Tarihi Donald Trump-Kim Jong-un Zirvesi Gerçekleşti

0

Dünya yakın siyasi tarihinin en ilginç zirvelerinden biri olan Trump-Kim Jong-un görüşmesi dün Türkiye saati ile 04:00’da Singapur’da gerçekleşti. İki lider 38 dakika boyunca baş başa görüştüler. ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore lider Kim Jong-un arasında gerçekleşen bu tarihi zirve, birçok yönüyle ilklere sahne oldu.

ABD ve Kuzey Kore devlet liderleri, Kore savaşının ateşkes ile sona erdiği 1953 yılından bu yana ilk kez resmi olarak bir araya geldi.

Baş başa yapılan 38 dakikalık görüşmenin ardından ABD Başkanı Donald Trump, “Baş başa görüşmek çok iyiydi. Zirve çok çok iyi gidiyor; iki ülke arasındaki ilişki harika.” ifadelerini kullandı.

“Birçok insan bunun bir tür bilim kurgu filminden bölüm olduğunu düşünecek… Buraya açık fikirlerle geldik” diyen Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ise, Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılıp arındırılmayacağına ilişkin gazetecilerin ısrarlı sorularına yanıt vermedi.

Gerçekleşen tarihi zirvede ABD ve Kuzey Kore arasında bir de anlaşma imzalandı. Donald Trump-Kim Jong-un ikili görüşmesinden sonra heyetler arası görüşmelere geçildi. Heyetler arası görüşme yaklaşık 2 saat sürdü ve ardından çalışma yemeğine geçildi. Çalışma yemeğinin ardından açıklama yapan Donald Trump, “Hayal ettiğimizden çok daha başarılı bir görüşme oldu, şimdi imzalara geçiyoruz.” ifadelerini kullandı. Ardından ise imza törenine geçildi.

Ülkeler arasında yapılan anlaşmaya ilişkin olarak Donald Trump; “Önemli ve kapsamlı bir belgeye imza atacağız. Önemli görüşmeler gerçekleştirdik ve 2,5 saat içerisinde bir basın toıplantısı gerçekleştireceğim. Sayın Kim ve kendi adıma yazılı bir açıklama yapacağız.” dedi ve ardından şu açıklamayı yaptı;

“Kısa süre sonra her şeyi gereceksiniz. Son derece kapsamlı, ortak bir mektuba imza attık. Her iki tarafın da sonuçlardan etkileneceğini düşünüyorum. İki taraf da iyi niyetle yaklaştı, çaba gösterdi ve hazırlıklar yapıldı. Bugün yaşananlardan gurur duyuyoruz.

Söz konusu anlaşmanın içeriğine dair resmi bir açıklama bulunmuyor. Ancak ABD’li bir yetkilinin CNN televizyonuna yaptığı açıklamalara göre ABD ve Kuzey Kore arasında imzalanan anlaşma, tarafların müzakerelerde geldikleri aşamaları tescilleyen ve kazanımlarını koruma altına alan bir tespit belgesi niteliğinde.

Yaşanan bu gelişmelere ilişkin olarak ABD basını: “Kuzey Kore, yarımanın nükleerden arınması için çalışma taahhüdünde bulundu, Donald Trump-Kim Jong-un barış ve istikrarın tesisi için anlaştı” ifadelerine yer verdi.

İki ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, liderler arasında mutabık kalınan hususlar ise şu şekilde;

  • ABD ve Kuzey Kore barış ve refah için iki ülke halklarının istekleri doğrultusunda yeni ABD-Kuzey Kore ilişkilerinin kurulmasını taahhüt etmektedir.
  • ABD ve Kuzey Kore, Kore Yarımadasında kalıcı ve istikrarlı bir barış düzeni kurulması için çabalarını birleştirecektir.
  • 27 Nisan 2018’deki Panmunjom Deklarasyonu’nu yeniden teyit ederek, Kuzey Kore, Kore Yarımadasının nükleer silahlardan tamamen arındırılma sürecinin tamamlanması için çalışacağını taahhüt etmektedir.
  • BD ve Kuzey Kore, savaş esirleri ve kayıplarından geri kalanların ortaya çıkarılması ve hali hazırda kimliği belirlenenlerin bir an önce ülkelerine geri gönderilmelerini taahhüt etmektedir.
  • Başkan Trump ve Kim Jong Un, bu açıklamanın şartlarını tamamen ve hızlı bir şekilde uygulamayı taahhüt eder.

Siyasi Coğrafya’da De Facto-De Jure Kavramları ve Bölgeleri

De Facto ve De Jure kavramları siyaset biliminde, jeopolitik konularda veya nüfus sayımlarında karşılaşılan, ancak günlük hayatta pek de aşina olunmayan kavramlardır. Siyasi tartışmalarda bile adından bahsedilmeyen bu kavramlar, aslında Türkiye’nin de içinde bulunduğu jeopolitik konularda (KKTC) örnekler barındırmaktadır.

De Facto ve De Jure kavramlarının jeopolitik olarak incelemeden önce, anlamlarını ele almak daha faydalı olacaktır. Her iki kavram da Latince kökenlidir ve birbirlerinin zıttı olaraktan nitelendirilebilinir. De Facto kelime anlamı olaraktan “gerçekte olan-fiili-uygulamada olan” gibi anlamlar taşımaktadır. De Jure ise “kanuna göre-hukuka göre” anlamlarını taşımaktadır. Her iki kavram incelendiğinde zıt gibi görünmeyebilir, ancak örnekler incelendiğinde iki kavramın aslında birbirinden farklı olduğu anlaşılacaktır.

Örneğin Türkiye’de bulunan herhangi bir haritayı elimize aldığımızda yavru vatan KKTC ile GKRY’nin ayrı olduğu ve her ikisininde farklı birer devlet olduğu görülür.

Google Haritalar’da Kıbrıs Adası (Büyütmek için tıklayın)
kıbrıs haritası ile ilgili görsel sonucu
KKTC & GKRY

 

 

 

 

 

Dünya’da De Facto bölgelere en güzel örneklerden birisi olan KKTC bağımsız bir devlettir. KKTC uluslararası ilişkilerde Türkiye ve Libya tarafından tanınmış bir devlettir. Bu kadar az ülke tarafından tanınması KKTC’yi uluslararası alanda yok sayamaz. Çünkü o bölgeye gittiğinizde, De Facto kavramında geçen “gerçekte olan-fiili” durumla karşılaşılacaktır. Şöyle ki, KKTC’de dalgalanan bir bayrak, Türk askeri veya bağımsız bir meclis bulunmaktadır. Böylesi durumlarda Rumların veya Yunanların iddia ettiği şekilde KKTC’yi kimse yok sayamaz. Yok sayma durumları ancak kağıt üzerinde kalacaktır, çünkü o bölgeye gitmek istediğinizde vize için karşılaşacağınız devlet bellidir.

De Jure haritalarında ise Kıbrıs adasının haritası şu şekildedir:

De Jure Kıbrıs Haritası

 

 

 

 

 

 

 

Yine yanı başımızda komşumuz olan Gürcistan’da da De Facto devletler mevcuttur. Abhazya ve Osetya devletleri Rusya desteği ile Gürcistan’dan fiili olaraktan ayrılmış ve birer De Facto devlet haline gelmişlerdir.

De Facto Gürcistan Haritası

Normal haritalarda gördüğümüz De Jure hali ise şu şekildedir:

De Jure Gürcistan Haritası

Dünya’da birçok örneği bulunan De Facto devletler, haritalarda gözükmemesine rağmen gerçekte mevcudiyetleri bulunmaktadır. Yine Suriye haritasına bakıldığında kim Suriye’nin tek parça olduğunu söyleyebilir?

Dolayısı ile haritalar bizleri yanıltabilir. Dünya’nın herhangi bir yerinde seyahat ettiğinizde birden bire yolların askerler tarafından kapatıldığını ve size kimlik sorduklarını görebilirsiniz. Moldova’da giderken birden yolunuz tanklar ile kesilebilir veya bir Türk toprağı olan Azerbaycan Dağlık Karabağ’a yaklaştığınızda Ermenistan tarafından mermiler tarafından karşılaşabilirsiniz.

Batı Avrupa’nın Sistem Karşıtı İlk Hükümeti ve İtalya’nın Geleceği

Avrupa Birliği’nin Birleşik Krallık dışarıda bırakıldığında en büyük üçüncü ekonomisi ve kurucu üye sıfatlarına sahip olan İtalya’da 4 Mart 2018’de genel seçimler yapıldı. Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerinin belirlendiği seçimlerden hiçbir parti tek başına hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Hatırlatalım: İtalya’da koalisyonların önüne geçebilmek için dönemin Başbakanı Matteo Renzi tarafından ‘’Italicum’’ adlı yeni bir yasa Temsilciler Meclisi’ne sunulmuş ve 340 milletvekili tarafından kabul edilmiştir. Yasaya göre %40 ve üzeri oy alan parti tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişebilecekti. Ancak seçimlerde hiçbir parti tek başına %40’ı yakalayamadı.

Seçimlere Beş Yıldız Hareketi ve Özgürlük ve Eşitlik Hareketi tek başına katılmayı tercih ederken hem merkez sağda hem de merkez solda bir ittifak kuruldu. Merkez sağda Kuzey Ligi, Forza İtalya, İtalya’nın Kardeşleri ve İtalya Bizimle adlı milliyetçi partiler yer aldı. Merkez solda ise, Demokratik Parti, Daha Fazla Avrupa, Beraber Hareketi, Popüler Halk Listesi ve ayrılıkçı Tirol partileri yer aldı.

Siyasi Partiler Alınan Oy Alınan Oy Oranı Milletvekili Sayısı
Beş Yıldız Hareketi 10.732.066  %32.68 227
Özgürlük ve Eşitlik Hareketi   1.114.799    %3.38   14
Merkez Sağ İttifakı 12.152.345  %37.00 265
-Kuzey Ligi   5.698.687  %17.35 125
-Forza İtalya   4.596.956  %14.00 104
-İtalya’nın Kardeşleri   1.429.550    %4.35   32
-İtalya Bizimle      427.152    %1.30     4
Merkez Sol İttifakı   7.506.723  %22.85 122
-Demokratik Parti   6.161.896  %18.76 112
-Daha Fazla Avrupa      841.468    %2.56     3
-Beraber      190.601    %0.58     1
-Popüler Halk Listesi      178.107    %0.54     2
-Güney Tirol Halk Cephesi + Trentino Tirol Otonom Partisi      134.651    %0.41     4

Temsilciler Meclisi’ni belirleyen yukarıdaki tabloya göre hiçbir parti ve ittifak %40’ı geçemedi. Beş Yıldız Hareketi, en çok oyu alan parti olduğu için Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella tarafından hükümeti kurma yetkisini alacaktı. Ancak sorun, hükümetin kiminle kurulacağı idi. Mart ayı Temsilciler Meclisi ve Senato’da grupların belli olması, başkanlarının seçilmesiyle geçti. Temsilciler Meclisi Başkanı Beş Yıldız Hareketi’nden Roberto Fico olurken Senato Başkanı Beş Yıldız Hareketi ile merkez sağ ittifakı üyelerinin vardığı anlaşma ile Maria Elisabetta Alberti Casellati oldu. Casellati İtalya’nın ilk kadın Senato Başkanı oldu. Casellati’nin Forza İtalya lideri Berlusconi’ye yakınlığı biliniyor.

Nisan ayının ilk iki haftasında hükümeti kurma görevini vereceği partiyi belirlemek için Cumhurbaşkanı Mattarella tarafından siyasi partilerle iki turlu görüşmeler yapıldı. Ancak bir sonuç alamadı. Bunun üzerine Senato Başkanı Casellati’yi Beş Yıldız Hareketi ile merkez sağ ittifakı üyeleri arasında koalisyon ihtimali olup olmayacağını öğrenmesi için görevlendirdi. Ancak bu görüşmelerden de bir sonuç alınamadı.

Beş Yıldız Hareketi ile merkez sağ ittifakı arasındaki temel sıkıntı Forza İtalya’nın lideri Berlusconi idi. Karşılıklı suçlamalar ve hakaretlerle devam eden süreçte koalisyon kapıları kapandı. Beş Yıldız Hareketi, Kuzey Ligi’nin ittifaktan ayrılarak kendisiyle koalisyon görüşmesi yapmasını talep ediyordu. Lakin Kuzey Ligi, ittifakı terk etmeyeceğini duyurdu ve teklifi kabul etmedi.

Cumhurbaşkanı Mattarella, bu kez de Temsilciler Meclisi Başkanı Roberto Fico’yu görevlendirerek Beş Yıldız Hareketi ile merkez soldaki Demokratik Parti ile olası bir koalisyonun kurulup kurulamayacağı ihtimalini yoklamasını istedi. Bu adım da Demokratik Parti’nin olumsuz tavrı ile başarısızlıkla sonuçlandı.

Seçimlerin üzerinden iki ay geçmesine karşın hükümetin kurulamamış olması, tüm partilerin birbirlerini suçlamasına yol açtı. Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi, temmuz ayında erken seçim olmasını talep ederken, Cumhurbaşkanı Mattarella ise tarafsız bir hükümetin kurularak 2019’a kadar yönetimde kalmasını savunuyordu. Ancak erken seçim, koalisyon arayışları sırasında kavgaya tutuşan Beş Yıldız Hareketi ve Forza İtalya’ya yaramayacaktı. İki parti de anketlere göre yüz üç oy kaybı yaşarken, oyları Kuzey Ligi’ne kayıyordu. Bu sebeple Berlusconi, partisinin daha fazla oy kaybı yaşamasını göze alamayarak ittifak ortağı Kuzey Ligi ile Beş Yıldız Hareketi’nin koalisyon kurmasına ses çıkarmayacağını açıkladı. Müzakere masasına hemen oturan Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi kısa sürede ‘’Değişim Koalisyonu’’ adını verdikleri hükümeti kurmayı başardı.

