[14 Ekim-21 Ekim] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

14 Ekim ile 21 Ekim arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

-İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran’ın Suriye’de askeri üs kurmasına asla izin vermeyeceklerini söyledi.

-Filistin’in, İsrail’in kendileriyle yeniden barış görüşmesine başlamak için sunduğu şartları kabul etmediği bildirildi.

-Bağdat, İngiliz British Petroleum’den (BP) Kerkük’teki petrol yataklarını geliştirmesini talep etti.

-Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman El Sani, Suudi Arabistan’ın Katar’ı istikrarsızlaştırmaya çalıştığını ve Katar’da iktidar değişikliğini körüklediğini söyledi.

-Suudi Arabistan’ın Flynas Havayolu şirketi, başkent Riyad’dan Bağdat’a uçuş başlatarak, 2 ülke arasında 1991 Körfez Savaşı’ndan beri ilk kez direkt uçuş gerçekleştirmiş oldu.

-Libya’nın devrik lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfulislam Kaddafi, Libya’yı kurtarmak için siyasete geri dönme kararı aldı.

Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfulislam Kaddafi

-Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), KYB’li Peşmergelerin Kerkük başta olmak üzere statüsü tartışmalı bölgelerden çekilmeleri nedeniyle yaşadığı karışıklıktan Mesut Barzani başkanlığındaki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) sorumlu olduğunu savundu.

-Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Astana’daki Suriye barış görüşmelerinin bir sonraki turunun 30-31 Ekim’de yapılacağını duyurdu.

ABD petrol şirketi Chevron’un Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) faaliyetine ara verdiği belirtildi.

Rus petrol şirketi Rosneft ile Erbil, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) bir petrol boru hattını birlikte çalıştırmaya yönelik bir proje başlattıklarını duyurdu. Rosneft’in projedeki payı, yüzde 60 kadar olabilir.

-Irak Petrol Bakanlığı, yabancı şirketlere Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile petrol ve doğalgaz anlaşması yapmaktan kaçınma çağrısı yaptı.

-Suriye’nin en büyük yerleşim yelerinden biri olan ve terör örgütü DEAŞ tarafından başkent ilan edilen Rakka, Öcalan posteri açan işgalcilerin eline geçti.

Rakka’da açılan terörist elebaşı Öcalan’ın posteri ve önünde poz veren YPG’li kadın teröristler

-Irak yargısı, Bağdat’a bağlı birliklere yönelik ‘işgal güçleri’ ifadesini kullandığı gerekçesiyle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkan Yardımcısı Kosret Resul hakkında tutuklama kararı çıkardı.

-Suudi din adamı Ahmed bin Saad el Karni, erkeği tecavüze, tacize ve aldatmaya yöneltenlerin yine kadınlar olduğunu savundu.

-Afganistan’da, başkent Kabil’deki bir camiye yönelik gerçekleştirilen ve 39 kişinin yaşamını yitirdiği intihar saldırısının ardından, ülkenin batısındaki Gur vilayetinin Doline ilçesindeki bir camide de intihar saldırısı düzenlendi. Saldırıda 30 kişi hayatını kaybetti.

-Suriye devlet haber ajansı SANA, DEAŞ’ın Meyadin’de bırakıp kaçtığı İsrail ve NATO yapımı muhtelif tür silahların gösterildiği videoyu yayınladı.

-ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Rakka’nın IŞİD elinden alınmasına ilişkin Demokratik Suriye Güçleri’ni (DSG) tebrik etti.

İsrail, Suriye ordusunun düzenlediğini söylediği hava saldırısı sonrası Suriye’ye ait 3 askeri teçhizatı hedef aldıklarını açıkladı.

-Teknoloji dünyasında yazılımdan robotlar dahil tüm cihazlara yerleşmeye başlayan ‘yapay zekâ’nın artık bakanlığı bile oldu. Omar Bin Sultan Al Olama, Birleşik Arap Emirlikleri’nde ‘yapay zekâdan sorumlu’ bakan olarak atandı.

‘Yapay Zekadan Sorumlu Bakan’ Omar bin Sultan al Olama

Mısır İçişleri Bakanlığı, başkent Kahire’nin batısındaki el Vahat bölgesinde operasyon düzenleyen güvenlik güçlerinin yoldayken uğradığı saldırıda 16 polis görevlisinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

-Alman ordusunun Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Peşmerge güçlerine verdiği askeri eğitim desteğini durdurduğu öğrenildi. 2014’ten beri IŞİD’e karşı Peşmerge’yi eğiten Alman askerler geri çağrılacak.

-İspanya hükümeti kararını verdi: İspanya kabinesi olağanüstü toplandı, Katalonya meclisi feshedilecek, 6 ay içinde seçim yapılacak. Katalonya cephesi ise bu yönetimin feshedilmesinin ‘fiili bir darbe’ olduğunu vurguluyor.

-DEAŞ’ın sürekli saldırıları yüzünden bir yıl boyunca kapalı duran Deyr ez Zor hava üssü, dün Suriye ordusuna silah ve gerekli ekipmanı getiren ilk iki uçağı kabul etti.

Deyr-ez Zor Hava Üssü’nün son hali

-Danimarka Başbakanı Lars Løkke Rasmussen’in Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeleri arasında yeri olmadığını, ancak üyelik müzakerelerine devam edilmesi gerektiğini söylediği belirtildi.

-Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Başkanı Donald Trump’ın dış politikası konusundaki ‘tereddütün’, Avrupa ülkelerini birbirine yakınlaştırdığını söyledi.

-İspanya’nın Katalonya’daki bağımsızlık referandumunun ardından alınacak önlemler kapsamında özerk bölgede ocakta yerel seçimlerin yapılması için muhalefetteki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) ile anlaştığı açıklandı. PSOE, Katalonya krizinde iktidara destek veriyordu.

Hollanda hükümetinin, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’den kaçan ve FETÖ’ye bağlı olduğu iddia edilen kişilerin sığınma başvurusunu kabul ettiği belirtildi.

-Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin, Hür Demokrat Parti’den (FDP) sonra Almanya’da koalisyon hükümeti kurulmasına ilişkin Yeşiller ile yaptıkları ilk ön görüşme sona erdi. Koalisyon adayı partilerin oluşturacağı hükümet, partilerin renklerinin Jamaika bayrağını çağrıştırmasından dolayı “Jamaika koalisyonu” olarak adlandırılıyor.

-Fransa’da Olağanüstü Hal uygulaması (OHAL) kalktıktan sonra yürürlüğe girecek terörle mücadele yasa tasarısı Senatoda oylanarak kanunlaştı.

-Hollanda’nın Lahey kentindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), aralarında Srebrenitsa soykırımının da bulunduğu birçok faklı suçtan yargılanan eski Sırp komutan Ratko Mladiç hakkındaki kararını 22 Kasım’da açıklayacağını duyurdu.

Portekiz İçişleri Bakanı Constança Urbano de Sousa, geçen hafta sonu ülkenin orta ve kuzey bölgelerinde çıkan ve 41 kişinin ölümüne neden olan orman yangınlarının ardından kendisine yöneltilen eleştiriler üzerine istifa etti.

-İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD Başkanı Donald Trump’ın iptal edebileceğini söylediği nihai nükleer anlaşmaya ilişkin olarak “Anlaşmaya imza atan ülkelerden biri çekilene dek biz de çekilmeyeceğiz” dedi.

-Almanya ile Türkiye arasında artan gerilime rağmen Almanya’dan Türkiye’ye silah sevkiyatı devam ediyor.

Son 3 yılda Almanya’dan yapılan silah ithalatı ve içeriği

-İngiliz İç İstihbarat Servisi’nin (MI5) Başkanı Andrew Parker, ülkesinin şu ana kadarki en ciddi terör tehdidi ile karşı karşıya olduğunu söyledi. Parker yeni saldırılar için ‘kaçınılmaz’ ifadelerini kullandı.

-Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) araştırması, Avrupa Birliği’nin (AB) en yoksul ülkelerinin sırasıyla Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan olduğunu gösterdi.

-ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da görüşen Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Türkiye’nin NATO’da kalması gerektiğini ve AB ile müzakere sürecinin devam etmesini desteklediğini açıkladı.

Çipras ve Trump

-Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Alman polisinin sosyal medya hesabından paylaşılan Abdullah Öcalan mesajına ‘müflis zihniyet’ diyerek tepki gösterdi.

-Türkiye, 5 yılda oluşturduğu iş imkanıyla Avrupa’da en fazla istihdam yaratan ülke oldu.

-İspanya Anayasa Mahkemesi, Katalonya yönetiminin 1 Ekim’deki bağımsızlık referandumunu yapabilmek için yerel parlamentodan 6 Eylül’de geçirdiği referandum kanununu ‘geçersiz’ ilan etti.

-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Polonya’da: Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda tarafından resmi törenle karşılandı

-Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili önem taşıyan toplantı gerçekleştirildi, Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Avrupa Birliği’nde (AB) hâkim olan olan görüşün ‘köprüleri yıkmamak’ yönünde olduğunu belirtti ve AB’nin tek taraflı olarak Türkiye’yle üyelik müzakerelerini sonlandırmaya hazır olmadığını söyledi.

-Fransa’da yapılan bir araştırmaya göre Fransızların yüzde 38’inin otoriter bir hükümetten yana olduğu ortaya çıktı.

-Katalonya İçişleri Bakanı Joaquim Forn, Madrid ve Barcelona arasında diyalog sağlanamazsa bağımsızlıklarını 25 Aralık’ta ilan edebileceklerini duyurdu.

600’den fazla Türk memurun yıl başından bu yana Almanya’da siyasi sığınma için başvuruda bulunduğu belirtildi.

-Alman Göçmen ve Mülteci Dairesi bünyesinde çalışan bazı Türk görevlilerin, iltica başvurusunda bulunan Türk vatandaşlarının bilgilerini Türk hükümetine yakın medya kuruluşlarına ilettiği öne sürüldü.

-Fransa resmi haber ajansı AFP’nin Paris’teki merkez binasını işgal eden PKK üyeleri Abdullah Öcalan’ın posterini binaya astı.

ABD, Rus yapımı savaş uçaklarını satışa çıkardı: “İsteyen herkese” tamamen çalışır durumda olan Sovyetler Birliği yapımı MiG-21 ve MiG-29 tipi savaş uçakları teklif ediliyor. İlgili ilan, Raptor Aviation adlı şirketin internet sitesinde yer alıyor.

