Arap ülkelerinde nüfus hızla artıyor. Kuzey Afrika ve Doğu Afrika ülkelerinde resmi dili Arapça olan, 23 Arap ülkesinin toplam nüfusu 407,5 milyon kişi oldu.
Nüfus açısından en büyük Arap devleti Mısır, en küçük Arap devleti ise Cibuti ve Batı Sahra olarak öne çıkıyor.
Arap ülkeleri nüfus [Harita]Moritanya, Batı Sahra, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan, Cibuti, Somali, Yemen, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Filistin, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Ürdün…
23 Arap ülkesinde son 17 yıldaki nüfus değişiminin yansıtıldığı çizelgede, 2000-2010-2017 nüfus sayımları gösteriliyor.
– İkbal, inanç turizmine yönelik faaliyet gösteren, uzman bir seyahat acentasıdır.
– İkbal, güçlü altyapısı ve uluslararası bağlantıları ile Hac ve Umre turizminin öncülerindendir.
– İkbal, uygun fiyat avantajları ile en kaliteli hizmeti sunmaktadır.
– İkbal, başarılı geçmişi ile birlikte, şeffaf ve güvenilirdir.
– İkbal, tecrübeli ekibi ile profesyonelliği rehber edinerek sürekli büyüyen bir liderdir.
– İkbal umrecilerini müşteri değil Allah’ın Misafirleri olarak gören hizmet kalite standartlarını her zaman en üst seviyeye taşımaya çalışan gelişime açık bir aile şirketidir.
İkbal Turizm, siz değerli misafirlerine sunduğu ayrıcalıklı hizmetlerini sağlam temellere dayandırarak, güvenilirliğini profesyonel olarak belgelemiştir.
Geniş bayi ağına sahip olan İkbal Turizm, değerli misafirlerine, 2005’ten beri hizmet vermektedir. Günümüz itibariyle İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bursa, Balıkesir, İzmir, Eskişehir, Ankara, Konya, Bartın, Karabük, Kastamonu, Samsun, Trabzon, Sivas, Kayseri, Malatya, Gaziantep, Diyarbakır, Batman ve Erzurum olmak üzere, toplam 22 ilden hizmete devam etmektedir.
Başta hac ve umre organizasyonları olmak üzere, ilgili alanlarda misafirlerine yardımcı olmak ve tüm misafirlerini memnun etmek için çalışan İkbal Turizm, her geçen gün emin adımlarla büyümeye ve bayi ağını genişletmeye devam etmektedir. Sahip olduğu profesyonel hizmet, uzman kadro ve kaliteli servisin yanında, uygun fiyat avantajları ile kısa sürede hac ve umre turizminde sektörün en önemli isimlerinden olmayı başarmıştır. Değerli misafirlerine her zaman zengin seyahat avantajları sunan İkbal Turizm, tamamen konforunuzu düşünerek düzenlediği direkt uçuş avantajları ile, seyahatlerinizi rahatlığa çeviriyor. Kısacası; sizi huzurla, huzurun başkentine götürüyor.
5. Ekonomik umre’de dikkat edilmesi gereken hususlar ?
Umre programının ” Neden ekonomik olduğu” muhakkak sorgulanmalı. Nitekim sadece reklam yapmak , yolcu kaydı almak adına uygun fiyat çıkıp irtibat esnasında o programda yer olmadığı bilgisi bi hayli yanıltıcıdır.
Neden uygun sorusuna verilen cevaplar tatmin edici olmalıdır. Hizmet tedariğini kazanma yolu aracısız ve direkt ise az kar yüksek risk ile ekonomik program yapılabilir. Konaklama tesislerinin mesafesi ve standartları ekonomik umrede büyük etkendir. Havayolu firmasının turizm sektöründeki geçmişi varış şehirleri ve aktarma durumu ( Jed-Med pahalı.) (Yanbu daha uygun.) gün sayısı (Aynı fiyata satan iki ayrı şirketin 15 ve 8 gün gibi farkları.)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’deki “bağımsızlık referandumu” sonrası ısınan bölgede sular durulmuyor. Dimyat`a pirince giderken evdeki bulgurdan olan IKBY Başkanı Barzani’nin istifa kararı, peşmergenin Kerkük operasyonu sonrası çekilmesi, Barzani’nin partisi KDP, Talabani’nin partisi KYB ve en büyük ikinci muhalefet partisi Goran Hareketi’nin birbirlerine girmesi bölgenin gelecekteki durumunu merak ettiriyor.
Biz ise bu gelişmeler ışığında, PKK’nın referandum öncesi ve sonrasındaki ‘safını’ inceleyeceğiz.
Referandum öncesi PKK’ya bağlı bir televizyon kanalına konuşan elebaşlarından Duran Kalkan, “Güney Kürdistan’da referandum tartışmasını bir propaganda olarak öne attılar. Bununla bazı çevreleri etkilemeye çalıştılar. Bize karşı propaganda olsun diye kullanmak istediler” dedi. Terör örgütünün Kandil’deki bir diğer elebaşlarından Mustafa Karasu ise Kuzey Irak Kürt Otonom Bölgesi’nde yapılacak referanduma karşı olduklarını açık ve net biçimde ifade etmişti.
PKK elebaşlarından Duran Kalkan
PKK’nın IKBY’deki referanduma karşı olmasının en büyük nedeni Barzani’nin güçlenmesini engellenmek olarak okundu. Tabi ki de en büyük faktör buydu ancak elebaşlarından Karasu bir açıklamasında “Kürtlerin yüz yıllık bağımsızlık hedefleri gericiliktir” şeklinde tuhaf bir açıklama da yapmıştı. PKK/PYD Suriye’de kontrolü altında bulunan topraklardaki KDP ofislerine saldırı düzenlerken, “bağımsızlık referandumunu” destekleyen gösterilere izin verdiği bilinmektedir. PKK yöneticilerinin açıklamaları referandum karşıtıyken, sahadaki PKK mensuplarının referandumu desteklediği göze çarptı.
Barzani’nin 7 Haziran’da “bağımsızlık referandumu” düzenleneceğini açıklamasının ardından en başta Türkiye, İran ve Irak olmak üzere birçok ülke buna karşı çıktı. Bölgedeki en etkili güçlerin başında olan Rusya Irak’ın bütünlüğünü istiyoruz dese de, 25 Eylül’deki referanduma kadar hep ‘dengeli’ politika izlemeyi sürdürdü. ABD ise Barzani yönetimine “referandumu erteleyin” çağrısı yaptı.
Bu aşamaları çoğumuz bildiğimiz için hızlı geçiyorum. Peki referandumdan sonra ne oldu?
İran, Türkiye ve Irak’ın üçlü görüşmeleri sonucunda Türkiye ve İran, sınırda ayrı ayrı Irak ordusuyla ortak tatbikat yaptı. Hava sahası Erbil yönetimine kapatıldı. Peşmergeye destek geri çekildi. Sınır kapılarının kontrolünün peşmergeden alınıp, Irak ordusuna verileceği, muhatap olarak Bağdat alınacağı söylendi.
16 Ekim’de Irak ordusu Barzani’nin “Kürtlerin Kudüs’üdür” dediği, ‘petrol diyarı’ Kerkük’e harekat düzenledi. IKBY bünyesinde Erbil (KDP) peşmergeleriyle birlikte fiili olarak Süleymaniye’ye (KYB) bağlı peşmergelerin kontrol ettiği kentten ilk olarak KYB’ye bağlı peşmergeler çekildi. Ardından KDP’ye bağlı peşmergelerde IŞİD sonrasında işgal edilen “tartışmalı bölgelerden” bir bir çekilmeye başladı. Barzani yanlısı yetkililer, KYB’nin İran ile anlaşıp ihanet ettiğini savundu.
Harita: AA
Peşmerge ile Irak güvenlik güçlerinin kısa süreli çatışmalarında PKK mensuplarınında peşmerge ile aynı safta Bağdat’a bağlı güçlere karşı çatıştığı gözlemlendi. Küçük bir terörist grubun kameralara yansıdığı kentte, hazırlık yapan ve çatışmalara dahil olacağı söylenen onlarca PKK’lının da arka planda hazırlandığı, peşmergenin çekilmesi sonrası onların da çekildiği belirtildi. Bu akıllarda soru işareti yarattı. Hani PKK Barzani’ye ve bağımsızlık referandumuna karşıydı?
Burada şu soruyu sormamız gerekiyor. Irak ordusunun şu anda kontrolü sağladığı başta ‘İkinci Kandil’ olarak nitelendirilen Sincar ve Kerkük’teki PKK varlığı devam ediyor mu?
Yeni bir cephe açmamak adına terör örgütüyle bire bir çatışmaya girmeyen Irak ordusu ve Haşdi Şabi milisleri Sincar, Kerkük ve Mahmur bölgelerindeki terör varlığına karşı ne yapacak?
Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Haydar İbadi ile Ankara’da yaptığı görüşme sonrasında, “Kandil gibi, Sincar gibi, bu bölgelerde PKK’nın bir varlığı söz konusu. Bütün buralarda da bizler her türlü dayanışma içerisinde ortak mücadeleyi sürdürmeye Türkiye olarak varız.” açıklaması yukarıda sorduğumuz soruların Bağdat tarafından kesin olarak -en azından şimdilik- cevapları verilmediğini bizlere gösteriyor.
Irak Başkanı İbadi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da görüştü.
Sincar gibi PKK’nın iki senedir yapılanmasını sürdürdüğü, ‘İkinci Kandil’ denebilecek kadar güçlü olduğu belirtilen bir bölge Irak ordusunun kontrolüne geçti ancak burada hiçbir çatışma yaşanmadı. Bu yerel kaynaklar tarafından şaşkınlıkla karşılandı.
Kerkük harekatından üç gün önce Irak Genelkurmay Başkanı Ganimi’ye “PKK ve YPG’ye veya diğer unsurlara karşı Irak ile ortak bir çalışma yapılacak mı, bu konuda görüşmeleriniz oldu mu?” şeklinde sorulan soruya Ganimi şu şekilde cevap veriyor:
“Evet bu konuda görüşmelerimiz oldu. Yine burada anayasamıza dönmek istiyorum. Anayasaya göre hiç bir ülkeye, hiç bir güce bölgemizde izin vermeyeceğiz. Yani bizim topraklarımızı kullanıp karşı ülkeleri tehdit etme girişimlerine müsade etmeyeceğiz. Aynı zamanda bu tip unsurlara karşı kendi topraklarımızı korumak amacı ile de beraber çalışacağız.”
