Somali’nin Ardından Cibuti: Türkiye Ne Yapıyor?

Kızıldeniz’de Mısır, Sudan, Eritre, Cibuti ve Somali’den oluşan hat, Türkiye’nin yakın takibinde. Türkiye’nin 2011’de Somali ile başlayan Afrika Boynuzu macerası, 2012’de Mısır’da Mursi’nin zaferiyle bir temele oturuyordu. Ancak Mursi’nin darbe ile görevinden uzaklaştırılmasıyla gözler tekrar Somali’ye yöneldi (Önceki yazılarda yazdım, Somali’nin komşularıyla devam edeceğim).

Somali’nin küçük komşusu Cibuti…

Küçük ama stratejik noktadaki ülke; ABD, Fransa, Japonya, İtalya ve Çin’in (yurt dışındaki ilk ve tek) askeri üslerine ev sahipliği yapıyor. Türkiye, Cibuti’nin ilk barajını açarak ülke elektriğinin yarısından fazlasının tedarikini sağladı. Afrika’nın en büyük camilerinden birini başkente açtı ve yol yatırımları yaptı. ‘Karşılığında’ ise Cibuti hükümeti, Afrika’nın en büyük serbest ticaret bölgesinde Türkiye’ye 50 hektarlık alan tahsis etti.

Türk Özel Ekonomik Bölgesi olarak ilan edilen alan, Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük serbest ticaret bölgesi oldu. Şu anda da Türkiye ile Cibuti hükümetleri arasında askeri iş birliği anlaşması imzalandı. Gidişatı merak ediyorum.

Sudan: 2019’da Sevakin Adası ve çevresi Türkiye’ye tahsis edilmişti. Türkiye buradaki yatırımlarını kısmen durdurdu çünkü darbe oldu. Sonrasında yeni yönetimle iyi ilişkiler kurulmaya başlandı ancak bu sefer de darbecilere karşı darbe yapıldı ve şu an iç savaş var.

Mısır: 2013’te Sisi’nin yönetimi ele geçirmesiyle ilişkiler rafa kaldırılmış, son iki yılda kaybolan yıllar geri getirilmeye çalışılıyor.

Bir de denize kıyısı olmayan Etiyopya gerçeği var ki Türkiye, Çin’den sonra ülkedeki en büyük ikinci yabancı yatırımcı ülke. Etiyopya içindeki demiryolu hattını yapan Türk firması, Çinli firmalarla birlikte Etiyopya’yı Cibuti’deki yeni kurulan limana ulaştırıyor.

Türkiye, hem petrol hem de dünya ticareti için stratejik noktadaki bu bölgede kendisini göstermek, askeri ve ekonomik iş birlikleriyle Afrika politikasını konumlandırmak için çabalıyor. Küçük ve önemsiz görünen ülkelerin, özellikle bölgeden uzak devletler açısından çok önemli olduğunu ve küçümsenmemesi gerektiğini söylemek lazım.

Türkiye-Somali Anlaşması: Denizlerin Güvenliği Türkiye’de

Türkiye ile Somali arasında 8 Şubat’ta imzalanan savunma ve güvenlik konularını da içeren kapsamlı “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması”, Somali Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı. “Eee yani” diyorsanız, önce temellendireyim.

Somali, 2011’den bu yana Türkiye’nin Afrika’daki en önemli müttefiki. Somali’nin parçalanmış devlet yapısını kurumsallaştıran ülke olan Türkiye, iç savaş öncesi Afrika’nın en büyük ikinci ordusu Somali’yi ayağa kaldırmaya kararlıydı. Şu an o seviyelerde değil ama güvenlik son 33 yılın en iyi seviyesinde. Devlet yapısı gibi ordu yapısı da kuruldu. İşte iç güvenlik (kısmen de olsa) bir aşamaya geldi ama deniz ülkesi Somali’nin denizleri kime emanet?

Somali’nin ne savaş gemisi var ne de Deniz Kuvvetleri. Bu aşamada bir de Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden ve kimsenin tanımadığı Somaliland’ın, tanınma karşılığında denize kıyısı olmayan Etiyopya’ya, denizlerini açacağını açıklaması bazı gerçekleri ortaya çıkardı. Deniz güvenliği de sağlanmalı…

Somalili bakanlara göre bu anlaşma, “dönüm noktası” ve 10 yıl boyunca Somali’yi önemli ölçüde güçlendirecek.