ABD’nin satışa çıkardığı Sovyet yapımı uçaklar

-Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Rusya ile tarım ürünlerinde kısıtlamaya tabi hiçbir ürün kalmadığını belirterek, “Ekim sonu itibarıyla gerek domateste gerekse diğer tarım ürünlerinde Türkiye ürünleri Rusya’ya gelmeye başlayacak.” dedi.

-Rusya Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil’deki Rus başkonsolosluğunu tahliye etmeye yönelik planları olduğunu, ancak bu yönde bir kararın olayların gidişatına bağlı olarak alınacağını söyledi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, nükleer silah ve füze denemeleri nedeniyle Kuzey Kore’ye yönelik birtakım kısıtlamalar içeren BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasını öngören kararnameyi imzaladı.

-İsrail Altyapı, Enerji ve Su Kaynakları Bakanlığı Danışmanı Dror Cohen “Türkiye ve İsrail arasında çatı anlaşmanın imzalanması için istekliyiz ancak herkesi memnun eden bir orta yol bulmak için çabalıyoruz. Ana meselemiz, İsrail’den getirilecek gazın fiyatı ve rotası” açıklamasında bulundu.

-Rusya’da Parlamentolararası Birlik (PAB) Genel Kurulu’na katılan TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Güney Kıbrıs ve Ermenistan temsilcilerinin iddialarına ilişkin açıklama yaptı. Türkiye’nin Kıbrıs’ta ‘bir işgalci olmadığını’ söyleyen Kahraman 1915 olaylarına ilişkin ise “Herhangi bir soykırım mevzubahis değildir” dedi.

-Venezüella’daki seçimin kazananı Maduro oldu. 22 eyalettin 17’sinde sosyalistler oyların çoğunluğunu alarak seçimi kazandılar.

-Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Nam Hyok-Tsen, “Yüzlerce deneme yapan ülkeleri kimse eleştirmiyor, ülkemiz eleştiriliyor. Bu adil değil ve çifte standardın apaçık tezahürü” dedi.

-Yeni Zelanda’da İşçi Partisi ve First Partisi, 23 Eylül’de yapılan genel seçimlerin ardından koalisyon hükümetini kurmak için yaptıkları görüşmelerde anlaştıklarını açıkladı. Yeni başbakan ise 1856 yılından bu yana ‘en genç başbakan’ ünvanına sahip oldu.

-Çin Devlet Başkanı ve Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkezi Komitesi Genel Sekreteri Şi Cinping, 2035’e kadar Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun yeni silahlarla donatılacağını, 2050’ye kadarsa Çin’in dünyanın en güçlü ordusuna sahip olacağını söyledi.

-FETÖ’cü Mesut Kaçmaz ve ailesinin Türkiye’ye iade edilmesi Pakistan’ı karıştırdı. Pakistan Yüksek Mahkemesi bu gelişmenin ardından çok tartışılacak bir karara imza attı. Mahkeme ülkedeki FETÖ şüphelilerine polis koruması verilmesine hükmetti.

Uluslararası Af Örgütü, Arakanlı Müslümanlar’la ilgili yeni bir rapor yayınladı. Raporda, Myanmar güvenlik güçlerinin çok sayıda vakada işlediği cinayet, işkence, sürgün ve tecavüz suçları belgelendi.

-Taliban Afganistan’da Gardez kentinde polis eğitim merkezine saldırı düzenlendi 33 kişi hayatını kaybetti. Kandahar şehrindeki bir askeri üssü hedef alan bomba yüklü araçlı saldırıda 43 askerin öldüğü belirtildi. Saldırıyı yine Taliban üstlendi.

Afganistan’da son dönemlerde saldırılarını artıran Taliban’ın ABD konvoyuna EYP ile düzenlediği saldırıdan bir kare.

-Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, Marawi City kentinin, kent merkezine 148 gündür hakim olan IŞİD bağlantılı Maute militanlarının elinden kurtarıldığını açıkladı.

Pakistan Seçim Komisyonu (ECP), aralarında Senato, Ulusal ve Eyalet meclis üyelerinin olduğu 261 siyasinin milletvekiliğini, mal bildiriminde bulunmadıkları gerekçesiyle askıya aldı.

-ABD Başkanı Donald Trump’ın, 3 ila 14 Kasım tarihleri arasında Japonya, Güney Kore, Çin, Vietnam, Filipinler ve Hawai’yi ziyaret edeceği bildirildi.

ABD ve Güney Kore, Kore adası suları çevresinde 5 gün sürecek ortak askeri tatbikata başladı.

ABD-Güney Kore ortak tatbikatından görüntüler

-Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lu Kan, düzenlenen haftalık basın toplantısında konuştu. Lu Kang, yaptığı açıklamada prensip olarak Irak’ın toprak bütünlüğüne destek verdiklerini ifade etti.

-Rusya Filipinler’e 5 bin adet Kalaşnikof’u (AK-100 de dahil) ücretsiz olarak gönderdiğini duyurdu.

-Pakistan’da geçen ay başlarına çuval geçirilerek evlerinden alınan PakTürk okullarının müdürü Mesut Kaçmaz ve ailesinin sınır dışı edildiği ve İstanbul’a geldikleri belirtildi.

-Kırgızistan’da yeni devlet başkanı Sosyal Demokrat Partinin adayı Sooronbay Ceenbekov oldu.

-ABD Dışişleri Bakanı Tillerson “İlk bomba düşene kadar Kuzey Kore krizini diplomatik yollarla çözmeye çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

-Japonya Başbakanı Şinzo Abe, Rusya ile barış anlaşması imzalamaları halinde bunun iki ülke için de faydalı olacağını belirtti.

Somali hükümetinin geçen hafta 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılardan sorumlu tuttuğu terör örgütü El Şebab’a karşı savaş hali ilan edeceği açıklandı.

-Somali’nin başkenti Mogadişu’da, binlerce kişi terör saldırılarını kınadı. Somali ve Türk bayrakları taşıyan Somalililer, saldırılara karşı birlik mesajı verdi.

Somali-Türkiye teröre karşı ortak protestosu

-Afrika ülkesi Çad, ABD’nin seyahat kısıtlaması getirdiği ülkelerden biri oldu. Seyahat kısıtlamasının gerekçesi olarak ise ‘Çad’ın pasaport kağıdının bitmesi‘ gösterildi.

-Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran nükleer anlaşmasının gerekli ve muhafaza edilmesinin çok önemli olduğunu söyledi. AB üyeleri ve kurumlarının ardından BM’den de bu açıklamada bulunması Trump’ı bu politikasında yalnız bırakıyor gibi görünüyor.

IŞİD Filipinler’de: Marawi’de Son Durum ve Harita

Filipinler’de geçtiğimiz günlerde Devlet Başkanı Rodrigo Duterte’nin yurt dışında olduğu zaman da IŞİD bağlantılı gruplar Marawi kentinde bazı bölgelerde kontrolü sağladı. Çeşitli kontrol bölgelerini oluşturan IŞİD bağlantılı Maute üyelerinin kontrolündeki bölgelerde 2 bine yakın sivilin olduğu belirtilirken, Filipinler lideri Duterte Mindanao’nun Marawi kentinde 60 günlük sıkıyönetim ilan ettiklerini açıkladı.

Duterte, IŞİD bağlantılı mitiltanların saldırılarının ardından askerlere yaptığı konuşmada “Sizin için hapse girerim. Eğer biriniz üç kadına tecavüz ederse suçu şahsen üstlenirim” dedi. Bu açıklamalar sonrası uzmanlar Duterte yönetiminin terörle mücadelede anti-demokratik yöntemler kullanacağı yorumunda bulundu.

Şehirde 23 Mayıs’tan 31 Mayıs’a kadar en az 27 sivilin hayatını kaybettiği, 60’dan fazla IŞİD üyesinin de öldürüldüğü belirtildi.

SON DURUM [TIMELINE]

Filipinler’de Marawi şehrinin bazı bölgeleri IŞİD tarafından kontrol ediliyor. Savaşın başlamasının ardından sert geçen çatışmalarda onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve şehrin harabeye döndüğü belirtiliyor. Marawi kentinde IŞİD (Maute) ile devam eden çatışmalarda şimdiye kadar 2 bin sivilin öldüğü iddia edildi.

23 Ekim 2017: 5 ay önce kuşatma altına alınan Filipinler’in Marawi kentinde IŞİD’in bölgedeki lideri dahil yüzlerce terörist öldürüldü. Filipinler yetkilileri şehirde bir tek militanın bile kalmadığını bildirdi.

2 Temmuz 2017: Savaş öncesi ve sonrası şehrin uydu görüntüleri şöyle:

4 Haziran 2017: Filipinler’de IŞİD ile ordu arasında 4 saat ateşkes ilan edildi. 10 gündür süren çatışmalarda 120 militan öldü, 38 asker hayatını kaybetti. (20 sivil yaşamını yitirdi.)

31 Mayıs 2017 (16:51): IŞİD Marawi şehrinde Filipinler Ordusuna saldırdı. Ordu güçlerinin yoğun hava saldırılarına rağmen şehrin tamamının kontrolünün IŞİD de olduğu iddia edildi.

Marawi kenti nerede?

Bölgeden gelen ilk iki görüntü:

IŞİD’in bölgeden paylaştığı ilk görüntüler…

Dün Filipinler güvenlik güçlerinin düzenlediği IŞİD operasyonundan görüntüler…

Gücün Avrupa’dan Uzaklaştığının Kanıtı: Süveyş Krizi

Gücün, bir daha dönmemek üzere Avrupa Kıtasından uzaklaştığının son kanıtı; Süveyş Krizi

Cemal Abdülnasır Mısır’ın başına geçtiğinde doğudaki daimi düşmanı İsrail’den üstün duruma gelmek için Soyvet Bloğuna yakınlaşmaya ve silah almaya başladı. Aswan Barajını (İngiltere ve Amerikanın istememesine rağmen) bitirip ülkenin kalkınmasını sağlamak amacındaydı. Fakat tüm bunlar için ihtiyaç duyduğu kredi ilk olarak başvurduğu Amerika ve Birleşik Krallık tarafından sağlanabilirdi. Mısırın İsrail karşıtı silahlı grupları desteklediği bahanesi ile bu ülkeler tarafından Hahire yönetiminin teklifi reddedildi. Abdülnasır’ın önünde ihtiyacı olan mali gücü sağlayabilmek için tek bir yol kalmıştı, o da Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi idi ve öyle de oldu.