Seçimlerden iki buçuk ay sonra kurulabilen Değişim Koalisyonu’nun Başbakanı, koalisyon ortaklarının başkanlarından biri değil, özel hukuk profesörü olan Giuseppe Conte olacaktı. Koalisyon liderleri ise Başbakan Yardımcılığı ve yanında birer bakanlık alacaktı. Hazırlanan hükümet programı Kuzey Ligi’nin ittifak ortakları tarafından tepki topladı. En sert muhalefeti ise aşırı sağcı İtalya’nın Kardeşleri Partisi yaptı.

23 Mayıs’ta Giuseppe Conte, Cumhurbaşkanı Mattarella’dan hükümeti kurma yetkisini aldı ancak kurulan hükümet Mattarella tarafından onaylanmadı. Yeni kurulacak hükümetin Ekonomi Bakanı adayı Paolo Savona, Euro karşıtı olduğu iddiasıyla veto yedi. Koalisyon ortaklarının sert tepkisine neden bu olay sonunda Conte, görevini 27 Mayıs’ta iade etti.

Conte’nin hükümeti kuramamasına en büyük tepkiyi Beş Yıldız Hareketi gösterdi. Cumhurbaşkanı Mattarella’nın Anayasa’nın 90. Maddesine göre yetkisini açtığı gerekçesiyle azli talep edildi. İtalya Anayasası’na göre Cumhurbaşkanı’nın azli için Parlamento’da salt çoğunluk ardından da AYM onayı gerekiyor. Ancak Cumhurbaşkanı’nın azli için Beş Yıldız Hareketi dışında hükümetin diğer ortağı Kuzey Ligi’nden bir açıklama gelmedi. Forza İtalya lideri Berlusconi ise Cumhurbaşkanı’nın suçlanmasını sorumsuzluk olarak nitelendirdi. Bu konuda yeterli desteği bulamayan Beş Yıldız Hareketi geri adım atmak zorunda kaldı.

28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Mattarella, hükümeti kurma görevini bağımsız siyasetçi Carlo Cottarelli’ye verdi. Cottarelli, Uluslararası Para Fonu (IMF)’nun Türkiye Masası eski şefi olarak görev yaptı. Teknik bir seçim hükümeti kurmak isteyen Cottarelli, 2019’a kadar ülkeyi yönetmeye talip olduğunu, 2019’da yapılacak yeni bir seçimle görevi devredeceğini ve bir daha aday olmayacağını açıkladı.

Demokratik Parti’nin güven oylamasında destek vereceğini açıkladığı Cottarelli’ye Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi’nden destek çıkmadı. Lig lideri Matteo Salvini, Berlusconi’nin Cottarelli’yi desteklemesi durumunda kurulan ittifakın dağılacağını söyledi. Bunun üzerine Forza İtalya bir açıklama yaparak teknik hükümete güvenoyu vermeyeceklerini açıkladı.

Tüm bu gelişmeler Euro bölgesini sarstı ve İtalya’da ciddi bir siyasi krizin kapıda olduğu yorumları yapıldı. Öte yandan Beş Yıldız Hareketi ve Kuzey Ligi yeniden bir araya gelerek Savona’ya başka bir bakanlık vererek göreve yeniden talip oldu. Kuzey Ligi, Savona konusunda ısrar etse de hükümetin kurulma arzusu daha ağır bastı. 31 Mayıs akşamı Cottarelli, hükümeti kurma ihtimalinin arttığını ifade ederek görevi Cumhurbaşkanı Mattarella’ya iade etti.

Aynı günün akşamında Cumhurbaşkanı Mattarella ile Değişim Koalisyonu’nun Başbakan adayı Giuseppe Conte bir araya geldi. Conte’nin sunduğu hükümetin kabul görmesiyle bu kez kriz yaşanmadı ve gece yarısı hükümet resmen kurulmuş oldu.

1 Haziran’da yemin ederek görevine başlayan Değişim Hükümeti’nde 18 bakan yer alıyor. Bakanların 5 tanesi kadınlardan oluşuyor. Değişim Hükümeti’nin kabinedeki en önemli yeniliği Güney Bakanlığı ve Engelliler Bakanlığı kurmuş olması.

Başbakan Giuseppe Conte Bağımsız
Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Matteo Salvini Kuzey Ligi lideri
Başbakan Yardımcısı ve Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Luigi Di Mario Beş Yıldız Hareketi lideri
Dışişleri Bakanı Enzo Moavero Bağımsız
Ekonomi ve Finans Bakanı Giovanni Tria Bağımsız
Savunma Bakanı Elisabetta Trenta Bağımsız
Avrupa ile İlişkiler Bakanı Paolo Savona Bağımsız
Bölgesel İlişkiler ve Otonomlar Bakanı Erika Stefani Kuzey Ligi

Değişim Hükümeti, Türkiye saati ile 17.00’de Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na giderek yemin törenini gerçekleştirdi. Ardından da ilk Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Batı Avrupa’nın sistem karşıtı ilk hükümetini ilk tebrik eden Avrupa’da müttefiklerini bir bir artıran Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin oldu. Putin’in Conte’ye gönderdiği telgraf İtalya ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik ifadeler içeriyor. Değişim Hükümeti’nin güven oylaması ise hafta başında ya da salı günü yapılacak.

Değişim Hükümeti’nin Batı Avrupa’da sistem karşıtı ilk hükümet olarak görülmesinin pek çok sebebi var. Bunlardan en önemlisi de Euro bölgesi ile çelişen vaatleri. Hükümet AB ve Euro bölgesi ile sorunu olmadığını ifade etse de vaatler tam tersini işaret ediyor. Değişim Hükümeti’nin ‘’Değişim Hükümeti için Sözleşme’’ adını verdiği önemli vaatlerine bakalım:

  • Düşük gelirli vatandaşlara ayda 780 euro ödeme yapılması savunuluyor.
  • Gelir vergilerinin düşürülerek yüzde 15-20 oranlarına sabitlenmesi hedefleniyor.
  • AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların kaldırılması isteniyor. Rusya’nın bir tehdit değil NATO ve AB için potansiyel bir ortak olduğu savunuluyor.
  • 500 bin olduğu iddia edilen kural dışı göçmenin geri gönderilmesi hedefleniyor. Dublin Sözleşmesi’nin yeniden düzenlenmesi isteniyor.
  • Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin durdurulmasını istiyor.
  • ‘Fornero Kanunu’ olarak da bilinen emeklilik yaşını 67’ye çıkaran reformun gözden geçirilmesi isteniyor.
  • AB bütçesinde esneklik talep ediliyor.

Aşırı sağcı Kuzey Ligi ile sistem karşıtı popülist Beş Yıldız Hareketi’nin kurduğu Değişim Hükümeti’nin ne kadar süre görevde kalacağı belirsiz. Şu anki tabloya göre koalisyonun beş yıl görevde kalması pek de mümkün görünmüyor. Sistem karşıtlığının, Avrupa Birliği ile sorunlar yaşaması muhtemeldir. Ayrıca İtalya, Yunanistan’dan sonra kamu borcu en yüksek olan AB üyesi. Bu kamu borcu vergi oranlarının düşürülmesi, düşük gelirli vatandaşlara 780 euro ödenmesiyle daha da yükselebilir. Bu da İtalya için yeni bir kriz anlamına geliyor. Bu finansal krizin ‘’Exitaly’’ halini alıp almayacağı ise merak konusu.

Azerbaycan Ordusu Nahçıvan’da İlerliyor (Harita)

1 Haziran 2018 – Güncelleme: Karabağ’da mevzi hattındaki son gelişmelere göre Azerbaycan ordusu Kuzey Nahçıvan’da 3 bölgede ilerleme sağladı. Ele geçirilen bölgelerin dağlık arwzi olduğu ve buralarda Ermeni varlığının olmadığı bildirildi.

Karabağ’da son durum haritası (Kuzey Nahçıvan)

Kırmızı taralı alan : Ermeni Ordusu’nun bulunduğu alan

Sarı çizgi ile çekilmiş yerler: Azerbaycan Ordusu’nun eski mevzileri

Sarı ile boyanmış alan: Azerbaycan Ordusu’nun ilerlediği bölgeler

Yeşil çizgi: Nahcivan Özerk Cumhuriyeti sınırı.

Kaynak: @Acemal71

https://stratejikortak.com/2016/04/azerbaycan-ermenistan-haritasi.html

Emekli Bir “MİT Ajanının” Kosova Anısı

Bu yazımda sizleri akademik anlamda yorucu tanımlara ve açıklamalara maruz bırakmadan, istihbarata dair yaşanmış, kısa ve hoş bir hikâye sunmak istiyorum. Bu hikâyede ortaya koymak istediğim ana fikir ise bir istihbarat elemanının faaliyet icra edeceği coğrafyayı, yerel halkın kültürel ve dini kodlarını tanımasının önemidir. Bu durumu önemini idrak edebildiğimiz zaman dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarının neden Ortadoğu coğrafyasında istedikleri başarıları elde edemediklerini, halkımız üzerinde oynadıkları oyunların neden başarılı olamadığını istihbaratın kültürel boyutu ile anlamlandırmış olacağız. Gelelim hikâyeye…

Ankara’da emekli bir MİT mensubundan bizzat dinlediğim bu hikâye beni hem güldürmüştü hem de istihbaratın kültürel boyutu ile alakalı düşünmeye sevk etmişti. Daha önceleri akademik anlamda çalıştığım konuların gerçek hayattaki yansımalarını görmek bana başka bir bakış açısı kazandırmıştı. Hikâye şu şekilde;

    “Geçmişte MİT adına görev icra ettiğim zamanlarda bir NATO görevi kapsamında Kosova’ya istihbarat çalışması yapmaya gitmiştim. NATO müşterek istihbarat ekibi olarak 7 kişiydik. Ekibimizde Amerika, Fransa ve İngiltere istihbarat servislerinin elemanları vardı. Türkiye’yi temsilen de ben vardım. Ekip olarak çeşitli faaliyetler icra ediyor ve elde ettiğimiz bilgileri raporluyorduk. Tabi tam teçhizatlıydık. Teknolojik ekipmanımızın yanında askeri operasyon icra edebilecek silah kapasitemiz de vardı.

    Bir sabah çok güzel bir güne uyandık. Hava çok güzeldi ve ben çok zinde uyanmıştım. Yabancıların “Safe Hause” olarak tabir ettiği güvenli evde diğer istihbaratçıların kiminin elinde evraklar var bir şeyler okuyor, kimi silahının bakımını yapıyordu. Biraz onlarla sohbet ettim ve zaman geçirdim. Öğleye doğru kendime güzel bir kahve yapıp bir de sigara yakarak bu güneşli ve güzel günü değerlendirmek istedim. Kahvemi ve sigaramı alarak balkona çıktım ve mahalleyi izlemeye başladım. Kahvemden iki yudum almıştım ki etraftan silah sesleri gelmeye başladı. Tam otomatik silahlarla çok yakınımızdan ateş açılıyordu. Bu sırada Amerikalı istihbaratçı korkudan neredeyse oturduğu koltuktan düşecekti. Hemen hepsi silahlarını kaptılar ve dairenin içinde yere yattılar.

    Bir tanesi bana olanca gücüyle bağırıyordu, çabuk içeri gir orada öleceksin diye. Bir taraftan da bana silah uzatmaya çalışıyordu. Bense kahvemden bir yudum daha aldım, gülümseyerek onlara baktım ve hiç istifimi bozmadan balkondan mahalleyi izlemeye devam ettim. Ekip arkadaşlarım hayretle beni izliyorlardı. Şokta olduğumu düşünmüşlerdir muhtemelen. Tabi hala kimse kafasını kaldıramıyor, yattıkları yerden bana bağırıp duruyorlardı. Gelelim işin aslına…

    Ben doğu kültürünü bilen ve yöredeki Müslüman halkı tanıyan bir Türk istihbaratçı olarak olayı ilk saniyesinde anlamıştım. Mahallede bir düğün vardı ve muhtemelen yerel halk kutlama yapmak amacıyla otomatik silahlarla havaya ateş ediyordu. Bundan dolayı hiç kıpırdamadım ve eğlenceyi seyrettim. Ancak görev yaptığı sahanın kültürel kodlarından bihaber olan NATO personelleri ise korkudan neredeyse kalp krizi geçirecekti. Birkaç dakika sonra ilk şoku atlatmışlardı, olayın iç yüzünü onlara da anlattım ve bu duruma hep beraber güldük. Böyle bir kültürümüzün olması onları çok şaşırtmıştı.”

İstihbaratın kültürel boyutu ile alakalı okuyacağım sayfalarca akademik bilgi bile eminim ki beni bu konuda bu hikâye kadar aydınlatmayacaktı. Bu sebeple sizlerle paylaşmak istedim. Zamanında bir yazı okumuştum ve bu yazıda istihbaratın ne olduğu ile alakalı sayfalarca akademik bilgi vardı. Ancak sonuç kısmındaki şu ifade beni hayli etkilemişti; “Buraya kadar anlatılanlar istihbaratın %10’luk kısmını oluşturmaktadır. Geriye kalan %90’lık kısım ise savaş alanındaki komutanın sahayı okuması ve hisleridir.” Saygılarımla…

IŞİD Kadrosunun Çöküşü ve Türk İstihbaratının Rolü

11 Mayıs’ta Irak istihbaratı tarafından düzenlenen operasyonda üst düzey üyeler yakalandı. Yakalanan kişilerin isimleri ise; Saddam el-Cemal, Ömer el-Karbuli, Muhammed el-Kadir ve Essam el-Zevbai, idi. Operasyon direkt olarak Irak istihbaratı tarafından yapılsa da zemininde Türk istihbaratının etkisi vardır. Bunu belirtmek için dört kişinin yakalandığı operasyonun arka planını anlatmak gerekir. Anlatmaya öncelikle 8 Şubat’tan başlayalım.