PKK ile ortak mücadelenin masada olduğu bu açıklamalardan belli ancak mücadelenin zamana bırakıldığı da aşikar. Bağdat yönetiminin tartışmalı bölgelerde tam manasıyla kontrolü sağlaması ve Türkiye ile kara yolunun açılmasıyla PKK ile mücadelenin konuşulabileceği söylenebilir. Fakat tüm bu yaşanan gelişmelerde IKBY’nin yeni liderinin kim olacağı, ABD’nin sessizliğini hangi yönde bozacağı, İran’ın KYB ile ilişkileri ve PKK’nın Süleymaniye’de KYB şemsiyesi altında hareket etmesi PKK’nın ülkede nerede konumlanacağını daha net şekillendirecek.
İki ülke ilişkileri son dönemde yaşanan vize kriziyle birlikte en gergin dönemini geçiriyor. Genel kanaate göre bu durum kaçınılmaz bir aşamaydı çünkü kamuoyu tarafından ‘vize krizi’ olarak bilinen gelişme aslında takip eden bir sürecin de son merhalesini oluşturuyor.
Gerilimi arttıran gelişmeler ise; ABD’nin Suriye’de PYD’ye ‘Türkiye’ye rağmen’ verdiği askeri ve siyasi destek, 15 Temmuz’un öncesinde ve özellikle de sonrasında Fethullah Gülen’in iade edilmemiş olması, 15 Temmuz akşamı İncirlik Üssü’nden kalkan tanker uçakların alçak uçuş yapan jetlere havada yakıt ikmali yapması, ABD’de tutuklu bulunan İran asıllı Türk iş adamı Rıza Sarraf davasında eski bakan Zafer Çağlayan hakkında tutuklama kararı verilmesi, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın “ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımları delmek” gerekçesiyle ABD’de tutuklanması, Cumhurbaşkanlığı Koruma Ekibi’nin Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği önünde Erdoğan karşıtı eylem düzenleyen Amerikan vatandaşlarını dövmesi, Türkiye’de tutuklu bulunan ABD’li rahip Andrew Brunson ve ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlisi Metin Topuz’un FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanması olarak sayılabilir.
İlişkilerin gerilemesine sebep olacak gelişmelerin kamuoyuna yansıyan kısmı bu kadar ancak perde arkasında -Halkbank olayında olduğu gibi- daha derin ve temel sebeplerin olduğu da kuvvetle muhtemeldir. Fakat biz Türkiye-ABD gerilimini bildiğimiz sebepler üzerinden analiz etmeye çalışacağız ve komplo teorilerine –akla yatkın ve yüksek ihtimaller dâhilinde olsa bile- yer vermeyeceğiz.
Olayların bu noktaya gelmesinde karşılıklı tutumların sebep olduğu aşikârdır yani ABD, Fethullah Gülen’in iadesini gerçekleştirmiş olsa veya Suriye’de Türkiye’nin çağrısına kulak verip de PYD’ye yüklü miktarda askeri mühimmat yardımında bulunmasa bugün ilişkilerin çok farklı boyutlarda olduğundan söz edebilirdik. Türkiye tarafının ABD ile olan krizde –Washington elçiliği önündeki kavga ve ABD Konsolosluk personelinin tutuklanmasını saymazsak- reaktif bir pozisyonda mevzilendiğini, hamlelerini Washington yönetiminin tavrına göre belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bunu, ABD tarafından yayınlanan vize kısıtlaması kararının Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından birebir yayınlanarak adeta bir karşı ve aynı hamle ile ilân edilmesinde net bir şekilde görüyoruz. Türkiye, son dönemde ABD ile yaşanan her krizin ardından sürekli olarak ‘mütekabiliyet’ vurgusu yapıyor. Bunun kararlığını da Erdoğan’ın Obama ve Trump’la yaptığı bire bir görüşmelerdeki vücut dilinde, “Bir papaz sizde var(Fethullah Gülen’i kasıtla), bir papaz da biz de var(Andrew Brunson’ı kasıtla). Verin papazı, alın papazı” ifadelerinde ve söylemlerinde sıkça yer verdiği ‘eski-yeni’ ayrımı üzerinden Türkiye’nin bölgesel aktörlüğünü ve egemenliğini vurgulamasında görüyoruz.
PYD peçi takan ABD askerleri.
İlişkilerin geldiği noktada ikili ilişkiler ve liderlerin karakteristik özellikleri –Erdoğan, hafta içinde B.Ecevit ve B.Clinton görüşmesine atıfla ‘eski Türkiye’ye gönderme yaptı’- kadar sistemsel değişimler de önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle; Obama yönetiminin Suriye İç Savaşı’nda beklenen müdahaleden kaçınması ve bir anlamda ‘bekle-gör’ politikası takip etmesi Ortadoğu denkleminde ABD’yi Rusya, İran ve Türkiye’nin ardından dördüncü etki merkezi haline getirdi. Rusya, özelikle de İran ve Türkiye askeri kapasiteleri ile birlikte sahada olmaya özellikle gayret ederken ABD ise proxy war(vekâlet savaşı) yöntemini tercih etti ve Türkiye’nin tüm itirazlarına ve uyarılarına rağmen PYD’yi öne sürmek istedi. Türkiye gelinen noktada Rusya -15 Temmuz sonrasında- ve İran’la –Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin yaptığı bağımsızlık referandumundan sonra- ittifaka yöneldi ve Astana Süreci’yle birlikte ‘sahada olan masada olur’ diyerek ABD’yi masanın dışında bıraktı. Bu durum daha çok ABD’nin Obama döneminde başlayan ve Trump’la zirveye çıkan ‘izolasyonist’ politikalarının bir sonucudur. Trump’ın, ‘Make America Great Again’ (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) demesi ve Meksika sınırına duvar örmekten bahsetmesi aslında ABD’nin içe dönük politikalarının bir yansımasıydı. Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile ‘roket adam’ tartışması yaşarken Türkiye-Rusya-İran ve Türkiye-İran-Irak arasında askeri ve ekonomik işbirliğini içeren görüşmeler yapılıyordu. Buna ilâveten sistemsel değişimlerden faydalanan İran’ın da ABD ile başının dertte olduğunu söylersek –Trump’ın İran’la nükleer anlaşmayı bozmak için adımlar atması- yaşanan krizde Türkiye’den çok ABD’nin rolü olduğunu vurgulamış oluruz.
İkinci olarak Türkiye ve Rusya arasında İdlib üzerine varılan mutabakatın ardından başlayan ve bunun devamında Afrin’e yönelik yapılması beklenen bir askeri operasyon ABD’nin bölgeden çekilirken kolay yönlendirilebilir olacağı için oluşturmaya çalıştığı PYD koridorunu tehlikeye atıyor, bunun getirmiş olduğu bir agresiflik de var.
Üçüncü olarak ise Türkiye’nin bölgesel aktör olmaktan öteye gitmek adına yaptığı hamlelerin bir geri dönüşü olarak görebiliriz. Ekim başında Türkiye’ye gelen Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, yaptığı konuşmada, “Türkiye’ye geldik çünkü Türkiye’ye inanıyoruz. Yeni bir gücün doğduğunu biliyoruz” sözlerinden ve Türkiye’nin ABD destekli Suudi Bloku’nun -aslında burada da ABD’nin bir ‘vekâlet savaşı’ var- karşısında durmak kaydıyla Katar yaptırımlarını tanımayarak, İran’la birlikte hareket etmesi yeni bir gücün doğuşuna şahitlik ettiğimizi gösteriyor, çekilen sancı adeta bunun bir göstergesi.
Dördüncü olarak vize krizinin aktörlerinden ABD’nin Ankara eski Büyükelçisi John Bass, giderayak yaptığı bir açıklamada, “Dokuz buçuk aydır Türkiye’de terör saldırısı yaşanmıyor. Bu DEAŞ vazgeçtiği için değil, hükümetlerimizin işbirliğinin sonucu” diye nereye çekseniz oraya gidecek bir açıklama yaptı ve bu sözlerden bir hafta sonra Mersin’de polis servisinin geçişi sırasında bombalı saldırı oldu. Daha önemli gelişme ise Türkiye’nin yumuşak ve sert gücünü birleştirmeye çalıştığı Somali’de ülke tarihinin en kanlı terör saldırısı yapıldı ve Somalili bir istihbaratçının ifadelerine göre asıl hedef ise 30 Eylül’de hizmete giren Türk üssüydü.
En nihayetinde Türkiye-ABD gerilimi liderlerin kişisel özellikleri, bölgesel ve küresel gelişmeler de dâhil olmak üzere çok etkenli bir süreci barındırıyor. Ancak olayları analiz edebildiğimiz kadarıyla şunu söyleyebiliriz ki yaşanan krizde ABD’nin değişen dünya düzenine ayak diremesi veya ayak uyduramaması önemli bir paya sahip. PYD’yi desteklerken, Fethullah Gülen’i iade etmeye yanaşmazken Türkiye’den ne derece bir ‘stratejik ortaklık’ yapması bekleniyor, anlamak mümkün değil. Türkiye tarafından hayati derecede önemsenen meseleler karşısında ABD’nin takındığı ‘tek kutuplu dünya’ tavrı sistemsel ve bölgesel olarak karşılık bulmuyor, bulamaz. Artık çok kutuplu ve çok ittifaklı bir sistem var, yani Türkiye NATO’nun en önemli üyelerinden biriyken Rusya’dan S-400 satın alabilir ve hatta beraber askeri harekât düzenleyebilir. ABD’nin bunun artık farkına varması ve sistemin gereklerini yerine getirmesi gerekiyor.
