Terörü Bitiren ‘Sri Lanka Modeli’

1

Sri Lanka Modeli Nedir?
Sri Lanka’da ayrılıkçı tamil kaplanları adlı gruba devletin hedef şaşmadan operasyonlar düzenlemesi sonucu, tamil kaplanları adlı örgütün kurucularından diğer üst düzey yöneticilerine kadar öldürüldüğü, bunu yaparken de binlerce sivilin hayatını kaybettiği ama terörün bitirildiği, terörle mücadele modeli denebilir. Sri Lanka modeli denince, ‘terörü bitirme odaklanan devletin, insan hakları ihlallerinde bulunduğu’ bir model akla geliyor. (Sri Lanka ordusu, 2009 Mayıs’ında ayrılıkçı Tamil Kaplanlarına düzenlediği operasyonlarda örgütün tüm üst düzey yöneticilerini öldürmüş ve örgütün tüm kamplarını haritadan silmişti.)

Sri Lanka’daki çatışmalar ve Tamil Kaplanlarının Sonu
Sri Lanka’da Tamilli isyancılar ile devlet arasındaki çatışmaların 60 yıllık geçmişi var. 1948’te Britanya’dan bağımsızlığını kazanan Sri Lanka’da ki Tamil azınlığın ülkedeki oranı yüzde 12 civarı.

Tamil hakları ve ayrı bir devlet için savaştığını söyleyen Tamil Kaplanları (LLTE) 1975’te kuruldu. ‘Tamil Eelam’ adında bir devlet kurmaya ant içen LLTE, diğer örgütlerin liderlerini öldürerek tekleşti.

”Süper başkanlık” sistemiyle yönetilen Demokratik Sosyalist Sri Lanka Cumhuriyeti’nde, altı yılda bir halkın seçtiği başkan, devletin, hükümetin ve ordunun başı.

Kurulduğundan beri askeri ve siyasi kanadı olan, hayli hiyerarşik örgütün mutlak lideri Vellupiali Prabhakaran’dı.

sri lanka modeli nedir
Tamil Kaplanları Örgütünün Lideri Vellupiali Prabhakaran

Tamil Kaplanları Yapılanması: Siyasi kanat, eyaletin güvenlik, hukuki, idari işlerini yönetirken yerel TV ve radyo yayınlarına da hakimdi. Ayrıca uluslararası ilişkileri yöneten bir sekreteri vardı.

Askeri kanadı, devletin ordusuna benzer biçimde yapılanmıştı. Bölge komutanları taktik askeri kararları alabiliyordu.

Kadın gerilla güçleri ve deniz kuvvetleri özellikle meşhurdu. En güçlü günlerinde 10 bin kişilik ordusu olan LLTE kadroları 2009 operasyonu sonrası ciddi biçimde azaldı.

1981-2009 arasında zaman zaman şiddeti artarak süren savaşta en az 100 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor. 

‘İntihar bombacısı’ kavramını dünya literatürüne sokan LLTE, sivillere yönelik saldırılarla birlikte, önemli mevkilerdeki figürlere de suikast düzenlemiş bir örgüt. Bu suikastlerin en dikkat çekeni ise Sri Lanka başkanının bombalı saldırı sonrası öldürülmesi.

Tamil Kaplanları’nın Sri Lanka havayolları filosunun yarısını havaya uçurmuşluğu ve buna ek olarak denizaltı batırmışlığı var.

ATEŞKES: Tamil Kaplanları ile Devlet arasındaki barış görüşmeleri
2002’de hükümetle Tamil Kaplanları, Norveç hükümetinin gözetiminde ateşkes imzaladı. Hükümet Tamil Kaplanları yasağını kaldırırken isyancılar da bağımsız devlet talebinden vazgeçti.

Her şey güzel giderken (bir yıl içinde) Kaplanlar, görüşmelerden çekildi. 2004’te Başkent Kolombo’da intihar saldırısı düzenlendi, dışişleri bakanı öldürüldü ve ülkede ‘olağanüstü hal’ ilan edildi.

tamil kaplanları

İsyancı Tamil Kaplanları nasıl yenildi?
Hükümet, Tamil Kaplanları’nın kontrol ettiği bir bölgede suyu kesmesini fırsat bilerek geniş çaplı bir harekat başlattı. 10 yıldır LLTE’nin kontrol ettiği Kilinochi’de gerillaların teslim olması talep edildi. Gerillalar teslim olmayınca, yüz binlerce sivilin yaşadığı bölgede sürdürülen savaşın durdurulması için uluslararası camia çağrılar yapsa da hükümet kulak buna asmadı. Tamil Kaplanları, uçaklarla Kolombo’ya intihar saldırıları düzenledi.

2009 Mayıs’ında ordu, Tamil Kaplanları’nı bozguna uğrattı. LLTE’nin daimi lideri Prabhakaran öldürüldü, gerilla silah bıraktı, Tamil Kaplanlarının yeni seçilen lideri yakalandı.