8 Şubat’ta IŞİD’in 5 numarası ve uluslararası en çok aranan teröristlerden olan İsmail el-İthavi Sakarya’da yakalandı. Öncesinde Türk ve Irak istihbaratının takibe aldığı İthavi, yakanlandığında 6 gün boyunca Türkiye’de sorgulandı ve ardından Irak’a 14 Şubat’ta teslim edildi. Sonrasında CIA tarafından sorgulandığı ve sorgu ardından el-İthavi’nin ABD’ye verilebileceği iddia edildi.

En önemli iki ayrıntı ise, CIA aldığı bilgiler sayesinde Nisan ortasında Deyrizor’un Hajin kasabasında 39 IŞİD üyesini öldürmesi ve IŞİD’in kullandığı banka hesapları ile gizli iletişim kodlarına ulaşmasıydı.

Dört kişi ve el-İthavi arasındaki bağlantı, el-İthavi’nin yakalandığı zaman ele geçirilen telefon ile ortaya çıktı. Telefonda, terör örgütü üyeleri arasında yaygın olan Telegram uygulamasıyla dört kişi ile bağlantı kuran Iraklı istihbarat yetkilileri, bu dört kişiyi tuzağa düşürdü. İletişim esnasında, dört kişi Irak’a geçmeleri için kandırıldılar ve Suriye’den Irak’a geçiş sağladılar. Böylelikle, teröristler güvenlik güçleri tarafından yakalandılar.

Geniş çaplı operasyon kapsamında tutuklanan toplam beş üst düzey IŞİD üyesinin isimleriyle beraber Irak televizyon kanalı tarafından paylaşılan son görüntüleri.

Yakalanan isimler arasında vurgu yapılması gereken ve üst kademede olan kişi Saddam el-Cemal’dir. El-Cemal’in diğer üç üyeden daha yüksek kademede olmasının sebebi, IŞİD lideri el-Bağdadi’nin ölmesi durumunda onun yerine geçecek kişi olmasıydı. Ayrıca el-Cemal, IŞİD’in infaz videolarını hazırlayan kişilerdendir. El-Cemal üzerinden, Türk istihbaratı sayesinde yakalanan ve el-Cemal ile yakın bağlantısı olan Kasr el-Haddavi’ye vurgu yapmak gerekiyor.

Irak televizyon kanalı dört üst düzey üyenin görüntülerini paylaştı.

27 Nisan’da İzmir’de, İzmir MİT Bölge Başkanlığı ve emniyet güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyon sonucu Kasır el-Haddavi ile beraber M.M., M.E.Z. ve Ö.M. de yakalandı. Açıklamalara göre el-Haddavi, Türkiye’de bugüne kadar yakalanan üst düzey IŞİD üyelerinden biri. Ayrıca, 700 sivilin ölümünden sorumlu kişidir.

Operasyon öncesi kaçış planı hazırlayan Haddavi, İzmir’den deniz aracılığıyla yasa dışı şekilde geçmeyi ve göçmenlerin arasına karışmayı planlamıştı. el-Haddavi yakalandıktan sonra üzerinden ABD doları ve sahte isimli göçmen kimlik kartı çıktı.

El-Haddavi yakalandığında, medyaya servis edilen resimde en son yakalanan dört üst düzey IŞİD üyesinden ikisi o resimde bulunuyordu.

El-Haddavi’nin el-Cemal ile olan bağlantısı ise ikisinin akraba olmasıdır. 4 Mayıs’ta çıkan haberlere göre sorgusunda, 2017’de Suriye’nin Şaidat kasabasında gerçekleşen katliam sonucu 700 kişinin ölümünden sorumlu olduğunu itiraf etmişti. 15 Mayıs’ta ise, el-Cemal’in kardeşiyle evli olduğunu itiraf etti ve IŞİD’in infazcı grubunda olduğunu da söyledi.

Gelişmelerden yola çıkarak, MİT’in terörle mücadelede ve özellikle IŞİD’in kilit isimlerine karşı gerçekleştirilen operasyonlarda, gerek ülke içerisinde gerekse uluslararası boyutta başarılı olmuştur ve katkısı büyüktür.

Terör Dosyası: Terör ve Dünya Terör Tarihi

Sınırlarını çizmek oldukça zor olduğu için, terör ve terörizme alelade bir tanım yapmak ya da ”terör şudur” demek oldukça zordur. Bu yüzden kavramsal bir açıklama yapmak ve tarihsel gelişimini incelemek, terörü anlamak için faydalı olacaktır.

 Terörün Etimolojisi ve Anlamı

Kökünü Latince “terrere” sözcüğünden alan terör, “korkudan sarsıntı geçirme” veya “korkudan dehşete düşmeye sebep olma” anlamlarına gelir. Dilimize Fransızca “terreur“ kelimesinden geçmiştir. Terörün ilk defa bu şekliyle kullanılmasına, 1789 yılında, Dictionnarire de I’Academie Française’nin baskısında rastlanır.  Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş” olarak tanımlanır.

Oxford Sözlük’te “Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak” olarak tanımlanır. En geniş anlamda terör, siyasî ya da toplumsal anlamda birtakım değişiklikler meydana getirmek için yasa dışı güç/şiddet kullanımı olarak görülebilir.

Terör Unsurları

1- İdeoloji: Her terör örgütünün olmazsa olmaz unsuru ideolojilerdir. Terör örgütleri, benimsediği ideoloji doğrultusunda ilerlemekte, stratejilerini bu doğrultuda belirlemektedir. Bu ideolojiler Komünist (Marksist-Leninist-Maoist) ideoloji, Milliyet-etnik kaynaklı ideoloji (Faşizm, Kürtçülük, Ermeni Milliyetçiliği gibi) ve dini kaynaklı ideoloji olabilir. Bu kapsamda örgütler, “siyasi eğitim” adını verdikleri eğitimler ile örgüt üyelerine ideolojik dersler vermektedir. Siyasi ve ideolojik eğitim sayesinde hem  bilinçlendirme hem de sadakat sağlanmış olur.

2- Örgüt Unsuru: Örgüt, belli bir hedefe ulaşmak için başta insan ve ekonomik kaynaklar olmak üzere kaynakların yönetilmesi anlamına gelir. Terör örgütleri genelde, örgüt lideri ile ona bağlı üst düzey sorumlular ve daha alt düzeydeki bölge, il ve birim sorumluları şeklinde örgütlenir. Örgütsel yapılanmada, temel ihtiyaç olan güvenlik için, illegal teşkilatlanma ve gizlilik esastır.

3- Şiddet Unsuru: Terör örgütlerinin hedeflerine ulaşmadaki en önemli araç şiddettir. Örgütler şiddet eylemleri sayesinde topluma korku salmayı, halkta bıkkınlık ve yılgınlık duygusu oluşturmayı, vatandaşın devlete olan güvenini sarsmayı ve kaos ortamı oluşturmayı hedefler. Genelde böyle bir ortam oluşturmada hedeflenen şey, hükümet politikalarına etki edebilmektir. Terör örgütleri ancak böyle bir ortamda hedeflerine ulaşabilirler.

Terörizm Kavramı

Terörizm kavramı, terör yöntemlerinin siyasi bir amaçla örgütlü, sistemli ve sürekli bir şekilde kullanılmasını benimseyen bir stratejidir. Terör terimi, dehşet ve korkuyu belirtirken, terörizm, bu kavrama süreklilik ve siyasal içerik katmaktadır. Buradan hareketle terörizm, Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiye dayanılarak siyasi maksatlarla iradi olarak terör ve şiddetin sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır.

Terörizmin Amaçları

  • Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekmektir.
  • Kargaşa yaratarak toplumun direnme gücünü kırmak.
  • Yerleşik sosyal ve siyasal düzenin arkasındaki halk desteğini şiddet yoluyla zayıflatmak.
  • Bazı güçler tarafından birtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlamanın da aracı olmak.
  • Baş eğdirmek ve itaat ettirmek.
  • Kitlelere yönelik hedef gözetmeyen şiddet eylemleriyle, toplumun güven duygusunu ortadan kaldırarak, halkın can derdine düşmesini ve olaylara tepkisiz kalmasını sağlamak.
  • Belli bir kazanım elde etmek maksadıyla hedef alınan ülke ve toplumda ortam oluşmasına aracılık etmektir.

Uluslararası Terörizm

Uluslararası terörizm ise, terörün sınır aşan bir hal almasıdır. Şiddet eylemlerinin devletlerarası bir boyut kazanmasıyla beraber, 1960’tan sonra uluslararası ilişkiler disiplininde yer bulmuştur. Devletler, çeşitli nedenlerden dolayı terörü bir maşa olarak kullanabilmektedir. Devletler, ekonomik veya politik çıkarları söz konusu olduğunda ya da  başka bir devletle milli politikaları çatıştığında, terörü yıpratma ve dayatma aracı olarak kullanabilmektedir. ”Terörizm, savaş ve diplomasi ile elde edilemeyen sonuçları elde etmek için yapılan eylem veya eylemlerdir” sözü de bu gerçeği yansıtmaktadır.

Terörizm Türleri

1- Aşağıdan Terörizm: Yaklaşık 2000 yıllık tarihi olan en yaygın terör şeklidir. Yönetilenlerin var olan politik düzene karşı çıkmak, onu yıkmaya ya da ona karşı olan öfkeyi ifade etmek için yaptıkları terördür. Toplumda var olan adaletsizliğe karşı çıkmak, ortadan  kaldırmak ve bu duruma ilgisiz ve uyuyan kesime de dikkat çekmek ve onları uyandırmak hedeflenir. Yönetilenler, adaletsizliğin ve düzensizliğin nedeni olan yöneticilere karşı eylemler yapar.

2- Yukarıdan Terörizm: Totaliter bir terör çeşididir. Yönetenlerin, seçkinlerin ya da egemen kesimin uyguladığı terördür. Yönetenlerin muhaliflerini zayıflatmak amacıyla vatandaşlarına uyguladığı şiddet ve sindirme girişimidir.

3- Devlet Terörü: Bir devletin başka bir devleti ya da devletin tüm unsurlarını hedef alarak yaptığı terördür. Hedef alınan devlete karşı girişilen her türlü, korkutma, sindirme, yıldırma gibi eylemlere denir. KGB, MOSSAD, SWAMA gibi örgütlerin başka ülkelerde yaptığı terör faaliyetleri örnek olarak gösterilebilir. Bazı kaynaklarda ‘yukarıdan terör’ yerine de kullanılabiliyor.

4- Devrimci Terörizm: İşçi sınıfını savunmak adına yapılan terördür. Genel olarak Marxist amaçlar güdülmeye çalışılır.

5- Siyasi ve İdeolojik Terörizm: Bir ideolojik düşünceyi diğer ideolojilere hakim kılmak için yapılan terör eylemleridir. Hedef alınan ideoloji sindirmeye ve yıldırılmaya çalışılır.

6- Narko Terörizm: Terörün çok maliyetli bir iş olması nedeniyle finanse edilmesi zordur. Bu durumda maliyeti düşük; karı fazla olan uyuşturucu maddeler terör örgütlerinin ilgi odağı olmuştur. Terör örgütlerinin gelir kaynaklarında üst sıralarda uyuşturucu ticareti de yer alır.

7- Bölücü (Etnik) Terörizm: Etnik ve milliyetçi ayrılıkları amaçlayan terördür. Bu tarz terör örgütleri, bir ulusun ya da kültürün bağımsızlığını hedefler. Uluslararası arenada en çok sevilen ve sempati duyulan terör örgütleridir. PKK ve PYD en iyi örnekleridir.

8- Medya Terörizmi: İlk terör olaylarından incelenmeye başlandığında terör asıl amacının öldürmek değil; duyurmak olduğu görülür. İlk terör olayları insanların gözünün önünde işlenirken, medyanın gelişmesiyle beraber terörizm de yeni bir boyut kazandı. Brian Jenkins’ın “terör gerçek kurbanı değil, izleyici kitlesini hedeflediğinden bir tiyatrodur ve bu tiyatronun reklamının yapılmasında medya teröristin en iyi dostudur.” sözü bu gerçeği yansıtır. Hatta bazı düşünürlere göre, terör propaganda için yaşadığı için medya onu azdırmıştır.

9- Din Terörizmi: En tehlikeli terördür. Çünkü bu örgütlere katılan insanlar öldürmeyi kutsal sayar. Dini ya da ahlaki bir sınır tanımazlar. Buda dünyanın en büyük facialarına zemin hazırlar. Dini ya da inançsal farklılıklarla meşrulaştırılmaya çalışılır.

10- Siber Terörizm: Bilginin gücünün kullanılarak, bilgisayar veya bilgisayar sistemleri ile yapılan terörizmdir. Belirli bir politik ve sosyal amaca ulaşabilmek için teknolojinin bireylere ve mallara karşı, bir hükümeti veya toplumu yıldırma, baskı altında tutma amacıyla kullanılmasıdır.

 Adı, amacı ve ideolojisi ne olursa olsun, terörizmin ortak noktasının yıldırmak ve sindirmek olduğu görülüyor. 

