Balkanlar’da bulunan Bosna, coğrafi konumu dolayısıyla birçok zaman devletlerin hedefinde olmuştur. Orta Avrupa sınırında ve Adriyatik Denizi kıyısı sayılabilecek bir bölgede bulunan Bosna, etrafındaki Avrupa siyasetinde söz sahibi bazı devletlerin de varlığından dolayı stratejik bir askeri üs niteliği taşımaktaydı. Bosna’nın son Kralı Tomaşević, Macar egemenliğini tanıdı ve II. Mehmed’in 1459’da fethettiği Sırp topraklarında hak iddia etti. Bazı kalelerini de Macar emrine verince 1463 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. Bu tarihte Osmanlı egemenliğine giren ve 1878 Berlin Antlaşması’yla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hakimiyeti içerisinde kendisine yer bulan Bosna’da, Osmanlı’nın güçten düştüğü zamanlarda çıkan çeşitli isyanlar ve daha sonra bölgenin tamamen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na kalması, varlıklarını bu bölgede devam ettiremeyen bazı Bosnalıları bu topraklardan göç etmeye zorlamıştır. Bu yazıda Bosna göçleri ve göç yolları incelenecektir.
Bosna Göçleri’nin Temel Dinamikleri
1) Kara Yorgi ve Büyük Sırbistan Meselesi
Kara Yorgi
Bosna, Osmanlı Devleti XIX. yüzyılda güç kaybetse de bir Müslüman devlet hüviyetinde bulunduğundan dolayı burada isyanlar gerçekleşmemişti. Hatta civardaki yerleşim yerlerinden Bosna’ya (genellikle Müslüman) göçleri gerçekleşmekteydi. Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarında etkisi oldukça görülen milliyetçilik akımının yansımaları, bu topraklarda emelleri olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Rus Çarlığı’nın kışkırtmalarıyla daha da artıyordu. Aslen domuz tüccarı olan Kara Yorgi, “Büyük Sırbistan” ideali için isyan ettiğinde Bosna Hristiyanlarıyla irtibata geçip ortak hareket etmişti. Öyle ki bölgesel isyanlar hızlanmaya başlamış; Osmanlı Padişahı III. Selim, devletin bir yandan da savaşlarla uğraşmasından dolayı isyancılarla anlaşma yoluna gitmeyi denemiştir. Devletin bu kadar pasif kaldığı bir dönemde Kara Yorgi ve çetesi, Bosna’da sözlerine uygun hareket etmeyenlerin, büyük çoğunlukla Müslümanların olmak üzere evlerini yağmalıyor ve insanları katlediyorlardı. Hatta bu süreçte Belgrad, fiilen Kara Yorgi ve çetesinin yönetimine geçmişti.
Bu Sırp çetelerinin faaliyetlerinin yanında Fransa egemenliğindeki Dalmaçya’dan yönelen Hırvat çetelerinin baskınlarıyla da karşılaşan Bosnalıların yaşam hakları ellerinden alınmaya başlanmıştı. Bu durum, Bosnalılar için özgürce yaşamaya devam edecekleri başka topraklara göç etmek anlamına geliyordu.
2) Antlaşma Maddelerinde Bosna
Osmanlı Devleti’nin Rusya ile mücadelesinin XIX. yüzyıl safhası, genellikle Rusya lehine sonuçların alınmaya başlandığı bir dönemdir. Bu dönemde askeri olarak Rusya karşısında bir varlık gösteremeyen Osmanlı Devleti, tarihte 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda ağır bir hezimete uğramıştır. Öyle ki Rus ordularının bir kısmı Yeşilköy (Ayastefanos) önlerine, diğer kısmı Erzurum önlerine ulaşmıştı. Bu durum sonucunda barışı isteyen taraf olan Osmanlı Devleti’nin yapabileceği tek şey antlaşma şartlarını kabul etmekti. Ayastefanos ismiyle imzalanan antlaşmada, savaş tazminatı ve Boğazlar meselesi hariç tüm konular Balkanlar üzerine yoğunlaşmıştı. Bu maddelerden birisi de spesifik olarak Bosna üzerineydi. Madde, Bosna-Hersek’in bağımsızlığının tanınması ve yeterli derecede tazminat ödenmesini içeriyordu. Bunun haricindeki maddelerde ise Bulgar Prensliği’nin kurulması ve Türk askerlerinin bölgeden çekilmesi, Karadağ, Romanya ve Sırbistan’ın bağımsızlığını kapsıyordu. Bu durum, Rusya’nın Balkanlar’daki etkinlik gücünü çok artıracağından İngiltere tarafından, Balkanlar’da elde etmeyi planladığı gücün önünü kesecek olması nedeniyle (Bulgaristan’ın kurulması) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından kabul görmedi. Ayrıca bağımsızlık verilmesi planlanan Sırbistan, Bosna-Hersek ve bir kısım Makedonya topraklarını istiyordu. Bu anlaşmazlık üzerine Berlin’de bir kongre toplandı. Bu kongrede İngiltere, Kıbrıs Adası’nın üs olarak kullanılması izni karşılığında Osmanlı’nın haklarını savunacağını taahhüt etti. Bu şart Osmanlı Devleti tarafından kabul edildi.
1878 yılında Avrupa haritası
Kongre sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’yla birlikte Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı bir önceki antlaşmaya göre daha iyi şartları barındırsa da devletin buradaki varlığını ciddi kayıplara uğrattı. Bu antlaşmada da spesifik olarak Bosna’yı ilgilendiren bir madde vardı: Bosna ve Hersek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilecekti. Padişah’ın adının hutbede okunması vesilesiyle bölge imtiyazlı bir statüde görünmektedir. Bosna Valisi Ahmed Mazhar Paşa’nın buradan ayrılması ile Osmanlı yönetimi fiilen sona ermiş ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu egemenliği başlamıştır. (1878)
3) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Dönemi
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna’nın işgal edilmediğini, yıkımların tamiri için burada olduklarını bildiren ilanlar yayınlamıştır. Bu ilanlarla Bosna’da çıkabilecek potansiyel isyanların önü alınmaya çalışılıyordu. Ancak bu devletin işgal amaçlı olarak burada olduğunun bilincinde olan bazı Bosnalılar bu durumu protesto ettiler. Ortodoks ve Müslümanların oluşturduğu grup, daha sonra ise çeteler halinde mücadeleye başladılar. Bu mücadele Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu üç ay kadar engelleyebildi, ardından bölgeye hâkim oldular. Bosnalılar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından bu beklenmedik karşı koymanın bedelini önce sıkıyönetim, ardından ise yoğun baskılarla ödediler. Öyle ki Kara Yorgi ve çetesinin baskı dönemine geri dönülmüş ve insanlar canlarını koruyamaz hale gelmişlerdir. Bu olaylar, insanları göçe zorlayan ciddi bir sebepti. Ayrıca 1879 yılına gelindiğinde ise Osmanlı Devleti, Bosna’nın yönetimini tamamen Avusturya-Macaristan’a devretmişti.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ikili monarşiyle yönetiliyor olması Bosna- Hersek’in siyasi varlığının resmî olarak hangi devlete bağlı olacağı noktasında çeşitli sorunlar yarattı. Macaristan, bölgenin Hırvat topraklarına eklenmesini istese de Avusturya bölgenin kendilerine eklenmesini talep etmekteydi. Ancak ne Hırvatların bu denli güçlenmesi ne de Bosna-Hersek’in ikili monarşi devletlerinden biri tarafından ilhak edilerek hassas dengelerin bozulması göze alınmadı. Bu meseleye çözüm olarak Bosna-Hersek İmparatora ve Ortak Maliye Bakanlığı’na bağlandı. Bosna, İmparatorluk toprağı yapılmış oldu. İmparatorluk, ülkeyi kolaca idare edebilmek için Müslüman-Sırp düşmanlığını körüklüyordu. Diğer taraftan da Müslümanlar üzerinde nüfuz kazanmak amacıyla, Müslümanların Hilâfet makamıyla bağlarını koparmamaya önem veriliyordu. Bu amaçla 1882 yılında bir başkan ve dört üyeden oluşan beş kişilik bir Ulema Meclisi oluşturuldu. Bu heyetin üyelerini İmparatorluk atıyor olduğu için Bosnalıların dini üzerinde söz sahibi olma amaçlarına ulaştıkları söylenebilir. Ayrıca oluşturulan Evkaf Komisyonu’yla da bölgedeki vakıflar ve gelirleri kontrol altına alındı.
1914 yılında Avusturya -Macaristan İmparatorluğu’nun haritası
Evkaf Komisyonu’nun kurulma amacı bölgedeki Müslüman nüfusu buradan uzaklaştırmak; bir başka deyişle sürmekti. Bu amaç doğrultusunda komisyon, varlıklı Müslümanların mallarına el koymaya başladı, eski vergileri on misline yükseltti ve vergisini ödeyemeyenlerin topraklarını ellerinden aldı. Ayrıca çeşitli makamlarda bulunan Bosnalılar, makamlarından alınarak yerlerine İmparatorluk yanlısı kimseler getirildi. Bu olaylardan sonra da Müslüman kadınları kaçırma ve (Müslümanlar için) din değiştirmeye zorlama gibi işler de baş gösterince, Bosnalılar için göç, kaçınılmaz hale geldi.
Göç Yolları
İmparatorluk işgale başladıktan ve ardından Müslümanları askere alma kanunu çıktıktan sonra topluluklar halinde göç etmek isteyen Bosnalıların sayısı yaklaşık dört yüz bin kişiydi. Osmanlı Devleti, bu büyüklükte bir göçün masraflarını ve iskanlarını karşılayamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti açısından Bosna-Hersek sınırları içerisinde Müslüman nüfusun çok sayıda bulunması, Padişah’ın aynı zamanda halife olmasından dolayı stratejik bir önem arz ediyordu. Bu nedenlerden dolayı toplu göç edilmemesi kararlaştırılsa da göç etmek isteyenlerin Selanik limanından askeri nakliye vapurlarıyla Anadolu’ya geçirilmeleri ve masraflarının devlet hazinesinden karşılanması kararlaştırılmıştır. Bu, göç yollarından birisidir.
1900 yılında Osmanlı haritası üzerinde Bosna Hersek’in konumu
1900 yılı itibariyle göç sayısı zirve noktasına ulaşmıştır. Bu yıl, göç edenlerin sayısı yüz elli bin ile üç yüz bin arasında tahmin edilmektedir. Kimi İstanbul ve diğer şehirlere girenlerin çeşitli ihtiyaçları karşılandığı için kaydı tutulduysa da kendi imkanlarıyla gelen veya bölge halkının/bir akrabanın yardımıyla gelip yerleşenlerin kaydı tutulamamıştır çünkü göçler ve göç yolları gelişigüzel bir şekilde belirlenmiş, tespit edilememiştir.
Bosnalılar için ciddi baskıların başladığı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde Bosnalılar için mal, namus ve canlarını korumanın zorlaştığı dönemde Bosnalılar önce Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Yeni Pazar’a geçti. Bir bölüm ise Karadağ üzerinden İşkodra ve Kosova vilayetlerine gitti. Ayrıca Sava ve Tuna Nehri yoluyla Karadeniz limanları üzerinden İstanbul’a ulaşan Bosnalılar da vardır. Bu yollar da göçün diğer güzergahlarıdır. Bu göçlerden bir süre sonra göç edenlerin neredeyse yarısı Bosna’ya geri dönmüşlerdir. Bosnalılar bunca göçe rağmen Bosna’nın demografik yapısının önemli bir parçası olmaya devam etmiştir. Ancak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 5 Ekim 1908 tarihinde Bosna-Hersek’i ilhak etmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu ilhaka tepkisi ise protesto seviyesinde kalmıştır ancak protesto bir sonuç vermemiştir ve Osmanlı Devleti ilhak kararını Nisan 1909’da kabul etmek durumunda kalmıştır. İlhak kararının ardından yalnızca 1910 yılında on yedi bin Bosnalı daha Osmanlı topraklarına göç etmiştir.
Sonuç
Osmanlı Devleti’nin askeri teknolojide güçsüzleşmesi ve peş peşe gerçekleşen savaşlardan mağlubiyetlerle ayrılması, imzalanan antlaşmaların bedellerini artmıştır. XIX. yüzyıla gelindiğinde -sonradan geçersiz sayılacak- Ayastefanos Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığı sona ermiş oluyordu. Bu durumda Osmanlı hükûmetinin Balkanlar’da yaşayan Müslümanları koruyabilecek pek bir gücü yoktu. Osmanlı Devleti, kaybedilen topraklarda yaşayan Müslümanların eziyet çekmelerini engellemek ve Müslümanların haklarının korunması adına dünyada kamuoyu oluşturabilecek bir diplomatik güce sahip olmadığı için bu topraklarda yaşayan Müslümanlar, “anavatan” olarak gördükleri, refah içinde yaşayabilecekleri topraklara göç etmişlerdir.
Onur Karabağ
Stratejik Ortak Misafir Yazar
[vc_toggle title=”KAYNAK”]
ASLANTAŞ, S. (2005). Sırp İsyanlarına Giden Yol (1788-1804). Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları (HÜTAD), (3), 115-145. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/turkiyat/issue/16673/330717
TUNA, Y. (2019). Osmanlı – Rus Savaşı (93 Harbi). Anadolu Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 1 (2), 1-10. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/anadoluakademi/issue/47554/600648
EMGİLİ, FAHRİYE., “BOSNA-HERSEK’TEN TÜRKİYE’YE GÖÇ (1878-1934)”, Ankara: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2011.
DEMİREL, M. (2010). TÜRKİYE’DE BOSNA GÖÇMENLERİ. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 12 (2), 285-306. Retrieved from https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunisosbil/issue/2822/38079
Bir siyaset biçimi olan dış politika, bir devletin sınırları ötesindeki devletlere uyguladığı siyasete verilen isimdir. Dış politika devletlerin sosyoloji, ekonomi, eğitim, kamu yönetimi, tarih ve coğrafya gibi alanlarıyla doğrudan ilişkilidir. ABD’nin ilk dış politika doktrinini James Monroe ilan etmiştir. Bu doktrin ‘’Monroe Doktrini’’ olarak tanımlanırken, ABD tarihinde Monroe Doktrini gibi önemli birçok dış politika doktrini vardır. Bu yazıda ABD’nin 5 önemli dış politika doktrinini inceleyeceğiz.
1) Monroe Doktrini
ABD Başkanı James Monroe, 2 Aralık 1823’te bu doktrini kongreye sunmuştur. Bu doktrine göre ABD, Avrupa’daki olaylara karışmayacak ve Avrupalı güçlerin Amerika kıtasındaki varlığına saygı gösterecek; Avrupa devletleri de Latin Amerika’da ortaya çıkan cumhuriyetler üzerinde yeni bir sömürge politikası gütmeyecektir. Amerika ‘’Yalnızlık Politikası’’ ile Avrupalı devletleri Amerika’dan uzak tutmak istemiştir. Doktrin ilk bakışta Amerikalıların savunmasını amaçlamakla birlikte ABD’nin ilerideki yayılma hareketlerine bir hazırlık imkânı da oluşturmuştur. Ayrıca 1904 yılında Roosevelt, bu doktrine eklemeler yapmıştır. Bu eklemeler sayesinde, Amerika’nın 20’nci yüzyılda izleyeceği Latin Amerika politikaları için, eli daha fazla güçlenmiştir. Buna göre; Avrupalı devletler Amerikan kıtasının kuzeyini, ortasını ve güneyini olmak üzere, Karayip ( Caribbean) adaları da dahil, işgal edemeyecekler. Bu durumda Amerika, bu kıta’da kendi dış politikasını uygulayacaktır ve bu kıtaya yapılacak herhangi bir müdaheleyi de Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kendi için bir milli güvenlik tehditi olarak algılayacaktır. Amerika, bu doktrin sayesinde kendinde bu kıtadaki tüm ülkeleri işgal etme ve onların ekonomik ilişkilerine müdahele etme hakkı buluyordu.
James Monroe
2) Truman Doktrini
Truman Doktrini, 1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry Truman tarafından Sovyet tehdidine karşı hazırlanmış plandır. Truman Doktrini, Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası politikasının değiştiğini ve Sovyet karşıtlığının bu yeni politikada temel esas olduğunu ilan etmiştir. ABD Başkanı Harry S. Truman, doktrinini geliştirirken somut olarak İngiliz birliklerinin Yunanistan’dan çekilmesinden sonra Yunanistan’da sosyalistlerin ağırlıkta olduğu bir hükûmetin kurulmasını ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye’den Boğazlar’da üs, Doğu Anadolu’dan toprak istemesini gerekçe olarak göstermiştir. Dolayısıyla Truman Doktrininin amacı, kısaca ifade edecek olursak; ABD’nin kendisi ve Batı Avrupa için yaşamsal önemi olan Orta Doğu‘da, Sovyetler Birliği’nin etkin olma çabasının önüne geçmek istemesidir.
