Kore Yarımadası’nda sular giderek ısınırken, son olarak bir ABD denizaltısının bölgeye ulaşması tansiyonu iyice tırmandırdı.
Kuzey Kore, ordusunun kuruluşunun 85. yıldönümünü, ülkenin doğu kıyısında Wonsan kentinde gerçek silahların kullanıldığı bir tatbikatla kutladı.
Güney Kore Savunma Bakanlığından tatbikata ilişkin yapılan açıklamada olağanüstü bir durum olmadığını bildirildi.
Bu arada, ABD donanmasına ait füze yüklü USS Michigan adlı denizaltının Güney Kore’ye ulaştığı kaydedildi. USS Michigan’ın yakın zamanda bölgeye gelmesi beklenen USS Carl Vinson Uçak Gemisi Görev Grubuna dahil olacağı vurgulandı.
Kuzey Kore Nükleer Programı Özel Temsilcisi Joseph Yun, Kore Yarımadası Barış ve Güvenlik İşleri Özel Temsilcisi Kim Hong-kyun ve Japonya Dışişleri Bakanlığının Asya ve Okyanusya Bürosu Genel Direktörü Kenji Kanasugi’nin de Kuzey Kore ile ilgili gelişmeleri ele almak üzere Japonya’nın başkenti Tokyo’da bir araya geldiği belirtildi.
Japonya ve ABD dün Batı Pasifik’te, Japonya’ya ait iki destroyer ve ABD’ye ait Carl Vinson uçak gemisinin katıldığı ortak deniz tatbikatı gerçekleştirmişti.
ABD, Kuzey Kore’nin balistik füze denemelerine karşı birtakım askeri tedbirler almanın yanı sıra USS Carl Vinson Uçak Gemisi Görev Grubunu da Kore açıklarına göndereceğini duyurmuştu.
Trump yönetimi, Kuzey Kore’ye karşı tüm seçeneklerin masada olduğunu tekrar tekrar vurguluyor.
Kim Jong-un yönetimi ise dün ABD’nin Kore yarımadasında savaş başlatması durumunda Kuzey Kore’nin “ABD’yi yok edeceğini” duyurmuştu.
7 Nisan günü Türkiye saatiyle 04.45 gibi ABD Başkanı Trump’ın daha önce sinyalini verdiği saldırı gerçekleşti. ABD, Akdeniz’de bulunan savaş gemilerinden, USS Porter ve USS Ross ile Suriye’nin Şayrat Hava Üssü’nü vurdu. ABD saldırıda 59 Tomahawk füzesi kullandı.
Adını Kızılderililerin savaş baltası olan tomahawk’tan almaktadır. 1970’lerde General Dynamics tarafından tanıtılmıştır. Tam adı TLAM (Tomahawk Land Attack Cruise Missile)’dır. Orta ve uzun menzilli füzeler olarak tasarlanmışlardır. Karadan karaya, denizden karaya, denizaltıdan karaya ve denizden denize olmak üzere çeşitleri bulunmaktadır. Şirketi daha sonra Raytheon Şirketi devralmıştır.
Tomahawk füzesinin fırlatılma anı
Tomahawk füzeleri ilk olarak 1991 yılında, Körfez Savaşı’nda Irak’ı vurmak için kullanılmıştır. 1993, 1996, 1998 ve 2003 yıllarında da Irak’a karşı kullanılmıştır. Ayrıca 1995’te Sırp Cumhuriyeti’ne 1999’da Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne ve 2001’de Afganistan’a karşı da kullanılmıştır.
Tomahawklar 600 deniz mili menzile sahip ve çok yüksekten seyretmeyen bir füze. GPS programlı olarak çalışıyor ve hedefine ulaşana kadar arazi ve irtifa değiştirebiliyor. Hava savunma sistemleri tarafından yakalanması zor bir füze.
Tek bir tomahawk’ın maliyeti ise 1,5 ve 1,6 milyon dolar arasında değişiyor.
ABD, Tomahawkları sadece İngiltere’ye sattı ve dünyada bu füzelere sadece bu iki ülke sahip.
Neden Şayrat Hava Üssü?
Şayrat Hava Üssü, Esad’ın en önemli üçüncü hava üssü. Bu kadar önemli olmasının nedeni ise Humus’un 31 kilometre güneydoğusunda, Şayrat kasabasında yer almasıdır. Bu hava üssü Suriye’nin kuzey ve güney yönünden neredeyse ortasında yer almaktadır. Esad’ın burada bulunan uçakları ülkenin her tarafına kolay ve hızlı bir şekilde ulaşabiliyor. Hava üssünde 2 pist ve 40 hangar bulunmaktadır.
Esad, bu hava üssünü iç savaş boyunca muhaliflere karşı kullanmaya devam etti. 2015’in son çeyreğinde iç savaştan zarar gördüğü için üç aylık bir tadilat süresi geçirdi. Tadilatlar 6 Aralık günü sona erdi.
4 Nisan’daki kimyasal saldırıyı gerçekleştiren uçakların bu üssü kullandığı iddia edildi. ABD, Birleşmiş Milletler tepki vermezse gerekeni yapacaklarını söylemişti. Nitekim ABD, üssü bombaladı.
Suriye Savaşının Kazananları
Suriye’de savaş 6. yılını 15 Mart 2017’de doldurmuştu. 7. yılda da değişen bir şey olmadı henüz. Koalisyon IŞİD’i vuruyor ve muhaliflere destek olmaya çalışıyor. İran ve Rusya ile can suyu bulan Esad yerini sağlamlaştırma peşinde koşuyor. Müdahil ülkeler Suriye’yi denek olarak kullanmaya devam ediyor (Türkiye Hariç). Kazananlar ise silah şirketleri oluyor. ABD’nin en büyük silah şirketlerinin savaş öncesi ve sonrası durumlarına bir göz atalım:
Raytheon
Raytheon, 1922’de kuruldu ve şu anda bünyesinde 60 binden fazla çalışanı var. New York Menkul Kıymetler Borsası(NYSE – New York Stock Exchange)’nda işlem görmektedir. Havacılık, uzay sistemleri, siber sistemler, savunma sanayi ve daha birçok alan üzerinde çalışmalar yürütüyor. Hassas silahlar, AR-GE, elektronik savaş sistemleri, füze sistemleri üretiyor. Yukarıdaki Tomahawk’a dikkatli baktıysanız ABD’nin Tomahawklarını bu şirketin ürettiğini görebilirsiniz.