Sri Lanka Nerede?

sri lanka nerede

Kaddafi Dönemi Libya: ‘Refah ve Huzur’

5

1942’de Libya Sirte’de doğan Muammer Kaddafi 1 Eylül 1969’da yönetime gelmiştir. 7’si erkek 8 çocuğu ve iki de evlatlığı olan Kaddafi 16 Ocak 1970 yılında yeni anayasa hazırlanınca başbakanlık ve savunma bakanlığı görevlerini üstlendi.

Kaddafi dönemi Libya ve Kaddafi hakkında bilmediğiniz birçok şeyi öğreneceğiniz bu yazıyı, çeşitli yazı ve haber kaynaklarından derledim. Eminim çok şaşıracaksınız.

Kaddafi döneminde Libya’da neler oluyordu biliyor musunuz?

Su ve doğal gaz zorunlu ihtiyaç olduğu için ücretsizdi ve Libya’da evlerde elektrik bedavaydı. Sağlık hizmetleriyle birlikte eğimin de ücretsiz olduğu Libya’da tüm hastalar ilaçları hiçbir ücret ödemeden alabiliyordu. Ülkenin kendi ulusal bankaları halktan faiz almazken, hiçbir vatandaş vergi vermiyordu. Şaşıracaksınız ama Kaddafi devrilmeden önce dünyadaki en borçsuz ülke Libya’ydı. Eğer ki yurt dışında okumak istiyorsanız da, devlet tüm öğrencilere aylık 1650 avro ‘geri ödemesiz’ burs veriyordu. Bu rakam 2011 yılının rakamları. Şuan ne kadar verilirdi, siz düşünün.

Petrol gelirlerinin %90’ı Libya halkına gidiyordu ve evlenmek isteyen çiftlere devlet 150 metrekarelik daire veriyordu.(stratejikortak.com) Her aileye de istisnasız aylık o zamanın parasıyla 760 TL para, bir nevi maaş bağlanıyordu. Nüfusun yüzde 25’i yüksek tahsilli üniversite mezunuydu. Kaddafi dönemindeki Libya, IMF veya Dünya Bankası kredisi kullanmamıştı.

Kaddafi, Petrol ihraç eden ülkelere (OPEC) dolar ve euro yerine altın karşılığı satış yapmalarını tavsiye etmişti. Tıpkı Saddam Hüseyin gibi. Bunun anlamı ise altın karşılığı para basmayan Batılı ülkelerin iflasını istemek demekti.

Yönetime geldiğinde İngiliz askeri üstlerini ve birliklerini ülkeden çıkaran Muammer Kaddafi, petrol şirketlerini ulusallaştırdı ve İtalyan, Yahudi azınlığın mal varlığına el koyarak onları göçe zorladı. Türkiye’nin 1974’te ki Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ABD’ye meydan okuyarak, Türkiye’ye açıktan destek veren tek liderdi. 2011’de Arap Baharı sırasında halk tarafından kafası ezilerek öldürüldü.

Muammer Kaddafi’nin ABD’nin Irak işgali ve Saddam Hüseyin’in asılması sonrası Birleşmiş Milletler (BM)’de ki o efsane konuşmasını vererek yazıyı biterebiliriz. Konuşma açık ve net olarak her şeyi özetliyor.

[irp posts=”13969″ name=”Kaddafi Öncesi ve Sonrası: Libya’da Nüfus ve Ekonomi”]

[irp posts=”73″ name=”Kaddafi’nin ‘Arap Baharı’ Kehaneti Tuttu”]

Kaynak:
http://odatv.com/kaddafiyi-hic-boyle-tanimadiniz-2610111200.html
http://haber.stargundem.com/dunya/1142515-libya-lideri-muammer-kaddafi-kimdir-hakkinda-ki-tum-bilinmeyenler.html
http://www.urfahaber.net/haber/libya-ve-kaddafi-hakkinda-bilinmeyenler–4922.html
http://www.bilinmeyenler.org/muammer-kaddafi.html

Kuzey Kore’ye Neden Dur Denmiyor?

2

Kuzey Kore hakkındaki bilgiler büyük ölçüde Güney Kore’den ve bu ülkede bulunan 30 bin kadar ABD askeri varlığından alınıyor. Sadece Rusya, Çin, Laos, Küba ve İsviçre ile diplomatik ilişkisi olan Kuzey Kore’nin bunların dışında kalan her ülkeyi düşman gördüğü ileri sürülebilir. Ancak Kuzey Kore, esas itibarıyla önemli bir görev üstleniyor.

kuzey kore lideri

Kuzey Kore, Çin için bir anlamda “Rusya’nın İran’ı” durumunda. Her an nükleer savaşa hazır çılgın bir ülke görünümü vererek bir yandan Rusya ile Çin arasında tampon oluşturup Rusya’nın Çin üzerinde oluşturabileceği baskıyı dengeliyor, öte yandan ABD’nin Güney Kore ve Japonya’daki askeri varlığını artırmasını sağlıyor. Dolayısıyla Kuzey Kore, eskiden olduğu gibi, Rusya-ABD dengesinde Çin’in “dengenin dengeleyicisi” olmasını sağlayan bir siyaset güdüyor.