Asya Haber Arşivi ve Analizi (Nisan 2018)

Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Güçleri ve Taliban’ın Son Durumu

ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişliği Afganistan’la alakalı yeni bir rapor yayımladı. Bu raporda dikkat çeken şey, bilgi eksiklikleri olduğunun belirtmesiydi. ABD’nin Afgan hükümetine sağladığı para konusunda, 3.1 milyon dolarlık bir yatırım yapılıp yapılmadığının bilgisi olmadığı ileri sürüldü.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, ABD’nin Afganistan’dan sorumlu olmasına rağmen, savunma bakanlığının önemli bilgilere erişmemiş olması büyük bir eksikliktir. Çünkü bu para Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Güçleri’nin (ANDSF) askere ve polise yaptığı tüm yardımları içeren rakamdır. Her zaman belirtildiği gibi, ABD’nin Afganistan politikasındaki öncelikli hedeflerinden biri Afgan askeri ve polisinin ülkesindeki sorunlarının kontrolü ile tamamen kendisi ile ilgilenebilmesini sağlamaktır.

Eğer savunma bakanlığı Afgan askeri ve polisine sağlanan paranın miktarını doğrulayamazsa, bu bağlantı eksikliği her alanı etkileyebilecek boyuta ulaşmakla beraber bu hedefi de etkileyebilecektir. Çünkü Afgan savunma güçleri tamamen ABD’ye bağlı olmakla beraber tek başına ülkenin güvenliğini sağlama gücüne sahip değildir ve ABD’nin her daim askerin ve polisin durumunu kontrol etmesi gerekir.

Bağlantı eksikliği sadece bunla kalmamakla beraber raporda, ABD Savunma Bakanlığı Afgan ordusuna sağladığı araçların nereye gittiğini de bilmediklerini belirtti. Raporda “2005’den beri yetkililer ANDSF için yaklaşık 95,000 araç sağladı, fakat yetkililer araçların envanterinin kesinliği hakkında bilgi sahibi değildir,” denildi. Bu rakam şuanki rakamla benzerlik gösterip göstermediği sorusunun cevabı olumsuz olacaktır çünkü o zamandan itibaren Taliban tarafından bir çok araç imha edilmiştir.

Raporda “CSTC-A yetkilileri, savunma bakanlığı yetkilileri görevlerin uygulanması için kabiliyetini geliştirmezken, yakıtların sağlanması ile alakalı bakanlığın görevlerini gerçekleştirdi,” denildi. CSTC-A yetkililerinin Afgan güçleri ile ilgilenmesi olumlu bir durum olarak gözükmektedir ancak bunun da sorunu “CSTC-A yetkililerinde, satılan yakıtlarının istenilen amaçlar için kullanıdığının güvencesi yoktur,” ifadesindedir.

ABD ordusu Afgan askerleri, polisleri ve personellerini ülkelerini savunmak için eğitiyor. Bu eğitimin veriminin alınması gerekir çünkü Afganistan’da bahar-yaz ayları savaş dönemi olarak bilinir ve bulunduğumuz ay içerisinde hareketlenmeler çoktan başladı. Bundan önceki raporlarda da ayrıntıları ile belirttiğim gibi bu uygulamalar verimini alamamıştı. Peki güncel haliyle bu rapordaki ifadelerden yola çıkarak son durum nedir? İnceleyelim…

ABD ve koalisyon güçlerinin eğitim mekanizması, Afganların kendilerine güvenlerini sağlamak için gereken özellikleri etkili bir şekilde sağlayamıyor. Ayrıca, CSTC-A’nin yatırım eksikliğinden dolayı eğitimler de yetersizdir.
ABD’den kaynaklı sorunlar baskın olsa da her zamanki gibi Afganlardan da kaynaklanan sıkıntılar vardır. ABD ve koalisyon güçleri eğitim esnasında, Afgan halkının okur-yazar seviyesi ve sınırlı bilgisayar yeteneklerinden dolayı sıkıntı çekiyor. Sorunun bu noktasında çözüm için ekstra bir zaman gerekmektedir.

Sahadaki güncel durumu analiz etmek için tek taraflı şekilde bakmaktan ziyade karşı tarafın da durumunu incelemek gerekecektir. Taliban’ın durumu nedir? Sahayı takip ederken çok net bir şekilde görülen problem Taliban’ın Afgan ordusuna ait ekipmanların ele geçirmesi ve kendisinin kullanmasıydı. Ayrıca bu gelişmiş ekipmanlar sadece Afgan ordusundan ele geçirilerek sağlanmıyor. Taliban ayrıyeten karaborsa aracığıyla da satın alınıyor. Hatta bunu yayımladıkları propaganda videolarında da göstermişlerdi. Karşı tarafa karşılarında basit bir örgüt olmadığını mesajını ilettikleri açıkça ortada.

2016 yılında Kandahar’ın Gorak bölgesinde düzenlenen bir gece saldırısına gece görüş dürbünüyle katılan bir Taliban mensubu.

Ele geçirilenlerden öne çıkanlar gece görüş gözlüğü ve lazerler. Bunlar sayesinde karanlıkta koalisyon helikopterlerini ve Afgan polislerinin gece vakti düzenlediği operasyonları izleyebiliyorlar. Bunun üzerine Amerikalı yetkililer, Taliban’ın 2014’ten 2017’ye kadar gerçekleştirdiği gece saldırılarının iki katı kadar saldırı düzenledi Amerikalı komutanlar bu gibi gece görüş ekipmanlarını Afgan asker ve polisine vermeye hiç istekli değildi. Bunlar sadece Afgan komutanları ve polis özel harekat birimlerine verilirdi.

Taliban’ın gece görüş gözlükleriyle düzenlediği saldırılardan örnek mevcut. Geçen Kasım ayında, Taliban Ferah ilçesinde polis karakoluna saldırı düzenlemişti. Sadece 1 Afgan yetkilinin hayatta kalabildiği saldırıda geri kalan 8 yetkili hayatını kaybetmişti.

Bazı dökümanlara göre, ABD ordusu Afgan askerilerine eski model gece görüş silahları dağıtmaya başladı. 2016 yılının baharında, 215. birliklere bir aylık süren pilot programında gece görüş silahları verilmişti. Ancak 210 tanesinden sadece 161’i geri dönmüştü. Ayrıca geri kalanlar da etkili şekilde kullanılmamıştı çünkü iyi bir şekilde eğitimi verilmemişti.

Bu ekipmanların ele geçirilmesinin bir başka nedeni de,bunların savaş alanında Amerikalı ve Afgan askerler tarafından bırakılması veya çatışma esnasında ölen askerlerden alınmış olması. Hatta, Taliban’ın sözcüsü Zabihullah Mücahid bu ekipmanların Afgan üslerine gerçekleştirdikleri saldırılar sonrası veya yakalanan Afgan güvenlik güçleri mensuplarından alındığını söylemişti.

Üst Düzey ISKP (İslam Devleti Horasan Vilayeti) Komutanı Öldürüldü

5 Nisan’da Özbek kökenli IŞİD komutanı Kari Hikmetullah, ABD’nin Faryab’ın Bilçirag ilçesinde düzenlediği hava saldırısı sonucu korumasıyla beraber öldürüldü. Hikmetullah ayrıca Özbekistan İslami Hareketi örgütüne de mensuptu.
Hikmetullah’ın yerine Özbek kökenli Mevlevi Habib-ul Rahman’ın geçirildi. Rahman’ın önceden Taliban ve Afgan hükümeti ile bağları olduğu söyleniyor.
Geçmişte IŞİD içinden öldürülen 4 önemli kişi vardır:

Hafız Said Han
Eskiden Pakistan Taliban’ına bağlı IŞİD’in ilk lideri Han, Nangarhar’ın Açin ilçesinde 26 Temmuz 2016’da öldürüldü.

Abdul Hasib
Han’ın ardından IŞİD’in lideri olan Hasib, ABD ve Afgan güçleri tarafından ortak hazırlanan baskın sonucunda 27 Nisan 2017’de öldürüldü. Çatışma esnasında 2 Amerikan askeri hayatını kaybetti.

Ebu Seyid
Seyid, Kunar ilinde ABD’nin hava saldırısı sonucu 11 Temmuz 2017’de öldürüldü.

Abdul Rahman
IŞİD lideri, müftüsü ve şura üyesi olan Rahman, ABD’nin hava saldırısı sonucu 10 Ağustos 2017’de öldürüldü.

Taliban Kunduz’da 100’e Yakın Okulu Kapattı
Taliban, Kunduz’daki okulların %70’ini kapattı. Kunduz’daki yetkililer 507 okuldan 350 ile 450 arasında okulun kapandığını belirtti. Bu yaklaşık 200,000 öğrencinin eğitiminden mahrum kaldığı anlamına gelmektedir.
Bu konu üzerine Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid, şehirdeki güvenlik sıkıntısını vurgulayarak şehirlerdeki öğretmenlerin güvenlik meselelerinden dolayı bankalara gidemediğini söyledi. Bununla ilgili bazı gerçekler olsa da, Taliban’ın öğretmenlerden vergi toplamaya çalışması daha muhtemeldir çünkü öğretmenlerin nakit olarak ödenmesi Taliban’ın daha çok işine gelecektir.
Kunduz’da Taliban daha çok baskındır, baskın olduğu 7 ilçenin 5 tanesi; Çahar Dara, Arçi, Hanabad, Kaley-i-Zal ve İmam Sahib’dir. Geri kalan, Kunduz ve Aliabad ise belirsizdir.

Başbakan Binali Yıldırım Afganistan’da

8 Nisan’da Afganistan’ın başkenti Kabil’de gerçekleştirdiği ziyarette Yıldırım, İcra Kurulu Başkanı Abdullah Abdullah’la görüştü.
Yıldırım, son dönemde Türkiye’ye gelen Afganların sayısındaki artış hakkında “Yasal yollardan gelenlerin başımızın üzerinde yeri var,” derken yasal olmayan göçün, Irak ve Suriye’den de göç alan Türkiye için sıkıntı oluşturduğunu söyledi.
Açıklamasında “Bir sene içerisinde 150 bine yakın yasa dışı göç olayıyla karşı karşıya kaldık. Bunlarla ilgili bir büyük sorun da bunlar arasında terör grupları da olabiliyor. Dolayısıyla bunlar ayrıca bir güvenlik tedbiri de oluşturabiliyor. Bu konuda İçişleri bakanlıklarımız gayet verimli bir çalışma yapıyor,” diyerek son zamanlarda hem Türk hem de Afgan medyasında yer tutan mülteci meselesi hakkında cevaplanmayan soruları cevapladı.
İki ülke arasındaki işbirliğine de değinerek, “Mayıs ayında ülkemizde yapılması planlanan karma ekonomik komisyon toplantısının ülkelerimiz arasındaki ticari, ekonomik ve karşılıklı yatırım konularının çok daha ileri hedeflere taşınması için ciddi bir fırsat olacağını düşünüyorum,” diye konuştu.
Son rakamlara göre 1,023 Afgan mülteci belgesiz şekilde yasa dışı yollarla Türkiye’ye giriş sağlamıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı 938 mültecinin yasa dışı yollarla ülkeye giriş sağlamaya çalışırken yakalandığını belirtti. Mülteciler çoğunlukla Afganistan ve Pakistan’dan geliyor.
Yaşanan akınların önlenmesi amacıyla gerekli idari kararlar ve parmak izi kayıtları alınarak işlemleri tamamlanan ve seyahat belgeleri temin edilen belgesiz 6,846 Afgan göçmenin Erzurum, Ağrı ve İzmir’den Kabil’e düzenlenen 9 sefere ek olarak tarifeli uçuşlarla ülkelerine dönüşleri sağlandı.
Türk halkının kafasında soru işareti yaratan fakat cevabını medyada bulamadıkları soru ise bu mültecilerin neden buraya geldiği. Medyada IŞİD ile alakalı yorum yapılsada, sahayı takip eden biri olarak IŞİD’in Afganistan’da ciddi bir etkisinin “şuanlık” bulunmadığını söylemeliyim. IŞİD’in sahada canlı bomba saldırıları yapmak ve sürekli propaganda videoları ve fotoğraflarında uyuşturucuları toplu şekilde yakması haricinde askeri anlamda sesi bile çıkmamaktadır. Sadece yoğun olarak Nangarhar ve Cüzcan bölgesindedir.
Şahsımca durum bundan ziyade birincil ve baskın neden olarak, bahar sezonunun da gelmesiyle halkın yaşam şartlarının zora girmesidir. Okulların ve yolların kapatılması ve bölgede insanların ana ihtiyaçlarından yoksun bırakacak durumların yaşanmasıdır. Bu sadece bu sene olmuyor, geçen sene sahada aynı durum yaşanmıştı. Çatışmalardan ötürü bölgelere hiçbir gıda maddesi girememiş, bölgedeki Afganlar bu konuda uyarmıştı. Aynı durum bu sene de mutlaka yaşanacaktır.
İkincil ve ufak etkisi olan olasılık ise, canlı bomba saldırıları çok fazla olmasıdır. Taliban’ın yanında özelliklle IŞİD etkeni ortaya çıkabilir, çünkü sahada kendilerini özellikle belirlenmiş bir hedef olarak gören Şii Hazara etkeni vardır. IŞİD her zaman olduğu gibi özellikle Şiilere ait cami veya toplandıkları her alanda saldırı yapmayı planlamaktadır. Göçmenlerin kimliklerini bilmememle beraber, bu etkeni az olan kategoriye soktum. Eğer ki, göçmenler Şii Hazara ağırlığında ise bu da büyük bir olasılık olacaktır.