Raytheon’un 31 Aralık 2010 günü hisseleri NYSE’de 46,34 dolardan kapanmıştı. Arap Baharı’nın etkisiyle fiyatlar hızla yükseldi. Diğer ülkeler durulup sadece Suriye kaldıktan sonra bile… Şirketin hisseleri, Arap Baharı ve Suriye Savaşı boyunca yükselmeye devam etti. Şayrat Hava Üssü saldırısından bir gün önce yani 6 Nisan’da hisseleri 150,75 dolardan kapanırken saldırının olduğu 7 Nisan günü ise 152,96 dolardan kapandı. Şirketin hisseleri 31 Aralık 2010’dan 26 Nisan 2017’ye %240,65 arttı.
Boeing
Boeing şirketini ticari uçaklarıyla tanıyoruz. Ancak Boeing sadece ticari uçak üretmiyor.
Boeing, bazıları Türk Hava Kuvvetleri’nin de envanterinde bulunan birçok savaş uçağı modelini üretmektedir. İçinde tank bile taşıyabilen C-17 askeri nakliye uçaklarını da üretiyor. Ayrıca silah ve siber güvenlik alanında da faaliyet göstermektedir. Şirket 2011 yılında Lockheed Martin’den sonra dünyanın en büyük ikinci savunma sanayi şirketi olmuştur.
Boeing’in 31 Aralık 2010’daki hisseleri 65,26 dolardır. Boeing de 6 yıl boyunca kazanç ve değer açısından payına düşeni fazlasıyla almıştır. Bu 6 yıllık süre boyunca ticari uçaklarıyla ilgili yaşanan sorunlar ve spekülasyonlar şirketin artan hisse değerlerini zaman zaman olumsuz etkilese de bu büyük savunma devi hisselerini katlamıştır. Boeing’in 6 Nisan’da hisseleri 177,37 dolar iken saldırının gerçekleştiği 7 Nisan günü 178,85 dolardan kapanmıştır. Boeing’in 6 yıllık sürede ise hisseleri %179,3 değer kazanmıştır.
General Dynamics
Şirket 1952’de uzay, havacılık ve savunma sistemleri üzerine kuruldu. 100 binden fazla çalışanı bulunuyor. General Dynamics; savaş sistemleri, uçak sistemleri, havacılık sistemleri, iletişim sistemleri, deniz sistemleri, füze sistemleri üzerinde çalışmalarda bulunuyor. Türk Hava Kuvvetleri’nin gözdesi Savaşan Şahinlerin yani F-16’nın ilk tasarımı ve elektronik sistemleri Generl Dynamics’e aittir.
Şirket’in 31 Aralık 2010’da hisse değeri 70,96 dolar iken 26 Nisan 2017’de 194,85 dolar olmuştur. 6 Nisan’da 186,30 dolar iken 7 Nisan’da kapanışı 188,04 dolardan yaptı. Şirket hisseleri 6 yıldan fazla sürede %174,36 değer kazanmıştır.
Northrop Grumman
Şirket 1939 yılında kuruldu. Havacılık ve savunma sanayi üzerinde çalışıyor. Üretim yelpazesinde uçak gemisi, savaş uçağı, savaş gemisi, füze sistemleri, uydular ve bilişim teknolojisi sistemleri var.
Northrop Grumman’ın hisseleri de 6 yıldır yükselişte. Şirketin NYSE’deki hisseleri 6 Nisan’da 236,67 dolardan kapanırken 7 Nisan günü 240 doları aşsa da kapanışı 238,81 dolardan kapandı. Şirketin 31 Aralık 2010’da hisse fiyatları 64,78 dolar iken 26 Nisan 2017’de 248,06 dolardan kapandı. Northrop’un hisseleri bu süre boyunca %282,34 değer kazanmıştır.
Lockheed Martin
Lockheed Martin, 1994 yılında şimdiki adını almış çok uluslu bir ileri uzay teknolojileri, havacılık ve savunma sanayi şirketidir. Dünya çapında 56 ülkede faaliyet göstermektedir. Halka açık bir şirkettir ve NYSE’de işlem görmektedir. 140 binden fazla çalışanı olan bir devdir.
F-117 savaş jeti, F-22 avcı uçağı ve F-35 Flighting II en dikkat çeken üretimleri arasındadır. F-35’ler Türkiye de 100 tane sipariş verdi. 2017’de 2 tanesinin gelmesi bekleniyor.
Lockheed’in 31 Aralık 2010 NYSE hisseleri 69,91 dolardan kapandı. Şirketin 6 Nisan’da hisseleri 267,11 dolardan kapandı. 7 Nisan’da ise bu rakam 270,23 dolar oldu. Lockheed, 31 Aralık 2010’tan 26 Nisan 2017’ye %290,4 değer kazandı.
Şayrat Saldırısının Şifreleri
ABD, Rusya’ya haber verildiğini söyledi. ABD basını Rusya’nın çok kısa bir sürede üsteki rejim uçaklarını ve askerlerini ve üssün etrafında konuşlu İran askerlerini bölgeden uzaklaştırdığını yazdı. Rusya, kendilerine haber verilmediğini söyledi.
Rusya’ya haber verildiyse, Rusya S-300 ve S-400 sistemlerini bilerek devreye sokmamış olabilir. Bu kadar etkin kullanılan hava üssünde, tarafların hepsinden farklı açıklama gelse de hepsinin ortak noktası olarak can kaybının 10’u geçmiyor olması üssün boşaltıldığını gösteriyor. Rusya’ya haber verilmediyse S-300 ve S-400’lerin devrede olduğunu düşünebiliriz ve ABD’nin de Tomahawk’ı tercih etme nedeni olarak alçak irtifa uçuş yapabilme, arazi ve irtifa değiştirebilme özelliklerinden dolayı Rusya’nın sistemlerinden kaçmak olduğunu söyleyebiliriz.