Anlaşma kapsamında Somali donanması kurulacak, Somali karasuları Türk savaş gemilerine açılacak, Türkiye’nin deniz üssü kurulmasına (muhtemelen) onay verilecek, büyük petrol rezervlerinin olduğu belirtilen Somali denizindeki kaynaklardan Türkiye yararlanacak. Çünkü anlaşma sadece karasuları değil, MEB alanlarını da kapsıyor. Yani denizin altı. Bazı iddialara göre Somali yeraltı kaynaklarının yüzde 30’u Türkiye’nin olacak ama kesin olmadığı için iddia demeye devam edelim.

Bu anlaşma, Türkiye’nin yakından takip ettiğim Afrika politikasına dair çok önemli eşiklerden biri. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, “Türkiye bu anlaşma çerçevesinde sadece 10 yıl boyunca denizlerimizi koruyacak. 10 yıllık işbirliğinden sonra biz de denizlerimizi koruyacak bir donanmaya sahip olacağız.” diyor. Mısır’dan Somali’ye (Eritre hariç) kadarki Kızıldeniz hattında faal olan Türkiye neyi amaçlıyor? Bu da farklı bir yazının konusu olsun.

Cecot: El Salvador’daki Hapishanenin Başarılı Sonuçları

Dünyanın en fazla cinayet oranına sahip ülkesi El Salvador, 2019’da Nayib Bukele’nin Cumhurbaşkanı olmasından sonra büyük değişimler yaşadı. Ülkeyi huzur şehirleriyle donatacağını vadeden Bukele, Terörizmi Hapsetme Merkezi (Cecot) adında, insan hakları savunucularını ve çete üyelerini perişan eden hapishaneyi kurdu. Görüntüleri hepimiz gördük. Beyaz ve tek tip kıyafetlerdeki çete üyeleri ilk olarak 2022’de buraya nakledildi. Kısaca hapishaneden bahsedip sonuca geleyim.

Mahkumlar dört katlı ranzalarda kalıyor ve herhangi bir alet ölümcül bir sil*ha dönüştürülebileceğinden pirinç, fasulye, haşlanmış yumurta ya da makarnadan oluşan yemeği elleriyle yemek zorundalar. Çok sıcak bir ülke olmasına rağmen sıcaklara karşı pencere de yok havalandırma da.

Yedi futbol stadyumuna denk gelen devasa kompleks; 19 kule tarafından korunan dış cephe, iki elektrikli çit ve güçlendirilmiş iki betonarme duvarla çevrili. Güvenlik had safhada. Gardiyanların hepsinin yüzleri kapalı. Burada kalan mahkumların kim olduğu uluslararası örgütlerden de saklanıyor. Görüş günü yok.

Anketlere göre halkın yüzde 92’si Cumhurbaşkanı Nayib Bukele’nin kararını destekliyor. Zaten bu ayki seçimlerde Bukele, oyların yüzde 80’inden fazlasını alarak yeniden zafer ilan etti.

İstatistiklere göre son 30 yılın en düşük cinayet sayıları görülmüş ve cinayetler 20 kat azalmış. Genel olarak El Salvador’da cinayet oranları yüzde 70 azaldı. İki seneden daha kısa bir sürede, 100 bin kişi başına 2,4’lük bir cinayet oranına ulaşıldı. Arkadaşlar bu rakam Kanada hariç Amerika kıtasındaki en düşük oran, şaka değil. Bir zamanlar dünyada en fazla cinayetin işlendiği ülke, yakın bir zamanda Avrupa seviyelerine gelecek. BBC ise hâlâ “insan haklarının kara deliği” diyor.

Bu konuda da gerçekçi olalım. Bu hapishaneye sadece vahşi katliam yapan çete üyeleri atılıyor. Adam 4 askerin kafasını kesip nehre atmış. Bu adam hapishaneye girip paşalar gibi mi yaşasın? Hastalık ne kadar büyükse, tedavi de o kadar ciddi olmalı. Kanser hastasına soğuk algınlığı ilacı verip gönderemezsin.

Mısır-Türkiye İlişkileri: ‘Kaybolan Yıllar’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi, cumhurbaşkanları seviyesine taşıdık. Değerli kardeşimi, konsey toplantımızı gerçekleştirmek üzere ilk fırsatta Ankara’ya beklediğimi söyledim” dedi. Sisi ise bu davete yanıt olarak Nisan ayında Türkiye’ye gideceğini belirtti…

“Katil” ve “diktatör” Sisi’nin “kardeş” olması, Türk diplomasisi açısından hem sevindirici hem de güvensizlik göstergesi. 2013’ten bu yana “katil” Sisi ile ilişki kurmayı reddeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022’de Doha’daki Dünya Kupası’nda el sıkışmasıyla yeni bir sayfa açmıştı.

Sayfa açılmadan önce Körfez ve Akdeniz’den adeta soyutlanan Türkiye, şu anki MİT Başkanı, dönemin CB Sözcüsü İbrahim Kalın’ın “değerli yalnızlığı” ile karşı karşıyaydı.