Ülke eski sisteme göre yönetiliyor, yaptıkları da yine eski sistemin politikaları olarak vuku buluyorsa, Kuzey Kore’nin “iki kutuplu” sistem isteyenlerin kovasına su taşıdığı söylenebilir. Ayrıca bu ülke, esas gerilimin Ortadoğu’da değil, Asya’nın Pasifik bölgesinde olduğunu hatırlatıyor.

Aslında Prof. Dr. Beril Dedeoğlu’nun yukarıdaki Kuzey Kore analizi noktasından virgülüne kadar doğru. Nasıl ki Türkiye-Rusya uçak krizinde sonra Rusya Suriye’ye S-400 füze savunma sistemlerini yerleştirirken tehlike olarak Türkiye’yi gösterdiyse, işte ABD’de Kuzey Kore’yi bölgedeki etkinliğini arttırmak için bir sebep olarak gösteriyor. Bir nevi meşruiyet kazanıyor.

Hep söylediğim gibi Asya bölgesi dünya politikasında söz sahibi olmak için önemli. Bir gözümüz Ortadoğu’da diğer gözümüz ise Asya bölgesinde olmalı diye düşünüyorum.

Çin, İran’a Karşı Suudi Arabistan’ın Yanında

0

Çin yönetiminin günlerdir beklenen Ortadoğu gezisi Suudi Arabistan’la başladı. Çin, beş gün sürecek bu geziden önemli fırsatlar ve işbirlikleri elde etmeyi planlıyor. Çin’in Ortadoğu için istikrarlı ekonomik politikası, hızlı büyüme-kalkınma, yumuşak diplomasi ve devasa nüfusuyla mükemmel bir model oluşturduğu, Çin devlet kanalındaki analizlerden birisi.

Çin’in ‘İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’ ve ‘Deniz İpek Yolu’ projeleriyle yeni bir ipek yolu oluşturmayı düşünüyor ve bu projelere Suudi Arabistan ve Mısır’ın liman ve yollarıyla katılma isteği olduğu belirtiliyor. Çin’in Suudi Arabistan ziyaretinde Riyad’la stratejik işbiliği içeren 14 anlaşma imzaladı.

Çin’in Yemen açıklaması

Çin’in Riyad gezisinde asıl önemli açıklama Yemen’le alakalıydı. Çin Cumhurbaşkanı Yemen’le ilgili olarak iki ülkenin de Yemen meşru hükümete destek verdiğini belirtti. Yani bu şu demek oluyor; Çin, Yemen’de Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçlerinin İran’ın desteklediği Husilere karşı operasyonlarında İran’ın tarafında değil de, Suudi Arabistan destekli Yemen meşru hükümetinin tarafında. Uzun cümlelerden ziyade Yemen’de ki tarafları hatırlayacak olursak, İran destekli Şii Husiler’e karşı, Yemen meşru hükümeti ve Riyad liderliğindeki koalisyon güçlerinin ittifakı söz konusu.

Daha önce Çin’in Ortadoğu Politikası adlı yazıda belirtildiği gibi, Çin’in bölgede sadece kendi siyasi ve ekonomik çıkarları üzerine dış politika izlediğini gösteriyor. Riyad-Tahran krizinde Suudi Arabistan’a destek veren ülkelerden sonra Suudi Arabistan’ın bölgede diplomatik güç ve kilit ülke olduğunu Çin’in fark etmesi ise zor olmamış. Çin’in yurtdışındaki ilk askeri üssünü Cibuti’ye kuracağını açıklaması ve bu ülkenin Riyad-Tahran krizi sonrasında İran ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini unutmamak gerekir. Riyad’da ki Çin’in bu Yemen açıklaması, İran Rusya ve Çin’in Suriye’de ittifak halinde olmasına rağmen, Yemen’de ve bölgede bu ittifakın geçerli olmadığını gözler önüne seriyor.

Yemen’de neler olduğu hakkında bilgi almak için, Yemen’de son durum adlı yazıyı ziyaret edebilirsiniz.

İran’a Yaptırımların Kaldırılması: Petrol Piyasası ve Rusya

1

İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olan ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya ile Almanya (5+1) arasında 14 Temmuz 2015 tarihinde Viyana’da anlaşmaya varmıştı. Bu anlaşmaya de göre İran nükleer faaliyetlerini Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEA) denetçilerine açacak, denetçilerin onayından sonra da İran’a yönelik yaptırımlar kaldırılacaktı. UAEA denetçilerine göre İran, anlaşmadan sonra uranyum zenginleştirmede kullanılan santrifüjlerin sayısını azaltmış, zenginleştirilmiş uranyum stokunu Rusya’ya göndermiş ve Arak nükleer reaktörünü sökmüştü.

İran'a yaptırımlar kaldırıldı

İran’a uygulanan yaptırımlar kaldırıldı. Bu yaptırımların kaldırılmasıyla da  İran’ın uluslararası bankalarda dondurulmuş olan 100 milyar dolarlık varlıkları serbest bırakılacak. Aynı şekilde İran ile iş yapan ülke ve firmalar üzerindeki yasaklarda kalkacak. Yani İran artık dünya ile ticaret yapabilecek. (İran’a “terörizme destek” ve “insan hakları ihlâlleri” kapsamındaki yaptırımlar uygulanmaya devam edecek.)