Mücahid Keskinoğlu
StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR
Kaynaklar: Dışişleri Bakanlığı, Anadolu Ajansı, Sputnik Türkiye
Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada Rusça’nın da yazımında kullanılan Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçeceklerini açıkladı. Nazarbayev, bu yolla Rusya’dan bağımsız olduklarının altını çizeceklerini belirtti. Son 100 sene içinde üç kere alfabe değişikliği yapan Kazakistan tekrar Latin alfabesine dönüyor.
Türkiye’de Başkanlık Sistemi için referandum konuşulurken Başkanlık sisteminden Parlamenter sisteme geçiş yapılacağını kararlaştıran Kazakistan’dan bu seferde Türkiye’de 29 Ekim coşkusu yaşanırken ve bu bayramın temsil ettiği yenilikler tartışılırken Kazakistan’dan böyle kararlar duymak ilginç oldu gerçekten. Tabi bu uzun zamandır düşünülen bir şeydi ama şimdi neticelendi.
Türki dillerden olan Kazakça’nın yazımında 1920’lere kadar Arapça alfabe kullanıyordu. Daha sonra Sovyetler Birliği’nin kararıyla 1940’lara Latin alfabesi kullanıldı. Daha sonra ise Kiril alfabesine geçildi. Halihazırda 42 sembolden oluşan Kiril alfabesi klavyelerdeki tüm tuşların, numaralar dahil, semboller için kullanılmasına neden oluyor. Bu durum özellikle dijital aletlerde elverişsiz oluyor. Önerilen Latin alfabesine sahip klayelerde apostrof kullanımıyla harfleri değiştirebilmek mümkün olacak.
Bakalım Kazakistan’ın dörtte birini oluşturan ve ülkenin kuzeyinde yoğunlaşan Rus nüfusun tepkileri nasıl olacak ve dolayısıyla Rusya’nın.
Türki dilleri konuşan Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan da Latin alfabesine geçiş yapan ülkelerdendi. Kazakistan’ın da aramıza katılmasıyla Türk devletlerinden Latin alfabesi kullanmayan sadece Kırgızistan kalmış oldu.
Soğuk savaşın bitmesiyle beraber Latin alfabesinin Kiril alfabesine karşı olan üstünlüğü artık daha da güçlendi. Bunda en büyük etken kuşkusuz Sovyetler Birliği’nin dağıtılması oldu.
Bu durum bizlere güç çekişmesi yaşayan kutuplardan birinin zayıf düşmesi halinin alfabe kullanımı üzerinde de etkili olduğunu gösteriyor.
Bu örneklerden yola çıkarak acaba Sovyetler Birliğine yaptığını Çin’e de yapmaya çalışan batının, bunu başarması halinde Uzak doğu alfabelerinin durumu ne olabilir diye düşünmeden edemiyorum. Hali hazırda her Güney Koreli gencin eğitim sistemi yüzünden kendi ismine ek olarak İngilizce bir isim, dolayısıyla Latin harfleriyle uyumlu bir kimlik edindiğini düşünürsek, bu yönde bir endişe yersiz olamaz.
Görünen o ki, ilk gelişen toplumların hem eski hemde gelişme aşamasında sahip oldukları ahlaki kültürel edebi değerleri, küreselleşmeyle birlikte bütün dünya üzerindeki yerel gelenekleri, dilleri, alfabeleri, inançları yıkıp geçiyor. Maalesef bunun önünde hiçbir güç duramıyor.
Bölgemizde yaşanan siyasi ve askeri operasyonların ortak amacı yüzlerce yıllık fay hatlarını yerle yeksan edip ortaya yeni ve suni ‘devletçikler’ çıkarma gayretindedir. Bu husus bölgesel komşu devletleri etkilediği kadar o coğrafyada yaşayan bölge halkını da derinden etkilemektedir. Sözünü ettiğimiz derin güçlerin mezhepsel çatışmalar sonucu ortaya çıkarmak istediği devletçikler binlerce yıllık tarihsel bağları olan devletlerin kısa ve orta vadede dış politikalarını değiştirmeye itmiştir. Bu hususla birlikte binlerce yıllık ortak tarihi olan devletlerin dostlukları zaman zaman hezeyana uğramış zaman zaman da ortak ulusal çıkarlar sonucu tekrar pekişmesi söz konusu olmuştur.
Sözünü ettiğim fay hatlarının kırılması, bölgesel iki büyük devlet Türkiye ve İran eksenli gelişmektedir. Uluslararası camia İran’ın Haşdi Şabi milisleri üzerinden bölgede mezhepçilik üzerinden etnik katliamların gerçekleştirdiği tezini önümüze koymaktadır. Söz konusu bu devletlerin haksız olmadıklarının kanısındayım. Fakat sözü geçen uluslararası devletlerin tabiri caizse kıllarını bile kıpırdatmamaları bölgede yaşanan katliama adeta üç maymun oynadıklarını açık bir işaretidir. Diğer taraftan Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında yaşanan kirli oyunları bertaraf etme konusundaki kararlı tutumu ve yaptırımları gerek Suriye’de gerekse Irak’ta mezhepsel açıdan barış tohumlarının ekildiğini göstergesidir.
Türk devleti Fırat Kalkanı operasyonu ile Azez – Cerablus ve El Bab bölgelerini Daeş terör örgütünden temizlemiş ve buralara Suriye halkının tekrar yerleşmesini sağlamıştır. Bu bölgelere hastane, okul ve PTT gibi diğer kamu kuruluşlarını organize ederek halkın ihtiyaç ve isteklerine karşılık vermiştir. Öyle ki Daha önceki yazılarımızda bahsettiğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Fırat Kalkanı operasyonu ne ilk ve ne de son operasyon olacağını, bölgede örnek temsil edeceğini belirtmiştik.
Cerablus PTT şubesi
Muhtemel ‘Adım adım Münbiç operasyonu’ dediğim hususta tam buradan kaynaklanmaktadır. Uzun süredir sessizliğe bürünen Münbiç konusu aslında İdliB operasyonu ile tamamen öyle olmadığının bir işaretidir. Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Fırat Kalkanı harekatının ana tezi terörden arındırılmış bölgenin 5000 kilometre kare alandan oluşacağını her defasında savunmaktadır. Fırat Kalkanı harekatı 2000 kilometre kare alanda tamamlanmış gibi görünse de operasyonlarımız farklı isimler adı altında devam edecek olup; İdliB, Afrin ve Münbiç gibi alanlar ile birlikte 5000 km kareyi tamamlamış olacağız. Türkiye’nin Suriye politikasında birçok stratejisi değişmiş fakat değişmeyen tek husus ‘kırmızı çizgimiz’ dediğimiz Fırat nehrinin batısı yani Münbiç bölgesidir. PYD/PKK terör örgütünün ABD’nin desteğiyle genişleme imkanı bulmuştur. Bu husus ile Türkiye’nin amaç ve hedefleri sapmamıştır aksine operasyonel önceliği değişmiştir. Öngörüyorum ki muhtemel ‘adım adım Münbiç’ operasyonuna hep birlikte şahit olacağız.
Münbiç için öncelik Afrin’in temizlemekten geçeceğinin kanaatindeyim. Daha basit şekilde izah edecek olursak Suriye haritasını gözler önüne getirelim:
İlk adım PYD/PKK terör örgütünün hakimiyeti altında bulunan Afrin ve Münbiç toprakları arasında tampon oluşturmuş El Bab-Cerablus bölgesinin tam güvenini sağlamak,
ikinci adım, İdlip operasyonu ile İdlip bölgesi içindeki ayrılıkçı sivri grupların temizlenmesi ve tam hakimiyeti sağlamak
ve üçüncü adım Afrin operasyonu…
Evet İdlip operasyonun sonucunda Afrin’e yöneleceğimizden hiç kuşkum yoktur. Tekrar Suriye haritasını ele alacak olursak doğuda El Bab güneyde temizlenmiş sağlam bir İdlip ve Kuzeyde Türkiye toprakları arasına sıkışmış PYD/PKK terör örgütünün kontrolündeki Afrin toprakları. Tam manasıyla ‘Turan taktiği’ ile kuşatılmış bir bölgede bu saatten sonra teröristlerin barınması söz konusu bile değil. Başarıyla sonuçlandıracağımız bütün bu operasyonları ve amaçlarını toplayacak olduğumuzda ; TSK/ÖSO hakimiyetindeki El Bab, İdlip, Afrin kıskacı ile nihai hedefin ‘kırmızı çizgimiz’ olan PYD/PKK terör örgütünün diğer kontrol altında tuttuğu Münbiç bölgesine operasyonumuzun başlayacağını öngörmekteyim.
Önemli diğer bir husus ise muhtemel ‘adım adım Münbiç’ operasyonuna yönelirken, belirlediğimiz Rusya ve İran’ın stratejik müttefikliğine ne kadar güveneceğimiz olmalı. Rusya ile Suriye’de birtakım operasyonlar gerçekleştiriyor olsak da terör örgütü PKK’nın Suriye kolu durumunda olan PYD’nin henüz Rusya tarafından terör örgütü kabul edilmemiş olması tam anlamıyla ‘taze’ müttefikliğimize zarar vermektedir. Öte yandan İran’ın haşdi şabi milisleri bölgede yayılmacı politikalar izleyerek Pkk/Pyd, Daeş gibi terör örgütlerinin ardından uzun vadede Türkiye Cumhuriyeti devletine tehdit oluşturabileceğini unutmamalıyız. Bugün, Türk devletinin bölge politikaları İran kadar aktif görünmüyor olsa da uzun vadede bugün ‘sessiz ve derinden’ yürütülen Ortadoğu politikasının meyvesini almış olacağımızdan şüphem yoktur. Devletin bekası için; terörle mücadele, ikili devlet ilişkileri ve uluslararası camia da Türk devleti gerekli imkan, kabiliyet ve tecrübeye son derece hakimdir. Bizler aziz Türk devletinin büyüklüğünü ve bölgesel güç olduğunu göz ardı etmemeliyiz.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki operasyonları sürüyor.
4 askerin şehit olması sonrasında başlayan Kuzey Irak’taki Zap bölgesine yönelik operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Türk askerinin karadan, savaş uçakları ve insansız hava araçlarının havadan destek verdiği operasyonlarda 50’den fazla teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.