O yıllarda Süveyş batılı şirketler tarafından yönetiliyordu. İngiltere ile Fransa petrol ticaretini bu boğaz üzerinden yaptığından, Mısır, şirketin hisselerin değerlerini hak sahibi devletlere ödeyeceğini taahhüt etse dahi bu açıklama onların kuyruklarına basmak manasına geliyordu. Sonunda Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail dostları Amerika’nın olayı diplomatik yollar ile çözülmeyeceğini anlayınca Mısır’a bir askeri harekat kararı aldılar. 29 Ekim’de İsrail’in Sina Çölü’ne girmesi ile harekat başladı.

Harita: Süveyş krizi ile patlak veren savaşta ülkelerin saldırı bölgeleri.

Anlaşıldığı üzere savaşa girme bahanesini yaratmak için Britanya ve Fransa Mısır devletine bir ultimatom gönderdi. Mısır’ın ultimatomu reddi ile Britanya ve Fransa da savaşa dahil oldu.

Harekatlar hızla ve koalisyon için başarıyla sürer iken uluslararası tepkiler gelmeye başladı. Birleşmiş Milletler’in harekatları durdurma çağrısına İsrail bir gün sonra cevap verirken, Birleşik Krallık ve Fransa harekata devam etti. Bunun karşısında Mısır ile bir süredir iyi ilişkilerde bulunan Sovyetler Birliği’nden açık tehdit geldi:

”Ya Mısır’dan çekilirsiniz, ya da Paris ve Londra’ya nükleer bomba atarız.”

Dünyanın iki süper gücünden biri olan bu devletten gelen uyarıya kayıtsız kalamayan Birleşik Krallık ve Fransa ateşkes ilan edip geri çekilmeye başladı. Amerika ise Sovyetlerin Doğu Avrupa’daki emperyalist yayılma politikasına karşıyken, kendi müttefiklerinin de böyle bir işe kalkışması kendisini zan altında bıraktı. İç siyaset açısından da tepkiyle karşılanan bu durum uluslararası medya tarafından da büyük tepki çekti. Daha sonra ABD harekata karşı bir tutum sergiledi. Bu şekilde Soğuk Savaş’ta ilk kez Amerika ve Sovyetler Birliği birlikte bir olaya karşı cephe aldılar.

Savaşın sonunda Mısır büyük asker kaybına rağmen amacına ulaştı ve Süveyş üzerinde hakimiyet kurdu Bu şekilde Mısır var olduğundan beri bulunan Britanya etkisini kaldırdı, hatta dönemin Britanya BaşbakanI Anthony Eden istifa etmek zorunda kaldı. Savaş sonucu Nasır, Arap dünyasının en güçlü lideri olarak öne çıktı. Mısır’ı kurtaran Sovyetler Birliği’nin prestiji bölgede hızla yayıldı.

Cemal Abdülnasır

Dış politikada Amerika’ya güvenemeyeceğini anlayan De Gaulle Fransayı NATO’nun askeri kanadından çekti. Birleşik Krallık ise Falkland Savaşı’na değin Amerika olmadan hiçbir askeri harekatta bulunmadı.

Savaş ile Fransa ve Birleşik Krallık’ın güçsüz durumu sömürgelerin bağımsızlık sürecinin hızlandırırken, tüm dünya artık devrin değiştiğini ve güç dengesinin Avrupa’dan çoktan uzaklaştığını kabul etti.

İhsan Akbel

Kaynakça:

Oral Sander, Siyasi Tarih, İmge Kitabevi, sayfa 301-305
Ahmet Kuyaş, Gençler için Çağdaş Tarih, Epsilon Yayınevi, sayfa 208-209

Taliban ile Barış Görüşmelerinde Pakistan ve ABD

Taliban ile Barış Görüşmelerinde Pakistan’ın Rolü ve ABD ile İlişkileri

Pazartesi günü “Dörtlü İşbirliği Grubu” adı altında ABD, Çin, Pakistan ve Afganistan görüşmelerde bulundu. Umman’da yapılan görüşmelerin ana konusu politik müzakereler yolu ile Afganistan’da barış sağlamak ve masaya Taliban’ı da bir aktör olarak eklemekti. Bu çabalar önceden de verilmiş fakat eski Taliban Lideri Molla Aktar Mansur’un ABD tarafından yapılan drone saldırısı sonucu öldürülmesi ile Taliban çekilmişti. Görüşmelerde her zaman olduğu gibi Taliban’ı masaya getirmede ana rolü alan Pakistan yine Taliban’ın üst düzey kişileriyle görüşmeler yapmaya devam ediyor.

Fakat Pakistan’ın bu görüşmelerde Afganistan üzerinden kendi ülkesine tehdit olarak gördüğü ve sadece bunla kalmayarak kendi ikili ilişkilerinde de bir hayli sorunlar yaşadığı Hindistan’ı vurguladı. Her zaman vurguladığı ve büyük bir endişe olarak gördüğü hatta ABD ile görüşmelerinde görüşmelerinde “kırmızı çizgi” olarak belirterek, Hindistan’ın Afganistan’da politik rolünün bulunmaması gerektiği, aksi takdirde hiçbir işbirliğine yardım eli uzatmayacağını belirtti. Bundan öncesinde Pakistan Dışişleri Bakanı Khawaja Asif “Hindistan’ın hiçbir askeri ve stratejik rolünü Afganistan’da görmüyoruz.” açıklamasında bulunmuştu.

Pakistan Dışişleri Bakanı Khawaja Asif

ABD ise Pakistan’ı bu yönden rahatlatmaya çalışıyor. Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın bu ayın sonlarında Pakistan’a ziyareti olacağı belirtiliyor. Gerçekleşecek bu ziyaret medyada “Tillerson’ın ziyareti önemli olacak çünkü Pakistan’ın yeni Afganistan stratejisine yönelik endişelerini azaltmaya istekli olduğu yönünde mesaj taşıyor.” diyerek yorumlandı. Bunların yanında ABD’nin çok yakın müttefiki olan Hindistan’ın bu tür gelişmelerde endişelerinin arttığını da söylemek yanlış olmaz.

Öte yandan Donald Trump’ın Güney Asya stratejisini açıklarken Pakistan’a yönelttiği suçlayıcı sözleri ile gergin şekilde devam eden ABD- Pakistan ilişkileri son dönemde iyileşmeye başladı. Aralarındaki diplomatik trafik son dönemlerde artmış en son gelişme olarak ise Taliban tarafından 5 yıldır esir tutulan Amerikalı Caitlan Coleman, Kanadalı eşi Joshua Boyle ve 3 çocuğu ABD- Pakistan ortaklığı sonucunda yapılan operasyon sonucu kurtarıldı.

Amerikalı Caitlan Coleman ve ailesi

Donald Trump esirlerin serbest bırakılması hakkındaki basın açıklamasında “Biz bu tarz işbirliği ve takım çalışmasında geri kalan esirlerin de serbest bırakılmasında yardım sağlanmasını ve önümüzdeki terörle mücadele operasyonlarında görmeyi umut ediyoruz.” diyerek kafalarda oluşan bu işbirliğinin kısa vadeli mi yoksa uzun vadeli mi olacağına dair sorulara yanıt olarak, geleceğe dönük açıklama üzerinden uzun vadeli bir işbirliği imkanının oluşabildiği bir ortamın sağlanmış olduğu görülüyor.

Melisa Çebi

KAYNAKÇA:

https://timesofislamabad.com/pakistan-draws-the-red-lines-with-us/2017/10/16/
https://timesofislamabad.com/india-perturbed-at-revival-of-pakistan-led-qcg-peace-process-in-afghanistan-feels-left-out/2017/10/14/
https://timesofislamabad.com/us-assures-pakistan-to-remove-concerns-over-trumps-south-asia-policy/2017/10/13/
http://www.hindustantimes.com/world-news/could-have-swapped-kulbhushan-jadhav-for-peshawar-attack-terrorist-pakistan-minister/story-635yllazMZQM43PYf4vKgP.html
https://www.longwarjournal.org/archives/2017/10/pakistan-announces-release-of-couple-held-captive-by-taliban-since-2012.php

https://stratejikortak.com/2017/10/taliban-kontrol-alanlari.html

D-8 Zirvesi 2017: Dönem Başkanlığı Türkiye’ye Geçti

Merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde sekiz Müslüman ülkeden oluşan D-8 Zirvesi 2017’de Türkiye’de gerçekleşiyor. Bu yılki zirve ile dönem başkanlığı Türkiye’ye geçiyor. D-8 ülkeleri, zirvenin tanımı ve amaçları…

Türkiye’nin öncülüğünde kurulan D-8, bu yıl sonunda düzenleyeceği geniş katılımlı zirveyle üye ülkelerin en üst düzey siyasi ve ticari temsilcilerini İstanbul’da buluşuyor. D-8’in 9. Zirvesi öncesinde üye ülkelerin dışişleri bakanlarının katılımıyla, D-8 Teşkilatı Konseyi’nin 17. oturumu başladı.

D-8 bu sene “İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” temasıyla düzenleniyor.

Toplu fotoğraf çekiminden sonra  açılış konuşmasını, son dönem başkanı sıfatıyla Pakistan Dışişleri Bakanı Khawaja Muhammad Asif yaptı. Asif konuşmasında, ” terör örgütlerine karşı sıfır toleransla mücadele ettiklerini” ve ”bu mücadeleyi aynı kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini” belirtti. Asif konuşmasının ardından dönem başkanlığını Türkiye’ye, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na teslim etti. Türkiye, 16 yıl aradan sonra tekrar üstleneceği görev süresince kuruluşun yapısında reforma gitmeyi hedefliyor. 

Dönem başkanı sıfatıyla konuşan Çavuşoğlu, “Bu örgütün daha aktif olmasını hepimiz arzu ediyoruz. D-8 ülkeleri olarak dünyanın yüzde 15’ini oluşturan nüfuslara sahibiz. Dış dünyayla ticaret hacmimiz 1.5 trilyon seviyesini buluyor. Bugün yoksulluktan, ırkçılığa, kitlesel göçlerden kuraklığa kadar birçok sorunla karşı karşıyayız. Terör örgütleriyle  mücadelede daha iyi işbirliği yürütmeliyiz” dedi.

Türkiye’de düzenlenen D-8 Zirvesi 2017

D-8 Nedir?