3) Carter Doktrini
Carter Doktrini, ABD Başkanı Jimmy Carter tarafından 23 Ocak 1980 tarihinde açıklanmıştır. ABD’nin ulusal çıkarlarını korumak için İran Körfezinde gerekirse askeri güç kullanmaktan kaçınmayacağı yolundaki politikaya verilen isimdir. Bu, ABD’nin, Soğuk Savaş dönemindeki rakibi SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesine gösterdiği bir tepkidir. Aynı zamanda SSCB’nin Basra Körfezi’nde nüfuz tesis etme gayretlerine karşı yapılan bir meydan okumadır. ABD bu doktrinle askeri güvenlik şemsiyesini Körfez bölgesini de kapsayacak biçimde genişletmiştir.
4) Reagan Doktrini
Reagan Doktrini, ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Soğuk Savaş’ın son yıllarında Sovyetler Birliği ve komünistlerin dünya üzerindeki etkisini kırmayı amaçlayan bir dış politika stratejisiydi. Bu doktrin, 1980’lerden Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılına kadar ABD dış politikasının merkezi olmuştur. Reagan Doktrini çerçevesinde ABD Sovyetler Birliği destekli Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki sosyalist ülkelerdeki antikomünist direniş hareketlerine açık ve gizli destek vermiştir.
5) Bush Doktrini
Bush Doktrini, ABD Başkanı George W. Bush tarafından ortaya konan çeşitli dış politika ilkelerini içeren bir doktrindir. 11 Eylül saldırılarından sonra geliştirilmiştir. 20 Eylül 2002 tarihinde George W. Bush imzasıyla yayınlanan Yeni Amerikan Millî Güvenlik Stratejisi’ne göre; ileride problem çıkarabileceği düşünülen her oluşum ya da ülkeye karşı karşı nerede olursa olsun “vurulmadan önce vurma” felsefesi çerçevesinde karşılık verilmeli ve gerekirse düşman devletlerdeki rejimler değiştirilmelidir. Afganistan Savaşı da bu doktrin kapsamında yapılmıştır.
V-2 gelişim sürecinde birçok teknik sorunu çözüme kavuşturan Wernher von Braun ve ekibi Nazi diktasının sonu yaklaştıkça daha yabancı oldukları sorunlara yelken açıyorlardı; politik komplolar…
Uzun sürecin sonunda, V-2 roketleri henüz kullanıma başlanmışken daha en başından beri von Braun’un üzerinde olan istihbaratçı gözlerin raporları doğrultusunda von Braun ve ekibi komünist sempatizanı olarak mimlenmişlerdi bile. Bu raporlara göre von Braun ve iş arkadaşları bir akşam evde otururlarken “savaşın pek iyi gitmediği ve bir silah üretimi yerine bir uzay gemisi inşasında görev almadıkları için olan pişmanlıkları” üzerine olan konuşmalar yapmışlardı. Bu rapor direkt olarak Nazi yenilgisi isteyen bir tutum olarak yorumlandı. Wernher von Braun’un hükumet tarafından verilmiş uçağıyla İngiltere’ye kaçacağı düşünüldü ve von Braun apar topar gözaltına alındı. Öyle ki von Braun’un neden tutuklandığını öğrenmesi 2 hafta sürecekti.
V-2 roketleri
Walter Dornberger’ın yerel istihbarat şefleri üzerinden von Braun’un şartlı tahliyesi için çabaları ve Albert Speer’in Hitler’i, V-2 programının devam ettirilebilmesi ya da Rheinbote projesi için (Ki bu proje hemen herkesin bildiği üzere von Braun olmadan yapılması imkansız olan kısa menzilli füze projesiydi.) çalışması amacıyla, ikna etmesi sonucu salıverildi.
Von Braun ve ekibinin savaş konusundaki düşünceleri doğruydu. Savaş kaybediliyordu ve bir şeyler yapmaları lazımdı. Ekibi ile yaptığı görüşmelerde Sovyet veya Amerikan güçlerine teslim konusunu tartıştılar. Sovyetlerin savaş esirlerine olan kötü tutumlarını duymuşlardı. Sovyetler yerine Amerikan güçlerine teslim olmaya karar verdiler.
Tabii ki tüm müttefik kuvvetler ellerinden geldiğince hızlı bir şekilde savaş ganimetine ulaşabilme çabasındaydı; Alman bilim insanları… Bu uğurda müttefik kuvvetler arasında tam anlamında bir yarış söz konusu olmuştur.
450 kişiye yakın bilim ekibi Bavyera Alplerindeki Oberammergau şehrine gitme emri aldılar. Burada SS birlikleri vardı ve olası bir kuşatmada tüm bilim ekibinin infazı mümkündü. Bu emir karşısında von Braun SS liderlerini trenle yolculuğun Amerikan bombardımanına uğrayacağına, bunu yerine bilim insanlarının çevredeki köylere dağıtılması emri vermesinin daha mantıklı olacağına ikna etti. Buradan Dornberger, Von Braun ve ekibindeki birçok bilim insanı Avusturya’ya kaçmayı başardılar. Burada Amerikan birliklerine denk gelen ekip von Braun’un kardeşi ve roket mühendisi olan Magnus’un kötü bir İngilizce ile bir Amerikan askerine “Ben Magnus von Braun. Kardeşim V-2 roketlerini geliştirdi. Teslim olmak istiyoruz.” şeklinde çağırması üzerine fark edildiler.
Dornberger ve Von Braun
Nihayetinde başta von Braun olmak üzere V-2 mühendislerinin çoğu Amerikan askerleri tarafından Paperclip operasyonu kapsamında teslim alındı. Toplamda ele geçirilen Alman bilim insanı ve teknik elemanların sayısı 700’e ulaşmıştır. Amerikalılar bilim insanlarının sorgularından hareketle İngiliz bölgesinde kalan Almanya topraklarında miktarı 14 tona ulaşan V-2 dökümanları ele geçirildi.
Daha V-2 programının başlarından beri benzer teknolojiye sahip olmak isteyen ABD, hızla ekibi kendi araştırma tesislerinde çalıştırmaya başladı. Gözetim altında tutulduğu 1945’ten 1958’e dek tek görevi V-2 roketleri hakkındaki metotları, fikirleri ve yöntemleri Amerikalı bilim insanlarına anlatmaktı.
Von Braun’un çalışmalarının aksine ABD’li mühendisler Vanguard füzelerini geliştirmeye devam ediyordu. Yüksek masraflarına rağmen proje devamlı kazalar yaşadı ve sekteye uğradı. 1957’de Sovyetlerin R-7 füzesiyle Sputnik 1’i fırlatmaları ve aynı roketin ABD topraklarına bir termonükleer savaş başlığı taşıyabileceği düşüncesi üzerine ABD tüm bu süreç sırasında Jupiter roketlerinin tasarımıyla uğraşan von Braun ve ekibini aktif göreve getirme kararı aldı.
Hızla çalışmalara başlayan ekip Ocak 1958’de Juno-1 ile yörüngeye ilk ABD uydusunu taşımayı başardı. Böylece ABD uzay yarışına tekrar dahil olmuştu.
Jupiter roketleri von Braun’un Saturn V yolculuğunda bir başka adımdı. Sonraları kendisi bu roketleri “Bebek Saturn” olarak tanımlayacaktı.
Saturn projesinin ismi Jüpiter’den hemen sonraki gezegen olduğu için verilmişti. Tasarımın kökleri doğrudan Jupiter roketleriydi.
Saturn V
Geliştirme aşamaları boyunca üretilen ve her biri öncekinden daha büyük tasarlanan 5 prototipin sonuncusu olan Saturn V 1968-72 yıllarında kullan at olarak hizmet vermiş, 12 ayrı astronotu Ay’a götürmüştür. Halen kullanılabilmiş en ağır uzay aracı rekorunu elinde barındırır ve fırlatmaların hiçbirinde kaza geçirmemiştir. Saturn V uzay yarışının net bir şekilde ABD tarafından kazanılmasını sağladı.
Wernher von Braun 1955’te Amerikan vatandaşı oldu. 1977 yılında pankreas kanserinden öldü.
Saturn-V uzay yarışının en önemli aktörü oldu. Uzay yarışının önemini yitirnesiyle yerini daha ucuz roket sistemlerine bıraktı.
Wernher von Braun, V-2 ve Saturn V’in ortak mirası günümüz dünyasında büyük yer edindi. Modern askeri teknolojiler, astronomi ve haberleşmeye olan katkılarıyla unutulmaması gereken bir tarih bıraktılar…
[vc_toggle title=”KAYNAK”]
Ward, Bob (2005). Dr. Space: The Life of Wernher von Braun.
1900 yılında yayınlanan bir karikatür, Rus Çarlığı’nın yayılmacılığının uluslararası arenada algılanışı.
Bu resim 1960’lardan Rus yayılmacılığının uluslararası arenada yansıması.
Bu son karikatür ise uluslararası güvenlik paradigmaları bağlamında Batı’nın geçen yıllar boyunca farklı şekillerde bir düşman oluşturarak “kolektif savunma ve kolektif güvenlik” kavramlarını hep canlı tutmuştur.
Yukarıda vermek istediğim mesaj aslında uluslararası güvenliğin uluslararası ilişkiler ve güvenlik konularına olan etkisi idi. 1900’lerde Batı için Rusya, uluslararası güvenliği tehdit eder hale gelmişti. Bu tehlike algısı bütün tarihin serüvenini etkiledi. Konuyu anlatmadan önce kavramsal şema çizmek gerekir. Önce güvenlik kavramının en genel biçimde nasıl anlaşıldığını görmek gerekir. Yani tehdidin veya korkunun alt edilebilirliği insanı güvende hissettirir. Güvenlik; tehditlerden, korkulardan ve tehlikelerden uzak olmak anlamına gelmektedir (Karabulut, 2015) .
Bu kavramsal şema çizilirken de dikkat etmemiz gereken ilkeler vardır. Birincisi; öncelikle insanın, varlık olarak güven içinde yaşama ihtiyacını ön kabul olarak almalıyız. Şüphesiz ki insan toplumsal hayatı içinde güven duygusuyla hareket ederse potansiyelini daha iyi ortaya koyabilir, sorunları çözmek daha kolay olur. İnsanlık var olduğundan beri güvenliği için çalışır. Birkaç insan dünyada yaşarken bile güvenlik bir problemdi, gerekli olan bir durumdu.
İkincisi; insanların güvenliklerinin yanında toplumun da güvenliği vardır. Toplum; meşru olarak güvenlik talep eder, bu meşruluğun kaynağı genelin iradesi değildir ancak genelin müzakeresinden çıkan bir karardır. (Habermas, 2018)
Üçüncüsü ise toplumların güvenlik algıları olduğu gibi devletlerin ve uluslararası kurum ve kuruluşların da güvenlik algıları vardır. Farklı yorum değerlerine sahip olsalar da bunlar ulusal boyutta olan güvenlik algılarından ve normlardan daha geniş ve kompleks bir perspektife sahiptir.
Ancak tabi ki tam güvenlik denen durum pratik anlamda mümkün değildir. Güvenlik kavramına yorumlar değişse de tamamen güvenin geçerli olduğu bir durum ütopiktir (Karabulut, 2015).
Güvenlik subjektif bir anlam içermektedir. İnsanlar tarafından yorumlanır. Tehlike ya da tehdit olmaması değerlere bağlıdır. Bir grup için tehdit olan durum başka bir grup için önemsiz bir durum oluşturabilir. Carlo Masala’nın dediği güvenlik “devlet”, “hükümet” ve “hükümet dışı kurumların” karar alma seçeneklerini kısıtlayan tehditlerle mücadelede yetersiz kalmaktadır. Uluslararası güvenlik anlamında bakarsak ise Muhammed Ayoob’un yorumu çok önemlidir; devletlerin sahip olduğu değerlere, ülkesel ve kurumsal yapıya ve rejime yönelik herhangi bir tehdidin olmaması durumudur (Karabulut, 2015).
Carlo Masala
Dışsal-içsel, fiziksel-psikolojik vb şekillerde tehditler ve tehlikeler güvenlik paradigmalarının özünü oluştururlar. Öncelikle günümüzde popülerliği artan şekliyle “terörizm” olgusundan örnek verelim. Hobsbawn’ın değindiği “radikal dinci terörizm” küreselleşmeyle beraber tehdit algısının nasıl değiştiğini açıklamaktadır. Hobsbawn’a göre küreselleşme terörizmin yayılışını artırmaktadır. Bu nedenle bölgesel veya uluslar tehditler çok hızlı ve etkin bir şekilde uluslararası tehditlere dönüşebilmektedir.
Güvenlik kavramının geniş kitlelere ve küresel bağlamda incelenmesi de uluslararası güvenlik kavramının özünü oluşturur. Kitleler uluslararası düzeyde incelenmelidir. Geçmiş on yıllarda radikal dinci terör bu kadar yayılabilen ve geniş kitlelere ulaşabilen -görece- bir olgu değildi; bugün görüyoruz ki bu algı değişti. Devletlerin küreselleşmeye bakışı da bu şekilde farklı bir yöne doğru evrilmektedir.
Uluslararası ve ulusal güvenlik arasında kimi zaman bir gerilim olduğu vurgulanır. Ancak uzmanların bazıları bunları kabul etmez. Bu uzmanlar devlete ve devletlerarası güvenliğe yapılan vurgunun, özellikle Soğuk Savaş sonrası yaşanan değişimleri göz ardı ettiğini söylerler. Bazıları için toplumsal daha doğru ifadeyle ulusal güvenlik daha önemli iken bazıları için uluslararası güvenlik daha önceliklidir (Baylis, 2008).
Bu tartışma uluslararası güvenlik ve ulusal güvenlik arasındaki ilişkisine vurgu yapmaktadır. Soğuk Savaş sonrası uluslararası güvenlik istenen seviyeye gelmesi gerekirken tek kutuplu ve demokratik bir düzene doğru evrilmesi gerekirken istenen küreselleşme terörizmin ve krizlerin küreselleşmesini de sağlamıştır. Güvenlik derken bunu sadece çatışma anlamında düşünmemek lazım. Bugün içinde bulunduğumuz salgın döneminde devletlerin uluslararası güvenlik konusunda Soğuk Savaş’ın nükleer çatışma riskinden daha kötü bir dönem atlatmaktadır. Salgın olgusu tek başına düşünüldüğünde uluslararası güvenliğin bir durumu olarak görülemeyebilir ancak Çin-ABD arası krizin yükselmesi, ticari ve askeri ortaklıkların salgın nedeniyle sekteye uğraması, bazı diplomatik kurumların yürütülmesinde aksamaların yaşanması gibi nedenler güvenlik açıklarını da beraberinde getirmektedir.
Uluslararası Güvenlik ve Tehdit Algısı
Uluslararası güvenlik olgusu rasyonel bağlamda bakılırsa Weber’in otorite tanımlamaları içerisinde de yorumlanabilir. Uluslararası kurum ve kuruluşlar toplumları doğrudan temsil etmezler. Bu örgütler belli bir iktidarı ve böylelikle bir otoriteyi temsil eder. Bu nedenle uluslararası toplumda dominant olan otoriteler uluslararası güvenlik bağlamlarını da değiştirebilir. Uluslararası bağlamın değişmesi, ulusal bağlamı da değiştirir. Güvenlik algıları dönemsel ya da kalıcı olarak değişebilir. Uluslararası güvenlik paradigmalarının bu şekilde değişimine örnekler verebiliriz. Soğuk Savaş döneminde Batı dünyası için “Komünizm” bir şeytandı. Ancak 1991’de Sovyet Komünizm’inin yıkılması uluslararası güvenlik ortamında Sovyet karşıtlığı merkezli bağlantıları ve kurumları tamamen yok etmemiştir. Örneğin; NATO yani Kuzey Atlantik İşbirliği Örgütü hala işbirliğine devam etmektedir. Uluslararası toplum küresel değişimlere bu şekilde evrilir ya da dönüşür.
Peki neden uluslararası güvenlik bu kadar önemli hale geldi? (Baylis, 2008) Baylis’in makalesinde bu durum uluslararası terörizm, nükleer kaza riski, küresel ısınma, küresel ekonomik kriz vb tehlikeler içeren bir olgunun yerleşmesinin uluslararası güvenliği hassas hale getirdiğini söylemektedir. Bu olgu ” küreselleşmedir “.