TSK, 2008’den bu yana ilk kez Kuzey Irak’a operasyon düzelendi. Irak güvenlik güçlerinin Kerkük’e düzenlediği harekat ile aynı tarihte (16 Ekim gecesi) başlayan operasyonda Bolu Komando Tugayı’na bağlı TİM’ler görev alıyor.
Kokozer Dağı’na Türk bayrağı dikildi
Zap operasyonu kapsamında teröristlerden temizlenen Kokozer Dağı’na Türk bayrağı dikildi. Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar, operasyonun çok zor şartlar altında düzenlendiğini belirterek, “İlk gün 87 el yapımı patlayıcının (EYP) imha edildi. Bayrağın dikildiği güne kadar bu sayı 500’ü buldu.” ifadelerini kullandı.
Kuzey Irak’taki PKK Kampları
Nurs Studies adlı grubun yayınladığı haritaya göre Kuzey Irak’taki PKK kampları, Türk askerinin giriş yaptığı (Zap bölgesi-Kokozer Dağı) alan ve hangi bölgenin kimin kontrolünde olduğu gösterilmiş.
21 Ekim ile 28 Ekim arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.
-ABD öncülüğündeki IŞİD’le mücadele koalisyonu, Suriye ve Irak’taki operasyonun başından bu yana gerçekleştirdikleri hava saldırılarında 786 sivilin hayatını kaybettiğini itiraf etti.
-War Is Boring dergisi, peşmergenin yayınladığı videoyu analiz ettikten sonra, ABD yapımı M1A1 Abrams tankının Çin yapımı HJ-8 füzesiyle yok edildiği sonucuna vardıklarını belirtti.
M1A1 Abrams tankının Çin yapımı füzeyle vurulmuş hali
-Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, Yemen’e yapılan askeri müdahalenin devam edeceğini, Katar ile yaşanan krizin ‘çok küçük bir problem’ olduğunu belirtti.
-ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Suriye’nin geleceğinde Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bir rolü olmayacağını savunarak, “Esad ailesinin dönemi sona eriyor” dedi.
–BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Hüseyin, İsrailli 130 şirkete, yerleşim faaliyetlerine devam etmeleri durumunda “kara listeye” alınacakları uyarısı yaptı.
-ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun Irak hükümeti ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında arabuluculuk görevi üstlenmeyeceği belirtildi.
-Eski Katar Başbakanı Hamad bin Casim, Katar’daki Taliban ofisinin Doha’nın değil, ABD’nin inisiyatifiyle kurulduğunu söyledi.
-İbadi’den IKBY’ye: “Referandumun iptalinden başka bir şeyi kabul edemeyiz.”
-ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Yemen’in Beyda ilinde gerçekleştirdiği hava saldırısında dokuz IŞİD üyesinin öldürüldüğü bildirildi.
-Irak Başbakanı Haydar el İbadi, ABD ve İran’ın aralarındaki anlaşmazlığı Irak’a taşımamaları gerektiğini belirtti. İbadi, Bağdat’ın her iki ülkeyle işbirliği yapmak istediğini kaydetti
-Moskova’da Türkiye’nin Ortadoğu politikasını anlatan ve uzun zamandır beklenen İnessa İvanova’nın “Türkiye Cumhuriyeti’nin Ortadoğu Politikasının Evrimi (1923-2016)” başlıklı yeni kitabı yayınlandı.
İnessa İvanova’nın ofisinde çekişmiş bir fotoğraf. Kaynak: Sputnik News
–Irak güçlerinin, PYD’nin çekilmesinin ardından Suriye sınırındaki Rabia Sınır Kapısı’nda kontrolü sağladığı bildirildi.
-Irak’ta Hukuk Devleti partili milletvekili Abbas el Bayati, Irak Meclisi’nin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık referandumunun sonuçlarını ‘dondurma’ teklifine net açıklama beklediğini belirtti.
-ABD merkezli analiz sitesi The Hill’de yayınlanan bir makalede Irak ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki gerilimi azaltabilecek tek kişinin Iraklı Şii lider Ayetullah Ali Sistani olduğu belirtildi.
-DSG’nin omurgasını oluşturan YPG’nin sözcüsü Nuri Mahmud “ABD’nin YPG’ye 1500 tır silah yardımı yaptığı doğru mudur?” sorusuna “Kaç tır silah geldiği konusunda sayı veremeyiz” diye yanıt verirken, kendilerine verilen silahların ‘az’ olduğunu savundu.
-Irak Cumhurbaşkanı Haydar el İbadi ile ortak basın toplantısı düzenleyen Başbakan Binali Yıldırım, Kerkük’ün geri alınmasının ve çok etnikli yapısının hayata geçirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Yıldırım, “Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünün ve siyasi birliğinin mutlak savunucusudur” diye konuştu.
–Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, askeri-teknik alanda iş birliğine yönelik bir anlaşma imzalamak için Katar’a gitti. Şoygu, böylece Katar’ı ziyaret eden ilk Rus savunma bakanı oldu.
-Irak ordusu IŞİD’in ülkede kontrol ettiği son bölgeye operasyon hazırlığında olduğunu duyurdu.
–Benyamin Netanyahu, referandum öncesi çok sayıda ülkenin karşı çıkmasında rağmen IKBY’ye yönelik açıkladığı desteği “Dünya Kürtlere gelecekleri için destek vermeli” sözleriyle sürdürdü.
–Suudi Arabistan Enerji Bakanı Halid el-Falih, gezegenin son petrol varilinin ülkesinde Saudi Aramco şirketi tarafından üretileceğini söyledi.
-IKBY’de başta etkili muhalif hareket Goran (Değişim) olmak üzere birkaç parti, Başkan Mesut Barzani idaresinin dağıtılmasını ve ulusal kurtuluş hükümetinin kurulmasını talep etti.
-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Irak hükümeti ve dünya kamuoyuna ‘gayrimeşru referandumu’ dondurma teklifinde bulundu.
–İran’da, İsrail’e bilgi vererek birkaç üst düzey nükleer bilim insanının öldürülmesine yol açmaktan suçlu bulunan bir vatandaş idam cezasına çarpıtıldı.
–ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Nauert, Türk bir gazeteci ile sözlü atışma sonrasında basın brifingini ağlayarak terk etti.
ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Nauert
-ABD Kongresi, İsrail ve Ortadoğu’daki diğer müttefikler için riskleri değerlendirmeyi teklif etti. Bunun için ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal İstihbarat’a İran ve Rusya’nın Lübnan merkezli Hizbullah örgütüyle bağlantılarını analiz etme görevi verildi.
–Rusya, Suriye’de kimyasal silah kullanımını soruşturan BM misyonunun görev süresinin uzatılması talebiyle ABD tarafından hazırlanan karar tasarısını veto etti.
–Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz el Suud, ülkelerinin ‘ılımlı İslam’a döndüğünü’ belirterek, ‘aşırıcılığı’ yakında yok edeceklerini söyledi.
-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), Haşdi Şabi milislerinin Türkiye sınırı yakınlarında Kürtlerin kontrolündeki petrol boru hattının olduğu bölgeye saldırı yaptığını ve çatışmaların yaşandığını duyurdu. Bağdat ise iddiayı reddetti.
-Suriyeli Tuğgeneral Hasan Süheyl, Mayadin’de Suriye ordusu tarafından ele geçirilen IŞİD’e ait bir depoda NATO’nun en yeni silahlarının bulunduğunu söyledi.
Deyr-ez Zor’da ele geçirilen “NATO”nun en yeni silahları
-ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Irak’ta: “IKBY ile diyalogdan yanayız”
-Barış, Bakım ve Rahatlama için Uluslararası Organizasyon Başkanı Halid el-Hamidi’nin ailesinden 13 kişinin öldürülmesinin ardından Libya halkına karşı işlenen suçlar nedeniyle NATO’ya açtığı davanın duruşması 30 Kasım’a ertelendi.
-IKBY Başbakanı Barzani, Irak hükümeti ile aralarındaki sorunların çözümü için yeni bir sayfa açmaya ve Bağdat’a heyet göndermeye hazır olduklarını, ancak devam eden askeri operasyonların bunun önünde engel teşkil ettiğini söyledi.
-Demokratik Birlik Partisi’nin, (PYD) eski Eşbaşkanı Salih Müslim, ABD öncülüğündeki koalisyon güçleriyle birlikte IŞİD’e karşı yaptıkları ittifakın arka planına dair önemli bilgiler paylaştı.
-Suriye Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı Amar el Asad, Rakka’nın kurtarılmasının Suriye hükümeti karşıtlarının morallerini yükseltmeye yönelik bir oyun olduğunu söyledi.
-Irak Başbakanı Haydar el İbadi, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın “İranlı milisler ve yabancı savaşçılar Irak topraklarını terk etsin” açıklamasına ilişkin, “Hiç kimsenin Irak’ın içişlerine karışma hakkı yoktur” dedi.
-Suriye Enformasyon Bakanı Muhammed Ramiz Tercüman, Türk askerlerinin İdlib’e girmesi ve ABD’nin El Tanf’ta bulunmasını ‘düpedüz saldırganlık’ olarak gördüklerini ve bu durumun açıklanmaya muhtaç olduğunu söyledi.
-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) parlamento ve başkanlık seçimleri ertelendi. Ertelemenin partilerin aday belirlememesi nedeniyle yapıldığı açıklandı.
–Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın, Irak Başbakanı İbadi ile iki ülke arasındaki ilişkiler ve bölgesel gelişmeleri görüştüğü bildirildi.
Ürdün Kralı II. Abdullah
–Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Ürdün Kralı 2. Abdullah, Hamas ile Fetih hareketleri arasında varılan anlaşmayı değerlendirdi. Filistin Devlet Başkanı Abbas: “Uzlaşı hükümeti Gazze’de de görevini yerine getirebilmeli” dedi.
-Irak’ın Kerkük kentini ziyaret eden Irak İçişleri Bakanı Kasım Muhammed el Araci, Iraklı güçlerin düzenlediği operasyonlar nedeniyle kenti terk eden ailelerin evlerine dönmelerini istedi.
-ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Irak’ta IŞİD’e karşı mücadelede sona doğru gelindiği için başta İranlı savaşçılar olmak üzere tüm yabancı savaşçıların ülkelerine dönmesi gerektiğini söyledi.