Türkiye ve Mısır, 10 yıl sonra ilk kez Temmuz 2023’te karşılıklı olarak büyükelçi atama kararı aldıklarını duyurdular. İki ülkenin iyi ilişkiler kurmasının, iki ülke için de katkısı paha biçilmez.

Şu anda Mısır-Türkiye ticaret hacmi 10 milyar dolarındayken, İsrail-Türkiye ticaret hacmi 9 milyar dolara yakın. Mısır’ın nüfusu 110 milyon, İsrail’in ise 10 milyona yakın. Bu büyük kayıp. Küresel ticari nakliyatın yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Süveyş Kanalı’na sahip olan Mısır; hem bölgenin hem de İslam aleminin en büyük ve en güçlü ülkelerinden biri. Ama 10 yıldır siyasi ilişki yoktu. Anlam veremiyorum gerçekten…

Mısır’ın için de Türkiye önemli bir ülke. Çünkü Mısır’ın komşusu Libya’da Türk ordusu var. Mısır’ın diğer komşusu Filistin’de yaşanan katliam ve olası riskler konusunda diplomasi masasının bir yanında Türkiye var. Akdeniz’de deniz alanlarında komşu. Akdeniz’in en stratejik noktasındaki Kıbrıs’ta 50 binden fazla Türk askeri var.

Mısır’ın sorun yaşadığı Etiyopya ile Türkiye, önemli ekonomik ve siyasi ilişkilere sahip. Yani Mısır bizim için önemli ama Kahire için Ankara da çok önemli.

Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Mısır lideri Sisi, “Şimdi bana kaybolan yıllarımı verdiler” diyerek, ikili ilişkileri ve Libya’dan Akdeniz’e kadar olan sorunları ele almalı, Akdeniz’de Yunanistan’ın maksimalist politikalarına karşı adım atmalı. Kaybolan yılları geri getirmek zor olacak.

Teksas’ta Yaşananların Özeti ve Teksas’ın Önemi

Teksas eyaleti Meksika sınırında yer alan, güney hattının en güçlü eyaletlerinden. Meksika’dan devam eden göçmen akışı durmayınca, kendi önlemlerini alan Teksas Valisi, sınıra dikenli teller yerleştirdi. Amerikan Başkanı Biden buna tepki gösterdi ama Vali bunu umursamadı. Bunun üzerine Biden yargıya başvurdu ve yargı tellerin kaldırılmasına hükmetti. Ama Teksas Valisi bunu da tanımadı ve baskılara karşı 25 Cumhuriyetçi eyaletin desteğini alarak direniş gösterdi. Üstüne bir de 10 eyalet Texas’a destek amaçlı asker gönderince, kriz farklı boyuta verildi.

Öncelikle ABD ordusunun bir parçası olan ulusal muhafızlar, doğrudan Teksas Valisi’nden emir alıyor ama tabi ki Başkan’ın emrinde hareket etmesi gerekiyor. Emir-komuta federal yönetime devredilmediği için kontrol Vali’de.

İkinci olarak da kriz patlat verince, Teksas’ın Cumhuriyetçi vekili Slaton, Demokrat Başkan Biden’e karşı bir yasa teklif etti. “Teksas eyaletinin ABD’den bağımsızlık olasılığını araştırmak için bir referandum düzenleyebilecek” yasa tasarısını teklif eden Slaton, dünyada “Teksas bağımsız mı oluyor?” konusunu gündeme getirdi. ABD’de anayasal olarak eyaletlerin tek taraflı bağımsızlık ilan etme yetkisi yok. Yani bağımsızlık muhabbeti dayanaksız. Olay bu. Ama Texas konusunda tarihi temel atalım.

Teksas, Meksika’dan ayrılarak 2 Mart 1836’da bağımsızlığını ilan etti, fakat ABD, Teksas Cumhuriyeti’ni 1837’de tanıdı. Yaklaşık 10 yıl sonra Teksas’ın ABD’ye katılması, ABD ile Meksika arasında savaşa neden oldu. Savaş’ı kazanan ABD ile Meksika arasında yapılan anlaşma kapsamında ABD’ye bağlanan Texas, zenginlerin büyük imtiyazlar elde ettiği yeni bir döneme girdi. Seçimleri kazanan Lincoln’ün “köleliğin kaldırılması” vaadi üzerine güneyde Texas öncülüğündeki 7 eyalet Amerikan Konfedere Devletleri’ni kurarak bağımsızlık ilan etti. İşte 1961’de başlayan ve toplamda 11 eyalet ile Amerikan İç Savaşı’nın güneyli “konfederasyon” tarafını oluşturan bölge, dört yıl kuzey eyaletleriyle savaştı. Sonunda savaşı Kuzey eyaletleri kazandı ve 1865’te kölelik kaldırıldı.