Ulusal güvenlik algısının değişimi de uluslararası güvenlik denen olguyu etkilemektedir. Uluslararası güvenlik bölgesel ve ulusal denklemleri değiştirebilen bir üst formdur aslında. Ulusal-uluslararası farklılaşması bundan dolayıdır. Bu farklılaşmaya çok güzel bir örnek Mısır’da yaşanmıştır. Mısır, II. Dünya Savaşı süreci boyunca Nazi hükümetini destekleyici bir politika gütmüştür. Savaş bittikten sonra bile gerçekten soykırım olmadığı bunun küresel Yahudi merkezli bir örgüt tarafından yapıldığı iddiaları ortaya atılmıştır. Nazi hükümeti Mısır’da partilerle ortak programlar ortaya koymuştur. Bu dönemde Yahudiler kızıl komunistler olarak görülmüş ve katliamları hoş görülmüştür. Ancak uluslararası sistem Nazilerin yıkımından sonra Sovyetler Birliği ve ABD arasında iki kutuplu bir düzene evrilmiştir. Sovyetler, Süveyş Kanalı’nın 1956 yılında millileştirilmesinde Mısır’daki Nasır hükümetini desteklemiş ve Mısır’da Sovyetler Birliği aleyhtarlığı kesilmiştir. Bu dönemde Mısırlılar Yahudileri Nazi işbirlikçisi olarak tanıtmış ve komünist ifadesi yerine faşist ve ırkçı Yahudi terimleri yerleşmiştir (Lewis, 2018). Düşman görülen Sovyetler bir anda dost ve müttefik olmuşlardır. İşte uluslararası ilişkilerin uluslararası güvenlik kavramına addettiği önem hakkında güzel bir örnek budur.
Adil İnce
Stratejik Ortak Misafir Yazar
[vc_toggle title=”KAYNAK”]
Baylis, J. (2008). Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kavramı. Uluslararası İlişkiler Dergisi , 69-85.
Caforio, G. (2017). Askeri Sosyoloji. İstanbul: Nobel Yayınları.
Giddens, A. (2017). Siyaset , Sosyoloji ve Toplumsal Teori. İstanbul: Metis Yayınları.
Habermas, J. (2018). Kamusallığın Yapısal Dönüşümü. İstanbul: İletişim Yayınları.
Heywood, A. (2017). Küresel Siyaset. Ankara: BB101.
Hobsbawn, E. (2007). Küreselleşme , Demokrasi ve Terörizm. İstanbul: Agora Yayınları.
Huntington, S. (2004). Asker ve Devlet. İstanbul: Salyangoz Yayınları.
Karabulut, B. (2015). Küreselleşme Sürecinde Güvenliği Yeniden Düşünmek . Ankara: Barış Kitap.
Lewis, B. (2018). Semitizm ve Anti-Semitizm. Ankara: Akılçelen Yayınları.
OEC. (2017). Observatory Of Economic Complexity. 05 19, 2020
2011 yılında Kaddafi’nin devrilmesiyle istikrarın sağlanamadığı Libya’da, IŞİD’e karşı birçok operasyon düzenlendi. 13 Şubat 2015’te 21 Hristiyan’ı infaz ettikleri videoyu internette yayınlanan örgüt, Mayıs 2015’te Sirte şehrinin kontrolünü ele geçirdi. Bingazi ve Derne şehirlerin saldırılar düzenlese de Sirte şehrini kendi merkezi konumuna getirerek birçok bölgeden çekildi. 7 ay süren çatışmaların ardından Kaddafi’nin doğduğu şehir Sirte tekrar Libyalı güçlerin kontrolüne geçti.
IŞİD’in ortadan kaldırıldığı ülkede iki taraflı hükümet sorunu ortaya çıktı. Bir tarafta General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu, diğer tarafta ise başkenti Trablus olan Ulusal Mutabakat Hükümeti.
Libya’da İki Hükümet Var Ama Kim Hangi Hükümeti Destekliyor?
Ulusal Mutabakat Hükümeti‘nin merkezi Trablus’ta ve BM, bazı AB ülkeleri, Türkiye, Katar ve birçok üye ülke tarafından destekleniyor.
Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ise Rusya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa tarafından destek görüyor. Meclis ve ‘Libya Ulusal Ordusu‘ Türkiye karşıtı General Hafter’in darbesi sonrası kuruldu.
Libya’da Son Durum ve Güncel Harita [TIMELINE]
23 Aralık 2025: Ankara Esenboğa’dan kalkan Libya heyetini taşıyan özel bir jetin Haymana civarında düştüğü açıklandı. Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ve beraberindekilerin Ankara’da düşen uçakta hayatını kaybetmesi nedeniyle ülke genelinde 3 günlük milli yas ilan edildi. Ölen Genelkurmay Başkanı, Libya’daki iki hükümetli yapının BM tarafından tanınan (yeşil bölge) Libya Ulusal Birlik Hükümeti ordusunun başındaydı. Türkiye, Hafter yönetimi (kırmızı bölge) ile Trablus hükümetini ortak paydada buluşturmak için yoğun diplomasi yürütüyor. Libya’da son durum haritası şu şekilde:
6 Temmuz: Libya’nın en stratejik hava üslerinden biri olan ve Türkiye’nin kullanacağı iddia edilen Vatiyye Askeri Hava Üssü, BAE’ye ait savaş uçakları tarafından bombalandı. UMH kaynaklarının da doğruladığı saldırıda Türkiye’nin üsse konuşlandırdığı sistemlerin hasar gördüğü belirtildi.
Libya Savunma Bakan Yardımcısı Selahaddin Nemruş, Saldırıya uygun zaman ve mekanda karşılık verileceğini söyledi.
Hafter güçleri, 18 Mayıs’tan bu yana ilk defa böyle bir saldırı gerçekleştirdi.
Birleşik Arap Emirlikleri Prens Danışmanı ve Analist Abdulhalık Al- Abdullah, Twitter hesabından, “Bütün Arap halklarının onuru adına Erdoğan’a Libya’da gerekli dersi verdik.” paylaşımında bulundu.
Vatiyye hava üssü
3 Temmuz 2020: Libya Ulusal Petrol Şirketi, 26 Haziran’da yaptığı açıklamada Rus paralı askeri grup Wagner’in Şarara Petrol bölgesini ele geçirdiğini duyurdu. Hafter’i destekleyen Fransa Cumhurbaşkanı Macron da bu gelişmeyi kınadığını açıklamıştı.
Libya’nın güneyinde yer alan ülkenin en büyük petrol sahası Şarara, 7 Haziran’da tekrar üretime başlamıştı.
Libya’nın güneyi: Şarara petrol rafinerisi ve El Fil petrol bölgesi – 3 Temmuz 2020 – libyagundemi
20 Haziran 2020: ‘Libya’daki kabileleri eğitip silahlandıracağız. Savaş artık mevcut hatlarda durmalı’ diyen Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, “Sirte ve Cufra kırmızı çizgimizdir, geçilmesine izin vermeyiz” ifadesini kullandı.
Libya sınırındaki askeri birlikleri kontrol eden Sisi, Mısır’ın Libya’ya olası müdahalesinin meşru ve sınır güvenliği için olacağını söyleyerek Libya’ya askeri operasyon sinyali verdi.
Öte yandan Fransız AFP haber ajansına konuşan Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kalın, Sisi’nin açıklama yapıtğı sıralarda, “Kalıcı bir ateşkes için Hafter milislerinin hem Sirte hem de Cufra’dan geri çekilmesi gerekiyor.” açıklamasında bulundu.
Libya son durum haritası üzerinde Sirte ve Cufra’nın konumu.
13 Haziran 2020: Cumhurbaşkanlığına bağlı İletişim Başkanlığı ilk kez Libya’daki gelişmelere ilişkin son durum haritası yayınladı. Haritada ülkenin batısının UMH kontrolünde olduğu belirtilip yeşil renkte ifade edilirken, Hafter unsurları hakimiyetindeki doğu Libya’da herhangi bir renklendirme yapılmadığı göze çarptı.
HaritadaHHaritada güçlerinin kontrol ettiği şehirlerin kırmızı noktalamalarla işaretlendiği dikkat çekti. Ayrıca yeşile boyanan alanda yer alan Libya’nın en büyük petrol tesisinin bulunduğu Şerare, Hafter ve UMH kontrolünde (iki renk) gösterildi.
Libya son durum haritası – 13 Haziran 2020 – T.C. İletişim Başkanlığı
Öte yandan Milli Savunma Bakanlığı ilk kez Libya’daki Türk askerlerinin fotoğrafını paylaştı.
Libya’da görev yapan bomba imha uzmanı Türk askerleri.
12 Haziran 2020: Yeni Şafak’ta yer alan habere göre Türkiye Libya’da hava ve deniz üssü kuracak.
Vatiyye üssüne SİHA ve hava savunma sistemleri konuşlandırılacak.
Libya’daki gelişmelerde önemli rol oynayan Deniz Kuvvetleri’nin bölgedeki faaliyetleri için de Misrata Limanı’nda kalıcı deniz üssü kurulacak.
8 Haziran 2020: Hafter güçlerinin çekilmesi sonucu Türkiye destekli UMH birlikleri, Mizde’deki petrol tesisleri de olmak üzere bölgedeki en büyük şehir Giryan’a bağlanan ana yol ve Beni Velid’in güneyindeki çöl bölgelerini ele geçirirken, Sirte’nin batısındaki noktalar yaşanan çatışmalar sonrası kontrol altına aldı.
Not: Beni Velid’in batısında aşiretlerin kontrolündeki bölge mavi renkte belirtilmedi.
Libya Mizde ve çevresi UMH tarafından kontrol altına alındı. 8 Haziran 2020
7 Haziran 2020: Hafter güçlerinin ateşkes ve siyasi çözüm çağrıları sonrası Sirte yönünde ilerlemeye başlayan Türkiye destekli UMH birlikleri, Sirte’nin batısında birçok noktada kontrol sağlarken, şehir sınırları içerisine girmesine rağmen hava saldırıları nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldı.
Libya İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Rusların Sirte ve El Cufra’da üs kurmasına izin verilmeyeceğini ve buraların geri alınacağını belirtirken, Sirte-Cufra Ortak Operasyon Dairesi yetkilisi Tuğgeneral Beytülmal “Sirte’ye doğru ilerlemenin devam etmesi için Başkomutan (Serrac) tarafından emir verildi.” açıklamasında bulundu.
UMH birlikleri Sirte batısında birçok noktayı ele geçirdi. – 7 Haziran 2020
6 Haziran 2020 – 16.00 : Mısır’ın başkenti Kahire’de General Hafter, Tobruk Meclis Başkanı Akile Salih ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi’nin düzenlediği ortak basın toplantısında 8 Haziran’da ülke genelinde ateşkes çağrısı yapıldı.
Sisi, yabancı paralı askerlerin geri çekilmesi ve grupların silahsızlandırılması gerektiğini belirterek, “Libya’daki taraflardan her birini, ülkedeki krize askeri çözüm düşünmeye devam etme niyetine karşı uyarıyoruz” dedi.
Türkiye destekli UMH’nin Ordu Sözcüsü Kanunu, “Savaş suçlularının TV’deki sapıklıklarını izleyecek boş vaktimiz yok. Milisleri kovalamaya devam ediyoruz. Bu savaşı biz başlatmadık fakat ne zaman ve nerede biteceğini biz belirleyeceğiz.” açıklamasında bulundu.
UMH birliklerinin ilerleyişini 6 Ocak’ta Hafter güçlerinin ele geçirdiği sahil şehri Sirte’nin dış mahallerinde sürdürdüğünü, şehrin kontrol alınmasının an meselesi olduğu ve saatler sonra operasyon odası tarafından resmen duyurulacağı ifade edildi.
02.00: Son 72 saatte Trablus’un güneyindeki askeri kamplarla başlayan Türkiye’nin desteklediği UMH’nin ilerleyişi, eski Trablus Havaalanı, Kasr Bin Gaşir, Tarhuna, Urban ve son olarak Beni Velid‘in kontrol altına alınmasıyla devam etti.
Hafter unsurlarının Birleşik Arap Emirlikleri askerleri ile Rus Wagner milislerinin konuşlandığı El Cufra’ya çekildiği bildirildi.
UMH’ye bağlı Öfke Volkanı Operasyonu Sözcüsü Mustafa el-Mecai, Tarhuna vilayetinde kontrolün sağlanmasının ardından, “Yeni meşru hedefimiz Sirte, Cufra ve ülkenin güneyinde bulunan petrol sahalarıdır.” dedi.
Libya’da genel son durum haritasında siyah taralı olarak gösterilen bölge, nüfusun yüzde 50’den fazlasının yaşadığı alanı ifade ediyor. Öte yandan nüfusun olmadığı ya da çok az olduğu kabilelerin kontrolündeki çöl bölgeleri de Hafter güçleri (kırmızı) bünyesinde gösterildi.
Libya genel son durum haritası – 6 Haziran 2020
5 Haziran 2020: Hafter güçlerinin Libya’nın batısındaki son kalesi Tarhuna şehrinin UMH tarafından ele geçirilmesinin ardından Giryan’ın doğusundaki Urban’da da kontrol sağlandı.
UMH, Urban ve Tarhuna şehirlerinde kontrolü sağladı – 5 Haziran 2020
4 Haziran 2020: Türkiye’nin desteklediği UMH, 48 saatte çok büyük bir alanda kontrol sağlayarak stratejik öneme sahip, nüfusun yoğun olduğu ve bölgenin en önemli şehri Tarhuna’ya 8 KM yaklaştı.
UMH’nin 2-4 Haziran’da kontrol sağladığı bölge. – Libya son durum haritası
Not: Dün paylaştığımız harita, 16.00’a kadar olan ilerlemeydi. Daha sonra UMH, 2 günde ele geçirdiği bölgelerin neredeyse iki katı olan alanda (Hafter güçlerinin de çekilmesiyle) kontrolü sağladı.
Saat 16.00: UMH, Trablus Havaalanı’nı Hafter güçlerinden temizlemesinin ardından başkent Trablus’un tamamında kontrolü sağlayarak büyük bir zafer ilan etti.
Başkentin güneyindeki askeri kamplarda kontrolü sağladıktan sonra Trablus’un savunma hattını güçlendiren UMH birlikleri, 4 Haziran 16.00’ya kadar aşağıdaki alanı ele geçirdi.
Libya’nın kuzey doğusunda son durum:
Libya’nın kuzey doğusunda son durum – 4 Haziran 2020
Trablus çevresinde UMH’nin 2-4 Haziran’da ele geçirdiği bölge (şehir haritası):
Trablus güneyinde UMH’nin 2-4 Haziran’da ele geçirdiği bölgeler
2 Haziran 2020: UMH birliklerinin mayıs ayının son günlerinde gösterdiği ilerleyiş başkent Trablus’un güneyinde devam ediyor.
Başkentin güneyinde yer alan Tiba Cami çevresi ve Askeri Kolej kontrol altına aldı.
Eski Trablus Havaalanı çevresinde Kazerma bölgesi ve çevresindeki birçok noktayı ele geçirdi.
21 Mayıs’ta Hafter güçlerinden temizlenen Esabia kenti (1 Haziran’da) tekrar Hafter güçlerinin kontrolüne geçti.
Nakliye (Askeri Kolej) askeri kampının ele geçirilmesiyle Trablus’taki tüm askeri kamplar UMH kontrolüne geçmiş oldu.
Yerel kaynaklara göre paralı Rus milisler, Al-Cufra’dan sonra Sirte’deki hava üssüne de konuşlanmaya başladı.
Libya’da doğal gaz ve petrol sahaları, boru hatları, kabilelerin dağılımı ve nüfusun yoğun olduğu bölgelerin gösterildiği Clash Report haritasında; başkent Trablus’un kuzeybatı sahillerinde ve Misrata’da denizde sondaj platformlarından üretim yapıldığı, Libya ‘petrol hilali’nin Hafter güçlerinin kontrolünde bulunduğu göze çarpıyor.
Libya’da doğal gaz ve petrol sahaları, kabileler ve nüfusun yoğun olduğu bölgeler. – Harita: Clash Report
24 Mayıs 2020: Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti, 18 Mayıs’ta stratejik Vatiyye Askeri Üssü‘nü Hafter güçlerinden aldıktan sonra hızlı ilerleyişini sürdürdü.
Tunus sınırında büyük oranda kontrolü sağlayan Libya ordusu, Garyan şehrinin doğusunda birçok bölgeyi ele geçirdi. Güneyde Mizde hattına kadar ilerleyen ancak daha sonra geri çekilen UMH’nin, Vatiyye Askeri Üssü’nden sonraki en önemli ilerleyişi başkent Trablus’un güneyinde oldu. 23 Mayıs itibariyle Hamza ve Yermük askeri kampları Hafter unsurlarından temizlendi.