–İsrail polisi geçen hafta Facebook paylaşımında Arapça ‘günaydın’ diyen fakat paylaşımı İbraniceye otomatik olarak ‘Onlara saldırın’ diye çevrilen bir Filistinli’yi tutukladı.
-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) muhalefetin başını çeken Goran (Değişim) Hareketi, IKBY Başkanı Mesud Barzani ve Yardımcısı Kosret Resul’un istifa etmesi gerektiğini belirtti.
– Resmi temaslarda bulunmak üzere Suudi Arabistan’a giden Irak Başbakanı Haydar el İbadi’nin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüştüğü bildirildi.
–Peşmerge güçlerinin, Musul’un Şengal ilçesi ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Duhok kentini birbirine bağlayan ana yolu kapattığı bildirildi.
–İran, Türkmenistan gazının İran üzerinden takas (swap) yöntemiyle Türkiye’ye ihraç edilmesine olumlu bakmadığını açıkladı.
-ABD Başkanı Trump, ABD’nin İran’a karşı yaptırımların genişletilmesi konusunda Avrupa Birliği’nin (AB) desteğine ihtiyacı olmadığını ve Avrupalıların İran ile ticari bağlantılardan ‘para kazanmaya devam edebileceklerini’ belirtti.
-ABD öncülüğündeki koalisyonun desteklediği Demokratik Suriye Güçleri (DSG), Deyr Ez Zor’da bulunan ve Suriye’nin en büyüklerinden biri olan El Ömer petrol sahasını IŞİD’den geri aldıklarını duyurdu.
-ABD Başkanı Donald Trump, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ve Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan müttefiklerinin Rakka’yı başarılı bir şekilde geri aldığını belirtti.
-Rusya Dışişleri Bakanlığı, Irak Dışişleri Bakanı İbrahim el-Caferi’nin önümüzdeki pazartesi günü Moskova’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile Irak ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile ilgili (IKBY) durumu görüşmek üzere bir araya geleceğini duyurdu.
-Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptıkları telefon konuşmasında ikili ilişkilere ve Suriye konusuna değindi.
–İsrail, Suriye ordusunun düzenlediğini söylediği hava saldırısı sonrası Suriye’ye ait 3 askeri teçhizatı hedef aldıklarını açıkladı.
-Irak güvenlik güçleri ile Peşmerge arasında Kerkük-Erbil karayolunda yaşanan çatışmalarda Irak güçlerinden 150’den fazla kişinin öldüğü ve yaralandığı iddia edildi.
–Dışişleri Bakanlığı’ndan Katalonya’nın tek taraflı bağımsızlık ilanına ilişkin yapılan açıklamada “İspanya’nın toprak bütünlüğü ile anayasaya ve İspanya halkının iradesine saygıyı esas olarak görmekteyiz” denildi.
-İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, Katalonya Özerk Yönetimi hükümetini feshedip bu bölgede 21 Aralık’ta erken yerel seçime gitme kararı aldıklarını açıkladı.
-Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Antonio Tajani, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Katalonya’nın İspanya’dan tek taraflı bağımsızlık ilanını tanımayacağını bildirdi.
–İspanya Senatosu, Katalonya’nın tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden dakikalar sonra Katalonya’nın özerklik yetkilerini büyük oranda Madrid’e verecek Anayasa’nın 155. maddesini yürürlüğe sokma teklifini onayladı.
–Katalonya Özerk Yönetimi parlamentosu İspanya’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan etti.
-Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont, bağımsızlık yanlısı siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının baskısı nedeniyle erken seçime gitme kararından vazgeçti.
-İngiliz dergisi The Economist, Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümüne ayırdığı yeni sayının kapağına, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çar biçimindeki portresini yerleştirdi.
The Economist dergisinin, Ekim Devrimi’nin 100. yılında yayınladığı sayının kapak fotoğrafı
–Hollanda’da dört parti tarafından kurulan yeni koalisyon ile seçimlerden 225 gün sonra hükümet resmen kuruldu.
-Türkiye’deki projelere yılda ortalama 2 milyar euro’nun üzerinde finansman sağlayan Avrupa Yatırım Bankası, bu yıl finansman hacminin geçmiş yıllara göre büyük ölçüde daha düşük olmasının beklendiğini söyledi.
-Donald Trump yönetiminin açıkladığı yeni tedbirler, ABD vatandaşları da dahil olmak üzere yolcuların yeni bir ‘testten’ geçmesini gerektiriyor. Ek tedbirler ülkeye yapılacak tüm uçuşları kapsıyor.
–Ukrayna Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko, serbest bırakılan ve Türkiye’ye teslim edilen Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkan Yardımcıları Ahtem Çiygöz ve İlmi Umerov’u telefonla arayarak tebrik etti.
–Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkan Yardımcıları Ahtem Çiygöz ve İlmi Umerov’ün serbest bırakılmasını ‘iyi haber’ olarak değerlendirdi.
-Büyükada’daki toplantıya ilişkin davada 8’i tutuklu 11 sanığın tahliyesinin ardından Berlin, kararı memnuniyetle karşıladı. Tahliye edilenlerin arasında bulunan Alman bilişim uzmanı Peter Steudtner ülkesine dönüyor.
–TIR şirketleri, uzun yıllar haksız geçiş ücreti alan AB’ye dava açacak. UND İcra Kurulu Başkanı Şener, “Avrupa Adalet Divanı lehimize karar verdi. Ancak bugüne dek oluşan zararın tazminini talep edeceğiz” dedi.
-İspanya’nın doğusundaki Katalonya Özerk Yönetim hükümeti, İspanya Senatosunun 155. maddeyi oylayacağı 27 Ekim Cuma günü, Katalonya yerel parlamentosunda bağımsızlık ilanını oylamak için hazırlık başlattı.
Bağımsızlık yanlısı Katalonlar meydanlarda, “We are ready!” (Biz hazırız!)
-Alman ZDF kanalında yayınlanan Frontal 21 programının haberine göre, Almanya’daki sığınmacıları kabul ve geçici barınma merkezlerinde çalışan güvenlik görevlileri ergin olmayanlar dahilinde sığınmacıları fuhuşa yönlendiriyor.
-Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya ve Almanya liderinin tüm siyasi engellere rağmen ikili ilişkileri geliştirme konusu üzerinde çalışma niyetinde olduğunu belirtti.
-Avrupa Parlamentosu, Schengen Bölgesi’ne giriş ve çıkış yapan üçüncü ülke vatandaşlarına ait bilgilerin elektronik ortamda kaydedilip saklanması ve üye ülkelerin ortak kullanımına açılması yönündeki yeni sınır kontrol sistemini kabul etti.
-İtalyan futbol kulübü Lazio’nun Başkanı Claudio Lotito, taraftarlarının ırkçı tezahürat ve eylemlerinin tepki çekmesinin ardından her yıl 200 taraftarı ünlü Polonya’daki Auschwitz toplama kampına götürüp bilinçlenmelerine yardım etme kararı aldıklarını söyledi.
–Katalonya’nın Girano kentinde yerel meclis, bağımsızlık referandumunun ardından Katalonya özerk yönetimini anayasayı ve demokrasiyi ihlal etmekle suçlayan İspanyol Kralı 6. Felipe’yi ‘istenmeyen kişi’ (persona non grata) ilan etti.
İspanya’nın bütünlüğünü savunan İspanyollar da meydanlarda, bağımsızlık yanlısı Katalonlara ithafen; “Stop national populism” (ulusal popülizm yapmayı bırakın)
–Almanya’da koalisyon ön görüşmelerine Türkiye konusunda anlaşmazlık yaşanıyor. Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU), Türkiye ile AB müzakerelerinin durdurulmasında ısrarcı olacağını vurgularken, Yeşiller Partisi ‘bunun yanlış sinyal olacağı görüşünü’ yineledi.
–Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye’de sekiz aydır tutuklu bulunan gazeteci Deniz Yücel’in eşi Dilek Mayatürk Yücel’i ofisinde ağırladı, Yücel’in durumu hakkında bilgi aldı.
-Tarifeli uçakla Türkiye’ye gelen bazı yolcuların valizleri, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Geliş Terminali’ndeki uygulama kapsamında narkotik köpeğiyle arandı.
–Ukrayna Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko, vatandaşlarını Birleşmiş Milletler Günü ile tebrik ederek bu bayramın doğrudan ülkesiyle ilgisi olduğunu belirtti.
–Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, birlik içerisinde ucuz işçiliği engellemeye yönelik düzenleme üzerinde uzlaşı sağladı.
-Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocias: “AB üyeliği konusunda Türkiye’ye çifte standart uygulanmamalı” açıklamasında bulundu.
–İngiltere parlamentosu, İngiltere hükümetinin Suriye ve Irak’ta IŞİD’le mücadele eden Kürtlere sunduğu yardımlara ilişkin koşulları belirlemek için bir soruşturma yapacak.
–Macaristan Başbakanı Viktor Orban, milyonlarca sığınmacı ve göçmenin Avrupa’yı istila ettiğini savunarak, “Güvenli, adil, sivil, Hristiyan ve özgür Avrupa istiyoruz” dedi.
-Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) yapılan bağımsızlık referandumu sonrası Peşmerge’ye askeri desteği kesen Almanya, eğitimlerin tekrar başlatıldığını açıkladı.
Peşmerge eğitimine Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen de katılmıştı. Kaynak: NTV
–Belçika federal hükümetinin aldığı tasarruf tedbirleri doğrultusunda Kraliyet Darphanesi, itibarıyla madeni para basımına son verdi.
–Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Antonio Tajani, Katalonya’daki bağımsızlık girişimini hiçbir Avrupa Birliği (AB) ülkesinin tanımak istemediğini belirterek “AB bölünmekten korkmalı ve korkuyor” dedi.
–Türkiye’nin Almanya’dan 81 kişiyi iade etmesi istediği öğrenildi. Darbe girişiminden sonra iadesi istenen 81 kişinin kaçının terör şüphesi ile istendiği ise belirtilmedi.
-Almanya’nın başkenti Berlin’de, “aşırı sağcı” Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Federal Meclis’e girmesi protesto edildi.