İran’a yaptırımların genel sonuçları:
– İran’ın dünya genelindeki 100 milyar dolar varlığı dondurulmuştu.
– İran için en önemli gelir kaynağı petrol ihracatı %50 düştü.
– İran’ın motorlu taşı üretimi %50 düştü ve İran’ın hava taşıt filosu yenilenemedi ve eskidi.

iran yaptırımları
İran’daki 1979 İslam Devrimi’nden günümüze yaptırımlar

İran’a yaptırımların kaldırılmasının farklı bir boyutu da var. Bu da petrol piyasası. Ambargoların kalkmasının ardından İran’ın piyasaya günlük 500 bin varil petrol üreteceği açıkladı. İran’ın petrol arzının, varili 30 dolarların altına düşen petrol fiyatlarını daha da düşüreceği ise görülebilen bir gerçek. Tahran yönetiminin bir sene sonra da üretimi ikiye katlayacağını dile getirmesi aslında şunu ifade ediyor.(stratejikortak.com) Şuan dünya piyasası günde 1,5 milyon varil petrol üretiyor. Petrol fiyatlarının düşmesindeki en önemli faktörlerden biri de ‘petrol üretiminin arttırılması’ olduğu düşünüldüğünde, aslında petrol piyasasının gidişatı hakkında bize ipuçları verebiliyor.

Rusya Başbakanı Medvedev’in son zamanlarda yaptığı ”Ekonomimiz, petrol fiyatlarındaki hızlı düşüş, ülkemize uygulanan yaptırımlar ve küresel ekonomik yapının değişmesi gibi bir çok unsurla aynı anda daha önce mücadele etmek zorunda kalmamıştı” ve ”İran’a yaptırımların kaldırılması bizler için risk oluşturuyor” açıklamaları, insanın aklına komplo teorilerini de getirmiyor değil. Acaba İran’a yaptırımların kaldırılmasında Batı ve ABD’nin farklı planları mı var? Takipte kalalım ve görelim.

Kaynak:
http://tr.sputniknews.com/rusya/20160115/1020229313/medvedev-iran-piyasa-risk-.html
http://www.internethaber.com/medvedevden-itiraf-daha-once-karsilasmadik-1556925h.htm
http://www.aljazeera.com.tr/haber/abd-ve-ab-irana-yaptirimlari-kaldirdi

‘Türkiye Profesyonel Askerliğe Geçmelidir!’

0

Türkiye’nin profesyonel askerlik ve askeri teknoloji konusunda TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü bazı gerçeklerden bahsetti. Aslında hepimizin bildiği, ama ülke olarak hazır olmadığımızı düşündüğümüz bir gerçek.

Askerliğin amatörlerin işi olmadığını, profesyonellerin işi olduğunu söyleyen Özlü, Türkiye’nin profesyonel askerliğe geçmesi gerektiğini söylerken, TSK’nın konu hakkındaki görüşleri ve mevcut durum hakkında bazı açıklamalarda bulundu. Bende açıklamaları çeşitli başlıklar oluşturarak daha okunaklı hale getirmeye çalıştım.

Bir profesyonel askerin performansı, kaç acemi askerin performansına denktir?
En az üç acemi askere denktir.

Askeri gücü oluşturan iki önemli unsur vardır; birisi teçhizattır, malzemedir, ikincisi askerin eğitimidir, yani profesyonelliğidir. Askeriniz profesyonelse, modern teknoloji ile teçhizatınız oluşuyorsa çok ciddi askeri güç olursunuz. Askeri güç demekte milli güç demektir.

profesyonel türk askeri

Dünyadan Profesyonel ordulara örnekler:
Dünyadaki gelişmiş ülkeler Soğuk Savaş dönemi sonrasında, silahlı kuvvetlerini, askeri doktrinlerini, savunma stratejilerini yeniden yapılandırdılar. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ordusu genel olarak teknolojik teçhizatlardan ve profesyonel askerlerden oluşmaktadır.

Almanya birleştikten sonra zorunlu askerliği askıya aldı, yani yasadan kaldırmadı ama pratik olarak kaldırdı ve profesyonel askerliğe geçti.


Fransa zorunlu askerliği tamamen kaldırdı.

ABD ve İngiltere‘de ise 1970’li yıllardan beri profesyonel askerlik var.

Profesyonel ordu ve askeri teçhizat konusunda en ileri ülke hangisidir?
İngiltere, silahlı kuvvetlerini modernize etme konusunda en ileri düzeyde olan ülkedir.

türk askeri

Türkiye neden profesyonel orduya geçmeli?
Artık savaşların özellikleri değişti, teknolojik savaşlar var. Bir tank düşünün, o tankın içinde çok sayıda modern telsizler, haberleşme cihazları, elektronik harp sistemleri var. Acemi askerlerle bu tankı yönetmek çok zor. (stratejikortak.com)Bu tankı kullanan kişinin en az teknik lise, meslek yüksekokulu teknikerlik bölümü mezunu olması gerekir. Yani anlayacağınız acemi askerler tanka çok zarar verir.

