeniden kurulması. Avrupa’nın savaştan yitik çıkması, bu ihtiyacı doğurmuştu. Potsdam konferansı, planlandığı tarihten birkaç gün sonra başlamıştı. Tarihçiler bu konuda Truman’ı sorumlu tutmaktadırlar. Truman, konferansa ilk atom denemesinin sonucunu beklerken gitti. Konferans’ta, barış antlaşmalarını hazırlayacak bir Dışişleri Bakanları Kurulu kuruldu. Üzerinde durulan en önemli konular: Almanya sorunu, Polonya sorunu, Avusturya’nın işgali, SSCB’nin Doğu Avrupa’daki rolü, savaş tazminatları ve Japonya ile süren savaşın durumuydu. Konferansta en çok tartışılan konu Almanya idi. Müttefikler, Almanya’nın yenilmesi kesinlik kazanmaya başlayınca, Almanya’nın parçalanması konusundaki eski görüşlerini değiştirmeye başladılar. Churchill Mart 1945’te “Almanya’yı parçalamayı düşünmüyoruz” demekteydi. Stalin ise Almanya’yı parçalamayı istemediğini söyledi.

Stalin Ruhr bölgesinden tamirat almak istiyordu. Potsdam’da, daha çok Almanya’nın Nazilikten ve askerlikten arındırılması konusu üzerinde duruldu. Çünkü Nazizim ortadan kalkarsa,militarizm de ortadan kalkardı. İlk önce savaş suçlularının cezalandırılmasına karar verildi. Alman askerlerinin elinden silahların alınması, demokratik düzenin kurulması; bunu yapmak için ise, eğitim sisteminin tümüyle değiştirilmesi gerekirdi. Bunun için Almanya’nın bir süre işgal altında kalması kararlaştırıldı. Buna göre, Almanya, Sovyet, İngiliz, Amerikan ve Fransız işgal kuvvetleri komutanlarınca yönetilecek dört ayrı işgal bölgesine ayrılacaktı. Berlin, Viyana ve Avusturya aynı şekilde bölünecekti. Almanya’da demokrasiyi kurmak için, tüm ülkeyi kapsayan ve yerel özerkliğe sahip devletlerden oluşan bir federasyon kurulmasına karar verildi. Maliye, dış ticaret ve bunun gibi konular ise federalizm kapsamına alınmayarak “Denetim Kurulu” oluşturuldu.

Potsdam Konferansı

Konferansta üzerinde durulan diğer bir önemli konu, Polonya’ydı. Yalta Konferansı’nda kurulması kararlaştırılmış olan koalisyon hükümeti, şimdi Potsdam Konferansı süresince kurulmuş ve kabul edilmişti. Polonya’da seçimler açık olacaktı, gazeteciler de seçimde gözlemci sıfatı ile bulunacaklardı. Sovyetler Birliği, Müttefik devletlerden yönetimleri değişen Romanya, Bulgaristan ve Macaristan’a karışmamalarını, Türkiye’den Sovyetlere bir üs verilmesini istedi. Fakat bu istekler kabul edilmedi.

Potsdam’da Türkiye de söz konusu edildi. Stalin’in Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesi isteği ilke olarak Batılılarca kabul edildi. Ayrıca Sözleşme’nin Türkiye ile ayrı ayrı yapılacak görüşmelerle değiştirilmesi de kararlaştırıldı. Böylece Sovyetler Birliği Boğazlar konusunda uzun süreden beri istediklerini en sonunda Batılılara kabul ettirmiş oldu. Hem sözleşme değiştirilecek hem de bu değiştirmede Türkiye ile yalnız kalabilecekti. Japonya’ya, Potsdam Bildirgesi’ni kabul etmesi için ültimatom gönderildi. Ancak, Japonya bunu reddetti. Bunun üzerine ABD, Hiroşima ve Nagazaki’ye (6 Ağustos, 9 Ağustos) atom bombası attı. Konferans 1 Ağustos 1945 tarihinde sona erdi.

Yalta Konferansı’ndan sonra görülen olumlu hava, Potsdam Konferansı’ndan sonra yoktur. Konferansa ilişkin Sovyet yorumuna göre, Batılılar Sovyetler Birliği’nden çok Almanya’nın kalkınmasına öncelik veriyor ve Almanya’nın Sovyet halkı ve topraklarına verdiği zarara karşı ilgisiz davranıyordu. Batılılara göreyse Sovyetler Birliği, genel bir Avrupa düzenlemesinden çok kendini güçlendirmek peşindeydi. Postdam Konferansı’nın en çok zamanını alan Almanya sorunu, “soğuk savaş “ın en önemli konusu oldu.

Atom Konusundaki Anlaşmazlık

Almanya’nın sorunundan sonra soğuk savaşa geçiş dönemini oluşturan ikinci olay, atom enerjisi sorunudur. O kadar ki Hiroşima’dan bu yana bu sorun hemen hemen her diplomatik alışverişte karşımıza çıkmaktadır.

“1945 yılının sonunda “Büyük Üçler” in dışişleri bakanları, Güvenlik Konseyi’ne bağlı bir Atom Enerjisi Komisyonu kurarak bu dehşetin engellenmesi konusunda anlaştılar. 1946 Martındaysa ABD kendi projesini sundu. Acheson-Lilienthal Önerisi adını alan proje, atom’un uluslararası denetimi için bir dizi aşama getirmekteydi. Ayrıca bu geçiş döneminde ABD atom tekeline sahip bulunurken, öteki devletler uluslararası ajanslarca denetlenecekti. Bu noktaya kadar Müttefikler arasında görünürde bir anlaşmazlık çıkmadı. Ancak Başkan Truman 1946 Nisan’ında Bernard Baruch’u BM Komisyonu’na Amerikan temsilcisi seçince durum değişti ve bu noktadan sonra Amerikan politikası yeni biçimler aldı.

Baruch, Sovyetler Birliği’ne karşı sert bir tutum takınılması görüşündeydi ve bu görüşlerini Amerikan askeri yetkililerine kabul ettirdi. Baruch 14 Haziran 1946’da BM Atom Enerjisi Komisyonu’na Amerikan projesini bildirdi. Uluslararası bir güvenlik sistemi altında ABD’nin atom tekelinden vazgeçmesini ana hedef olarak kabul eden Baruch Planı; atom enerjisinin geliştirilmesi ve kullanımının tüm aşamalarını denetleyecek olan bir uluslararası Atom Geliştirme Kuruluşu’nun kurulması; ihlallere karşı bu kuruluşa sınırsız denetleme yetkisinin tanınması; atom bombasının yapımıyla ilgili her türlü ihlalin en sert biçimde cezalandırılması; kuruluş tam denetim kurduktan sonra atom bombasının yapımının yasaklanması ve mevcut atom stoklarının yok edilmesi ve anlaşmayı ihlal edenlerin cezalandırılmasını engellenmemesi için Güvenlik Konseyi’ndeki veto sisteminin değiştirilmesini içermektedir.

Atom Enerjisi Komisyonu

Baruch Planı, Sovyetler Birliği tarafından kabul edilmemesine rağmen, daha sonra ABD tarafından nükleer silahsızlanma konferanslarında ortaya konan önerilerin temelini oluşturması açısından önemlidir. Sovyetler Birliği’nin planı reddetme nedenleri ise; planın uygulanmasıyla ABD atom bombası yapabilme yeteneğine sahip tek devlet olarak kalması; ABD, BM’de karar verme sürecine egemen olduğu için, bu örgütün bir kuruluşu olan Atom Enerji Komisyonu’nu da etkisi altına alabileceği; planın tartışıldığı sırada Sovyetler Birliği atom bombasının gizlerini ele geçirip bu bombaları çok kısa bir süre içinde yapabilme uğraşı içindeydi. Bu nedenlerden dolayı bu planı kabul etmeyen Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki gerginlik daha da büyüdü.

Soğuk Savaş’ın Temelleri

Kavram Olarak “Soğuk Savaş”

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasındaki anlaşmazlık ve çatışmanın, doğrudan birbirlerine karşı güç kullanmadan sürdürüldüğü bir tarihsel dönemi kapsamaktadır.

Soğuk Savaş, aynı zamanda, ülkeler arasında anlaşma kuralları yaratılmasına ve ilişkilerin bir düzen içinde gücün sınırlanarak yürütülmesine olanak sağlayacak temel yöntem olan diplomasinin, iki blok arasında hemen hemen ortadan kalktığı bir dönemdi. Kuralları oluşturacak ve işletecek diplomasi, yerini güç ilişkilerine bırakmıştı. Soğuk Savaş, henüz düzeni kurulmamış savaş sonrası Avrupasının karışıklık ortamının bir ürünü durumundaydı. İşte bloklar arasındaki bu güç ilişkisi ve karışıklık ortamı, İkinci Dünya Savaşı sonrası döneminin ilk yirmi yılının temel özelliğidir. Soğuk Savaşın 50 yıllık Sovyet- Amerikan güvensizliği ve karşılıklı korku üzerinde oluştuğu bilinmelidir.

Soğuk Savaşı Hızlandıran Olaylar 

1945-1946 yıllarının zoraki iş birliği havasının uzun sürmeyeceği hemen anlaşılmıştı. Bundan sonra, kökenini 50 yıllık Rus-Amerikan güvensizliği, ABD’nin savaştan sonra uygulamaya çalıştığı ekonomik politika ve Doğu Avrupa ile Uzakdoğu’daki Sovyet politikasından alan soğuk savaş, tam unsurlarıyla önce Avrupa’ya, sonra da tüm yeryüzüne yayıldı. Avrupa’da ve Avrupa dışında yaşanan bazı olaylar Soğuk Savaş’ı daha da hızlandırmıştır.

Paris Barış Antlaşmaları

Tarihte, özellikle büyük savaş sonrası barış düzenlemelerinin yeni bir savaşın temelini hazırlaması, hemen hemen bir kural gibidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonrasının barış antlaşmaları İkinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedenlerin biridir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yenik devletlerin bir bölümüyle imzalanan barış antlaşmaları da, şimdiye kadar dünya savaşına neden olmamışsa da, gerçek bir barış ortama kurulamamış ve soğuk savaşı hızlandıran olaylar arasında yer almıştır.

“Konferansta büyük devletler antlaşmaları hazırlamışlar ve küçük ve yenik devletler önlerine konan metinleri imzalamışlardır. Bu konferansta büyük devletler arasında da güç dengesi yoktu. Fransa zorla büyük devletler arasına alınmış, İngiltere ise Birinci Dünya Savaşı sonrasıyla karşılaştırılamayacak ölçüde zayıflamıştı. Güçlü devlet olarak yalnız ABD ile Sovyetler Birliği kalmıştı.

Konferansta ele alınan konulara bakış açılarında ilk kez Doğu ile Batı blokları arasındaki fark kesin çizgileriyle ortaya çıktı. Beyaz Rusya, Ukrayna, Çekoslovakya, Yugoslavya, Polonya, Bulgaristan ve Macaristan Sovyetler Birliği’nin, geriye kalan Avrupa devletlerinin çoğunluğuysa ABD’nin çevresinde kümelenmişti. 1947’de kapitalist ve komünist olarak ikiye bölünen bu bloklardan, ABD ve çevresindekiler statükocu, Sovyetler Birliği ve çevresindekilerse statüko karşıtı davranışlar içerisindeydiler.

Paris Barış Konferanslarından bir kesit

21 devletin katıldığı konferanslar dizisi, 19 Temmuz- 15 Ekim 1946 tarihleri arasında yapıldı ve Paris Barış Antlaşmaları 10 Şubat 1947’de imzalandı. Antlaşmalar İtalya, Finlandiya, Romanya, Macaristan ve Bulgaristan’la imzalanırken, ortada birleşmiş bir Almanya bulunmadığı için, bu devletle antlaşma yapılmadı. Japonya ile ABD 1951’de, Sovyetler 1956’da ayrı ayrı barış antlaşmaları imzaladılar. Nazizmin ortadan kaldırılması için insan haklarına özel dikkat gösterilmesi konusundaki antlaşmaya rağmen, iki taraf arasında görüş ayrılıkları çıktı.

Batılılar antlaşma imzalanan Doğu Avrupa hükümetlerinin halklarına temel özgürlükleri sağlamadığını ileri sürmüşler, buna karşılık kişi hak ve özgürlüklerin başka türlü tanımlayan ilgili hükümetler bunu bir iç sorun olduğunu savunmuşlardır. Antlaşmaların imzalanmasından 90 gün sonra Müttefikler, ordularını işgal altındaki devletlerden çekeceklerdi. Ancak Avusturya ile bağlarını koparmak istemeyen Sovyetler Birliği, Romanya ve Macaristan’dan askerlerini çekmedi. Ekonomik sorunlarda da temel farklar ortaya çıktı. Batılılar, Doğu Avrupa’yı dünya ekonomisine açmak için serbest ticareti savunurken, Sovyetler bu ülkelerin kendisiyle yakın ekonomik ilişkiler içinde olmasını istiyordu.

Brüksel Antlaşması, 17 Mart 1948

17 Mart 1948 tarihinde Brüksel’de imzalanan savunma ve iş birliği antlaşmasıdır. İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg II. Dünya Savaşı sırasında Londra’da bir gümrük antlaşması imzalamışlardı ve 1948 yılı başından itibaren bu ülkeler arasında gümrük oranları büyük ölçüde azalmıştı. Bu Benelux Ekonomik Birliği’ne temel oluyordu. Öte taraftan İngiltere ve Fransa Mart 1947’de Dunkirk Antlaşması’nı imzalayarak askeri ve ekonomik iş birliği yolunda önemli bir adım atmışlardı. Sovyetlerin Doğu Avrupa’da etkinliğini arttırarak Şubat 1948’de Çekoslovakya’da komünistleri iktidara getirmesi Batı Avrupa Birliği’nin kurulması doğrultusundaki çabaları hızlandırdı. Brüksel Antlaşması ile taraflar ortak bir savunma sistemi kurmaya, ekonomik ve kültürel bağları kuvvetlendirmeye karar vermişlerdi.

Brüksel Antlaşması

Antlaşmanın 4. maddesine göre taraflardan herhangi biri “Avrupa’da silahlı bir saldırıya uğrarsa antlaşmaya taraf diğer devletler bu devlete mevcut askeri ve diğer bütün olanaklarla yardım edeceklerdi. Antlaşma ile “Batı Birliği” nin en üst organı olarak, beş ülkenin Dışişleri Bakanları’nın katılımıyla oluşan Danışma Konseyi ve bu Konsey’e bağlı Savunma Bakanları’ndan kurulu Batı Savunma Komitesi kuruluyordu. Brüksel Antlaşması 1949’da kurulan NATO ile 1955’te kurulan Batı Avrupa Birliği’ne öncülük etmiştir.

Truman Doktrini ve Marshall Planı 

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan kamuoyunda, Amerika’nın tekrar kabuğuna çekilerek Avrupa’nın karışık kombinezonlarından yine uzak durması söz konusu olmuşsa da Sovyet Rusya’nın komünist emperyalizmine hız vermesi ve bundan doğan gelişmeler, ABD’yi Avrupa’yla ilgilenmek zorunda bırakmıştır. Savaştan sonraki barış düzeninde Amerika Sovyetlerle iş birliği yapamayacağını anlamıştır. Komünizmin ortaya çıkardığı evrensel tehlike, Amerika’yı, sadece Avrupa gelişmelerinin içine değil, uluslararası ilişkiler düzeninin bütünü içine sürüklemiş ve uluslararası politikanın global yapısı içinde ve hürriyet düzeninin korunmasında sorumluluklar almaya yöneltmiştir. Geleneksel Amerikan dış politikasındaki bu radikal değişmenin başlangıcını Truman Doktrini oluşturur.

Truman Doktrini

1946 yılında Sovyet Rusya üç ana yönde yayılma çabalarına girişmiştir. İran üzerinden Orta Doğu petrolleri ve Basra Körfezi’yle Hint Okyanusu, Türkiye üzerinden Boğazlar, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz ve Yunanistan üzerinden Doğu Akdeniz. Bu üç yön geleneksel olarak İngiltere’nin hayati ilgi ve çıkar alanlarıdır. Her üç bölge de, İngiltere’nin Rusya’ya karşı 19. yüzyılda en hassas noktaları olmuştur. Fakat 2. Dünya Savaşı İngiltere üzerinde öyle bir tahribat yapmıştı ki, artık İngiltere’nin bu bölgeleri savunmak için Sovyet Rusya’nın karşısına çıkacak hali yoktu. Ve İngiltere şunu da görüyordu: yeniden canlanan Rus emperyalizminin karşısına dikilecek tek güç ABD’dir.

Bundan dolayı İngiltere 1947 Şubat’ında Amerikan hükümetine, bir Türkiye ve diğeri de Yunanistan hakkında olmak üzere iki memorandum (muhtıra) verdi. Bu memorandumlarda, Türkiye’nin Batı savunması için önemi belirtilerek Türkiye’ye hem ekonomik ve hem de askeri yardım yapılması gerektiği, İngiltere’nin bu yardımları yapamayacağı ve hatta Yunanistan’daki askerlerini dahi geri çekmek zorunda bulunduğu ve dolayısıyla sorumluluğun Amerika’ya düştüğü belirtildi. Amerika kararını vermekte gecikmedi. Başkan Truman Amerikan Kongresi’ne 12 Mart 1947 günü gönderdiği mesajında, Türkiye ve Yunanistan’a 400 milyon dolarlık askeri yardım yapılması için kendisine yetki verilmesini istedi. Bu mesajda Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunmasının Orta Doğu düzeninin korunması için bir zaruret olduğu belirtiliyor ve Türkiye ile Yunanistan’ın durumlarının birbirine bağlılığı şöyle anlatılıyordu: “Eğer Yunanistan silahlı bir azınlığın kontrolü altına düşerse, bunun Türkiye için sonuçları çok ciddi olur. Böyle bir durumda karışıklık ve düzensizlik bütün Orta Doğu’ya yayılabilir.”

Truman

Amerikan Kongresi 22 Mayıs’ta Yunanistan’a 300 milyon ve Türkiye’ye de 100 milyon dolarlık bir askeri yardım yapılmasını kabul etti. Yardımın Kongre’deki tartışmaları sırasında, Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin Sovyet baskısı altında bulunmasının, boğazlardan Çin’e kadar olan bütün Orta Doğu ve Asya’yı tehlikeye soktuğunu belirtmişlerdir. Truman Doktrini savaş sonrası Amerikan dış politikasında, sonuçları günümüze kadar ulaşan olağanüstü önemde bir dönem noktası oluşturur. Bunun içindir ki, Truman Doktrini karşısında Sovyet basını büyük tepki göstermiştir.