Libya ordusu, Yermük Kampı’nı Hafter güçlerinin 4 Nisan 2019’da Trablus’a başlattığı saldırı sonrası kaybetmişti. Bir yıl sonra kampta kontrolü sağlayan Libya ordusu, Trablus’un güneydeki çıkış kapısı olarak görülen ve Hafter’in 13 Aralık’ta ele geçirdiği Hamza Kampı ile birlikte başkentin savunmasında güçlü bir hat oluşturmuş oldu.
Bu ay toplam 6 şehir (Urban, Mizde, Gaf, Sebha, Murzuk ve Ubari) Hafter’e karşı UMH’ye desteğini açıkladı.
Libya son durum haritası: 18 Mayıs – 24 Mayıs tarihleri arasında UMH’nin ilerleyişi
22 Mayıs 2020: UMH birlikleri son 24 saat içerisinde Esabia, Kudama, Şekika, Maşaşiye ve Mizde kentlerinde kontrolü sağladı. Garyan’ın doğusunda yer alan Urban kenti Belediye Meclisi de Hafter’e karşı UMH’ye desteklediklerini açıkladı.
21 Mayıs 2020: Türkiye’nin desteklediği UMH, başkent Trablus’un güneyindeki Esabia kentini Hafter güçlerinden kurtardıklarını açıkladı.
Libya’daki Esabia ve Mizde kentleri – Harita: TSKMAP – 21.05.2020
20 Mayıs 2020: Hafter güçleri, Trablus cephesinin tamamından 2-3 KM geri çekildiğini açıkladı. Öte yandan Libya’nın başkenti Trablus’un güneyindeki Esabia ve Trablus’un güneybatısındaki Mizde kentleri, Hafter’e karşı Türkiye destekli UMH’ye katılma kararı aldı.
SİHA’lar tarafından son iki gün içerisinde 9, toplamda ise 11 Pantsir S1 hava savunma sisteminin imha edildiği belirtildi.
Libya’nın Esabia kenti nerede
19 Mayıs 2020: Türkiye’nin desteklediği UMH, Vatiyye Askeri Üssü’nün 60 km güneyinde yer alan Bedr ve Tici kasabalarını Hafter güçlerinden kurtardı.
UMH, Sirte’nin güneyindeki Hafter güçlerine hava saldırısı düzenledi.
Libya son durum haritası – 19 Mayıs 2020 – Harita: TSKMAP
18 Mayıs 2020: UMH, haftalardır devam eden operasyonların ardından stratejik öneme sahip Vatiyye Askeri Üssü’nde kontrolü sağladı. Hafter güçlerine ait ÇNRA, HSS, savaş uçağı ve birçok askeri gereç ganimet olarak alındı. UMH Başkanı Serrac, “Bugünkü zafer savaşın sona erdiği manasına gelmiyor. Bu zafer, bizi büyük zafere daha da yaklaştırıyor.” dedi.
Libya’nın bütün batı bölgelerini kontrol altında tutabiliyor.
1942’de ABD tarafından inşa edilen üs 7-10 bin asker kapasitesine sahip.
Bünyesindeki sığınak ve depolar sayesinde ikmalsiz bir şekilde uzun süre çatışma ve savunma yapmaya imkan sağlıyor.
2014’ten bu yana Hafter güçlerinin kontrolündeki üs, “Batı operasyonları komuta merkezi” olarak kullanılıyordu.
Son 48 saat içerisinde UMH birlikleri, 3 Pantsir hava savunma sistemi, 1 Wing Loong, 2 SİHA, Krasuhka elektronik karıştırma aracı ve Pantsir S-1 füzelerini taşıyan mühimmat kamyonunu imha etti.
13 Mayıs 2020: UMH, başkent Trablus’un güneybatısında, Hafter kontrolündeki Vatiyye Hava Üssü’ne ay başından bu yana toplam 57 hava operasyonu düzenlediğini açıkladı.
Kırmızı: Türkiye’nin desteklediği UMH
Yeşil: Hafter güçleri
Libya son durum haritası – 13 Mayıs 2020 – Harita: @clashreport
5 Mayıs 2020: UMH’ye bağlı birlikler, Tunus sınırında Hafter’e bağlı milislerin kontrolündeki Vatiyye Askeri Üssü’nü kurtarmak için operasyon başlattı. Hava üssünün üst bölgesindeki yerleşim yerinde kontrol sağlayan UMH, gerçekleştirdiği 24 hava saldırısına rağmen geri çekildiklerini açıkladı.
4 Mayıs 2020: Libya’nın güneyinde bulunan Ubari kenti 17 Şubat Devrimciler Konseyi ve Gant kenti, Hafter güçlerinin darbe girişimini reddederek UMH’ye desteklerini açıkladı.
Son bir haftada 4 kent UMH’ye desteğini açıkladı.
El-Fil petrol sahasının bulunduğu Ubari kenti, güneydeki petrol sahalarıyla biliniyor. İçerisinde sınır kapısının da olduğu Gat kenti ise Nijer sınırında yer alıyor.
Ubari, Gat, Sebha ve Muzruk kentleri – Harita: ISW – 20 Nisan 2020
1 Mayıs 2020: Libya’nın Sebha kenti sakinleri ortak bir açıklama yaparak, Hafter’den desteklerini çektiklerini, artık UMH’ye destek olacaklarını duyurdu.
Türkiye’nin desteklediği UMH son 24 saatte Hafter güçlerinin kontrolündeki 4 farklı noktaya 17 hava saldırısı gerçekleştirdi.
Libya son durum haritası üzerinde UMH’nin hava saldırıları – Harita: TSKMAP – 1 Mayıs 2020
[irp posts=”26573″ name=”Libya’da İşgale Karşı Stratejik Unsur: Halk”]
[irp posts=”23508″ name=”Libya Nüfus Dağılımı Haritası”]
22 Nisan 2020: Libya Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el-Mişri, Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin ramazan ayında Hafter güçlerini (LUO) tamamen bitirmenin hesaplarını yaptığını söyledi.
Bir hafta içinde Tarhuna’yı ele geçirdikten sonra Çad ve Nijer sınırlarında kontrolü sağlamayı planlıyoruz.
Güneyde bize karşı koyabilecek reel bir güç yok, güneydeki halk ile iletişim halindeyiz ve Tarhuna harekatının sonucunu bekliyorlar.
Ülkenin güneyinde yer alan El Jufra şehrinin ardından UMH ile Hafter güçleri arasındaki savaş Libya’nın doğusundaki Ecdebiya’ya taşınacak.
Ülkenin orta bölgeleri ve petrol hilal bölgesinin kurtarılmasından sonra son savaş Racma’yı (Hafter’in ana karargahının olduğu şehir) ele geçirmek için olacak. Ramazan ayında askeri cuntanın düşeceğini bekliyoruz.
Libya’da son durum haritası – Harita: ISWNews – 20 Nisan 2020
19 Nisan 2020: Trablus’un 90 kilometre güneyinde yer alan Tarhuna şehrine ‘Barış Fırtınası Operasyonu’nu başlatan UMH birlikleri, şehri Hafter güçlerinden kurtarmak için 7 cephede (Zatarna, Karabolli, Mesellate, Giryan, Tuveyşa, Meşru ve Selahaddin) ilerliyor.
UMH, Libya’da Tarhuna şehrine 7 cepheden ilerliyor. – Harita: AA
18 Nisan 2020: UMH, Hafter’in kalesi olarak görülen Tarhuna’ya operasyon başlattı. Gün içerisinde 17 hava harekatı düzenleyen UMH’ye bağlı birlikler, Tarhuna’da kontrolü sağlayarak Hafter güçlerinin başkent Trablus’a olan ikmal yolunu kesmeyi hedefliyor.
Kırmızı alanlar UMH’nin ele geçirdiği bölgeler.
14 Nisan 2020: “Barış Fırtınası Operasyonu kapsamında bir günde yaklaşık 3 bin kilometrekarelik alanı kontrol altına aldı.
UMH birlikleri, Mısır ve BAE’ye ait silah deposu ve büyük miktarda mühimmat ele geçirdi. Öte yandan 6 panzer ve 10 tank da ele geçirilen askeri araçlardan.
13 Nisan 2020: Türkiye destekli meşru UMH birlikleri, Surman ve Sabratha’nın ardından El Assah, el Acilat, el Cemil, Rikdalin ve Zilten’de de kontrolü sağladı. Böylece başkent Trablus’un Tunus sınırı ile bağlantısı kurulurken, sahil hattı tamamen UMH kontrolüne geçmiş oldu.
UMH birliklerinin asıl hedefinin geçtiğimiz hafta İHA’larla vurulan Vutye Hava Üssü olduğu bildiriliyor.
Libya son durum haritası – 13 Nisan 2020
Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) birlikleri, Trablus’un güneyinde Hafter güçlerinin kontrolündeki Surman ve Sabratha kentlerinde kontrolü sağladı.
Günlerdir Misrata’nın doğusunda Sirte’nin batısında yer alan Ebu Garin’e saldıran ve ele geçiren Hafter güçleri, aynı gün içerisinde bölgeyi tekrar kaybetmişti.
Geçtiğimiz hafta bir TB2 İHA daha Hafter güçleri tarafından düşürülmüştü.
Trablus’un batısında yer alan Surman kenti ve son durum haritası – 13 Nisan 2020 – Harita: ISW
25 Mart 2020: Hafter’e karşı tüm cephelerde “Barış Fırtınası Operasyonu” başlatıldığını duyuran UMH, ikinci en stratejik üs konumundaki Trablus’un güneybatısında yer alan Vatiyye’yi tümüyle ele geçirdi.
Libya son durum haritası – Harita: MepaNews
26 Ocak 2020: Zemzem Vadisi ve Abu Qurayn kasabasına yönelik saldırıları püskürten UMH, bölgede tekrar kontrolü sağladı.
Sirte’nin batısında yer alan Zemzem Vadisi ve Abu Qurayn kasabası. – Harita: TSKMAP
22 Ocak 2020: Hafter’in Sözcüsü Mismari, bugün bombalanan Trablus’taki Mitiga Havalimanı da dahil olmak üzere Trablus çevresini uçuşa yasak bölge ilan ederek, havalimanına inen sivil veya askeri tüm uçakları vurmakla tehdit etti.
19 Ocak 2020: Almanya’da düzenlenen Berlin Konferansı’nda siyasi birlik için Hafter kontrolündeki Temsilciler Meclisi’nden onay alınması gerektiği belirtildi.
Ateşkes sonrası taraflar ve destekçileri askeri faaliyetlere son vermeli. BM ateşkesi denetlenmeli.
Temsilciler Meclisi’nin (Tobruk) onayladığı tek hükümet kurulmalı.
Merkezi otoritenin kontrolünde birleşik ulusal güvenlik sistemi olmalı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, ”5 artı 5 kişilik askeri bir komitenin oluşması için isimler verildi” dedi.
15 Ocak 2020: Rusya’daki anlaşmayı Türkiye’nin katılımından dolayı imzalamadıklarını söyleyen Hafter’e bağlı Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, “ateşkesin sona erdiğini, savaşın devam edeceğini” duyurdu.
14 Ocak 2020: Libya hükümetine bağlı askeri kaynaklar, BAE’ye ait zırhlı araç ve topların Hafter milislerinin ana karargahı olan Terhune’ye ulaştığını açıkladı.
Libya’da Terhune, Misrata ve Trablus çevresinde son durum haritası (14 Ocak 2020)
12 Ocak 2020: General Hafter, Türkiye ve Rusya’nın ateşkes çağrısını kabul etti.
UMH’ye bağlı komutan Ammar, “(Erdoğan ve Putin görüşmesi sonrası) “Hafter saflarındaki Rus paralı asker grubu Wagner güçlerinin büyük çoğunluğunun çekildiğini gözlemlediklerini duyurdu.
9 Ocak 2020: Sirte’yi kaybeden UMH güçleri, şehri geri almak üzere başlattığı operasyon kapsamında iki noktada kontrol sağladı.
7 Ocak 2020: Sirte’nin batısında ilerleyen Hafter güçleri, Abu Karin (kırmızı) beldesinde kontrol sağladı.
Libya son durum haritası: Sirte, Hafter güçlerinin kontrolünde. – 7 Ocak 2020 – Harita: TSKMAP
6 Ocak 2020: Hafter güçleri, Türkiye destekli UMH’nin kontrolündeki 3 büyük şehirden biri olan Sirte’yi ele geçirdi. Misrata’ya ilerleyen Hafter güçleri, başkent Trablus’uın güneyinde de ilerleme kaydetti.
Selefi bazı silahlı grupların Hafter tarafına geçmesi nedeniyle UMH’nin karşılık vermeden kentten çekildiği belirtildi.
Kaddafi’nin memleketi Sirte, 2016’da UMH tarafından IŞİD’den temizlenmişti.
Yeşil: Hafter Güçleri (Libya Ulusal Ordusu) – Kırmızı: Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) – Harita: archiciviliansTrablus, Misrata ve Sirte. (Libya’da son durum haritası) – Harita: ISWNews
5 Ocak 2020: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya’ya bir Korgeneral görevlendirildiğini ve Türk askerinin peyder pey gitmeye başladığını açıkladı.
AlJazeera’ye konuşan UMH yetkilisi, Türk askerinin Libya’ya geldiğini söylerken; hava savunma sistemleri, gelişmiş teknolojik silahlar, sinyal karıştırıcı (Koral) ve birçok askeri teçhizatın Libya topraklarına ulaştığını açıkladı.
2 Ocak 2020: Libya tezkeresi, 325 kabul, 184 red oyuyla TBMM Genel Kurulu’ndan geçti.
Trablus’un güneyindeki Hamza Kampı’nın kuzeybatısı ve Polis Akademisi’nin ele geçiren Hafter güçleri Trablus’a adım adım yaklaşıyor.
Libya/Trablus son durum haritası – 02.01.2020 – Harita: TSKMAP
27 Aralık 2019: Libya’da UMH resmi olarak Türkiye’den askeri destek talebinde bulunurken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘TBMM açılmasının ardından tezkereyi gündeme getirip General Hafter’e karşı UMH’yi destekleyeceğiz’ açıklamasında bulundu. Mısır ve BAE’nin doğrudan askeri teçhizat ve araç yardımı ile birlikte Rusya’nın paralı asker grubu Wagner’in sahada destek verdiği Hafter güçleri, Trablus şehir merkezine 9 kilometre uzaklıkta. Mepa News’e göre Libya’da son durum haritası:
Libya son durum haritası – Harita: Mepa News – (27 Aralık 2019)
General Hafter’in Askeri Gücü
Fransız haber ajansı Euronews’e göre Mısır, Suudi Arabistan, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya’nın desteğini alan Hafter’a bağlı birliklerin oluşturduğu Libya Ulusal Ordusu, 1500’ü rütbeli olmak üzere 38 bin savaşçıdan oluşuyor.
İtalya merkezli Uluslararası Siyasal Araştırmalar Enstitüsü’nün Mayıs 2019 verilerine göre Hafter’e bağlı Sudan ve Çad gibi ülkelerden gelen yabancı savaşçılarla birlikte 1000’den fazla Rus paralı asker grubu Wagner üyesi yer alıyor. Toplam yabancı savaşçının 18 bin olduğu düşünülüyor.
Kara gücünü en az 300 Rus yapımı muharebe tankı, 7 bin uçaksavar ve roketatar ve BAE’den gelen yaklaşık 300 adet ABD yapımı Caiman zırhlı personel taşıyıcı araçlar oluşturuyor.
Mısır ve BAE’nin desteğiyle hava kuvvetlerini güçlendiren Hafter’in bakımları Mısır’a ait 2 adet Mirage F-1ED, 12 MiG-21, 3 MiG-23ML ve bir adet Su-22 savaş uçağı bulunuyor. Öte yandan çatışmalarda da kullanılan 4 adet Rus yapımı MI-24 helikopter envanterde yer alıyor.
18 Aralık 2019: Libya’da UMH kontrolünde bulunan ve seferberlik ilan edilen şehir sayısı Cadu ile birlikte 8 oldu: Misrata, Kabav, Zliten, Hums, Msallata, Zaviye, Zintan ve Cadu.
Libya’da seferberlik ilan edilen şehirler.
15 Aralık 2019: UMH’ye bağlı Misrata Askeri Konseyi genel seferberlik ilan etti.
Libya’daki en güçlü silahlı grupların başında gelen Misrata Tugayı, 17 binden fazla askeri gücü, 5 bin kadar askeri araç, yüzlerce tankın yanı sıra karadan karaya orta menzilli füzelere sahip bir grup. Seferberlik ilan ile eli silah tutan tüm erkekler için, Hafter’e karşı Trablus cephesinde savaşma emri verdi.