İngiltere silahlı kuvvetlerinin bütün ihtiyaçlarını askeri dışı kaynak kullanarak gerçekleştiriyor. Mesela ABD’nin Irak işgalinde 180 bin ABD askeri savaştı ama silahlı kuvvetler içerisinde ki 180 bin sivil vardı. Türkiye’de bu sisteme geçmelidir. Neden mi?

Çünkü böyle olursa, bir karacı asker sadece tanka binip savaşmayı düşünür; o tankın, bakımı, yağı, yedek parçası, lojistiği ile ilgilenmez. Asker sadece savaşmayı, pilot da uçağa binip vuracağı hedefleri düşünür; uçağın onarımı, yakıtı ile uğraşmaz.

Profesyonel askerliğe geçilirse zorunlu askerlik ne olacak?
Fransa usulü olacak. Yani hem profesyonel askerle hem de gönüllüler olacak. Gönüllü askerlik ise Türk toplumunda da askerlik yapmak isteyenlere kapıyı açmak için var olacak.

Türkiye’nin profesyonel askerlik planı var mı?
Aslında hükümetin ve askerlerin bu yönde niyetleri var. Fakat bu bir plan, program, bütçe konusu. TSK bünyesinde profesyonel askerlik yönünde çalışmalar da mevcut fakat Sözleşmeli er, uzman çavuşluk gibi parça parça. Bunların toplu bir sistem içerisinde tamamen profesyonellerden oluşması gerekiyor.

profesyonel bordo bereliler

Türkiye’nin savunma harcamaları neden artmalı?
Dünya ortalamasında savunmaya harcanan para, ülkelerin gayri safi milli hasılasının(GSMH) yüzde 2,5 ile 2,7’si arasındadır. NATO üye devletlere ‘en az GSMH’nin yüzde 2’sini harcayın’ diyor. Türkiye’nin savunma harcaması ise 22 milyar dolar. Türkiye’nin savunma harcamasını GSMH’ya oranlandığında yüzde 1,7 ile 1,9 arasında kalıyor.

TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü’ye göre savunma harcamaları GSMH’ya oranla yüzde 2,5’un altına inmemeli.

Konu hakkında fikirlerinizi aşağıdan yorum olarak yazabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/askerlik-profesyonellerin-isidir-amatorlerin-isi-degildir

Suriye İnteraktif Son Durum Haritası

2

Suriye’de PYD, IŞİD, rejim ve muhaliflerin haritası.. Hangi örgüt nereyi kontrol ediyor? Anlık sürekli güncellenen interaktif Suriye haritası.. 

Esad Rejimi 2016 itibariyle Suriye’nin % 19.8’ini, IŞİD % 40’ını, PKK’nın Suriye kolu PYD % 25’ini ve muhalifler ise Suriye’nin % 15.2’lik kısmını yönetiyor. Şaşırtıcı ama IŞİD’den sonra en fazla alana hakim olan PYD; Esad rejiminden de, hep söylenen muhaliflerden de daha fazla alanı kontrol ediyor. Aşağıdaki harita her an değişen canlı interaktif Suriye son durum haritasıdır.

* Harita güncellendikçe üzerindeki işaretlerle kaynak verilmektedir. Haritadaki değişiklikler birçok kişi tarafından, rejim, muhalif ve PYD kaynaklarından edinilen bilgilerle yapılmaktadır. İnteraktif haritanın hemen altında ‘Tam Ekran’ yazısına tıklayarak haritayı büyütebilirsiniz.

  • Sarı bölge: PYD/PKK
  • Kırmızı bölge: Esad Rejimi
  • Yeşil bölge: Muhalifler(Ahrar’uş Şam, ÖSO vb.)
  • Siyah bölge: IŞİD

[Güncel Irak ve Suriye interaktif haritası için tıklayınız.]


Tam Ekran

Profesyonel Askerliğin ve Ordunun Önemi

0

Dünyadaki gelişmiş ülkeler Soğuk Savaş dönemi sonrasında, silahlı kuvvetlerini, askeri doktrinlerini, savunma stratejilerini yeniden yapılandırdılar. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerin ordusu genel olarak teknolojik teçhizatlardan ve profesyonel askerlerden oluşmaktadır. Almanya birleştikten sonra zorunlu askerliği askıya aldı, yani yasadan kaldırmadı ama pratik olarak kaldırdı ve profesyonel askerliğe geçti. Fransa zorunlu askerliği tamamen kaldırdı. ABD ve İngiltere’de ise 1970’li yıllardan beri profesyonel askerlik var.

profesyonel türk askerleri

Artık savaşların özellikleri değişti, teknolojik savaşlar var. Bir tank düşünün, o tankın içinde çok sayıda modern telsizler, haberleşme cihazları, elektronik harp sistemleri var. Acemi askerlerle bu tankı yönetmek çok zor. Bu tankı kullanan kişinin en az teknik lise, meslek yüksekokulu teknikerlik bölümü mezunu olması gerekir. Yani anlayacağınız acemi askerler tanka çok zarar verir.