Marshall Planı

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, ABD tarafından Avrupa ülkelerine yardımda bulunmak ve bu ülkeleri kısa zamanda geliştirip güçlenmelerini sağlamak amacıyla hazırlanan bir programdır. Savaştan sonra Avrupa ülkeleri, yıkılan ekonomilerini onarmak için yoğun bir çabaya girişmişlerdir. Bunun için gerekli olan makine ve donatım ancak ABD’den sağlanabilirdi. Dolayısıyla bu ülkelerin tüm döviz ve altın rezervleri ABD’ye akmış ve büyük bir döviz darboğazı içine sürüklenmişlerdi.

Bu koşullar altında zamanın ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall, Avrupa’ya programlı yardım yapılması önerisinde bulundu. Bunun üzerine bir Avrupa Onarım Programı (European Recovery Program) hazırlandı. Öneri sahibinin isteminden dolayı buna Marshall Programı da denir.

Marshall Programı, 1948 yılında Başkan Truman tarafından imzalanan bir kanun ile kabul edildi. Program dört yıllık bir süreyi kapsamaktaydı. Program çerçevesinde yapılan yardımlara da “Marshall Yardımları” denmektedir. ABD, yardımları karşılığında Avrupa ülkelerinden ekonomik ve mali bağımsızlıklarını artıracak yönde çaba göstermelerini, bu amaçla gerekli iç önlemleri almalarını ve aralarında yakın bir iş birliği gerçekleştirmelerini istiyordu. Böylece Avrupa ülkelerinin ABD’ye bağımlılıkları da azaltılmış olacaktı.

Bu ortamda Avrupa ülkeleri aralarında gerekli iş birliğini gerçekleştirmek ve Marshall yardımlarını dağıtmak üzere Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC)’nü kurdular. 17 Batı Avrupa ülkesinden her biri, 1948-1951 dönemini kapsayan bir plan hazırlayacak, ekonomisini toparlayacak, üretimini artıracak ve dış açığı azaltacak önlemler alacaktı. Bu planlar OEEC tarafından gözden geçirilecek ve aralarında uyum sağlanacaktı. Aslında bu koordinasyon, ABD’ye bir ölçüde üye ülkelerin ekonomik, para ve mali politikaları üzerinde denetim olanağı sağlıyordu.

Dışişleri Bakanı George Marshall

Marshall Programı’nın başlıca iki amacı vardı. Birisi, sağlanacak dış yardımlarla Avrupa ülkelerinin yıkılan ekonomilerinin onarımına ve kalkınmalarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmak, diğeri de Komünizm’in Batı Avrupa’daki yayılışına engel olmaktı. Savaş sonrası dönem dünyada “soğuk savaş” ın başlangıç dönemidir. Dolayısıyla ABD, ne pahasına olursa olsun komünizmin yayılışına set çekmek istiyordu. Diğer yandan, Batı Avrupa, ABD’nin geleneksel bir piyasası durumundaydı. O bakımdan bu piyasayı yeniden canlandırmakla ihracat olanaklarını artırmayı umuyordu. Avrupa Onarım Programı’nın uygulandığı dört yıllık süre içerisinde ABD, Avrupa’ya 11.4 milyar $ yardım yaptı, bunun %90’i doğrudan hibe şeklinde idi. En fazla yardım alan ülkeler İngiltere (%24), Fransa (%20), Federal Almanya (%11) ve İtalya (%10) idi.

Az miktarda olmakla birlikte Türkiye de yardım alan ülkeler arasında idi. Marshall Programı, Amerikan yardımının sadece bir yönü idi. 1945’de başlayan Amerikan yardımı, 1955’e kadar 51 milyar doları buldu. Bu yardımlar tüm Batı Bloku’na yapılan yardımları kapsar.

NATO (Kuzey Atlantik İttifakı)

Marshall Planı ve Truman Doktrini, Sovyetlerin Orta Doğu ve Avrupa’da girişmiş oldukları yayılma faaliyetlerine karşı Birleşik Amerika’nın almış olduğu ilk tedbirlerdi.

Fakat 1948 Berlin Buhranı’yla Sovyetlerle işbirliği yapma imkânı kalmadığı anlaşıldı. Çünkü şimdi Sovyetler, bir barış düzeninin kurulmasından ziyade, mümkün olduğu kadar geniş alanları komünist kontrolü altına sokmanın çabası içindeydi. İşte bu netice, Amerika’yı, Sovyetlere karşı Durdurma (containment) politikası takibine götürmüştür. Yani, Amerika bundan sonra Sovyet yayılmasını durdurmak için gerekli tedbirleri alacaktır ki, bu tedbirlerin en etkilisi 4 Nisan 1949 da kurulan NATO veya Kuzey Atlantik İttifakı olacaktır. SSCB’ye karşı kurulan Batı Avrupa Birliği’nin bu devlete karşı tek başına yeterli olmayacağının görülmesi ABD’yi Monroe Doktrini politikasından döndürdü.

Senatör Vandenberg Nisan ayında Senatoya sunduğu bir karar tasarısında, Amerika Cumhurbaşkanına, Amerika’nın güvenliğini ilgilendiren ve karşılıklı yardıma dayanan “bölgesel ve diğer ortak anlaşmalara” katılma yetkisinin verilmesini istedi. Vandenberg’in bu teklifi 11 Haziran 1948 de Amerikan Kongresi tarafından kabul edildi ve bu karara bundan böyle Vandenberg Kararı denildi. Vandenberg Kararı, Amerika’nın 1823’ten beri tatbik etmekte olduğu Monroe Doktrinini terk ettiğini gösteriyordu.

Amerika, dış politikasında bu esaslı değişikliği yaptıktan sonra, Batı Avrupa Birliği’ni daha müessir ve geniş bir ittifak sistemi haline getirmek için Kanada ve Batı Avrupa ülkeleri ile temasa geçti ve bu temaslar ve müzakereler sonunda 4 Nisan 1949 da 12 Batılı ülke arasında, kısa adı ile NATO (North Atlantic Treaty Organization) denen Kuzey Atlantik İttifakı kuruldu.

Antlaşmanın başında, bu ülkelerin, milletlerin, demokrasi ilkeleri ile kişi hürriyetleri ve hukuk üstünlüğüne dayanan hürriyetlerini ve ortak savunmaları ile barış ve güvenliklerini korumak için birleşmiş oldukları belirtiliyordu. İçlerinden birine yapılmış bir saldırı hepsine yapılmış sayılacaktı. NATO’nun kuruluşu ile Sovyetlerin Avrupa’daki yayılması, o günden bugüne, durdurulmuştur. Lakin 1949’a gelinceye kadar da Avrupa’nın mühim bir kısmını sınırları içine katmışlar veya kontrolleri altına almışlardır.

Sovyet Rusya, 1940-1945 yılları arasında Avrupa’da 450.000 km toprağı ve 24 milyon kadar nüfusu sınırları içine katmıştır. 1945-1948 yılları arasında ise, 1 milyon km toprak ile 92 milyon nüfusu da kontrolleri altına almışlardır. Türkiye ve Yunanistan’ın 1952 de, Batı Almanya’nın 1955’te ve İspanya’nın da 1982 yılında NATO’ya katılması ile NATO üyelerinin sayısı 16’ya yükselmiştir.

Avrupa Konseyi

5 Mayıs 1949′da, Avrupalı 10 devletin katılımıyla kurulan birliktir. Bunlar: Belçika, İngiltere, Danimarka, Fransa, Hollanda, İrlanda, İsveç, İtalya, Lüksemburg ve Norveç’tir. Birliğin amacı, üye ülkelerin ortak mallarını ve ilkelerini koruma ve yayma; iktisadi gelişimlerini sağlamak amacıyla, aralarında daha sıkı bir iş birliği oluşturmaktır.

Konsey, esas olarak, üye ülkelerin hükümet temsilcileriyle, parlamento üyelerinden oluşmuştur. Buna ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ile Avrupa İnsan Hakları Divanı da kuruldu. Bu iki komisyon da, Konsey’in merkezi olan Strazburg’ta çalışmaya başlamıştır.

Türkiye, Avrupa Konseyi’ne 1949 yılında katıldı. Avrupa Konseyi’nin üye sayısı, kuruluşundan yirmi yıl sonra 18′e yükseldi. Konsey’in çalışma alanları insan hakları, medya, hukuki iş birliği, sosyal dayanışma, sağlık, eğitim, kültür, spor, gençlik, yerel demokrasiler, sınır ötesi iş birliği, çevre ve bölgesel planlamadır.

f) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu

Schuman Planı 9 Mayıs 1950’de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın Batı Almanya ve Fransa’da çelik ve kömür üretimini denetleyecek tek bir organ oluşturması ve bu ortaklığın diğer Avrupa ülkelerinin üyeliğine ve Birleşmiş Milletlerin iş birliğine de açık tutulması konusunda önerdiği plandır. Bu plan 18 Nisan 1951’de Batı Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya Dışişleri Bakanlarının katıldığı Paris konferansında kabul edilmiş ve Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1958 Roma Antlaşmasıyla, “Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu”na (EURATOM) dönüştü.

g) Avrupa Ekonomik Topluluğu

Avrupa Ekonomik Topluluğu, 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluk, Altı kurucu üye arasında, (Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya) ekonomi politikalarının yaklaştırılmaları yoluyla bir ortak pazarın kurulmasını, ekonomik faaliyetlerin uyum içinde gelişmesini, dengeli ve sürekli bir gelişme sağlanmasını, istikrarın artmasını, topluluk üyesi ülkeler arasındaki ilişkilerin daha sıkılaştırılmasını öngörmekteydi.

Avrupa Ekonomik Topluluğu

1 Ocak 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşması, üye ülkeler arasında önce gümrük birliğini, yani malların gümrük vergisi ödenmeksizin üye ülkeler arasında serbestçe alınıp satılmasını öngörmüştü. Ancak Roma Antlaşması’nda nihai hedefi sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaştırma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturulması, ekonomik politikaların yakınlaştırılması, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulmasıdır.

Bu amaca ulaşmak için AET Antlaşması, yürürlük tarihinden (1 Ocak 1958) itibaren 12 yıllık bir geçiş dönemi içinde malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanmasını ve sosyal Avrupa’nın kurulmasını öngörmüştür. Geçiş döneminde ortak tarım ve ulaştırma politikaları saptanacak, üye devletlerin ekonomi politikaları ve gerekli ulusal mevzuatları yakınlaştırılacak ve rekabetin bozulmamasına ilişkin önlemler alınacaktır.

Soğuk Savaş’ın Ortadoğu’ya Yansımaları

Süveyş Krizi

23 Temmuz 1952’te Hür Subaylar Komitesi’nin yaptığı askeri darbeyle yarbay Cemal Abdünnasır Mısır’ın yönetimini ele geçirmiştir. Abdünnasır iktidara geldikten sonra Arap ülkeleri arasında bir kolektif güvenlik paktının, yani bir askeri ittifakın kurulması bir yandan da “İslam Kongresi” adı altında bir birlik kurulması için çalışmaktaydı. Bu gelişmelerle Nasır’ın gerçekleştirmek istediği şey, Doğu ve Batı blokları arasında bir “Üçüncü Blok” idi. Şüphesiz bu Blok’un başında Mısır ve Nasır bulunacaktı. Ancak Bağdat Paktı’nın kurulması Nasır’ın planlarını bozmuştu.

İsrail’le Gazze’de başlayan çatışmaları üzerine Mısır ABD ve İngiltere’den silah satın almak istemiş ancak bu reddedilince Çekoslavakya üzerinden SSCB’den silah satın alma yoluna gitmiştir. Bu durum Amerika, İngiltere ve Fransa tarafından tepkiyle karşılandı. Bu arada Mısır için çok önemli bir proje olan Asvan Barajı için ABD ve Dünya Bankası’ndan istenen kredi teklifinin Amerikan Senatosu tarafından engellenmesi Süveyş Buhranı’nı başlattı. 1956 Süveyş buhranının en mühim neticesi, şüphesiz, Sovyet Rusya’nın Orta Doğu’daki prestijini ve tesirini yok edilmek istenirken daha da artmış olmasıydı.

Süveyş Krizi

Suriye Bunalımı (1957)

1. Dünya Savaşı öncesinde Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Suriye’de 1950’li yıllarda art arda hükümet darbeleri yaşanmıştır. Ancak 1955’ten sonra iktidara gelen Mısır lideri Cemal Abdün Nasır’la beraber SSCB’yle yakınlaşması komşularını rahatsız etmiştir. Suriye’nin 1956 yılında SSCB ile yardım antlaşması imzalaması üzerine Türkiye, Irak, Ürdün,İsrail ve Lübnan tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Bu ülkelerin inancı Sovyetlerin şimdi Suriye’de bir “köprübaşı” kurdukları ve Suriye’nin bir “Moskova uydusu” haline geldiğiydi. Bunun üzerine Amerikan Başbakanı Eisenhower ise, Başbakan Menderes’e gönderdiği mesajda, Suriye’nin bir saldırısı karşısında Türkiye Irak ve Ürdün’ün bu ülkeye karşı askeri bir harekâta girişmek zorunda kalması halinde, Amerika’nın kendilerine derhal silah yardımı yapacağını bildirdi.

Bu gelişmeler üzerine Türkiye’nin Suriye sınırına yığınak yaparak askeri tatbikatlar yapması Türkiye – Suriye ilişkilerini daha da gerginleştirdi. SSCB’nin karşı baskılarını artırdığı dönemde ABD’nin Türkiye’ye büyük bir destek vermesi, Suudi Arabistan’ın Türkiye ile Suriye arasında arabuluculuk yapması, Ürdün kralı Hüseyin’in Suriye’ye karşı tavrını yumuşatması üzerine kriz çözüme kavuşmuştur.

Lübnan Bunalımı ( 1958)

1957 Haziran’ında Lübnan’da yapılan genel seçimlere Cumhurbaşkanı Camile Chamoun’un hile karıştırarak kendisinin görev süresini 4 yıl daha uzatacak bir parlamento seçtirmesi ve Amerika’nın yayınladığı Eisenhower Doktrini’ni desteklemesi siyasal bir krize sebep olmuştur. Halbuki, yarısı Hıristiyan, yarısı Müslüman olan Lübnan halkının Müslüman-Arap kesimi esas itibariyle Nasır taraftarı idi ve Eisenhower Doktrinine aleyhtardı. Lübnan halkının ikiye bölünmesinden sonra muhalif bir gazetecinin öldürülmesiyle olaylar Beyrut ve Trablus’ta (Tripoli) grevlere dönüştü.

Cumhurbaşkanı Chamoun, 13 Mayıs’ta Amerika, İngiltere ve Fransa’ya başvurarak, bütün bu yapılanların bir yabancı (bilhassa Suriye’nin) müdahalesinin eseri olduğunu bildirdi ve bu sebeple Lübnan’a yardım yapılmasını istedi. Bu arada Irak’ta monarşinin yıkılması ve Bağdat Paktı’nın zarar görmesi müdahale yanlısı olmayan ABD’nin fikrini değiştirdi. ABD yaklaşık 15.000 askeri Lübnan’a çıkardı. ABD’nin baskıları üzerine Chamoun cumhurbaşkanlığının süresini uzatmamayı kabul etti. Genel Kurmay Başkanı Şahab’ın Lübnan parlamentosu tarafından cumhurbaşkanı seçilmesiyle buhran yatışmıştır.

Bağdat Paktı

Fransa ve İngiltere’nin Ortadoğu’daki etkinliğini azalınca Sovyet Rusya’nın Orta Doğu’ya sızmasını önlemek maksadıyla Orta Doğu ülkeleri arasında bir ittifak kurma fikri, esasında Amerika’dan gelmiş, fakat fikir Türkiye tarafından gerçekleştirilerek, 1955 Şubat’ında Türkiye ile Irak arasında Bağdat’ta bir ittifak antlaşması imzalanmıştır. Nisan 1955’te İngiltere, Eylül 1955’te Pakistan ve Kasım 1955’te İran Bağdat Paktına katılarak, ittifak genişletilmiştir.

Ancak Irak dışındaki Arap ülkelerinin pakta katılmaması ve buna karşı Ortadoğu’nun; pakta katılanlar (Irak, İran ve Pakistan), karşı çıkanlar (Mısır, Suriye, Suudi Arabistan ve Yemen) ve tarafsız kalan (Ürdün ve Lübnan) ülkeler olmak üzere gruplaşması SSCB’nin işini kolaylaştırmış, paktın amacına ulaşmasını engellemiştir.

Amerika, Arap devletlerinin tepkisini fazla çekmemek için pakta resmen üye olmadı, ama üye devletlere askeri teknik ve ekonomik yardımda bulunacağını belirterek paktın güçlenmesine çalıştı. Sovyetler Birliği’nin tehdidine ve yayılmasına karşı, NATO ile SEATO’yu birleştiren Bağdat Paktı’nın kurulması Türk-Sovyet ilişkilerini daha da gerginleştirdi. Ayrıca, Irak hariç Arap devletleri ile Türkiye arasındaki münasebetler olumsuz bir seyir takip etmeye başladı.

CENTO

Irak’ta yapılan askeri darbenin ardından monarşinin yıkılması üzerine 24 Mart 1959’da da Irak, Bağdat Paktı’ndan çekildiğini resmen açıkladı. Irak’ın ayrılmasından sonra Pakt’ın merkezi Ankara oldu. 18 Ağustos 1959’da da Bağdat Paktı’nın adı ‘Merkezi Antlaşma Örgütü” yani “CENTO” olarak değiştirildi.

CENTO’nun ilk toplantısı, 7-9 Ekim 1959’da Washington’da yapıldı. Örgüt, aslında savunma amacıyla kurulmuş olmasına rağmen; faaliyetlerini, üyeler arasında ekonomik, kültürel ve teknik işbirliği konularına yöneltti. ABD, örgüte daha fazla destek vermeye başladı. Bu şekliyle 20 yıl devam eden örgüt, 12 Mart 1979’da Pakistan’ın ve İran’ın ayrılması ile dağılma noktasına geldi. Türkiye, 13 Mart 1979’da, bu devletlerin CENTO’dan ayrılması kararlarını saygıyla karşıladığını ve bu durumda CENTO’nun bölgedeki işlevini fiilen kaybettiğini, örgütün ilgili anlaşma hükümleri gereğince sona erdirilmesi için gerekli işlemlerin yapılacağını açıkladı. Böylece, Bağdat Paktı’nın bir devamı şeklinde olan CENTO, hukuken olmasa bile fiilen sona ermiş oldu.