–İspanya hükümetinin, Katalonya Özerk Yönetim hükümetini feshetme ve erken yerel seçime gitme kararı, Başkan Carles Puigdemont tarafından tepkiyle karşılandı.
-Eski Gürcistan Devlet Başkanı ve eski Odessa Valisi Mihail Saakaşvili, Ukrayna parlamentosu Yüksek Rada’yı ekran olarak kullanarak ’70 günde Ukrayna’yı kurtarma planı’nı anlattı.
-İtalya’nın ekonomik açıdan zengin bölgelerinden Lombardiya ve Veneto’da merkezi yönetimden daha geniş haklar almak için referandum düzenlendi. Referanduma katılım Lombardiya’da yüzde 40, Veneto’da 59,7 olurken, resmi olmayan ilk sonuçlara göre ‘Evet’ açık ara kazandı.
-ABD Savunma Bakanı James Mattis, Pyongyang tarafından ABD’ye veya müttefiklerine yapılacak her türlü saldırıya güçlü, etkili ve yıkıcı askeri cevap verileceğini söyledi.
-ABD Kongresi için hazırlanan bir raporda, Kuzey Kore’nin muhtemel nükleer saldırısı sonucunda oluşacak elektromanyetik darbenin ABD nüfusunun yüzde 90’ını ölümüne yol açabileceği belirtildi.
-Kurumların kredi değerliliğine ilişkin açık bilgi sisteminin sitesinde yayınlanan bilgilere göre, ABD’li fast food devi McDonald’s’ın Çin’deki restoranlarının ismi ‘Altın arklar’(Jingongmen) olarak değiştirildi.
–Azerbaycan Devlet Güvenlik Teşkilatı (SGB), güvenlik güçlerinin terörle mücadele operasyonu çerçevesinde Suriye ve Irak’ta çatışmalara katılan 4 aşırıcılık yanlısının gözaltına alındığını duyurdu.
–Pakistan’ın Belucistan vilayetinde bir yolcu treninin geçişi sırasında raylara konulan bombanın patlatılması sonucu 6 kişi yaralandı.
–Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Latin harflerinin kullanıldığı yeni Kazak alfabesini onayladı.
Kiril alfabesi kullanan Kazakistan, aldığı kararla Latin alfabesine geçiş yapıyor.
-Avustralya Yüksek Mahkemesi Avustralya Başbakan Yardımcısı Barnaby Jones ile 4 diğer senatörün‘çifte vatandaş’ oldukları gerekçesiyle göreve uygun olmadıklarına karar verdi.
–ABD Savunma Bakanı James Mattis Güney Kore’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Kuzey ve Güney Kore arasındaki askerden arındırılmış bölgeyi ziyaret eden Mattis, “Amacımız savaş değil, Kore Yarımadası’nın tamamen, kanıtlanabilir ve geri dönüşü olmayan şekilde nükleer silahlardan temizlenmesi” dedi.
-Passport Index adlı internet sitesi dünyanın en güçlü pasaporta sahip ülkesinin, vatandaşları 159 ülkeye vizesiz gidebilen Singapur olduğunu duyurdu. Türkiye ise listede 44. sırada yer aldı.
–Tayland’da, geçen yıl 13 Ekim’de vefat eden eski Kral Bhumibol Adulyadej onuruna 5 günlük cenaze töreni düzenlendi.
–Pakistan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Mahkemesi (NAB), eski Başbakan Şerif hakkında tutuklama kararı aldı.
Pakistan eski Başbakanı Navaz Şerif
-Çin’deki Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim görevlileri, şiddetli yanık tedavisinde kullanılabilecek eşi benzeri olmayan yapay deri dokusu ile ilgili deneylerin başarılı şekilde tamamlandığını duyurdu.
-ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan vatandaşlarına Kuzey Kore’ye seyahat sınırlaması getirmesi, Pyongyang’da üniversitelerin eğitim kadrosunu olumsuz yönde etkiledi. Üniversiteler, Asya ve Avrupa’dan ABD vatandaşı olmayan gönüllü öğretim görevlisi aradığını duyurdu.
-Çin Komünist Partisi’nin 7 kişilik Politbüro Yürütme Komitesi belli oldu. Komitede Devlet Başkanı Şi Cinping ile Başbakan Li Keqiang dışında diğer tüm isimler değişti.
-Manila ile Moskova arasında askeri teknik alanda imzalanan ilk anlaşmanın ardından Rusya, Filipinler’e silah sevkiyatı yaptı.
Rusya Başkanı Putin ve Filipinler Devler Başkanı Duterte
–Harvard Üniversitesi nezdindeki araştırma merkezi Belfer, Kuzey Kore’nin nükleer silahın yanı sıra, biyolojik silah üzerinde de çalışıyor olabileceğini ileri sürdü.
–ABD,Arakanlı Müslümanlar’a yönelik şiddet olaylarına karışmış Myanmarlı askeri birlikler ve yetkililere olan askeri desteğini durdurduğunu açıkladı.
–19. Ulusal Kongresi’ni yapan Çin Komünist Partisi (ÇKP), Devlet Başkanı Şi Cinping’in adını ve yeni açıkladığı ideolojisini Çin Komünist Parti Tüzüğü’ne dahil etti. Böylece Şi, komünist Çin’in kurucusu Mao Zedong’un ardından yaşarken adı belgeye giren ilk Çinli lider oldu.
–Birleşmiş Milletler (BM) Komitesi, nükleer program ve füze denemeleri gerekçesiyle yaptırım uygulanan Kuzey Kore’ye 32 ürününün daha satışını yasakladı.
–Filipinler’de Mindanao eyaletine bağlı Marawi kentinde IŞİD bağlantılı“Maute” örgütünün son kalesi konumundaki bir binanın ele geçirildiği bildirildi.
–Japonya Başbakan Şinzo Abe’nin eylül sonunda parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisi’ni feshederek erken seçime gidilmesi kararı alması üzerine ülkede genel seçimler düzenlendi. Başbakan Abe liderliğindeki Liberal Demokratlar, parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisinde üçte iki çoğunluğu geçti.
–Hindistan Yüksek Mahkemesi, Müslüman kadınlarının uzun zamandır eşitlik haklarını çiğneyen tartışmalı boşanma yasasını, anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle yürürlükten kaldırdı. Artık erkeklerin üç kere “Boş ol!” demesi ile evlilikler düşmeyecek.
-ABD’de Meksika sınırına örülmesi planlanan duvar için prototipler hazırlandı. Örnek bloklar çeşitli testlere tabi tutulacak.
ABD-Meksika sınırına örülecek yeni duvar daha yüksek ve dayanıklı olması ile göze çarpıyor
–Kıbrıs medyası, Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemisinin ada çevresinde yaptığı araştırmalar sonucunda İskenderun Körfezi ile Kuzey Kıbrıs’ın Karpaz yarımadası arasında doğalgaz yatağı tespit ettiğini ileri sürdü.
-Somali’nin başkenti Mogadişu’daki otele yönelik iki intihar saldırısının ardından saldırganlarla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmaların sonlandığı açıklandı. Somalili yetkililer 29 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Saldırıyı El Kaide bağlantılı El Şebab örgütü üstlendi.
–Kenya’da yeniden düzenlenen devlet başkanlığı seçiminde çatışmalar çıktı. Polis çıkan olaylarda en az 3 kişinin öldüğünü açıkladı. Kenya seçim komisyonu muhalafetin güçlü olduğu 4 bölgede seçimin 28 Ekim’e ertelendiğini duyurdu.
-ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Güney Sudan’da ziyaret ettiği bir kampın yakınlarındaki protesto çatışmaya dönünce ülkeden tahliye edildi.
-Almanya bandıralı yük gemisinin, Nijerya’da korsanlar tarafından kaçırıldığı bildirildi.
Kaynak: StratejikOrtak.com, Anadolu Ajansı, BBC News, Sputnik, Reuters
Katalonya Özerk Bölgesi, 1 Ekim’de düzenlediği refendum sonrası bugün tek taraflı bağımsızlık ilan ettiğini duyurdu. Başta Avrupa olmak üzere dünya gündemine bomba gibi düşen açıklama sonrası gözler İspanya’ya çevrildi.
İspanya Senatosu, bağımsızlık ilanının hemen ardından saatler içinde anayasanın 155. maddesi gereği Katalonya’nın özerkliğini elinden aldı. Katalonya Özerk Bölgesi yönetimini görevden alarak parlamentoyu fesheden İspanya merkezi yönetimi, 21 Aralık’ta seçim yapılması yönünde karar aldı.
Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont
Başbakan Rajoy, “Hükümet, 155. maddeyi uygulamaya başladı. Katalonya Özerk Yönetimi Hükümeti Başkanı Carles Puigdemont, Başkan Yardımcısı Oriol Junqueras ve diğer hükümet üyeleri ile Katalonya özerk yönetimi İçişleri Bakanlığına bağlı olarak çalışan tüm polis müdürleri görevlerinden alındı.” diye konuştu.
ABD ve Avrupa Birliği İspanyol yönetiminin yanında olduğunu, Katalonya’nın İspanya’nın vazgeçilmez bir parçası olduğunu vurgulayarak Madrid hükümetini desteklediklerini bildirdi. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada da Katalonya’nın kararının doğru bir adım olmadığını ifadelerine yer verildi.
Katalonya Hakkında Bilgi
– İspanya’nın doğusunda yer alan Katalonya özerk yönetimi 7 buçuk milyon nüfusa sahip.
Katalonya neresi? İspanyanın kuzey doğusunda yer alan Katalonya.
– 4 şehirden oluşan özerk bölgenin başkenti Barselona, 50 İspanyol ilinden daha kalabalık bir şehir.
– Barselona, sadece Akdeniz’in en girişimci metropollerinden biri değil aynı zamanda GSMH açısından AB’nin dördüncü büyük kenti.
– Katalonya, İspanya GSYİH’sinin yaklaşık yüzde 20’sini, ihracatın ise yüzde 26’sını karşılıyor.
Katalonya haritası: İspanya’nın kuzey doğusunda yer alan Katalonya Özerk Bölgesi 4 şehirden oluşmaktadır.
