Referandumdan Sonra IKBY’de Neler Değişti?

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY), 25 Eylül’de düzenlenen bağımsızlık referandumu sonrası birçok sorun ile uğraşıyor. 16 Ekim’de Irak ordusunun Kerkük operasyonu sonucu IKBY’nin güvenlik gücü olan peşmerge, 2014’ten sonra işgal ettiği topraklardan çekilmek zorunda kalarak büyük hezimet yaşadı. Kuzey Irak yönetimi referandumun bedelini öyle ağır ödedi ki, bölgenin yegane lideri olarak kabul edilen Mesud Barzani, 12 yıl boyunca yürüttüğü görevinden istifa etti.

Referandumun üzerinden geçen 3 ayda IKBY’de neler oldu?

– Referandumdan 4 gün sonra Irak Sivil Havacılık Kurumu, Erbil ve Süleymaniye Havalimanlarındaki uluslararası uçak seferlerini askıya aldı. 28 Şubat 2018’e kadar sürecek olan yasağın daha da uzatılabileceği belirtiliyor.

– Kerkük ve tartışmalı bölgelerin yüzde 95’inin kaybetti.

– Kerkük’ten çekilmeden önce günlük 550 bin varil petrol ihraç eden IKBY’nin şu andaki üretimi 250 bin seviyelerine kadar geriledi.

– Ekonominin can damarı petrol gelirlerinin azalması, maaşların ödenmesinde sıkıntı yarattı. Süleymaniye’de 18 Aralık’ta hükümet karşıtı büyük gösteriler düzenlendi. Halen maaşların her ay düzenli ödenmediği belirtiliyor.

– Bir diğer ekonomi kaynaklarından turizm büyük darbe yedi. Bölgedeki turist sayısında son üç ayda yüzde 90 düşüş yaşandı.

– Yaşanan siyasi kriz koalisyondaki muhalefet partileri Goran (Değişim) Hareketi ve İslami Toplum Partisi’nin (Komel), hükümetten çekilmesine neden oldu.

– Almanya ve Kanada gibi ülkeler, uluslararası alanda itibar kaybeden peşmergeye verilen eğitimleri durdurdu.

– Türkiye’nin Irak’a açılan ve Erbil yönetiminin kontrolünde olan sınır kapılarının kontrolünün Bağdat’a verileceği açıklandı. Hatta doğrudan Bağdat’a bağlanan yeni bir sınır kapısının kurulacağı bildirildi.

– İran, ilk etapta sınır kapılarını kapatsa da 18 Aralık’ta IKBY ile olan sınır geçişlerini yeniden tamamen açtığını duyurdu.

* Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) kontrolünde bulunan havalimanları ve sınır kapılarının yönetimini henüz merkezi hükümete devredildiği açıklandı ancak bu daha sonra yalanlandı. Bu iddianın Bağdat ile Erbil arasındaki görüşmelerde yer aldığı belirtildi. Erbil yönetiminin bunu metni imzalamak zorunda kalacağı için bu iddianın kesinmiş gibi medyaya yansıtıldığı öne sürüldü.

Kaynak: StratejikOrtak.com

https://stratejikortak.com/2017/12/ikby-petrol-boru-hatti-haritasi.html

Diplomaside Haklı Olmak Yeterli Mi?

Uluslararası arenada haklı olmak yoksa güçlü olmak mı iyidir?

Devletler BM’de, NATO’da veya başka mecralarda kendilerini savunurken, her zaman haklılıklarını dile getirmekte ve karşı tarafları haksız olmakla suçlamaktadırlar. Ayrıca devletler yaptıkları bu savunmaları kendi iç işlerinde de kullanmakta ve yönettiği insanlara haklı olduklarını iddia etmektedirler. Ancak bahsi geçen tartışmalarda güçlü olmak mı önemlidir yoksa haklı olmak mı?

Örneğin ABD’nin hemen hemen her arenada haksız olduğu neredeyse bütün ülkeler tarafından dile getirilmektedir. Dile getirenlerin arasında Rusya ve Almanya gibi güçlü devletler de bulunmakta. Düşünüldüğü zaman ABD’ye hesap sorduğunu sanan ülkeler ABD’ye ne ölçüde zarar vermiştir? Kim ABD’ye yaptığı işlerde haksız olduğu için hesap verdirmiş? Cevabı tabi ki hiç kimse. ABD yaptığı ile kalmıştır.

Diğer bir örnek ise İsrail. İsrail Devleti ilk kurulduğu günden bu yana skandal sayılabilecek birçok eyleme imza atmıştır. Burası tartışılmaz ancak yine düşünüldüğü zaman kim İsrail’e zarar vermiştir? Hangi batılı ülke İsrail’e yaptıkları için hesap verdirmiştir? Kim İsrail ile ilişkileri kesmiş ve kim ambargo uygulamıştır?

Yine bir örnek verecek olursak, Saddam Hüseyin, Kaddafi gibi diktatörler haklı haksız birçok noktada yaptıklarından dolayı hayatlarını kaybetmişlerdir. Neden? Haksız oldukları için mi?

Ya da Arakanlı Müslümanları düşünelim. 1 milyondan fazla Müslüman anayurtlarından ayrılmış ve mülteci konumuna düşmüş. Müslümanları katleden sözde Budistler skandallara imza atmıştır. Evet, Arakanlı Müslümanlar haklıdır ve seslerini Dünya’ya duyurmaktadırlar. Ancak Arakan güçlü olan kimsenin dikkatini çekmemektedir.

Dünya siyasi tarihinde bununla alakalı sayısız örnek verebiliriz. Gerek geçmişte gerekse günümüzde ise değişmeyen tek şey haklı olanın değil güçlü olanın kazandığıdır.

 

Örnekler tekrar değerlendirilecek olunursa, ABD Dünya siyasetinde en güçlü konuma geldiğinden beri kimseye hesap vermemekte ve güçsüz olanları ezmektedir. Yine İsrail’e gerçek anlamda güçlü bir devlet hesap sormadan İsrail yapacaklarından vazgeçmeyecektir. Ancak haklı olmak yerine güçlü olunursa sözümüz dinlenebilir. Dünya tarihinde aksini gösteren başka bir örnek bulunmamakta.

Yine yukarıda bahsi geçen Saddam ve Kaddafi gibi diktatörlerin devrilmesinin nedeni, onları devirenlerin haklı oldukları için değil güçlü oldukları içindir. Arakanlı Müslümanların durumunu düşündüğümüzde, Myanmar hükümetine haklılığımızı dile getirdiğimizde kim dinledi?

Konu veya ülke her ne olursa olsun, BM toplantılarında söz hakkı alıp konuşan ülke temsilcilerinin sözleri, güçlü ülkelere göre boş laftan başka bir şey değil. Şu ülke zulüm etti, şu ülke katliam yaptı demek boş iş. Bu yüzden Ermenistan gibi güçsüz bir ülke Dünya’nın en güçlü ülkesini kendi yanına çekmeye çalışıyor. Ermenistan kendi başına yaptığı söylemlerinin bir işe yaramayacağının farkında. Önemli olan ABD gibi güçlü devletlerin bunu kabul etmesi.

Yukarıdaki bilgilerin ve örneklerin ışığında, gerçekten de farkına varılması gereken tek bir husus var. O da haklı olmanın üste çıkmak için yeterli bir neden olmayacağı gibi.

[24 Aralık-31 Aralık] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

24 Aralık ile 31 Aralık arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

–İran’da enflasyonun, işsizliğin ve yolsuzlukların artmasını protesto amaçlı başlayan gösteriler hükümet karşıtı eylemlere dönüştü. Meşhed’de 52 kişinin gözaltına alındığı, başkent Tahran’da da gözaltılar olduğu bildirildi. Göstericiler, Cumhurbaşkanı Ruhani karşıtı sloganlar attı.

–ABD Dışişleri Bakanlığı, İran’daki gösterileri yakından takip ettiklerini açıklayarak, olaylar sırasındaki tutuklamaları kınadıklarını bildirirken “Bütün ülkeler İran’daki gösterilere açık şekilde destek vermeli” denildi.

–Avustralya’nın kuzey sahilindeki Darwin kentinde bulunan hava üssünün, Endonezya kıyılarındaki tarafsız suların hava sahasında Rus TU-95MS stratejik bombardıman uçaklarının tespit edilmesi nedeniyle ‘alarm durumuna’ geçirildiği bildirildi.

–Rusya ile Türkiye arasında hava savunma sistemleri S-400’e ilişkin nihai anlaşmanın imzalandığı öğrenildi.

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sudan’ın başkenti Hartum’u ziyareti, Çad ve Tunus’u da içeren Afrika turunun ilk durağı oldu.

-Sudan’ın bağımsızlığından bu yana, Türkiye’den bu ülkeye “cumhurbaşkanı” düzeyinde yapılan ilk resmi ziyaret olması açısından tarihi öneme sahip. Ziyaretin en dikkat çeken yanı ise “Savakin Adası’nı bize tahsis edin tamamını restore edelim ve ülkemden buraya turist akınını göreceksiniz ve tarih yeniden ayağa kalkacaktır” diyen Erdoğan’ın teklifinin Sudan tarafından memnuniyetle kabul edilmesi oldu.

Savakin Adası ile ilgili tartışmaların nedeni, adanın stratejik konumu ve oluşturduğu “üçgen” Kaynak :CNN Türk

 

–Sudan’ın Riyad Büyükelçiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada Türkiye ile yapılan Savakin Adası anlaşmasının Arap ülkelerinin güvenliğini tehdit etmediği ifade edildi.

–Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, ülkesinin içişlerine müdahale edilmemesi ilkesine bağlı kalarak Türkiye’yle arasındaki her türlü gerginliğin aşılması konusunda istekli olduğunu belirtti.

–Tunuslu kadınları uçuşlarına almayı reddederek ‘ayrımcılık’ yapmakla suçlanan Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Emirates havayolu şirketine ait uçakların başkent Tunus’a iniş yapması yasaklandı.

-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a Sudan’daki Hartum Üniversitesi tarafından fahri doktora takdim edildi.

–Somali’deki IŞİD’ciler ilk kez yayımladıkları videoda “yalnız kurtlara” Noel ve yılbaşında çocukların olup olmadığına aldırmaksızın saldırı düzenleme çağrısı yaptı.

-Türkiye’den ilk kez bir cumhurbaşkanı Çad’ı ziyaret etti. Resmi temaslarda bulunmak üzere Çad’ın başkenti Encemine’ye giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi tarafından resmi törenle karşılandı.