Eisenhower Doktrini

ABD özellikle 1956 yılında ortaya çıkan Süveyş krizinden sonra Arap Dünyası’nda Batılı devletlerin imajının zedelendiğini bunun yerine SSCB’nin prestijinin arttığını anlamıştır. Bu durumu düzeltmek için Başkan Eisenhower 5 Ocak 1957’de Amerikan Kongresi’ne gönderdiği mesajda Süveyş Krizi’nden sonra SSCB’nin Süveyş Kanalı’na ve Batı’nın Orta Doğu’daki petrol kaynaklarına hakim olarak, bölgeyi siyasi kontrolleri altına almaya ve Batı Bloğu’na bu sayede büyük bir darbe vurmaya yakın olduğunu belirtmiştir.

Bu şartlarda yapılacak iki şey vardı: Biri, bölge ülkelerinin ekonomik sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmak; diğeri de, ister ikili, ister toplu münasebetler yoluyla, bu ülkelere, komünizm hegemonyasının neler getirebileceğini anlatmak ve bunların komünizme karşı koymalarına yardım etmekti. Bu gerekçelerle başkan Eisenhower 5 Ocak 1957’de Kongre’ye gönderdiği ve “Eisenhower Doktrini” adını alan mesajda bütün bu hususları açıkladıktan sonra, Kongre’den kendisine aşağıdaki yetkilerin verilmesini istiyordu:

1) Bağımsızlığını korumak için ekonomik kalkınma çabası içine giren Orta Doğu ülkelerine ekonomik yardım yapmak.

2) Bunlardan isteyen ülkelere askeri yardım yapmak.

3) Bu ülkelerin istemeleri şartıyla, “milletlerarası komünizmin kontrolü altında bulunan bir ülkeden gelecek açık silahlı saldırılar karşısında, Amerikan silahlı kuvvetlerinin kullanılması

Eisenhower Doktrini iki bakımdan Amerikan dış politikası için mühim bir gelişmeyi ifade etmekteydi. Birincisi, Amerika’nın Orta Doğu ile bağlantı alanını bir hayli genişletmesidir. Her ne kadar Amerika Orta Doğu ile ilgisini ilk defa Truman Doktrini ile göstermiş ise de, Truman Doktrini sadece Türkiye ve Yunanistan’a ve yine sadece askeri yardım yapılmasını öngörmekteydi. Hâlbuki Eisenhower Doktrini, bütün bir Orta Doğu bölgesini içine alıyor ve Amerikan askerinin kullanılması suretiyle, bölgedeki ülkelerin komünizme karşı savunulmasını da üzerine alıyordu.

Ürdün Buhranı

Ürdün Kralı Hüseyin, Mısır ve Suriye ile birlikte Eisenhower Doktrini’ne ilk karşı çıkanlar arasında yer almakla beraber, bu doktrinden ilk faydalanmak isteyen kişi de kendisi oldu. 1948-1949 Arap-İsrail savaşı sırasında Filistin’den kaçan bir milyona yakın Filistinli Arap’tan yarım milyon kadarı Ürdün’e sığınmıştı ve bunların büyük çoğunluğu hararetli Nasır taraftarı idi. Nasır’ın Filistin’i tekrar kendilerine kazandıracağına inanıyorlardı.

Durum bu şekilde iken Ürdün’de 1956 Ekimi’nde yapılan seçimleri Nasırcılar kazandı ve Başbakanlığa Nabulsi geldi. Kral Hüseyin ile Başbakan Nabulsi arasında ilk günden başlayan sürtüşme, 1957 Nisanı’nda tam bir çatışma içine girdi. Nabulsi, sol eğilimli Genelkurmay Başkanı Ali Abu Nuvar’la işbirliği yaparak Amman üzerine tank birlikleri sevk etmeye hazırlanırken, Kral tarafından Başbakanlıktan düşürüldü. Kral Hüseyin Nabulsi’yi bertaraf ederken, Amerika’nın ve Suudi Arabistan’ın da desteğini sağlamıştı.

13 Nisan’da krala bağlı kuvvetlerle sosyalist subaylar arasında çatışmalar başladı. Olaya Mısır ve Suriye’nin de dahil olması Başbakan ve Genel Kurmay Başkanı’nın Suriye’ye kaçması üzerine halk sokaklara döküldü ve grevler başladı. Gelişmeleri endişe ile takip eden Amerika bütün ağırlığını Ürdün’ün yanına koydu. Amerika, bir yandan “Ürdün’ün bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü hayati ehemmiyette telakki ettiğini” bildirirken, öte yandan da Akdeniz’deki Amerikan VI. Filosu 25 Nisan’da Beyrut açıklarında demir atıyordu. İsrail’e de fırsattan yararlanmaması hususunda uyarıda bulunulmuştu.

Irak ve Suudi Arabistan da Ürdün’ün yanında yer aldılar. Hatta Irak hükümeti yayınladığı bir bildiride, Ürdün’de krallık rejiminin yıkılması halinde, Irak’ın Ürdün’e asker sokacağını açıkladı. Arap dünyasının üç monarşisi sıkı bir dayanışma içine girmiş bulunuyordu. Bu dayanışma Amerika’nın desteği ile birleşince, Kral Hüseyin karışıkları ve ülkesine yönelen tehlikeyi bertaraf etmeye muvaffak oldu ve iç kriz de böylece kapandı. Böylece Ürdün Eisenhower Doktrini’nden yaralanan ilk ülke oldu.

İsrail’in Kurulması ( 1948)

İsrail Devleti’nin kurulmasında “Balfour Deklarasyonu” oldukça önemli bir paya sahiptir. Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild’e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirmiştir.

İngiltere, Filistin’deki durumun daha kötüye gitmesini önlemek için 1939 yılında, Filistin’e yapılacak Yahudi göçlerini çok sınırladı. Fakat bu sefer Avrupa’nın çeşitli yerlerinden Yahudiler Filistin’e kaçak olarak girmeye başladılar. Bu kaçak göçleri Haganah adlı gizli bir teşkilat organize ediyordu. Filistin’deki İngiliz kuvvetleri bu kaçak göçleri önlemeye çalışınca İngiliz askerleri ile Yahudiler arasında silahlı çatışmalar çıktı. Bu çatışmalarda Irgun adlı Yahudi tedhiş teşkilatı aktif bir rol oynamakta idi. 1. Dünya savaşı biter bitmez ABD başkanı Truman, İngiliz hükümetine başvurarak 100.000 Musevi’nin derhal Filistin topraklarına gönderilmesini talep etti.

İngiltere bir süre uğraştıktan sonra, Filistin’den yakasını kurtarmaya karar verdi ve 2 Nisan 1947 de meseleyi Birleşmiş Milletler’e götürdü. Meseleyi ele alan Genel Kurul, iki haftalık müzakerelerden sonra, Filistin meselesine bir çözüm bulması için bir özel komisyon kurdu. Bu komisyona büyük devletler sokulmamıştı. B.M. Filistin Komisyonu, 16 Haziran-24 Temmuz tarihleri arasında bizatihi Filistin’de yaptığı incelemelerden sonra, Ağustos ayında raporunu yayınladı. Bu raporda Komisyon, oybirliği ile, Filistin’in bağımsızlığını teklif ediyordu. Lakin bu bağımsızlık nasıl olacaktı?

Bu noktada Komisyon ikiye ayrıldı. Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hollanda, Peru, İsveç ve Uruguay’ın desteklediği çoğunluk teklifine göre, Filistin Araplarla Yahudiler arasında taksim edilmeli ve iki ayrı bağımsız devlet kurulmalıydı. Kudüs şehri ise milletlerarası statüye sahip olmalıydı. Hindistan, Yugoslavya ve İran tarafından desteklenen azınlık teklifine göre de, Filistin, Yahudi ve Arap devletlerinden meydana gelen “federal” bir devlet olmalıydı. Yahudiler çoğunluk planını, Araplar ise azınlık planını tuttular. Çünkü Araplara göre, azınlık planı veya teklifi, Filistin’in toprak bütünlüğünü korumaktaydı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 27 Kasım 1947’de, Filistin Komisyonu’nun çoğunluk teklifini benimsedi ve 13 aleyhe ve 10 çekimsere karşı, 33 oyla Filistin’in Araplarla Yahudiler arasında taksimine karar verildi. Fakat karara göre, Filistin’de kurulacak Yahudi ve Arap devletleri arasında bir ekonomik birlik kurulacak ve kutsal Kudüs şehri de milletlerarası statüye sahip olacaktı. Genel Kurulunun taksim kararı bütün Arap dünyasında tepki ile karşılandı. Arap ülkeleri 17 Aralık 1947’de Kahire’de yaptıkları toplantıda, Filistin’in taksimi kararını önlemek için savaşa gitme kararı aldılar.

B.M. kararı üzerine İngiltere yaptığı bir açıklamada, 15 Mayıs 1948’den itibaren Filistin’deki bütün kuvvetlerini çekeceğini ilan etti ve Nisan 1948’den itibaren kuvvetlerini çekmeye başladı. Bu çekme işinin tamamlanmasından bir gün önce de, David Ben Gurion başkanlığında 14 Mayıs 1948 günü Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. İsrail Devleti kurulur kurulmaz, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları 15 Mayıs’tan itibaren İsrail’in üzerine yürümeye başladılar. Birinci Arap-İsrail savaşı başlamıştı. İşin ilginç tarafı, Amerika yeni İsrail devletini 14 Mayıs günü tanıdığı halde, Sovyet Rusya, Arap İsrail savaşının çıkmasından iki gün sonra tanıdı. Yani Sovyetler açıkça Araplara karşı cephe almıştı.

1948-49 Arap-İsrail Savaşı bir yıl kadar sürdü. İsrail‘ in ancak 75.000 kişilik muntazam bir ordusu olmasına ve beş Arap devletinin saldırısına uğramasına rağmen, Araplar her yerde ağır yenilgiye uğradılar. İçlerinde en iyi savaşanı Ürdün ordusu oldu. Savaş çıktığı andan itibaren Birleşmiş Milletler de bir ateşkes sağlamak için taraflar arasında aracılık çabalarına girişti. Bu çabalara, Arapların beceriksizliği ve yenilgileri de eklenince Arap ülkeleri için İsrail ile ateşkes imzalamaktan başka çare kalmadı. İsrail-Mısır ateşkes anlaşması 24 Şubat 1949 da Rodos’ta, İsrail- Lübnan ateşkes anlaşması 23 Mart 1949 da Ras-en Nakura’da, İsrail-Ürdün ateşkesi 3 Nisan 1949 da Rodos’ta ve İsrail-Suriye ateşkesi de 20 Temmuz 1949 da Manahayim’de imzalandı. Irak’ın İsrail ile sınırı olmadığı için herhangi bir ateşkes anlaşması imzalaması da söz konuşulmadı.

İsrail Araplarla yaptığı muharebelerde çok başarılı olduğu için, ateşkes anlaşmalarının çizdiği fiili sınırlar içindeki İsrail toprakları, Birleşmiş Milletler’in taksim kararında kendisine verilenden çok genişti. İsrail Filistin topraklarının hemen hemen dörtte üçünü ele geçirdi. Keza, taksim kararına göre, Kudüs şehri milletlerarası statüye sahip olacağı halde, savaşın sonunda yarısı İsrail’in eline geçti, yarısı da Ürdün’de kaldı. 1967 savaşında İsrail Kudüs’ün diğer yarısını da ele geçirecektir.

1948-1949 Arap-İsrail Savaşı’nın Sonuçları:

Savaş Filistin’de yaşayan bir milyon kadar Arap’ı yerinden yurdundan etmiş ve bir “Mülteciler Meselesi” ortaya çıkmıştır. Arap ülkeleri içinde en kuvvetli orduya sahip olduğu sanılan Mısır’ın, savaşta en ağır yenilgiye uğrayanlardan olması, Mısır’da monarşinin, yani Kral Faruk rejiminin devrilmesine ortam hazırlamıştır. Küçük bir İsrail ordusu karşısında beş Arap devletinin askeri gücünün yenik duruma düşmesi, Arap dünyasında “milliyetçilik” duygusunu güçlendirmiş ve bir Arap Milliyetçiliği hareketi ivme kazanmıştır.

Mısır’da Arap İsrail Savaşları’ndan sonra krallık rejiminin zayıflaması Kral Faruk rejiminin devrilmesine ve yerine Cemal Abdün Nasır’ın iktidara gelmesine yol açmıştır. Nasır İktidara geldikten sonra Arap Milliyetçiliğinin liderliğini üstlenmeye çalışmıştır. Savaşın sonunda barış antlaşması yapılmaması ilerde Arap – İsrail Savaşlarının tekrar çıkmasına ortam hazırlamıştır. Amerika, İngiltere ve Fransa, 25 Mayıs 1950’de bir deklarasyon yayınlayarak, Arap ülkelerine ve İsrail’e, ancak bunların iç güvenliklerinin gerektireceği kadar silah satacaklarını ve bunu da, bu silahların başka bir devlete karşı kullanılmaması şartı ile yapacaklarını bildirdiler. Kısacası, Batılılar Orta Doğu’ya bir silah ambargosu tatbik etmişlerdir.

Soğuk Savaş’ın Uzakdoğu’ya Etkisi

Avrupa’da NATO’nun ve dolayısıyla Doğu ve Batı blokları arasında dengenin kurulması üzerine, bu iki blok arasındaki çatışmalar ve soğuk savaş gelişmeleri, Avrupa’dan Uzak Doğuya kaymıştır.

Bu bölgede oldukça etkin konumda olan SSCB ve Çin’i rahatsız eden iki konu vardı. Bunlardan biri, Amerika’nın Güney Kore’de bulunması diğeri de Fransa’nın da hala güneydoğu Asya’da, yani Hindiçini’de bulunması ve Amerika’nın da Fransa’yı desteklemesiydi. Bunun içindir ki, 1950-54 arasında Uzak Doğu çatışmalarının iki temel gelişmesi Kore Savaşı ile Hindiçini Savaşı olmuştur.

Kore Savaşı

1945 Mayıs’ında Amerika ile Sovyet Rusya arasında yapılan bir anlaşmaya göre, savaş bittikten sonra Kore, Birleşik Amerika, Sovyet Rusya, İngiltere ve Çin’in ortak vesayeti altına konacaktı. 1945 Temmuz ayındaki Potsdam Konferansında da Sovyet Rusya Uzak Doğu savaşına katılmaya karar verince, askeri harekât bakımından Kore toprakları 38’inci enlem çizgisi ile ikiye ayrıldı ve bu çizginin kuzeyi Sovyet, güneyi de Amerikan askeri harekât sahası olarak kabul edildi.

Fakat Sovyetler hemen Japonya’ya savaş ilan edip Uzak Doğu savaşına girmediler. Lakin ne zaman Amerika Hiroshima ve Nagasaki’ye atom bombalarını attı, o zaman Sovyetler hemen Japonya’ya savaş ilan edip, askerlerini Kuzey Kore’ye soktular ve 38’inci enlem çizgisine kadar ilerlediler. Böylece Kore, savaşın sonunda, kuzeyi Sovyet, güneyi Amerikan işgali altında olmak üzere fiilen ikiye bölünmüş oluyordu.

Amerikan-Sovyet müzakereleri, öte yandan Birleşmiş Milletler’in çabaları, iki Kore’nin birleşmesini sağlayamadı. Bunun üzerine Amerika, 10 Mayıs 1948’de Güney Kore’de seçimler düzenledi ve bunun neticesinde de Syngman Rhee’nin başkanlığında Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu. Sovyetler de Kuzey Kore’de 1948 Ağustos’unda kendilerine göre bir seçim düzenlediler ve onlar da kuzeyde, 9 Eylül 1948’de Kore Halk Cumhuriyeti’ni kurdular.

Kore Asya’nın stratejik bir bölgesiydi. Asya’ya ayak basmak için gayet avantajlı bir tramplen durumundaydı. Güney Kore’de ve Japonya’da Amerikan Kuvvetlerinin bulunduğu göz önüne alınınca, Amerika’nın stratejik bakımdan kuvvetli bir durumda olduğu açıktı. Sovyetler, komünistler Çin’de duruma hâkim oluncaya kadar bu duruma tahammül gösterdiler. Fakat Çin 1949 sonunda komünist rejimin idaresi altına girince, Sovyetlerin Asya’daki kuvvet pozisyonları iyice güçlenmiş oluyordu.

Bunun üzerine SSCB Amerika’yı Asya kıtasından atmak için Moskova’nın talimatı ile Kuzey Kore kuvvetleri 25 Haziran 1950 sabahından itibaren Güney Kore’ye karşı saldırıya geçti. Saldırının bütün sınır boyunca yapılması her şeyin önceden planlandığını gösteriyordu. Amerika Birleşmiş Milletleri derhal harekete geçti. Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Antlaşması hükümleri gereğince, Güney Kore’nin yardımına gönderilmek üzere, çeşitli milletlerin askerlerinden meydana gelen, fakat esas yükü Amerika’nın sırtlandığı bir Birleşmiş Milletler Kuvveti teşkil etti. Bu kuvvetin komutanlığına Amerikalı General McArthur getirildi. 1950 Haziran’ında başlayan Kore savaşı, 1953 Temmuzunda Panmunjom Mütarekesinin imzası ile neticelenmiştir.

Bu mütarekeyle Kuzey ve Güney Kore arasındaki sınır yine 38’inci enlemdi. Bu üç yıllık süre içinde taraflardan hiçbiri kesin bir üstünlük gösterip zafere gidememiştir. Çünkü, 1950 Ekimi’nden itibaren Komünist Çin, gönüllü adı altında gönderdiği silahlı kuvvetleri ile Kore Savaşına dahil olmuştur. Bununla beraber ne Sovyet Rusya ne Çin ne de Amerika, bu savaşı Kore’nin sınırlarının dışına taşırmamaya dikkat etmişlerdir. Zira yanlış bir hareket dünya savaşına yol açabilirdi. Türkiye Birleşmiş Milletler Kuvveti’ne bir tugaylık bir kuvvetle katıldı. Böylece Türkiye NATO’ya katılma yolunda önemli bir adım atmıştır.