– Katalanlar İspanya’nın yükünü çektiklerini ve tüm İspanyol halklarının vergilerini ödemek istemediklerini belirtiyor.
– 6 Eylül 2017’de Katalonya özerk yönetimi parlamentosu, Referandum Yasası’nı kabul ederek, 1 Ekimde bağımsızlık referandumuna gidilmesi kararını onayladı.
Askeri üs, herhangi bir askeri birliğin ekipmanlarının ve personelinin barındığı, personelinin eğitim aldığı ve operasyonları gerçekleştirdiği tesistir. Aslında bu sadece söz konusu devletlere bağlı askeri kuvvetlerin mevcut sınırlar içerinde yapmış olduğu askeri faaliyetlere verilmiş bir tanımdır. Fakat sizlerin de bildiği üzere küresel bazda cereyan eden mevcut gelişmelerde bu üslerin sınırlar içerisinde değil de daha çok sınırlar dışındaki faaliyetleri gözler önündedir. Peki, bir devletin neden sınırları dışında bir üssü olsun ki? Bu soru sorulduğunda söz konusu devletlerin savunmaları kendilerine tehdit olarak gördüğü unsurlara karşı “savunma amaçlı” masumane bir cevap olacaktır. Aslında bu verilen cevap, son yüzyıl içerisinde gayet doğal ve tutarlı olarak kabul edilmektedir. Elbette bir devletin kendine tehdit olarak gördüğü unsurlara karşı kendini savunması en doğal hakkıdır ama son yüzyıl içerisine bu “doğal hak” kılıfı adı altında küresel çapta potansiyel kuvvete sahip devletler, kendi menfi çıkaraları doğrultusunda bu durumu çok kullanışlı bir hale getirmişlerdir.
Malesef bu kılıf altında devletlerin iç işlerine karışılır olunmuş ve hatta çıkarlarına ters mevcut yönetimler bu şekilde terbiye edilmek istenmiştir. Buna direnen ve karşı bir adım atan yönetimlere ise çeşitli yollar vasıtası ile işgal girişimleri gibi darbe operasyonları gerçekleştirilmiştir. Bu son cümleyi çok değil yaklaşık bir sene önce bizzatihi yaşadığımız 15 Temmuz gecesini söylememiz yanlış olmayacaktır. Bu hatırlatmaları yapmamdaki kasıt bir askeri üssün ne kadar etkili olduğunu gözler önüne sermek için kısa bir zihin tazeleme idi. Konumuza, asıl meselemize dönecek olur isek;
ABD ve Rusya’nın Suriye’deki Askeri Etkinlik Yarışı
Türkiye ile Suriye arasında 911 km’lik bir kara sınırı bulunmaktadır. Suriye sahasında son dönemde IŞİD’e karşı bütün cephelerden topyekün bir mücadele verilmektedir. ABD ve Rusya, bu mücadelede karşıt grupları bile tek hedef doğrultusunda toplayabilmeyi başarmıştır. IŞİD’e karşı bu mücadele verilir iken söz konusu devletler destekledikleri unsurlara askeri ikmal sağlayabilmek için üs kurma çalışmalarına gitmiştir. Rusya, 2015 Eylül’ünden beri bir çöküşün eşiğinden döndürdüğü rejimin üzerinde ciddi bir etki sağlamış ve kontrolündeki alanlarda askeri varlığını artırmıştır. Nitekim; Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma, Rusya’nın Suriye’deki Himeymim Üssü‘nü “süresiz” kullanmasını öngören antlaşmayı onaylamış idi.[1] Bu bağlamda ABD ise sahadaki askeri varlığını kalıcı hale getirebilmek ve etkinliğini artırmak için bazı oluşumlara gitmiştir. ABD’nin asıl hedeflediği; “..öyle bir oluşum kurmalı idi ki küresel bazda destek bulmalı ve bunun üzerinden sahadaki hedeflerine ulaşmalı”[2] bağlamı idi. ABD, geçtiğimiz süreç içerisinde bir seçim yaşamış ve önceki yönetim birnevi bu seçimin gelişini bahane göstererek sahada bu bağlamda değil de Türkiye’nin ve kendisin terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütü açık bir şekilde destekledi ve bu örgüte sahada ciddi yatırımlarda bulundu. Türkiye, bu tutuma karşı küresel bazda ciddi bir tavır sergileyince yeni yönetimin bu tavrı değiştirilmesi beklenirken bu destek artrak devam etti. Yönetimin değişmesi Pentagon’un “ABD Ulusal Askeriye Strateji” belgesini değiştirmeye yetmedi. Bilakis yeni yönetimin askeri kuvvetleri sahaya inerek PYD-YPG terör örgütlerine mevcut ismlerinin değiştirilmesi ve yeni izleyecekleri yol için birebir görüşmeler gerçekleştirdi. [3] Yeni bir oluşum “SDF – [Suriye Demokratik Güçleri]” kurularak; bu oluşum adı altında askeri ve lojistik destekler artarak devam etti.
Bu askeri yardımlar küresel bazda doğal ve normal olarak lanse edilse de ABD’nin sahada özellikle Kuzey Suriye’de tespit edilebilen üslerinden sonra bu yardımların boyutu ve anlamı IŞİD ile mücadele dışında bir sürece evrildiği gözlemlendi. Bu sürecin kullanılan örgütün sahada uzun vadeli olarak bir yer edinmesi olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.
ABD, bir yandan PKK terör unsurlarına dış müdahalelerin zorlaşması için üs çalışmalarını artırarak devam ettirirken bir yandanda ileride bu topraklarda yer edinmesini sağlamak için askeri eğitmenleri tarafından “SDF” oluşumu adı altında PKK militanlarını eğitip teçhizatlandırmaya devam etmektedir. Bu askeri eğitim ve teçhizatlandırma süreci, mevcut üsler üzerinden sağlanmaktadır. General Josep Votel’in “Şu anda ulaştıkları savaş kapasitesinden memnun kaldım. Kendilerine sağladığımız askeri destek ve eğitim sonrasında sergiledikleri bu kapasite, bizim, yerel unsurlarla işbirliği stratejimizin doğruluğunu bir kez daha gösterdi…”[4] sözü askeri boyutun ne kadar ileri seviyeye taşındığının ve PKK teröristlerine sağlanan desteğin seviyesini anlamamıza yardımcı olacaktır. Askeri kapasite olarak PKK’nın SDF oluşumu adı altında 54 bin eğitilmiş militanı yerel kaynaklara göre bulunmaktadır. ABD’nin Suriye’de izlediği yol haritası özellikle Türkiye’nin saha stratejilerine farklı boyutlar kazandırmıştır. Nitekim; Rusya ve İran ile yapılan anlaşma ve ittifaklar buna delil teşkil etmektedir.
CENTCOM’un komutanı General Joseph Votel
ABD Hava Üsleri
1.) Kuzey Suriye – Septé Köyü 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Hava Üssü
Kuzey Suriye – Septé Köyü 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Hava ÜssüKuzey Suriye – Septé Köyü 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Hava Üssü
2.) Kuzey Suriye – Tell Beydar Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Tell Bider Askeri Hava Üssü
Kuzey Suriye – Tell Beydar Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Tell Bider Askeri Hava ÜssüKuzey Suriye – Tell Beydar Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Tell Bider Askeri Hava Üssü
3.) Kuzey Suriye – Kharab Hisaq Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Kharab Hisaq Askeri Üssü
Kuzey Suriye – Kharab Hisaq Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Kharab Hisaq Askeri ÜssüKuzey Suriye – Kharab Hisaq Beldesi 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Kharab Hisaq Askeri Üssü
4.) Kuzey Suriye – Ayn İssa 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD, Fransa ve PKK Ortak Askeri Üssü
Kuzey Suriye – Ayn İssa 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD, Fransa ve PKK Ortak Askeri ÜssüKuzey Suriye – Ayn İssa 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD, Fransa ve PKK Ortak Askeri Üssü
5.) Kuzey Suriye – Al Jafal 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Rumelan ABD Hava Üssü
Kuzey Suriye – Al Jafal 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Rumelan ABD Hava ÜssüKuzey Suriye – Al Jafal 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – Rumelan ABD Hava Üssü
6.) Kuzey Suriye – Usariye Kasabası 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Askeri Üssü
Kuzey Suriye – Usariye Kasabası 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Askeri ÜssüKuzey Suriye – Usariye Kasabası 24.09.2017 – Uydu Görüntüleri – ABD Askeri Üssü
ABD’nin Kuzey Suriye sahasında tespit edilebilmiş üs ve askeri nokta sayısı toplam 10 olarak belirlenmiş idi. Bunların; ikisi hava üssü, geriye kalan sekizinin de ikmal, yakın destek ve operasyon üsleri oluşturmuştur. 2017 Temmuz’undan sonra tespit edebildiğimiz kadarı ile bu üslerin sayısı; çok farklı ve çok amaçlı şekilde sahadaki konumuna göre arttığını ve şekillendiği gözlemlendi. Hava üslerinin sayısı üçe çıkmış ve askeri noktaların sayısında ise iki kat artış olmuştur.
2014 sonlarından günümüz 2017 senesine kadar ABD’nin sadece Kuzey Suriye’de bu kadar askeri varlığını artırması söylediğimiz gibi sadece IŞİD ile mücadele için değil daha çok Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmak istenen bir devlet için olduğu açık ve nettir. Bu üsler, oluşturulmak istenen devletin tesisi için ana komuta merkezi halini aldı. Sahadaki askeri, siyasi oluşumlar buradan yönetilecek ve yönlendirecektir. Geçmişe biraz baktığımızda “Komünist” bir ideoloji üzerine kurulmuş ve ABD’ye karşı eylemlerde bulunmuş vahşi, barbar ve çetleşmiş bir örgütün benim nezimde ABD’nin bir farkı olmasa da “Kapitalist” bir yönetim ile kısa bir süre içerisinde bu kadar kolay bir şekilde anlaşılması ve desteklenmesi elbbetteki büyük bir vaad için olması gerekmektedir. 2014 senesinden bu yana sahada aktif rol alan PKK’nın günümüze kadar verdiği kayıplar 10 bine varmış iken ABD talimatları doğrultusunda hareket etmenin elbette bir bedeli veya kazancı olması gerekmektedir. Bu ve benzeri söylemlermizi kanıtlar ve begeler eşliğinde artırabilir, çoğaltabiliriz. ABD üslerine ait mevcut servis ettiğimiz görüntüler ve lokasyonlarda vermek istediğimiz mesaj analizimizin başından beri ifade ettiğimiz şekilde anlaşılacağı gibi açık ve nettir.