-Çad’ın en işlek caddelerinden olan, aynı zamanda Valilik ve ABD Büyükelçiliğinin de yer aldığı “Devlet Caddesi”nin ismi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Çad ziyareti ve İstanbul-Encemine “kardeş şehir” ilişkisinin nişanesi olarak “İstanbul” şeklinde değiştirildi.

Encemine’de adı İstanbul olarak değiştirilen cadde. Kaynak: AA

–Erdoğan: “Esed, devlet terörü estirmiş bir teröristtir” diyerek “Esed’le yürümek kesinlikle mümkün değildir. Ne için? 1 milyona yakın vatandaşını öldürmüş olan bir Suriye’nin başkanıyla nasıl olacak da geleceği kucaklayacağız?” açıklamasında bulundu.

–Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad için ‘Devlet terörü estirmiş bir teröristtir’ ifadesini kullanmasının hukuki bir temele oturmadığını söyledi.

–Sudan Enformasyon Bakanı Ahmed Bilal Osman, ülkesinin, Türkiye ile yakınlaşmanın faturasını ödemeye hazır olduğunu söyledi ve “Sudan halkının aşağılanmasını kabul etmeyeceğiz” dedi.

–Liberya’da devlet başkanlığı seçiminin galibi resmi sonuçlara göre eski futbol yıldızı George Weah oldu. Weah oyların yüzde 61.5’ini aldı. 1998’de “Yüzyılın Afrikalı Oyuncusu” ödülünü alan Weah, Afrika’nın yetiştirdiği en büyük futbolcu olarak tarihe geçti.

–Trump’ın mülteci programını askıya almasına yargı engeline takıldı. Seattle Bölge Mahkemesi Federal Yargıcı James Robart, ABD Başkanı Donald Trump’ın 24 Ekim’de 11 ülkeden gelen mülteci kabullerine yönelik aldığı durdurma kararını kısmen askıya aldı.

–ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması sonrası bölgede yaşanan şiddet olaylarında ölen Filistinli sayısı 12’ye yükseldi.

-Suriye ve Irak’ta yenilgiye uğrayan IŞİD’in Afganistan’daki varlığını ciddi biçimde artırdığını belirten Kremlin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, örgütün bu ülkedeki militan sayısının 10 bini aştığını söyledi.

–İsrail hükümetinin, işgal atındaki Doğu Kudüs’teki Yahudi yerleşim birimlerine ek olarak 300 bin yeni konut inşa etmeyi planladığı bildirildi.

-Suriye hükümet güçlerinin Şam’ın güneybatısındaki Mogr el Mir yerleşiminde mevzilenen Fetih el Şam (Nusra Cephesi) militanlarını çembere aldığı duyuruldu.

-İsrail mahkemesi,‘Filistin’in cesur kızı’ lakabıyla tanınan 16 yaşındaki Ahed Tamimi’nin yargı sürecinde kefaletle serbest bırakılması teklifini reddetti.

Filistin’de direnişin sembolü haline gelen 16 yaşındaki Ahed Tamimi

–Guatemala Devlet Başkanı Jimmy Morales, resmi Facebook hesabından yaptığı açıklamada İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu ile yaptığı görüşmeden sonra büyükelçiliği Kudüs’e taşımaya karar verdiğini söyledi.

-İsrail polisi, gözaltına alınan ve serbest bırakılan 2 Türk vatandaşını sınır dışı etmek üzere yeniden gözaltına aldı ve Abdullah Kızılırmak ve Mehmet Gargılı isimli iki Türk vatandaşını sınır dışı etti.

-Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS): “Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne 24 Kürt yetkili katılacak, PYD olmayacak” dedi.

–Suudi Arabistan 1 yıl önce kaçırılan Şii hakim Muhammed el Cirani’nin cesedini bulduğunu duyurdu.

–Bitcoin inişli çıkışlı bir grafik eşliğinde kısa sürede değerini defalarca katlayarak gündemden düşmezken kripto para birimlerine bir yenisini İsrail’in eklemesi bekleniyor.

–Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Soçi’de 29-30 Ocak’ta gerçekleştirilecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin katılımcı listesinde yaklaşık 1700’den fazla ismin yer aldığını söyledi.

-Dünyanın en etkili genç insanları arasında gösterilen Grammy ödüllü şarkıcı ve müzisyen Lorde, İsrail’de vereceği konseri, İsrail’i boykot ettiğini belirterek, iptal etti.

–Kuveyt’te aralarında akademisyen, diplomat ve siyasetçilerin de olduğu bir grup, imzaladıkları ortak bildiriyle Körfez ülkelerine krizi sonlandırma çağrısı yaptı.

–‘Hanzala Cesaret Ödülü’ sahibi 16 yaşındaki Filistinli Ahed Tamimi ile annesi Neriman ve kuzeni Nur Naci Tamimi’nin gözaltı süreleri 4 gün daha uzatıldı.

–İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman, Filistinlilere idam cezası getirilmesini öngören yasa tasarısının İsrail Parlamentosu Knesset’te oylamaya sunulacağını bildirdi.

–Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Parlamentosu Başkanı Yusuf Muhammed, görevinden istifa ettiğini duyurdu.

IKBY parlamentosu eski başkanı Yusuf Muhammed

–Suriye silahlı muhalefetinden yaklaşık 40 grubun Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne karşı çıktığı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın görevi bırakması talebine bağlılıklarını koruduğu belirtildi.

–Mısır’da Sina Yarımadası’nda meydana gelen terör saldırıları nedeniyle yargılanan ve haklarında idam kararı verilen 15 mahkum İskenderiye ve Bahire kentlerinde idam edildi.

–Fener Rum Patriği Bartholomeos, Kudüs’de statükonun korunması gerektiğini vurgulayarak Filistin halkının son yıllarda büyük haksızlıklara uğradıklarını söyledi.

–İsrailli milletvekili Oren Hazan Filistinli tutuklu yakınlarına “Senin oğlun bir köpek!” diyerek hakaret etti.

-Trump’ın ‘derin devletle’ mücadele kapsamında özel bir istihbarat ağı kurmayı planladığı öne sürüldü. İddiaya göre savaş suçuyla itham edilen özel güvenlik şirketi Blackwater’ın kurucusu Prince ile İran-Contra skandalının başrolündeki North, toplayacakları istihbarattan sadece Trump ve CIA Başkanı Pompeo’yu haberdar edecek.

–Eski Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal, ABD’nin Kudüs kararına Arap ve İslam aleminin cesurca karşı çıktığını söyledi.

–Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın yolsuzlukla mücadele gerekçesiyle gözaltına aldırdığı yaklaşık 200 üst düzey isimden 23’ü hükümetle anlaşmaya varmalarının ardından serbest bırakıldı.

-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı’nın Fahrettin Paşa ile ilgili hakaretleri büyük eleştirilerin hedefi olurken, Suudi Arabistan’da yayınlanan bir programda Amid El-Şehri BAE Dışişleri Bakanı’na sahip çıkarak “Osmanlı teröristti” denildi.

–Suriye’nin Hama kenti yakınlarında Suriye Hava Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağının teröristler tarafından vurulduğu belirtildi. Uçağın pilotunun yaşamını yitirdiği bildirildi.

–Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarından oluşan yeni bir grubun Katar’ın başkenti Doha’nın 30 kilometre güneybatısındaki El Udeyd Hava Üssü’ne ulaştığı bildirildi.

Türk askeri Katar’da

-ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman’ın, ABD Dışişleri Bakanlığından, resmi belgelerde Batı Şeria için “işgal altında” ifadesini kullanmaya son vermesini istediği bildirildi.

-Ortadoğu turuna çıkan Japonya Dışişleri Bakanı: “Büyükelçiliğimizi Kudüs’e taşımayacağız.”

–Başbakan Binali Yıldırım, Kudüs krizi sonrası resmi temaslarda bulunmak üzere Suudi Arabistan’a gitti.

–İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman, Batı Şeria’da 3 Yahudi yerleşimciyi öldüren Filistinli Ömer el Abd’in idam edilmesi çağrısında bulundu. Liberman “Yahudi kanı ucuz değildir. Teröristlere hapiste bile yer yok” dedi.

-Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, El Nusra Cephesi’nin (yeni adıyla Fetih el Şam) dış ülkelerden yardım aldığını gösteren verilere sahip olduklarını söyledi.

–İsrail, Ağlama Duvarı yakınındaki tren istasyonuna Trump’ın adını verecek.

–Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş, Araplara, İran ve Türkiye’nin liderlik edemeyeceğini söyledi. Gargaş ”Tahran ile Ankara’nın bölgedeki hırslarıyla mücadele etmek için Arap alemi birleşmeli” dedi.

–İran meclisi Kudüs’ün tamamının Filistin’in ‘ebedi’ başkenti olarak tanınmasına yönelik karar aldı.

Kaynak: AA

–ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan’da İslamabad yönetimini ‘teröristlere sığınacak liman sağlamakla’ suçlayarak Pakistan’a yapılan dış yardımı kesme tehdidinde bulundu.

–İran dini liderinin başdanışmanı Ali Ekber Velayeti, İİT’nin İstanbul zirvesinde Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin başkenti olarak tanıyan karara tepki gösterdi: ”Filistin topraklarını ve Kudüs’ü bölme anlamına geliyor. Bir Kudüs var, o da Filistin’in başkentidir” dedi.

–Suriye’de hükümetin izni dışında operasyonlar yürüten ABD öncülüğündeki koalisyon, Suriye hükümet güçlerinin kontrolündeki bölgelerde operasyon yapmayacağını açıkladı.

–Irak merkezi hükümetinin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) Erbil Uluslararası Havalimanına yönelik uluslararası uçuş yasağının süresini 2 ay daha uzattığı belirtildi.

–İsrail makamları, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) üyesi, milletvekili Halide Cerrar hakkında İsrail mahkemesinin verdiği “idari tutukluluk” kararını bir kez daha uzattı.

–Afganistan’ın başkenti Kabil’de bir kültür merkezinin hedef alındığı saldırıda en az 40 kişi hayatını kaybetti, 48 kişi de yaralandı. ‘Ekimde en az 69 kişinin öldüğü patlamalardan bu yana en kanlı saldırı’ olarak nitelendirilen saldırıyı IŞİD üstlendi.

–İsrailli 63 genç, ‘İşgalin bir parçası olmayacağız’ başlıklı bir mektupla Başbakan Benyamin Netanyahu’ya orduya katılmayacaklarını yazdı.