SEATO

Vietnam Savaşı Amerika’yı, Kore Savaşından sonra almaya başladığı savunma tedbirlerini daha da kuvvetlendirmeye sevk etti. Bu savaş, güneydoğu Asya’nın karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi açıkça gösterdiği gibi, bölgenin stratejik ehemmiyetini de arttırmıştı. Bu bölge komünizmin kontrolü altına düştüğü takdirde, Sovyet Rusya ve Çin Singapore ve Malacca Boğazına da hâkim duruma geçerlerdi ki, bu da Pasifik Okyanusu’nun savunması açısından büyük mahzurlar ortaya çıkarırdı.

Amerika’nın bu bölgeyi korumak istikametinde attığı ilk adım, şimdi tam bağımsızlıklarını kazanmış bulunan Tayland, Laos, Kamboçya ve Güney Vietnam’a askeri ve ekonomik yardımlarını arttırmak oldu. İkinci adım, SEATO veya Manilla Paktı denen Güney- Doğu Asya Antlaşma Teşkilatı (South East Asia Treaty Organization)nın kurulmasıdır. Bu kollektif savunma sistemi, Eylül 1954 de, Amerika İngiltere ve Fransa ile Uzak Doğu ülkelerinden Yeni Zelanda, Avustralya, Filipinler, Tayland ile Pakistan’ın katılması ile kurulmuştur.

SEATO’nun imzası ile Amerika Sovyet Rusya ve müttefiki Çin etrafında, Avrupa’nın Atlantik kıyılarından Pasifiğe kadar uzanan bir ittifaklar çemberi meydana getirmiş oluyordu. Bu arada Amerika Komünizm’i benimseyen Çin’e karşı 2 Aralık 1955 de Milliyetçi Çin (Formosa) hükümeti ile de bir ittifak imzaladı. SEATO antlaşması gibi, bu ittifakın da süresi yoktu.

Sömürgeciliğin Sona Ermesi 

Asya Bölgesi 

Hindistan

Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri olan Gandi ilk olarak Güney Afrika’da Hint topluluğunun vatandaşlık hakları için barışçı başkaldırı uyguladı. Afrika’dan Hindistan’a döndükten sonra yoksul çiftçi ve emekçileri baskıcı vergilendirme politikasına ve yaygın ayrımcılığa karşı protesto etmeleri için örgütledi. Hindistan Ulusal Kongresi’nin liderliğini üstlenerek ülke çapında yoksulluğun azaltılması, kadınların serbestisi, farklı din ve etnik gruplar arasında kardeşlik, kast ve dokunulmazlık ayrımcılığına son, ülkenin ekonomik yeterliliğine kavuşması ve en önemlisi olan Swaraj yani Hindistan’ın yabancı hâkimiyetinden kurtulması konularında ülke çapında kampanyalar yürüttü.

Gandi Hindistan’da alınan Britanya tuz vergisine karşı 1930’da yaptığı 400 kilometrelik Gandi Tuz Yürüyüşü ile ülkesinin Britanya’ya karşı başkaldırmasına öncülük etti. 1942’de Britanyalılara açık çağrıda bulunarak Hindistan’ı terk etmelerini istedi. 1. Dünya Savaşı’nın oldukça yıpranmış çıkan İngiltere daha fazla karşı koyamadı ve 14 Ağustos 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.

Pakistan

15 Ağustos 1947 yılından önceki tarihi Hindistan ile aynıdır. “Pakistan” adı ilk olarak, İngiltere´de öğrenim gören Müslüman öğrenciler tarafından 1940 yılında ortaya kondu. Müslüman Ligi’nin Muhammed Ali Cinnah’ın başkanlığındaki 23 Mart 1940 tarihli oturumunda Hindistan’ın Müslümanlar ve Gayrimüslimler arasında bölünmesi kararı alınmıştır. 14 Ağustos 1947 yılında Muhammed Ali Cinnah, Pakistan Genel Valisi olmuş ve Pakistan bağımsızlığını kazanmıştır.

Vietnam

19. yüzyılda Çinhindi Birliği içinde bir Fransız sömürgesi haline gelen Vietnam’da Fransa’nın ülkeyi ekonomik yönden sömürmesi ve siyasi baskısı, Fransız yönetimine karşı kuvvetli bir milli direniş hareketine sebep oldu. 1930 ve 1945 yılları arasında Fransa’ya karşı hareketlerde komünistler 1941’de Vietnam Bağımsızlık Cemiyetini (Vietminh) kurdular.

İkinci Dünya Savaşında Vietnam’ı işgal eden Japonya 1945’te teslim olunca, Vietminh birlikleri Hanoi’de iktidarı ele geçirdiler. Liderleri Ho Chi Minh Vietnam’ın bağımsızlığını ilan etti. Fransa güneyde milli ihtilali bastırmayı başardı. Fakat kuzeyde sömürge rejimini yeniden kurmak istemesi, Çinhindi Savaşları’nın patlak vermesine sebep oldu. 1946’dan 1954’e kadar devam eden savaş, Fransa Dienbienphu Muharebesi’nde bozguna uğrayınca son buldu.

21 Temmuz 1954’te Cenevre Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma kararlarına göre geçici olarak ülke, kuzeyde komünist kontrolündeki Demokratik Vietnam Cumhuriyeti, güneyde Vietnam Cumhuriyeti olmak üzere iki ayrı devlete bölündü. Bölünme hattı 17. paraleldi.

Diğer Ülkeler

Malezya; İngiliz hâkimiyetindeki sömürge devleti durumuna İngiltere, Japonya, Avustralya, Yeni Zellanda ve Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği ile 16 Eylül 1963’te Malezya Federasyonu’nun kurulmasına son verdi. Bu federasyona Malezya, Singapur, Saravak, Sabah ve Brunei Sultanlıkları katılmış, 1965’te Singapur federasyondan ayrılmıştır. Uzun yıllar İngiliz sömürgeciliği altında kalan Seylan Adası, 1948 yılında İngiliz Milletler Topluluğuna dâhil, bağımsız bir üye devlet olmuştur.

Endonezya’da; Ahmed Sukarno 1927’de kurulan Milliyetçi Partinin başkanı olmasıyla beraber Hollanda’ya karşı yapılan bağımsızlık mücadelesi güçlendi. 17 Ağustos 1945’te Japonların teslim olmalarıyla Endonezya’da Ahmed Sukarno başkanlığında bir hükümet kurularak bağımsızlıklarını ilan ettiler. İlk önce bağımsızlığı tanımayan Hollanda, daha sonra Endonezya’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. 1882’de İngiliz İstilasına uğrayan Birmanya ( Myanmar) II. Dünya Savaşı’nın sonunda Japon işgali bitince İngilizlere karşı bir bağımsızlık savaşı başlatarak, 4 Ocak 1948’de bağımsızlığını ilan etti.

Afrika Bölgesi 

1. Dünya Savaşı’ndan Afrika’da en çok sömürgeye sahip İngiltere ve Fransa’nın oldukça yıpranmış bir şekilde çıkması, İngiltere ve Fransa dışında Afrika’da sömürgeleri olan Almanya, Belçika, Portekiz ve Hollanda’nın savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalması buna karşı Afrika’da devletlerin ekonomik yönden güçlenmeye başlamaları ve milliyetçiliğin güçlenmesi kıtadaki sömürgeciliğin zayıflamasında etkili olmuştur. Bu yönde atılan ilk adım 1957 yılında İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanan Gana olmuştur.Gana’nın bağımsızlığını Nijerya ve Sierra Lione (1960) ve Gambiya ( 1965)’nın bağımsızlıkları izlemiştir.

Kenya’da 1952’de “ Mau Mau” gizli örgütünün başlattığı İngiltere’ye karşı isyan hareketi 1963’te bağımsızlığın kazanılmasıyla sonuçlanmıştır. Tanganika ve Uganda’da bu dönemde İngiltere’ye karşı bağımsızlığını kazanmıştır. Fransa’ya karşı Afrika’da başlayan en önemli bağımsızlık hareketi Cezayir’de olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nda (1942) Cezayir’i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezayirliler gösterdikleri fedakârlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sahip olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı.

1948’de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu ilan etti. Dış dünyaya karşı yapılan bu ilana rağmen burayı bir sömürge olarak idare etmeye çalışmışlar ve asla Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır. Milli Kurtuluş Cephesi ve Cezayir Ulusal Hareketi’nin Fransa’ya karşı mücadelede teşkilatlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silahlı mücadele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus’un da desteğini sağladı. Mücadele 1962’de Evian Antlaşması’nın imzalanması ve Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığın kazanılmasıyla neticelendi. Fransa 1956 yılında Cezayir’i elde tutmak istediği için Fas ve Tunus’un bağımsızlığını tanımıştır. 1911 yılında İtalya’nın hâkimiyetine giren Libya (Trablusgarb) müttefik devletlerin yardımı ile 1951 yılında yabancıların idaresi son bularak Libya Krallığı kuruldu. 1953 yılında Arap Birliğine ve 1955 yılında da BM’ye üye oldu.

Afrika Birliği Teşkilatı

25 Mayıs 1963 tarihinde kuruldu, 9 Temmuz 2002’de dağıldı. Afrika Birliği (AfB) – African Unity – AU, bu kurumun yerini aldı. Temel amacı Afrika ülkeleri arasında dayanışma ve işbirliğini artırmaktır. Merkezi Etiyopya’nın Addis Ababa şehri idi. Örgüt Şartı’nı 32 devlet imzalamıştır.

[irp posts=”30421″ name=”1945-1990 Soğuk Savaş Dönemi”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Yararlanılan Kaynaklar

Sander, Oral, Siyasi Tarih (1918-1994), İmge Kitapevi, Ankara, 2009

Uçarol, Rıfat, Siyasi Tarih (1789-2014), Der Yayınları, İstanbul, 2013

Gaddis, J.Lewis, Soğuk Savaş, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2008

Gönlübol, Mehmet, Uluslararası Politika, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2000

Armaoğlu, Fahir, 20. yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1995), Timaş Yayınları, İstanbul, 2014

Sertel, Sabiha, 2.Dünya Savaşı Tarihi, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 2009

Bağrıaçık, Kerim, 2. Dünya Savaşı Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2000

Sönmezoğlu, Faruk,  Uluslararası İlişkiler Sözlüğü, Der yayınları, İstanbul, 2000

Oran, Baskın, Türk Dış Politikası Cilt 1 (1919-1980), İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2001

Sönmezoğlu, Faruk, Türk Dış Politikası (2.Dünya Savaşı’ndan Günümüze), Der Yayınları, İstanbul, 2006

Stone, Oliver, Amerika’nın Gizli Tarihi Belgeseli, (http://www.dailymotion.com/video/xyzpkd_abd-nin-gizli-tarihi-bolum-1_shortfilms)

[/vc_toggle]

 

Avrasya’nın Kalbinde Entegrasyon Süreci ve Bu Bağlamda Türk Konseyi

1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasının ardından ortaya çıkan Orta Asya devletleri için entegrasyon süreci zorlu geçmiştir. Bu süreci farklı uluslararası birlikleri örnek alarak aşmaya çalışan Orta Asya devletleri bu yapıları kendi kültür ve siyasi yapılarına uyarlayarak farklı bir entegrasyon süreci yaşamışlardır. Özellikle bağımsızlıklarının ilk yıllarında Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’na katılarak entegrasyon sürecini hızlandırmışlardır.

Orta Asya devletlerinin entegrasyon süreci büyük güçlerin de etkisi altında gerçekleşmiştir. Orta Asya bölgesinin jeopolitik ve jeoekonomik açıdan önemi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin ilgisini çekmiş ve bu devletlerin yeni oyun sahasına dönüşmüştür. Orta Asya bölgesinin, İran, Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerle sınırı olması, işgücünün ucuz ve doğal ve enerji kaynaklarının bol olması gibi sebepler de büyük güçlerin odak noktasını bu yöne çekmiştir.

Bağımsız Devletler Topluluğu

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Keneşi-Türk Konseyi) ile de Türk dili ortak çatısı altında birleşen üye ülkelerin yanı sıra Türk dünyasının ve bölge ülkelerinin ekonomiden politikaya, turizmden eğitim ve spora kadar pek çok alanda iş birliğini ve etkinliğini artırmaya yönelik çalışmaların yapılacağı bir çatı altında buluşması Orta Asya devletlerinin hep kültürel hem tarihsel hem de siyasi anlamda bağlarını kuvvetlendirmesine ve entegrasyon sürecinin hızlanmasına sebep olmuştur.

Bu çalışmada öncelikle Orta Asya devletlerinin entegrasyon süreçlerine dair bir değerlendirmenin yapılmasının ardından Türk Konseyi’nin bu sürece etkisi tartışılmaya çalışılacaktır.

Orta Asya Devletlerinin Entegrasyon Süreci 

Orta Asya, Avrasya bölgesinin kalbi olarak sadece jeostratejik konumu ile değil, jeopolitik ve jeoekonomik konumuyla da tüm dünya devletlerinin ilgi odağında olan bir bölgedir. 1991 yılında SSCB’den ayrılan devletler bağımsızlıklarının ardından ekonomik, siyasi ve kültürel bir entegrasyon süreci içerisine girmişlerdir.

SSCB ‘nin dağılması ile başlayan süreç, iki kutuplu dönemi ortadan kaldırmakla kalmamış, yeni risk ve tehditleri de beraberinde getirmiştir. SSCB’nin yıkılması, her şeyden önce Orta Asya ve Kafkasya bölgelerindeki dondurulmuş olan mikro milliyetçiliği ve ulusal akımları tetiklemiştir. Sovyetlerin yıkılmasından sonra oluşan boşluğu kimin dolduracağı, ilişkilerin geleceğini belirleyecek en temel sorun olarak karşımıza çıkmıştır.[1] Ortaya çıkan bu boşluğu doldurmak amacıyla Orta Asya devletleri uluslararası arenada söz hakkına sahip olmak ve değişen konjonktürde yer almak amacıyla uluslararası örgütlere dahil olmak istemişlerdir. Orta Asya ülkelerinin otomatik olarak üyeleri haline geldikleri BDT ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’ını inceledikten sonra bizzat Orta Asya odağında olan bir örgütün daha doğru olacağına kanaat getirmişlerdir.[2]

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üye ülkeleri

Orta Asya devletlerinin entegrasyon sürecini üç aşamada değerlendirmek mümkündür:

  1. Birinci aşama, Temmuz 1990’dan Mayıs 1993’e kadar olan dönemi kapsamaktadır. 1990 yılının Haziran ayında 5 Orta Asya lideri Almatı’da ilk toplantılarını yaparak, siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda birlikte hareket etme kararını almıştır. Sık sık yapılmaya başlanan toplantılar Ocak 1993’te yeni “Merkez Asya” siyasi terimini ortaya atmış ve beraberinde somut gelişmeler kaydedilmiştir. 5 Orta Asya ülkesi arasında Avrupa Topluluğu modeli çerçevesinde ortak pazarın oluşturulması fikri tartışmaya açılmış ve bölgesel ekonomik işbirliği, uyuşturucu ve çevre sorunlarının çözümünde ortak hareket etme konularında karara varmışlardır.[3]
  2. İkinci aşama, Temmuz 1993’ten itibaren başlatılabilmektedir. 10 Ocak 1994 tarihinde Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in Özbekistan’a ziyareti sırasında Ortak Ekonomik Alanının oluşturulması Anlaşması imzalanmıştır. 1 Şubat’ta Kırgızistan’ın da katıldığı bu anlaşma, üç Orta Asya ülkesi arasında serbest ticaret yapılması için bütçe, kredi, vergi ve gümrük politikaların koordinasyonu sağlanmıştır. 8 Temmuz 1994’te Almatı toplantısında Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan liderleri bir siyasi organ olan Devletlerarası Kurul’u oluşturma kararı alınmıştır. 5 Ağustos 1994 Bişkek zirvesinde ise, Orta Asya İşbirliği ve Kalkınma Bankası kurulmuş ve böylece üç Orta Asya devletinin ekonomik entegrasyonu siyasi anlam kazanmıştır. [4]
  3. Üçüncü aşama, 15 Aralık 1995 yılında Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın çok önemli kararlar aldığı Jambul’da bir araya gelmesi ile başlamıştır.
Kazakistan – Özbekistan görüşmesi

Orta Asya devletleri için devlet merkezli entegrasyon süreci 1999 yılında sona ermiştir. Bu yıla kadar olan süreçte her devletin işbirliğine yanaşmaması ve oluşturulan örgütlerin zaman içinde işlevselliğini yitirmesi entegrasyon sürecinin sağlıklı işlemesine engel olmuştur. Ayrıca bu dönem içerisinde Orta Asya devletlerinin kendi arasında yaşadığı etnik- sınır sorunları, komşu devletlerinde yaşanan terörizm faaliyetleri, uyuşturucu ile mücadele ve su sorunları entegrasyonun sekteye uğramasına yol açan diğer sebepler olmuştur.[5]

Günümüzde bağımsızlıklarının 30. yılında Orta Asya devletleri aslında halinde sürekli değişim gösteren ve bir birlik olma yolunda entegrasyon süreci yaşamaktadırlar. Özellikle dış devletlerin etkisi, Rusya ve Çin’e komşu olmaları ve ABD’nin bölge üzerinde hakimiyet kurma çabası Orta Asya devletlerinin bu dış etkenlere karşı bir birlik olmalarının zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Türk Konseyi Bağlamında Orta Asya’da Bütünleşme

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’nin kurucu ve mevcut üyeleri olduğu Türk Konseyi, 1992 yılında Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları zirvesi adı altında Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ev sahipliğinde, Azerbaycan Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgız Cumhuriyeti Devlet Başkanı Askar Akayev, Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ve Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov’un katılımlarıyla Ankara’da ilk buluşma gerçekleşmesi ile  başlayan ve 17 yıl süren bir örgüt öncesi dönemin sonucunda ortaya çıkmıştır. On kez gerçekleştirilen Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları Zirveleri bu dönemin temel taşlarını oluşturan Zirve Bildirileriyle sonuçlanmış, 3 Ekim 2009’da imzalanan ve 17 Kasım 2010’da yürürlüğe giren Nahçıvan Anlaşması’yla Türk Konseyi kurulmuş, Türk Konseyi Sekretaryasının 2010’da oluşturulmasıyla Zirveler süreci sona ermiştir. 2011 yılı başlangıç olmak üzere, artık her yıl toplanan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Zirveleri, Türk Konseyi (Türk Keneşi) Zirveleri olarak adlandırılmaya başlanmıştır. 2011 yılından itibaren ayrı başlıkta ele alınan zirveler, kurumsallaşmanın işbirliği sürecinden ayrılması amacını sergilemektedir. Türk Konseyi, bir uluslararası örgüt olarak yapılanmıştır ve dolayısıyla uluslararası hukuk kişisi olarak varlığını sürdürmektedir.[6]

Türk Konseyi 7. Zirvesi

Ekonomik, siyasi ve kültürel işbirliğine dayanan Türk Konseyi, Orta Asya devletlerinin entegrasyon sürecinde kilit noktayı oluşturmaktadır. Çünkü 1991’den Orta Asya devlet kültürünü merkez alan bir birlik kurma motivasyonuna sahip olan Orta Asya devletleri için ‘Türk’ kimliğini ve dilini merkez alan Türk Konseyi, siyasi bir örgüt kurma yolunda büyük önem taşımaktadır. Hala bir dönüşüm içerisinde olan Türk Konseyi, gelecek yıllarda yapılacak işbirlikleri ile güçlenerek Türk devletleri için bir ulus-üstü yapı olabilme yolunda ilerlemektedir.