ABD’deki sağcıların en güçlü olduğu eyalet olan Teksas, sembol eyalet olarak gününüze kadar varlığını korudu.

Dünyada Parayla Satılan Vatandaşlığın Yarısı Türkiye’de

İtalyan gazeteci Marco D’eramo, İngiliz sol gazetelerinden New Left Review’da kaleme aldığı bir yazıda, Türkiye’deki vatandaşlık satışlarının çarpıcı yüzünü bizlere gösteriyor. Yazıya göre, dünya çapında gerçekleştirilen vatandaşlık satışlarının yarısından çoğu Türkiye’de yapılıyor.

2018’deki yönetmelikle 250 bin dolarlık gayrimenkul alan bir yabancıya Türkiye vatandaşlığı verilirken, 2022’de bu sayı 400 bin dolara çıktı. Sayı artınca vatandaşlık başvuruları azalsa da Türkiye hâlâ Arap ülkeleri ve savaş bölgelerinin elitleri için öncelikli tercihler arasında. (Aslında Ukrayna Savaşı nedeniyle 2022’ye konut satışları yüzde 15 arttı.)

D’eramo bunu, “Türkiye 80 milyonluk nüfusu ve güçlü ordusuyla dünyanın en güçlü 20 ekonomisinden biri.” olarak tanımlıyor. Her ne kadar pasaportumuz ABD ve Avrupa kadar kıymetli olmasa da yaşanabilirlik, lokasyon ve imkanlar açısında Türkiye bir cennet. Birçok Karayip ülkesinden daha oturmuş bir kültür ve sisteme sahip olan Türkiye, para biriminin düşük olmasıyla ekstra dikkat çekiyor.

Mesela İranlılar, çok uzun süredir Türkiye’ye geliyor. Vatandaşlık furyasından önce de Türkiye’yi güvenli liman olarak gören İranlılar, 2018’den sonra gayrimenkul alarak vatandaşlık elde etti. Yazıya göre İranlılar yılda 10 bin konut alıyor. Tabi ki bunların hepsi vatandaşlık almıyor. Mesela geçen sene en fazla konut Rusya, Irak, İran ve Suudilere satıldı.

Dünya genelinde yılda satılan yaklaşık vatandaşlık sayısı 50.000 civarında. Yarısı da Türkiye’de. Yatırımla vatandaşlık; güvenlik, kara para aklama ve vergi kaçırma gibi konularda sorunlar oluşturduğu için özellikle Güney Kıbrıs, Bulgaristan, Portekiz ve İrlanda’da son buldu. İngiltere de kısmen kaldırdı.

Portekiz’de kaldırılmasının en önemli sebebi ülkede konut krizinin yaşanması. Peki Türkiye?

Karayip ülkelerinden hallice vatandaşlığa sınır bile getirmeden emlakçı gibi ev satılmasını bekliyor. Hep bahsettiğim demografi olayına girmeyeceğim ama ev krizinin en büyük sebeplerinden biri bu.

Lüks evi yabancılar, alt segmenti Türk zenginleri, onun altını orta kesim, … , en altta sığınmacılar. Araya sıkışan bir Türk halkı var ve kirasını ödeyemiyor. Anlamak zor mu?

Almanya’nın İsrail Politikası: “Almanya=Soykırım”

Belki sizin için hiçbir şey ifade etmeyecek ama bilin…

Uluslararası Adalet Divanı’nın 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre Güney Afrika, İsrail’in Gazze’de işlediği suçların soykırım suçu olduğunu iddia ederek dava açtı. Almanya da bu davaya “İddialar gerçek dışı” diyerek İsrail lehine taraf oldu. Ukrayna’nın Rusya’ya yönelik açtığı davada da Ukrayna lehine taraf olan Almanya, 20 binden insanı öldüren ve yüz binlerce insanı göçe zorlayan İsrail’in suç işlemediğini savundu.

Aslında 2019 yılında Almanya, “Soykırım dünyanın neresinde olursa olsun hepimizi etkiliyor.” diyerek Gambiya tarafından Myanmar hükümetine karşı Rohingya Müslümanlarına yönelik soykırım gerçekleştirildiğine dair açılan davada Gambiya’yı desteklemişti. Dünyanın neresinde olursa olsun ama İsrail tarafından Filistin’de yapılırsa iş değişir diyen Alman hükümeti, İsrail’in suçlarını dile getirmeyi geçtim, askeri ve ekonomik olarak Tel Aviv yönetimini destekleyerek 20 binden fazla ölen insanın sorumluları arasına girdi. Bir de İsrail’i savunmak için davaya müdahil oldu.