-Amerikan aksanıyla İngilizce konuşan bir militan, IŞİD taraftarlarına ABD’de kontrolsüz silah edinmeye izin veren yasalardan faydalanıp saldırı düzenlemeleri çağrısı yaptı.

-IŞİD militanları ile ailelerinin ABD öncülüğündeki koalisyon ve YPG’nin başını çektiği Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ortak operasyonuyla Rakka’dan güvenli bir şekilde tahliye edilmesine ilişkin yeni görüntüler basına yansıdı.

–İran’ın Ankara Büyükelçiliği, yeni yıl arifesinde Türkiye’deki güvenlik koşullarını gerekçe göstererek İran vatandaşlarına gerekli olmadığı takdirde Türkiye’ye seyahat etmemeleri uyarısında bulundu.

-Peşmerge Bakanlığı Sözcüsü Helgurd Hikmet, IŞİD’le savaş kapsamında hem ABD öncülüğündeki koalisyonun hem de Almanya’nın Peşmerge’ye eğitim-silah desteğine devam edeceğini söyledi.

–Mısır’ın Ariş kentinde askeri araca düzenlenen saldırıda aralarında bir albay ile bir yarbayın da bulunduğu 7 asker öldü.

–İran’ın başkenti Tahran’da İslami kıyafet kurallarına uymayan kadınların artık gözaltına alınmayacağı duyuruldu. Ancak yasayı ihlal kadınlar polis tarafından yapılan eğitimlere katılacak.

–Mısır’ın başkenti Kahire’nin güneyindeki bir kilisede silahlı saldırı düzenlendi. Güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre en az 9 kişi hayatını kaybetti, yaralı saldırgan da gözaltına alındı. Saldırı IŞİD tarafından üstlenildi.

-Putin, Rusya’nın Tartus’taki üssünün genişletilmesiyle ilgili anlaşmayı imzaladı.

Tartus’ta Rus askeri

-Suudi Arabistan’da yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alınan eski Kral Abdullah’ın oğulları Prens Meşal bin Abdullah ile Prens Faysal bin Abdullah’ın serbest bırakıldığı açıklandı.

–300 El Nusra Cephesi (yeni adıyla Fetih el Şam) militanının aileleriyle birlikte Şam’ın Batı Guta bölgesine bağlı Beyt Cin kasabasından ayrılarak İdlib’e hareket ettiği belirtildi.

-ABD’li ve İsrailli yetkililerin, İran’ın Ortadoğu’daki faaliyetlerini engelleme planı üzerinde anlaştığı iddia edildi.

-Iraklı askerler, ABD yapımı Humvee zırhlı araçlarına Rus yapımı Kornet-E tanksavar füze sistemlerini yerleştirdi.

-Tarihçi ve akademisyen Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Medine’den çekilmedik. İstediğin kadar mütareke imzala biz burayı terk etmeyiz. Fahreddin Paşa olayı da o. Fahreddin Paşa, ‘Ben burayı terk etmem’ dedi. ‘Burayı, bu İngilizlere verip gitmem, bu Araplar daha beter’ dedi. Etrafındaki askerler, ‘Biz buradan gitmeyiz’ dediler” şeklinde konuştu.

–Filipinler felaketlerle boğuşuyor. Onlarca kişinin öldüğü tropikal fırtınanın ardından, ülkenin güneyinde yer alan Davao’daki alışveriş merkezinde çıkan yangında 37 kişi yaşamını yitirdi.

-Kuzey Kore: BMGK’nın yeni yaptırımları ‘savaş nedeni’

–Çin’de üretilen ve dünyanın en büyük amfibi uçağı olarak bilinen AG600, ilk uçuşunu gerçekleştirdi.

–Güney Koreli hükümet kaynakları, Kuzey Kore’nin üretimini tamamladığı Parlak Yıldız-5 uydusunu uzaya fırlatmaya hazırlandığı iddia etti.

–Köpek Yılı’na hazırlanan Çinliler, Trump’ın da Köpek Yılı’nda doğmuş olmasını fırsata çeviriyor.

-ABD yönetimi, Kuzey Kore’nin nükleer silah faaliyetleriyle ilişkili oldukları gerekçesiyle Pyongyang rejiminin 2 üst düzey yetkilisi hakkında yaptırım kararı aldı.

–Çin hükümeti, başkent Pekin dahil üç kent için 53 ülkeye 6 günlük vize serbestisi uygulayacağını açıkladı.

–Japonya hükümetinin, Kore Yarımadası’nda geniş çaplı bir savaşın başlamasıyla ilgili senaryoları incelediği belirtildi.

–Kuzey Kore lideri Kim Jong-un yeni yıl mesajında ülkesinin nükleer ve balistik füze programlarından vazgeçmeyeceğini belirterek ‘nükleer düğmenin daima masasının üzerinde‘ olduğunu söyledi. Kim “ABD ana karasının tümü nükleer saldırı menzilimizde. ABD bana ve ülkemize karşı asla bir saldırı başlatamaz” dedi.

-Güney Kore’nin Chosun Ilbo gazetesi, Çin’in BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ederek Kuzey Kore’ye petrol sattığını öne sürdü.

-Ortadoğu’daki temaslarının ardından Türkiye’ye geçen mevkidaşı ile ortak basın toplantısı düzenleyen Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: “15 Temmuz’dan sonra bize en güçlü destek veren ülkelerden bir tanesi Japonya’ydı” dedi.

-Kuzey Kore’de bir ay önce 29 Kasım’da gerçekleştirilen ‘Hwasong-15′ adlı kıtalararası balistik füze denemesi şerefine yeni posta pulları basıldı.

–Venezüella, Brezilya’nın Caracas Büyükelçisi Ruy Pereira ile Kanada Maslahatgüzarı Craig Kowalik’i ‘istenmeyen kişi’ ilan etti.

–Brezilya, Caracas Büyükelçisi Ruy Pereira’yı sınır dışı eden Venezüella’nın Brasilia maslahatgüzarını ‘persona non grata’ (istenmeyen kişi) ilan ederek diplomatik misilleme gerçekleştirdi.

–Peru’da yolsuzluk ve insan hakkı ihlallerinden 25 yıl hapse mahkum edilmesine rağmen sağlık durumu nedeniyle affedilen eski devlet başkanı Alberto Fujimori, Peru halkından kendini affetmelerini istedi.

–Kıbrıs’ta yeni gerilim: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ilan ettiği MEB’e Saipem 12000 isimli sondaj platformunun sabitlenmesi çalışmaları başladı. Türk savaş gemilerinin sessiz takipte olduğu iddia edildi. KKTC için ise Türkiye’nin yeni sondaj gemisi Deep Sea Metro II ise Yunanistan’ın güneyinden Ege Denizi’ne girdi.

Deep Sea Metro II

–Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Bild gazetesine verdiği röportajda “Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde (AB) yeri yok” dedi.

–Litvanya Devlet Başkanı Dalia Grybauskaitė, Rusya’yla savaşmak değil, işbirliği yapmak gerektiğini belirtti.

-ABD’nin Soğuk Savaş döneminde Grönland’da kurduğu nükleer üssün küresel ısınma yüzünden buzların erimesiyle denize tonlarca zehirli madde yayacağı uyarısı yapıldı.

–WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange’ın Twitter hesabı bilinmeyen bir nedenle silindi.

–İsviçre Konfederasyon Başkanı Doris Leuthard, ülkesinin AB ile ilişkisinde bazı belirsizliklerin giderilmesi için referanduma gidilmesinin yararlı olabileceğini söyledi.

–ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, 2018-2019 mali yılında ABD’nin BM için ayırdığı fonu 285 milyon dolar azaltacağını açıkladı. Bu durum “ABD’yi Kudüs konusunda yalnız bırakmak, BM’ye ‘285 milyon dolara mal oldu’” yorumunu gündeme getirdi.

–Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde alternatif yollar aranması gerektiğini belirterek, Brexit’in (İngiltere’nin AB’den ayrılması) Türkiye ve Ukrayna ile ilişkilerde yeni bir model oluşturabileceğini söyledi.

–Atatürk Havalimanı saldırısının planlayıcısı olduğu belirtilen ve Gürcistan’da 17 saatlik operasyonun ardından öldürülen Ahmed Çatayev’in, Türkiye ve Gürcistan’da diplomatik misyonlara yönelik terör saldırısı planladığı belirlendi.

-Son dönemde Rus savaş gemilerini sıkı takibe alan İngiltere Savunma Bakanlığı, Kuzey Denizi’ndeki İngiliz karasularında seyreden Amiral Gorşkov’a, HMS St Albans isimli firkateyniyle refakat etti.

-1 Ocak’tan itibaren Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenecek olan Bulgaristan’ın 6 aylık programında Türkiye’ye çok az yer vermesi, ‘dışlama’ yorumlarına sebep oldu.

-Alman basınına yansıyan bilgilere göre aylardır Türkiye’de tutuklu bulunan bir Alman vatandaşı daha serbest bırakıldı.

–AK Parti, Erdoğan’ın talimatıyla Rusya dahil 7 ülkede temsilcilik açmaya hazırlanıyor. Listede ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Bosna Hersek ve Makedonya var.

–Hollanda Savcılığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın engellenmesini protesto eden 6 kişi hakkında dava açtı.

–Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, ‘Auschwitz Muhasebecisi’ olarak bilinen 96 yaşındaki Oskar Gröning’in hapis cezasını erteleme talebini reddetti.

96 yaşındaki Oskar Gröning

–Fransa Savunma Bakanı Parly, Doğu Akdeniz’de IŞİD’e karşı operasyonlarda kullandıkları Rafale tipi savaş uçaklarının ikisini Fransa’ya geri çektiklerini açıkladı.

–Netflix’in Youtube kanalından yayınladığı ‘Black Mirror’ yeni yıl klibinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ABD halkına seslenerek onlara ‘parlak gelecek’ vaat ediyor.

-Domates üreticilerini denetlemek üzere Türkiye’ye gelen Rusya Tarım Ürünleri Denetim Ajansı (Rosselhoznadzor) uzmanları çalışmalarını tamamladı.

-Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, önümüzdeki mart ayında düzenlenecek başkanlık seçimlerinde aday olmak için gerekli belgeleri Merkezi Seçim Kurulu’na resmen sundu.

Samsunspor Dağılıyor Mu ?