Sonuç 

SSCB’nin 1991 yılında dağılmasıyla bir entegrasyon sürecine girmiş olan Orta Asya devletleri, yıllar içerisinde çeşitli girişimlerde bulunmuş fakat gerek dış devletlerin etkisi gerekse bölge devletleri içinde yaşanan sorunlar sebebiyle işlevsel bir yapı oluşturamamıştır. Etnik-sınır sorunları, bölge içinde ve komşu ülkelerde yaşanan terör faaliyetleri, demokratik yapının tam anlamıyla oturmuş olmaması Orta Asya devletlerinin ortak hareket etmesine engel olmuştur.

Soğuk Savaş sonrası değişen uluslararası konjonktür Orta Asya devletlerini uluslararası arenada söz sahibi olmak adına uluslararası işbirlikleri kurmaya ve uluslararası örgütlere katılmaya itse de ‘Orta Asya kültürünü’ yansıtan bir birlik olmaması onları bu istekten uzaklaştırmıştır.

İlk adımı 1992 yılında atılan Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları zirvesi hem Orta Asya devletleri hem de Türk devletleri açısından yıllarca aranan Türk birliği hayalini gerçekleştirmek için önemli bir adım olmuştur. Şu anda Türk Konseyi gelişim ve değişim göstermektedir. Gelecek yıllarda yapılacak yeni işbirlikleri ile Türk Konseyi’nin daha da güçlenmesi ve Konseyin faaliyetlerinin yaygınlaşması ile ekonomik, siyasi ve kültürel işbirliğinin daha da güçlenerek artması beklenmektedir.

[irp posts=”29509″ name=”Türk’ün Ortak Çatısı: Türk Konseyi / Türk Keneşi”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Kaynaklar 

“21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü”, Bağımsızlıklarının 30. Yılına Doğru Orta Asya Cumhuriyetlerinin Temel İşbirliği, 11 Mart 2020, https://www.21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-asya-arastirmalari-merkezi/bagimsizliklarinin-30-yilina-dogru-orta-asya-cumhuriyetlerinin-temel-isbirligi, (Erişim Tarihi:13.10.2021).

“Anadolu Ajansı”. Türk Dünyasının Stratejik Çatı Kuruluşu: Türk Keneşi. 30 Temmuz 2017. https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turk-dunyasinin-stratejik-cati-kurulusu-turk-kenesi/1544776, (Erişim Tarihi: 13.06.2021).

“ANKASAM”. Türk Keneşi Güçleniyor. 13 Eylül 2019. https://www.ankasam.org/turk-kenesi-gucleniyor/, (Erişim Tarihi: 13.06.2021).

“Avrasya İncelemeleri Merkezi”. Avrasya’nın Merkezinde Türk İşbirliği: Türk Keneşi. 1 Şubat 2021. https://avim.org.tr/tr/Analiz/AVRASYA-NIN-MERKEZINDE-TURK-ISBIRLIGI-TURK-KENESI, (Erişim Tarihi: 13.06.2021).

“TASAM”. Türk Cumhuriyetleri Arasında Entegrasyon Sürecine İlişkin Bazı Hususlar. 4 Aralık 2013. https://tasam.org/tr-TR/Icerik/25718/turk_cumhuriyetleri_arasinda_entegrasyon_surecine_iliskin_bazi_hususlar, (Erişim Tarihi:13.06.2021).

“Türk Keneşi”, Zirveler, T.y., https://www.turkkon.org/tr/zirveler, (Erişim Tarihi:13.10.2021).

Abdykadyrova, Ediliia. “Orta Asya Entegrasyon Süreçlerine “Büyük Güçlerin” Etkisi”, International Conference on Eurasian Economies Dergisi, 2016.

Erol, Mehmet Seyfettin ve Kadir Ertaç Çelik. “Türk Dünyası’nda İşbirliği Denemesi: Türk Keneşi ve Kazakistan”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 17 (2), 2017.

Erol, Mehmet Seyfettin ve Mehmet Şahin. “Bağımsızlıklarının 20. Yılında Orta Asya ve Kafkasya’daki Türk Cumhuriyetlerinin Entegrasyon Süreci (1991-2011), Karadeniz Araştırmaları Dergisi, 37, 2013.

Tursunaliyev, Bahadır. “Orta Asya’da Entegrasyon Hareketleri ve Kırgızistan”, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, 2010.

Dipnotlar 

[1] Bahadır Tursunaliyev, “Orta Asya’da Entegrasyon Hareketleri ve Kırgızistan”, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, 2010, s.25.

[2]Ediliia Abdykadyrova, “Orta Asya Entegrasyon Süreçlerine “Büyük Güçlerin” Etkisi”, International Conference on Eurasian Economies Dergisi, 2016, s.67.

[3] Bahadır Tursunaliyev, 2010, s.23.

[4] “Türk Keneşi, Zirveler, T.y., https://www.turkkon.org/tr/zirveler, (Erişim Tarihi:13.10.2021).

[5] “21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü”, Bağımsızlıklarının 30. Yılına Doğru Orta Asya Cumhuriyetlerinin Temel İşbirliği, 11 Mart 2020, https://www.21yyte.org/tr/merkezler/bolgesel-arastirma-merkezleri/orta-asya-arastirmalari-merkezi/bagimsizliklarinin-30-yilina-dogru-orta-asya-cumhuriyetlerinin-temel-isbirligi, (Erişim Tarihi:13.10.2021).

[6] Mehmet Seyfettin Erol ve Kadir Ertaç Çelik, “Türk Dünyası’nda İşbirliği Denemesi: Türk Keneşi ve Kazakistan”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 17 (2), 2017, s.21.

[/vc_toggle]

Çin’de Ulus Kimliğinin Bilinmeyen Öyküsü

50 yılı aşkın bir süredir kültürel devrimin kaosu ve zulme henüz Çin halkının hafızalarından silinmemiştir. 1960’ların uzun süren korku atmosferi, 1966 ve 1976 yılları arasındaki on yıllar boyunca proletaryanın bir kalkışması olarak Mao zihniyeti tarafından sunulmuştur. Sosyalizm ve kapitalizm arasındaki bu ideolojik mücadele ve Çin’i kültürel değişim konusunda bir araya getirme arzusu Mao tarafından komünist parti içerisinde kendi gücünü artırmaya dönüşmüştü. Mao’nun bu çağrısı, Çin’de benzeri görülmemiş şiddet, yıkım ve can kaybıyla sonuçlandı ve Kültür Devrimi’ni, Çin tarihinin en korkunç olaylarından biri haline getirdi.

Fakat Mao’ya göre Kültür Devrimi, Çin halkının zihinlerini “yeniden şekillendirme” ve bir “burjuvazi diktatörlüğü” yaratmayı planlayan karşı-devrimci “revizyonistler” olarak da bilinen otoritedeki insanları ezme girişimiydi[i]. Aynı zamanda Mao ulusun gençliğini Çin toplumunun “saf olmayan” unsurlarını temizlemeye ve mevcut Komünist liderlerin partiye ve Çin’e yanlış yönde önderlik ettiğine inanarak 20 yıl önce iç savaşta ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunda zafere yol açan devrimci ruhu geri getirmeye çağırdı[ii]. Bunun için Mao ve yandaşları günümüzde genellikle Maoizm olarak bilinen ve ideolojilerini Sovyet tarzı Marksizmden ayırarak Batılı olmayan, sömürgecilik karşıtı bir gündemi öne ve merkeze yerleştirdi. Böylece, bu amaçlar için seferber edilen ilk insan gruplarından biri, daha sonra Kızıl Muhafız/Kızıl Ordu’nun temelini oluşturan öğrencilerdi. Korkusuz ve acımasız Çinli öğrenciler, Mao’nun “dört yaşlı” – eski fikirler, eski gelenekler, eski alışkanlıklar ve eski kültür – üzerinde kaos yaratmaya yönelik militan çağrısına bir yanıt olarak ülke çapında kargaşaya neden oldu. Bu, okullar ve üniversiteler gibi kurumların kapatılmasına ve kiliselerin, türbelerin, kütüphanelerin, dükkanların ve özel evlerin aranmasına ve yıkılmasına neden oldu[iii].

Mao ile Kızıl Ordu’nun Uzun Yürüyüşü ve Büyük Atılım

Anarşi ve terör Çin’in her yerine hızla yayılırken, öğretmenlerini katleden öğrencilerin ve yetkililerin aşağılanması, işkence görmesi ve öldürülmesiyle ilgili korku hikayeleri ortalıkta dolaşmaya başladı. Sonunda öğrenci gruplarına işçiler, köylüler, askerler ve hepsi Mao Zedong’un düşünceleriyle donanmış çok sayıda devrimci kadro ve aydın katıldı. Amaç kitleler arasında tamamen proletaryaya ait yeni bir ideoloji, kültür, gelenek ve alışkanlıklar teşvik etmekti[iv].

Bütün bunların ortasında Mao’nun Küçük Kırmızı Kitap’ı kitlelere, özellikle de Halkın Kurtuluş Ordusu’na tasfiye ve yıkım yolunda rehberlik eden ideolojik el kitabı olarak ortaya çıktı: “Her komünist gerçeği kavramalı: Siyasi güç bir silahın namlusundan çıkar.” Bu söz, Mao’nun siyasi kariyerinin ve mirasının büyük bir bölümünü oluşturan, Mao’nun liberalizm ve kapitalist üretim tarzı hakkında sahip olduğu korku ve endişelerin mükemmel bir özetiydi. Kültür Devrimi’nin zirvesinde, Küçük Kırmızı Kitap’ın kopyaları neredeyse bir milyar insan için basılıyor ve bu da onu İncil’den sonra dünyanın en çok basılan ikinci kitabı haline getiriyordu[v]. Sonunda kitap bir kült parçası, dini bir ikon ve çığır açan bir eser haline geldi (McDonnell, 2014).

Bu gelişmelere ek olarak Kültür Devrimi dönemine, Çin halkının düşünce ve yaşam tarzında bir değişiklik getirmeyi amaçlayan çok sayıda kampanya damgasını vurdu. Sokaklar, şu anda ne tür davranışların, kıyafetlerin ve saç stilinin kabul edilebilir olduğunu gösteren illüstrasyonlar ve açık resimlerden oluşan propaganda posterleriyle doluydu[vi]. Sokaklar kırmızı bayraklar, pankartlar ve kırmızı kolluk takan insanlarla doldukça, bu propaganda afişleri Çin halkı için tek bilgi kaynağı haline geldi ve onları Mao’nun yarattığı balonun dışında neler olup bittiğine kayıtsız hale getirdi. Mao, Batı’yı ve onun burjuva yaşam biçimlerini şeytanlaştırma yollarının bir parçası olarak, Çin’deki eğitim sistemi için şiddetle reformlar yaptı.

Küçük Kırmızı Kitap

Eğitimin tıka basa değil, aydınlanmayla ilgili olması gerektiğine ve doğrudan üretken emekle bağlantılı olması gerektiğine inanıyordu. Böylece eğitim sistemini, erkekleri burjuva kapitalistlerinden sosyalist ve komünistlere dönüştürecek şekilde reforme etmeyi amaçladı[vii]. Bu, köylü sınıfının yeni Çin’in en eski siyasi sembollerinden biri olarak kurulmasına yol açtı. Bunun sonucunda Batılı kitap, sanat ve müzik koleksiyonları yok edildi ve yoksul ve orta sınıf köylüler tarafından “yeniden eğitilmek” amacıyla genç çeteler kırsala gönderildi[viii]. 1960’ların sonlarında Başkan Mao’nun rozetleri Kültür Devrimi’ni simgeleyen ikonik nesneler haline geldi.

Rozetler genellikle bakır alaşımından yapılırdı ve alıntılarından birinin yanında Mao’nun bir portresini içeriyordu. Kısa süre sonra, hem kentsel hem de kırsal alanlarda çeşitli Mao rozetleri dağıtılmaya başlandı ve Çin halkı tarafından Mao’ya sadakatin bir ifadesi olarak giyildi[ix]. Ayrıca bu “Mao rozeti fenomeni”, 1960’larda ortaya çıkan, günlük hayatı sembolik imgeler ve yazılarla doyuran tüm kişilik kültüne büyük ölçüde katkıda bulundu. Bugüne kadar, bu ideolojik savaşın kalıntıları olarak Mao rozetleri, ideolojik bir motive edici olarak imajın Çin halkı üzerindeki etkisini yansıtmaktadır.

Devrimin retoriği – Mao’nun öğretileri – aynı zamanda devrimci resimler, şarkılar ve danslar şeklinde sunuldu. Bu, Mao’nun düşüncelerinin ve öğretilerinin Çin halkının günlük yaşamına ne kadar derinden yerleştiğini gösteriyor. Sonuç olarak müzik, Kültür Devrimi retoriğinin ardındaki duyguları doğru bir şekilde temsil eden sanat formu haline geldi[x]. En dikkate değer örneklerden biri, ‘Doğu Kırmızıdır’ olarak bilinen Çin vatansever şarkısıdır. Bu şarkı, yalnızca Çin halkının yüksek duygusal çekiciliğine dokunmak amacıyla yazılmış, bestelenmiş ve icra edilmiştir. Şarkının nakarat kısmının Türçesi: “Başkan Mao insanları seviyor. O, yeni bir Çin inşa etme rehberimizdir.”[xi] Şarkıların çoğunda, Çin halkının geleceğine dair beklenti, lirik bir tarzda, ironik bir şekilde Batı müziğinin tonal bir temeli ile güzelleştirildi ve yüceltildi. Birkaç devrimci şarkı da Çinli azınlıklar tarafından yazılmıştır; örneğin, popüler şarkı “The Great Beijing”, Sincan azınlık danslarına özgü ritimler ve melodilerle dolu bir Sincan bestecisi tarafından yazılmıştır[xii]. Şu anda, orijinal olarak bestelenip söylenmelerinden bu yana 50 yıldan fazla bir süre sonra, bu şarkılar arşiv kaynakları olarak hareket ederek, çağdaş dünyanın Kültür Devrimi anlayışını ve incelemesini geliştirmektedir (Lau, 2008, s. 98-107).

1970’lerin ortalarına gelindiğinde, Çin’de hayat bir dereceye kadar normalleşmeye başlasa da, önceki on yılın şok dalgaları hala Partinin ve hükümetin en üst seviyelerinde hissedilmekteydi. Bu seferberliğin yol açtığı tüm siyasi ve sosyal istikrarsızlıkların yanı sıra Çin ekonomisi de büyük darbe almıştı (Kobayashi, 1971). İnsanlar 24 saat çalıştığı için haneler tükendi ve tarımsal olarak üretilenlerin çoğu ihraç edildi; ekonomik büyüme katlanarak yavaşladı ve hükümet mal ve hizmet sunmak için mücadele etti. İlk 5 yıllık planın (1953-57) ve Büyük İleri Atılımın başarısızlığı, 1950’lerin ikinci yarısında Büyük Çin Kıtlığının başlamasıyla yığıldı ve bu da yaklaşık 30 milyon Çinli’nin ölümüne yol açtı.

1960’larda Sovyetler Birliği ile ticari ilişkilerin kesilmesiyle Çin, Batı’ya açılmaya başladı, üretilen pirinç ve soya fasulyesinin çoğunu ihraç etti ve bu süreçte Çinlileri aç bıraktı. Bu mal kıtlığı nedeniyle, insanlar geleneksel rüşvet ve diğer ikna yöntemlerine geri dönmek zorunda kaldılar ve bu da parti içindeki yolsuzluk oranını artırdı. Sonunda, 1970’lerin ilk yarısında, Başbakan Zhou Enlai tarafından Çin’i bir tür istikrara yönlendirmek için girişimlerde bulunuldu.

Deng Xiaoping

Bunun bir parçası olarak Çin, ekonomisini dış dünyaya açmaya, ticari bağlantılarını artırmaya, siyasi ve kültürel ilişkilerini geliştirmeye başladı. Mao bu hareketlerin çoğundan bıkmış ve şüpheci olsa da, 1972’de ölümcül bir malignite teşhisi konduktan sonra yapabileceği çok az şey vardı[xiii]. 1980’lere gelindiğinde, Deng Xiaoping Çin’in hükümdarı olarak ortaya çıkmış, Kültür Devrimi sırasında Mao tarafından hapsedilen radikalleri serbest bırakmış ve onlara siyasi görevlerini geri vermişti. Deng, özel ekonomik bölgeler yarattı ve komün tarım sisteminden kurtararak Çin limanlarını yabancı yatırımcılara açtı. Birçok bilim adamı, kırsal Çin’deki bu reformların Çin’in piyasa ekonomisine genel geçişinde çok önemli bir rol oynadığına inanmaktaydı[xiv].

Sonuç Yerine

50 yıldan fazla bir süre sonra bile, 1966 ve 1976 arasındaki on yılın olayları, Çin’deki halk veya Komünist parti tarafından nadiren gündeme getirilmektedir. Kültür Devrimi sırasında 1,5 milyon insan öldürüldü ve milyonlarcası hapsedildi, mallarına el konuldu, işkence gördü veya bir şekilde aşağılanmıştır[xv]. Ölümü ve yıkımı yaşayanların çoğu için, o on yılın dehşetlerini hatırlamak ve bunlarla yüzleşmek hala zor ve bu nedenle, genellikle sağır edici bir sessizlik var. O zamandan kalma eserler artık Mao’nun kitleleri harekete geçirmek için kullandığı ideolojilerin ve kavramların fiziksel tezahürleri haline geldi ve böylece bize devrim hakkında bilgi edinmemiz için mükemmel bir arşiv malzemesi sağlamaktadır. Sonunda, halkın inandığı gibi, Kültür Devrimi şiddet ve kaostan başka bir şeye neden olmadı. Resmi Çin görüşüne göre, liderliği 1957 yazına kadar her şeyi doğru yapmış olsa da, Mao’nun son yıllarının hataları, yüzyılın ilk yarısındaki gerçek ekonomik başarılarını gölgede bıraktı.