D-8 ya da gelişmekte olan sekiz ülke, uluslararası bir kuruluştur. 1997’de dönemin hükûmet Başbakanı Necmettin Erbakan önderliğinde kurulan örgüt, İstanbul Deklarasyonu ile resmiyet kazanmıştır. Ekonomik, teknolojik ve diğer sektörlerde işbirliğine dayanan örgütün Türkiye’nin ikinci dönem başkanlığıyla yeni hedefler üzerine yoğunlaşacağı öngörülüyor.

D-8 Ülkeleri

İslam Konferansı üyesi Müslüman ülkelerden oluşan örgütün merkezi Türkiye’dedir. Üye ülkeler:

Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Mısır ve Nijerya.

D-8’in Genel Amaçları:

– Üye ülkeler arasındaki ticareti ve işbirliğini artırmak.

– Üye ülkelerin dünya ekonomisindeki durumlarını güçlendirmek.

– Uluslararası düzeyde karar alma sürecine katılımı artırmak.

D-8 Hakkında Bilmeniz Gerekenler

– 8 üye ülkenin toplam nüfusu 1 milyarı aşkın.

– Örgüt içerisinde 8 ülkenin her birine belli sektörlerde görevler verildi:

  • Bangladeş: Kırsal kalkınma
  • Endonezya: Fakirlikle mücadele ve insan kaynaklarının geliştirilmesi
  • İran: İletişim/enformasyon ve teknoloji
  • Malezya: Finans-bankacılık-özelleştirme
  • Mısır: Ticaret
  • Nijerya: Enerji
  • Pakistan: Tarım
  • Türkiye: Sanayi, çevre, sağlık

– İslam Konferansı üyesi bu 8 ülkenin toplam ihracat hacmi 700 milyar dolar, toplam ticaret hacmi ise 120 milyar dolar.

– Gücünü tam kullanamayan D-8, toplamda 3,7 trilyon dolarlık ekonomik güce sahip.

– BM’nin “Gözlemci Statüsü” verdiği D-8, şu ana kadar 8 zirve, 37 komisyon toplantısı ve 16 konsey toplantısı düzenledi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Avrupa’nın ‘En Sevilmeyen Halkı’ Çingeneler

Katalonya’da gerçekleşen bağımsızlık referandumunun hemen ardından Macaristan’ın en büyük azınlığı olan Çingenelerin en önde gelen partisi Macaristan Romanları Demokrat Partisi (Opra Roma) ülkenin en doğusunda bulunan ve Romanların ağırlıklı olarak yaşadığı 4 ilde özerk bir Çingene bölgesi oluşturulması için referandum başvurusu yaptı.

Opra Roma lideri Istvan Kamaras, kendisine yönelik bölücülük suçlamalarına ise şöyle cevap veriyor, “Çingeneler uzun vadede neden Macaristan’dan kopmak istesinler ki? 50-60 yıl sonra nasıl olsa Macaristan nüfusunun % 70’i Çingene kökenli olacak” diyor. Biraz abartı içerse de dediklerinde haklılık payı da var, çünkü; bütün doğu Avrupa halklarının şikayet ettiği gibi Çingeneler, yerel halklara kıyasla çok daha doğurganlar. Özellikle doğu Avrupa gibi milliyetçiliğin tavan yaptığı ve düşük doğurganlık yüzünden varlık-yokluk endişesi içinde olan milletlerin Çingeneleri büyük bir tehdit olarak görmesi çok doğal.

Istvan Kamaras

Uzun vadede sadece Macaristan’ın değil Romanya ve Bulgaristan’ında demografik yapısının bugüne kıyasla tanınamaz hale geleceği sürekli dillendiriliyor. Hali hazırda bu ülkelerde %10 üzeri Çingene nüfus var. Tabi ki Avrupa Birliğine katılımla beraber serbest dolaşım fırsatı Çingenelerin maalesef daha fazla dağılmasına sebep oldu. Fakat ciddi azınlık tehdidi endişesi barındıran ulus devletlerin hemen hemen hepsinin istatistiksel verilerde, azınlıkları daha kolay dizginlemek amacıyla nüfus oranlarını az gösterdiğini düşünürsek, buda Çingene oranlarının daha yüksek olduğu yönündeki bir başka kuvvetli umut kaynağı oluyor.

Çingeneler İspanya’dan Ukrayna’ya, Çekya’dan Fransa’ya, Bulgaristan’dan Almanya’ya hiçbir yerde sevilmiyor ve hep ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Hatta ve hatta kusura bakmayın ama Türkiye’deki durumlarının bile Avrupa’nın birçok ülkesine göre çok daha kötü olduğunu bile söyleyebiliriz.

Türkiye’de 500 veya 750 bin arası bir Çingene nüfus var. Tabi 80 milyonun içinde bu pek bir şey ifade etmiyor ama sosyal yaşantıdan oldukça kopuk oldukları bir gerçek. Çünkü bu vatandaşlarımız benim yaşadığım Çukurova bölgesindekilerde dahil olmak üzere geri dönüşü çok zor bir şekilde mimlenmişler. Akla gelebilecek her türlü suç unsurunun aktif katılımcısı olarak görülüyorlar ve bu yüzden güvenilmiyorlar. Güvenilmedikleri için daha da fazla toplumdan soyutlanıyorlar. Halbuki onların bu hali zaten bu soyutlanmışlıktan ötürü böyle. Benim yaşadığım bölgede bile pek çok Çingene dışlanmaktan korktuğu için etnik kimliğini gizleme ihtiyacı güdüyor. Tabi ne kadar saklasa da yaşam alanı, dış görünüşü falan yine kendini belli ediyor.

Bizde gene oransal olarak az oldukları için toplumsal bir gerilim atmosferine sebep olmuyorlar ama Avrupa’nın kimi ülkelerinde oransal olarak çok yüksek oldukları için anti-çingene fikirleri almış başını gidiyor. Avrupa’da da Çingeneler dilencilik, hırsızlık, kaçakçılık, fuhuş, uyuşturucu gibi her türlü suçlamaya maruz kalıyorlar ve güven vermedikleri için kamuda da özel sektörde de iş bulamıyorlar.

Yaşadıkları bütün Avrasya coğrafyalarında hep en alt statüde, en yüksek işsizlikte, en yüksek yoksullukta, en yüksek açlık sınırında, en yüksek eşitsizlikte, en yüksek evsizlik oranında olup, en fazla aşağılanıp, en az hak tanınan kesim Çingeneler oluyor.

Naziler işgal ettikleri bütün topraklarda sadece Yahudileri değil Çingeneleri de topluyorlardı. Yahudilerin bir devleti olduğu için Yahudi soykırımı çok konuşuluyor ama Çingenelerinki son derece örgütsüz yaşadıkları için çok az dile getiriliyor. Halbuki bu iki halk 1936’da Naziler tarafından birlikte Avrupa’nın parazitleri ilan edilmişlerdi.

Nazi Almanya’sında Çingeneler “iflah olmaz suçlular” olarak nitelendirilirlerdi. Hatta Nazilerin ve kuklalarının Yugoslavya’daki soykırımlarının en açık ve birincil öncelikli hedefi onlardı. Başta Çekoslovakya, Macaristan, Yugoslavya, Romanya, Bulgaristan, Polonya olmak üzere bütün Avrupa’da bir milyona yakın Çingene katledildi. Bu o dönem ki nüfusları açısından muazzam bir rakamdır(3 veya 5’te biri). Onlar için İkinci Dünya Savaşı, zaten acı dolu olan tarihleri için zirve noktasıdır.

Peki Naziler gidince refaha mı ereceklerdi? Tabi ki hayır.

Sadece daha az zulüm göreceklerdi. Mesela 2. Çekoslovakya’da(1948-1992) Çingene nüfusunun artışını önlemek için Çingene kadınların zorla kısırlaştırıldığı artık bir gerçek. Şuan sadece bunu devletin resmi bir politika olarak mı yürüttüğü yoksa bazı milliyetçi doktorların mı buna sebep olduğu tartışılıyor. Bu operasyonların emir kaynağı kesin değilse bile motivasyon kaynağı kesin, o da şu ki; bu operasyonlar bir önyargı ve korku sonucu yapıldı, o önyargı doğurganlık o korkuda bir halkın büyümesiydi.

Sadece Çekoslovakya değil elbet, özellikle balkanlarda ve falanjist İspanya’da çingeneler ezilmeye devam ettiler. Hepsinde onların isimlerinden başlayarak asimile edilmeye çalışıldığı görüldü ve dağınık bir şekilde üstelik örgütsüz olmalarından ötürü kendilerine yönelik baskı ve tehditlere cevap bile veremediler. Mesela Bulgaristan’da tek bir seferde tek bir yasayla hepsinin isimleri değiştirildi ama çıkıp bir şey diyemediler. Zaten ufak bir şey bile deseler hemen ya idama yada infaza götürülüyorlardı.

 

Soğuk savaşta bitti ama çile yine bitmedi, sadece biraz daha azaldı (O da birçok doğu Avrupa ülkesinin AB’ye girmesinden ötürü). Örneğin bugün Macaristan’da dazlak çeteler sık sık Çingene mahallelerinin içinden geçiyor ve tehditkar haykırışlarda bulunuyorlar hatta bazen sonu cinayet veya yağma ile sonuçlanan kavgalar yaratıyorlar, Romanya’da hepsi birer potansiyel torbacı olarak görüldüğü için sıkı polis baskısındalar, Bulgaristan’da hepimiz Bulgarların en çok Türklerle gerilim içinde olduğunu düşünürüz ama Bulgar çeteler en çok çingeneleri korkutup kaçırmakla meşgul. Yani Çingeneler her yerde diken üstünde ve korku içindeler. AB’nin Faşist egemenlere yönelik tehdit ve tavsiyeleri bile onların sosyal konumlarını bir türlü düzeltemedi.

Macaristan’daki bir Çingene mahallesi

Çingenelerin her yerde hep en büyük nefret kaynağı olmasının sebebi hep aynı; onların farklı olması. Malum faşistler farklılıkları sevmezler. Çingenelerse benim gibi kültürel çeşitliliği seven insanların aradığı bütün farklılıklara sahipler sağ olsunlar. Yaşam enerjileri, bakış açıları, zevkleri, alışkanlıkları her şeyleri olmasını istediğim gibi.