0

Samsunspor Divan Kurulu, 3-10 Ocak tarihleri arasında acil ödemeler kapsamında futbolcuların 4 milyon TL tutarındaki alacakları ödenemezse 14 futbolcunun tamamen serbest kalacağını, daha sonraki süreçte de bütün futbolcuların serbest kalabileceğini açıkladı.

Samsunspor Haber – TFF 1. Lig takımlarından Samsunspor, sıkıntılı günler geçirmeye devam ediyor. Sezona şampiyonluk parolasıyla başlayan yönetim, alınan kötü sonuçların ardından olağanüstü seçimli kongre kararı almış, daha sonra da istifa etmişti. Futbolcular toplu olarak yaptıkları basın açıklamasında ise sezon başından beri kendilerine hiçbir ödeme yapılmadığını dile getirmişlerdi.

ORTALIK TOZ DUMAN

Divan kurulundan yapılan son açıklamada ise 3-10 Ocak tarihleri arasında futbolculara toplam 4 milyon TL ödenmediği takdirde 14 futbolcunun tamamen serbest kalacağı açıklandı.Samsunspor Divan Kurulu’ndan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Samsunspor Yönetim Kurulu kongre günü istifasını Samsun Valisi Osman Kaymak’a sunmuş, Vali Kaymak istifayı reddederek görevlerine devamını istemişlerdir. Buna rağmen yönetim kurulu üyeleri bu kararı geri almamışlar, dilekçelerini topluca Kulüp Başkanlık Divan Kurulu’na sunmuşlardır.

KRİTİK GÜNLER BAŞLADI

3 Ocak’ta başlayıp, 10 Ocak gününe kadar devam eden acil ödemelerde (4 milyon TL) kilitlenildiğini, içine düşülen bu kaos ve ödeme planı çözülmediği takdirde futbolculardan 14’ünün tamamen serbest kalacağını, yapılandırılmış borç nedeniyle SSK’ya olan borcun taksit tutarı 187 bin 710 TL’nin 2 Ocak 2018 günü ödenmediği takdirde tüm yapılandırmalar iptal edilerek, kulübün tüm borcu def’aten ödemek zorunda kalacağı, bu halde de mevcut borcun katlanarak faizleriyle artacağı, futbolcu borçlarının ödenmemesi durumunda tüm futbolcuların serbest kalacağı gibi gerçeklere çözüm aramaları yapılmıştır.

KONGRE KARARI ALINDI

Ayrıca Denetleme Kurulu üyeleri, tüzük gereği olağanüstü seçimli genel kurulu kararı almıştır. Kentimizin tüm mülki amirlerini, siyasetçilerini ve ilgilileri Samsunspor’a destek vermeye davet ediyoruz.” Samsunspor, tüzük gereği en geç 1 ay içerisinde tekrar seçimli olağanüstü genel kurul gerçekleştirecek.

Kaynak: Samsunspor Haberleri

Kepçe Kulak Estetiği Operasyonu Nasıl Gerçekleştirilir?

0

Teknolojinin her geçen gün gelişmesi ile birçok operasyonun kolaylaşması ve alternatiflerinin doğması söz konusudur ve böylece en basit bir kaş ekimi işleminden kimyasal peelinge kadar birçok çeşitli tedavi yönteminin de kolaylığı hastaların önüne sunulmaktadır. Bunlardan biri olan kepçe kulak hastalığı, bazı kişilerde genetik olarak doğumsal olan, bazı kişilerde ise sonradan gerçekleşen bir rahatsızlık türüdür. Kulakların normal oranından daha fazla dışarıda gözükmesi durumu olarak adlandırılan kepçe kulak deformilesi, kepçe kulak estetiği uygulanarak çözülmektedir. Tıptaki adı otoplasi olarak geçer ve hastanın yüzünün estetik açıdan bozuk görünmesine yol açar. Ancak çeşitli yöntemlerle çözülen bu rahatsızlık için hastanın yaşının on sekiz ve üzeri olması gerekmektedir.

Kulak gelişiminin tamamlanmasından sonra yapılan estetik operasyonu, genel anestezi ile uygulanmaktadır. Lokal anestezi de uygulanan kulak estetiği operasyonunda kulaktaki kıkırdak bölgesinin arkasına bir kesik atıldıktan sonra kıkırdak yapısına şekil verilir. Ardından dikişler sayesinde kulağın alacağı son şekil ayarlanır. Bir saat civarı süren kepçe kulak estetiği operasyonunda kulaktaki sütür maddeleri kendiliğinden eriyerek gizli dikiş halinde kapatılır.

Bunun yanında lazerle yapılan kepçe kulak operasyonu da mevcuttur. Son zamanlarda gündeme gelen lazerle kepçe kulak estetiği operasyonunda normal operasyondan farklı olarak kesikler lazer ile yapılmaktadır. Lazer teknolojisi sayesinde herhangi bir kesik izi ya da kanama olmaz. Sert kıkırdak dokuları da lazer teknolojisi ile yumuşatıldıktan sonra kıkırdağa belirli bir açı verilir ve kalıcı bir çözüm uygulanmış olur. Alternatif olarak iple yapılan kepçe kulak operasyonları da mevcuttur. Anestezinin ardından kulağa yerleştirilen iğne ile birlikte medikal ip yardımı sayesinde kulağa istenilen açı verilir ve ardından kepçe kulağı estetik operasyonu da tamamlanmış olur. Kepçe kulak estetiği kaş ekimi işlemi kadar kısa süreçli bir uygulama olmamasından dolayı hastaların bu süreçte kendilerine dikkat etmeleri gerekmektedir.

Kaynak: FBM

İran Olayları: Protestoların Yaşandığı Ülkede Neler Oluyor?

10

29.12.2017 Perşembe günü İran’ın en büyük ikinci şehri olan Meşhed’de başlayan olaylar halen devam etmekte. Protestonun temelini ise yolsuzluklar, sürekli yükselen enflasyon ve işsizlik oluşturmakta. Tüm bölgenin ve dünyanın kaygıyla takip ettiği İran olayları nedir? Nasıl başladı ve hangi noktaya evrildi?

Olaylar Meşhed’de Başladı ve Hızla Yayıldı

İran’ın ikinci büyük kenti olan Meşhed’de başlayan İran olayları daha sonra Reşt, Kirmanşah, İsfahan ve Kum şehirlerine yayıldı. Tahran Üniversitesinde de bazı küçük gruplar protestolara destek verdiler. Uzun zamandır izlediği politikalar yüzünden ambargo altında olan İran’da baş gösteren işsizlik, yolsuzluklar ve enflasyonun durdurulamayan yükselişi İran Olayları’nın başlangıcını tetikledi.

Resmi rakamlara göre bu yıl ülkede işsizlik oranı 12,4’e yükseldi. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani her ne kadar kısa süre içinde ekonomideki bu kötü gidişin düzeleceğini söylese de halk Ruhani’yi sürekli kötüye giden ekonomik veriler yüzünden ağır bir biçimde eleştirmekte. Ayrıca bazı bölgelerde protestolar sırasında halk, hükümetten siyasi tutukluları serbest bırakmasını ve polis şiddetine artık son vermesini talep etti.

Günden Güne İran Olaylarının Yayılım Haritası

İran Sokaklarında Dikkat Çeken Sloganlar

Kötüye giden ekonomik durum yüzünden eleştirilen tek kişi Ruhani değil. Bu durumdan ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de nasibini aldı. Özellikle ülkede güçlü din adamlarının yoğunluklu olarak yaşadığı Kum şehrinde atılan bir slogan hayli dikkat çekici. Göstericiler Kum sokaklarında “Halk yalvarıyor, din adamları Allah gibi davranıyor!” şeklinde sloganlar atarak dini liderleri eleştirdiler.

Göstericiler İran’ın izlediği dış politikadan da rahatsız görünüyor. Malumunuz üzere İran halihazırda ağır ambargolar altındayken bir taraftan da Ortadoğu siyasetine dahil olmak adına sahada bir çok askeri operasyonun içinde aktif olarak yer alıyor. İran’ın izlediği bu politika karşısında ise halk Meşhed şehrinde attığı “Hayatım Gazze için değil, Lübnan için değil, İran içindir.” şeklindeki sloganla tepki gösteriyor. “Sert” sloganlar attıkları gerekçesi ile de toplam 52 kişi gözaltına alınmış durumda.

İran’ın Suriye politikasını eleştiren halk, “Suriye’yi bırak, bizi düşün!”  şeklinde sloganlar atıyor. Ayrıca Tahran her defasında bu iddiaları reddetse de protestocular sıklıkla Tahran’ı Yemen’de Şii Husi milislerine silah vermekle suçluyor ve bu politikayı eleştiriyor.

Rejim Olaylara Nasıl Bakıyor?

İran İçişleri Bakanı Abdülreza Rahmani-Fazli yaşanan yasa dışı gösteriler için halka “gösterilere katılmama” yönünde çağrıda bulundu. Gösterilerin devam etmesi halinde bu durumun kendilerine ve diğer halka olumsuz etkileri olacağını belirtti.

İran Resmi Televizyon Kuruluşu’nun (IRIB) aktardığına göre ise Cumhurbaşkanı yardımcısı İshak Cihangiri, yaşanan olayların arkasında muhaliflerin olduğunu iddia etti. Cihangiri Şu beyanlarda bulundu; “Bu ülkedeki bazı olaylar, ekonomik sorunlardan kaynaklanıyor ama bunların arkasında başka bir şey var gibi görünüyor. Bunu yaparak hükümete zarar vereceklerini düşünüyorlar ama karlı çıkanlar başkaları olacak“.

Arak Valilik binasını ele geçiren ve Hüramabad Belediye binasını ateşe veren göstericiler karşısında ise Tahran Valisi, göstericilere polisin müdahale etmesi gerektiğini söyledi.

Meşhed’deki hükümet yetkilileri ise gösterilerin devrim karşıtı unsurlar tarafından organize edildiğini söyledi.