[irp posts=”24833″ name=”‘Ekonomik Güç’ Çin Afrika’da Ne Yapıyor?”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Dipnotlar 

[i] Phillips, Tom. “The Cultural Revolution: all you need to know about China’s political convulsion.” The Guardian. Mayıs 11, 2016. https://www.theguardian.com/world/2016/may/11/the-cultural-revolution-50-years-on-all-you-need-toknow-about-chinas-political-convulsion

[ii] History Editors. “Cultural Revolution.” History, Kasım 9, 2009. https://www.history.com/topics/china/culturalrevolution

[iii] Phillips, “The Cultural Revolution: all you need to know about China’s political convulsion,” Mayıs 11, 2016.

[iv] “Sweep Away All Monsters.” Peking Review. June 3, 1966, pp. 4-5. https://www.marxists.org/subject/china/peking-review/1966/PR1966-23c.htm

[v] McDonnell, Justin. “Mao’s Little Red Book in China and Beyond.” The Diplomat. Nisan 9, 2014. https://thediplomat.com/2014/04/maos-little-red-book-in-china-and-beyond/

[vi] “Cultural Revolution Campaigns (1966-1976)” Chineseposters.net. https://chineseposters.net/themes/culturalrevolution-campaigns

[vii] Kobayashi, Fumio. “The Great Cultural Revolution and the Educational Reforms.” The Developing Economies 9, no. 4. (December 1971): 490-501, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1111/j.1746-1049.1971.tb00686.x

[viii] Solomon, Lesley. “Recreating a Nationalist Movement Through Symbols.” Association of Asian Studies 21:3. (2016), https://www.asianstudies.org/publications/eaa/archives/recreating-a-nationalist-movement-through-symbols/

[ix] Wang, Helen. “Preface” and “Introduction” in Chairman Mao Badges: Symbols and Slogans of the Cultural Revolution. (British Museum Press, 2008), https://www.researchgate.net/publication/265141958_Chairman_Mao_Badges_Symbols_and_Slogans_of_the_Cultural_Revolution

[x] Lau, Wai-Tong. “Songs Tied onto the Chariots: Revolutionary Songs of the Cultural Revolution of China (1966-1976).” Journal of Historical Research in Music Education 29, no. 2 (2008): 98-107. Erişim Tarihi: 05.08.21 http://www.jstor.org/stable/40215338.

[xi] “Chinese Patriotic Song – The East is Red ( 东方红)” Performed by the Red East Choir. Album: Greatest Hits from the Last Century Vol. 20. https://www.youtube.com/watch?v=b0CW_yI2qH8

[xii] Lau, Wai-Tong. “Songs Tied onto the Chariots: Revolutionary Songs of the Cultural Revolution of China (1966-1976).” Journal of Historical Research in Music Education 29, no. 2 (2008): 98-107. Erişim Tarihi: 05.08.21  http://www.jstor.org/stable/40215338.

[xiii] Lieberthal, Kenneth G. Encyclopaedia Britannica, “Rise And Fall Of Lin Biao (1969–71)” Chicago: Encyclopaedia Britannica, 1998.  https://www.britannica.com/event/Cultural-Revolution/Rise-and-fall-of-Lin-Biao-1969-71

[xiv] Huang, Yasheng. “How Did China Take Off.” Journal of Economic Perspectives 26, no. 4 (2012): 147-170.

[xv] History Editors. “Cultural Revolution.” History, Kasım 9, 2009. https://www.history.com/topics/china/culturalrevolution

Kaynaklar 

Kobayashi, F. (1971). “The Great Cultural Revolution and the Educational Reforms.”. The Developing Economies, 490-501.

Lau, W.-T. (2008). Songs Tied onto the Chariots: Revolutionary Songs of the Cultural Revolution of China (1966-1976). Journal of Historical Research in Music Education, 98-107.

McDonnell, J. (2014). Mao’s Little Red Book in China and Beyond. The Diplomat.

[/vc_toggle]

İspanya’daki Bask Milliyetçiliği

Etnik köken açısından oldukça fazla genişliğe sahip bir ülke olarak bilinen İspanya’nın kuzeyinde bulunan Bask bölgesi, çoğunluğu Baskların oluşturduğu özerk bir bölgedir. Bu bölgede de tıpkı tarihten bu yana dünyanın her kesiminde ve Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde gördüğümüz milliyetçilik kavramı karşımıza çıkmakta ve zaman zaman aşırılığa kaçarak ırkçılık hareketleri bile gözükmektedir.

17.yy’da Avrupa’daki birçok devlette yaşanan merkezileştirme hareketleri İspanya’da da görülmüştür. Özellikle bu merkezileştirme hareketleri Basklar ve Katalanlar tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Şüphesiz ki merkezileştirme hareketlerinin devletlerdeki çeşitli bölgelere yayılmış ırklar tarafından tepki alması şaşırtıcı bir durum değildir. Ancak merkezileştirme hareketleri yapılırken çeşitli ırklara “baskı” yapılması milliyetçilik kavramını ön plana çıkartmakta ve devlet içi çatışmalara yol açmaktadır. Basklar da İspanya’da yaşanan merkezileştirme hareketleri sonucunda baskıya uğramış bir topluluk olarak bu durumdan nasibini almıştır.

Franco

Eski bir tarihten itibaren başlayan Bask milliyetçiliği, zaman geçtikçe çeşitli örgütlenmelerin, hatta silahlı örgütlenmelerin çıkması ile devam etmiştir. Baskların tarihinde özellikle Franco döneminde işlenen baskı, ETA’nın yani “Bask Vatan ve Özgürlük” [1]anlamına gelen örgütün çıkmasına sebep olmuştur. Baskların haklarını savunmak için yola çıkan ve bu yolda savaşı bile göze alan örgüt ilerledikçe terör eylemlerine bile başvurmuşlardır.

19. yy’ın sonlarına doğru milliyetçi bir parti olan Bask Milliyetçi Partisi (PNV) kurucusu Sabino Arana, milliyetçiliği özellikle dil ayrımıyla yaşanması gerektiğini yani Baskların Baskça konuşarak İspanyolca kelimeler kullanmamalarını vurgulamış, hatta bir sözünde Baskçanın (Euskera) önemine vurgu yaparak “Eğer hasımlarımız dilimizi öğrenirlerse, derhal onu bırakıp Rusça, Norveççe ya da başka bir dil öğrenmeliyiz” (Çökmez, Bask Bölgesi: Etnik Milliyetçiliğin Tarihsel Gelişimi ve İspanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi, 2008) demiştir. Dönemde bu milliyetçiliği savunan kesim ise genelde din adamları olmuştur. Baskların çoğu zaten dindar bir kesimdir ancak milliyetçi olmayan Baskların ise tamamına yakını entelektüel ve zengin kesimdir. Bask milliyetçiliğinin örgütsel halinin ortaya çıkışı ise Franco döneminde olmuştur. Baskların elinden alınan bazı haklar ve yapılan baskı Bask milliyetçiliğinin artmasına sebep olmuştur.

Franco döneminde yaşanan baskıları biraz açmak gerekirse genellikle Baskçanın yasaklanmasından kültürel olarak Baskların tarihinin yok sayılması gibi etkenlerin ağır bastığını söyleyebiliriz. Bask Milliyetçi Partisi ve kurucusu ile birlikte baskıları kabul etmeyen tutumları ortadaydı ancak başarılı olamayışları bazı Baskları endişelendirmiş ve bir örgüt kurmaya itmişti. İşte az önce bahsedilen ETA tam da bu noktada ortaya çıkmıştır. Yani Bask Milliyetçi Partisi işleri masada halletmeye çalışan bir duruşa sahip bir haldeyken, bundan hoşnut olmayan ve şiddetle bu işin çözüme kavuşacağını düşünen ETA devreye girmiştir.

Sabino Arana

Bölünmenin ufak esintileri buradan bile başlanıldığı sezilmişken düşünülen gerçekleşmiştir. ETA yalnızca Franco yönetimine karşı olduğunu değil aynı zamanda Basklı zengin ve entelektüel kesime de karşı olduğunu belirtmiştir. İşte bu nokta, Baskların milliyetçilik anlayışının temeli olmuş ve o tarihten günümüze kadar bu konu hep bu şekilde ilerlemiştir. Yani Bask milliyetçiliği önce Basklar tarafından herkesçe kabul edilememiştir. 1960’lı yılların başından itibaren terör eylemlerine başlayan ETA, kendi içlerinde bile bölünme yaşamıştır. Grup zaman zaman kendi duruşundan taviz vererek farklı yönlerini ortaya çıkartmaktan çekinmemiştir. Bu durum sonucunda örgüt içindeki bölünmeler ise kaçınılmaz bir durum olmuştur. Örgüt içinde de sosyalist ya da aşırı milliyetçi söylemi savunanlar olarak bir ayrım gerçekleşmiş ve bu ayrım arasında gerilim yaşanmıştır.

Bunun sonucunda 1974 yılında ETA, ETA p-m (sosyalistler) ve ETA-m (aşırı milliyetçi ve şiddet yanlısı) şeklinde ikiye ayrılmıştır. ETA p-m, 1981 yılında ordudaki aşırı sağcı subayların hükümeti ele geçirmek için yaptıkları başarısız darbe girişiminden sonra, demokratik platformda mücadele etmeye başlamıştır. (Çökmez, Bask Bölgesi: Etnik Milliyetçiliğin Tarihsel Gelişimi ve İspanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi, 2008).

Bu yıllardan sonra devlet hükümetleri kendi içlerinde yaşanan karışıklıklarını şiddet yoluyla değil demokratik yollarla çözme eğiliminde olmuştur. Çünkü iki büyük savaş yaşamış dünyada, devletler artık çatışmanın yarar getirmeyeceğini anlamışlardır. 1982 yılında da İspanya’da yapılan seçimlerin sonucunda başa gelen hükümet, ülkesinde bir terör örgütü haline gelen Basklı milliyetçilerinin oluşturduğu ETA ile demokratik yollarla çözüm arama taraftarı olmuştur. Ancak ETA bu zeytin dalına uzanmak bir tarafa kendi bağımsızlıklarını kazanma yolundaki mücadelelerini arttırmıştır. Artık bu konu Bask milliyetçiliğini aşıp çoktan ırkçılık şeklinde karşımıza çıkmıştır.

1981 yılında İspanya’da bir özerklik antlaşması yapılmıştır.[2] Bu özerklik antlaşması sonucunda İspanya’daki çeşitli bölgelerin kendi parlamentolarını, kendi hükümetlerini kurmalarına izin verilecekti. Ancak Basklar haklarının biraz daha genişletilmesini istiyor ve aynı zamanda bu özerklik antlaşmasını görece bağımsızlık olarak algılamak istiyordu. Artık bir terör örgütü olan ETA ise bu özerkliği tamamen reddediyordu. ETA’nın en büyük arzusu bağımsız bir devlet kurmaktı. Bu terör örgütünün en büyük korkusu ise atılacak demokratik adımların kendilerini yok edeceğini düşünmeleriydi.

Bask milliyetçiliği bu tarz örgütlenmeler sonucu ırkçılık hareketlerine dönüşmüş, bu dönüşüm ılımlı Basklara ise zarar vermiştir. Baskların kendi aralarında yaşadığı bölünmeler geçmişten bugüne kadar devam etmiştir. Kültürel olarak önemli bir tarihi ve coğrafyası olan bu ırk geçmiş dönemlerde yaşadığı baskıların sonucu olarak toplanmayı ve İspanya’dan ayrılmayı kendilerine hak görmüştür. Şu unutulmamalıdır ki; ETA’ya katılan Basklar ile daha sakin ve ılımlı olan Baskların en büyük ortak noktası İspanya’dan ayrı bir tarafta kalarak kendi dillerini resmiyete dökmek, kendi anayasalarını ve hükümetini oluşturmak olmuştur. Aynı sorun yine geçmişten bugüne Katalanlar arasında da yaşanmıştır. İspanya milliyetçilik konusunda etnik kimliklerin çeşitli ve bu kimliklerin bir o kadar da güçlü kültürel geçmişlere sahip olması sonucunda diğer ülkelere nazaran daha sık sorun yaşamaktadır.

Aslında çok çeşitlilik ve çok kültürlülüğün daha avantajlı olarak nitelendirebileceğimiz noktaları fazladır. Ancak bu noktada hükümetlerinin rolü büyüktür ve çok çeşitliliği yönetme konusunda üstlerine büyük bir vazife düşmektedir. Bu noktada İspanya geçmişten günümüze kadar çoğunlukla sınıfta kalmıştır diyebiliriz. Baskların milliyetçi hareketlerine sebep olan davranışlar ve politikalar temelde yanlış tutulmuştur, bu da ETA gibi bir örgütü İspanya ile karşı karşıya bırakmıştır.

“Terör örgütlerinin milliyetçiliğin abartılması sonucu ortaya çıkması” gibi bir düşüncenin savunulacak veya desteklenecek bir tarafı kesinlikle yoktur. Ancak günümüz dünyasında terör özellikle 2.Dünya Savaşı’ndan sonra artmıştır ve özellikle çok fazla etnik kimliğe sahip olan devletler bu ortamda politikalarına “baskı” ve “ayrım” kavramlarına dikkat ederek hareket etmelidirler.

Sonuç olarak ETA 2018 yılında “Eylemlerimiz, çatışmada hiçbir sorumluluğu olmayan çok sayıda kişiye zarar verdi. Düzeltilmeyecek çok büyük zararlara neden olduk. Bu insanlar ve yakınlarından af diliyoruz”[3] açıklamasını yaparak silah bırakmış ve İspanya’da sadece ılımlı Basklar ve devlet yönetimi kalmıştır. Günümüzde ise İspanya ve Baskların ilişkisi barışçıl bir şekilde gelişmektedir.

Taha Yüceses

Stratejik Ortak Misafir Yazarı

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Kaynaklar

Arakon, M. (2013). ULUSAL AZINLIKLAR VE ULUS-DEVLET SORUNU: BASK ÜLKESİ.

ÇAKAŞ, C. Ö. (2020). İSPANYA’DAKİ BASK ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. Absider.

Çökmez, F. G. (2008). BASK BÖLGESİ: ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ VE İSPANYA’DAKİ DEVLET POLİTİKALARININ ETKİSİ. Ege Akademik Bakış, 355-371.

Çökmez, F. G. (2008). Bask Bölgesi: Etnik Milliyetçiliğin Tarihsel Gelişimi ve İspanya’daki Devlet Politikalarının Etkisi. Ege Akademik Bakış, 355-371.

Tunçay, F. (tarih yok). Bask Ülkesi ve Katolonya: Dil Taleplerine İlişkin Yasama Faaliyetleri. TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı.

Dipnotlar 

[1] Bask Vatan ve Özgürlük = Baskça İsmi “Euskadı Ta Askatasuna”

[2] İspanya “1981 Özerklik Antlaşması”

[3] Euro News, “Birliğin Durumu: ETA kendini feshetti”, (4 Mayıs 2018).

[/vc_toggle]

Taliban’ın Haritası: Afganistan’da Son Durum (2021)

Afganistan’da Son Durum [TIMELINE]

15 Ağustos 2021: Afganistan’da ABD ile Taliban arasında yapılan anlaşma kapsamında ülkedeki yabancı güçler ve Amerikan askerleri çekilmeye başlamış, bu durumu kendi lehine çeviren Taliban ise ülkenin birçok başkentinde kontrolü sağladı.

  • Amerikan askerlerinin çekilmesinin son günü olan 1 Mayıs 2021 tarihiydi fakat çekilme 31 Ağustos’a uzadı.
  • Şubat 2020’den 1 Mayıs 2021’e kadar olan sürede saldırılarını en az seviyede sürdüren Taliban, 1 Mayıs itibariyle büyük saldırılarına başlayarak birçok ilçe merkezinde kontrolü sağladı.
  • Türk askerinin, başkent Kabil’de yer alan Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın güvenliğini sağlaması konusunda ABD ile Türkiye arasında görüşmelerin başladığı duyuruldu.

  • 15 Ağustos itibariyle tüm sınır geçişlerinin kontrolü Taliban’a geçti. Örgüt, kendisine muhalif grupların başkenti konumundaki Mezar-ı Şerif dahil ülkenin % 90’ından fazlasını hakimiyeti altına alırken, başkent Kabil’in kenar mahallelerine girdiği belirtildi. Örgütün 15 Ağustos itibariyle yaptığı açıklamada, başkente zor kullanarak girilmeyeceğini, geçiş hükümeti istediklerini ve genel af ilan ettiklerini duyurdu.
Afganistan son durum haritası – 14 Ağustos 20201 – Harita: catismagundemi

12 Ağustos 2021:

Afganistan son durum haritası – 12 Ağustos 20201 – Harita: catismagundemi

AFP haber ajansının Nisan ayından Ağustos ayına kadar olan 4.5 aylık süreçte Taliban’ın ilerleyişini gösterdiği harita:

Nisan-Ağustos 2021 Afganistan Haritası – Harita: AFP

MepaNews’in Afganistan’a yönelik hazırladığı interaktif son durum haritası:

Çok farklı etnik kimliği barındıran Afganistan’ın etnik grup haritası

Peştun, Beluç, Hazara, Tacik, Özbek, Aymak, Paşai, Pamiri, Türkmen ve Kırgız.

Afganistan Etnik Kimlik Haritası – Harita: MepaNews

29 Şubat 2020: İki yıldır Katar’ın başkenti Doha’da devam eden ABD ile Taliban arasındaki görüşmelerde “Afganistan’da barış sürecini başlatması beklenen” anlaşma imzalandı.