ASKERİ RAPOR/ Savaş Sezonu Kapsamında Sahada Yaşanan Gelişmeler

  • 10 Nisan/ Operasyonlarda 45 Muhalif Arasında Taliban’ın Vali Yardımcısı da Öldürüldü
    Savunma Bakanlığı sözcüsü General Muhammed Radmaniş Kandehar’ın Şah Vali Kot ilçesinde 13 militanın öldüğünü, vali yardımcısının ise Uruzgan’da 6 militanla beraber öldürüldüğünü belirtti.
    Diğer 6 militan ise Helmend’in Nad Ali ilçesinde, Gerişk ilçesinde ise mayın eken militanların patlamada öldürüldüğünü söyledi.
    Paktia’nın Zurmat ilçesinde 6, Ferah’ın Bala Buluk ilçesinde 4, Zabul’un Şah Coy ilçesinde 3 ve diğer 4 militanın ise Faryab’ın Kohistan ilçesinde öldürüldüğünü de ekledi.
  • 12 Nisan/ Operasyonlarda 35 Militan Öldürüldü
    Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, operasyonlar; Nangarhar, Kunar, Kapisa, Gazni, Logar, Paktika, Kandehar, Uruzgan, Zabul, Faryab, Ferah, Kunduz ve Helmen illerinde gerçekleştirildi.
    10 militan Ferah’ta ve 8 militan ise Paktika’nın Omna ilçesinde öldürüldü.
    6 militan Kapisa’da, 6 tanesi Kandehar’ın Nad Ali ilçesinde ve diğer 3 tanesi Uruzgan’da öldürüldü.+6
    2 IŞİD militanı Nangarhar’ın Çaparhar ilçesinde öldürüldü.
    Açıklamaya göre, hava güçleri tarafından desteklenen operasyonda birkaç sığınak imha edildi. Aynı zamanda silahların da ele geçirildiği bilgisi de eklendi.
  • 12 Nisan/ Gazne Valisi Taliban’ın Saldırısında Hayatını Kaybetti
    Gazni’nin güvenlik başkanı bölge valisi dahil 14 kişi Taliban’ın saldırısında hayatını kaybettiğini belirtti.
    Taliban, saldırı sonrası Havaca Umari ilçesinin bazı yerlerinin kontrolünü ele geçirdiğini belirtti, fakat hükümet yetkilileri bunu reddetti.
    Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid Havaca Umari ilçesinin bazı yerlerinin kontrolünün ve polis merkezlerinin de ele geçirildiğini belirtti. Ek olarak, Afgan güvenlik güçlerinden 20 kişinin de öldürüldüğünü iddia etti.
  • 12 Nisan/ Havaca Umari İlçesinin Kontrolü Hükümet Güçleri Tarafından Geri Alındı
  • 13 Nisan/ Afgan Güçlerinden 11 Kişi Taliban’ın Saldırısında Hayatını Kaybetti
    Taliban, Herat’ın Şindand ilçesine gece saldırısı düzenledi, saldırı sonucu 11 kişi hayatını kaybetti.
    Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid, Afgan güçlerinden 20’den fazla kişinin öldürüldüğü iddia etti ve 4 askeri aracı da ele geçirildiğini de ekledi.
  • 14 Nisan/ Beğlan’da Ağır Çatışmalar Yaşandı
    Taliban Beğlan’daki kontrol noktasına saldırı gerçekleştirdi ve Kabil-Beğlan trafik yolunu kapattı. Olay sonrasında bölgedeki yerel kaynaklar trafik yolunun tekrardan geri açıldığını fakat çatışmaların devam ettiğini ileri sürdü.
    Ayrıca, Taliban önceki gece bölgedeki Tacikistan ve Özbekistandan elektrik alımını sağlayan direkleri imha ederek Kabil’in tamamını elektriksiz bıraktı.
    Taliban bu konu üzerine, sadece hükümetin kontrolündeki alanların elektriklerini kestiklerini söyledi.
  • 14 Nisan/ Kabil-Mezar-ı Şerif Karayolu Geri Açıldı
  • 15 Nisan/ Pakistan Güçleri ve Host Yerlileri Arasında Çatışma Yaşandı
    Host’un polis şefi Abdul Hanan, Pakistan’a sınır olan Host’un Jaji Meydan ilçesinde yaşanan çatışmada 1 sivilin ve 2 Pakistanlı askerin hayatını kaybettiği belirtti.
    Medyada çatışmanın neden çıktığı hakkında yer almasa da uzun zamandır Pakistan, Afganistan’ın sınırı olduğu bölgelerde başta Kunar olmak üzere saldırı düzenlemekteydi.
    Vali sözcüsü Gani Samim, Pakistan güçlerinin bir hafta içerisinde 1,500 roket attığını ifade etti.
  • 16 Nisan/ Pakistan ve Afgan Güçleri Arasında Çatışmalar Yaşandı
    Paktiya’nın Dand Wa Patan ilçesinde Pakistan ve Afgan güçleri arasında çatışmalar yaşandı, iki taraf da ağır silahlar kullandı.
    Bölgedeki güvenlik güçlerinin yaptığı açıklamada “Afgan ve yabancı güçler Taliban’ın Durand Hattı’na yakın olan geçiş rotasını kapamak için çalışıyordu fakat Pakistan güçleri, Afgan güvenlik güçlerine bombardıman yapmaya başladı,” ifadeleri yer aldı.
    Afgan medyasına göre çatışmalar, Pakistan askerleri Afgan kontrol noktasını kontrol altına almaya çalışırken başladı. Bölge sakinleri bölgeye güvenlik güçleri gelene kadar karşılık verdi.
    Çatışmada 3 Pakistan askeri ve 2 Afgan sivil hayatını kaybetti.
  • 17 Nisan/ Afgan Güçleri Taliban’ın İkmal Yolunu Kapattı
    Yetkililer, Paktiya’nın Dand Wa Patan ilçesinde Afgan güçleri tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda Taliban’dan temizlendiğini belirtti.
    Afgan komutan, “Bu alan önemliydi çünkü Taliban burayı ikmal yolu olarak ve Afganistan ve Pakistan arasındaki hareketleri için kullanıyordu. Bu bölgeden diğer illere operasyonlar yürütüyordu. Bunun Afgan hükümeti için büyük önemi var. Dün gece orada bir operasyon gerçekleştirdik ve alanı Taliban’dan tamamen temizledik,” dedi.
  • 21 Nisan/ ANDSF Operasyonlarında 21 Taliban Militanı Öldürüldü
    Operasyon esnasında, aralarında komutan olmak üzere 21 Taliban militanı öldürüldü. Savunma Bakanlığı ölen komutanın Molla Celil olduğunu ve Faryab’da öldürüldüğünü belirtti.
    Operasyonun; Nangarhar, Kapisa, Host, Logar, Paktiya, Uruzgan, Faryab, Cüzcan, Belh ve Helmend bölgelerinde gerçekleştirildiği söylendi.
    Militanlara ait ekipmanlar ve silahların da Afgan güçler tarafından ele geçirildiği de eklendi.

  • 22 Nisan/ Kabil’de Patlama Gerçekleşti
    Kabil’de seçim merkezine yapılan canlı bomba saldırısında en az 57 kişi hayatını kaybetti ve 119 kişi yaralandı.
    Büyük patlama şehir genelinde yankılanarak, Şii Hazaraların yaşadığı yerde pencereleri parçaladı. Bu olay sonrasında ölüler arasında 5 çocuk olduğunu söyledi.
    Saldırıyı IŞİD üstlendi.
  • 23 Nisan/ Afgan Hava Güçleri IŞİD’in Sığınak ve Tünellerini Vurdu
    Eyalet polis komutanlığı açıklamasında, IŞİD’in sığınak, tünel ve diğer önemli yerlerin, Nangarhar’da hava ve topçu saldırılarının ağır bombardımanına uğradığını söyledi.
    Bombardımanların, Haska Meyna ilçesinde yer alan Gorgori civarında gerçekleştirildiğini de eklendi.
    Ayrıca, hava saldırısı sırasında 9 tünel, 6 sığınak ve bazı hafif ve ağır silahların yanı sıra bazı mühimmatların da imha edildiği belirtildi.
    Polisin açıklamalarına göre, saldırılar sonunca 17 IŞİD militanı öldürüldü.
  • 24 Nisan/ 20 Taliban ve el-Kaide Militanı Öldürüldü
    Afgan istihbaratı, bir diğer adıyla Ulusal Güvenlik Müdürlüğü (NDS) Nangarhar’ın Hugyani bölgesinin Zavi ilçesinde gerçekleştirilen operasyonlar sonucu en az 20 Taliban ve el-Kaide militanının öldürüldüğünü belirtti.
    Açıklamada, operasyon sırasında grubun iki komutanı da dahil olmak üzere 18 Taliban militanının öldürüldüğü ve üç şüphelinin tutuklandığı belirtildi.
    Şirzad ilçesinde yapılan hava saldırılarında da en az 2 el-Kaide militanı öldürüldü.
    Hugyani ilçesinde Taliban’ın birkaç aracı, patlayıcıların, mühimmatı, intihar bombalama yeleklerinin ve havan mermilerine el konulduğunu söylendi.
  • 24 Nisan/ Bagdis Taliban Tarafından Ele Geçirildi, Polisler Reddetti
    Taliban Bagdis’in Kadis ilçesindeki bazı yerlerin ele geçirildiğini duyurdu fakat yerel polis bu iddiayı reddetti.
    İl meclis üyesinin yaptığı açıklamaya göre Golçin bölgesi kuşatıldı. Çatışmada 3 güvenlik personeli hayatını kaybetti.
    Bölge İdare Yöneticisi Mirza Ali, güvenlik güçlerinin taktiksel olarak çekildiğini belirtti.
    Başka bir kaynak ise, Karçigi bölgesine de saldırıldığını ifade etti.
    Polis şefi Muhammed Hanzala, bölgenin düştüğünü doğruladı fakat sonrasında bölgenin geri alındığını söyledi.
    Yerel kaynaklara göre, Kala-i Nev ve Kadis bölgelerinde çatışma esnasında Langar bölgesi militanların eline geçti. 23 güvenlik personeli hayatını kaybetti ve 12 militan öldü.

  • 25 Nisan/ Taliban Bahar Operasyonlarını “el-Hendek Cihad Operasyonları” Adıyla İlan Etti Taliban, operasyonunu duyurmasının ardından ABD’nin Kabil’deki Bagram Hava Üssü’ne saldırı gerçekleştirdiğini iddia etti.

25 Nisan/ Kabil’de Patlama Gerçekleşti 

Kabil’in ikinci polis bölgesinde meydana gelen patlamada, polis güçlerinin yakınlarındaki patlayıcı cihaz patlatıldı.

Görgü tanıklarına göre 2 polis hayatını kaybetti.

  • 26 Nisan/ Toplam 22 Afgan Polis ve Askeri Taliban Saldırısında Hayatını Kaybetti Yetkililere göre, Faryab’da 9 polis hayatını kaybetti ve Kunduz’un Arçi bölgesinde de 13 asker hayatını kaybetti. Saldırı her zaman olduğu gibi yine gece vakti yapıldı.
  • 26 Nisan/Taliban Parvan’da Güvenlik Noktasına Saldırdı Güvenlik yetkililerine göre, Taliban Parvan’da 3 ayrı ilçede 3 güvenlik noktasına saldırdı. Şiya Gird, Şihvari ve Şeyh Ali ilçelerinde birkaç saat çatışma yaşandıktan sonra Taliban’ın çekildiği belirtildi. 2 militanın öldürüldüğü söylendi.
  • 26 Nisan/ 9 Afgan Askeri Taliban Saldırısında Hayatını Kaybetti Yerel yetkililere göre, Faryab’da Taliban saldırısı sonucu en az 9 Afgan güvenlik güçleri hayatını kaybetti. Ayrıca, Faryab’ın Almar ilçesinin Çagatak köyünde güvenlik noktalarına saldırı düzenledi. 8 saat süren çatışmalarda, 11 Taliban militanı ve bir komutanı ise öldürüldü.
  • 26 Nisan/ Taliban ve el-Kaide Militanları Öldürüldü El Kaide ve diğer Taliban militanlarını içeren hükümet karşıtı silahlı militanlar da, ayrı operasyonlarda ve Nangarhar’da ağır kayıplar verdiler. Hükümet kaynakları, Afgan istihbaratının Nangarhar’ın Şirzad ilçesinde gece operasyonu yaptığını ve 6 el-Kaide militanın öldüğünü belirtti. 2 Taliban militanının tutuklandığı, cephane silah ve 2 motorsikletin imha edildiği bildirildi. Lal Pur ve Ghani Khel ilçelerinde de çatışmalar çıktı. En az 2 militan Lal Pur’da öldürüldü.
  • 28 Nisan/ Helmend’te Patlama Gerçekleşti Helmend’in Nad Ali ilçesinde bombalı araçla gerçekleştirilen saldırı sonucu 4 asker ve bir sivil hayatını kaybetti. Fakat diğer güvenlik güçlerinin açıklamalara göre, 5 sivil 7 asker hayatını kaybetti.
  • 28 Nisan/ 6 Militan ve Bir Bomba Yapım Uzmanı Öldürüldü Bir bomba yapım uzmanı da dahil olmak üzere 6 Taliban militanı, Nangarhar’ın Hugyani ilçesinde istihbarat yetkilileri tarafından gece operasyonlarında öldürüldü. Operasyon Advar bölgesinde yapıldı.
  • 28 Nisan/ Kunduz’a Yönelik Saldırı Bastırıldı Kunduz’un Kaley-i Zal ilçesinin kontrolünü ele geçirmek için saldıran Taliban’ın girişimine Afgan Özel Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri müdahale etti. Taliban 3 bölgeye saldırı düzenledi. Afgan güçleri tarafından herhangi bir kayıp verilmedi, 9 Taliban militanı öldü.
  • 28 Nisan/ ABD’nin Hava Saldırılarında 35 Taliban Militanı Öldürüldü Afgan ordusundan yapılan resmi açıklamaya göre, Belh’in Çahar Bulak ilçesinde ABD’nin hava saldırıları sonucunda 35 Taliban militanı öldürüldü. Komando birliklerinin yaptığı operasyon sonucu bölge temizlendi.
  • 29 Nisan/ ABD’nin Hava Saldırıları Sonucu 15 IŞİD Militanı Öldürüldü Afgan ordusundan yapılan açıklamaya göre, 15 IŞİD militanının öldürüldüğü ABD’nin hava saldırısı Nangarhar’ın Haska Meyna ilçesinde gerçekleştirildi. Aynı zamanda, Afgan güçleri ve Taliban militanları arasında Kunar’ın Vata Pur ilçesinde çatışmalar gerçekleşti. Çatışmalar esnasında en az 3 militan öldürüldü.
  • 29 Nisan/ Taliban’ın Yerel Liderlerinden Ömer ve 15 Militan Öldürüldü Gazne’nin Hugyani ilçesinde Afgan ordusunun operasyonları sırasında yerel liderlerinden Ömer olarak tanımlanan ve en az 15 Taliban militanı öldürüldü.
  • 29 Nisan/ Celalabad’ta Patlama Gerçekleşti İl valisi sözcüsü Attaullah Hugyani Nangarhar’ın Celalabad ilçesinde gerçekleşen patlamanın motorsiklet aracılığı ile gerçekleştirildiğini bildirdi. Seçim merkezine yakın yerde gerçekleştirilen saldırıda en az 6 sivil yaralandı. Görgü tanıkları ise 13 kişinin yaralandığını belirtti. Yapılan saldırıyı IŞİD üstlendi.
  • 29 Nisan/ Güvenlik Yetkilileri Canlı Bombadan Yaralanmadan Kurtuldular Güvenlik yetkilileri, Zabul’da gerçekleştirilen saldırıdan kayıp vermeden kurtuldular ancak 2 koruma yaralandı. Canlı bombanın bölgeye bisikletle girerek kendini patlattığı belirtildi.
  • 30 Nisan/ Kabil’de Çifte Patlama Gerçekleşti Afganistan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Afganistan’ın başkenti Kabil’de meydana gelen çifte patlamada 29 kişinin hayatını kaybettiği, 49 kişinin yaralandığı bildirildi. İlk canlı bomba kendini Şaş Darak bölgesinde motorsikletle patlattı. İkincisi ise gazeteci ve polisleri öldüren canlı bombaydı. Saldırıyı IŞİD üstlendi.Saldırıda ölen 9 gazeteci ve basın kuruluşları;Mahram Durani – Azadi, Ebadullah Hananzai – Azadi, Yar Mohd Tokhi – TOLO News, Ghazi Rasooli – 1TV, Nowroz Ali Rajabi– 1TV, Shah Marai – AFP, Saleem Talash – Mashal TV, Ali Saleemi – Mashal TV, Sabawoon Kakar – Azad
  • 30 Nisan/ ABD Askeri Hayatını Kaybetti 