Profesyonel askerlik gerçekleşirse şayet, ordu bünyesinde sivil çalışan sayısı artacak. İngiltere’de silahlı kuvvetlerinin bütün ihtiyaçlarını askeri dışı kaynak kullanarak gerçekleştiriyor. Mesela ABD’nin Irak işgalinde 180 bin ABD askeri savaştı ama silahlı kuvvetler içerisinde ki 180 bin sivil vardı. Türkiye’de bu sisteme geçmelidir. Neden mi?

Çünkü böyle olursa, bir karacı asker sadece tanka binip savaşmayı düşünür; o tankın, bakımı, yağı, yedek parçası, lojistiği ile ilgilenmez. Asker sadece savaşmayı, pilot da uçağa binip vuracağı hedefleri düşünür; uçağın onarımı, yakıtı ile uğraşmaz.

Eğer ki profesyonel askerliğe geçilirse de Fransa gibi hem profesyonel askerler hem de gönüllüler olacak. Gönüllü askerlik ise Türk toplumunda da askerlik yapmak isteyenlere kapıyı açmak için var olacak. Askerlik zorunlu olmayacak.

TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Faruk Özlü’nün açıklamalarından derlediğim bu yazıya sonuç verecek olursak da, profesyonel asker savaşta ve çatışmalarda görevli olacak, ötesi berisi olmayacak. Ötesini berisini ise TSK bünyesindeki sivil çalışanlar düşünecek, onlar ilgilenecek.

Tayvan’da Seçimleri Çin Karşıtı Muhalefet Kazandı!

2

Tayvan’da muhalefetin adayı Tsai Ing-wen seçimleri kazanarak ülkenin ilk kadın devlet başkanı oldu.

tayvan lideri

Tavyan ile Çin arasında tarihten kalan sorunlar var. Geçtiğimiz ayda da ABD, Tayvan’a 1.83 milyar dolar değerinde silah satacağını duyurmuştu. Çin ise buna ‘kesinlikle karşıyız’ açıklamasında bulundu. Tayvan’da eski iktidar ile Çin arasındaki ilişkilerine sert bir şekilde eleştirilen Demokratik İlerleme Partisi’nden (PDP) Tsai Ing-wen, seçimlerde oyların yaklaşık yüzde 60’ını aldı.

59 yaşındaki Tsai Ing-wen, eski bir üniversite hocası ve ‘balkon konuşmasında’ Pekin yönetiminin Tayvan politikasına bir kez daha tepki gösterdi.

Çin ile yakınlaşma politikalarının sahibi, iktidardaki Kuomintang (KMT) partisinin adayı Eric Chu ise seçimlerde yüzde 30’da kaldı.

Seçimi kazanan muhalefet partisi Demokratik İlerleme Partisi, 113 sandalyeli Tayvan parlamentosunda çoğunluğu elde edecek gibi görünüyor.

Çin-Tayvan sorunu ABD etkisiyle devam etmekle birlikte, Tayvan’ı günümüzde sadece 23 ülke tanıyor ve Çin Tayvan’ın üzerinde egemenlik etkisi sürüyor. Geçen ay ki ABD’nin Tayvan’a silah satışı sonrasında Çin Dış İşleri Bakanı “Tayvan, Çin’in ayrılamaz bir parçasıdır” demişti.

Sonuç olarak ABD’nin 21. yy itibariyle bölge ülkeleriyle yakınlaşması ve Tayvan’da da ‘Çin karşıtı’ hükümetin kurulması (yani ABD yanlısı olacaktır) Çin için tehlikeli bir gelişme olarak görülmektedir.

Çin-Tayvan Sorunu Nedir?

Kaynak: 
http://www.ntv.com.tr/dunya/tayvana-silah-satacak-abdye-cinden-sert-tepki,m808Q8CTsk6KqY1D0saBxQ 
http://tr.euronews.com/2016/01/16/cin-ile-yakinlasmaya-karsi-olan-muhalefet-tayvan-secimlerinden-zaferle-cikti/

Nazi Katliamlarından Geriye Kalan 11 Fotoğraf

0

Adolf Hitler’in gaz odaları, Yahudilerden sabun yaptırması ve bunun gibi vahşi işkencelerin yaşandığı Nazi Almanyası döneminde yüzbinlerce insan katledildi.

Bu katliamlardan elde kalan 11 fotoğraf:

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

nazi katliamları

Arap Baharı’nın Başladığı Tunus’ta Neden ‘Kaos’ Yok?

1

Arap Baharı birçok ülkede rejimleri değiştirirken, yerini kaos ve istikrarsızlığa bıraktı. Mısır’da ordu ülkenin demokrasiyle seçilen ilk cumhurbaşkanını devirdikten sonra darbeci yönetim otoriteyi daha da sertleştirdi. Tunus’un komşusu Libya‘da ise Kaddafi sonrasında sayısız grubun silahlı çatışmaya girdiği, ve biri Trablus, diğeri de Tobruk’ta olmak üzere birbirine rakip iki hükümetin zuhur ettiği bir duruma geldi.

Suriye yabancı müdahaleler ile etnik ve mezheb savaşının sergilendiği bir yer olurken, Yemen’de de devrik lider Ali Abdullah Salih’in müttefiki Husiler ile Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap İttifakı’nın desteklediği Hadi hükümeti arasındaki kanlı bir mücadele içinde buldu.