20. yüzyılda soykırım suçu nedeniyle İsrail’e milyarlarca dolar tazminat ödeyen Almanya, aynı yüzyılda Afrika’daki Namibya’da Herero ve Nama halklarına karşı soykırım işlediğini kabul etmesine rağmen tazminat ödemeyi reddetti. Çünkü Afrika halkı tazminatı hak etmiyordu.

“Almanya kötü, Batı öcü” demeyeceğim ama görün. ‘Demokrasi ve insan hakları savunucusu’ olan Almanya, tamamen siyasi ve ekonomik kaygıları nedeniyle İsrail-ABD ikilisine karşı gelemiyor, karşı gelemediği gibi destekleyerek “ben de sizdenim” diyor. Kendisinde adalet terazisini kurma hakkı görenlerin, kendi menfaatleri için bunu kullandığını görün, bilin. Bir milyona yakın Iraklı, Amerikan işgalinde ölürken üç maymunu oynadığını hatırlayın. En önemlisi de uluslararası ilişkilerde adalet ve insan haklarının tamamen çıkarlar doğrultusunda savunulduğunu unutmayın.

Almanya = ?

Çok ağır itham değil mi? Ama bazı gerçekler, ithamların bile başını ezebilecek kadar ağır.

25 Ocak 2024

İtalya ile Türkiye Göçmenlere Yönelik Anlaşma Yaptı mı?

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni Cumartesi akşamı İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. Sonrasında ne basın toplantısı düzenlendi ne de iki taraftan görüşmenin içeriğiyle ilgili resmi bir açıklama yapıldı. Bu da hepimizi korkuttu. Yoksa…

İtalya’nın sağa yakın Il Giornale gazetesine göre insan kaçakçılığı ile ilgili Türkiye ile İtalya arasında anlaşma imzalandı. Haberde, “Başbakan’ın imzaladığı anlaşma, ‘Sultan’ Erdoğan’ın büyük nüfuz sahibi olduğu Libya’dan çıkışları durdurmayı amaçlıyor” dendi. İki taraf da resmi açıklama yapmadığı için, İtalyan gazetesinin bu haberine göre yorum yapacağız. Gazetenin içeriğine göre Libya’da askeri, siyasi ve ekonomik nüfuz sahibi olan Türkiye ile göçmenlerin Libya’dan çıkışı için anlaşma sağlandı. Yani Türk Deniz Kuvvetleri gemileri bölgede faaliyet yürütecek. Avrupa Birliği ile 2016’da imzalanan Geri Kabul Anlaşması gibi bir anlaşma söz konusu değil. Peki anlaşma olduysa neden gizleniyor?

Burada iki seçenek ortaya çıkıyor. Birincisi; geçişlerin denizden engellenmesi ise bu Türkiye’nin bölgedeki varlığını kabul etmek ve uluslararası hukuk açısından Libya’nın egemenliğinin ihlâli anlamına gelebilir. Alenen böyle bir iş birliği tarafları sıkıntıya sokabilir. İkincisi ise yakalanan Afrikalıların Türkiye’ye getirilmesi. Bu seçenek coğrafi sebeplerden dolayı biraz daha zor görünüyor. Bu operasyonun yükü çok büyük ve gizlenmesi en az coğrafi zorluklar kadar sancılı olur.

Hepimizin korkusu ise ikinci seçenek. Çünkü ne sığınmacılar konusunda ne de AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması konusunda hükümet adım atmadı. Bu yönde bir çalışma olacağına dair ışık da yok. Şayet bu anlaşma gerçekleşmişse Türkiye için felaket olacaktır. Ancak Cumhurbaşkanlığı hiçbir anlaşma olmadığını açıkladı.

Sığınmacıları sokağa işeyen ya da işçi olarak tanımlamak; sığınmacının dini veya dilini masaya yatırmak, iyi veya kötü diye ayırmak, en hafif tabiriyle ahmaklıktır. Ayrım yapmadan, siyasi görüşümüz ne olursa olsun tüm sığınmacılara karşıyız ve bunu ırkçılığımızdan değil, Türkiye’nin geleceği için istiyoruz. Bu konuyu da ılımlı hale getirmek kimlerin işine geliyor, çok iyi biliyoruz.

23 Ocak 2024

Türkiye’nin Kuzey Irak Operasyonları, Harita ve TSK’nın Amacı

Türkiye’nin sınır ötesinde terörle mücadelesi Suriye’de olduğu gibi Irak’ın kuzeyinde de devam ediyor. 22 Aralık’ta Hakurk, bir gün sonra da Metina bölgesindeki üslere sızma girişiminde bulunan teröristlerin saldırısında 12 askerimiz şehit düştü. Acı olayın etkisi henüz geçmemişken, geçen hafta yine Irak’ın kuzeyindeki Metina bölgesindeki Türk askeri üssüne yapılan saldırıda 9 askerin şehit olduğu bildirildi.