ABD’den gelen resmi açıklamaya göre Afganistan’daki çatışma esnasında bir asker hayatını kaybetti ve bir asker de yaralandı.

NOT 1: Afganistan’da başkanlık seçimleri yaklaşıyor ve terör grupları özellikle seçim merkezlerini hedef almakta ısrar ediyor. Bu ay içerinde toplam 6 kez seçim merkezlerine yönelik saldırı/ kaçırılma olayları gerçekleşti.

NOT 2: Bu olaylar esnasında Taliban ve IŞİD, medya grupları aracılığıyla aralarında güç gösterisi yapıp ve militanlarının fotoğraflarını yayımladılar. IŞİD fazla gelişmiş durmasa da, makalenin en başında Taliban’ı anlatırken aklınızda kalanlarla beraber şimdi göreceğiniz resimlerle beraber durumun ciddiyetinin tamamen anlaşılacağını düşünüyorum.

-IŞİD-

-TALİBAN-

Pakistan- Rusya İlişkileri

Pakistan Savunma Bakanı Hurram Dastgir Han Moskova ve İslamabad’ın Rus teçhizatları üzerine görüşmeler yaptığını belirtti. Görüşmelerde, Su-35 jet ve T-90 tanklarının alımı konusu yoğunluk göstermekte.

Han röportajında “Hava savunma sistemi ilgilendiğimiz farklı bir silah türüdür. Rus silah teknolojisinin çeşililiği ile ilgileniyoruz. [Hava savunma sistemlerinde] görüşmelerde bulunuyoruz ve müzakereleri tamamladıktan sonra bunları açıklayabileceğiz,” dedi.

T-90 tankları ile alakalı ise “T-90 tankları ile ilgileniyoruz ve tek seferlik bir satın alma olmayacak ama uzun vadeli olacak,” diyerek konuya açıklık getirdi.

Afganistan’ın Pakistan için stratejik önemine vurgu yapan Han “Afganistan’ın egemenliğine saygı duyuyoruz. Afganistan’da istikrar, Pakistan’ın kendi refah geleceğini, Rusya pazarına kara yolu ile erişebilmesini sağlamak için önemlidir. Demokratik ve istikrarlı bir Afganistan, hem Rusya’nın hem de Pakistan’ın çıkarınadır,” dedi.

Ayrıca, Afganistan sahasında da Pakistan- Rusya ortaklığının olduğunu dile getirmek gerekir. ABD’nin iki düşman ülkesi, Afganistan sahasını ABD’ye karşı kullanmak için stratejik önemde görüyor. Özellikle IŞİD ile mücadele vurgusu yaparak ABD’ye gönderme yapmaktalar. Çünkü ABD bazen direkt olarak bazen ise dolaylı yoldan bu iki ülkenin Taliban’a destek verdiğini belirtiyor ve özellikle Rusya, ABD’nin Taliban’a karşı IŞİD’i kullandığı iması ile sahada Taliban ile ortaklığı meşrulaştırmaya çalışıyor.

Rusya, Taliban desteği suçlamalarını “barış görüşmesi altında”, “müzakereler aracılığı ile”, vb. cümlelerle karşılık vererek destek olsa dahi bunun onları silahlandırarak sahaya sürmek değil, Afgan hükümeti ile barış müzakereleri çerçevesinde görüşmelerine ikna etme amaçlı olduğunu ifade ediyor.

Anlaşılacağı üzere, yakın dönemlerde gündemden düşmeyen barış görüşmesi meselesi Rusya için oldukça avantaj yaratıyor. Çünkü Rusya, müzakere için en uygun ülkenin en yakın müttefiği olmasıyla beraber, bu konuda aynı fikirde olan İran ve Çin’i de alarak yerini sağlamlaştırıyor.

Bundan dolayı da bu konu üzerinde öne çıkan ikili, hem barış müzakeleri konusunda ön planda olabiliyor hem de ABD üzerinde rahatça baskı sağlayabiliyor.

Aslında size durumu bir örnekle özetlemem gerekirse, ABD’nin Ortadoğu’da sürekli kullandığı ve artık kalıplaşmış bir laf olan “IŞİD ile mücadele” vurgusu Afganistan sahasında tamamen zıtlık göstermekte.

Sınırda Gövde Gösterileri: Pakistan Babür Füzesini Test Etti- Hindistan Tatbikat Yaptı

İkinci testi gerçekleştirilen 450 kilometre menzile sahip Babür seyir füzesi (SLCM) denizaltından atıldı. Yapılan açıklamada “Su altında hareketli bir platformdan fırlatıldığı, yüksek hassasiyetle belirlenen hedefini vurduğu ve beklenen tüm parametreleri karşıladığı,” belirtildi. Füzenin ilk denemesi 2017 yılında yapılmıştı.

Pakistan, yetkisiz veya yanlışlıkla fırlatılmasını önlemek için denizaltı gemilerinde kullanacağı kullanım kontrollerini onaylamadı. Pakistan kara ve hava kuvvetleri için, izinsiz nükleer lansmanları önlemek için bir takım prosedür ve fiziksel kısıtlama kullamakta.

Bu gelişmenin ardından Hindistan’ın en büyük tatbikatlarından birini gerçekleştirdi. Mücadeleye hazır olup olmadığının tespiti için kuvvet, muharebe, taşıma ve döner kanatlı uçaklarla 11.000’in üzerinde sorti gerçekleştirildi.

Bu tatbikatın önemi vurgulayan üst düzey bir IAF yetkilisi “Yeniden dengeleme ve yeniden yerleştirmenin amacının, bir cephede düşmanı hızla yerle bir etmesi ve olası iki savaş senaryosunda 48 saat içinde başka bir sektördeki varlıkları yeniden donatmak olduğunu,” söyledi.

Muharebe tatbikatı, Çin’in Hindistan sınırındaki iddiasını artırarak ve Pakistan’ın Cemmu ve Keşmir’deki kontrol hattı boyunca çatışmalarını sürdürdüğü bir zamanda gerçekleştirildi.

Ayrıca tatbikatın; çöl, ladakh gibi yüksek rakımlı alanları ve denizcilik alanı dahil olmak üzere tüm arazileri kapsıyordu ve neredeyse tüm olası savaş senaryoları doğru zaman olduğu söylenmekte.

Sahada gözlemlenen en belirgin şey, tarafların hiçbir zaman güçlerinden memnun olmaması ve hiç bitmeyen bir üstünlük çabalarının olması. Bir taraf kendini daha ileri kademede geliştirdiğinde karşı tarafta endişeler olsa dahi bunun kendi hakkı olduğunu savunuyor (ki bu da haksız bir neden değildir) ve bunun üzerine öbür taraf ise kendisini başta savunma ve saldırma amaçlı olmak üzere sürekli geliştirmeye çalışıyor.

Burada sorun tarafların kendilerini geliştirirken düşündükleri ilk şey düşmanları. İşte bu yüzden Pakistan veya Hindistan test veya tatbikatlar yaptığında bu medyada gelişmeden ziyade tehdit olarak yorumlanıyor. Bundan dolayı taraflar sürekli birbirlerine suçlayıcı mesajlar yolluyor.

Pakistan- Türkiye İlişkileri

Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Muhammed Sirus Seccad Gazi, iki ülkenin dostluğuna vurgu yaptı. İki ülkenin askeri iş birliği çerçevesinde de tedarik, alışveriş, araştırma ve geliştirme yaptığını bildiren Gazi, Türkiye ve Pakistan arasında askeri yetkililerin de düzenli ziyarette bulunduğunu ifade etti.

Çeşitli savunma projeleri üzerinde iş birliği yapıldığını anımsatan Gazi, Pakistan donanmasının en büyük ikmal gemisinin Türkiye’de yapıldığını anlattı. Türkiye’nin de Pakistan’dan 52 başlangıç eğitim uçağı aldığını hatırlatan Gazi, Pakistan’ın ise Türkiye’den savaş gemisi temin edeceğini belirtti.

Açıklamasında “Türkiye ile Pakistan arasındaki askeri iş birliğinin sınırı yok. Türkiye’nin etkileyici ve çok gelişmiş savunma üretim sektörü var. Pakistan’ın savunma üretim sektörü de aynı şekilde çok gelişmiş. İki ülke bu minvalde birbirlerine yardımcı olabilir, doğrudan satışlarla ihtiyaçlarını karşılayabilir, yeni ürünler üzerinde iş birliği geliştirebilir. Ayrıca ürünlerin geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konusunda da beraber çalışabilirler,” dedi.

“Türk yatırımları, giderek büyüyen ilişkilerimizin kuvvetli göstergesi. Türk iş adamlarının Pakistan’a yatırım yapmak ve kar elde etmek için daha fazla fırsat yakalamasını umut ediyoruz. Bu arada Pakistan, tarihi olarak da bölgedeki en yatırımcı dostu ülkelerden biri. Sermayenin tamamının geri dönüşüne izin veriyoruz. Bölgedeki en teferruatsız yatırım prosedürü Pakistan’da. Pakistan’da yatırım yapmak isteyenlere çok fazla şart koşmuyoruz. Pakistan’da mükemmel şekilde çalışan birçok Avrupa ve ABD şirketi bulunuyor. Bu yüzden daha fazla Türk şirketinin de yatırım yapma fırsatının olmasını istiyoruz,” ifadelerini kullandı.

Pakistan- Türkiye- İran Ortalığı

İran Yol ve Kentsel Kalkınma Bakanı Abbas Akhouindi, İran’ın Türkiye ve Pakistanla beraber yeni bir transit koridor kuracağını duyurdu.

İran ile Pakistan arasında çeşitli alanlarda işbirliği yapıldığını ifade eden Akhoundi, “İki ülke kara, hava, deniz ve demiryolu alanlarında adil ilişkiler kurduklarından beri iki ülkenin sorumlu yetkilileri bu alanlardaki karşılıklı ilişkileri genişletmek ve geliştirmekle ilgileniyor. Bu konuda yapılan koordinasyon ile İran, Pakistan ve Türkiye üç taraflı bir transit hattını başlatmaya karar verdi,” dedi.

Bakan Akhoundi, “Pakistan, Lahor, Ketta ve İslamabad kentlerinde iyi havalimanlarına ev sahipliği yapıyor ve Pakistan’ın dini ve kültürel turistlerinin İran İslam Cumhuriyeti’ne gitmesi için çok fazla kapasite ve potansiyel var. Dahası İran ve Pakistan arasında bölgesel uçuşun tekrar başlatılması gerektiği, böylece Pakistanlı yolcuların Çabahar, Zahidan, İranşehr ve Zabul’a rahatça gidebilecekleri konusunda anlaşmaya varıldı,” açıklamasında bulundu.