S400
Rus Kommersant gazetesi ise daha farklı bir iddiada bulundu. Gazeteye göre ABD saldırıyı bildirdi ancak tam yer vermedi. Akdeniz’den Tomahawk’lar ateşlendiğinde Rus füze savunma sistemleri Tomahawk’ları hemen tespit etti. Ama Pentagon yetkilileri ilk yaptıkları bildirimde, “Füze saldırısına müdahale ederseniz ABD ile Rusya arasında askeri bir çatışma çıkar” uyarısında bulundu. Rus yetkililer de Suriye’deki savunma sisteminin önceliğinin Rus üsleri ve askerini korumak olduğunu göstermek için müdahalede bulunmadı.
Şayrat saldırısı, ABD’nin sadece kimyasal silah kullanımına bir misilleme olarak düşünülemez tabii ki. Bu saldırı Esad’a, Rusya’ya İran’a ve tüm dünyaya bazı mesajlar içeriyordu. Tabii kendi içinde de özellikleri vardı:
Şayrat Hava Üssü, Esad’ın can damarlarından birisi. Esad’ın en önemli üçüncü hava üssü olarak gösteriliyor. Üs, 2013 öncesinde kimyasal silah deposu olarak kullanılıyordu.
2. Saldırı, ABD Doğu Yakası saatiyle 08.45’te yani New York Menkul Kıymetler Borsası (NYSE)’nin açılmasına 45 dakika kala gerçekleşti. Böylece 5 silah şirketinin hisseleri hızla yükselişe geçti. Tomahawk’ların üreticisi olan Raytheon şirketinin hissedarları arasında Trump’ın da olduğu iddia ediliyor.
3. ABD’yi her fırsatta tehdit eden İran’ın askeri yetkilileri birkaç gün önce o üsteydi.
4. Rusya Hava Kuvvetleri bu hava üssünü etkin olarak kullanıyordu.
5. The Telegraph’tan Josie Ensor’un 8 Nisan’daki haberine göre ise 59 Tomahawk’la vurulan Şayrat Hava Üssü’nden, saldırıdan birkaç saat sonra bir rejim uçağı tekrar havalandı.
6. Rusya, saldırının ardından operasyonlar sırasında ABD ve Rusya’nın karşı karşıya gelmemek için oluşturdukları Sıcak İletişim Hattı’nı kapattıklarını söyledi. Ayrıca Rusya, Suriye’ye çok sayıda S-300 yerleştirdiğini duyurdu. Kremlin, Esad’ın bu sistemleri hava sahasını savunmak için kullanacağını açıkladı.
7. Saldırıdan iki gün sonra, 9 Nisan’da Rusya ve İran ortak açıklamayla “kımızı çizgi”nin geçildiğini belirterek, “Bir başka saldırı durumunda karşılık vereceğiz” dediler.
8. Saldırıyı gerçekleştiren gemiler de bir mesaj taşıyordu. İki ay önce şubat ayında Karadeniz’de Rus jetleri tarafından iki kez taciz edilen USS Porter gemisi Tomahawk’ları atan iki gemiden birisiydi.
9. Rusya’nın 30 Eylül 2015’te Suriye’de hava operasyonlarına başlamasından sonra ABD basını, Obama yönetimini, Suriye’yi Rusya’ya bırakmakla eleştiriyordu. Esad toprak kazanmaya başlamış, muhalifler ise koalisyonun hava operasyonlarına rağmen kan kaybetmeye devam ediyordu. Trump, rakiplerine gözdağı ve muhaliflere moral olması için gövde gösterisi yaptı. Buradaki mesaj “Rusya’ya ve İran’a rağmen” bu saldırının yapılmasıyla ABD’nin süper güç olduğunu tüm dünyaya göstermekti.
10. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Esad’ın gidişi IŞİD’e yarar” derken G7 zirvesi sonrası konuşan ABD Dışişleri Bakanı Rex Wayne Tillerson, “Esad’ın iktidarının sonu yaklaşıyor” dedi.
Alihan Özsoy
StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR
Kaynakça
Americas Tomahawk Missile Attack on Syrias Shayrat Air Base on Sham, http://www.thedrive.com/the-war-zone/9089/americas-tomahawk-missile-attack-on-syrias-shayrat-air-base-was-a-sham
Syrian Warplanes Take Air Base Bombed US Tomahawks, Josie Ensor, http://www.telegraph.co.uk/news/2017/04/08/syrian–warplanes–take–air–base–bombed-us-tomahawks/
Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) 2015’te yapımına başladığı 315 metre uzunluğundaki ve 75 metre genişliğindeki ilk yerli uçak gemisini büyük bir tören ile suya indirdi. Gövde ağırlığı 70 bin ton olan ve ‘Type 001A’ olarak adlandırılan geminin 2020’den önce ordu envanterine alınacağı belirtilmişti.
Dünyada uçak gemilerinin önemi git gider artarken, ÇHC böylece donanmasına ikinci uçak gemisini katmış oldu. Pekin yönetiminin en yakın müttefiklerinden Rusya’nın ise sadece bir uçak gemisi bulunuyor.
19.yy’ın siyaset yapma modeli olan İngiltere ve İngiliz siyaseti, yeryüzüne yayılmış çıkarlarından dolayı çok yönlü olmuştur. Bu çıkarlar doğrultusunda, hem Hindistan’a giden yolların güvenliği hem de o dönem potansiyel tehlike olarak gördüğü Rusya ile arasına tampon görevi görme açısından Osmanlı Devleti’ni ayakta tutma politikası izliyordu. 1853-56 Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni destekleyip Rus gücünü dengelemeye çalışması bu politikaya örnek olarak gösterilebilir.