Olaylarda “Sosyal Medya” Etkeni

Hükümetin Yayınladığı Tweet Kaynak Haritası

Ülkede gösterilerin devam etmesi halinde göstericilerin “demir yumruk” ile karşılaşacağını söyleyen hükümet yetkilileri, ülke çapında sosyal medyaya ve genel olarak internete erişimi kontrol altına almaya çalışıyor. Ancak Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah AĞAR kişisel Facebook sayfasında yayınladığı analizde konuyla alakalı şu ifadeleri kullandı;

“Öte tarafıyla İran’ın sosyal medya erişimlerine, iletişim ve etkileşime engel olmak amacıyla interneti askıya aldığı gözüküyor. Bununla birlikte, bunu öngören bazı ‘dış’ güç ve etki odaklarının uydu üzerinden bağımsız internet erişimi sağlayan (Suriye iç savaşında da sıkça görülen) binlerce teknolojik oyuncağı (!) (çanta internet sistemini) İran’a soktuğu ifade ve iddia ediliyor. Zaten ‘dış etkiye dair’ bu ve benzeri pek çok iddianın doğruluğu, İran’daki toplumsal gösteriler ve devamında derinleşen etnik-mezhebi-siyasi maniplasyonlara ve amaçlarına dair temel ispatları da ortaya koyuyor.”

Hükümetin paylaştığı verilerde dikkat çeken bir başka husus ise Twitter’da İran olayları ile ilgili atılan rejim karşıtı tweetlerin yüzde 27’si Suudi Arabistan’dan gönderilirken, sadece yüzde 26’sı İran’dan paylaşılması oldu.

Sosyal Medya’ya Yansıyanlar

“Rejimin yolsuzluklarından ve ülkenin varlığını yurt dışında terörizme harcamasından bıkmış olan İran vatandaşlarının barışçıl protestolarıyla ilgili bilgiler geliyor. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da dahil kendi halkının haklarına saygı göstermelidir. Dünya bu süreci izliyor.

“İran’ın liderleri, zengin tarihi, kültürü olan varlıklı bir ülkeyi, şiddet, kan ve kaos ihraç eden ekonomisi bitmiş dolandırıcı bir ülkeye çevirdi. Başkan Trump’ın da söylediği gibi İran liderlerinden en çok zarar görenler İran halkıdır. ABD barışçıl göstericilerin tutuklanmasını sert bir şekilde kınıyor. Bütün ülkelere İran halkını ve onların temel haklarına sahip çıkma ve yolsuzluğa son verme çabalarını açıkça desteklemeleri çağrısında bulunuyoruz.”

https://twitter.com/MehmetY87286591/status/947491296092016641

Stratejik Ortak Haber Masası – Mahmut Nedim SUİÇMEZ, Nurullah ATİLLA, Cihan AKHAN 

 

 

 

Süveyş Krizi ve Dönemin Siyasi Havası

1952 yılında Mısır’da Krallığı yıkan bir darbe ile başa gelen Cemal Abdül Nasır’ın taraftarlarına göre bu bir ‘devrimdi’. Devrimin en önemli amacı Mısır toplumunu refaha ulaştırmak ve modernleştirmekti. Bu amacın en önemli düşü olarak da Nil nehri üstündeki Asvan’a bir baraj yapılmasına karar verildi. Çünkü İngilizler 1930’larda buraya bir baraj yapmış ve açılışını Kral’ın yaptığı baraj, İngiliz medeniyetinin Mısır’daki yansıması olarak tanıtılmıştı.

Yapılacak yeni ve daha büyük barajın, Mısır’a büyük ivme kazandıracağına inanılıyordu. Büyük su kapasitesi ile kurak topraklara derman olacak, hidroelektrik üreterek yok denilecek Mısır sanayisini canlandıracaktı. 1956 yılında ABD ve İngiltere barajı finanse etmeye karar verdi. Amaçları Dünya Bankası kanalı ile Mısır ekonomisini kontrol etmekti. Nasır, düşü için şartları kabul etmek zorunda kaldı. Ancak birkaç ay sonra finansörler Nasır’a ders verme amacıyla, Mısır’ın ülke ekonomisinin altından kalkamayacağı büyüklükte çekler imzaladığını, baraj yapımının ekonomiyi yıkacağını öne sürerek baraj projesini artık desteklemeyeceklerini açıkladılar.

Nasır, gerekçeleri komik bulduğunu sert sözlerle belirterek, İngiltere ve Amerika’nın beklemediği bir şekilde baraja kaynak yaratması için Süveyş Kanalı’nı millileştireceğini ilan etti. Bu tavır ”Süveyş Krizini” doğurdu.

”Mısırlılar, Süveyş Kanalı’nı kazdılar, inşa ettiler ve kanalın yapımı boyunca 120.000 Mısırlı öldü…

…Kanal Mısır’a aittir, Mısır’ındır…

Cumhurbaşkanı’nın Süveyş Kanalı Uluslararası Şirketi’ni millileştirme kararı:

Madde 1: Uluslararası Süveyş Kanalı Denizcilik Şirketi, Mısır Ortaklık Şirketi adıyla millileştirilmiştir.

Tüm finansal varlıklar, hak ve yükümlülükler devlete, Mısır Devleti’ne devredilecektir.”

-Cemal Abdül Nasır, (Süveyş Kanalı’nın millileştirildiğini duyurduğu konuşması)

Mısır Devlet Başkanı Nasır Süveyş Kanalı’nı millileştireceğini duyurduğunda, kanal bir Anglo-Fransız şirket tarafından işletiliyordu.Kanalın çok küçük bir hissesi Mısırlıların elindeydi. İngilizlerin, Fransızların tarih boyunca çok önemsediği ve onu korumak için her şeyi göz aldığı kanal, özellikle Basra Körfezi’ndeki petrolün Avrupa’ya taşınması nedeniyle çok büyük bir ticarete ev sahipliği yapıyordu. Bu ticaret ve kar, Mısır dışına akıyor, karşılığında ise hiçbir şey gelmiyordu.

Nasır, dünyanın kök salmış büyük güçlerine meydan okuyordu. Uluslararası hukuka göre bu meydan okuma tamamen yasaldı. Hatta Nasır kanalda hissesi olan devletlere tazminat ödemeyi bile teklif etmişti. Ancak tarihsel süreçte, artık alışılmış durumlara tersti. Nasır, Soğuk Savaş’ın en bilindik kartını oynuyordu. Krallık döneminden gelen tarihsel kin ve Aswan Barajı yapımına karşı çıkmaları sonucu Batı ile arası açılmış, daha önce Çekoslovakya üzerinden silah antlaşmaları yaptığı Sovyetler ile ise daha iyi ilişkilere girmeye başlamıştı. Bu durum Mısır’ın elini güçlendiriyor, Nasır’ın hedeflerine ulaşması için adımlarını daha sağlam atmasına neden oluyordu.

Nasır tarafından yapılan uzlaşma tekliflerine, İngiltere başbakanı Eden karşı çıktı. Nasır’ın sözüne güvenilmeyen birisi olduğunu söyleyerek onu kendi halkını ateşli sözlerle kandıran bir diktatöre benzetti. Batılılar Nasır’ı, Mussolini ve Hitler ile bir tutuyordu. Bir yandan da kendi ülkelerinde yapılacak bir konferans ile durumu çözmeye çalışıyorlardı. Ancak Nasır aleyhine söylenenler o kadar sertti ki bu sefer de Mısır konferansa katılmayı reddetti.

İngiltere’nin niyeti daha sonradan anlaşılacaktı. Onlar bir anlaşma istemiyorlar sadece kafalarında çizdikleri plana zemin hazırlıyorlardı.

İngiltere ve Fransa, kapalı kapılar ardında İsrail’le bir antlaşma yaptı. Bu ülkelerin tarihsel süreç içerisindeki beraberlikleri ile Mısır’ın Arap dünyasının liderliğine soyunması ve açıkça Filistin’e destek vermesi antlaşmayı daha kolaylaştırdı.

Antlaşmaya sonucunda İsrail, Mısır’a savaş açmayı kabul etti. Daha önceden alınan kararlara göre İngiltere ve Fransa’nın Süveyş Kanalı’nı korumak için asker sevk etmeye hakkı vardı.

Plana göre İsrail, Sina yarımadası üzerinden saldırıya geçecek İngiliz ve Fransız ordusu da kanalı, korumak bahanesi ile işgal edecekti. Bu olaylar sonucunda Nasır idaresi zayıflayacak, İsrail, Mısır ile barış antlaşması imzalayacak ve resmen varlığını kabul ettirecek, Filistin ve Cezayir halkları Mısır’dan açıkca destek alması son bulacak ve en önemlisi Kanal idaresi Batılılarda kalacaktı.

1956 yılı Ekim ayında İsrail ordusu Mısır sınırını geçti ve Süveyş kanalına doğru ilerlemeye başladı. Ertesi gün İngilizler ve Fransızlar her iki tarafa da bir ültimatom vererek savaşı durdurmalarını istedi, aksi halde müdahale edeceklerini bildirdiler. Savaşı başlatan taraf İsrail, hemen bu ültimatom kabul ederken, Mısır reddetti. Buna cevap ise sert bir şekilde Mısır’ı bombalamak oldu. Batılı devletler açıkca tarafını belli ediyordu. Kasım ayında karaya çıktıktan sonra hızlıca kanala doğru harekete geçip, kontrolü ele aldılar.

Tam bu dönemde beklenmedik bir karşı saldırı ile karşılaştılar. Bu saldırı Mısır birliklerinden değil, diğer Arap ülkelerinin petrol tankerlerinden geldi. Petrol ambargosu konulunca tarihte ilk kez Batı dünyası petrol kıtlığı ile karşılaştı. Bu sefer Doğu, Batı’nın günlük yaşamını etkiliyordu. İngiliz halkı yakıt karnesi ile tanışıyor, medya durumu eleştiren haberler yaptı.

Savaş açan İngiliz ve Fransızlar içte bu sıkıntılar ile uğraşırken, dışta ise -özellikle İngiltere- dünyanın tek hakimi oldukları dönemi mumla arıyorlardı…

1950’li yıllarda Ortadoğu’da baskın güç artık İngiltere değil ABD idi. Ülkelerle ilişkide yavaş yavaş İngiltere’nin yerini Amerika almaya başlıyordu. 1956 yılında İngiltere ve Fransa Süveyş’e asker çıkarmışken Amerika’da başkanlık seçimleri vardı. Başkan Eisenhower yeniden seçilmek için kampanya yapıyordu.

İngiliz ve Fransız kamuoyunun savaş ile ilgili görüşü ortadayken, Amerikan halkı da eski sömürgeci güçlerin kanaldaki emellerine karşıydı. Sonuçta bu Mısır’ın hukuki bir hakkıydı ve İngiliz-Fransız ortak tavrı Mısır’ı Batı bloğundan uzaklaştırıyordu. Amerikan politikacıları Arap halklarını Sovyetler Birliği’ne yaklaştıran her hamleyi hoş karşılamıyordu. İngiliz Başbakanı Eden ise İngiltere’yi canı ne isterse yapabilecek büyük bir güç olarak görüyordu.