Onların farklılaşmadıkları tek bir nokta var, o da din. Çingenelerin günümüzde inançları bulundukları coğrafya ile alakalı. Hindistan’dakiler Hindu, Azerbaycan’dakiler Caferi, Yemen’dekiler Zeydi, Türkiye’dekiler Sünni, Ukrayna’dakiler Ortodoks, Polonya’dakiler Katolik, Almanya’dakiler Protestan’dır mesela. Sebepse hep aynı, her yerde üzerlerindeki baskıyı azaltabilmek için en kuvvetli damardan kendilerini kabul ettirme telaşındalar. Yani muhatapları her kimse onlara “beni dışlama, her şeyimiz farklı olabilir ama inancımız aynı” demek istiyorlar. Yoksa hiçbir inancın pratikte onların yaşamlarında yeri yok. Sadece güvenlik sigortası niyetine bir kimlik. Zaten hiçbiri onların yaşam enerjilerine ve alışkanlıklarına uygun değil ki.

Umarım Çingenelerin uzun vadede nüfusları oransal olarak en yoğun oldukları Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’da yeterince artar ve iktidarda yerlerini alırlar. Böylece artık azınlık olmadıkları için baskı ve tehdide maruz kalmazlar. Hatta olası bir iktidar olmanın verdiği güçle eski faşistlere bir ders verseler işte o zaman tadından yenmez. Diğer Çingenelerinde güvenecekleri bir güç oluşuverir ayrıca. Umarım o günleri görecek kadar yaşarım.

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Kerkük Operasyonu: Irak Ordusunun Geri Aldığı Bölgeler

Irak ordusunun Kerkük operasyonu ile başlayan ilerleyişi devam ediyor. Yaklaşık 14 saatte tamamen kentin kontrolünü ele geçiren Irak güvenlik güçleri, peşmergelerin 2014’te işgal ettiği bölgelere de operasyon düzenliyor.

Kerkük’te peşmerge güçlerinin çekilip, IKBY’nin başkenti Erbil’e kaçmasıyla başlayan süreç diğer bölgelerde de sürüyor.

Irak güvenlik güçleri çatısı altında hareket eden Haşdi Şabi’nin PKK’nın ‘ikinci Kandil’ kurmayı planladığı Sincar(Şengal) ilçesinde kontrolü sağladığı bildirildi.

Irak ordusunun Kerkük operasyonu sonrası peşmerge işgail altındaki Mahmur, Sincar, Kerkük ve Hanakin’de kontrol sağlandı.

Irak’taki “tartışmalı bölgeler” geri alındı

Irak ordusunun tartışmalı bölgelere yönelik operasyonunda, 3 yıl sonra kontrol sağlandı.

Operasyonun 1. Gününde;

Kerkük kent merkezi ile birlikte Kuzey Petrol Şirketi, Baba Gurgur Petrol Yatakları, K1 Askeri Üssü, elektrik santrali, Molla Abdullah Rafinerisi, Kerkük Havaalanı, Tuzhurmatu karargahı, Leylan, Dakuk, Yaycı, Tirkalan kasabaları ele geçirildi. Ayrıca Tikrit Köprüsü ve Kerkük’ün güneyindeki ana kara yolunun tamamında da kontrol sağlandı.

Operasyonun 2. Gününde;

Sincar, Mahmur, Başika, Irak-Suriye arasındaki Rabia Sınır Kapısı, Musul Barajı, Diyala’nın Hanakin ilçesi ve ona bağlı Karatepe ve Celavla kasabaları Irak ordusunun kontrolüne geçti.

Harita: AA

IŞİD’in Irak işgalinden önceki sınırlara geri dönüldü

Reuters’e konuşan üst düzey Iraklı komutan Peşmerge’nin IŞİD’in ülkenin batı ve doğusundaki bölgeleri ele geçirmesinden önce varolan Haziran 2014 sınırlarına geri çekildiğini söyledi.

Diyala’ya bağlı Hanekin, Celavla ile Musul’da Mahmur, Başika ve Musul Barajı, Uveynat Nahiyesi, Sincar ilçesi, Rabia ve Musul Ovası’nda bazı bölgelerde de kontrolün sağlandığı ve güvenlik güçlerinin buralarda yeniden dağılımının yapıldığı belirtilmişti.

Kaynak: StratejikOrtak.com

https://stratejikortak.com/2017/10/irak-son-durum-harita.html

Irak Güçlerinin Kontrolüne Geçen Kerkük’te Yeni Harita

Kerkük’te son durum: Irak güvenlik güçlerinin 16 Ekim gece saatlerinde başlattığı ‘Kerkük operasyonu’ ile kent tamamen Bağdat yönetiminin kontrolüne geçti. Tarihi kentte peşmerge ile Irak güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarda PKK peşmergenin tarafında çatıştı.

Gece başlayan ve sabah saatlerine kadar devam eden çatışmalarda Irak güçleri hızlı bir ilerleyiş gösterdi. Türkmenlerin çoğunlukta yaşadığı stratejik konumuyla öne çıkan Tuzhurmatu ilçesi de Irak ordusunun kontrolüne geçti.

Kerkük’te bir günde nasıl kontrol sağlandı?

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarında Süleymaniye (KYB) ve Erbil (KDP) merkezli iki peşmerge gücü var. Şehirde ağırlıklı olan KYB peşmergeleri ilk çatışmaların ardından çekilme kararı aldı. KDP peşmergelerinin direndiği söylense de KYB’nin kararından 2-3 saat sonra Barzani yönetimindeki KDP peşmergeleri de çekilme kararı aldı. IKBY yanlıları Süleymaniye’ye kaçtı.

IKBY yanlıları Kerkük’ü terk etti.

Kerkük kimin elinde? – Kerkük son durum haritası

Kerkük, Irak federal polis güçleri ve Irak ordusu kontrolünde. IKBY kontrolündeki kent meclisi ve Valilik binası Bağdat yönetimince geri alındı.

Irak ordusunun Kerkük’te kontrolü sağlamasından sonra oluşan yeni harita. – Kerkük son durum haritası (16 Ekim 2017)

Irak ordusunun resmen 2. ordusu olarak tanınan Haşdi Şabi’nin şehir merkezine girmediği iddia edildi.

Irak ve Suriye son durum haritası (16 Ekim 2017) – Kaynak: @arslankerim

PKK Kerkük’e nereden geldi?

Terör örgütü PKK, peşmerge güçlerine destek vermek amacıyla Kerkük’e geldi. Sosyal medyada teröristlerin buraya nasıl ulaştığı merak konusu oldu.

PKK peşmergeye destek vermek için Kerkük’e geldi.

PKK’nın merkez üssü olarak bilinen Kandil Dağı’ndan Süleymaniye-Kerkük yolu ile geldiği belirtiliyor. Diğer bir seçenek olarak ise IŞİD’in Irak’ı işgal etmesinden sonra kentin kuzeybatısında üs kurduğu akıllara geliyor. Buradan yüzlerce militanının olduğu iddia ediliyor. Halen bu üsssün varlığını koruduğu belirtiliyor.

Kerkük Hakkında Bilgi

Bir milyonu aşkın nüfüsa sahip olan Kerkük, petrol rezervleriyle dikkat çekiyor. 2010 yılında Irak kültürünün başkenti olarak isimlendirilen Kerkük’ün petrol rezervleri onlarca ülkeden daha fazla. 8,7 milyar varil rezerve sahip olan kent, eldeki verilerle Türkiye’nin 125 yıl petrol ihtiyacını karşılayabiliyor. Irak’ta savaştan önce ülke petrolünün üretiminin yüzde 40’ını gerçekleştiriyordu.

Yaklaşık 900 bini Kerkük’ün merkezinde olmak üzere kentin 1,4 milyon nüfusa sahip olduğu biliniyor. Arap, Kürt ve Türkmenlerin birlikte yaşadığı kent yıllardır tartışmaların odak noktasında. Kerkük’te siyasi dengeler değişiyor, değiştikçe daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Kerkük’te bu duruma nasıl gelindi?

Saddam döneminde Arap nüfusunun göç ettirildiği, daha sonra ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesiyle birlikte Barzani liderliğindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) tarafından göç politikasının uygulandığı kadim şehir, 2014 yılında IŞİD’in işgaliyle tekrar gündeme geldi.

IŞİD’in 2014’te Irak’ı işgaliyle birlikte ordunun çekildiği bölgelere yerleşen peşmerge güçleri, 2015 yılı itibariyle fiili olarak kenti yönetmeye başladı. Örgütün Telafer, Musul, Tikrit ve Kerkük’ün güneyindeki işgal ettiği bölgelerden sonra haritaların tekrar çizileceği iddiaları kamuoyunu meşgul etti.

Barzani’nin 2007 yılında yaptığı “Kerkük’ün Kürdistan’ın kalbi olduğuna inanıyoruz” açıklaması üzerine IŞİD sonrasında yaptığı Kerkük, “Kürtlerin Kudüs’ü tanımlaması dikkat çekmişti.

Kaynak: StratejikOrtak.com

[7 Ekim-14 Ekim] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

7 Ekim ile 14 Ekim arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

– Kerkük’te Bağdat Yönetimi tarafından verilen süre sonra erdi, Irak Ordusu operasyona hazır, peşmergenin bir bölümü ise bölgeden çekilmiş durumda.

Haşdi Şabi ve Irak ordusunun başlattığı Kerkük operasyonuyla şehrin batısındaki bazı petrol sahalarının kontrolü Bağdat’a geçti.

– Irak ordusunun Kerkük’ü boşaltması için süre vermesi üzerine ABD uçaklarının Kerkük’te alçak uçuş yaptığı bildirildi.

İsrail, kendisini “işgalci” olarak ifade eden ve “İşgal edilmiş Filistin” raporunu hazırlayan UNESCO’dan ayrılacağını açıkladı.

İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu

– Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Valiler Buluşması”nda artık polis teşkilatında yabancı silahların kullanılmayacağını açıkladı.

– Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanlığı, Türkiye’nin tek taraflı olarak Rus tarım ürünlerinin sevkiyat kurallarını sertleştirdiğini açıkladı.

– Irak’ın IKBY’yi bypass edecek, Kerkük-Ceyhan boru hattındaki günlük ihracatı 400.000 varile çıkaran petrol boru hattını onardığı bildirildi.

– Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni İran stratejisini memnuniyetle karşıladığı bildirildi.

– İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun, ‘İran’ın anlaşma koşullarına uyduğunu’ kabul etmediğini açıklayan ABD Başkanı Donald Trump’ı tebrik ettiği bildirildi.

– ABD’li yetkililerin Associated Press’e (AP) yaptığı açıklamaya göre Filistin’in üyeliği konusundaki uzun süredir devam eden anlaşmazlığın ardından ABD, UNESCO’dan çekilme kararı aldı.