Trablus, Misrata ve Sirte. (Libya’da son durum haritası) – Harita: ISWNews
13 Aralık 2019: Dün General Hafter güçlerinin Trablus’a başlattığı 4. operasyonda UMH’ye bağlı güçlerinin Tugar bölgesini yeniden kontrol altına aldığı, Rus paralı askerlerine ait operasyon odası dahil Tiveşa bölgesini de ele geçirdiği bildirildi.
Trablus güneyinde son durum haritası. (13 Aralık 2019)
12 Aralık 2019: General Hafter, Nisan ayından bu yana 4. kez yaptığı açıklamayı tekrarlayarak, Trablus’u ele geçirmek için operasyon başlattıklarını açıkladı. Hafter, “Başkent Trablus’un kalbine doğru kesin bir savaş ilan ediyoruz.” dedi.
Libya Müftüsü Sadık el-Gıryani, “Libyalı yetkililer, Halife Haftar’ı ve başkente saldıran yabancı destekçilerini püskürtmek için acilen Türkiye’nin askeri desteğini kabul etmeli” dedi.
Türkiye, Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının tescili için BM’ye bildirimde bulundu.
‘Üçüncü tarafların çıkarlarının dikkate alınması’ gerektiğini söyleyen BM sözcülerinden Farhan Haq, (Türkiye-Libya anlaşmasına ilişkin) üye devletlerin denizler üzerindeki egemenliği, egemenlik hakları ve yetki alanı ile ilgili konularda bir pozisyon almadıklarını bildirdi.
11 Aralık 2019: Libya Ulusal Ordusu lideri Halife Hafter’e bağlı donanmanın Kurmay Başkanı Ferec el Mahdevi, “Emir aldım. Türk arama gemileri varır varmaz, bir çözümüm var. Kendim gemiyi batıracağım. Hafter’dan emir aldım” dedi.
8 Aralık 2019: Ulusal Mutabakat Hükümeti, General Hafter kontrolündeki çok uluslu kuvvetlerin ‘hayalperest’ bir şekilde başkent Trablus’a girme planlarının atağa geçmeden başarısızlığa uğratıldığını açıklarken, bir savaş uçağının düşürüldüğünü, böylece düşürülen uçak sayısının 15’e yükseldiğini duyurdu.
5 Aralık 2019: Türkiye ile deniz alanı anlaşması yapmasının ardından gözlerin çevrildiği Libya’da General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu, Trablus’un güneyindeki askeri yığınağını arttırırken, Nisan ayından bu yana başkent Trablus’u ele geçirmek için meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşı saldırılarını sürdürüyor.
Nüfus yoğunluğunun fazla olduğu başkent ve çevresi Ulusal Mutabakat Hükümeti kontrolündeyken, Tobruk, Derna ve Bingazi gibi şehirler Hafter destekli Tobruk Temsilciler Meclisi’nin hakimiyeti altında.
Libya son durum haritası (5 Aralık 2019) – Harita: ISWnews
[irp posts=”23508″ name=”Libya Nüfus Dağılımı Haritası”]
28 Kasım 2019: Türkiye ile Libya, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzaladı. Mutabakat ile Yunan gaspının engellenmesi ve Libya ile Türkiye’nin deniz komşusu olduğu vurgulandı.
Doğu Akdeniz’de Libya ile Türkiye’nin deniz sınırı belirlendi.
[irp posts=”23193″ name=”MEB: Türkiye ile Libya Deniz Sınırı Haritası Yayınlandı”]
Ekim 2019: General Hafter güçlerinin Trablus’un güneyindeki saldırıları artarak devam ederken, nüfusun önemli bir kısmını kontrol altında tutan meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti güçleri yer yer karşı saldırılarda bulunarak Hafter unsurlarına karşı savunmada bulunuyor. Ekim ayı itibariyle Libya’da son durum haritası üzerinde çok büyük değişimler yaşanmadı.
Libya son durum haritası – Ekim 2019 – Harita: MepaNews
3 Temmuz 2019: Libya’da Halife Hafter’e bağlı savaş uçaklarının, UMH kontrolündeki Trablus’un doğusunda yer alan düzensiz göçmen merkezine düzenlediği saldırıda ölü sayısı 50’yi aştı. BM Güvenlik Konseyi, hava saldırısını görüştüğü oturumunda, ABD’nin desteğini alamadığı için saldırıyı kınayamadı.
1 Temmuz 2019: Dışişleri Bakanlığı, Libya’da Hafter’e bağlı güçler tarafından alıkonulan 6 Türk vatandaşının serbest bırakıldığını duyurdu.
30 Haziran 2019: Libya’da Hafter güçlerinin Tükiye’ye yönelik sözlerine ‘karşılık veririz’ diyen Milli Savunma Bakanı Akar, “Hasmane tutum ve saldırıların bedeli çok ağır olacak. Düşmanca hareketlere karşı tedbirimizi aldık” dedi. Ülkede Türk bayrağı yakılırken, Türklere ait olan bazı dükkanlar kapatıldı.
Oysa Hafter’e bağlı milislerden oluşan Libya Ulusal Ordusu’nun Sözcüsü General Ahmed el-Mismari, “Türklerin alıkonmasından haberimiz yok” demişti.
30 Haziran itibariyle Libya’da son durum haritası:
Libya son durum haritası (30 Haziran 2019) – Harita: @Todesbote22
Kırmızı: Tobruk Hükümeti (General Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu)
Yeşil: Trablus Hükümeti (Ulusal Mutabakat Hükümeti emrindeki Libya Ordusu)
Mavi: Şu anda Hafter ile iş birliği içerisindeki ‘yarı özerk’ Tebu halkı
29 Haziran 2019: G-20 Zirvesi’nde Libya’daki Ulusal Ordu’nun tehdidi ile ilgili kendisine sorulan soruyu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konudan haberdar olmadığını belirtti. Erdoğan, “Bana bu yönde ulaşan bir bilgi yok. Yani Hafter tarafından böyle bir talimat varsa inceletiriz. Zaten bu konularla ilgili gerekli tedbirlerimiz alındı. Bundan sonrada gerekirse farklı tedbirleri alırız” dedi.
28 Haziran 2019: Libya’da ‘Türkiye destekli’ Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) stratejik Giryan şehrini Hafter güçlerinden geri almasının ardından Hafter’e bağlı Ulusal Ordu’nun Sözcüsü Ahmed el Mismari, Türkiye’nin doğrudan UMH’ye kara, hava ve denizden destek verdiğini ve Türk gemilerinin doğrudan hedef alacaklarını söyledi.
UMH, Akdeniz’deki doğal kaynaklarda söz sahibi olan Libya’da büyük başarılar sağlayarak Hafter güçlerini püskürttü. Büyük yenilgilerden Türkiye ve Katar’ı suçlayan Hafter güçleri, ülkedeki Türk vatandaşlarının tutuklanması talimatı verildiğini açıkladı. Açıklamalardan öne çıkanlar şöyle;
Libya havalimanları, Türkiye’den gelecek bütün uçuşlara kapatıldı.
Libya karasularındaki Türk gemilerinin ‘düşman hedef’ olarak tanımlanıp vurulacak.
Trablus’taki savaşa Türkiye denizden, karadan ve havadan direkt olarak müdahil oluyor.
Türk vatandaşları gördükleri yerde yakalanıp tutuklanacak.
Bir Türk uçağı vuruldu. (Ulusal Ordu yetkilileri tarafından konu ile ilgili herhangi bir kanıt sunulmamakla birlikte bölgede Türk savaş uçaklarının bulunmadığı, sadece Türk İHA’larının yer aldığı iddia ediliyor.)
Libya Türkiye İçin Neden Önemli?
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin sondaj faaliyetlerinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından tepki görmesinin ardından gözlerin çevrildiği bölgede Libya’nın haklarının olduğunu, Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Yunanistan’ın Libya’ya ait olan deniz alanını işgal ettiğini ve ülkeyi 63.000 km2’ye hapsettiğini bir kez daha hatırlattı. Konuyla ilgili Türkiye’nin Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile görüştüğü ve bu haklarını geri alması gerektiğini ilettiği belirtiliyor. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın geçtiğimiz yıl Libya’ya yaptığı ziyaretin ana gündem maddesini bu konunun oluşturduğu ve Libya’nın bu kaybettiği geri alma konusunda Türkiye’nin destek sözü verdiği söylenmişti.
Türkiye ile Libya’nın deniz sahaları açısından komşu ülkeler kabul edildiği, Yunanistan’ın GKRY eliyle Doğu Akdeniz’de yapmaya çalıştığı ‘Türkiye’yi köşeye sıkıştırma’ stratejisini 2014’ten itibaren Libya’da da uygulamaya koyduğu düşünüldüğünde; sosyal medyada yer alan “Türkiye neden Libya’da?” sorusunun cevabı bulunmuş oluyor.
[irp posts=”22686″ name=”Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de Sahiplendiği Libya Deniz Alanı”]
26 Haziran 2019: Libya’da ‘Türkiye destekli’ Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) saldırılarını sürdüren BAE-Suudi Arabistan-Mısır destekli General Hafter birlikleri, Trablus’a saldırılarında ikmal noktası olarak bilinen başkentin 100 kilometre güneyindeki Giryan şehrini ele geçirdiklerini açıkladı.
18 Mayıs 2019: General Hafter saldırılarını püskürtmek için Türkiye’nin UMH’ye askeri teçhizat ve KİRPİ başta olmak üzere birçok askeri araç sevk ettiği medyaya yansıdı. Türkiye bu görüntüleri ve Reuters’ın haberini ne yalanladı ne de doğruladı.
2 Mayıs 2019: Libya genelinde tarafların kontrol ettiği alanların genişliği.
General Hafter öncülüğündeki Libya Ulusal Ordusu (Tobruk Hükümeti): 1 milyon 259 bin 800 km² (%77.58)
Trablus Hükümeti: 103 bin 81 km² (%6.35)
Tebu halkı: 260 bin 989 km² (%16.07)
Libya son durum haritası (2 Mayıs 2019)
30 Nisan 2019: Trablus çevresindeki son durum…
15 Nisan 2019: Libya’daki son çatışmalarda resmi rakamlara göre 147 kişi öldü, 614 kişi yaralandı.
14 Nisan 2019: Libya Ulusal Ordusu lideri, Trablus’a saldıran General Hafter, Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Sisi ile Kahire’de görüştü.
UMH’ye bağlı güçler: Düzensiz birçok grubun çatısını oluşturduğu birlikler Ulusal Mutabakat Hükümeti için savaşıyor.
Libya Ulusal Ordusu: General Hafter’a bağlı ordu, Libya’da düzenli ordu kapasitesiyle sahada boy gösterse de bünyesinde birçok yabancı savaşçı yer alıyor.
Libya Ulusal Ordusu Yapılanması – İnfografik: Mepanews
Misrata Tugayları: 17 binden fazla savaşçıya sahip. 2014’te Zintan Tugaylarını yenilgiye uğratmalarıyla birlikte IŞİD’i Sirte’den temizleyen güç olarak biliniyor.
Zintan Güçleri: İçerisinde bazı bölünmeler yaşan kuvvetlerin belli bir çoğunluğu UHM’yi desteklerken, Hafter yönetimiyle hareket eden bir kesimi de içerisinde barındırıyor.
*Misrata Tugayları ile Zintan Güçleri birbirleriyle olan düşmanlıkları nedeniyle bir araya gelemiyordu ancak geçtiğimiz yıl yaptıkları anlaşma kapsamında düşmanlık sona erdi.
10 Nisan 2019: Libya’da General Hafter’e bağlı güçlerle Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne bağlı birlikler arasındaki çatışmalar nedeniyle BM arabuluculuğunda 14-16 Nisan’da düzenlenecek barış konferansı iptal edildi.
7 Nisan 2019: 4 Nisan’da Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu, Trablus’a karşı operasyon başlattıklarını duyurmuş ve yerel medya kaynaklarına göre kısa sürede 2014’ten bu yana hava trafiğine kapalı tutulan Uluslararası Trablus Havalimanı’nı ele geçirdi. Havalimanı ile birlikte birçok noktayı UMH’nin elinden alan Hafter güçlerine UMH’nin cevabı gecikmedi. Birçk Hafter gücünü esir alan UMH, kontrolü kaybettiği bazı noktaları tekrar kontrol altına aldı ve çatışmalar havalimanı çevresinde devam ediyor.
Hafter’in Saldırısına Hangi Ülke Ne Dedi?
Amerika Afrika Komutanlığı, Trablus’taki Amerikan personellerini tahliye ettiğini açıklarken Türkiye Misrata Başkonsolosluğu faaliyetlerine devam ettiğini duyurdu.
Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) lideri Fayiz es-Serrac, General Halife Hafter’in siyasi anlaşmayı bozduğunu ifade ederek, “Elimizi barış için uzattık. Ancak Hafter siyasi anlaşmayı bozarak bizi sırtımızdan vurdu” dedi.
Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası çıkarıldığı G7 Dışişleri Bakanları’nca, Libya’daki sorunun çözümünün askeri olmadığı ve Libya’daki askeri operasyonlara karşı derin endişe duyulduğu belirtildi.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Libya’da tüm siyasi tarafları desteklediklerini belirterek, ülkedeki siyasi güçlerin dışarıdan herhangi bir dayatma olmadan kendi aralarında bir anlaşmaya varıp geleceklerini kendilerinin belirlemesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Buteflika’nın istifa ettiği Cezayir, General Halife Hafter’in başkent Trablus’a yönelik askeri operasyonuna ilişkin, taraflara uluslararası çözüm arayışlarını sekteye uğratmamak adına mantıklı davranma çağrısı yaptı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Libya’da Trablus’u ele geçirmek için askeri güçlerini harekete geçiren General Halife Hafter’e saldırıyı durdurması çağrısı yaptı.
Libya Müftüsü Sadık el-Gıryani, “Libya halkı, Derne ve Bingazi’de işlenen insanlık suçlarını Trablus’ta görmemesi için Hafter güçlerine karşı savaşmalı ve direnmeli” dedi.
6 Nisan 2019: Hafter’a bağlı güçler Trablus’un güneyinde 2 yönlü başkente ilerleme sağlamaya çalışıyor.
Libya Kuzeyi Trablus Son Durum Haritası (6 Nisan 2019)
5 Nisan 2019: 14-16 Nisan’da düzenlenmesi beklenen Ulusal Diyalog Konferansı öncesi elini güçlendirmeye çalışan General Hafter, AA’ya göre Misrata’daki devrimciler ve Zintan güçleri ile birlikte 3 cepheden Trablus’a saldırıyor.
Libya’nın Kuzeyi Trablus Çevresinde Son Durum Haritası – Harita: AA
4 Nisan 2019:Libya’nın doğusundaki askeri güçlerin lideri General Halife Hafter, Trablus’u ele geçirmek için saldırı başlattığını açıkladı.
Libya’da Birlemiş Milletler (BM) tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, General Halife Haftar’e bağlı güçlerin başkent Trablus’a yaklaşması üzerine seferberlik ilan etti.
2 Nisan 2019:General Hfter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu, aşiretlerle yaptığı anlaşmalar kapsamında birçok bölgeyi ele geçirdi. BAE ve Mısır’ın desteklediği General Hafter’in siyasi ayağı Tobruk Hükümeti, 1 milyon 256 bin 987 kilometrekarelik alanda kontrol sağlarken; Türkiye ile iyi ilişkileri olan Ulusal Mütabakat Hükümeti (Trablus Hükümeti) 105 bin 894 kilometrekareyi hakimiyeti altına aldı.
Libya’da önemli söz sahibi Tebu halkı 260 bin 989 km2’de varlığını sürdürüyor.
Libya Son Durum Haritası (2 Nisan 2019)
1 Nisan 2019:
25 Kasım 2018: Libya’daki son durumu farklı değerlendiren bir harita. Ülkedeki farklı hükümetleri ve militan sayıları ayrı ayrı belirtilmiş. Haritaya hazırlayan Dzsihad Hadelli, renklendirmenin kesin sonuçlar elde edilerek verildiğini, çöl bölgelerindeki kontrolün kesinlik sağlanmadığı için gösterilmediğini ifade etti.
Libya Son Durum Haritası (25 Kasım 2018 – Harita: @dhadelli
14 Kasım 2018: Türkiye, Libyalı siyasi lider ile İtalya, Mısır, Tunus, Cezayir, Rusya, Fransa ve AB temsilcilerinin katıldığı gayriresmi toplantıdan dışlandığı için Uluslararası Libya Konferansı’ndan çekildi. Konferans sonunda ortak açıklama yapılamadı. Yeni bir konferans ve seçim için takvim belirlenmedi. Konferans’ta silahlı örgüt liderleri ve aşiret liderleri yer almaması dikkat çekti.