Tam günlerde benzer bir olay daha yaşanıyor. Macaristan’da halkın değişim ve özgürlük talepleri Sovyetler tarafından bastırılıyordu. İlerleyen günlerde Amerika, İngiltere’yi Batı’nın yüksek ahlaki değerlerini ve çıkarlarını hiçe saymakla suçladı, peşi sıra BM İngiltere’nin tavrını kınayan bir açıklama yaptı. Sovyetler Birliği’nin ise tavrı netti. İngiltere ve Fransa’nın işgalini onaylamıyor açıkca Nasır’a destek veriyordu. ABD ve Sovyetler’in savaşa karşı ortak tavır koymaları, Soğuk Savaş’ın ender olaylarından biridir.

ABD İngiltere’ye ekonomik olarak saldırdı. Bazı yaptırımlar ile İngiltere’nin savaş sonrası refah durumunu sarstı. Kulislerde ise Sovyetler’in, Mısır’dan çekilmemeleri durumunda Paris ve Londra’ya nükleer saldırı yapma tehdidi dolaşıyordu. Açıkca iki ülke de ateşkese zorlandılar.

İşgal Nasır’ı koltuğundan etmeyi amaçlıyordu. Ancak yenilgi ile başladığı bir savaştan bütün dünyada ününü arttırarak çıkıyordu. Sahada kaybetmiş, ancak masada kazanmış, büyük asker kaybı vermiş olmasına rağmen Süveyş Kanalı üzerinde denetimini kurmuştu. Gücünün en doruk noktasındaydı. Mısır’da 1882 yılından beri var olan Britanya etkisi ortadan kaldırılmıştı. Beklentilerin tam tersine İngiltere başbakanı Antonny Eden, Süveyş Krizi sonunda koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı.

”Kardeşler, vatandaşlar, burada Port Said’de savaştınız, büyük ve güçlü ülkelerle Port Said’de savaştınız, bunların yanı sıra İsrail ile savaştınız ve siz, Port Said’de zafer kazandınız.

Ülkemizde ne kadar güçlü olursa olsun herhangi bir yabancının varlığı olmadığını yüksek sesle bildirdiniz.

Port Said Savaşı, Süveyş Kanalı’nı millileştirmenin değil özgürlük ve bağımsızlık adına uzun süren bir savaşın sonucuydu.

Hiçbir bayrak ülkemizde yükselmeyecek, bizimki hariç!
Hiçbir kelime ülkemizde duyulmayacak, bizimki hariç!
Ve hiç kimse bizim toprağımızda egemen olmayacak, biz hariç!”

-Cemal Abdül Nasır

Süveyş Krizi, Birleşik Krallık’ın Falkland Adaları Savaşı’na kadar ABD’nin desteği olmadan yaptığı son harekattır. Bu süre içinde Birleşik Krallık, askeri harekatlarında hep ABD’nin desteğini arayacaktır. Fransa’da ise General de Gaulle, Fransa’nın dış politika amaçları için ABD’ye güvenemeyeceğini anlamıştır. İlerleyen yıllarda iktidara geldikten sonra de Gaulle, Fransa’nın bağımsız bir politika izleyebilmesi için nükleer silah geliştirilmesine başlayacak ve Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çekecektir.

Savaş’ın sonlanmasıyla, Birleşmiş Milletler Barış Gücü kurularak Gazze Şeridi’ne ve Sina Yarımadası’na yerleştirildi. Birçok ülkenin katılımıyla oluşturulan bu gücün “barış sağlanıncaya kadar Mısır ve İsrail’in savaşmasını engellemek” sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyordu.

1967’ye kadar bölgede kalan Barış Gücü, bu tarihte çekilmiş ve hemen ardından Altı Gün Savaşı çıkmıştır.

Şehmus Kızılkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Erdoğan’ın Çad Ziyaretinde Bilinmeyen Anlamlı Fotoğraf

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 3 stratejik ziyaret gerçekleştirmişti. Bu ziyaretlerden biri de Afrika Ülkesi olan Çad’a idi. Ziyaretten yansıyan önemli gelişme, Çad Cumhurbaşkanı İdris Debi’nin, Erdoğan’ı havalimanında karşılayıp elini uzun süre bırakmayışı oldu.

Asıl önemli gelişme, medyaya yansımayan ama uzun zamandır MEB görevlisi olarak Çad’da bulunan bir yakınımın yolladığı fotoğraftan öğrendiğim gelişme oldu. Fotoğrafta Türkiye’ye olan saygısıyla tanınan İdris Debi, Erdoğan’ı ülkeden ayrılırken havalimanında uğurluyor ve uçak kalkana kadar yaklaşık yarım saat ayakta bekliyor. Haliyle devlet erkanı da havalimanında hazırol vaziyette bekledi. Zaman zaman yorulunca bastonuna dayanan İdris Debi, uçak havalanıp gözden kaybolana kadar hazırolda bekledi. Uzun bekleyiş resmi ve diğer yerel haber kanallardan canlı aktarıldığı için bütün Çad halkı şahit olmuş oldu. Spikerler de Türkiye ve Türk milletinden övgülerle bahsetti. Böylece İdris Debi ilk defa bir ülkeye karşı böyle bir saygı göstermiş oldu.

Türk medyasına yansımayan o kare…

Bölgede Osmanlı izlerine ve Türk geleneklerine rastlamakta mümkün (bölgedeki Abeşe Türkleri ve Türklerden kalma kırmızı tuğla üretimi vb.). Bölge insanı, Osmanlı ve Türk milletine karşı büyük bir sevgi besliyor. İdris Debi’nin Türk Milletine karşı saygı ve sevgi dolu bu bekleyişi de diplomatik bir tavır değildi, kardeşlikti… Bütün bunlar uzak diyarlardaki özlenen ve beklenen bir dostluğun yansıması oldu.

Bu fotoğraf, Türkiye-Çad ilişkilerinde hafızlarda kalacaktır.

https://stratejikortak.com/2017/07/afrika-maden-haritasi.html

Medeniyetler Beşiği “Kudüs”

Binlerce yıllık süre gelen mücadelelerin beşiği olan kadim şehrimiz Kudüs -ü Şerif uğrunda ‘Hak ile batılın mücadelesi ebediyete kadar devam edecektir. Tekrar Kudüs’ün statüsünü değiştirmeye çaba gösterenler, son günlerde yeniden sansasyonel bir şekilde kadim şehrimizi gündeme getirdi. Bu durum geçmişte ve günümüzde emperyalist güçlerin ekonomi ve dinsel bağlılığı ile devam ediyor olsa da aslında hedef Müslüman aleminin ta kendisi olduğundan şüphem yoktur.

Kadim şehrimiz Kudüs -ü Şerifin bugünkü esaretini anlayabilmemiz için geçmişi inceleyip biraz olsun ders almamız gerekmektedir. 5000 yıllık Kudüs tarihinde İslam’ın merkezi olan şehrimiz birçok peygamberimizin yaşanmışlıklarını içinde barındırıyor. Böylesine kutsal bir şehir gerek haçlı seferlerine gerekse İsrail’in baskı ve saldırılarına maruz kalması çağdaş – demokrasi diye geçinen bir avuç insani vicdan yoksunu sapkınlık içindedir.

Kudüs-ü şerif Selahattin Eyyubi dönemine kadar çeşitli medeniyetler tarafından fethedilmiş olsa da şehrin adaletini ve idaresini elden bırakmayan tek kişi yine Selahattin Eyyubi’dir. Haçlı seferleri kapsamında kurulan büyük ve güçlü ordular şehirde ki Müslüman ve Yahudi halkının birçoğunu katletmiştir. Selahattin Eyyubi sayesinde fethedilen kadim şehir Yahudi ve Müslüman halklarının yeniden evlerine dönmelerini sağlamıştır. Bu adaletli yönetim şekli Osmanlı devleti döneminde de devam etmiştir. Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı devleti önce parçalanmış ardından yıkılmıştır… Emperyalist güçler yeniden gözünü kadim şehrimize dikmişlerdir. Bunun en bariz örneğini şu sözlerden yola çıkarak bulabiliriz, Osmanlı ordusunu yenerek Kudüs’e giren İngiliz Orduları Komutanı Orgeneral Edmund Allenby, Selahaddin Eyyubi’nin mezarına ayağıyla vurarak; “Kalk Selahaddin biz yine geldik”

Balfour Deklarasyonu

Böylesine sert mücadelenin fiili adımı İngiltere’nin öncülük ettiği Balfour deklarasyonu ile farklı bir boyut kazanmıştır. Ardından İkinci Dünya savaşı sırasın da Adolf Hitler tarafından dünya kamuoyunda mağduriyet kisvesi adı altında oluşturulan ve onlara göre Yahudi kesimine bir hediye verilmesi gerekiyordu. Buna öncülük edecek olan İngiltere, Osmanlı topraklarının parçalanmasının ardından Ortadoğu bölgesinin mandasını kontrol etmekteydi.

Kaynak: Anadolu Ajansı

‘Esaretin’ geçmişten günümüze çeşitli süzgeçlerden geçmiştir.  Balfour deklarasyonu ile başlayan İsrail devletinin kurulma süreci, İkinci Dünya savaşı sonrasında fiili olarak 1948’de tamamlanmıştır. Kudüs’ü bekleyen tehlike yaklaşmakta, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek adımlar tek tek atılmaktaydı.

Dünya barışının ve Ortadoğu’nun istikrarı Kudüs’ü anlamaktan geçmektedir. Bu bağlamda terörizm ile mücadelenin barışa uluşabilmesi için Filistin halkının ve haklarının tanınmasından başka çözüm yoktur. Günümüz İsrail devletinin en büyük destekçisi olan ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmiş olması ne dünya barışına nede Kudüs sorununa çözüm teşkil etmektedir. ABD uluslararası çıkarları uğruna ,Trump’un eliyle gelecek adına Ortadoğu stratejisini belirleyip bölge istikrarına ve demografisine dinamit yerleştirme gayesinden başka bir şey düşünmemektedir. Sözü bahis bu strateji kuzey Suriye’de oluşturulmak istenen sözde ‘Kürdistan’ devleti kurma gayesinden anlaşılmaktadır.