  • Buna göre ABD, 135 gün içinde Afganistan’daki askerlerinin sayısını 8.600’e düşürecek.
  • Taliban’ın anlaşmalara uyması halinde 14 ay içerisinde tüm Amerikan askerleri Afganistan’dan çekilecek.
Afganistan son durum haritası – Aralık 2019 – Harita: Mepa News

12 Nisan 2019: Afganistan’da Taliban doğrudan 51 ilçede kontrolü sağlarken Afgan ordusu 141 ilçeyi tamamen kontrol ediyor. Kabil hükümeti 205 ilçede ise kısmen elinde tutuyor denebilir. Çünkü bu ilçelerin çoğunda Taliban’ın büyük etkisi söz konusu. Haritada da görüldüğü üzere 1 ilçede durum belirsiz.

29 Mart 2018:

Afganistan son durum haritası – Kaynak: MEPANEWS (29 Mart 2018)

 

Afganistan’da Taliban’ın bu bahar başlattığı ‘Ömeri’ operasyonunda birçok bölge örgütün elinde geçti. 28 Ağustos 2016 tarihli güncel (taliban’ın kontrolündeki bölgeler mor renkte) harita şöyle:

Afganistan Savaş Haritası
Afganistan Savaş Haritası: Afgan Ordusu, Taliban ve IŞİD | 28 Ağustos 2016

Sert İslami uygulamalarıyla dünyanın dikkatini çeken Taliban; savaş beyleri, farklı aşiret, boy ve etnik gruplar arasında bölünmüş olan Afganistan’da 1994’te ortaya çıktı. Afganistan’daki Amerikan işgalinin 15. yılında da, her sene olduğu gibi yine baharın gelmesiyle Taliban Militanları Afgan silahlı güçlerine ve NATO destekli güçlere karşı operasyonlara başladı. ”Afganistan genelinde işgalci ve yardakçı güçlerin bölgeden tamamen temizlenmesi ve bağımsız İslam Devleti kurulması” amacıyla yürütüldüğü iddia edilen bu operasyonlar 12 Nisan’da başladı. Bu sene yapılacak operasyon dalgasının adı geçtiğimiz yıl öldüğü açıklanan Taliban’ın lideri Molla Ömer’e ithafen ”Ömeri” olduğu duyruldu. (#OpOmari)

Afganistan’da Son Durum: Taliban’ın başlayan saldırılarının büyük bir kısmının Kunduz merkez ve çevresinde yoğunlaştığı biliniyor. Kunduz Merkez’de onlarca askeri karakolun Taliban’ın kontrolüne geçtiği ve birçok silah ve mühimmata da Taliban militanlarınca el konulduğu söyleniyor.

Taliban’ın ‘Ömer Operasyonu’ tabi ki Kunduz ile sınırlı değil. Ülkenin dört bir yanından sürekli saldırı haberleri geliyor. Afgan güvenlik güçlerinden Taliban’a katılımlarda artarak devam ediyor. Afganistan Taliban bölgesi yani Taliban Haritası‘nı vermeden önce;

Kunduz Şehrinin Önemi

Kunduz şehrinin nüfusu 300 binden fazla ve şehir stratejik açıdan önemli bir noktada. Güneydeki başkent Kabil’e, batıdaki Mezar-ı Şerif’e, kuzeydeki Tacikistan sınırına karayolu ile bağlı. Amerikan işgali öncesinde şehir Taliban’ın Kuzey’deki kalelerinden olduğu için de Taliban için sembolik bir öneme sahip. 2001’den 2013’e kadar şehrin güvenliğini Almanlar sağlıyordu ve örgüt Kunduz vilayetinin kırsal kesimlerinde çoğu bölgeyi kontrol altında tutuyordu. 2013 yılında NATO’nun çekilmesinden sonra Taliban militanları şehir merkezini ele geçirmeye çalışıyor.

Tüm bunların yanında şehir ekonomik açıdan da önemli. Afganistan bildiğiniz gibi haşhaş üretiminde dünyada birinci sırada. Eyaletin Afganistan-Tacikistan sınırı da, Avrupa’ya kadar uzanan afyon ve eroin ticaretinde kullanılıyor. Yani Kunduz’u kontrol eden, bölgede uyuşturucu kaçakçıları için en önemli hattı da kontrol etmiş oluyor. Ayrıca bölge ülkenin pirinç ihtiyacının yarısını karşılıyor. Yani Kunduz Taliban için hem siyasi, hem de ekonomik açıdan önemli bir şehir.

Afganistan’da Taliban’ın Kontrol Ettiği Bölgeler (Afganistan’da Son Durum Haritası)

Harita’da Afganistan’da Taliban ve IŞİD’in kontrol ettiği bölgeler, ilçe merkezleri, kırsal kesimler, nüfuz edindiği yerler, halkın Taliban’ı çok desteklediği yada halk tarafından az destek gördüğü yerler gösterilmiştir. IŞİD’in ülkede etkinliği çok düşük olmasına rağmen yine de haritada yer edinmiştir.

Taliban’ın baharda başlattığı ‘Ömeri’ operasyonu öncesi Afganistan haritasi: (Nisan)

Afganistan'da Taliban'ın Kontrol Ettiği Bölgeler (HARİTA - 12.04.2016)
Afganistan’da Taliban’ın Kontrol Ettiği Bölgeler (HARİTA – 12.04.2016)

AYRINTILI HARİTA (TAM EKRAN)

Afganistan’da Taliban Haritası (HD- 7,40 MB)

Harita: Institute For The Study Of War (ISW)
Türkçeleştirme:
StratejikOrtak.com

Kıbrıs Sorununun Kısa Tarihi

Kıbrıs adasında insan yaşamının Neolitik Çağ’da başladığı bilinmekle beraber, ada bu zamandan süregelen bir mücadeleye şahit olmuştur ve olmaktadır. Nitekim Kıbrıs, Roma İmparatorluğunu, Büyük İskender’i, Bizans İmparatorluğu’nu, Osmanlı İmparatorluğu’nu ve son olarak da İngiliz hakimiyetini görmüştür. 1571 yılında II. Selim tarafından fethedilen Kıbrıs’ta 308 yıl sürecek Osmanlı hakimiyeti başlamıştı. Osmanlı Kıbrıs’ı fethettikten sonra bölgeye Türkleri yerleştirmeye başladı. Böylelikle adaya kök salacak olan Türk varlığı oluşmaya başladı. 19. Yüzyılın sonlarına doğru zayıflayan Osmanlı, Kıbrıs üzerindeki hakimiyetini de korumakta zorlanıyordu. Nitekim 1877 yılında imzalanan Ayastefanos Antlaşması ile Rus üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalan Osmanlı, 1878 adayı İngilizlere bırakmak zorunda kaldı.

İngilizler Kıbrıs’ı Yüksek Komiser ve valiler aracılığıyla yönetmekteydi. İkinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan ve Wilson İlkeleri’nin önemli bir parçası olarak ‘kendi kaderini tayin hakkı’ İkinci Dünya Savaşı ile birlikte önemli olmaya başlayınca, İngilizler Kıbrıs’ta otonomi çalışmalarına başladı. Nisan 1947’de başlayan otonomi anayasa çalışmalarında Rum tarafının Yunanistan’a bağlanma isteği (ENOSİS) nedeniyle kabul edilmedi.

Rumların enosis isteme sebebiyle adada Türk-Rum anlaşmazlıkları artmaya başlıyordu. 20 Ekim 1950’de Rum Ortodoks Kilisesi’nin başpiskoposluğuna Makarios’un gelmesiyle birlikte enosis söylemleri tehlikeli boyutlara ulaştı. Bu gergin süreçte, BM 1954-1955 yıllarında Kıbrıs sorununu görüşmeye başladı. Kıbrıs Türkleri her şeye rağmen ilan edilen otonomi anayasası için gösteriler yapmaya başladı. Rumlarda buna karşılık protestolar yapmaya başladı ve protestolarda Türk polisleri öldürdüler. 1958 yılına gelindiğinde ise ‘Taksim Planı’na karşı gerçekleştiren protestolarda İngiliz askerlerinin Türklere saldırması ile oluşan kaos ortamında EOKA Kıbrıs’ı tamamen ele geçirmek için savaş başlattı. Türkler de buna karşı hareketini geçince 1959 yılında yapılan Zürih ve Londra zirvelerinden bağımsız bir Kıbrıs sonucu çıktı. Kıbrıs Cumhuriyeti adını alan Kıbrıs’ta 1960 yılında yapılan seçimleri Makarios kazandı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu. Türk tarafından ise Fazıl Küçük Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu. Ancak bu ittifak uzun sürmedi ve 21 Aralık 1963 yılında Türk tarafı hükümetten çekildi. Böylelikle Kıbrıs’ı ikiye bölecek süreç hissedilir şekilde yaşanmaya başladı.[1] Rumlar kaos ortamında adayı Yunanistan’a katma girişimlerine başladığı dönemlerde Yunanistan’da yaşanan darbe ile başa gelen askeri yönetim ilhakı hızlandırmak için 1974’te Makarios’u darbeyle indirerek yerine EOKA komutanlarından Nikos Sampson’u başa getirdiler.[2]

Makarios

Türkiye, Kıbrıs’ın içinde bulunduğu bölünmüşlük döneminde Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak ve soydaşların yalnız bırakmamak için 1960 yılında Garantörlük Anlaşması (Türkiye, Yunanistan, İngiltere, Kıbrıs Türk ve Rum tarafı) gereği müdahale girişimlein de bulunmak istese de 1964 yılında Makarios’un Garantörlük Anlaşması’ndan çekilmesi ile Türkiye’nin önü açılmıştı. Ancak aynı yıl içinde müdahale söylemleri artınca ABD Başkanı Lyondon B. Johnson’ın Türkiye’ye yazdığı tehditkâr mektup ile Türkiye’nin olası müdahalesinin önüne geçmişti.  Bu engellemeler sırasında Rum tarafının Kıbrıs Türklerine yönelik vahşi saldırıları soykırım boyutlarına ulaşmıştı. Adadaki Kaos ortamında İngilizleri harekete geçirmiş ve İngilizler BMGK’yı harekete geçirerek 186 sayılı kararıyla bölgede barış gücü oluşturulmasını kabul ettirmişti.[3]Ancak Yunanistan adada kaosu daha fazla artırmak için EOKA lideri Grivas’ı 1967 yılında kaçak yollarla adaya sokmayı başarmıştı.

Kıbrıs Barış Harekatı

Grivas, enosis ideali içim etkili bir isimdi. Nitekim Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması açısından önemli bir hamleydi. Böylelikle kargaşa artacak ve Kıbrıs zapt edilebilecekti.[4] Türkiye, Kıbrıs Türk halkına karşı yapılanlara daha fazla tahammül gösteremeyerek 20 Temmuz 1974 yılında askerî harekât düzenledi. 22 Temmuz’da Ateşkes sağlansa da Rumlar şartları yerine getirmedi ve Türkiye 14 Ağustos’ta askerî harekâtı tekrardan devam ettirdi.[5]

Türkiye’nin askerî harekâtı sonucunda geçici olarak kurulan Kıbrıs Türk federe Devleti’ndeki geçicilik ibaresi 1975’te kaldırıldı. Ancak Kıbrıs’taki Türk-Rum anlaşmazlığının çözümünde yetersiz kalan KTFD’nin yerine 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu. Ancak KKTC sadece Türkiye tarafından tanındı ve KKTC’nin ilanı uluslararası alanda tepkilerle karşılandı ve KKTC ambargolara maruz kaldı. Kıbrıs sorunu gitgide derinleşti. Özellikle GKYR’nin AB üyeliği ile çözümsüzlük giderek arttı.[6]

[irp posts=”30371″ name=”1960 – 1980 Kıbrıs Sorunu Ekseninde Türkiye-Yunanistan İlişkileri”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Dipnotlar 

[1] HASGÜLER Mehmet, Kıbrıs Siyasi El Kitabı ve Sözlüğü, İstanbul, Alfa, 2018, ss.11-25

[2] DEMİR Nesrin, “Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.15, S.1, 2005, s.347-367, ss.349-351

[3] VATANSEVER Müge, “Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.12, S.Özel, 2012, s.1487-1530, ss.1512,1513

[4] ARMAOĞLU Fahir, “Amerikan Belgelerinde Kıbrıs Sorunu 1958-1959”, Belleten, 60.229, 1996, s.745-782, ss.779-782

[5] HASGÜLER Mehmet, a.g.e, ss.25,26

[6] VATANSEVER Müge, a.g.e, ss.1516-1519

Kaynaklar

HASGÜLER Mehmet, Kıbrıs Siyasi El Kitabı ve Sözlüğü, İstanbul, Alfa, 2018

DEMİR Nesrin, “Avrupa Birliği Türkiye İlişkilerinde Kıbrıs Sorunu”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.15, S.1, 2005, s.347-367

VATANSEVER Müge, “Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.12, S.Özel, 2012, s.1487-1530

ARMAOĞLU Fahir, “Amerikan Belgelerinde Kıbrıs Sorunu 1958-1959”, Belleten, 60.229, 1996, s.745-782

[/vc_toggle]

Kıbrıs Türk Diasporası

Akdeniz’in doğusunda oldukça önemli bir stratejik konumda bulunan Kıbrıs adası yaklaşık olarak 350 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu idaresinde kalmıştır. Türkler ve Rumlar uzun yıllar bu adada birlikte yaşamışlardır. Ancak gelişen milliyetçilik akımları sonrası Balkan devletleri başta olmak üzere Osmanlı Devleti’nden bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Kıbrıs adasını da tamamen kaybetme riskine karşın 1878 yılında mülkiyeti Osmanlı’da kalmış idaresi İngiltere’ye bırakılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle İngiltere adayı ilhak etmiş ve Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında bu ilhakı tanıyarak büyükelçi atamıştır. Daha sonraları 1960 yılına gelindiğinde Türk – Rum çatışmaları artmış ve İngiltere sonu çözmek amacıyla Yunanistan, Türkiye ve İngiltere arasında üçlü garantörlük anlaşması imzalanmıştır, ancak bu da çatışmaları durdurmamıştır.

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Barış Harekatı

Türkiye 1974’te Kıbrıs Barış Harekatını yapmış ve bugünkü iki devletli yapı oluşmuştur. Ancak Güney Kıbrıs Rum Kesimi çoğu ülke tarafından tanınmış ve hatta AB üyesi olmuş; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyada sadece Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmaktadır. Bu da ortaya bir Kıbrıs sorununu çıkarmıştır. Tabii süreç bu noktaya gelinceye kadar 1955 yılından itibaren Ada’da yaşayan Türklerin bir kısmı ekonomik ve siyasi sebeplerden ötürü çeşitli ülkelere göç etmeye başlamışlardır. Özellikle Türkiye, Birleşik Krallık ve Avustralya çok sayıda göç almıştır. 1974 sonrasında gelen ambargolarla birlikte bu göçler sürekli hale gelmiştir. Kesin sayılar tam olarak bilinmemekle beraber ülke dışında yaşan Kıbrıslı Türklerin Ada’da yaşayan nüfustan daha fazla olduğu tahmin edilmektedir. Hatta Birleşik Krallık’ ta yaşan Türk nüfusu kadar Kıbrıs Türkü nüfusu olduğu sanılıyor. Diasporanın ortaya çıkışına bakacak olursak ilk göçlerden sonra varlıklarını pekiştirmek amacıyla Kıbrıs Türk Cemiyeti’ni kurmuşlardır. Özelikle dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in desteği ile Kıbrıs’ ta taksim yapılması için mitingler düzenlemişlerdir. 70’li yıllarda ise bu cemiyetin dışında birçok vakıf, okul, dernek ve futbol federasyonu gibi toplumsal organizasyonlar kurulmuştur. Çok sayıda organizasyonun olması ise bir çatı kuruluş ihtiyacı doğmasına sebep olmuştur. 1975 yılında Kıbrıs Federe Türk Devleti’nin de kurulmasıyla birlikte bu çatı kuruluşun kurulması bizzat Kıbrıs hükümeti tarafından desteklenmiştir.

Kıbrıs Federe Türk Devleti

Tüm bu çabaların neticesinde 1983 yılında “İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi” kurulmuştur. Bu konseye üye dernekler; Aksu Türk Birliği, Güney Londra Yaşlılar Birliği, Cezire Derneği Türk Aile Birliği, Enfield Türk Okulu Limasollular Derneği, Erenköy Mücahitler Derneği, Kuzey Londra Türk İslam Vakfı, Ergazililer Derneği İngiltere Türkleri Mağdurlar Derneği, Hazelwood Atatürk Okulu, Britanya Kıbrıslı Türkler Derneği, Hornsey Atatürk Okulu, Türk Muhasebeciler Derneği, İkinci Bahar Derneği, Çınarları Sevenler Derneği, İngiltere Türk Kadınları Yardım Derneği, Dr. Fazıl Küçük Türk Okulu, Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Türk Mehmetçik Yardımseverler Derneği, İngiltere Balkan, Asya ve Kıbrıs Türkleri, Southwark Kıbrıs Türk Derneği Cemiyeti’dir. Konsey olarak bilinen bu organizasyon kurulduğu günden bu yana birçok faaliyette bulunmuştur. Amacı KKTC’yi tüm dünyaya tanıtmak ve Kıbrıs davası hakkında lobicilik faaliyeti yürütmektir. Zaman Zaman fazlaca siyasi konulara girdiği için eleştiri de almaktadır ve çok kapsayıcı olmadığı yönünde eleştirilere uğramaktadır. Bu organizasyonların dışında günümüz dünyasının en büyük kültür ve tanıtım araçlarından olan spor da Kıbrıs Türkleri tarafından kullanılmak istenmiştir. Bu bağlamda 2007 yılında dönemin KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer KKTC ligi şampiyonu Çetinkaya TSK ile İngiltere 2. Liginde oynayan Luton Town FC ile hazırlık maçı organize etmek istemiştir. Ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden FIFA’ya gelen baskılar neticesinde İngiliz ekibi İngiltere’ye geri dönmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar başarılı olamasa da dikkatleri o yöne çekmeyi başarmıştır. Yine 2019 yılında Londra’da dokuz kurumun oluşturduğu İngiltere Kıbrıs Türk Vakfı tarafından düzenlenen 2. Kıbrıs Türk Kültür ve Sanat Festivali gerçekleştirildi. İngiltere’deki yeni nesle Kıbrıs Türk kültürünü tanıtmayı amaçlayan festivale Türkiye’nin Londra Başkonsolosu, KKTC’nin Londra temsilcisi, KKTC Londra Konsolosu, Londra Türk Toplumu Futbol Federasyonu Başkanı, ataşeler, milletvekilleri, belediye meclis üyeleriyle birlikte yaklaşık 20.000 kişi katılmıştır ve ses getiren bir organizasyon olmuştur. Kıbrıslı Türk sanatçı Ziynet Sali sevilen şarkılarının yanı sıra geleneksel Kıbrıs şarkılarını seslendirmiş ayrıc KKTC Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş da ısrarlar üzerine ‘Ah Kıbrısım Kıbrısım’ şarkısını söylemiştir.