Konferansa giden yol
Trablus’un güneyindeki Terhune Yedinci Tugayı, 26 Ağustos’ta başkentteki gruplara karşı operasyon başlattıklarını açıkladı. AA’da yer alan bilgilere göre Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) çatısı altında güvenliği sağlayan milis grupları da Terhune Yedinci Tugayı ile çatışmalara girişti.
Taraflar 4 Eylül’de BM ara buluculuğunda ateşkes konusunda anlaştı ancak 12 Eylül’de başkent çevresinde çatışmalar yeniden başladı.
Uzmanlar, başkentte hakim milis grupların nüfuz ve mali çıkarlarını arttırması ve başkent dışındaki milislerin bu imkanları ele geçirme çabasını çatışmaların nedeni olarak gösteriyor.
Libya’da Siyasi Durum
17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde varılan “Libya Siyasi Anlaşması” uyarınca UMH Başkanlık Konseyi kuruldu.
BM Güvenlik Konseyi, UMH Başkanlık Konseyi’nin Libya’nın tek meşru temsilcisi olarak tanıdı ancak konseyin sunduğu hükümet listeleri General Hafter’in baskıları nedeniyle Tobruk Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmadı ve süreç tıkandı.
BM Libya Özel Temsilcisi Selame’nin 2017’deki sunduğu 3 aşamalı plan 2018’de devlet başkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasını amaçlıyordu fakat plan hayata geçirilemedi ve revize edildi.
21 Eylül 2018: Libya’da son durum hakkında kısa biz özet.
Libya’da çoklu hükümet yönetimi devam ediyor.
IŞİD, kırsal alanda varlığını sürdürüyor.
Ülkenin güneyinde kontrol tamamen aşiretlerde ve bazı grupların bağımsızlık çalışması yaptığı belirtiliyor.
Mavi: Tobruk Hükümeti (Libya Ulusal Ordusu) ve müttefikleri
Yeşil: Ulusal Uzlaşı Hükümeti (Tobruk-Misrata Hükümetleri)
Gri: Bingazi Muhafaza Güçleri
Kırmızı: Tebu halkı
Sarı: Tuaregler
Siyah: IŞİD
Libya’da Taraflar
Libya Ulusal Ordusu, Zintan Tugayı – (YEŞİL)
Libya Şafağı, Misrata Güçleri – (SARI)
IŞİD, Ensar’uş Şeria gibi ‘cihadcı örgütler’ – (SİYAH)
Tuareg Kabilesi – (KIRMIZI)
Tebu Kabilesi – (TURKUAZ)
Berberiler/Amazigh – (KAHVERENGİ)
16 Temmuz 2018: IŞİD, Sirte’de kontrolü tamamen kaybetmesinin ardından hiçbir şehir merkezini kontrol etmese de bazı kırsal kesimlerde etkinliğini sürdürüyor.
Libya son durum haritası (16 Temmuz 2018)
12 Haziran 2017:
20 Şubat 2017:
20 Şubat 2017 Libya’da son durum haritasıLibya Son Durum Haritası (21.06.2016)
2016: Siyasi Kriz ve 3 Ayrı Hükümet
2016 itibariyle Libya’da son durum: Aşiretler ülkesi olarak bilinen ülkede tek bir hükümet yok, bir çok hükümet var. 2011 yılında geçici hükümet kurulmuştu ve 2012’de yeni bir parlamento oluşturulmuştu. Seçimi kaybedenler ayrı bir hükümet daha kurdu. Böylece ülkede iki ayrı hükümet oluşmuş oldu.
Başkent Trablus’ta ilk hükümet, Tobruk’ta ise muhaliflerin hükümeti yer alıyor. İlk hükümeti BM tanırken, Tobruk’taki muhaliflerin hükümetini ise sadece Türkiye ve Suudiler tanıyor.
Birleşmiş Milletler’in gözetiminde ülkedeki krizin sona ermesi için iki ayrı hükümetin birleştirilmesi kararlaştırıldı ve Fas’ta “Libya Siyasi Antlaşması” imzalandı. Ancak Trablus’taki ilk hükümet Milli Genel Kongre (MGK) ile Tobruk’taki (muhalif ikinci hükümet) Temsilciler Meclisi arasında imzalanan anlaşmanın üzerinden neredeyse 6 ay geçti ama birleşmeye dair bir gelişme söz konusu değil.
Birleşmiş Milletler’in (BM) Fas’ta kurduğu yeni birlik hükümetiyle birlikte ülkede fiilen 3 ayrı hükümet yer alıyor:
Trablus Milli Genel Kongre (MGK)
Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi
Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) – Milli Uzlaşı Hükümeti
Siyasi çıkmazın yaşandığı ülkede iki hükümette birlik hükümeti yani Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)’ni tanımıyor. İki ayrı hükümetten güvenoyu alması gereken UMH Fayiz es-Sirac başkanlığında görevini sürdürmeye çalışıyor. UMH göreve başladıktan sonra Trablus’a gelmesinin ardından, Libya Merkez Bankası ve Libya Petrol Şirketi UMH’ya bağlı olduklarını ilan etti. Ülkede, biri Trablus’ta UMH’ya, diğeri Beyda kentinde Tobruk Temsilciler Meclisine bağlı iki merkez bankası faaliyet gösteriyor.
IŞİD’e karşı Sirte Operasyonu
Genel hatlarıyla bakıldığında başarılı olduğu düşünülen operasyon ve haritadaki değişiklik:
Biber gazı kullanımının savaşta kullanılması yasak iken protestolarda kullanılması serbest.
Biber gazı, ABD’de siyahi George Floyd’un polis tarafından öldürülmesine tepki olarak başlayan protestolarda kullanılmasıyla tekrar gündeme geldi. Neredeyse her ülkenin kullandığı biber gazının ilk kullanım tarihi ise Birinci Dünya Savaşı’na kadar gidiyor.
Vietnam Savaşı’na kadar devam eden biber gazı kullanımı, gelen tepkiler üzerine zamanla azaldı ve 1997 yılında yürürlüğe giren Kimyasal Silahlar Sözleşmesi kapsamında kimyasal silah kategorisine alınıp yasaklandı.
İngiltere’de bulunan Bournemouth Üniversitesi Prof. Dr. Feigenbaum, savaşta yasak olan ancak protesto gösterilerinde kullanılan biber gazı ile ilgili, “Savaş sırasında kullanımının yasaklanmasının nedeni aslında bu gazın taarruz silahı olarak kullanılmasını engellemek. Bununla birlikte asayiş söz konusu olduğunda ise bir silah olarak değil, kontrol etmeni olarak kullanılıyor” ifadesini kullandı.
1 Eylül 1969 tarihinde yaptığı askeri darbe ile Kuzey Afrika ülkesi Libya’nın başına geçen Muammer Kaddafi, 41 yıl süren İslami-Sosyalist iktidarını ülkesinde başlayan ve Arap Baharı olarak adlandırılan gelişmelerle 2011 yılında kaybetmiştir. Arap Baharı bölgedeki birçok Arap nüfuslu ülkede demokratikleşme yolunu açmış ve kitleleri peşinden sürüklemiştir. Bulunduğu coğrafyanın en önemli petrol unsurlarından biri olan Libya ise bu gelişmelerden büyük bir oranda etkilenmiştir.
Bu çalışma amaç olarak Libya’da süregelen birinci ve ikinci iç savaşı, bölgedeki aktörleri, bu aktörlerin amaçlarını ve buna mukabil eylemlerini incelemeyi esas almıştır.
Libya Gençlik Hareketi’nin (شباب) ilk adımı atması ile başlayan Libya Arap Baharı, 27 Şubat 2011 tarihinde ülkedeki bütün muhalif aktörlerin Kaddafi iktidarını devirme fikriyle yola çıkmasıyla güçlerini birleştirmiş ve Ulusal Geçiş Konseyi’ni (UGK) kurmuştur.
2011 yılının Mart ayında Libya’nın birçok bölgesi Kaddafi yönetiminin kontrolünden çıkmış ve karşıt görüşteki koalisyon güçlerinin kontrolü altına girmiştir. İsyanı destekleyen askerlerin de dahil olmasıyla birlikte kuvvetlenen koalisyon güçleri, Doğu Libya ve ülkenin en önemli liman kenti olan Bingazi’yi ele geçirmiştir fakat Trablus bölgesi ise tartışmalı bir hale gelmiştir.
Libya İç Savaşı’nın savaş hartiası – İlk olarak Libya’nın doğusu ve Zintan çevresi Kaddafi yönetiminin kontrolünden çıkarken, en son Sirte ve Beni Velid muhaliflerin kontrolüne girdi. – 2011
[irp posts=”3433″ name=”Libya güncel son durum haritası”]
Muhalifler tarafından kurulan Ulusal Güvenlik Konseyi, bölgedeki büyük aşiret topluluklarının desteklerini arkasına almış olsa da NATO müdahalesine kadar bölgede etkin ve perçinleyici bir rol oynamasına karşın Kaddafi kontrolünde kalan bölgelerde istediği sonuca ulaşamamıştır. Bunun etkenleri arasında Kaddafi’nin 42 yıl süren iktidarında kabilelerle kurduğu iyi ortaklıklar ve Ulusal Geçiş Konseyi’nin kendi içerisinde yaşadığı kritik koordinasyon sorunları gösterilebilir.
ABD ve AB ülkeleri sivil halkın korunmasına yönelik alınan BM Güvenlik Konseyi kararınca Libya’da uçuşa yasak bölge ilan etmiştir. İngiltere, Fransa ve ABD tarafından üstlenilen bu operasyon, 24 Mart 2011 tarihinde ise NATO ittifakına devredilmiş[1] ve 22 Ağustos 2011 tarihinde arkasına NATO gücünü alan UGK güçleri Trablus’a giriş yapmış ve Yeşil Meydan’ı işgal etmiştir. Bununla birlikte Kaddafi ise halen Libya’da olduğunu belirterek bu girişimlere karşı olduğunu bildirmiştir. 20 Ekim 2011 tarihinde ise Kaddafi savaştan kaçmaya çalışırken öldürülmüştür. Sonuç olarak Batı’nın gücünü arkasına alan UGK, Kaddafi rejiminin sonunu getirmiştir. [2]
NATO’nun Libya operasyonuna katılım gösteren ülkeler. – Guardian
Kaddafi’nin ölümü sonrasında Libya’nın tek meşru temsilcisi konumuna gelen Ulusal Geçiş Konseyi, Türkiye dahil olmak üzere birçok ülke tarafından da tanınmıştır. Kaddafi’nin ardından oluşan bu yeni süreçte, Libya’nın Ulusal Geçiş Konseyi tarafından yeniden oluşumu ise hızlı ve stabil bir süreçte gerçekleşmemiştir.
Ulusal Geçiş Konseyi’nin uluslararası sistemde tanınmasıyla birlikte meşruiyet kazanan UGK, Libya’daki halkın ve bazı muhaliflerin benimsemesi kolay bir düzlemde olmadı. Özellikle Kaddafi iktidarının büyük ölçüde desteklediği aşiretler ve ona bağlı aşiret kuvvetlerinde yeni bir düzene geçen Libya’da söz sahibi olma isteği, ülkenin bu süreçten çıkmasını zorlaştırdı. Libya’da 25 Haziran’da düzenlenen seçimlerden sonra siyasi sahnede büyük değişiklikler meydana geldi; ülkede iki ordu, iki parlamento ve iki hükümet oluştu.[3]
Halife Hafter ve Libya’da Askeri Darbe
Kaddafi rejiminin 2011 yılında sonlandırılmasından itibaren tüm aktörler Libya’dan istikrar beklemiştir fakat Libya henüz bunu başarabilmiş bir ülke olmaya yaklaşamamıştır. Ülke iki politik merkeze bölünmüş, çift başlılık oluşmuş ve Libya’da yaşanan yönetim krizi derinleşmiştir. Ülke, devrimden sonra geçen bu sekiz yılda kaotik bir ülke haline gelmiş, silahlı ve terörist grupların yuvası haline dönüşmüştür.
ABD desteğindeki General Halife Hafter, Libya’daki İslami referanslı milislere karşı Kerame (onur savaşı) adında bir operasyon başlatınca, Kaddafi sonrası devrime sahip çıkan gruplar birleşerek Fecr-i Libya (Libya’nın şafağı) adında bir çatı yapılanma oluşturdu. [4]
Mahmud Cibril
Savaş döneminde muhalifler tarafından başbakan olarak tanınan Mahmud Cibril, İslami söylemin yanında liberal ekonomik politikalarıyla ve Batı’yla iyi ilişkileri önemseyen tutumuyla öne çıkıyordu. Cibril’in daha batı yanlısı bir politika benimsemesi, ABD başta olmak üzere batı dünyası tarafından kolayca benimsenmesinde etkili bir faktör oldu.
Mahmud Abdul Celil’e göre batı politikalarından ziyade, İslam anlayışının ülke yönetiminde öncelik olmalıdır. Libya’da isyanların başladığı tarihten itibaren Kaddafi’ye ve yönetimine karşı muhalefet oluşturan Mahmud Abdul Celil, kısa bir süre sonra Ulusal Geçiş Konseyi’nin başkanı olmuştur. Celil, ülkede şeriat hükümlerinin uygulanmasında hiçbir beis olamayacağını açıkça ifade ediyordu.[5] 5 Mart 2011 gününden Kaddafi’nin öldürüldüğü 23 Ekim 2011 tarihine kadar Mahmud Jibril Konsey Başkanlığı görevini yürütmüştür, bu tarihten itibaren yerini Ali Tarhuni’ye bırakmıştır. UGK’nin Kaddafi sonrası oluşturmaya çalıştığı yönetim süreci problemli geçmekle birlikte geçici görevlendirmelerin sonucunda 2014-2016 arasında ise başkanlık görevini Abdullah El-Sani yürütmüştür. 2016’dan günümüze kadarki süreçte başkanlığı Fayez al-Sarraj yürütmektedir.
UMH Başkanı Serrac
Günümüzde ise aktörler başkent Trablus çevresinde ikiye bölünmüş durumda olmakla birlikte Trablus ve batı kanadı, Tobruk ve Al-Bayda olarak gruplaşmışlardır. Bunları iki blok olarak ele alırsak[6]:
Birinci Blok: Trablus’taki geçici meclis Milli Genel Kongredir (MGK). Meşruiyeti Batı ve Türkiye tarafından tanınmıştır. Başkanlığını Fayez al-Sarraj yapmaktadır. Libya’daki resmi hükümettir.
İkinci Blok: Libya’nın en doğusundaki Tobruk’ta bulunan Hafter yönetimindeki geçici hükümet. Geçici hükümet, iki siyasi bloğun desteğini alıyor: Demokratik Güçler İttifakı, Federasyon yanlıları.
Sonuç olarak şu an halen bu kriz çözülememekte ve bölgede ateşkesler ilan edilse de sürekli bu ateşkesler ihlal edilmektedir. Libya’nın önemli bir petrol unsuru olması Arap Baharı sonrası yaşanan iç savaşta ve sonrasındaki süreçte Batının odak noktası haline gelmesinde belirleyici olmuştur. Nitekim NATO operasyonlarının dışında Libya’daki durum ilerledikçe batının bu sürece yönelik yaptırım ve uygulama opsiyonları da artmaktadır.
Buğra Nalcı
Stratejik Ortak Misafir Yazar
[vc_toggle title=”KAYNAK”]
’Libya’ new leader calls for civil state’’Al-jazeera, 13 Eylül 2011
H., Ken. “Op-Ed: Former GNC Headquarters Taken over by State Council of the GNA.” Digital Journal: A Global Digital Media Network, 25 Apr. 2016
Paula, I. (2011). International coalition for the responsibility to protect. Institute for Global Policy. New York.
Chivvis,Martini. Christopher Jeffrey. (2014) “Libia Ba’de Al-Gaddafi”
Ahmet Emin Dağ,’’ Ortadoğu’da Küresel ‘İç Savaşlar’’, ORDAF (Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Derneği) 17.12.1014.
Akgül, a.g.m., s.57
17 yıl önce bugün, yaklaşık 60 yıla yakın bir süredir birbirlerini ‘müttefik’ gören ve ikili ilişkilerini kimi zaman ‘stratejik ortaklık’ seviyesine yükselten Türkiye ve ABD arasında yaşanan ‘en büyük kriz’ olarak değerlendirilen ‘Çuval’ hadisesi yaşandı.