– ABD Savunma Bakan Mattis vize krizinin askeri operasyonları etkilemediğini belirtti ve “Türkiye ve ABD yakın çalışmaya devam edecek” dedi.

– ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın kendisine ‘moron’ dediği iddialarının ardından, “Sanırım IQ testlerini karşılaştırmamız gerekecek. Ve size kimin kazanacağını söyleyebilirim” diyen Başkan Donald Trump’a, dünyanın en prestijli IQ testini yapan Mensa’dan teklif geldi.

Tillerson-Trump

– ABD’nin askeri yardım paketi kapsamında Lübnan’a iki savaş uçağı hibe ettiği belirtildi.

– Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li mevkidaşı Rex Tillerson ile telefon görüşmesinde, Kore Yarımadası’nda gerilimi tırmandırmanın kabul edilmez olduğunu belirtti.

– Türkiye ile ABD arasında yaşanan vize krizi dolayısıyla Euroleague ve Uluslararası Basketbol Federasyonu’nun (FIBA) maçları için Türkiye gelecek takımların ABD’li oyuncuları, kararın değişmemesi durumunda ülkeye giriş yapamayacak.

– ABD tarafından İran Devrim Muhafızları’na terör örgütlerine destek verdiği iddiasıyla yaptırım kararı alındı. İran’dan gelen yanıt ise, ” ABD askerlerinin DEAŞ militanları gibi görülüp ona göre müdahalede bulunulacağı” yönünde.

– Türkiye’nin İdlib Operasyonu hakkında; ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Ortadoğu Masası Sözcüsü Eric Pahon, Türkiyenin; Rusya ve İran’la vardığı anlaşma çerçevesinde, İdlib’de ateşkesin korunmasına yönelik hamlesi konusunda, “NATO müttefikimiz Türkiye’nin sınırlarını koruması ve terör örgütlerinin güvenli bölgeler oluşturmalarını engelleme çabalarını destekliyoruz” açıklaması yaptı.

-ABD ile Türkiye arasında “iki ülke tarihinin en ciddi diplomatik krizi” olarak kabul edilen “vizelerin askıya alınması” gündeme geldi.

– ABD, İran ile olan nükleer anlaşmanın iptal edilmesini gündeme getirdi, başta İran olmak üzere AB’den büyük tepki topladı. İngiltere Başbakanı Teressa May, Trump ile telefonda görüştü, Angela Merkel ise “İran ile olan nükleer anlaşma tek bir devletin iptal inisiyatifine sahip olduğu bir durum değildir.” diyerek ABD’nin kararına sert çıkışlarda bulundu.

– Almanya Başbakanı Angela Merkel, önümüzdeki Avrupa Birliği (AB) zirvesinde Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin sonlandırılması yönünde karar alınmayacağını belirtti.

 – Fransa Merkezi İstihbarat Servisi (SCRT) çalışanı, yanlışlıkla şüpheli cihatçıya onunla ilgili toplanan bilgileri gönderdi.

– Avusturya’da yapılan genel seçimleri muhafazakar Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz’un partisi kazandı ancak koalisyon kurmak için seçimden güçlenerek çıkan aşırı sağcılarla ortaklık arayabilir. Koalisyon için aşırı sağcılara gidilirse uzun zaman sonra bir ilk yaşanacak.

Sebastian Kurz

– Fransa, terör eylemleri ardından başlattığı sıkı sınır güvenliği uygulamalarını 30 Nisan 2018’e kadar uzattı.

– Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ilk kez bir F-16 savaş uçağına binerek, Kuzey Ege adaları üzerinde uçtu. Çipras’ın bu eylemi, Yunanistan’da ‘gövde gösterisi’ olarak değerlendirildi.

– Katalonya’nın bağımsızlık isteği, buna yönelik isyanlar ve bu konudaki beklentisinin askıya alınmasının 19. yüzyılda da yaşandığı, Osmanlı belgelerinde ortaya çıktı.

– Dışişleri Bakanlığı, “Danimarka’nın, bir terör eylemiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülen şahsın DEAŞ ile mücadelede kilit konumda bulunan Türkiye’ye iadesini mesnetsiz iddialar öne sürerek reddetmesi, terörizme karşı uluslararası düzeyde yürütülen çabalara da bir darbe teşkil etmektedir” açıklamasında bulundu.

-Almanya’da Kürt siyasetçiler hakkında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) için casusluk yapmakla suçlanan Mehmet Fatih S., 2 yıl tecilli hapis cezasına çarptırıldı.

Fransa Ulusal Meclisi’nin aldığı kararla, ülkede petrol ve doğalgaz üretiminin 2040 yılında durdurulacağı belirtildi.

– İngiltere Başbakanı Theresa May ile ABD Başkanı Donald Trump telefon görüşmesi yaptı.

– Yunanistan Parlamentosu, 15 yaş üstündekilere cinsiyet değiştirme hakkı tanıyan ve Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türklerin dernek kurmasına yeşil ışık yakan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına ‘şartlı olarak’ saygı duyulmasını öngören yasal düzenlemeleri kabul etti.

-Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont, bağımsızlık ilanını askıya aldıklarını açıkladı. Puigdemont, halkın bağımsızlık ilan edilmesi yönünde oy kullandığını ancak bağımsızlık ilanının İspanya hükümeti ile yürütülecek müzakereler sonucu yapılması gerektiğini söyledi.

İspanya Başbakanı ve Katalonya Özerk Yönetimi Lideri Puidgemont

İskoçya Ulusal Partisi (SNP) Genel Başkan Yardımcısı Angus Robertson, İskoçya’nın İngiltere’den ayrılması için yeni bir referandum yapılacağını söyledi.

– AB’den Katalonya’ya çağrı : “Diyaloğu imkansızlaştıracak bir karar ilan etmeyin.”

Fransa’da 9 memur sendikasının çağrısıyla 5.4 milyon memurun önemli bir bölümünün yaptığı grev ve eylemler, hayatı olumsuz etkilemeye başladı.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic tarafından resmi törenle karşılandı.

– Avusturya’da köpekbalığı kostümü giyen bir adam ‘burka yasağı’ kapsamında gözaltına alındı.

– Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) ülkeleri, Ermenistan’da ‘İşbirliği-2017’ adı verilen bir tatbikat yapıyor.

– NATO, Rusya’ya karşı Romanya’ya çok uluslu yeni bir güç konuşlandırıyor. Bu güçler, Romanya’ya daha önceden konuşlandırılan 900 ABD askerine eklenecek.

– Fransa : “Katalonya’nın tek taraflı bağımsızlığını tanımayacağız.”

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-Ukrayna Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin 6. toplantısı vesilesiyle resmî ziyaretini gerçekleştirmek üzere Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gitti.

Hollanda’da 4 siyasi parti lideri, 15 Mart 2017’de düzenlenen seçimlerden tam 208 gün sonra koalisyon hükümeti konusunda anlaşmaya vardı.

Hollanda’da Seçimin Yüzleri

– Norveç futbol federasyonu , erkek ve kadın milli takımlarında oynayan futbolcularının eşit maaş alacağını açıkladı.

– İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk yönetimin bağımsızlık yanlısı girişimlerine karşı Barcelona’da binlerce kişi ulusal birliği ve birlikte yaşamı savunan gösteri düzenledi.

HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir, Bükreş’te devam eden 2017 sonbahar oturumunda NATO Parlamenter Asamblesi Güvenlik ve Teknoloji Eğilimleri Üst Komite Başkan Yardımcılığı’na seçildi.

– Haiti’de 2004’ten bu yana görev yapan BM barış gücü birliğindeki askerler ülkeden çekildi.

– Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro, kendisini sürekli eleştiren ABD Başkanı Donald Trump’a teşekkür ederek, “Beni tüm dünyada meşhur etti” dedi. Maduro, “Demek ki bir şeyleri doğru yapıyorum” ifadelerini kullandı.

– Kırgızistan’da halk, 5. dönem devlet başkanlığı seçimlerinde oy kullanmak üzere sandık başına gitmeye başladı.

– Çin, terörle mücadele için saniyede 200 metre menzildeki hedefleri vurma kapasitesine sahip lazerli bir silah geliştirdi.

– Filipinler Devlet Başkanı Duterte, ülkesini ziyaret eden AB diplomatlarının, ekonomik yaptırımların olacağı yönündeki açıklamalarına tepki göstererek ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu.

Filipinler Devlet Başkanı Ordusu ile birlikte

– Kuzey Kore, çizdiği “Yeni Dünya Haritası’nda” Kırım’ı Rusya toprağı olarak gösterdi ve referandumu tanıdığını bildirdi.

– Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres dünyadaki idamların yüzde 87’sinin İran, Irak, Çin ve Suudi Arabistan’da gerçekleştirildiğini söyledi.

– Rusya, Kuzey ve Güney Koreli yetkilileri görüştürmek için bir ortam oluşturmaya hazır olduğunu açıkladı.

– Azerbaycan Devlet Başkan Yardımcısı Ali Hasanov, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) ülkesiyle ilgili kabul ettiği kararın Avrupa Konseyi ile ilişkileri gözden geçirmelerine zorladığını belirtti.

– Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA), Pakistan’ın üyeliğini askıya aldı.

– Avustralya’nın doğusundaki ada ülkesi Vanuatu, yaklaşık 44 Bitcoin karşılığı vatandaşlık hakkı verecek.

– Sürücüsüz araç teknolojisinde öne geçmeyi planlayan Japonya, uzaya yeni bir uydu fırlattı. 526 milyon dolarlık ‘Michibiki’ uydusu, sürücüsüz araçları yönlendirerek hataları en az düzeye indirecek ve olası kazaların önüne geçecek.

Michibiki uydusunun fırlatılma anı

-Kuzey Koreli bilgisayar korsanlarının Güney Kore’ye siber saldırı yaparak yüzlerce askeri belgeyi ele geçirdiği iddia edildi. İddiaya göre ele geçirilen belegelerde Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a suikast planı da var.

– Japonya’da mahkeme, 2011’de Fukuşima Daiiçi Nükleer Santralinde yaşanan nükleer felakette Tokyo Elektrik Enerjisi Şirketi (TEPCO) tazminata mahkûm etti.

– Kim Jong-un : “Kuzey Kore ekonomisi yaptırımlara rağmen genişliyor.”