Trump’un almış olduğu bu skandal karar karşısında İslam dünyası ayaklanarak Türkiye’nin liderliğinde İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul’da olağanüstü toplantıya davet edilmiştir. Durumdan anlaşılacağı üzere Trump’un almış olduğu tek taraflı kararı yok hükmünde sayılmaktaydı, ayrıca İİT üye devletleri bu karara karşılık Ankara hükümeti öncülüğünde başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devletini tanıdıklarını ilan etmişlerdir. Tarih sayfalarına Balfour deklarasyonuna karşılık İstanbul deklarasyonu olarak geçecek bu tarihi adımın mesajı açık açık belirtilmesi gerekmektedir. Öte yandan Trump’un tek taraflı kararı, ne Avrupa birliği üye devletlerinin nezdinde nede İngiltere nezdinde bir karşılık bulmuştur. Trump bu hususta Birleşmiş Milletler bünyesinde yalnızlığa mahkum edilmiştir.

ABD’nin bu skandal kararı karşısında İslam İşbirliği Teşkilatı sadece toplanmak ile yetinmeyip gerekli diplomatik adımları Türkiye’nin öncülüğünde tüm cesareti ile atması gerekiyor. Uluslararası mecralarda geniş çaplı desteğin bulunması gerek aksi takdir de mücadelesini verdiğimiz Kudüs meselesinin kaderi ‘KKTC’ gibi olacaktır.

Hatırlayacağımız üzere Türkiye, Kıbrıs barış harekatını icra ettikten sonra ada üzerinde 1983 yılında KKTC devletinin kurulmasına öncülük etmiş ve KKTC hükümetinin tanınması çerçevesinde uluslararası mecralara başvurmuştur. Pakistan ve Bangladeş gibi devletler, KKTC hükümetini tanıdıklarını açıkladıktan bir süre sonra BM’nin baskıları ve tehditleri neticesinde bu kararlarından vaz geçirilmişlerdir. Öngörüyorum ki İslam İşbirliği Teşkilatı üye devletleri Türkiye’nin aldığı ve alacak olduğu kararları dikkat almakta gecikirse ABD tehdidi ve baskıları ile karşı karşıya kalacaklardır. Durum daha da zorlaşmadan Kudüs için İstanbul deklarasyonunda da belirtildiği gibi;

  1. Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletini tanımak
  2. İİT üye devletlerinin Doğu Kudüs’e elçilik açmaya davet edilmesi gibi,

Kararların bir an önce almaları gerekmekte ve bu durumu fiiliyata dökmeleri elzemdir. Aksi takdir işleyen her süreç ABD’nin lehinedir. Arap devletlerine bu kararların alınmaması için şantaj, baskı, darbe ve ülke içi yeni saldırılar ile dolaylı yoldan mesaj verilmek istenebilir. Yine ABD öncülüğünde Katar’a izolasyon uygulamak için en önde gelen Suudi Arabistan, Mısır, BAE gibi devletlerin Kudüs konusunda üç maymun oynaması ne kabul edilebilir nede sineye çekilebilecek bir durumdur. Sözünü ettiğim devletler Suudi Arabistan, Mısır ve BAE yakın bir zamanda başkenti Kudüs olan İsrail devletini tanıyacak olursalar şaşırmamak gerek.

 

İsrail saldırganlığına maalesef şahit olma durumum oldu. Ocak 2016’da Kudüs’e yapmış olduğum bir ziyaret sırasında Mescid-i Aksa avlusundan, İsrailli askerler tarafından darp edilerek, işkence yapılarak elleri kelepçelenmiş bir şekilde tutuklanmış bir Filistinli genci gördüm. Maalesef durum içler acısı, İsrail askerleri Filistinlilere kan kusturur olmuş. İsrail’in Filistin halkından başka düşman göremeyecek kadar kör bir noktaya gelmiş olması mı yoksa güçsüze gücü yetiyor olması mı…  Neresinden bakarsak bakalım barbar zihniyetin açık bir emsalidir. Yine orada bir Filistinli büyüğümüzün evine misafir olma fırsatım oldu, içeride duvarda asılı Türk bayrağını farkettim insanı duygulandırır nitelikte ve sorumluluklarımızın ne kadar büyük olduğunun farkına vardırıyor insanı. İsrail askerleri bulunduğum eve baskın düzenledi ve ev sahibini sorgusuz sualsiz yargılamaya başladı ardından o bölgeden uzaklaştırıldık.

… özgürlük nedir, insan hakları nedir, terörizm ve zorbalık nedir orada farkına varıyorsun…

https://stratejikortak.com/2017/12/dunden-bugune-kudus-sorunu.html

John F. Kennedy Bilmecesi

 

CIA, Castro, Johnson, KGB, silah tüccarları, FBI ve mafya hipotezleriyle kafaların karıştırıldığı, Mossad’ın adının titizlikle gizli tutulduğu Kennedy suikastı bilmecesi… Oysa ABD’nin Siyonistlere karşı çıkan tek Başkanı John Fitzgerald Kennedy, İsrail Başbakanı Ben Gurion’a, İsrail’de yapılmakta olan Dimona Nükleer Santrali’ne, İsrail’in Ortadoğu politikasına, Siyonist silah tüccarlarına, mason danışmanlarına, Amerika’daki Yahudi lobisine, lobinin en güçlü ismi Rockefeller’a ve masonik örgütlere ters düşmüştü.

Kennedy’nin 1963 yılında Texas’ta öldürülmesinin ardından kurulan ve Warren Komisyonu olarak bilinen Senato Özel Soruşturma Komisyonu, cinayeti tek başına hareket eden Lee Harvey Oswald’ın işlediği sonucuna varmıştı. Ancak hem cinayetin sorumlusu olarak gösterilen Oswald‘ın hem de henüz mahkeme önüne çıkmadan onu öldüren Jack Ruby‘nin ve olaya adı karışan bazı kişilerin kuşkulu biçimde öldürülmeleri, öte yandan soruşturmanın yürütülmesindeki bazı kuşkulu noktalar, ABD kamuouyunda birçok spekülasyonlara yol açmıştı. Olayla ilgili olarak toplanan binlerce sayfalık belgenin bugüne dek gizli tutulması da ortaya birçok komplo teorisinin atılmasıne neden oldu: ”CIA, Oswald ve Oswald’ı öldüren Jack Ruby arasındaki ilişkileri araştıran Nelson Rockfeller’ın Başkanlık ettiği bir komisyonun kayıtlarının açıklanması isteniyor.”

Kennedy’nin devre dışı bırakılışının ardında bazı sorular zihinlerde kaldı: Cinayeti gören 47 şahit, kaza veya hastalık sebebiyle ya da intihar ederek(!) öldü. FBI’ya göre Oswald, cinayeti tek başına işlemişti. Tek silah kullanılmıştı. ABD gizli servisi olaya karışmamıştı. Olay basit bir bireysel terör hareketi olarak gösterilmek isteniyordu.

kennedy hd photos ile ilgili görsel sonucu
John F. Kennedy ve J. Kennedy Onassis

Warren ve Rockfeller Komisyonları Kuruldu

Olayı sözde araştırmak amacıyla iki komisyon kuruldu. 1964 ve 1975’de kurulan Warren ve Rockefeller komisyonlarında aynı sonuçlara ulaşıldı. Komisyonların raporlarına göre Ruby aşırı milliyetçiydi ve katil olarak tanıtılan Oswald’ı da Başkanını öldüren kişiden intikam almak amacıyla öldürmüştü. Oysa, Oswald ve Ruby’nin beraber hareket ettikleri ortaya çıktı.

Olayı gören birçok şahit Warren Komisyonu’nca dinlenmiyor, dinlenenlerin ifadeleri de değiştiriliyordu. Daha sonra, mason senatör Frank Church’ün Başkanlığını yaptığı Church Komisyonu‘nun hazırladığı raporda da hiçbir sonuca ulaşılamaması bu suikastın arkasındaki güçlerle ilgili önemli ipuçları veriyordu.

Ortada bir komplo düzenlenmiş olduğunu açıkça gösteren bazı gerçekler vardı. Dikkati dağıtmak için, Kennedy’i mafyanın öldürdüğü söyleniyordu. Acaba mafya tören güzergahını değiştirebilir miydi? FBI’yı, Dallas polisini, Warren Komisyonu’nu yönlendirebilir miydi? Otopsiye müdahale edip, medyaya yalan haber yazdırabilir miydi?

lee harvey oswald ile ilgili görsel sonucu
Lee Harvey Oswald

Kennedy’nin Otopsisi Kafaları Karıştırdı

Kennedy üç ayrı yerden gelen kurşunlarla vurulmuştu. Bu, otopside kanıtlanmış ama üstü örtülmüştü. Bazı polisler buna şahitti. Olayla ilgili ipuçları: Kennedy’nin yanında vurulan Texas Valisi Conoly‘nin kanlı üniforması temizleyiciye, Kennedy’nin limuzin arabası yıkamaya gönderiliyor. Başkanın beyninin ise kaybolduğu söyleniyordu!

Oswald’ın iki kurşunundan sekiz yara izi çıktığı söyleniyordu. Fakat otopsi gereğince yapılmıyor, askeri doktorlar tarafından örtbas ediliyordu. Ordudaki general ve amiraller otopsiyi yönetiyorlardı.

Birçok kaynak Oswald’ın Amerikan gizli servisi CIA’e kayıtlı olduğunu yazdı. Oswald bu tip bir iş için çok daha önceleri ‘hazırlanmış’ bir kişiydi. CIA, suikastten çok daha önceleri Oswald’ı Rusya’ya göndermişti. Oswald Rusya’da kendini bir vatan haini olarak gösteriyordu ama aslında CIA, onun oradaki durumunu en ince ayrıntısına kadar yönetiyordu. Daha sonra Rusya’dan ayrıldı. Küba’da bir delegasyonla görüştü. Bu arada CIA, hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranıyordu. Oswald, ardından İsviçre’de bir üniversiteye yazıldı. Buradan İngiltere’ye gitti. Sonra Sovyet vatandaşı oldu. İki yıl sonra Henry Kissenger’in ileride ortağı olacak olan B. Classon, Oswald’ın ABD’ye dönüşünü ayarladı.