4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk karargahında görevli 3’ü subay ve 8’i astsubay Türk Özel Kuvvetler mensubu 11 asker, Amerikan Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerler ve peşmergelerce, karargahları basılarak ve başlarına çuval geçirilerek tutuklandı.
Operasyon için ABD’nin en önemli millî bayramı olan “4 Temmuz Bağımsızlık Günü” seçilmiş, Türk askerleri 60 saat gözaltında bekletilmiş ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmıştı. Askerlerin tutuklanma nedeni ise, Süleymaniye Vali’sine suikast planladıkları yalanıydı.
2003 yılı Mayıs ayının ortasında, Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ‘ABD ve koalisyon unsurları ile çatışma ortamı yaratılmayacak, dostane işbirliği içerisinde çalışılacaktır’ emri vermişti. Bu emir, “her ne olursa olsun Türk askeri silah kullanmayacak” demekti.
Yıllar sonra olayı anlatan ve Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı olarak Silopi’de görevli olan Tuğg. Abdullah Kılıçarslan, “Eğer düşman unsurlara silahla karşılık verme hakkımız olsaydı, özel kuvvetler personeli olan Mehmetçiklerimiz ABD’lilerin hepsini orada öldürürdü.” demişti.
Uzmanlarca hadisenin kaynağı olarak 1 Mart Tezkeresi gösterilmektedir. 1 Mart Tezkeresi; “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması için Hükümet’e yetki verilmesine ilişkin başbakanlık tezkeresi”dir. ABD askerleri, bu tezkerenin geçmesi durumunda Türkiye’nin Irak sınırına yığınak yapacak ve Irak işgali buradan koordine edilecekti. Tezkere, hükûmet tarafından 25 Şubat 2003’te TBMM’ye sunuldu ancak sürpriz bir şekilde 267 salt çoğunluğa ulaşılamadı ve tezkere reddedildi.
Olaydan sonra konuyu çözüme kavuşturabilecek Amerikan yetkililerine ulaşmak uzun sürmüş hatta bazı Türk diplomatların telefonlarına cevap bile verilmemişti. Bu sırada Türk askerlerinin çuval giydirilmiş, küçük düşürücü fotoğrafları dünya basınına servis ediliyordu.
Yaşanan skandal ile ilgili konuşan ve hükümeti ABD’ye “NOTA” vermeye çağıran CHP lideri Deniz Baykal’a dönemin Başbakan’ı Recep Tayyip Erdoğan tepki göstermiş, “Öyle kalkıp nota verecek misiniz? Ne notası veriyorsun? Onu söyledim… Müzik notası mı? ” demişti.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların baş gösterdiği bölgelere yaptığı yardımlar, mevcut hükümetin iktidara gelmesinin ardından basında daha çok yer bulmuş; Ortadoğu, Asya, Balkan coğrafyası ve Afrika kıtasında kültürel faaliyetlerin artmasına neden olmuştur. Bu kültürel faaliyetlerin gerçekleşmesinde en büyük paya sahip olan TİKA; restorasyon, hayvancılık, tarım ve sağlık alanında yaptığı çalışmalarla bölge halklarının Türkiye ile olan ilişkilerini kuvvetlendirmiştir.
AFRİKA
2018’de yayımlanan Türkiye Kalkınma Raporu’na göre, TİKA aracılığıyla Afrika’ya 134 milyon dolarlık yardım yapıldı. Özellikle sağlık ve eğitim çalışmalarına ağırlık verildi. Son yıllarda yapılan belli başlı çalışmalar şunlardır:
Nijer – Yatılı Kız / Erkek Okulu ve Dostluk Parkı İnşası ve Donanımı: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda yapılmaya başlanan okulun 42 derslikli ve 1.260 öğrenci kapasiteli olması planlanmıştır. Nijer halkının, dünyanın en düşük okuryazar oranına sahip olmasından ötürü böyle bir projeye öncelik verilmiştir. Okulun hemen yanında yer alacak olan dostluk parkı da yine 50.000 metrelik bir alana TİKA tarafından oluşturulmuştur.
Nijer – Türkiye Dostluk Hastanesi
Nijer-Türkiye Dostluk Hastanesi: Nijer Cumhuriyeti Halk Sağlığı Bakanlığınca Niamey bölgesinde tahsis edilen alana 51 yataklı bir hastane inşa edilmiş olup, donatım çalışmaları tamamlanmıştır. Bu sayede, kırsalda yaşayan Nijerli kadınların sağlık hizmetlerine ulaşmasında kolaylık sağlanmıştır.
Libya – Misurata Fizyoterapi Hastanesi İnşası ve Donanımı: Libya İç Savaşı’nın ardından ülke genelinde baş gösteren sağlık sorunlarından ötürü, cumhurbaşkanlığı tarafından Misurata’ya fizyoterapi hastanesi inşa etme sözü verilmiştir. Bu söz doğrultusunda 2012’de çalışmalara başlanmış ve nihayet 2018’de tamamlanarak hizmete açılmıştır. Üç bölümden oluşan hastane, 38 adet terapi bölmesi ve 2 terapi havuzu barındırmaktadır.
Libya – Misurata Fizyoterapi Hastanesi İnşası ve Donanımı.
Sudan – Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi: İki ülke arasında 2013’de imzalanan protokol neticesinde hizmete sunulan hastane; 46 yoğun bakım yatağı, 3 ameliyathane, 2 doğumhane ve 1 adet tam donanımlı radyoloji ünitesinden oluşmaktadır. Hastane kurulduktan 5 yıl sonra Sudan devletine bedelsiz olarak devredilmiştir.
Somali – Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi: Yine iki ülke arasında 2013’de imzalanan protokolün ardından, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açılmış ve Somali halkının sağlık alanında yaşadığı sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Sudan örneği gibi, 5 yıl sonra Somali devletine bedelsiz olarak devredilmiştir.
Çad – Su Kuyusu Rehabilitasyonu ve Su Deposu Yapımı: Çad’ın Moyto bölgesinde 1976 yılında hizmete giren su kuyusu, nüfus artışı gibi nedenlerden ötürü yetersiz hale gelmiştir. Bu nedenle TİKA tarafından bu kuyuya 50 tonluk bir depo yapılmış ve içi temizlenmiştir. Bölge halkının daha rahat yararlanabilmesi için 3 farklı yere 15 çeşme olmak üzere su doldurma istasyonu yapılmıştır.
Çad – Su Kuyusu Rehabilitasyonu ve Su Deposu Yapımı
Somali – Askeri Eğitim Tesisleri İnşası, Donatımı ve Ana Ulaşım Yolu Yapımı: Somali’nin başkenti Mogadişu’ya inşa edilen yapı, Harp Okulu ve Astsubay Hazırlama Okulu işlevinde kullanılmaktadır. Tesiste görevli askerlerin güvenli ulaşım imkanlarına sahip olması amacıyla 1.950 metrelik yol asfaltlanmış ve kullanıma hazır hale getirilmiştir.
Somali – Askeri Eğitim Tesisleri İnşası, Donatımı ve Ana Ulaşım Yolu Yapımı.
Gambiya – Anayasa Mahkemesi’ne Bilişim Malzemesi Temini: Gambiya Anayasa Mahkemesi’ne teknik altyapı sağlanması amacıyla ihtiyaç duyulan bilişim malzemeleri TİKA aracılığıyla temin edilmiştir.
Tanzanya – Spor Tesisi İnşası: Tanzanya’nın en büyük şehri unvanına sahip olan Darüsselam’da yer alan Tambaza Lisesi’ne, TİKA eliyle basketbol ve voleybol sahaları yapılmıştır.
Tanzanya – Spor Tesisi İnşası
Gambiya – Banjul’e Otobüs Desteği: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı kararla, Gambiya’ya yedek parçalarıyla beraber 20 adet otobüs TİKA aracılığıyla hibe edilmiştir.
Zambiya – Ulusal Yayın Kurumu Personeline Eğitim: Zambiya’nın resmi yayın kurumu olan Ulusal Yayın Kurumu’na, TRT-TİKA iş birliğiyle basın alanında çeşitli eğitimler verilmiştir. Yerel haber yayınlarının niteliğinin artırılması amaçlanmıştır.
Cezayir – Echorouk Medya Grubu Personeline Eğitim: Echorouk Medya Grubu’na, yine TRT-TİKA iş birliğiyle medya ve basın eğitimleri verilmiştir. Eğitim Türkiye’de gerçekleşmiş olup; 3 muhabir, 3 editör, 2 montaj elemanı, 2 kameraman ve 2 sunucunun katılımı sağlanmıştır.
Tunus – Halı Bakım ve İyileştirme Tesisi Kurulumu: Tunus kültüründe önemli bir yere sahip olan halıcılık zanaatının son yıllarda zayıflamasından ötürü TİKA aracılığıyla Halı Bakım ve İyileştirme Merkezi kurulmuştur. İlk etapta 15 kişinin istihdam edilmesi hedeflenmiş ve Ar-Ge üssü yapılması planlanmıştır.
Namibya – Hidroponik Yem Serası Tesisi Projesi: Namibya’nın Erongo Bölgesi’nde yer alan Ozondoto ve Otjongundu köylerinde yaşanan yem sorunundan ötürü kalıcı bir çözüm olması için yem serası tesisi inşa edilmiştir.
AVRUPA
2018 yılında yayımlanan Türkiye Kalkınma Raporu’na göre, TİKA aracılığıyla Avrupa ülkelerine 217 milyon dolarlık yardım yapıldı. Özellikle eğitim ve kültür alanlarına ağırlık verildi. Yapılan belli başlı yardımlar şunlardır:
Arnavutluk – Mustafa Kemal Atatürk Kreşi Yenilenmesi: Arnavutluk’un Orikum kentinde bulunan ve kentin tek kreşi olma özelliğini taşıyan Mustafa Kemal Atatürk Kreşi, eski bir yapı olmasından ötürü rutubet ve yalıtım problemleriyle karşılaşmıştır. Bu nedenle TİKA, kreşte geniş çaplı bir tadilat çalışması başlatmıştır.
Kuzey Makedonya – Ambulans Temini: Kuzey Makedonya’nın Gostivar bölgesinde yer alan 150 yataklı hastane, ülkedeki ekonomik sıkıntılardan ötürü hizmet vermekte sıkıntı yaşamıştır. Bu kapsamda, Türkiye tarafından tıbbi malzeme desteği verilmiş ve hastaneye ambulans temin edilmiştir.
Moldova – Aziz Sancar Tanı ve Tedavi Merkezi Yapımı: Komrat Bölge Hastanesi bünyesinde inşa edilen ve tıbbi donanımı temin edilen Aziz Sancar Tanı ve Tedavi Merkezi, yılda 40.000 kişiye hizmet etmektedir. Tesisin açılışı, Ekim 2018 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gerçekleştirilmiştir.
Moldova – Aziz Sancar Tanı ve Tedavi Merkezi Yapımı
Romanya – Mecidiye Hastanesi Poliklinik Tadilatı: Sultan Abdülmecid’in fermanıyla inşa edilen hastane, Romanya’nın Köstence kentinde yer almaktadır. Eski bir yapı olması nedeniyle TİKA tarafından tadilatı gerçekleştirilmiş ve daha kompleksli bir yapı haline getirilmiştir.
Moldova – Cumhurbaşkanlığı Binası’nın Yenilenmesi: Moldova Cumhurbaşkanı İgor Dudon’un talepleri doğrultusunda, 2009 yılında yaşanan kitlesel gösteriler sonucu tahrip edilen Cumhurbaşkanlığı Binası yenilenmiştir. Proje kapsamında bina güvenliğine ilişkin modern cihazlar ve ofis mobilyaları yine TİKA tarafından temin edilmiştir.
Sırbistan – Yüksek Mahkeme Binası Modernizasyonu: Sırbistan Novi Pazar Yüksek Mahkemesi mevcut binası bünyesinde inşa edilen ek kat ile Hukuk Akademisi ve Ticaret Mahkemesi için yeni alan oluşturulmuştur. Oluşturulan ek alanların mobilya ve teknik donatımı TİKA tarafından tamamlanmıştır.
Bosna Hersek – Saraybosna Kantonu’na Otobüs Desteği: Bosna Hersek’in Saraybosna Kantonu’nda baş gösteren ulaşım sorunlarından ötürü, TİKA-İBB arasında imzalanan protokol neticesinde yedek parçalarıyla beraber 15 otobüs hibe edilmiştir.
Bosna Hersek – Saraybosna Kantonu’na Otobüs Desteği
Karadağ – Zeytin İşleme Tesisi Donatımı: Bölgede zeytinciliğe yönelen çiftçi sayısının artması neticesinde, Ulçin Zeytinciler Birliği’ne mikro bazlı zeytin işleme tesisi kurulumu TİKA tarafından gerçekleştirilmiştir.
Kosova – Küçükbaş Hayvan Islahı ve Üretimin Geliştirilmesi: TİKA, Kosova’da küçükbaş hayvancılığın ıslahı ve süt üretiminin geliştirilmesi amacıyla, ülkenin kuzeybatısında yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan ve ırkının tükenme tehlikesi bulunan Baluşha ırkı koç ve koyundan oluşan 710 adet damızlık hayvan temin etmiştir.
Bosna Hersek – Yanya Nehri Islahı: Bosna Hersek’in kuzeydoğusunda yer alan ve başkent Saraybosna’ya 200 km uzaklıkta bir şehir olan Yanya’da 2014 yılında yaşanan sel felaketleri, şehirde büyük mal kayıplarına sebep olmuştur. TİKA tarafından sağlanan destekle nehir yatağı genişletilip derinleştirilmiş, nehir yatağı kenarlarına betonarme yapı ile istinat duvarları kurulmuştur. Ayrıca nehir üzerine inşa edilen köprü, vatandaşların şehrin karşı kısmına ulaşmasında kolaylık sağlamıştır.
ORTADOĞU
2018 yılında yayımlanan Türkiye Kalkınma Raporu’na göre, TİKA aracılığıyla Ortadoğu ülkelerine 6 milyar 744 milyon dolarlık yardım yapıldı. Özellikle sağlık ve eğitim alanlarına ağırlık verildi. Yapılan belli başlı yardımlar şunlardır:
Ürdün – Filistinli Mülteciler Kampında Bulunan Vahdet Kız Okulu Yenilenmesi: 200 bini aşkın Filistinli mülteciyi barındıran Vahdet Kampı’nda 1954 yılında inşa edilen kız lisesinin onarımı, TİKA tarafından üstlenilmiştir.
Ürdün – Filistinli Mülteciler Kampında Bulunan Vahdet Kız Okulu Yenilenmesi.
Türkiye – Filistin Dostluk Hastanesi Donatımı: Gazze halkına sunulan sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla, Türkiye – Filistin Dostluk Hastanesi inşa edilmiş ve tüm ekipmanları TİKA tarafından temin edilmiştir.
Filistin – Gazze’de Güneş Enerjisi Sistemi Kurulumu
Irak – Musul Kanser Hastanesi Klinik Yapımı: Musul’un batısında yer alan ve bölgenin tek kanser hastanesi olan yapı, çatışmaların etkisiyle tahrip olmuştur. Olumsuzluklardan ötürü hastane kısmi bir şekilde hizmet verebilmiştir. Bu sorunu gidermek maksadıyla hastanenin bahçesine poliklinik konteyner, hasta kayıt konteyneri ve hemşire odası yapılmıştır.
Yemen – Sahra Hastanesi ve Hastane Donanımı: Yemen’de yaşanan iç savaş nedeniyle, bölge halkı sağlık hizmetlerinden faydalanmakta zorluk çekti. Bu nedenle, iki set 50 yataklı konstrüksiyonlu tip ağır iklim sahra hastanesi hibe edilmiştir. Kısıtlı imkanlara rağmen yılda 1 milyon 200 bin kişiye sağlık hizmeti verilmektedir.
Filistin – Su Arıtma İstasyonu İnşası: İçme suyu temininde sıkıntı yaşayan Filistinlilerin, bu sıkıntılarını gidermek maksadıyla 16.000 öğrencisi ve 650 personeli ile Gazze’nin en önemli iki üniversitesinden biri olan El-Ezher Üniversitesi’ne 2 adet su arıtma istasyonu kurulmuştur.
Filistin – Dil Eğitim Laboratuvarı Donatımı: Filistin Güvenlik Güçleri Askeri Eğitim Komisyonu bünyesinde görevli olan Filistinli askerlerin dil sıkıntısını gidermek ve Türkçe öğrenmelerini sağlamak amacıyla dil eğitim laboratuvarının donatımı gerçekleştirilmiştir.