19.yy’ın son çeyreğinde ise İskenderiye’den Güney Afrika’ya kadar uzanan İngiltere’nin sömürge imparatorluğu 20.yy’da izleyeceği politikaların da farklı bir boyut kazanmasına neden oldu. ‘The Great Game’ (Büyük Oyun) olarak adlandırılan bu yeni politika, Osmanlı’yı ayakta tutma stratejisinden vazgeçilip Asya toprakları üzerinde yaşayıp Türk olmayan halkların desteklenebileceği fikri noktasından çıkmıştır. Bu fikrin ortaya çıkmasına sebep olan bir diğer etken de Rusya’nın bölgede artan etkinliği olmuştur.
De Bunsen Komitesi ve Mark Sykes
İngiliz yazar, diplomat, asker ve gezgin Sir Mark Sykes 1879 yılında varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Sykes garip bir geçmişin ürünüydü aslında. İyi yürekli ama kayıtsız annesi ile yaşlı ve sert babası ayrı yaşadı. Babası onu 11 yaşında iken doğuya seyehata (Mısır, Lübnan, Kudüs) götürmüş ve henüz küçük yaşlarda yapmış olduğu bu seyahat yaşamına yön verip bir tutku haline geldi. Eğitim geçmişi de pek parlak olmayan Sykes, Cambridge Jesus College’da 2 yıl okumuş fakat mezun olamamıştı. Babasının ölümünden sonra kendisine kalan büyük topraklar ve haralar onu doğuya yapacağı uzun süreli seyehatlerden alıkoymamıştır. Sykes, sempatik tavırları ve profesyonel sayılacak derecedeki yeteneklerinden (karikatürist ve taklitçi) dolayı kolaylıkla dost edinirdi. Fikirlerini inatla savunur, sık sık da değiştirirdi. Sykes’ın bu özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, daha sonra göreceğimiz Sykes-Picot Antlaşması’nda oynadığı rolü daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.
Mark Sykes
Babasından, torak ve haraların yanı sıra önemli bir miras daha kalmıştı; parlamentoda vekillik koltuğu. 1911’de muhafazakar bir vekil olarak Avam Kamarasına girmiş, 1913’te de 6.Baronet (babadan oğula geçen onur ünvanı) olarak babasının yerine geçmiştir. Sykes’ı diğerlerinden farklı kılan nokta, kısa zamanda yaptığı doğu seyehati ve bu seyahatlerden edindiği bilgilerdir. Bu bilgiler yaklaşan I.Dünya Savaşı sırasında oluşturulacak politikalar açısından oldukça önemli görülmüştür. Sykes’ın savaştan önce sarf ettiği şu cümleler, İngiliz dış politikasını anlamamız açısından oldukça önemlidir; ‘Londra’dan Kalküta’ya uzanan alanda İngilizlerin sonsuz çıkarı vardır.’ Öngörülerinin erken dönemde dikkate alınmamasının 2 temel nedeni vardı;
Mensubu olduğu parti iktidar değildi
Dünya Savaşı henüz patlak vermemişti
Savaşın başlamasıyla birlikte Ortadoğu uzmanlığından yararlanabileceği bir iş aramaya girişti. Bu doğrultuda 1914 yazında dönemin önemli siyasi figürlerinden Churchill’e mektup yazar. Mektubunda Osmanlı’ya karşı çalışıp, yerlileri ayaklandırabileceğini ve kendi saflarına çekebileceğini belirtse de Churchill’in ona vereceği bir görev yoktu veya görev vermeyi uygun bulmamıştı. Fakat İngiliz donanmasının Gelibolu’da aldığı yenilgi Churchill’in görevden alınmasına neden oldu. Yaşanan bu gelişmeye paralel olarak İngiltere ‘De Bunsen Komitesi’ni kurdu.
Dönemin İngiltere başbakanı H.H. Asquith tarafından kurulup başkanlığı Sir Maurice De Bunsen tarafından yürütülen komitenin amacı savaş sırasında İngiltere’nin izleyeceği dış politikayı belirlemekti. Komite aslında birkaç bakanlığın birleşmesiyle oluşturulmuştu. Bu bakanlıklardan bir de, başında Herbert Kitchener’in bulunduğu Savaş Bakanlığı idi. Kitchener göreve gelir gelmez yaptığı ilk iş Mark Sykes’ı komite üyesi yapmak oldu. Çünkü Kitchener’in Ortadoğu’yu bilen vekillere ihtiyacı vardı ve Sykes bölgeyi bilen birkaç isimden biriydi. Komite, Sykes’ın etkisiyle Osmanlı Devleti’nin savaş sırasında öngörülen siyasi yapısının alternatiflerini şu şekilde açıklamıştır;
Osmanlı Devleti’nin itilaf devletlerince ilhakı
İmparatorluğun nüfuz bölgelerine ayrılması
İmparatorluğu olduğu gibi bırakmak ama hükümetini tabi kılmak
Devletin federe yapılara bölünerek yerinden yönetilmesi
Dönemin baskın politik yapısı, Osmanlı Devleti’nin ilhakını arzularken komite, öncelikle müttefikler arasında sürtüşmelere neden olabileceği ve sonrasında özellikle İngiliz tarafına fazladan ek sorumluluk ve maliyet getireceği kaygısıyla, bu planın uygulanmasını uygun bulmamıştır. Bunun yerine komite, merkeziyetçi yapısı bulunmayan Osmanlı Devleti’nde beş federe devletin (Suriye, Filistin, Ermenistan, Anadolu ve Irak) kurulmasını önerdi. Planın esnek oluşu, İngiltere’yi ek mali ve askeri yükümlülüğe sokmaması komite tarafından olumlu karşılanıp kabul görüldü.
Raporlaştırılan bu karar İngiliz Hükümeti tarafından tam olarak uygulanmasa da, alınan kararlar İngiliz politika yapıcılarının niyetlerini göstermesi bakımından önemlidir. Sykes-Picot Antlaşması’nın İngiltere açısından ön hazırlığı niteliğinde olan bu rapor, Osmanlı Devleti’nin öteden beri savunulan toprak bütünlüğünün artık İngiliz siyasetçilerinin gündeminden tamamıyla düştüğünün somut bir delili olarak yorumlanabilir.