Üç haftada 21 askerin şehit düştüğü saldırıların ardından en çok konuşulan konu, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyindeki varlığı oldu. Türkiye’nin sınır ötesinde üs noktaları oluşturmasındaki amaç ne? Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) yaklaşık 5 senedir bölgede neyi hedefliyor? Bu sorulara, anlaşılır bir dille cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle Irak’ın kuzeyindeki Türk askeri varlığından bahsedelim. Çoğumuz bunun yeni olduğunu düşünüyor. Oysa ki Kıbrıs’tan sonra ilk sınır ötesi operasyon 1983’te yapıldı. Sonrasındaki süreçte özellikle hava bombardımanlarıyla mücadele devam ederken, 90’larda neredeyse her yıl onlarca harekat düzenlendi. Bu operasyonlarda geçici askeri noktalar harekat boyunca kurulurken, harekat bittiğinde dağıtılıyordu. Yeni dönemde 40’tan fazla noktada askeri birlik konuşlandıran TSK, terör örgütünün alan hakimiyetini kısıtlamayı öncelikli hedef olarak belirledi.

Harekatlar Nerede Yapılıyor ve Neyi Amaçlıyor?

2016’dan itibaren IŞID ve Suriye’deki PKK’ya (YPG) yönelik operasyonlar icra eden, Irak’ın kuzeyinde ise tıpkı Suriye’deki gibi sınır güvenliğini sağlamaya yönelik harekatlar düzenleyen Türk ordusu, Mart 2018’de Kararlılık, 2019’da ise Pençe Harekatları ile yeni stratejinin ‘startını’ verdi.

Bu noktada biraz detaya gireceğim ama konuyu anlamamız adına bu şart. 27 Mayıs 2019’da Pençe-1 ve Pençe-2 ile Hakurk, aynı yıl Pençe-3 ile Haftanin’e sınır ötesi harekat düzenlendi. Buradaki ilerleyiş, PKK’nın sığınak ve kamplarının imhası ve temizlenen bölgelerdeki hakim tepelere askeri üsler kurularak devam etti.

Pençe-Kartal hava harekatı sonrası, Pençe-3 Harekatı’ndaki Haftanin’in daha da güneyine inilerek Pençe Kaplan Harekatı’nın başladığı duyuruldu.

2021’de Metina bölgesine Pençe-Şimşek, Avaşin-Basyan bölgesine ise Pençe-Yıldırım operasyonları düzenlendi.

Pençe Harekatları’nın farklı tarihlerdeki Kartal, Şimşek, Yıldırım ve Kılıç operasyonları ile Irak’ın 30 kilometre kadar içlerine girildiği belirtildi. Aslında haberlerde ya da bir tweet ile gördüğümüz “Pençe” harekatlarının her biri; derin, etkili ve zorlu bir mücadele örneği.

“Türkiye bu operasyonlarla teröristleri etkisiz hale getiriyorsa, neden Irak’ta üsler var? Benim askerim neden Irak’ta?” diye soruyor olabilirsiniz. Buna da ikinci başlıkta ele aldım.

Türkiye’nin Değişen Stratejisi ve Üslere Yönelik Tepki

Türkiye’nin savunma stratejisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sınırlarımızdaki tehdide yerinde müdahale edeceğiz’ söyleminden sonra değişti diyebiliriz. Medyada “terörü kaynağında yok etme” stratejisi olarak tanımlanan harekatlar, öncekilerin aksine kalıcılık üzerine. Daha basit haliyle, önceden terör örgütü mensupları Türkiye sınırındaki askeri üslere saldırır ve Irak’ın içlerindeki kamplara çekilirdi. Bu kamplarda yeni saldırılarıların hazırlıkları yapılırdı. Türk askeri de düzenlenen operasyonlarla teröristleri takip eder ve etkisiz hale getirirdi. Şu an bu değişti. Türk askeri, operasyonlarla terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getiriyor ve bu bölgelerde askeri noktalar oluşturuyor. Fakat bu yeni “kalıcı olarak konuşlanma” stratejisine yönelik birçok eleştiri de mevcut. 90’larda birçok sınır ötesi harekatı yöneten emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun konuya ilişkin yorumu şöyle:

“Biz oralarda üsler kuruyoruz. Fakat bu üs meselesi ben Hakkari’ye atandığımdan beri kabul etmediğim, uygulamadığım bir şey. Çünkü, bizim toprakla ilgimiz yok. Biz gireriz, 2-3 günde darmadağınık ederiz. 3-4 günden fazla kalmayız. Gayrinizami çatışmada toprak önemli değil. Teröristin kendisi önemlidir, bize kendisi lazım. Hududu korumak başka bir şey, teröristleri bulup yok etmek başka bir şey. Gayrinizami harpte tek bir formül vardır: Ara, bul, yok et. Ne üssü? ABD, Vietnam’da üsleri basılarak 56 bin ölü verdi. Üs demek, sen sabitsin demek, sen gözetleniyorsun, sen takip ediliyorsun demek. ‘En zayıf anında mutlaka ben sana baskın yaparım’ demek.”

Eski operasyonlardan farklı olarak yeni harekatlar ile sınır ötesinde askeri üs bulunduran Türkiye, PKK’nın Haftanin, Avaşin, Zap ve Hakurk’taki ideolojik, lojistik ve eğitim kamplarındaki harekat kabiliyetini daraltırken, güvenlik güçlerinin istihbarat ile birlikte yeni operasyonları için alan açıyor. Operasyonlarla sınır hattının 30 km derinliğinde bir (güvenli) tampon bölge kurulması, örgütün 40 yıldır girilemeyen kamplarına müdahale edilerek psikolojik üstünlüğünün elde edilmesi ve örgütün lojistik ağının kesilerek Türkiye içerisine Irak’tan saldırı düzenlenmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Bu konuda başarılı olduğu da söylenebilir. Ancak, 90’larda dönemsel konuşlanmada işin doğası gereği çadırlarda kalan askerlerimizin, 2024 yılında, zorlu arazi şartlarında bile benzer şekilde konuşlanması büyük zafiyetler oluşturabiliyor.

Terörle mücadele kapsamında sahada varlık gösteren Türk ordusu, operasyonel becerisini bölge koşulları kapsamında geliştiriyor, terörü sınırın ötesinde karşılıyor. Değişen stratejiyi PKK’nın kırsal alandaki faaliyetleri üzerinden ele aldık ama tamamen bundan ibaret değil. Aslında PKK, son dönemde Suriye ve Irak’taki istikrarsız durumu kendi lehine çevirerek dağlardan şehire indi. Suriye’de ABD’nin desteğiyle ‘ordulaşma’ aşamasına gelirken; Irak’ta Sincar, Mahmur, Süleymaniye ve Kerkük’te etki alanını siyasi ve askeri olarak genişletti.

Türkiye’nin bu yeni stratejisini geniş perspektiften yorumlamamız, değişen bölgesel dinamikleri de masaya yatırdığımızda tehditleri sınırımızda karşılamamızın büyük riskler barındırdığını anlamamız büyük önem arz ediyor.

BAYDNO tarafından ele alınan yazı, 15 Ocak’ta BUNDLE’da yayınlanmıştır.

Bedelli Askerlik Seti ve Asker Malzemeleri Asker Kolisi’nde!

0

Bedelli askerlik sürecine hazırlık yaparken yanınıza almanız gereken malzemeleri düşündünüz mü? AskerKolisi.com olarak bedelli askerlik adaylarına özel olarak hazırlanan setleri ile sizlere hizmet veriyoruz. Yılların tecrübesi ve kalitesiyle, askerlik maceranızı daha konforlu ve uygun bir şekilde geçirmeniz için ihtiyaç duyduğunuz tüm ürünleri bir araya getiriyoruz.

Bedelli askerlik malzemeleri arasında en önemli detaylardan biri, TSK standartlarına uygun olan askeri iç çamaşırlarıdır. Asker Kolisi, %100 pamuk içerikli asker iç çamaşırlarıyla bu standartlara tam uyum sağlıyor. Bedelli askerlik seti içerisinde yer alan bu çamaşırlar, konforlu ve hijyenik bir kullanım sunarak sizi her anlamda desteklemektedir.

Bedelli askerlik setimizde bulunan diğer özel ürünler arasında bot vatkası, asker tişörtü, asker boxerı, asker çorabı, temiz-kirli çamaşır torbası, tıraş malzemeleri, ipli asker cüzdanı, pudra ve asker tabanlığı gibi ihtiyaç duyabileceğiniz her şey yer alıyor. AskerKolisi.com’un 6 yıllık deneyimi ve 20 binden fazla mutlu müşterisi, size en kaliteli hizmeti sunma taahhüdünü güçlendiriyor.