Serdar Denktaş

Kıbrıs Türk örf adetlerini anlatan sahne gösterileri sahnelenmiş, sonrasında açılan stantlarda Kıbrıs yemekleri servis edilmiştir. En son olarak Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi 2020 Temmuz ayında İngiliz askeri üslerinin sivil kullanıma açılmasına tepki göstererek kararın uluslararası anlaşmalara göre hukuksuz olduğunu ve durdurulması gerektiğini deklare etmişlerdir. Dayanakları ise 1960 Kuruluş Anlaşması olmuştur. Konsey; “Sivillere açılan bu bölgenin %70’ine yakınının mülk sahibi Kıbrıs Türkleridir ve Rumların buraya yerleşmesi gibi bir ihtimal belirmiştir bu da kabul edilemez bir durumdur” diyerek tepkilerini dile getirmişlerdir. Genel bir bakışla bakacak olursak Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türklerine ve yurt dışında yaşayan diğer Türklere destek vermek amacıyla 2010 yılında Yurt dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nı (YTB) kurdu. Sloganı ise ‘‘Güçlü Türkiye güçlü diaspora” dır. Bu kurum sadece yurt dışında yaşayan Türklere diaspora desteği vermek amacıyla hareket etmiyor, tüm dünyadan belli kriterleri karşılayan öğrencileri ülkede ağırlayarak lisans, yüksek lisans, doktora eğitimi, barınma, burs gibi imkanlar vererek eğitim alan bu öğrencilerin ülkelerine döndüklerinde adeta bir Türkiye gönül elçisi olmalarını sağlıyor.

Sonuç

Yurt dışında yaşayan Türk nüfusuna baktığımız zaman 5 milyonu bulan rakamlar görüyoruz. Kıbrıs sorunu özelinde konuya baktığımız zaman ise özellikle Londra’da yaşayan 300 bini aşkın Kıbrıs Türk’ünün olduğu tahmin ediliyor. Kıbrıs Türkleri oldukça organize hareket eden kurumları olan bir topluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Kıbrıs Haritası

Mevcut Kıbrıs sorununun çözümü ve dünyaya duyurulması daha iyi anlatılması açısından bu diasporanın faaliyetleri var. Türkiye Cumhuriyeti de destek veriyor ama diaspora dışarıdan bakıldığından devletin, siyasetin yoğun destek verdiği algısı yaratmamalı sivil insanlar kendi aralarında birlikte hareket etmeli daha fazla kurumsallaşmalı ve ses yükseltmeliler. Üzerinde durulması gereken dikkat çekici bir anıya değinmek istiyorum: Kıbrıs’ı, köyünü, hiç görmemiş orada yaşamamış Londra’da doğmuş genç bir Kıbrıs Türk’ü “Bizim köyümüz şöyle güzelmiş, şunlar varmış, insanlarımızın komşuluk anlayışı aile kadar yakınmış …’’ diye dedesinden babasından duyduklarıyla Kıbrıs’ı savunuyor ve bağlılık gösteriyor. İşte bu bağlılık ve aidiyet duygusu diasporayı güçlendirecek. Özellikle Londra’daki Kıbrıs Türklerinin mevcut Kıbrıs sorununun çözümünde, tanınmasında daha güçlü, daha etkili bir diaspora olabileceklerini düşünüyorum.

[irp posts=”30371″ name=”1960 – 1980 Kıbrıs Sorunu Ekseninde Türkiye-Yunanistan İlişkileri”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]
https://www.ytb.gov.tr/haberler/guclu-turkiye-guclu-diaspora
https://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi47_pdf/3sanattarihi_arkeoloji_cografya/uysal_ahmet.pdf
https://www.kibrishaberci.com/londradaki-kibris-turklerin-festival-coskusu/
https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1br%C4%B1s_T%C3%BCrk_diasporas%C4%B1
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87etinkaya_TSK
https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/20-bin-londrali-kibris-turk-festivalini-izledi-41253482
https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/ingilteredeki-kibrisli-turkler-adadaki-hukuksuzluga-karsi-harekete-gecti-41574599
[/vc_toggle]

Kavramsal Olarak Demokrasi’nin Doğuşu ve Teorileri

Günümüz dünyasının politiğinde vazgeçilmez bir unsur olan demokrasinin kelime kökenini incelediğimizde demos (halk) ve kraiteu (egemen olma) sözcüklerinden gelmekte olduğunu söyleyebiliriz. Burda yönetilenlerin aynı zamanda yöneten olduğu bir anlayış hakimdir ve ABD eski başkanı Abraham Lincoln’ün de ifade ettiği gibi “halkın, halk tarafından halk için yönetimi” anlamını taşımaktadır. İlk olarak Antik Yunan’daki şehir devletlerinde ortaya çıkan demokrasi teorisi tarih boyunca çeşitli düşüncelerle zenginleştirilmiştir. Demokrasinin pek çok tipi mevcuttur. Bunların farklı uygulamaları, aynı şekilde çeşitlilik gösteren pek çok etki yaratmaktadır. Demokrasinin tanımı konusunda ise genel olarak iki değişik demokrasi kuramından söz edilebilir. Bunlardan biri normatif, diğeri ise “ampirik” veya “realist” demokrasi kuramlarıdır. Normatif demokrasi kuramlarının yönelimi bir ideali, bir olması gerekeni yansıtır. Ampirik ise olanı sorgular.

Klasik Demokrasi

Atina’da M.Ö. 4. ve 5. yüzyılda uygulanan, Rousseau ve Marx’ın da etkilendiği doğrudan (klasik) demokrasi modelinde tüm yurttaşlar Ecclesia denilen meclis aracılığıyla karar alma süreçlerinde doğrudan sorumluluk üstlenmiştir. Fakat yurttaşlık herkese verilmediği için kısıtlayıcı bir durum söz konusudur. Köleler, kadınlar ve yabancılar yurttaş sayılmamış, yalnızca Atina doğumlu 20 yaş üstü mülk sahibi erkekler yurttaş kabul edilmiştir. Bu düzene Platon karşı çıkmış ve kitlelerin kendini yönetecek bilgi ve deneyime sahip olmadıklarını iddia ederek iktidarın filozofların elinde olması gerektiğini savunmuştur. Uygulanabilirlik açısından tüm yurttaşların karar alma süreçlerine Atina’daki gibi doğrudan dahil olması ise günümüz şartlarında mümkün değildir. Fakat İsviçre kantonlarında doğrudan ve sürekli katılımın hala var olduğunu görebiliriz. Demokrasi kuramı Atina demokrasisinin çökmesinden ancak iki bin yıl sonra ilk kez kayda değer biçimde yaygınlaşmıştır. (1)

Platon

Özellikle doğuştan kazanılmış ayrıcalıklar düzenini ve mutlakiyetçiliği eleştiren Aydınlanma felsefesi, yavaş yavaş demokrasinin kuram ve uygulamasına ilişkin yeni bir anlayışa yol açtı. Ayrıca, Antik dönemden aktarılmış olan meclis demokrasisi anlayışı yerine temsili demokratik anayasa tasavvuru geliştirildi. Bunun dışında, Tanrısal ya da dünyevi olarak meşruiyet kazanmış iktidarın egemenliği yerine halkın egemenliği düşüncesi yaygınlaşmaya başladı. Önceden olduğu gibi halk egemenliğini iyi bir devlet yönetimi olarak görme yerine kötü bir düzen olarak gören kuşkucu-mesafeli konumun ağır bastığı dönemlerle karşılaştırıldığında demokrasi düşüncesi, olumlu değerlendirmelerden de yavaş yavaş payını almaya başladı. (2)

Hobbes

İlk zamanlarda demokrasi revaçta olan bir düşünce değildi. Hobbes, demokrasiye mesafeli yaklaşan o düşünürlerden biriydi. Ona göre insan insanın kurdudur ve kişisel çıkar bireyler için her şeyden önce gelir. Bu nedenle kamusal çıkarla bir çatışma durumu söz konusudur. Bu çatışmayı bozacak tek şey monarşidir. Çünkü monark; iradesi altındaki insanların güçlü ve refah içinde olmasıyla yücelir. Fakat demokraside birçok bağımsız birey kendi çıkarlarını düşünür.

Montesquieu

Montesquieu ise; “Yasaların Ruhu” tezinde iklim şartlarına göre değişen yönetim şekillerini ileri sürmüştür. Ona göre her toplumun farklı kültürü, geleneği ve ona uyum sağlayacak farklı siyasal sistemleri vardır. Demokrasi her topluma, her iklime uygun değildir.

Tocqueville

Tocqueville’ye geldiğimizde kendisi modern demokrasi kuramının öncüsü olarak kabul edilmiştir. “Amerika’da Demokrasi” adlı kitabıyla Tocqueville, Amerika’nın yönetimini ve yönetim gerçekliğini model olarak almış ve orada gelişmiş olan demokrasiyi, aristokratik toplum yapısını değiştiren ve eşitliği geliştiren modernliğin tarihsel-evrensel ilkesi olarak görmüştür. Tocqueville’nin özellikle Amerika’da ürünlerini gördüğü büyük demokratik devrim ona göre ne tesadüftür ne de ondan geri dönülebilir; demokrasi, Avrupalı ulusların kaçınılmaz kaderi olacaktır. (3)

Korumacı Demokrasi

17. ve 18. yüzyılda farklı demokrasi modelleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Demokrasi halkın siyasete katılma aracı ve hükümetlerin aşırı müdahaleci tutumlarına karşı koruyucu bir güç olarak algılanmıştır. Bu anlayış bireysel özgürlükleri temel alan liberal düşünürlerde kendini göstermiştir. John Locke’a göre oy hakkı doğal bir haktır ve halk kendisini yönetenlere karşı bir rıza göstermediği sürece yönetimin meşruiyetinden bahsedilemez. Fakat Locke, sadece mülkiyet sahiplerine ait bir oy hakkı öngörmüştür. James Mill ve Jeremy Bentham gibi faydacı yaklaşıma sahip düşünürler ise demokrasiyi bireysel çıkarları korumak ve geliştirmek için bir araç olarak görmüşlerdir. (2)

John Locke

Korumacı demokrasi sınırlı ve dolaylı bir demokrasi modeli sunar. Yönetilenlerin rızası düzenli ve rekabetçi seçimlerle sağlanır. Bu da yönetenlerin halka hesap vermesini sağlar. Siyasi eşitlik böylelikle eşit oy hakkını ifade eden teknik bir kavrama dönüşür. Dahası, oy hakkı gerçek bir demokrasi için yeterli değildir. Bireysel özgürlükleri korumak için yasama, yürütme ve yargı üzerinden kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistem gereklidir.

Gelişmeci Demokrasi

İlk demokrasi modelleri bireyi ön plana çıkarırken daha sonra toplumu temel alan bir yaklaşımın geliştiğini görürüz. Buna J.J. Rousseau’nun düşünceleri örnek olarak verilebilir. Rousseau’ya göre demokrasi insanların özgürlüğüne hizmet eden bir araçtır. Vatandaşlar doğrudan ve devamlı bir biçimde karar almada söz sahibi ise özgürdürler. Bu görüş radikal bir doğrudan demokrasi anlayışına dayanır. Ona göre İngiltere’deki seçim sistemi ve temsil mekanizması insanı daha da köleleştirmektedir. Rousseau bununla beraber genel irade tezini ortaya atmıştır. Genel irade, toplumun ortak ve gerçek çıkarlarını ifade eder ve bireyler özel iradelerini “en iyiyi temsil eden” genel iradeye devrederler. Rousseau’nun fikirleri katılımcı demokrasinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Katılımcı demokrasi vasıtasıyla her birey kendi yaşamına dair verilen kararlara katılmakta ve böylesi bir sistem adem-i merkeziyetçilik, açıklık ve hesap verme gibi ilkeleri zorunlu kılmaktadır. Bu da demokrasinin, halka gerçekten yayılmasını sağlamaktadır. (5)

J.J. Rousseau

Gelişmeci demokrasi modeli çerçevesinde J.S. Mill tarafından temsili hükümet fikrine dayanan bir model geliştirilmiştir. Mill’e göre; “Demokrasi bireysel kapasitelerin en uygun ve üstün bir biçimde gelişimini sağlamaktadır. Siyasal hayata katılmak suretiyle vatandaşlar, kişisel gelişimlerine olumlu katkılar sağlar. Okumamışlar oy hakkına sahip olmamalıdır. Kadınlar da oy hakkına sahip olmalı ve güçlü, bağımsız yerel otoriteler olmalıdır.” (1)

Mill, Platon’la benzer şekilde tüm siyasi fikirlerin aynı değerde olduğuna inanmamış ve çoğul bir oylama sistemi önermiştir. Bu sistemde yeteneksiz işçiler 1 oy, yetenekliler 2 oy, meslek sahipleri 5-6 oy kullanabilecekti. Çoğunluğun tiranlığı tehlikesinin farkında olan Mill’in görüşleri parlamenter demokrasiyi destekleyen bir çerçeve sunmuştur. (1)

Liberal Demokrasi

Bugün dünyada egemen olan ve bir ideal olarak yüceltilen liberal demokrasinin temel niteliklerini sıralarsak;

  • Demokrasinin temsili ve dolaylı bir biçimidir. Siyasi eşitlik prensibine dayalı olarak yapılan düzenli seçimlerle iktidarın belirlendiği bir sistemdir.
  • Liberal demokrasi rekabete dayanan seçimlerle sürdürülür. Rekabet siyasi çoğulculuk, hoşgörü ve çatışan fikirlerin özgür bir biçimde var olabilmesi ile gerçekleştirilir.
  • Liberal demokraside, devlet ile sivil toplum arasında açık bir ayrım vardır. Bu ayrımın ekonomik hayatın piyasa kurallarına göre organizasyonu ve özerk grup ve çıkarların meşru kabul edilmesi şartına dayanır.

Sartori, liberal demokrasinin iki unsurdan meydana geldiğini söylemektedir. Birinci unsur halkı özgürleştirmek, ikincisi ise halkı yetkilendirmektir. Bunlardan birincisini ön şart olarak kabul etmek, liberal demokrasinin ayırıcı özelliği olmaktadır. (4)

Anayasal Demokrasi

Anayasal demokrasi, liberal demokrasi dünyasının ürettiği bir kavramdır. Siyasi özgürlükleri garanti altına almak için devlet anayasa teknikleriyle sınırlandırılmaktadır. Anayasal demokrasi, devleti bu amaçla sınırlamaya çalışan ve bunu anayasal normlara dönüştüren bir anlayışı ifade etmektedir. Anayasal demokrasi, halkın yönetimi yerine “özgür halkın yönetimi”ni ortaya koymaktadır. Demokrasi, sadece iktidarın kaynağının kimde olduğu sorusuna bir cevaptan ibaret değildir; aynı zamanda iktidarın denetimini de ifade etmektedir.

Anayasal demokrasi bireysel hak ve özgürlükleri hukuk güvencesine alan, böylelikle çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünü yargı aracılığıyla engelleyen kurumsal bir çözümü yansıtmaktadır. Anayasanın bağlayıcılığı ve hukukun üstünlüğü, demokrasinin çoğunluk rejimi olmasını makul sınırlar içinde tutmaya yarayan önemli bir ilke ve araç olmaktadır. Temel insan haklarının garanti altına alınmasının en kestirme ve etkili yöntemi de budur. (4)

Sonuç Yerine 

Demokrasinin kavram olarak şartlara ve zamana göre değişebildiği buna göre de farklı kuramlara konu olduğunu kabul etmek gerekir. Kuşkusuz demokrasi gibi bir kavramı ölçmek ve en iyi olanı bulmak kolay olmamaktadır. Bu gibi farklılıklar, o toplumun içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlar ve toplumsal aktörlerin değişikliğinden kaynaklanmaktadır. Modern demokrasi kuramlarının dayandığı tezlere bakıldığında, her birinin kendine göre olumlu veya olumsuz tarafları olabildiği gibi, uygulamada başarı şansının yine toplumdan topluma değişebildiği açıktır.

Modern demokrasi kuramlarının “realist”, Normatif demokrasi kuramlarının “idealist” bakış açılarının yanında gözden kaçırılmaması gereken nokta, otoriter yönetim biçimiyle demokratik yönetim biçimi arasındaki temel farklıkta ortaya çıkmaktadır. Demokrasi kavramı; kuramlarına göre farklı yorumlanabilen bir yapıda olsa da demokrasi tipi ne olursa olsun önemli olan husus, demokrasinin varlığından söz edebilmek için uygulamada gerekli olan demokrasinin temel ilkeleridir. Demokrasi’nin olmazsa olmaz ilkelerinden olan özgürlük yani “düşünce özgürlüğü” hiçbir biçimde göz ardı edilemeyeceği gibi eşitlik denilince de “sosyal eşitlik” var olduğu sürece demokrasi işlev kazanabilir.

Yine aynı biçimde bir toplumda siyasal temsil ve siyasal katılım ilkeleri toplumdan topluma değişemeyecek kadar önemli ve dahası demokrasiyi var eden şartlardır. Temel haklar söz konusu olduğu zaman demokratik yönetim biçiminde en öne çıkan kavram olan insan hakları ise; demokratik yönetimlerde kuşkusuz en önemli yere sahiptir. Sonuçta hangi demokrasi biçimi söz konusu olursa olsun, demokrasiyi var eden bu temel ilkelere ne kadar çok yaklaşılırsa o kadar çok demokratik yönetim biçiminden bahsedilebilir.

[irp posts=”32798″ name=”Demokrasilerde Savaş ve Barış Sorunları: Demokratik Barış Teorisi”]

[vc_toggle title=”KAYNAK”]

Kaynaklar 

  • (1) Schultz David, Tannenbaum G. Donald, Siyasi Düşünce Tarihi, Adres Yayınları, Ankara, 2010
  • (2) Schmidt G.Manfred, Demokrasi Kuramlarına Giriş, Vadi Yayınları, Ankara, 2002
  • (3) Touqeville De Alexis, Amerika’da Demokrasi, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları, İstanbul, 1992
  • (4) Erdoğan, Mustafa, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2001
  • (5) Özgüç Orhan, J.J.Rousseau’da Genel İrade Kavramı, Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, S.14, Ankara, 2012

[/vc_toggle]