Çin ve Hindistan’ın Sıfır Toplamlı Oyunu

Geçmişten bugüne kadar aralarında gerimlilerin eksik olmadığı iki ülke şuan yakınlaşmak için çabalamakta. Bu ay taraflar ilişkileri pekiştirmek istediklerini vurguladılar. 27-28 Nisan’da ise aralarında görüşmeler gerçekleşti. Ayrıca Narenda Modi, Haziran ayında Çin ve Rusya tarafından düzenlenecek Şangay İşbirliği Organizasyonu (SCO) için Pekin’e ziyaret gerçekleştirecek.

27 Nisan’da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Hindistan Başbakanı Narenda Modi ile beraber katıldıkları zirvede işbirliğinin gelişimi için hızlandırılması gerektiği çağrısında bulundu. Açıklamasında “İki büyük ülkemizden büyük işbirliği yürütmek dünya çapında etki yaratabilir,” ifadelerine yer verdi.

Peki, taraflar arasındaki tehditler ve avantajlar neler? Onları yakınlaştıran etkenler neler? Önceden bunun sinyalleri verilmiş miydi?

Öncelikle Çin’in Güney Asya’yı hakimiyeti altına almak isteğini vurgulamakta fayda var. Çin denizdeki varlığını ekonomik çıkarlarına göre dizayn etmişti. 2000’lerin başında başlayan yükseliş birincil enerji ikmali için Malakka Boğazı’nı ana yol olarak, Güney Asya üzerinde ABD’ye baskı kurmak için kullanmıştı. En önemli proje ve koridorlardan üçü ise:

1-) Çin- Pakistan Ekonomik Koridoru

2-) Tek Kuşak Tek Yol Projesi

3-) Bangledeş, Çin, Hindistan, Myanmar Ekonomik Koridoru

Hindistan doğal olarak bulunduğu coğrafyada yükselen Çin’den ötürü endişe duymakta. Hintlilerin rahatsız olduğu konulardan birincisi, Hindistan’ın en çok rahatsız olduğu ve egemenliğini ihlal ettiğini düşündüğü proje olan Tek Kuşak Tek Yol projesi. İkincisi ise, Çin Hindistan’ın Nükleer Tedarikçiler Grubu’na (NSG) girişini hoş karşılamamakla beraber engellemeye çalışıyor.

Çin, ekonomik ve stratejik çıkarlara uyum sağlamak için Hint Okyanusu’nda bir deniz varlığı oluşturuyor. Ülkenin ilk denizaşırı askeri üssü Cibuti’de inşa edilirken, Çin deniz kuvvetlerinin büyüklüğünü askerleri bölgeye konuşlandırmakla beraber 100.000’e kadar çıkarıyor. Aynı zamanda Pakistan’daki Gvadar limanında bir deniz mevcudiyeti de bulunmakta.

Bunlara ek olarak, Çin’in Hindistan’ın en büyük düşmanlarından biri olan Pakistan’ı güçlendirmesi ve Afganistan’daki dengeyi kendi lehine çevirmeye çalışması da Hindistan için var olan sorunlardan bir kaçıdır.

Çin düşmanı Hindistan’a tehdit oluştururken, Hindistan da pek farklı değil. Aslında Çin için birincil olan tehdit, direkt olarak değil fakat dolaylı yoldan Hindistan’ı bağlıyor. Bu tehdit Amerika. Çin, Güney Asya’da Amerika tarafından kuşatılma korkusu içerisinde. Bunlardan en önemli olan iki tanesi ise:

1-) Hindistan- ABD ilişkileri

2-) Güney Çin Denizi’ndeki ABD varlığı

Özellikle Hindistan ve ABD arasındaki ortaklığının savunma sanayi alanında ön plana çıkması, durumu Çin için daha kaygı verici bir hale sokuyor. Çinli uzmanlar, Hintlilerle olası bir çatışma esnasında bu durumun büyük bir tehlike yaratabileceği vurgulanıyorlar.

Aryıca, Hindistan Çin’le ilişkileri iyi olan; Sri Lanka, Nepal ve Bangledeş gibi ülkeleri Çin’le ortaklıklarını bozmak için baskı yaratabilme kapasitesine sahiptir.

En önemlisi ise Hindistan’ın Japonya, Avusturalya ve ABD ile olan ortaklığı ile en büyük tehdidini Çin’e karşı oluşturmakta.

Konuyu özelden genele çekmeye başlayalım. Burada tarafların sahada düşmanları tarafından “etrafının sarıldığı” hissi ortaktır. İki ülke arasındaki olası bir ortaklık ise, bunları karşılıklı şekilde eleyecektir. Bir diğer şekilde, Çin Hindistan’a tehdit olabilecek adımlardan kaçınacak ve Hindistan da Çin’in en büyük düşmanı ABD ile olan ilişkilerine mesafe koyacak. İşte böylece karşımızda bir “denge durumu” oluşuyor.

Hindistan- Rusya Anlaşmazlığı

Hint Hava Kuvvetleri’nin bugüne kadar en istekli olduğu ve tartışma yaratan anlaşması olan Rus savunma programlarından geri çekildiği bildirildi. Açıklamalarda ise bunun taraflar arasındaki anlaşmazlıklardan ötürü gerçekleştiği ifade edildi.

Ulusal Güvenlik Danışmanı Ajit Doval ve Savunma Sekreteri Sanjay Mitra da dahil olmak üzere Hintli yetkililer, bu ay Hindistan hükümetinin gizli bir savaş uçağı geliştirmek için 11 yıllık işbirlikçi programından çekildiğini belirttiler.

Bir başka çekişme noktası da, yeni savaş uçağını gelecekte Rus desteği olmadan geliştirme yeteneğini elde edilmesinin ısrarıydı. Bu, Rusya’nın, uçağın çeşitli sistemlerini kontrol etmek için kullanılan hassas bilgisayar kodlarını Hindistan ile paylaşmasını gerektirecekti. Rusya bu hassas verileri Hindistan ile paylaşmayı reddetti. Rusya’nın iddiasına göre, bilgisayar kodlarını paylaşmayı kabul ettiği ancak ancak Hindistan’ın ortak programa olan mali katkısını 7 milyar dolara çıkaracağı iddia edildi.

ABD’nin Hint- Pasifik Okyanusunda Denge Yaratma Çabası

Üst düzey Amerikalı amiral Philip S. Davidson, Rusya’dan savunma ekipmanı satın almak adımları gibi konular üzerine başta Hindistan ve Endonezya olmak üzere diğer ülkeleri herhangi bir yaptırım uygulanması ihtimaline karşı kongreyi uyardı ve böyle bir hareketin ABD’nin savunma alanındaki bağları için endişe yarattığını ve ortaklarının Rusya’ya olan bağımlılığını artıracağını söyledi.

Davidson “CAATSA yaptırımları Hindistan, Vietnam ve Endonezya gibi ülkelerle olan barışçıl ve savunma ilişkilerimizde endişe yaratmaktadır. Eğer bu ortak ülkeler Rus ekipmanı alımları için yaptırım yapmaya karar verirse, bu karar gelişmekte olan her bir ortaklığın büyümesini engelleyebilir ve her bir ortağın Rusya’ya olan bağımlılığını artırabilir,” diyerek uyardı.

Ufak bir parantez açarak, CAATSA yaptırımlarının Rus savunma ve istihbarat sektörleri ile önemli ortaklıkları bulunan ülkelere karşı konulan yaptırımları içerdiğini belirtelim.

Açıklamasına “Rusya da bölgedeki enerji ihracatı ve silah satışına yönelik pazarlar oluşturmak için ekonomik fırsatlar görüyor,” olduğunu belirtti.

“Bence, ABD’nin tarihi fırsatının muhtemelen Hindistan’la olacağını düşünüyorum ve bu benim istekle çalışmak niyetinde olduğum bir ilişki olurdu,” diyerek ekledi.

 

Kaddafi Öncesi ve Sonrası: Libya’da Nüfus ve Ekonomi

Kaddafi sonrası libya, otorite boşluğu yaşayan üç ayrı hükümetin varlığını sürdürdüğü bir ülke oldu. Arap Baharı’nın ardından geçen 6 yılda Kaddafi’nin doğduğu Sirte’de IŞİD varlığı baş gösterdi.

Düzenlenen operasyon ile örgüt bu şehirden silindi fakat etkisi devam ediyor. Kaddafi öncesi ve sonrası başlığıyla hazırlanan infografikte son durum haritası ile birlikte bazı bilgiler yer alıyor.

– 2011 yılında NATO uçaklarının düzenlediği bombardımanda ülke 14 milyar dolar zarara uğradı.

– Kaddafi sonrası ülkedeki hastanelerin yüzde 44’ü faaliyet göstermiyor.

– 435 bin Libyalı iç göçmen durumuna düştü.Sadece 2016 yılında 100 bine yakın Libyalının Akdeniz’i aşarak İtalya’ya gittiği iddia ediliyor.

– 2011’de nüfus 6.1 milyondu ve 6 yılda sadece 200 bin arttı.

– Gayrisafi yurtiçi hasılası yarı yarıyadan daha fazla düşerek 33 milyar dolar olurken, günlük petrol üretimi dörtte bir oranında düştü.

Kaddafi sonrası Libya’da son durum ve ülke ekonomisi [İnfografik: Sputnik]
Kaynak: StratejikOrtak.com

https://stratejikortak.com/2016/01/kaddafi-donemi-libya-refah-ve-huzur.html

Kore Barış Görüşmeleri ve Türkiye

Çalışmamızda, her ikisi de isimlerinde “sabah sessizliği ülkesi” anlamına gelen Kore kelimesini kullanan, birbirine düşman iki devleti barındıran Kore Yarımadasında son dönem gelişen süreç özetlenerek ülkemiz açısından önemi ele alınacaktır.

Ülkelerin geçmişlerini son döneme gelişmelere ağırlık vererek kısaca hatırlatmak gerekirse, her ne kadar aralarındaki anlaşmazlıkların kökeni daha eski de olsa, iki devletin kuruluşu 1948 yılında iki tarafta da yapılan seçimlerle oldu. 65 yıldır bir barış anlaşmasına varılamayan bir ateşkesle yürüyen çatışmazlık ortamı, yer yer kanlı eylemlerle bölündü. Ancak iki ülke arasındaki olumlu diplomatik gelişmeler Güney Kore’de düzenlenen Kış Olimpiyatları ile tekrar başladı. Olimpiyat oyunlarına Kim Jong-un’un kız kardeşi başkanlığında kalabalık bir resmi görevli ve sporcu heyeti gönderen Kuzey Kore, Olimpiyat boyunca birleşik Kore bayrağı dalgalandırdı. Kim Jong-un’un,  kız kardeşi aracılığı ile Güney Kore tarafına resmi bir ziyaret daveti iletmesi ile gelişen süreç iki ülke delegasyonunun Kuzey Kore’de bir araya gelmesi ile devam etti. Bu görüşmelerden sonra Güney Kore ile koşulsuz görüşmelere başlayacağını duyuran Kim Jong-un, ABD Başkanı Trump ile de görüşmek istediğini ilan etti. ABD Başkanı Trump, bu davete olumlu yanıt verdi ve Kuzey Kore’nin koşulsuz olarak nükleer silahlardan arındırılmayı kabul ederse bu görüşmenin Mayıs sonu ya da Haziran başı gibi gerçekleşeceği açıklandı. Bu açıklamanın ardından Kuzey Kore, ABD’nin koşullarını kabul ettiği şeklinde yorumlanacak açıklamalar yapmış ve nükleer denemelerini durduğunu ve nükleer silah geliştirme merkezlerinin uluslararası kurumların denetimine açılacağını duyurdu.

Daha önce iki kez bir araya gelen Kuzey ve Güney Kore Devlet Başkanlarının yaptığı görüşmelerin bir sonuca ulaşamamasının yarattığı olumsuz havaya rağmen iki ülke liderinin Nisan ayının son günlerinde bir araya gelmesi bölgede barış umutlarını bir kez daha yeşertti. Son ziyaretten beklentiler, daha önceki açıklamalar, bugüne kadar sadece Çin’e resmi ziyarette bulunan Kuzey Kore liderinin Güney Kore topraklarına adım atması ve Güney Kore lideri Moon ile el ele yürümesi ile daha da perçinlendi. Yaklaşık 9 saat süren görüşmelerin ardından iki ülke tarafından “Kore Yarımadasının Barış, Refah ve Birleşmesi için Panmunjom Bildirisi” yayınlandı. Bildiride özetle iki ülke arasındaki kan bağına dikkat çekilirken her türlü aşırılıktan ve çatışmadan uzak kalınacağı, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetleri için uluslararası kurumlarla işbirliği yapacağı ve görüşmelerin kalıcı bir barış anlaşmasını amaçladığı kaydedildi.

Ülkemizde “Kore Dağlarında Aslanım Yatar” isimli bir roman ve “Ayla” isimli bir sinema filmi dışında pek de rağbet görmeyen Kore Savaşına katılmamız diplomatik anlamda oldukça önemlidir. Sınırlarımızdan 7800 km uzakta bir ülkenin dış işlerimizi ilgilendirmesi elbette Kore dağlarında yatan kahraman Mehmetçik sayesindedir. 25 Haziran 1950’de ani bir saldırı ile Güney Kore’ye saldıran Kuzey Kore’nin bu tutumu karşısında, BM askeri müdahale kararı almıştır. BM’nin askeri müdahale çağrısına ABD’den sonra ilk karşılık veren Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Tüm savaş boyunca Kore’ye 56.536 asker gönderen Türkiye, savaşta 724 şehit vermiştir. Girmiş olduğu çatışmalarda savaşın seyrini değiştiren Kahraman Türk Ordusu savaşın BM güçleri lehine gelişmesinde büyük rol oynamıştır. “Kore’de savaşan Türk Tugayları, savaşın kaderini dört kez değiştirmiştir. Kunuri ve Kumyangjang-ni Muharebeleri ile yenilmez diye nitelenen K.Çin ordularını yenerek BM kuvvetlerini büyük bir hezimetten kurtarmış ve BM ordularının Kore’yi terk etme düşüncesinden vazgeçmesini sağlamıştır. Taegyewovni (Seul) savunması ile başkent Seul’ün düşman eline geçmesine mani olmuş, Vegas Muharebesi ile de ateşkes anlaşmasının yapılmasını sağlamıştır.”