Bedelli askerlik sürecinde sizlere pratik çözümler sunan Asker Kolisi, bedelli askerlik setleri ile öne çıkmaktadır. Bu setler, ihtiyaç duyduğunuz tüm malzemeleri bir araya getirerek sizlere alışveriş stresinden kurtarıyor. Bedelli askerlik malzemelerini tek tek aramak yerine, uygun fiyatlı ve kaliteli setlerimizden birini tercih edebilir, askerlik maceranıza odaklanabilirsiniz.

6 yıllık tecrübemizle, Google ve diğer platformlardaki % 100 müşteri memnuniyetinin olduğu yorumlarla, müşteri memnuniyetini ön planda tutarak sunduğu hizmetlerimizi sürekli olarak geliştiriyoruz.

Bedelli askerlik setleri, kalite standartlarımızı karşılamak adına özenle seçilmiş ürünlerden oluşmaktadır. Bedelli askerlik sürecinizde ihtiyacınız olan her şeyi tek bir tıkla kapınıza getiriyoruz. Bedelli askerlikte rahatlığı ve konforu bir arada yaşamak isteyenler için AskerKolisi.com, güvenilir alışverişin adresidir. Siz de bedelli askerlik malzemelerinizi uygun fiyatlarla ve TSK standartlarına uygun olarak temin etmek istiyorsanız, hemen AskerKolisi.com’u ziyaret edin ve bedelli askerlik setlerimizin avantajlarından yararlanın.

Bedelli askerlik sürecinizi daha kolay ve konforlu hale getirmek için ihtiyacınız olan her şeyi bir araya getiriyor. %100 pamuk içerikli asker iç çamaşırları, kaliteli malzemelerle hazırlanan setlerimiz ve uygun fiyatlarımız ile AskerKolisi.com, bedelli askerlik maceranızda yanınızda. Bedelli askerlik malzemeleri, asker malzemeleri ve bedelli askerlik seti arayışınızı sonlandırmak için hemen sitemizi ziyaret edin!

İran-Pakistan İlişkileri: Bilinmeyen Arka Plan

İran, askeri kapasite ve nüfus açısından güçlü ve dünyada nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke olan komşusu Pakistan ile Beluçlar nedeniyle sorun yaşıyor. İki ülkede de Beluç halkını savunduğunu iddia eden farklı örgütler, Pakistan ve İran’a yönelik saldırı düzenliyor.

Mesela İran’a saldıran Beluçlar, Ceyşul Adl ve Cundullah gibi örgütlerle; Pakistan’a saldıran Beluçlar ise Belucistan Özgürlük Ordusu adıyla eylemlerini gerçekleştiriyor. İki ülke de kendilerine yapılan saldırılardan karşı tarafı suçluyor. İran’ın Pakistan’a saldırma bahanesi olan Ceyşul Adl örgütü, Tahran’a göre Pakistan’ın gözetiminde saldırıyor. Pakistan da İran’a diyor ki sen de aynısını yapıyorsun hatta daha da ileri giderek topraklarını Hindistan’a açtın ve Hindistan üssü haline getirdin.

Basında füze deyip geçilen mevzunun arka planı şimdi başlıyor. Yaslanın geriye.

Çin, Pakistan’a 60 milyar dolardan fazla yatırım yaparak Doğu Türkistan’dan Pakistan’daki Gwadar Limanı’na kadar ekonomik koridor oluşturuyor. Bu 3 bin kilometrelik koridoru da 10 bin kişilik özel bir güç ile koruyor. Hindistan da iki büyük düşmanının ittifakını görünce, kendisine ve bölge ülkelerine alternatif yol olarak İran’ı seçti.

İran’ın açık denizlere ve okyanusa doğrudan erişimi olan tek limanı Çabahar, Hindistan için istikrarsız bir rota gibi görünse de birçok farklı alanda yatırım yaptığı nokta oldu. Tabi bu Çin’in 100’de biri kadar bile değil. Çünkü Çin, karayoluyla doğrudan limana ulaşacak.

Türkiye, Rusya’dan S-400 aldığı için ABD’nin ambargosuyla karşılaşmıştı ama aynı S-400’leri alan Hindistan, ABD’nin ambargolarından muaf tutuldu. Hindistan’a yönelik büyük hayaller kuran ABD, İran’ın taşına toprağına ambargo uygularken sadece Çabahar Limanı’nı muaf tuttu. Çünkü Hindistan buradan petrol alıyor ve dolaylı da olsa Çin’e karşı Hindistan’a yardımcı olmak zorunda.

Çok uzun bir konu ama Pakistan ile İran arasındaki rekabet, üçüncü ülkeler nedeniyle bu hale geldi. Aşağıdaki fotoğrafta Suudilerle olan gerilimi okuyacaksınız. Olayları yorumlarken bir füze deyip geçmeyelim, arka planda olanları da bilmekte fayda var.