Arap Baharı’nın en durgun ve kansız geçtiği yer ise Tunus oldu. Bölgedeki en ilerlemeci anayasa sayılan bir metin ülkede yürürlüğü girebildi. 2014’te seçimlerden zaferle çıkan Nida Tunus ve Nahda Hareketi’nin başını çektiği dört parti koalisyon hükümetini kurdu.

tunus harita

Baharın başladığı ülke Tunus, diğer Arap ülkelerine nazaran ‘Baharı’ daha kısa ve kaossuz geçirdi denebilir. Ülkedeki siyasiler ve askerler genel itibariyle kişisel çıkar ve hazlarının peşlerine düşmediği ise aşikar.

Tunus Neden Karışmadı?
Tunus halkında ki dayanışmacı ruhla birlikte, mezhepçi, etnik, dini veya kabileci bölünmelerin olmaması; Irak, Yemen ve Suriye’de ki gibi siyasi ve mezhepçi ayrışmaların olmamasını engelledi.

Tunus’ta askerin siyasete müdahil olması gibi bir gelenek de yok. Kışladan ayrılmayan ordu siyasete girmeyip, ülke sınırlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmeye çalışıyor. Bu da ülkenin istikbali için en önemli gelişme sayılabilir.

Ülkede siyasilerin de tıpkı askerler gibi kişisel çıkarlarının peşine düşmeyip ülke çıkarlarını düşündüğü söylenebilir. Öyle ki önde gelen iki siyasetçinin suikastı sonrasında iktidardaki Nahda partisi, Arap siyaset tarihinde görülmemiş bir karar aldı. Tartışılmayacak seçim zaferine rağmen iktidardan feragat etmişti.

Tunus’taki siyasilerin bu uzlaşmacı havası ülkeyi karışıklıktan kurtardı. Bağımsız bir seçim komitesi kurularak, iktidar partisi olan Nahda’nın lideri, muhalefeti 15 Ağustos 2013’te Kurtuluş Cephesi şemsiyesi altında toplayan ‘baş düşmanı’ Kaid el Sebsi(şuanki cumhurbaşkanı) ile Paris’te bir araya geldi. Görüşmenin sonucunda, ülkeyi politik çıkmazdan kurtaracak bir yol haritasında anlaşıldı. Bu gidişatın bir sonucu olarak da Nahda’nın Anayasal Demokratik İttifak’ının yetkililerini siyasetten men eden “Devrim Koruma” kanunundan vazgeçerek çoğu muhalifin siyasi arenaya tekrar dönmesi sağlandı. Libya’daki, Mısır’daki “siyaset yasağı” ve Irak’taki baas tasfiyesiyle iki ülkenin de iç savaşa sürüklenmesiyle Nahda’nın aldığı bu kararın ne kadar da isabetli olduğu ise ortaya çıktı.

Tunus Cumhurbaşkanı
Tunus Cumhurbaşkanı El Bacı Kaid el Sebsi

Demokrasinin yayılmasından korkan Körfez ülkelerinin Arapların diktatörlere karşı ayaklandığı her yerde demokratikleşme faaliyetlerini baltalamada oynadığı rol ise bu ülkelerin en büyük sorunu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Arap ülkelerine tabiri caizse demokrasi karşıtlığı üzerine dış politika izliyor. Bu Körfez ülkeleri Arap ülkelerindeki ‘Müslüman Kardeşler’ gibi hareketlere karşı olan yönetimlere açık para desteği sağlıyor. En yakın örnek olarak da Mısır’da ki darbeci Sisi yönetimine destekleri gösterilebilir. Tunus Cumhurbaşkanı Baci Kaid Sibsi’ye, Mısır’dakine benzer bir senaryoyla iktidarı alması karşılığında Birleşik Arap Emirliklerinin para desteği vereceğini, ama bunu Kaid Sibsi’nin reddettiği ise önceden haber ajanslarından duyrulmuştu.

Sonuç olarak Tunusta; Suriye, Mısır, Yemen ve Libya gibi kaos ortamı, Tunus’ta ki siyasilerin, askerlerin ve en önemlisi halkının katkılarıyla bir şekilde engellenmiştir. Ülkeyi karışmayı isteyen dış güçler ve terör örgütlerinin de bir şekilde karşısında durmaya çalışan Tunus halkı ve siyasileri, Arap Baharı’nı en başarılı atlatan ülke olarak gösterilmektedir.

‘Arap Baharı sonrası Arap ülkelerinin bugünkü durumu’ adlı yazımızı okuyarak Libya, Mısır, Bahreyn gibi ülkelerdeki şuanki durum hakkında bilgi alabilirsiniz.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/bae-tunusa-bir-sisi-ariyor
http://www.dunyabulteni.net/yazar/sumeyye-gannusi/20540/devrimin-5-yilinda-tunusun-goreceli-basarisi

IŞİD Bombalı Eylemleri Neden Üstlenmiyor?