IŞİD’in 2014 yılında Irak’ı işgaliyle başlayan Kerkük’teki ‘peşmerge serüveni’, Irak ordusunun Kerkük operasyonuyla son buldu. Sizlere, hızlı ve kısa bir şekilde son 3 seneyi şöyle anlatayım.
ABD’nin Irak işgalinden sonra 2005 yılında hazırlanan anayasada Kerkük “tartışmalı bölgeler” arasında yer aldı. Kentin statüsü için referandum düzenlenmesi planlandı fakat bu referandum kararı hiçbir zaman uygulamaya geçmedi.
Saddam’ın devrilmesinden sonra Kerkük’e Kürt göçleri yaşandı. Bağımsız kaynakların raporlarında da yer alan bilgilere göre IKBY politikası gereği Kerkük’ün demografik yapısı değiştirildi. Yapının değiştirilmesiyle şehirdeki Kürt nüfusu arttı. 2011 yılında KYB’li bir Kürt olan ve PKK sempatizanı olarak medyaya yansıyan Necmeddin Kerim vali olarak atandı.
Kaosun hiçbir zaman bitmediği ülkede bombalar patlamaya devam etti. Mezhepçi politikalarıyla bilinen Başbakan Maliki’nin uyguladığı ‘yeni siyaset’ ile ülkede kutuplaşma evresi yaşandı. Tam da bu dönemde Irak El Kaidesinden kopan ve ilk olarak Suriye’ye saldıran IŞİD, 2014 yılının Haziran ayında Musul’a saldırdı ve 3 gün içinde vilayette kontrolü sağladı.
Peşmerge Kerkük’ü işgal etti
IŞİD’in işgalinden sonra Irak ordusunun başkent Bağdat’a kaçması üzerine Barzani yönetimindeki peşmerge bunu fırsat bildi ve Kerkük’ü kontrol altına aldı. Peşmerge tarafından tamamen kontrol alınan Kerkük’e giden Barzani şöyle bir açıklama yapmıştı:
“Kerkük’ü huzurlu ve güzel günler bekliyor. Kerkük, Kürdistan bölgesi sınırlarına geri döndüğünde, Kürtlerin ne kadar cömert ve dürüst olduklarını herkes görecek.”
Daha sonra Barzani “Peşmerge hiçbir zaman Kerkük’ten çıkmayacağız, Kerkük Kürtlerin Kudüs’üdür” şeklinde bir açıklama yaparak niyetlerini belli etti.
Öte yandan IKBY, Kerkük’teki petrol satışını da kontrol altına alındı.
2 senelik işgal sonrası devlet dairelerine IKBY bayrağı çekildi
Yukarıda da bahsettiğim gibi 2011 yılında vali olarak atanan Necmettin Kerim, 24 Mart 2017’de Arap ve Türkmen üyelerin boykot ettiği bir toplantıda Kerkük’teki tüm devlet dairelerine Irak bayrağının yanında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bayrağının da asılması talimatını verdi.
Merkezi Bağdat yönetimi, İran ve Türkiye’nin tepkilerine rağmen bu karardan dönülmedi. Kentteki binalara IKBY bayrağı asıldı.
IKBY’de “bağımsızlık referandumu” düzenlendi
Irak’ın en büyük ikinci şehri Musul’da hala IŞİD varken, ülkede istikrar henüz sağlanmamışken IKBY Başkanı Mesud Barzani bir açıklama yaptı. Barzani bölgedeki siyasi partiler ile yaptığı toplantı sonrası 25 Eylül’de IKBY’de bağımsızlık referandumunun düzenleneceğini açıkladı.
IŞİD sonrası peşmergenin kontrol sağladığı bölgelerde referandum düzenleneceği Barzani’nin Haziran ayında yaptığı açıklamadan 25 Eylül’e kadar netlik kazanmadı.
Tarihler 25 Eylül’e geldiğinde ise bölge genelinde ve peşmergenin işgal ettiği “tartışmalı bölgelerde” referandum düzenlendi. Erbil’in açıklamalarına göre sandıktan yüzde 90’dan fazla ‘Evet’ oyu çıktı.
Irak ordusu Kerkük’ü geri aldı
16 Ekim günü Irak ordusunun Kerkük’e başlattığı harekat sonrası peşmerge direnemeden çekildi. Yaklaşık 12 saatte tamamen kontrol Irak güvenlik güçlerinin eline geçti. Daha sonra Irak ordusu, peşmergenin işgali altında bulunan diğer “tartışmalı bölgelere” operasyon düzenledi.
Operasyonun 1. gününde; Kerkük kent merkezi ile birlikte Kuzey Petrol Şirketi, Baba Gurgur Petrol Yatakları, K1 Askeri Üssü, elektrik santrali, Molla Abdullah Rafinerisi, Kerkük Havaalanı, Tuzhurmatu karargahı, Leylan, Dakuk, Yaycı, Tirkalan kasabaları ele geçirildi. Ayrıca Tikrit Köprüsü ve Kerkük’ün güneyindeki ana kara yolunun tamamında da kontrol sağlandı.
Operasyonun 2. gününde; Sincar, Mahmur, Başika, Irak-Suriye arasındaki Rabia Sınır Kapısı, Musul Barajı, Diyala’nın Hanakin ilçesi ve ona bağlı Karatepe ve Celavla kasabaları Irak ordusunun kontrolüne geçti.
Bölgeden gelen son haberlere göre Bağdat yönetimiyle diyalog kurmak için IKBY’nin referandumu dondurma kararı alacağı söyleniyor. Fakat Irak güvenlik güçleri referandumun tamamen iptal edilmeden görüşmelerin olmayacağını belirtiyor.
Geçtiğimiz günlerde bir video mesajla isimleri açıklanan ve kuruluşu ilan edilen Kıyam Hareketi (Qeyam Movement حركة القيام) adlı grup, ülkenin toprak bütünlüğünden yana olduğunu bildirerek ‘ayrılıkçı gruplara’ karşı savaşma sözü vermişti.
PKK‘nın Suriye yapılanması ve onunla bağlantılı YPG terör örgütünü işaret eden silahlı grup çeşitli bölgelerde teröristlere karşı suikastlar düzenliyor.
(İsimlerini ve amaçlarını açıkladıkları video – Tarih: 15 Ekim 2017)
Geçtiğimiz Pazar günü bir video mesaj yayınlayan Kıyam Hareketi, “Bizler, Kıyam Hareketi olarak, terörist ayrılıkçılar ve onların projelerine karşı durmaları için Kürt, Türkmen, Arap, tüm Suriyelilere harekete geçmeleri çağrısında bulunuyoruz. Herhangi dış destek olmaksızın ülkenin birliğini ve bütünlüğünü savunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Açıklamalarını ve suikast görüntülerini sosyal medya aracılığı ile yayınlayan Kıyam Hareketinin an itibariyle Twitter’da 1870 takipçisi, YouTube kanallarında ise 181 aboneleri var ve bu sayılar giderek artıyor. Bölgeyi takip edenlerin merak ettiği Kıyam Hareketi adlı örgüt hakkında olduğu belirtilen ilginç bilgiler öne sürüldü.
Peki, yeni kurulan Kıyam Hareketi hakkındaki iddialar nelerdir?
• Halep’in kuzeyinde halkın başlattığı bir hareket olduklarını iddia eden Kıyam Hareketi, yaptığı suikastların profesyonelliği ile dikkat çekiyor. Özellikle “kevatim” adı verilen susturuculu operasyonların ancak konu hakkında özel eğitim almış kişiler tarafından gerçekleştirilebileceği konuşulanlar arasında.
• Eylem tarzları, bir dönem Türkiye’de faaliyet gösteren ve “Beyaz Toroslular” olarak anılan kişi ve grupların eylem tarzıyla benzeştirilen Kıyam Hareketi için “Suriye’nin Beyaz Torosluları” benzetmesi yapılıyor.
• Beyaz Toroslular benzetmesinin altında yatan önemli bir sebep de Kıyam Hareketinin faaliyet tarzının halk tarafından kurulmuş bir askeri örgütten ziyade, gayrinizami harp yürüten istihbarat birimleriyle benzerlikler göstermesinden kaynaklanıyor.
Kıyam Hareketi logusu
• Kıyam Hareketi kurulalı ve faaliyete geçeli bir haftadan fazla oldu. Ancak şimdiye kadar hiçbir Kıyam Hareketi mensubu ele geçirilebilmiş değil. Faaliyet icra ettikleri bölge göz önüne alındığında bu durum hareket adına büyük bir başarı ve hareketin ne kadar profesyonel ve gizlilik esasını benimsemiş şekilde çalıştığının da bir kanıtı.
• Dile getirilen en ilginç iddialardan birisi de Kıyam Hareketinin arkasında MİT’in olduğu iddiaları. Hatırlarsanız Bahoz Erdal kod adlı teröriste suikast düzenlediğini açıklayan “Tel Hamis Tugayları” da zamanında MİT ile ilişkilendirilmiş, örgütün MİT’in sahadaki gizli organlarından biri olduğu iddia edilmişti. PYD/YPG’yi açıkça hedef alan ve suikastlar düzenleyen Kıyam Hareketinin amaç ve çıkarlarının Türkiye ile paralellik göstermesi sebebiyle bu gibi iddialar normal olarak dile getiriliyor.
• PYD/PKK terör örgütünün Türkiye’deki yandaşlarının da özellikle sosyal medya hesaplarından Kıyam Hareketine hakaretler ederken, yapılan suikastlardan MİT’i sorumlu tutan paylaşımlar yapmaları dikkat çekiyor.
İşte Kıyam Hareketi’nin bugüne kadar sosyal medya hesaplarında yayınladığı PYD/YPG terör örgütünü hedef alan suikastleri;