Arap Aşiretleri ve bir İngiliz ajan
Raporun genel ağırlığının İran Körfezi’ne yönelik olması Sykes tarafından Ortadoğu hakimiyeti için yeterli bulunmadı ve bunu komiteye bildirdi. Sykes, bu doğrultudaki raporunu komiteye teslim ettikten sonra Temmuz 1915’te Kitchener tarafından bilgi toplaması amacıyla Ortadoğu’ya gönderildi.
Mark Sykes’ın Ortadoğu’daki Faaliyetleri ve Sykes-Picot Süreci
6 ay süren Mısır, Mezopotamya, Balkanlar ve Hindistan yolculuklarının neredeyse her adımını raporlaştırıp komiteye gönderdi. Sykes bu gezilerinde etnik grup fark etmeksizin, tek tek aşiretlerin nerede yaşadıklarını, kuvvetlerini, silah durumlarını, Osmanlı Devleti’ne yönelik tutumlarını ve aşiret reislerinin birbirleri ile olan ilişkileri tespit etmeye çalışmıştır. Bu doğrultuda 3 bölümlü bir aşiret haritası da çizen Sykes, haritayı aşiretlerin yerleşik, göçebe ve yarı göçebe durumlarına göre tasnif etmiştir. Sömürgeciliğin gelişimine paralel olarak, yerel halkı tanımak ve bunlarla iritbak kurmak, zayıf ve güçlü yönlerini, çıkar ilişkilerini tespit etmek İngiltere’nin bölgede hakimiyet kurması açısından son derece önemliydi.
İngiliz İstihbaratı Sykes’ı kimi zaman gönüllü öğretmen, doktor olarak kimi zaman da din adamı olarak görevlendirip bölgede bilgi toplamasını sağlıyordu. Görevi sırasında sırasında ismi geçen yerleşim yerlerinde gözlemlerde bulunan Sykes’ın amacı yanlızca bölge insanı hakkında bilgi edinmek değildi. Esas amacı bölge üzerinde İngiliz hakimiyetini gerçekleştirmenin yollarını aramaktı.
Sykes ve birçok İngiliz istihbarat ajanının ortak çalışması ile bölge halkının düşüncelerine eklenmek istenen şuydu; ‘Osmanlı’nın dörtyüz yıllık istibdatı sona erdirilmeli, büyük özgür Arabistan kurulmalı.’ Bu söylemin etkisiyle Mekke Emiri Şerif Hüseyin bağımsızlığını ilan etmiş ve büyük oranda Arap halkı etrafında toplamıştır. Para ve silah desteği alan Şerif Hüseyin beraberindeki arap aşiretleri ile birlikte, kendilerini İngilizlerden korumaya gelen Osmanlı’ya karşı bir isyan başlattılar. Hicaz’da İngilizlerle savaşan Osmanlı ordusuna arkadan bir saldırı başlatan Şerif Hüseyin ve beraberindeki arap aşiretleri, milleyetçiliğin de etkisiyle büyük bir katliam yaşanmasına neden oldular.
İngilizlerin bölgedeki faaliyetlerinden elbette rahatasız olan bir Fransa vardı. İngiliz-Fransız görüşmelerinin başladığı sıralarda Sykes Ortadoğu’dan henüz dönmüştür. Sykes edindiği izlenimler doğrultusunda; Fransa’nın Suriye emellerinden çekinip isyan etmekten korkan Arapların rahatlatılması için, ilk önce Fransızlarla anlaşılması gerektiğine inanmıştır. Ayrıca komiteyi uyarmış, gerekli önlem alınmazsa Şerif Hüseyin’in öldürülebileceğini ve yerine geçecek kişinin İttihak ve Terakki’nin adamı olmakla kalmayıp Arap isyanı ile ilgili bütün hazırlığı boşa çıkacağını ifade etmiştir. Bu fikirlerle kabinenin gözüne giren Sykes, o dönem Fransızlarla (François Georges Picot) yürütülen görüşmelerin tıkanması sebebiyle bu çıkmazı aşmak için hükümet tarafından Arthur Nicolson’ın yerine atanmıştır. Bundan sonraki görüşmeler Sykes ve Picot arasında yapılacaktır.
Uzun süren toplantılar ve ara ara tıkanan görüşmeler sonucu hem İngiltere hem Fransa nüfuz etmek istedikleri bölgeler üzerinde büyük oranda anlaştılar. Fransanın ekonomik (petrol) İngiltere’nin ise stratejik (sömürgelere giden yol) bölgeler üzerinde hakimiyet kurması, savaşın başladığı ilk andan beri kendi iç siyasetlerinde tartıştıkları bir konu olmasından ötürü iki tarafından da memnuniyetinden söz edebiliriz. Görüşmeler Ortadoğu’nun tamamını kapsayacak şekilde yapılsa da Yahudiler (Kudüs çevresi-Filistin) ile ilgili nihai bir sonuca varılamamıştır. Ancak çizelen yeni Ortadoğu haritası ve bu haritaya eklenen yeni devletlerle (Ürdün, Irak) ileride kurulacak bir Yahudi devletine yer açmak istenildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Sykes’ın Filistin’i İngiltere’nin kontrol etmesi gerektiğini savunması, Picot’nun da Büyük Suriye projesine Filistin’i de dahil etmek istemesi, taraflar arasında anlaşmazlığa yol açmış ve Sykes-Picot Antlaşmasına yansımıştır. Filistin konusundan istediğini alamayan Sykes Süveyş Kanalı’na bitişik olan bölgenin kontrolünü sağlamak için Siyonist Filistin Davası’na arka çıkma fikrini sunmuştur. Hem bu hamle ile İngilizler sadece bölge Yahudileri değil, Amerika, Rusya ve Almanya Yahudilerinin de sempatisini kazanacaktı. Yani İngilizler çok istedikleri Filistin’i alamadığı için Siyonizm’i Filistin’in işgalini meşrulaştırmada kullanmışlardır. Bu doğrultuda İngiliz himayesi altında bölgeye çok sayıda Yahudi yerleştirilmiştir.