Kore Barış Süreci ile ilgili Türk Dış politikasını ilgilendiren asıl konu bu süreçte ülkemizin ne yapabileceğidir. Bir barış ve nükleer silahlardan arındırma anlaşması için çok istekli görünen ABD, sürecin bir parçası olmak isteyen Çin ve sürecin dışında kalmak istemeyen Japonya girişimlerini arttırmışlardır. Yaşanan son süreçte, Sayın Cumhurbaşkanımızın Güney Kore ziyaretinin ülkemizin bölgedeki menfaatlerini korumak ve geliştirmek olduğu aşikârdır. Kaldı ki, Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman Kore Yarımadasına ilgisiz kalmamış aksine bölgede yaşanan her olayda en azından Dışişleri bakanlığı kanalıyla açıklamalar yapmak suretiyle bölgeye ilgisini belli etmiştir. Olası bir barış anlaşmasında savaşın tarafı olan Çin ve ABD’nin barış masasında olacağı kesindir ancak bugün Kore Yarımadasında iki devletten söz ediliyorsa bunda en çok payı olan Türkiye Cumhuriyetinin de anlaşma masasında olması gerekmektedir. Bu süreçte, yumuşak güç ve kamu diplomasisi enstrümanlarını kullanarak olası bir barış anlaşmasında masada en azından barışın garantörlüğü ya da gözetmenliği gibi bir rolü üstlenmek öncelikli amaç olmalıdır. Bölgede bu amaçla askeri varlık göstermek Güney Kore halkını da dost bir unsurun varlığı ile rahatlatacaktır. Ayrıca, anlaşmanın diğer ortağı Kuzey Kore ile iletişim yollara aranması kamu diplomasisi açısından elzemdir. Sürecin oluşturduğu ılımlı havadan yararlanarak Güney Kore ile askeri ve sınai alanlarda bilgi, deneyim ve teknoloji aktarımı projelerinin hayata geçirilmesi yeni nesil savaş uçağı, tank ve mühimmat projeleri üzerinde çalışan iki devlet için gelecek adına etkili işbirliği sağlayacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar:

Muharip Gaziler Derneği internet sayfası http://muharipgaziler.org.tr/kore-savasi/

Anadolu ajansı internet sayfası https://www.aa.com.tr/

 

Suriye’de Yabancı Ülkelerin Askeri Üs Haritası(2018)

Şu anda ülkede birçok ayrı grup yer almakla birlikte Türkiye dahil birçok ülkenin askeri de sahadadır. Suriye iç savaşının en güncel ve en ayrıntılı olarak gösterildiği haritada Suriye’deki ABD, Rusya, İran, Fransa ve Türkiye’nin askeri üsleri, örgütlerin kontrol ettiği bölgeler ve ittifak ile yönetilen alanlar Nisan 2018 Suriye son durum haritası üzerinden gösterilmiştir. İşte Suriye’deki askeri üsler haritası;

Yayınlanan haritaya göre Nisan 2018 itibariyle Suriye’de askeri üssü bulunan ülkeler ve üs sayıları aşağıdaki gibidir;

Suriye’deki Askeri Üsler ve Sayıları

TÜRKİYE 13 Adet Askeri Üs
ABD  12 Adet Askeri Üs
 FRANSA  1 Adet Askeri Üs
 İRAN  39 Adet Askeri Üs
 RUSYA  9 Adet Askeri Üs

Haritaya göre Suriye’de en çok askeri üssü olan ülke 39 askeri üs ile İran’dır. İran’dan sonra Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin’e operasyon düzenleyen Türkiye 13 askeri üs ile Suriye’de en çok askeri üssü olan ikinci ülkedir.

Türkiye, Zeytin Dalı Harekatı öncesinde İran ve Rusya ile varılan mutabakat neticesinde Afrin’in güneyinde yer alan İdlib’in güneybatı ve kuzey bölgelerine gözlem noktaları ile askeri üsler kurmuş, hemen akabinde Zeytin Dalı Harekatı ile Afrin’i terörden arındırmış ve bölgeye askeri üs ve gözlem noktaları kurmuştur. Bir yandan bu operasyonlar devam derken diğer yandan da Türkiye, İdlib’in doğu cephesine çok kritik askeri üs ve gözlem noktaları kurmuştur.

Kıbrıs: Ortadoğu’nun Güçlü Anahtarı

   Asırlardır savaşların ve yağmaların ortasında kalmış bir adadır Kıbrıs.  İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli, 1840‘lı yıllarda hazırladığı raporunda,“Ortadoğu‘ya hâkim olmak isteyen devlet, Kıbrıs adasına da hâkim olmalıdır” sözü ile adanın önemi bir kez daha vurgulamış ve İngiltere’nin gözünü buraya dikmesini sağlamıştır.

Doğu Akdeniz’de görev yapan ABD donanması

      Emperyalist ülkeler için Kıbrıs , 100 uçak gemisinden daha büyük bir askeri gücü ifade etmektedir. Arap Baharı ile başlayan Ortadoğu’yu şekillendirme çabalarından nasibi Kıbrıs’ta almış ve almaya da devam etmektedir.Ayrıca bölgede yaşanan Petrol ve Su Savaşlarında en önemli ikmal merkezidir. Adada bulunan askeri üslerden kalkan uçakların savaş bölgelerine yakınlığını da göz önüne  alırsak zengin doğalgaz yataklarının dışında muazzam bir stratejik bir öneme sahiptir. 1950‘lerde ABD, Lübnan ve Ürdün‘e; İngiltere de Mısır‘a Kıbrıs‘taki üslerden saldırmıştı. Arap baharı ile başlayan süreçte adada var olan askeri hareketlilik maksimum seviye ulaşmış, bir çok ülke de buraya (Daeş Karşıtı Koalisyon bahanesiyle) savaş gemisi göndermiştir.

       Bölgede yaşanan enerji savaşlarında Rusya’da kendi payını almak için Suriye İç Savaşına müdahil olmuş ve var olan sorun içerisinde aktör sayısı daha da artmıştır. İsrail’in doğalgaz hamlesi, hali hazırda Avrupa’nın en büyük doğalgaz tedarikçisi konumundaki Rusya’yı telaşlandırmıştır. Rusya kendisine rakip olacak  3,45 trilyon metreküp doğalgaz rezervi (Kıbrıs, Suriye, İsrail ve Lübnan arasında kalan Leviathan bölgesi)  konusunda söz sahibi olmak istemektedir. Bu sebepten ötürü GKRY ile çeşitli görüşmeler yapmıştır. Bu görüşmelerde Ruslar Ortodoksluk bağı üzerinden ilişkileri geliştirmek istemektedir.

    Avrupa’nın güney sınırı, Cebelitarık’tan İskenderun körfezine kadar olan bir hattan oluşmaktadır. Ortadoğu da yaşanan her kriz döneminde tüm dikkatler  Kıbrıs ve Doğu Akdeniz üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bölge sadece enerji değil siber savaşlar konusunda da büyük bir öneme sahiptir.Tüm dünya da bulunan 18 internet ağının (fiberoptik altyapı) 14’ü Doğu Akdeniz’i de içine alan coğrafyadan geçmesi Kıbrıs’ı adeta büyük bir kilidin anahtarı konumuna yükseltmektedir. Bu ağa sızan korsanlar, tüm dünyadaki gizli bilgilere de ulaşmış olacak dersek yanlış olmaz. Örneğin Edward Snowden “Biz Kıbrıs merkezli istihbarat ağı sayesinde Başkan Obama’nın Oval Ofis’deki ikili görüşmelerini her şeyine varıncaya kadar takip ettik” diyerek Kıbrıs’ın sadece bir ada, enerji havzası, Ortadoğu’ya yakınlığı, büyük askeri üs vs. yanında siber güvenlik içinde önemli bir merkez konumunda olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca o dönem de yaşanan dünya çapında dinleme krizinde, İngiltere’nin Türkiye’yi ve hatta Almanya’yı da bu hatlar üzerinden dinlediği ortaya çıkmıştı.

Akdeniz’de bulunan fiber optik ağ haritası

     Suriye İç Savaşı’nda adanın önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Abd ve müttefiklerinin yapmayı planladığı Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de bir kürt devletinin ( daha doğrusu enerji hattı için tampon bölgesi) kurulması, ada ile bağlantılı olarak enerjide hakimiyet kurmak istemesinden kaynaklanmaktadır. Buna birde  İsrail’in Doğu Akdeniz’de yaptığı sondaj çalışmalarını da eklersek muazzam bir enerji nakil hattının merkezin de olacak Kıbrıs. Bunun için İsrail ve Abd bölge ülkelerini her türlü baskı ve savaş tehdidi ile hizaya getirme çabaları içerisine girmekten geri durmamaktadır. Koalisyon güçlerinin en önemli askeri ve lojistik üslerinden birisi de Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üsleridir. Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme çalışmalarında Kıbrıs gibi bir üsse sahip ülke her zaman avantajlı durumdadır. Burada kilit ülke her zamanki gibi Türkiyedir. Batılı güçlerin tüm bu olanlar karşısında sessiz kalacak bir Türkiye görmek istemeleri neticesinde üzerimizde sürekli bir askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal baskı meydana gelmektedir. Çünkü yapmayı planladıkları yeni enerji koridoru Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ters düşmektedir. Türkiye’nin Suriye’de yapmış olduğu Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları, sınır güvenliği yanında bu planları da bozma niyetini göstermektedir.

      Batılı güçlerin nihai hedeflerinden olan Kıbrıs meselesinde en önemli oyunculardan biriside Türkiye’dir. Kıbrıs Barış Harekatı ile ilgili yazdığım yazı üzeride de değindiğim gibi Türkiye, 1974’den beridir adada askeri varlığını devam ettirmektedir. .

       Bölgede yaşanan enerji savaşları, Türkiye’nin bölge üzerinde daha etkin rol oynamaya itmiştir. GKRY’nin batı ülkeleri ile doğalgaz arama faaliyetleri için yapmış olduğu anlaşmalar, Türkiye tarafından yok hükmünde sayılmaktadır. Rum yönetiminin yapmayı planladığı sondaj faaliyetlerine Deniz Kuvvetlerimizce önleme yapılmaktadır. GKRY’nin yapmayı planladığı parsellerde Türkiye, KKTC adına hak talep etmesine rağmen, Rumlar her türlü provakatif eylemlerden geri durmayarak çalışma yapmak istemektedirler. Geçtiğimiz aylarda İtalyan ENİ şirketine ait bir sondaj gemisi araştırma yapmak için bölgeye hareket etmiş,Türkiye tarafından engellenmiş ve GKRY buna karşılık Amerikan EXXON MOBİL şirketinin araştırma gemisini davet etmiştir. Bu geminin ise ABD’nin 6. Filosu tarafından korunacağı açıklanmıştır. ABD, İsrail ile birlikte bu 9. kez düzenlenen  Juniper Cobra 2018 tatbikatı ile Türkiye’ye bir nevi mesaj vermesi üzerine TSK aynı tarihlerde Doğu Akdeniz’de bir tatbikat düzenlemiştir. Daha önceden yazmış olduğum “Doğu Akdeniz’de Enerji Savaşları” adlı makalemde bu konuları ayrıntılı bir şekilde bulabilirsiniz.

TSK’nın Doğu Akdeniz’de yapmış olduğu tatbikat

     BM kararlarına göre ise adada büyük bir Türk nüfusu olmasına karşın işgalci durumunda görünmekteyiz. Batılı güçlerin Kıbrıs Türkleri üzerinde yapmakta olduğu asimilasyon çalışmaları da günden güne artış göstermektedir. Bazen haberlere de yansıyan “Biz  Kıbrıs Türküyüz” ve “Biz AB’ye girmek istiyoruz ama Türkiye engel oluyor. Adada Türk askeri istemiyoruz” tarzı yaklaşımlar bu çalışmaların ne denli tehlikeli olduğunu gözler önüne sermektedir. Her ne kadar Kıbrıs Türkleri içerisinde çok küçük bir grup olsalar da bu konuda önlem almak gerekmektedir. Çünkü batı kaleyi içeriden fethetme yoluna gitmişlerdir.

Devrimci İşçi Partisinin, 2014 protesto gösterilerinden bir pankart

     Her ne şekilde olursa olsun Kıbrıs, Türkiye için hayati bir öneme sahiptir. Bölgede yaşanan kaos ve savaş ortamında tehditleri ileri hatta karşılamak ve ada üzerinde ulusal çıkarlarımız için mutlak suretle korunmalıdır. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi yaşanan soykırımı tekrar bu vatandaşlarımıza yaşatamayız. Bu suretle gerek Türkiye, gerek KKTC tam bir uyum içerisinde hareket etmek durumundadır. Batılı devletlerin gözünde Ortadoğu’nun hakimiyeti Kıbrıs’a hakim olmaktan geçiyor. Her iki ülkede bunu göz önünde bulundurmak durumundadır.