1

Türkiye’de son bir yıl için Ankara Ulus, İstanbul Sultanahmet ve Şanlıurfa Suruç’ta bombalar patladı ve suçlu IŞİD dendi. Peki bu bombalı eylemleri IŞİD neden üstlenmiyor?

IŞİD Paris’teki saldırıları üstlenirken, 2014 yılının Haziran ayında Musul’da Türk diplomatları rehin almasından Sultanahmet saldırısına kadar bir çok eylemi üstlenmedi. IŞİD’in her eylemi yaparken, arka planda birçok şeyi hesaba katarak, hiçbir yer ve mekanın tesadüfi olmadığını görebiliyoruz.

IŞİD saldırıları üç kategoride değerlendiriliyor:

1. Kategori:
IŞİD sempatizanı insanların bireysel olarak düzenlediği ama eylemden hemen önce ya da sırasında IŞİD’e biat ettiğini duyurduğu eylemler. Buna örnek olarak da ABD’de California Sen Bernardino’da engellilere hizmet veren bir merkeze düzenlenen saldırılar gösterilebilir.

2. Kategori:
IŞİD’in dünyanın çeşitli yerlerinde vilayet olarak ilân ettiği yerlerde, yerel IŞİD örgütlerinin inisiyatifinde gerçekleştirdiği saldırılar, mesela Mısır ve Libya’da düzenlenen saldırılar.

3. Kategori:
Paris’teki gibi merkez tarafından emri verilen ve planlaması yapılan saldırılar.

ışid bombacıları

Uluslararası ilişkiler uzmanı Serhat Erkmen’e göre:
IŞİD ya da El Kaide gibi örgütlerin saldırıları üstlenmemek gibi genel bir tutumları olabiliyor. ABD’de ki 11 Eylül saldırısını El Kaide’nin düzenlediğine dair kimsenin şüphesi olmadığı halde, El Kaide’nin 11 Eylül saldırısını üstlenmediği gibi. Bu tip örgütler her zaman yaptıkları eylemleri üstlenmiyorlar. Yeni örgütler bunlar. Eskiden örneğin ETA, IRA gibi örgütler, eylemlerini üstlenir hatta eylemi gerçekleşmeden önce ‘şuraya bomba koyduk, sivilleri boşaltın’ derlerdi. Ama eski klasik teorilerle bu yeni örgütleri açıklamak mümkün değil.

TEPAV Uzmanı Nihat Ali Özcan’da:
IŞİD’in Türkiye’de daha önce düzenlediği intihar saldırılarının Suriye’de savaştığı PYD’nin uzantısı olarak gördüğü hedefler olduğunu anımsatıyor. Hem Ankara hem de Suruç saldırısının Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğine dikkat çekiyor ama bununla birlikte Sultanahmet saldırısının IŞİD’in stratejisinde bir değişikliğe gitmeye başladığının da işareti olabileceğini söylüyor.

IŞİD’in Türkiye’de ki bombalı eylemlerdeki amacı
Doç. Dr. Tuncay Kardaş bu sorunun cevabını şöyle veriyor:
IŞİD’in Türkiye’deki hedefleri sırayla Kürtler, sonra laikler ve en son hükümet. Böyle bir kategorizasyonu söz konusu. Ayrıca IŞİD toplumların sosyal fay hatlarını da hedef alıyor. Örneğin örgüt Avrupa’da Müslüman göçmenlerle, Avrupa’nın yerlileri arasında çatışma yaratmayı başardılar. Türkiye’deki saldırılarında da benzer bir amaç güdüyorlar, buradaki toplumsal fay hatları harekete geçirmeye çalışıyorlar. Bunun içinde aceleleri olmadığı biliniyor.

SONUÇ
Aslında konu başlığında ki ‘IŞİD bombalı eylemleri neden üstlenmiyor?’ sorusuna uzmanların verdiği cevaplardan şunu anlayabiliriz. IŞİD’in Türkiye’ye tam cephe almak istememesi düşünülse de, IŞİD’in Türkiye’de ve dünyada ki eylemlerindeki amacı genel olarak ayrışma ve kutuplaşma. Çünkü bu ayrışma onlara militan desteğinden tutun, sempatizan kazanmaya kadar fayda sağlıyor. Fransa’da ki saldırılardan sonra Avrupa’da ki islamofobi kıpırdanması bile buna en yakın örnek. Radikal, ırkçı faşist yaklaşıma farklı bir örnek verecek olursak da, Almanya’da Suriyeli mültecilerin varlığı bile mültecileri istemeyen ırkçı partisinin oylarını %3’lerden %10’lara kadar arttırdı. Bu parti mülteci karşıtlığıyla bu başarıyı sağladı.

Sonuç olarak IŞID patlamaları üstlenmeyerek gizem yaratıyor ve bu gizem ‘karışıklığa müsait ülkelerde’ kaos için bire bir işe yaramaktadır. Türkiye’de bomba patladığında akıllara gelen ‘‘PKK mı? IŞİD mi? DHKP-C mi?” gibi sorulara göre de insanların olaylara bakışının değiştiğini ve bu kutuplaşmanın ince bir şekilde oluştuğunu IŞİD çok iyi bilmektedir.

Kaynak:
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/isid-neden-saldirilari-ustlenmiyor