Sir Mark Sykes 1919 yılında barış konferansı için bulunduğu Paris’te kaldığı otelin odasında yakalandığı İspanyol Gribi nitecesinde, adını verdiği antlaşmanın akıbetini göremeden öldü.
Sonuç
Sykes-Picot Antlaşması, Rusya’nın 1917’de uluslararası kamuoyuna ifşa etmesiyle hiçbir zaman tam olarak pratiğe dökülmemiş olsa bile daha sonra yapılacak olan Balfour Deklerasyonu, Paris Barış Konferansı, Sevr Antlaşması ve San Remo Konferası’na yön vermesi açısından son derece önemlidir. Sömürge yönetiminde yetişmiş kişilerin bölgenin beşeri, dini ve siyasi yapısından ziyade devletlerin çıkarlarını dikkate alması bölgeye kaosa sürüklemiştir. Uluslararası ilişkiler realist dünyasının ‘böl ve yönet’ metodunun en güzel örneklerinden biri olarak gösterilebilir.
Resmi adıyla Küçük Asya Antlaşması olan Sykes-Picot Antlaşması günümüzde Ortadoğu’da yaşanan sorunların temelinde yatan neden olarak gösterilir çoğu tarih yazarları tarafından. Antlaşmanın imzalandığı günden bu yana bölgede yaşanan kaos, mezhep ve iç savaşlar yaklaşık kırk milyon insanın ölümüne yol açmıştır. Bugün bile bölge insanına ‘parçalanma’ ya da ‘bölünme’ dendiği zaman adını bilmese bile Sykes-Picot Antlaşmasını lanetlemekte. Bu da antlaşmanın, insanlarda yarattığı ‘psikolojik’ boyutu göstermektedir.
Sykes-Picot’a göre; Mavi alan Fransız sömürgesi; A alanı Fransız Mandası Kırmızı alan İngiliz sömürgesi; B alanı İngiliz Mandası
Fransa’da 23 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin resmi sonuçları açıklandı. En yüksek oyu alan AB yanlısı Macron %23,86 AB karşıtı Le Pen ise %21,43 oy alarak ikinci tura kaldı.
Seçimlerin 2. turu 7 Mayıs’ta gerçekleşecek.
İşte Fransa’daki seçim haritası ve Fransa’nın dil haritası…
Fransa seçim haritası (Pembe: Macron – : Mor: Le Pen)
Fransa’nın dil haritası:
Occitan: Oksitanca, Fransa, İspanya ve İtalya’da konuşulan bir Latin dilidir.
Basque: İspanya’nın kuzeyi ve Fransa’nın güney batısındaki özerk bölgede yaşayan bir halktır.
Dutch: Flemenkçe
German: Almanca…
Breton: Bretonca, Hint-Avrupa dil ailesinin Kelt koluna ait dildir. Fransa’nin Breton bölgesi’nin resmî dili.
TSK’dan yapılan açıklamaya göre harekat saat 02:00 sularında gerçekleştirildi.
TSK, son aylarda Kuzey Irak’ta Kandil’e çok sayıda hava harekatı düzenlemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce bir televizyon programında Sincar’da ikinci bir kandil oluşturmanın gayretinin olduğunun altını çizerek, “Bu ikinci Kandil oluşturma gayretlerinde 2 bin 500 kadar orada PKK’lı var. Tümüne baktığımız zaman Irak’ta aslında mezhebe dayalı bir Pers milliyetçiliğine yönelik İran’a bir destek oluşturuluyor. Yayılmacılık hareketi Pers milliyetçiliği perspektifinde ama dayanağı temeli neresi o da mezhebi, bir mezhep anlayışı ile bunu yayıyorlar.” demişti.
Stratejik konumuyla dikkat çeken Sincar Dağı ve çevresine konuşlanan teröristlerin burayı ‘İkinci Kandil’ yapmalarının engelleneceği belirtildi. Burada yeni bir kamp kuran teröristlere, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yeni harekatlar yapılacağını açıklamıştı. Bu kapsamda, bu gece TSK, Sincar’ı bombaladı.
Türk savaş uçakları ilk kez Irak Sincar’a hava harekatı düzenledi. Savaş uçakları dağ eteklerinde bulunan Bare’deki PKK hedeflerini vurdu. pic.twitter.com/AmFBqJOvQF
TSK’nın internet sitesinde de yayımlanan açıklama şöyle; “Bölücü terör örgütü PKK ve bu örgütün Suriye ve Irak’taki uzantıları tarafından, Suriye ve Irak kuzeyi, ülkemize terörist, silah, mühimmat ve patlayıcı madde aktarılması maksadıyla; özellikle son zamanlarda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.
Bu bölgelerden ülkemize sızdırılan teröristler ve aktarılan silah ve malzemeler, hudut karakollarımıza yönelik taciz ve saldırılarda ve son olarak da Diyarbakır’da tünel kazılarak toplu yıkım ve ölümleri amaçlayan bir terör eyleminde kullanılmıştır.
“SİNCAR VE KARAÇOK DAĞI TERÖR YUVASINA DÖNÜŞMÜŞTÜR”
BTÖ tarafından yurt içinde kahraman silah arkadaşlarımızın, güvenlik görevlilerimizin, güvenlik korucularımızın ve vatandaşlarımızın şehit olmasına ve yaralanmasına sebep olan terör eylemlerinin gerçekleştirilmesinde ve desteklenmesinde kullanılan Irak kuzeyi/Sincar Dağı, Suriye kuzeydoğusu/Karaçok Dağı bölgeleri tam anlamıyla birer terör yuvasına dönüşmüştür.