-Tayland’da Budist düşünür ve aktivist Sulak Sivaraksa hakkında, Tayland tarihinde anlatılan bir vakanın gerçekliğini sorguladığı gerekçesiyle adli kovuşturma başlatıldı. Dava 400 yıl önce kapanmıştı.

– Bangladeş’in Shah Porir Dwip bölgesinde, Arakanlı sığınmacıları taşıyan bot battı.

– FIFA 17 yaş altı Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olan Hindistan oyunların açılış maçı için 27.000 bileti ücretsiz dağıttı. Karar, oyunlara ilginin az olması nedeniyle Yeni Delhi’deki 56.000 kişilik Cevahirlal Nehru stadyumunun tamamen dolmayacağı anlaşılınca alındı.

-Çinli bilim insanları, kablosuz internet ve veri aktarımında yeni bir aşama olan görünür ışık iletişimi (Light Fidelity) olarak tanımlanan Li-Fi’da kullandıkları nano karbon materyaller sayesinde daha hızlı ve güvenli veri aktarımı yapmayı başardı.

– Somali’nin başkenti Mogadişu’nun kalabalık bölgesinde bir otelin girişinde bomba yüklü kamyonetle yapılan saldırıda en az 300 kişi hayatını kaybetti. Ülkede üç günlük yas ilan edilirken hayatnı kaybedenlerin sayısının artmasından endişe duyuluyor.

Somali’nin Başkenti Mogadişu’daki patlama sonrası oluşan manzara

-Kenya’da hükümetin yasaklamasına rağmen seçim komisyonu karşıtı gösterileri düzenleyen muhalefet taraftarlarına polis, biber gazıyla müdahalede bulundu.

Türk hükümeti, iş insanlarının Sahra Altı Afrika’daki yatırımlarını artırmak için düğmeye bastı. Buna göre kıtadaki Türklerin ekonomik varlığını artırmak amacıyla Afrika Fonu kurulacak.

– Kenya’da muhalefetin ortak devlet başkanı adayı Raila Odinga, 26 Ekim’de yapılacak olan başkanlık seçimlerine “usulsüzlüklerin değişmeyeceği” düşüncesiyle katılmayacağını açıkladı.

Tunus Sağlık Bakanı Selim Şakir, sağlık için düzenlenen bir yardım koşusunda kalp krizi geçirerek öldü.

– Mısırlı arkeologlar Mısır’ın antik Luksor kentinde, Nil Nehri’nin batısında yaptıkları kazılarda yeni bir mezar buldu.

– Afrikalı sivil toplum kuruluşları, Libya’da insanlığa karşı savaş suçu işlemekten sorumlu tuttukları eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) suç duyurusunda bulundu.

-Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada Türkiye’nin, ABD’nin Sudan’a uyguladığı ticari yaptırımları kaldırma kararını memnuniyetle karşıladığı belirtildi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Türkiye-ABD Arasında Yaşanmış Diplomatik Krizler

ABD konsolosluğunda çalışan Metin Topuz’un FETÖ soruşturması kapsamında göz altına alınması, beraberinde ” Vize Krizini” doğurmuştu. Yaptığımız araştırmalara göre bu kriz Ankara-Washington hattındaki ilk diplomatik kriz değil. Yakın tarihe baktığımızda daha önce de önemli krizlerin ortaya çıktığı görülmektedir.

 Ankara-Washington arasında çıkan önemli krizler:

1- Küba Füze Krizi: Soğuk savaşın iki süper gücü ABD ve Sovyetler Birliği arasında çıkan Küba Füze Krizi, neredeyse iki devlet arasında nükleer savaşa sebep oluyordu. ABD, Sovyetler’den Küba’daki füzelerini kaldırmasını istedi. Bunun üzerine Sovyetler, ABD’nin İtalya ve Türkiye’deki füzelerini kaldırmasında ısrarcı oldu. Türkiye’nin bu krize istemeden dahil olması ise iki ülkenin restleşmesine sonuçlandı.

Küba Füze Krizi’nin sebebi olarak gösterilen, Küba Füzelerinin menzilleri

 2- 1964 Kıbrıs Sorunu: Türkiye-ABD arasındaki en büyük kriz. O dönemde Rumlarla ciddi sıkıntılar yaşayan Türk kesimine yardım etmek üzere, dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından çalışmalar başlatıldı. Bunun üzerine ABD Başbakanı Johnson tarafından Türkiye’ye bir mektup geldi. Türkiye’nin amacının ne olduğunu bildiğini belirten Johnson, Türkiye’yi açıkça tehdit etti. Türkiye bundan sonra NATO’dan daha az bağımlı çalışmaya başladı.

Ünlü “Johnson Mektubu” ve gazetelerdeki yeri

3- Haşhaş Üretimi Sorunu: Çin’de iç savaşa sebep olan haşhaş, Türkiye-ABD arasında büyük bir krize neden oluyordu. 1971’de Türkiye’de haşhaş ekimi yasaklandı. Buna eş zamanlı olarak ABD’de haşhaş üretimi hızla arttı ve ülke içinde krize neden oldu. Bu krizden Türkiye’yi sorumlu tutan ABD Başkanı Nixon, Türkiye’ye diplomatik bir cephe açtı. Yoğun baskılara rağmen 3 yıl üretim yapmayan Türkiye, yeniden üretim yaptı ve kriz son buldu.

Krizin ardından haşhaş ekiminin yedinden başlatılması ve gazete başlıklarından bir örnek

 4- İncirlik Üssü’nün Kapatılması: Soğuk savaş döneminde İncirlik Üssü, ABD için hayati önem taşıyordu. Haşhaş meselesi sıcaklığını koruyorken, Kıbrıs Harekatı nedeniyle ABD Türkiye’ye ambargo uygulamaya başladı. Necmettin Erbakan döneminde İncirlik Üssü’nün kapatıldı ve bütün ABD üslerine el kondu. 1978’de ABD Kongresi ambargoyu kaldırma kararı aldı.

 5- 1 Mart Tezkeresi: ABD’nin Irak’ı işgal ettiği yıllarda hazırlanan tezkereye göre, Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı askerlerinde Türkiye’de bulunması kararlaştırılacaktı. Yapılan oylamada çoğunluk sağlansada salt çoğunluk elde edilmediği için ret edildi. Türkiye-ABD arasında en derin izi bırakan bu krizin ayrıntılarını;1 Mart Tezkeresi adresinden bulabilirsiniz.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Taliban’ın Kontrol Alanları ve ‘Kırsal Stratejisi’

Amerika Birleşik Devletleri Afganistan’da savaşın yeni bir safhasına girerken, FDD’s Long War Journal Taliban’ın güç ve eğilimi hakkında yaptığı yenilenmiş değerlendirmesini bizlere sunuyor. Değerlendirmede ABD askerinin küçümsediği ancak isyan gücünün kilit kaynağı olan Taliban’ın kırsaldaki kontrolünün altını çiziliyor.

Koalisyon ve Afgan hükümetinin Taliban’ın kazançlarını engelleyemediği belirtiliyor. Öte yandan Taliban’ın kırsaldaki avantajlarını görmezden gelirken tam anlamıyla onlara karşı bir zafer de kazanamadığı vurgulanıyor.

“Afganistan’da Taliban Kontrolü”

Taliban’ın 41 bölgeyi kontrol etmekle beraber 118 bölgede de mücadele ettiğini tahmin ediliyor. Bu inceleme Afganistan’daki her bölge için kaynağı açık olan yerel değerlendirmelerle sentezlenmiştir. Kontrol edilen bölgeler Taliban’ın açık bir şekilde yönettiği, güvenlik hizmeti sağladığı, yerel mahkeme hizmetlerini yürüttüğü ve de şeriat hükümlerini uyguladığı yerler olarak biliniyor.

Afganistan eyalet haritası

Genel anlamda bakmak gerekirse, Afganistan’ın yüzde 45’inin Taliban tarafından kontrol ediliyor.

LWJ Taliban’ın iddialarını doğrulamak için, yerel raporlar ve tarihsel dinamiklerden faydalanan uzmanlara başvurmuştur. Taliban’ın iddiaları doğrulanamazken, LWJ bir bölgeyi henüz doğrulanmayan “Taliban’ın kontrol ettiği ya da mücadele verdiği bir bölge olarak iddia ettiği” yer olarak göstermiştir.

Bağımsız kaynaklar Taliban’ın kontrolünde olduğunu iddia ettiği 25 bölgenin olduğunu söylüyor.

Afganistan Yeniden Yapılanma Özel Müfettişliği(SIGAR)

Afganistan üzerindeki kongre yönetiminin himayesinde olan gözetim organı olan Afganistan Yeniden Yapılanma Özel Müfettişliği(SIGAR), isyancıların kontrolünde olan 11 bölge, isyan etkisi altında olan 34 bölge ve 119 yerde ise mücadele ve çekişme olduğunu rapor etmiştir.

Amerikan ordusu ve NATO’nun Afganistan’daki görevi için bilgi toplayan SİGAR buna rağmen bölgeye özgü değerlendirmeler yayınlamaz. SIGAR’ın Ağustos ayından kalma son raporu, haziranda sağlanan bilgi temellidir.

Amerikan ordusu: Taliban’ın kontrolü yüzde 40

Long War Journal gazetesi değerlendirmesinde hem Amerikan ordusu hem de Taliban’ın kendi değerlendirmesi ile örtüşmektedir.

Taliban ülkenin 407 bölgesinin %50 sinin kendi kontrolleri altında ya da buralarda mücadele ettiğini iddia etmektedir. Amerikan ordusunun tahmini ise %40 olduğudur.

Taliban’ın kırsaldaki gücü şehirleri besliyor

Amerikan ordusu ve Afgan güvenlik güçleri, Taliban’ın kontrol ettiği şehirlere odaklanmaya çalışmaktadır. Ve Taliban’ın şehir bölgesindeki kontrollerini önemsiz göstermektedir. Son SIGAR raporlarında, Amerikan ordusu, Taliban tarafından kontrol ya da mücadele edilen bölgeleri daha az stratejik öneme sahip olan, daha az hayati bölgeler olarak tanımlamıştır.

Bu kentsel odaklar Taliban’ı ve onun ‘şehir merkezlerine karşı saldırı başlatarak kırsal bölgelerin kontrolünü güçlendirmek’ amacını hafife almaktadır. Şehir merkezine gerçekleştirilen düzenli saldırılar Afgan hükümetinin meşruiyetini bozmaktadır. Ve bu durum Afgan ulusal güvenlik güçlerini yeniden düzenlenmeye zorlamaktadır. LWJ mücadele edilen şehir bölgeleri hariç, Talibanın kontrol ettiği her şeyi bölgelere ayırmıştır. Taliban bölge merkezi dışında 124 bölgede kırsalın kontrolünü kendi sağlamıştır.