L. Harvey Oswald’ın Hayatı Senaryo İddialarını Güçlendirdi

FBI ve CIA tüm bu gelişmeleri denetliyordu. Oswald, 1962’de Pentagon’da çalışmaya başladı. 1963’de FBI aniden Oswald’ın KGB ajanı olduğu söylentilerini yaydı, bu konuyla ilgili Oswald’a ait sahte belgeler ortaya çıkarıldı. Böylece Kennedy suikasti öncesi Oswald’ı bir KGB ajanı gibi gösteren senaryo düzenlenmiş oldu. Kennedy suikastinden bir veya iki gün önce Oswald Küba’yı savunan Anti-Amerikan yazılar yazdı ve Dallas’da polislerin eline tehdit mektupları verdi ve bunu nedense CIA, FBI, ve Deniz Kuvvetleri haber alma binalarının bulunduğu bir meydanın ortasında yaptı! Bu senaryo, aslında olayın içine Küba ve KGB gibi değişik alternatifler sokmak için yapılmıştı. Kennedy’nin ölümünden sonra ise Oswald’ın CIA ajanlığıyla ilgili tüm belgeler yok edildi.

jack ruby ile ilgili görsel sonucu
Jack Ruby

Olayı ısrarla KGB’nin üzerine atanların başında ise CIA’in Mossad’la bağlantılarını gerçekleştiren eski CIA şefi James Jesus Angleton vardı: ”Angleton, Oswald’ın KGB ajanı olduğu tezinin ünlü savunucularındandı. Oysa Angleton, Oswald gibi CIA ajanları hakkında en çok bilgiye sahip kişiydi.”

Mossad İşin İçindeydi

Dikkati dağıtıp, Mafya-Küba teorileri ortaya çıkarmak için Mafya-Küba bağlantılı birçok CIA ajanı olayla ilgiliymiş gibi gösterilerek, dikkat başka yönlere çekiliyordu. Bu bir aldatmacaydı. Ayrıca mafya da zaten Mossad‘ın bir uzantısından başka bir şey değildi:

Kennedy suikastinde Mosssad’ın en büyük yardımcısı olan FBI şefi mason Hoover, Kennedy ile yaşadığı müddetçe ters düşmüştü. ABD mafyasının başı Yahudi mafya babası Meyer Lansky zaten Mossad’la doğrudan bağlantılı çalışıyordu. Mossad’ın bilgisi dışında eylem yapması mümkün değildi. Meyer Lansky, CIA ile de ortak çalışıyordu. Fakat olayın çok değişik boyutları vardı. Kennedy ölümünden önce, CIA Başkanı mason Allen Dulles’ı görevinden almaya karar vermişti. Oswald ve onu öldüren Ruby’nin Dallas’taki polis otoriteleriyle ve FBI’la yakın ilişkileri vardı. FBI Ruby’i birçok görevde kullanmıştı.

J. Ruby konuşmasını engellemek için hapiste kendisine kanser yapıcı ilaçlar verildiğini söyler ve esrarengiz bir şekilde kanserden ölür.

Kennedy suikastini soruşturan Warren Komisyonu, Oswald’ın suikastı tek başına işlediği sonucunu çıkardı fakat Amerikan halkının sadece yüzde 10’u buna inandı.

H. Anıl Tezsehen

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

S-400 Satışı Ne Aşamada?

Rosteh’in Başkanı Sergey Çemezov Açıkladı

Türkiye’nin NATO üyeliği ve diplomatik konjonktür sebebiyle çok tartışılan S-400 meselesi ile alakalı önemli gelişmeler yaşandı. Gün içinde Rus haber ajansı Sputnik’in geçtiği habere göre Rus Savunma Sanayi Şirketi Rosteh’in başkanı Sergey ÇEMEZOV, Türkiye’nin Rusya’dan 4 adet S-400 füze savunma sistemi bataryasını 2.5 milyar dolar karşılığında satın aldığını açıkladı.

Yaptığı açıklamada siparişlerin 2019-2020 yılları arasında yerine getirileceğini söyleyen Çemezov, açıklamasının devamında anlaşmanın mali kısmı ile alakalı olarak şu beyanlarda bulundu;

  • Anlaşmanın toplam maliyeti 2.5 milyar dolardır,
  • Bu bedelin %45’lik kısmı Türkiye tarafından Rusya’ya ödenecek, geri kalan %55’lik kısım ise Rusya’nın Türkiye’ye açacağı kredi ile kapatılacak,
  • Her iki ülkenin Maliye Bakanları bu konuda zaten mutabakata varmış durumdadır.

Her ne kadar sistemin sayısı 4 adet olarak ifade edilse de bu konuyla alakalı gözden kaçan ve yanılgıya düşülen bir konunun daha altını çizen Çemezov, Türkiye’nin 4 Adet S-400 Bataryası almayacağını, 4 Bölük S-400 alacağını ifade ederek her S-400 Bölüğünün birden çok füze bataryası barındırdığının altını çizdi. Türkiye’nin 4 Bölük  savunma sistemi alması, toplamda 36 adet füze bataryasına sahip olacağı anlamına geliyor.

Konunun siyasi boyutuna ilişkin de açıklamalarda bulunan Çemezov şunları ifade etti;

  • Türkiye’nin Rusya’dan gerçekleştirdiği bu alım bir NATO ülkesi tarafından ilk defa yapılıyor,
  • Geçmişte Kıbrıs bizden S-300 sistemi satın almıştı ancak ada ükesi NATO üyesi sayılmadığı için Türkiye’nin bu alamı bu alanda bir ilk,
  • Ankara’nın atmış olduğu bu adım siyasi ve stratejik açıdan çok önemli ve ciddi bir adımdır.

Çemezov’un bu beyanlarının üstüne konuya ilişkin açıklamalarda bulunan  Milli Savunma Bakanı Nurettin CANİKLİ, anlaşmanın zaten sağlanmış olduğunu belirterek; “Kredi mi kullanalım, yoksa kendimiz mi finanse edelim’in sonunda, ‘Bir bölümünü kredili olarak kullanalım.’ şeklinde görüş ortaya çıktı.” ifadelerini kullandı.

 

https://stratejikortak.com/2017/12/s-400-hava-savunma-fuzeleri-ise-yariyor-mu.html

Stratejik Ortak Haber Masası – Mahmut Nedim SUİÇMEZ

S-400 Hava Savunma Füzeleri İşe Yarıyor Mu?

Özellikle son yaşanan olaylar dikkate alındığında bir ülkenin hava savunma sisteminin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. ABD’nin Tomahawk  füzeleriyle Suriye’nin Humus vilayetinde ki Şaryat hava üssünü 59 füzeyle vurması, beraberinde Suriye’de bulunan hava savunma sistemlerinin yeterliliğini tartışmaya açmıştır. Özellikle insanlar sosyal medyada “S-400 ne işe yarar” gibi haklı sorular sormaya başlamışlardır. Bu gibi sorulara yanıt olarak bu yazıyı yazdım.

24 Kasım 2015 tarihinde Rusya’ya ait SU-24 tipi savaş uçağının Türk F-16 ları tarafından düşürülmesinin ardından Rusya; Lazkiyede ki Himeymim hava üssüne S-400 hava savunma sistemi yerleştirdi.

Peki neden ABD’nin saldırısında Rusya’nın o kadar övgüyle bahsettiği S-400 hava savunma sistemi karşılık vermedi veya veremedi?

İşte bu soruya yanıt verebilmek ve S-400 hava savunma sisteminin özelliklerini daha yakından tanımak için aşağıdaki tabloyu inceleyebilirsiniz;

Vurulan Hedef Türleri

Stratejik Uçaklar ABD’ye ait çok fonksiyonlu ağır uzun menzilli kıtalararası stratejik bombardıman uçağı; Boeing B-52 Stratofortress ABD’ye ait uzun menzilli süpersonik stratejik bombardıman uçağı Rockwell Internatıonal B-1 Lancer ABD’ye ait uzun menzilli stratejik bombardıman uçağı; General Dynamics F-111 Aardvark
Elektronik Harp Uçakları ABD’ye ait elektronik harp uçağı; GeneralDynamics/Grumman EF-111A Raven Grumman EA-6 Prowler elektronik harp ve istihbarat uçağı
İstihbarat Uçakları ABD’ye ait yüksek irtifa keşif uçağı; Lockheed U-2
Havadan erken uyarı ve kontrol uçakları ABD’nin havadan erken uyarı ve kontrol uçağı; Boeing E-3 Sentry ABD Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri’nin güverteli havadan erken uyarı ve kontrol uçağı; Grumman E-2 Hawkeye
Taktik Uçaklar ABD’ye ait ve her türlü hava şartlarında görev yapabilen 4.nesil avcı uçağı; McDonnell Douglas F-15 Eagle ABD’ye ait 4.nesil çok amaçlı hafif avcı uçağı; General Dynamics F-16 Fighting Falcon ABD’ye ait 5.nesil çok amaçlı avcı uçağı; Lockheed Martin Boeing F-22 Raptor
Hayalet Uçaklar ABD’ye ait ses hızından yavaş, radara yakalanmayan taktik taarruz uçağı; Lockheed F-117 NightHawk ABD’ye ait ağır radara yakalanmayan stratejik bombardıman uçağı: Northrop B-2 Spirit
Stratejik Seyir Füzeler Raytheon/McDonnellDouglas BGM-109 Tomahawk çok amaçlı, hassas ses hızından yavaş, uzun menzilli stratejik ve taktik seyir füzesi
Aerobalistik Füzeler Boeing AGM-69 SRAM (Short-RangeAttackMissile) kısa menzilli aerobalistik havadan karaya güdümlü füze
Orta Menzilli Balistik Füzeler Menzili 1000-1500 km olan ve nükleer başlıkta taşıyabilen füzeler
Taktik Balistik Füzeler

Yukarıdaki tablodan anlaşılacağı üzere S-400 ün birçok farklı uçak ve füzeleri vurabildiğini görüyoruz. Buna kırmızıyla işaretlenmiş ve ABD nin Suriye de kullandığı Tomahawk seyir füzeside dahildir. Rusya isteseydi ABD nin saldırılarını engelleyebilirdi. Teknik olarak S-400 bu saldırıları engelleyebilecek güçte. Neden engellenmediği sorusu ise ayrı ele alınması gereken bir konu.

S-400 ün teknik ve taktik özelliklerine bakalım:

Füze hızı: 4800m/s

Kuruluş süresi: 5 dk

Savaşa hazır duruma getirilme süresi: 3 dk

Aynı anda takip ettiği hedef sayısı: 300

Aynı anda vurulan hedef sayısı: 300

Yararlanılan kaynaklar: Sputnik

Mehmet Fehmi Karadağ

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

https://stratejikortak.com/2015/12/israil-ile-rusya-anlasms-suriyedeki-s.html