“HEDEFLER TAM İSABETLE VURULMUŞTUR”
Ülkemizin ve milletimizin birlik, bütünlük ve güvenliğine kast eden bu terör yuvalarının yok edilmesi maksadıyla; uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız kapsamında 25 Nisan 2017 günü saat 02.00’de, Irak kuzeyi/Sincar Dağı ve Suriye kuzeydoğusu/Karaçok Dağı bölgelerine hava harekâtı icra edilmiş ve belirlenen terörist hedefleri tam isabetle vurulmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerimizin tüm unsurları tarafından, bölücü terör örgütüne karşı gerek ülke sınırları içinde gerek sınır ötesinde etkin ve kapsamlı terörle mücadele harekâtı büyük bir azim ve kararlılıkla yürütülmektedir. Operasyonlar, bundan sonra da en son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar aynı azim ve kararlılıkla devam ettirilecektir.”
Ayn El Arap (Kobani)’ın DEAŞ tarafından ele geçirilmesine az bir zaman kala, ABD PYD/YPG’ye hava ve mühimmat desteği sağlamış ve şehir tekrar kurtarılmıştır. Daha sonra DEAŞ’ın muhaliflerden ve rejimden ele geçirdi ‘bölgeleri’, PYD ABD’nin yoğun desteğiyle DEAŞ’tan almaya başladı. Yani DEAŞ muhaliflerden, PYD DEAŞ’tan toprak kazandı. (bkz. IŞİD, Egemen Güçlerin Bir Projesi Mi?)
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre 2016’da en fazla askeri harcama yapan ülkeler belli oldu. İlk sıradaki ABD’de geçtiğimiz yılda olduğu gibi açık ara farkla birinci olurken, Rusya bir sıra üste çıkarak üçüncülüğe yükseldi.
ABD, kendisini takip eden 8 ülkenin toplamını geçerek 2016’da 611 milyar dolar askeri harcama yaptı. 2016’da bir önceki yıla göre yüzde 1,7 daha fazla askeri harcama yapan Washington, bu alandaki harcamalarını 2010’dan bu yana kısıyordu.
Rusya da 2015’e göre yüzde 5,9 artışla geçen yıl 69,2 milyar dolar tutarında askeri harcamada bulundu. Moskova, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından gayrisafi yurt içi hasılasına oranla en fazla askeri harcamayı geçen sene yapmış oldu.
Riyad askeri harcamalarını kıstı
2015’te en yüksek harcamayı yapan üçüncü ülke olan, ancak petrol fiyatlarındaki düşüşten dolayı Suudi Arabistan Ortadoğu’daki askeri varlığına rağmen harcamasını 2016’da yüzde 30 oranında azalttı ve 63,7 milyar dolar seviyesine çekti.
En fazla askeri harcama yapan 15 ülke
Dünyadaki toplam askeri harcamaların ülkelere göre oranları (SIPRI)
1.) ABD – 611 milyar dolar
2.) Çin – 215 milyar dolar
3.) Rusya – 69.2 milyar dolar
4.) Suudi Arabistan – 63.7 milyar dolar
5.) Hindistan – 55.9 milyar dolar
6.) Fransa – 55.7 milyar dolar
7.) İngiltere – 48.3 milyar dolar
8.) Japonya – 46.1 milyar dolar
9.) Almanya – 41.1 milyar dolar
10.) Güney Kore – 36.8 milyar dolar
11.) İtalya – 27.9 milyar dolar
12.) Avustralya – 24.6 milyar dolar
13.) Brazilya – 23.7 milyar dolar
14.) Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) – 22.8 milyar dolar
15.) İsrail – 18 milyar dolar
Türkiye 14.9 milyar dolar askeri harcamayla iki sıra gerileyerek listede 17’nci oldu
Türkiye’nin askeri harcamalarının 2016’da yüzde 5,7 azalarak 14.9 milyar dolara gerilediği ifade edildi. İspanya ve Kanada, 2016’da iki basamak gerileyerek askeri harcama sıralamasında 17’nci sıraya gelen Türkiye’nin önüne geçti.
Türkiye’nin yıllara göre askeri harcamaları (Al Jazeera)
Neredeyse her ülkede bir karışıklık mevcut. Kutupların erimesiyle kutup bölgelerinde kapışma, Pasifik’te Çin-Japonya başta olmak üzere kıyısı olan ülkelerin çekişmeleri, petrol ve doğalgaz kaynaklarına erişmede rekabet yaşanması, Ortadoğu’nun çıkmazda olması, Avrupa’nın kendi içinde sorunlarla uğraşması, terörün -Çin hariç- dünyayı lanet gibi kaplaması, savunma harcamalarının ve silahlanma yarışının hızlanması, siber orduların kurulduğu dünya, kazan gibi kaynıyor.
Venezuela Yüksek Mahkemesi, iki hafta önce Kongre’nin yetkilerinin elinden alınması yönünde karar almış ve sonrasında hükümet karşıtı protestolar başlamıştı. Ülkenin başkenti Caracas’ta hareketlilik başladı. Protestoları görünce mahkeme, kararını geri çektiğini 1 Nisan’da açıkladı. Muhalif kesimin lideri olan Henrique Capriles’e 15 yıl seçimlere katılmama cezası verilmesi ortamı germişti. Chavez’in ölümünden sonra yapılan devlet başkanlığı seçiminde Chavez tarafından halef gösterilen Maduro yüzde 50,6; Henrique Capriles ise yüzde 49,1 oy oranına sahip olmuşlardı.
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, hükümet karşıtı protestoların sorumlusu olarak Amerika’yı gösteriyor. Protestocular ‘Mother of All Protests’ olarak adlandırdıkları büyük bir eylem düzenleyeceği için Devlet Başkanı geniş çaplı önlemler aldı. 100 bin olan Bolivar Devrimi milislerinin sayısını 500 bine çıkarmayı planladıklarını açıkladı. Bolivar Milisleri, 2008 yılında Hugo Chavez tarafından iç ve dış tehditlere karşı kurulmuştu.