Yemen – Ticaret ve Sanayi Bakanlığı Hizmet Binasının Tefrişatı: İç savaşla mücadele eden Yemen hükümetinin talebi doğrultusunda, geçici başkentlik yapan Aden’in dış ticarette hareketlilik kazanması amacıyla Ticaret ve Sanayi Bakanlığı Hizmet Binası’nın tefrişat ve donatımı TİKA tarafından gerçekleştirilmiştir.
Ürdün – Tarihi Hicaz Demiryolu’nun Restorasyonu, Yeni Müze İnşası ve Çevre Düzenlemesi: Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamid döneminin en önemli projelerinden Hicaz Demiryolu’nun Ürdün Amman İstasyonu’nda, tarihi demiryolunun geçmişinin anlatılacağı müzenin yapımı ve istasyondaki 3 tarihi binanın restorasyonu ile çevre düzenlemesi TİKA tarafından gerçekleştirilecek olup çalışmaların 2020 yılı içerisinde tamamlanması öngörülmektedir.
Irak – Telafer Elektrik Müdürlüğü Trafo Temini: Terör faaliyetleri nedeniyle şehrin tahrip edilmiş olan elektrik sisteminde kullanılmak üzere, Telafer Elektrik Müdürlüğü’nün talep etmiş olduğu 20 adet trafo, TİKA tarafından temin edilmiştir.
Filistin – Gazze’de Güneş Enerjisi Sistemi Kurulumu: Gazze Güneş Enerjisi Sistemi Projesi kapsamında, bölgede yaşanan elektrik kesintilerinin yol açtığı olumsuzlukları azaltmaya yönelik Al Shaima Kliniği ve Sheikh Radwan Kliniği’ne TİKA’nın kurmuş olduğu güneş enerjisi sistemini destekleyecek olan bataryalar temin edilmiştir.
Filistin – Fidanlık Tesisi Kurulumu: Filistin’in tarımsal üretime elverişli arazileriyle bilinen Cenin Bölgesi’nde yürütülen ağaçlandırma ve tarım faaliyetlerinde fidan ihtiyacının yeterince karşılanamaması nedeniyle 3.000 m²’lik bir alanda toplamda 1.500 m²’lik seraların bulunduğu bir fidan üretim tesisinin kurulumu TİKA tarafından gerçekleştirilmiştir. Kurulan tesisle, 500 m²’lik serada tek seferde 150 bin fidan tohumunun ekiminin yapılabileceği, 1.000 m²’lik seralarda ise filizlenen bu tohumların ekime hazır hale getirilebileceği bölümler oluşturulmuştur.
Ürdün Dostluk Ormanı: TİKA’nın 2018 yılında ikincisini düzenlediği Tecrübe Paylaşım Programı kapsamında Ürdün’de bulunan gönüllü öğrenciler, Ürdün Haşimi Krallığının TİKA’ya tahsis ettiği alanda dostluk ormanı oluşturmuştur. Yaklaşık 4 gün boyunca 571 çam ağacı diken ve çevre düzenlemesi gerçekleştiren öğrencilerin ağaçlandırdıkları 4 dönümlük araziye “TİKA Dostluk Ormanı” adı verilmiştir.
ASYA
2018 yılında yayımlanan Türkiye Kalkınma Raporu’na göre, TİKA aracılığıyla Asya ülkelerine 263 milyon dolarlık yardım yapıldı. Özellikle eğitim ve kültür alanlarına ağırlık verildi. Yapılan belli başlı yardımlar şunlardır:
Filipinler – 5 Adet Okul Binası İnşası: Filipinler’in Mindanao Adası, devam etmekte olan barış süreci ile birlikte tarihi bir dönemden geçmektedir. Çoğunluğunu Moro Müslümanlarının oluşturduğu bölgenin restorasyon ve kalkınma sürecinde eğitim altyapısının güçlendirilmesinin çok önemli olduğu değerlendirilmektedir. Bu sebeple Maguindanao’da 2 adet, Lenao del Sur’da 2 adet ve Davao Oriental’da 1 adet olmak üzere toplam 5 adet okul binası adada TİKA tarafından yenilenmiştir.
Özbekistan – 3 Anaokulunun Yenilenmesi: Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti tarafından ilan edilen 2017-2018 Kalkınma Stratejisi kapsamında okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması önemli bir hedef olarak belirlenmiş olup bu çerçevede 2017 yılında Okul Öncesi Eğitim Bakanlığı kurulmuştur. 2018 yılında TİKA ve ilgili Bakanlık, anaokullarının tadilatı, donatımı, Türkiye eğitim sisteminin tanıtılması ve öğretmenlerin hizmet içi eğitimleri konusunda iş birliği yapmış; Özbekistan Okul Öncesi Eğitim Bakanlığına bağlı Taşkent, Buhara ve Semerkant’ta bulunan 3 anaokulunun tefrişatı tamamlanmıştır.
Özbekistan – 2018 Plastik Cerrahi Operasyonları: 2009 yılından bu yana “Gülen Çocuk Mutlu Aile” sloganıyla yürütülen proje ile 21 yaşın altındaki bireylerde dudak ve damar yarıkları, yanık, kazalara bağlı sakatlıklar ve doğumsal şekil bozukluklarının tedavisi amacıyla plastik cerrahi operasyonları gerçekleştirilmiştir. Özbek ve Türk sağlık personelinin katıldığı sağlık haftalarında toplam 1.387 hasta muayene edilmiş, toplam 297 cerrahi operasyon yapılmıştır.
Moğolistan – Ulanbator’da 3 Adet Sağlık Merkezi İnşası: Toplamda 25.000’e yakın kişinin yaşamakta olduğu 3 farklı bölgeye TİKA tarafından 3 adet sağlık merkezi inşa edilmekte olup, proje tamamlandığında söz konusu sağlık merkezlerinin bölge halkına uygun koşullarda hizmet vermesi sağlanmış olacaktır.
Özbekistan – Anne-Çocuk Sağlığı ve Acil Sağlık Hizmetleri Teknik Altyapısının Geliştirilmesi: 32 milyona ulaşan nüfusu ile Orta Asya’nın en büyük ülkesi olan Özbekistan’ın, ilk yardım ve sağlık hizmetlerini daha etkin ve verimli bir şekilde sunabilmesine katkı sağlamak amacıyla, 2018 yılı içinde 50 adet tam donanımlı ambulans temin edilmiştir.
Kırgızistan – Kırgız-Türk Dostluk Hastanesi’nin Tıbbi Donanımı: Bişkek’te hizmet veren Kırgız-Türk Dostluk Hastanesi’nin faaliyete geçebilmesi ve Kırgızistan halkına daha nitelikli sağlık hizmeti sunması amacıyla laboratuvar cihaz ve malzemeleri temin edilmiştir.
Bangladeş – Shaheed Devlet Hastanesi’ne Kemoterapi Ünitesi Kurulumu ve Ekipman Temini: Dakka şehir merkezinde bulunan 850 yatak kapasiteli ve günde ortalama 2.000 hastaya poliklinik hizmeti veren Shaheed Devlet Hastanesi Onkoloji Bölümü bünyesinde bulunan kemoterapi ünitesi ve 60 yataklı hasta koğuşlarının tadilatı gerçekleştirilmiş olup gerekli tüm tıbbi ekipman TİKA tarafından temin edilmiştir.
Bangladeş – Sahra Hastanesi ve Hastane Donanımı: Myanmar’da yaşanan iç karışıklık dolayısıyla ülkelerini terk ederek sınır ülke Bangladeş’e sığınan Arakanlı sığınmacıların sağlık hizmetlerinin karşılanması amacıyla kurulmuştur.
Moğolistan – 8 Adet Su Kuyusu Açılması: 2018 yılı Temmuz ayında meydana gelen sel felâketinden etkilenen halkın temiz içme suyuna erişiminin sağlanması ve temiz olmayan sudan kaynaklanan sağlık sorunlarının önlenmesi amacıyla 8 adet su kuyusu açılmıştır.
Özbekistan – 20 Mobil Ofis Temini: TİKA ve Özbekistan Adalet Bakanlığı Kamu Hizmetleri Genel Müdürlüğü iş birliğinde kamu hizmetinin taşrada daha etkin bir biçimde yürütülmesi amacıyla Özbekistan’ın Semerkant şehrinde üretilen otobüslerden 20 tanesi mobil ofise dönüştürülerek Bakanlık hizmetlerinde kullanılmak üzere hibe edilmiştir.
Afganistan – Mezar-ı Şerif Bahter Erkek Lisesi Yenilenmesi: Mezar-ı Şerif şehrinin en büyük ve köklü liselerinden biri olan Bahter Lisesi, TİKA tarafından yenilenmiştir. 7 binden fazla öğrencinin eğitim gördüğü lisenin 8 sınıflık ek binaları düzenlenen törenle hizmete açılmıştır.
Sri Lanka – Trincomalee Bölgesinde Yaşayan Balıkçılara Destek: TİKA, Sri Lanka’nın kuzeydoğusunda yer alan ve ülkede 1983-2009 yılları arasında süren iç karışıklardan en çok etkilenen bölgelerden biri olan Trincomalee’de geçimini balıkçılıkla sağlayan 50 aileye balıkçı kanosu hibe etmiştir.
“Türkiye; kendisine sığınan yaklaşık 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapmakla kalmayıp, her insanın refah içinde yaşaması hedefi doğrultusunda, kamu kurum ve kuruluşları, STK’ları ve özel sektörü eliyle kalkınma yardımlarını gerekli coğrafyalara ulaştırmaya devam etmektedir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, koronavirüs sonrası ilk yurt dışı ziyaretini Katar’a gerçekleştirdi. “Bölge ülkeleri ile olan tüm konuları (Katar Emiri) Sayın Temim ile ele aldık.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın heyetinde Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Başkanı Hakan Fidan da yer aldı.
Erdoğan Türkiye’ye dönüş yaparken, Milli Savunma Bakanı Akar ve Genelkurmay Başkanı Güler Libya’ya geçerek Türkiye’nin ülkedeki askeri üssünün bulunduğu Savunma Güvenlik İşbirliği ve Eğitim Yardım Danışma Komutanlığına gitti.
Salı günü Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özbal, Libya ziyareti kapsamında Genelkurmay Başkanı Muhammed eş-Şerif ile Bu Sitte Askeri Deniz Üssü’nde görüşmüştü.
Dün Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, Libya’da Hafter destekli Tobruk Temsilciler Meclisi Başkanı Salih ile görüşerek iki ülke arasında ‘deniz yetki alanları sınırlandırması’ anlaşması yapılacağını açıklamıştı.
İnsan; dostunu iyi, düşmanını daha iyi tanımalıdır. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Libya konusunda açık bir şekilde Türkiye’nin karşısında yer almaktadır. Daha önce de Suriye adımlarımızı, NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini söyleyerek eleştiren Macron’a; Recep Tayyip Erdoğan, önce Macron’un kendi beyin ölümünü kontrol ettirmesini, bu ifadelerin onun gibi beyin ölümü gerçekleşmiş insanlara yakıştığını söylemişti. Şimdi kısaca Macron’un hayatına bir bakalım.
Emmanuel Jean-Michel Frederic Macron, 21 Aralık 1977’de Fransa’nın kuzeydoğusunda bulunan ve “Kuzeyin Venedik’i” olarak adlandırılan Amiens kentinde doğdu. Doktor bir anne ve nörolog bir babanın oğlu olan Macron’un hayatında, çocukluğunun büyük bölümünü birlikte geçirdiği kolej müdiresi anneannesinin büyük etkisi oldu. Kendisinden iki yaş büyük erkek kardeşi ve 5 yaş küçük kız kardeşi bulunan Macron, küçüklüğünde piyano dersi aldı. Piyanodaki ustalığı ona yıllar sonra profesyonel hayatında “Finansın Mozartı” lakabının takılmasına sebep oldu.
Macron’un ailesi dindar olmasa da Macron kendi isteğiyle 12 yaşında Katolik olarak vaftiz oldu. İlk eğitimini Cizvit ve Katolik kilisesinin kontrolündeki okullarda aldı. Bu eğitimden sonra erkek kardeşi ile birlikte Paris’te lise ve üniversiteyi okudu. Paris X-Nanterre üniversitesinden felsefe diploması aldı. Filozof Paul Ricœur’un La Mémoire, l’histoire, l’oubli (Bellek, tarih, unutkanlık) adlı kitabının 1999-2001 arasında hazırlanma sürecinde asistanı oldu. Siyasi Etüdler Enstitüsü’nden (IEP) siyaset bilimi diploması aldı. Fransa’da son 60 yılın yöneticilerinin vazgeçilmez okulu olarak gösterilen Ulusal İdarecilik Okulu’ndan (ENA) mezun olan Macron, 2002-2004 yılları arasında burada Fransa’yı ve Fransız yönetim sistemini öğrendi. Eğitimi sırasında Fransa’nın Nijerya Büyükelçiliğinde staj yaptı.
Fransa’da elitlerin okulu ve devlete yönetici fabrikası olarak gösterilen ENA’dan mezun olmasının ardından 2004-2008 yılları arasında maliye müfettişi olarak çalışan Macron’un yolları bu süreçte, 1980’den bu yana “Fransa siyasetinin gizli gücü” olarak görülen ekonomist ve yazar Jacques Attali ile kesişti.
Jacques Attali ve Emmanuel Macron
Dönemin Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye ekonomi alanında bir reform paketi raporu hazırlayan Attali, Macron’u yardımcısı olarak yanına aldı. Aynı yıl Macron, 15 yaşındayken tanıştığı, kendisinden 24 yaş büyük tiyatro öğretmeni Brigitte Trogneux ile evlendi. İkili arasında büyük bir aşk olduğu vurgulanıyor.
Brigitte Trogneux ve Macron
Fransa yönetiminin “akıl hocası” Attali ile tanışması sonrasında devlet memurluğundan istifa eden Macron, kariyerini özel sektörde devam ettirerek Rotschild Bankası‘nda işe girdi. 2012’ye dek çalıştığı bu görevde Pfizer’in bir kolunun Nestlé tarafından satın alınmasını yönetti. 9 milyar euroluk bu süreci yönetmesiyle milyoner oldu. Yatırım ve finans pazarlıkları ile geçen 4 yılda dünya çapındaki şirketlerle ilgili kararlar almayı ve finans sektörüne yön veren adımları atmayı öğrendi. Aynı dönemde Cumhurbaşkanı François Hollande ile tanıştı ve birlikte çalışma teklifi aldı. 2012 cumhurbaşkanı seçimlerinin hemen öncesinde gerçekleşen bu tanışma, Macron’a önce Hollande’ın danışmanlığı, daha sonra da Elysee Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Genel Sekreter Yardımcısı olma yolunu açtı. Hollande’ın, 34 yaşındaki bu liberal danışmanına güveni tamdı ve 2014’te Macron’u Ekonomi Bakanı olarak görevlendirdi.
2016’nın nisan ayında isim ve soyisminin baş harfleriyle başlayan En Marche (Yürüyüş) Hareketi’ni kuran Macron, aynı yıl ağustos ayında da Ekonomi Bakanlığından istifa ederek cumhurbaşkanlığı seçimleri için bağımsız adaylığını ilan etti. Seçimin ilk tur sonucunda Marine Le Pen ile ikinci tura kaldı ve 7 Mayıs 2017 tarihinde cumhurbaşkanı seçildi.
Göreve geldiği tarihten bugüne kadar olan sürece bir yorum yapacak olursak, Macron’un başarılı bir yönetim sergilediğini söyleyemeyiz. Aldığı kararlardan ötürü, Fransa’yı kaosa sürükleyen grevler ve protestolar yaşandı. Bu protestoların bazılarını hatta öğretmenler ve polisler gerçekleştirdi. Özellikle Sarı Yelekliler uluslararası bir simge haline geldi. Bu yaşanan olayların, Macron’un popülaritesini düşürdüğü göze çarpan bir gerçek.
Türkiye’nin YPG vetosunu kaldırması sonrası NATO’nun Polonya ve Baltık savunma planı 7 ay sonra devreye sokuldu.
Reuters’ın haberine göre Türkiye’nin vetoyu kaldırması karşılığında taviz alıp almadığı henüz netlik kazanmadı.
Ne olmuştu?
Türkiye, NATO’nun Polonya ve Baltık ülkelerini savunma planını üye ülkelerin YPG’yi terör örgütü olarak tanıması (tehdit olarak algılanması) sonrasında onaylayacağını açıklayarak planı veto etmişti. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, aralık ayında, “Bizim plan (YPG/PYD/PKK’nın tehdit olarak nitelendiği) yayımlanmadan onların planı da (Baltık) kesinlikle yayımlanmayacak.” açıklamasında bulunmuştu.