Pakistan’daki sığınıkların güvenliği ve Pakistan devlet desteğine ek olarak, Afganistan’daki kırsal bölgelerde Taliban’ın direnci ve Afgan güçlerine sürekli zarar vermek Taliban’ın öncelikleri arasındadır. Taliban’ın diğer bölgeleri tehdit etmek için güney eyaletlerindeki iç kesimlere kadar yerleşme stratejisi güttüğü görülmektedir. Farahtan Paktia’ya doğu batı yönünde uzanan bölgelerin bu kesmi Taliban’ın şehir merkezlerine sürekli olarak saldırmasına olanak sağlar. Örneğin, Taliban bu söz konusu bölgeleri Laşhkar Gah, Kandahar, Farah ve Tarinkot şehirlerini tehdit etmek için kullanır. LWJ’nin haritalı değerlendirmesi açıkça bu güney kuşağını göstermektedir. Taliban daha az başarı sağlasa da kuzeyde de benzer kalkışmalarda bulunmuştur.

Taliban’ın kontrol ettiği bölgeler (LWJ)

Afganistandaki NATO misyonu bu kırsal bölgelerin önemini küçümsemesine rağmen Taliban onların çok önemli olduğunu düşünmektedir. Örneğin, Taliban Sangin bölgesinin merkezini ele geçirmeyi stratejik bir zafer olarak ilan etmiştir. Bu bölgeler NATO kuvvetleri için çöp ve enkazdan başka bir şeyi ifade etmezken Taliban için direnişin can damarıdır. Taliban nüfus merkezlerine saldırılar başlatmanın yanında para toplama, yeniden ikmal, asker alımı ve savaşçı yetiştirme için de kırsal alanlardan yararlanır.

Orjinal yazı: LWJ Map Assessment: Taliban controls or contests 45% of Afghan districts

Çeviri:Gürsoy Akkuş

StratejikOrtak.com Misafir Yazarı

https://stratejikortak.com/2016/04/afganistan-taliban-haritasi.html

İdlib Operasyonunda Türk Tankları: Leopard ve Fırtına Obüsleri

Türk Silahlı Kuvvetleri, 08.10.2017 gecesi Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki askeri birliklere önemli bir sevkiyat daha gerçekleştirdi. 12 Ekim gecesi büyük bir askeri konvoy ile keşif ve gözetleme amacıyla İdlib‘e intikal gerçekleşti.

Peki, gerçekleşen bu sevkiyatın içeriği nedir? İdlib operasyonu için sevk edilen askeri araçların özellikleri nelerdir? Sizler için sevkiyatın askeri yönünü ve sevk edilen teçhizatın özelliklerini derledik.

Bölgeye sevk edilen askeri araçlar arasında en dikkat çekeni milli üretim olan, halk arasında “Türk Fırtınası” olarak adlandırılan T-155 Fırtına Obüsleriydi. Türk Fırtınaları TSK’nın en önemli ve etkili zırhlı araçlarından biridir.

T-155 Fırtına Obüsü

Teknik özellikleri şu şekildedir;

  • 12 metre uzunluk
  • 5 metre genişlik
  • Saatte 66 km hız
  • 480 km hareket menzili
  • Namluya otomatik dolum kabiliyeti
  • MTU-881 KA 500 dizel 1000bg motor
  • 155 mm namlu
  • Nesil gece görüş sistemi

Türk Fırtınaları 3 ana mühimmat kullanmaktadır. Bunlar;

  • 18 km menzil aralığındaki hedefler için M107(HE) mühimmatı
  • 18-30 km menzil aralığındaki hedefler için M549A1(RAP/HE) mühimmatı
  • 40+ km menzil aralığındaki hedefler için ERFB/BB mühimmatı

Türk Fırtınaları kendi klasmanında dünyanın en önde gelen silah sistemidir. Benzerleriyle arasındaki bu farkı yaratan unsurlar ise şunlardır;

  1. Obüs sınıfı içinde yer alan muadil silah sistemlerinin görev bölgesine sevk edilmesi için yardımcı taşıyıcı araçlar gerekir. ancak yerli üretim T-155’ler tanka benzer paletli yapısı ve güçlü motoru sayesinde 480 km hareket menziline sahiptir. Yani görev icra edeceği bölgeye kendisi intikal edebilmektedir.
  2. Türk Fırtınaları sahip oldukları otomatik atış kontrol ve yönlendirme sistemi sayesinde çok başarılı atışlar yapabilmektedir. Otomatik doldurma özelliği sayesinde 15 saniye arayla mühimmat ateşleyebilmektedir. Özel teknik ve sistemlerle dakikada 6-8 mühimmat ateşleme kapasitesine sahiptir.
  3. 25 km menzil içindeki hedeflere “sıfıra yakın” hata ile atış yapabilmektedir. Bu özelliği sayesinde sınır savunmasının göz bebeğidir diyebiliriz.
  4. 155 mm çapında olan NATO standartlarına uygun her mühimmatı ateşleme kabiliyetine sahiptir.
  5. Hareket kabiliyeti sayesinde atış gerçekleştirdikten sonra 30 saniye içinde düşmana hedef olmamak için yer değiştirebilmektedir.

Kısacası Türk Fırtınası T155 Obüsleri gerek atış kabiliyeti, gerek isabet oranı ve gerek hızı ve ani yer değiştirebilme özelliği ile sınır güvenliğinin sağlanması adına elimizdeki en etkili silah sistemlerindendir.

T-155 Obüs atışı

Bölgeye sevk edilen bir başka silahımız ise Alman Yapımı LEOPARD tanklarıdır. TSK envanterinde 171 adet LEOPARD 1T, 298 adet LEOPARD 2A4 model tank bulunmaktadır. Bu tankların özelliklerine geçmeden önce şunu söylemek gerekir ki; Şah-Fırat operasyonunda bu tankların kullanılması beklenirken TSK LEOPARD tanklarını kullanmamıştı. Bu tanklar daha ziyade Yunanistan sınırında görev icra etmektedir. 2005 yılında Almanya bu tankları bize “Güneydoğu’da kullanmamak şartı” ile satmıştı. Bu diplomatik engel yüzünden LEOPARD tanklarımızı bugüne kadar sahada görememiştik. Geçmişte güneydoğuda hendek savaşlarında da TSK, daha düşük özelliklere sahip olan M-48 ve M-60 serisi tankları kullanmayı tercih etmişti. (Bir önceki haberimizde bu konuya daha geniş değinmiştik)

Şimdi ise bölgeye LEOPARD tanklarının konuşlandırıldığı haberleri geliyor. Peki, bu tanklar TSK’ya ne gibi avantajlar sağlayacak? Bölgede konuşlu bu tankların teknik özellikleri ve gücü nedir?

Halen birçok Avrupa ülkesinin envanterinde olan bu tank 3. nesil bir ana muharebe tankıdır. Gururla söylemek gerekirse milli üretim ALTAY tankımız, dünyada Almanların öncü olduğu tank sanayisinde LEOPARD tanklarına rakip olarak gösterilmektedir. Kabaca iki tankı kıyaslayacak olursak;

ALTAY

  • Mürettebat: Dört Ana silah: 120 mm 55 kalibre yivsiz
  • Motor gücü: 1.500 beygir
  • Maliyet (tahmini): 5.4 milyon $
  • Azami hız: 70 km
Altay Tankı

LEOPARD

  • Mürettebat: Dört
  • Ana silah: 120 mm yivsiz
  • Motor gücü: 1.500 beygir
  • Maliyet: 5.7 milyon $ (2007)
  • Azami hız: 72 km

ASLESAN geçmişte LEOPARD tankları için modernizasyon projesi başlatmış ve Alman yapımı bu tankı üstün silah teknolojileri ile donatmıştı. Tanka ASELSAN’ın eli değdikten sonra tank, hareketli kara ve hava hedeflerini ilk seferde vurabilecek yeteneklere kavuştu. Ayrıca tanka uzaktan kumandalı silah sistemleri eklendi ve yeni nesil lazer uyarı sistemi ile desteklendi. Bu lazer uyarı sistemi ile tanka lazerli sistemle hedef alındığında otomatik olarak silah sistemleri hedefe doğrultuluyor ve sis havanları otomatik ateşleniyor. Tankın temel teknik özellikleri ise şu şekilde;

  • V12 MTU MB873 K-501 dizel 1479bg motor
  • 120 mm L44 tipi yivsiz top
  • 12,7 mm kule makinalı tüfek
  • 7,62 mm makinalı tüfek
  • 9,97 metre uzunluk(namlu dâhil)
  • 60 ton ağırlık
  • 72 km azami hız
  • 450 km hareket menzili
  • Nesil kompozit zırh

Söz konusu İdlib operasyonu için bölgeye sevk edilen Türk Fırtınası T-155 Obüsleri ve dünyada sınıfında en iyi tankları arası gösterilen LEOPARD 2, daha doğrusu ASELSAN tarafından modernize edilerek daha da geliştirilen LEOPARD 2 NEXT GENERATİON, bölgede TSK’nın elindeki en etkili güçler arasındadır.

 

Son olarak, haber kanallarında sevkiyatına sıkça rastladığımız, İdlib operasyonu sevkiyatında da gördüğümüz bir araçtan bahsetmekte de yarar görüyorum. Yukarıdaki resimde görülen araç Türk savunma sanayisine yönelik ilk özel kuruluş olan FSNN Savunma Sistemleri AŞ. tarafından üretilmiş olan ZMA-15 serisi zırhlı muharebe aracıdır. Bu araçta 25 mm keskin nişancı kulesi mevcuttur ve komutan, nişancı ve sürücü dahil 11 personel taşıyabilmektedir. 65 km azami hıza ulaşabilen bu araç ayrıca 7,62 mm makinalı tüfeğe de sahiptir.

Bir operasyonun hedefi, operasyon bölgesine sevk edilen mühimmattan da anlaşılabilir. Sonuç olarak TSK, İdlib operasyonu için dün gece bölgeye yukarıda sizler için derlediğimiz silahları sevk etti. Tüm bu silah sistemleri muadilleri içinde üst sıralarda yer alan silah sistemleridir.

Kaynak: StratejikOrtak.com

https://stratejikortak.com/2017/10/m60t-sabra-idlib.html