1998 yılında Devlet Başkanı olan Hugo Chavez döneminden beri ülke, zor durumlarla yaşamaya alışık. Petroleos de Venezuela S.A’ya 2001 yılında ham petrol arama ve çıkarma projelerinde son söz hakkını elde etmişti. Devlete ait olan bu şirket, 2002’de işçilerin greve gitmesi neticesinde Chavez görevinden üç gün uzaklaşmak zorunda kaldı ve destekçilerinin sayesinde yeniden koltuğuna oturdu. ABD’li şirketleri ülkesinden çıkartan Chavez, ülkesinin sahibi olduğu petrolün millileştirilmesini savunduğu için hep hedefte oldu. Buradaki petrolü kontrollerine almak isteyen ülkelerce Venezuela’da çıkan ayaklanmalar desteklendi.
Önemli yer altı kaynaklarına sahip olan ülkeler her zaman tehdit altındadır. Venezuela’nın petrollerinin olması, Ortadoğu’nun petrollerinin olması onlar için iyi olsa da petrolü ele geçirmek isteyenler için hiç de iyi değildir. Petrol sahibi olanlar, özellikle de petrolünü millileştirenler, siyasi istikrarsızlıklarla boğuşmak durumunda kalırlar.
NOT: Referandum yabancı basının da hayli ilgisini çekti. Birçok medya kuruluşu Türkiye’nin ayrıştığına vurgu yaptı. Gelecekte petrolün yerini BORun alacağı uzmanlarca dile getirilmekte. Türkiye, Bor, Toryum, Uranyum gibi stratejik madenlere ve Fırat ile Dicle gibi önemli su kaynaklarına sahip olması nedeniyle hedef ülke konumundadır. Bizim yapmamız gereken ise BİRLİK olmak.
22 Mayıs 1990 tarihine kadar Yemen Kuzey ve Güney Yemen olmak üzere iki kısımdan oluşuyordu. Yemen’in devrik Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih 1978 ile 1990 arasında Kuzey Yemeni yönetmiş bu yıldan sonra ülke birleşince 2012 yılına kadar görevde kalmıştır. Yani toplamda ülkeyi 34 yıl yönetmiştir. Fakat 27 Ocak 2011’de Arap Halk Ayaklanmaları’nın etkisiyle Yemen Devrimi başlamış ve devlet Devlet başkanı Salih 23 Mayıs’ta dokunulmazlık verilmesi şartı ile istifa etmeyi kabul etmiştir.
Yemen tipik bir Güneybatı Asya ülkesi gibi kültürel çeşitliliğe sahip bir ülke. 25 milyonluk nüfusunun yaklaşık %65’i Sünni Müslümanlardan, %35’i Şiiler’den oluşmakta. Bu da devrim sonrasında Yemen’de iç savaşın çıkmasında etkili oldu.
Devrilen eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih, Şii Ensarullah Hareketine destek vermeye başlamıştır. Yemen’de bir türlü sağlanamayan istikrar sonucu bir hükümet krizi oluşmuştur ve Husilerin başkent Sana’a’yı ele geçirerek, yönetimi devralmasıyla sonuçlanmıştır. Husiler, kısa sürede Taiz gibi büyük güney kentlerini ele geçirmeye başlamıştır.
Yemen Ordusu dağılmıştır. Husiler ikinci büyük kent olan Aden’i kuşatmıştır. Bunun üzerine Suudi Arabistan öncülüğünde koalisyon oluşturulmuştur. Koalisyon güçlerinin bombardımanları Husilerin ilerleyişini durdurmuştur. Ne var ki, bu durum Husileri geriletmeye de yetmemiştir. Öte yandan Arap Yarımadası el-Kaidesi ve diğer radikal gruplar ülkenin doğu bölgelerini ele geçirmeye başlamışlardır. Çatışmalar devam etmektedir.
Türkiye, milli savaş gemisi TCG Bayraktar ile dünyada milli savaş gemisinin tasarım ve inşasını gerçekleştirebilen 10 ülkeden biri oldu.
Bugün düzenlenen tören ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilen TCG Bayraktar savaş gemisiyle ilgili Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye’nin halihazırda dünyada bir savaş gemisini milli olarak tasarım, inşa ve idamesini gerçekleştirebilen 10 ülkeden biri konumunda olduğuna dikkati çekerek, “Bu açıdan Türkiye, 2023 hedeflerini yakalamıştır.” ifadesini kullandı.
Milgem Projesi ise elde etikleri başarılar sonucunda, geçmişte neredeyse tamamıyla dışa bağımlı oldukları seviye ile bugün ulaştıkları seviye arasında gözardı edilemeyecek kadar büyük bir fark olduğunu dile getiren Işık, su üstü askeri gemi ihtiyaçlarını, yurt içi askeri ve özel sektör tersaneler ile karşılayabildiklerini söyledi. Bakan Işık, çok maksatlı amfibi hücum, sismik araştırma, denizaltı kurtarma, çıkarma, sahil güvenlik gemileri ve botlarla ilgili çalışmaların başarıyla yürütüldüğünü vurguladı.
– Türkiye’de özel sektör tarafından inşa edilen en büyük ve ileri teknolojiye sahip yerli ve milli amfibi tank çıkarma gemisi TCG Bayraktar, nükleer, biyolojik ve kimyasal saldırılar için tam personel korumasına sahip.
TCG Bayraktar Milli Savaş Gemisi’nin özellikleri
– Söz konusu gemi, Türkiye’de özel sektör tersaneleri tarafından inşa edilen en büyük ve ileri teknolojiye sahip harp gemisi özelliğini taşıyor.
– Türk Loydu Askeri Gemi Kurallarına uygun olarak, SSM ve Türk Loydu denetiminde inşa edilen bu kapsamdaki gemiler, yine Türk Loydu tarafından sertifikalandırılacak.
– Gemide, bir adet 15 tonluk genel maksat helikopterinin iniş kalkışına olanak sağlayacak helikopter platformu yer alıyor. Yükleme ve boşaltma işlemlerini sağlayabilmek amacıyla geminin üç tarafında birer kapak bulunuyor.
– Gemide, ayrıca her biri 8 ton yük veya 40 kişi taşıyabilen, 20 knot sürat yapabilen 4 LCVP (Landing Craft, Vehicle, Personnel) çıkarma aracı yer alıyor.