Çoğu kişi, Suriye ve Irak’da son durum haritaları savaşın hızına yetişemediğinden ve haritaların güncelliği sorgulandığından buralardaki savaşı çoğu kişi interaktif haritalar ile takip ediyor. Sitemizde daha önce bulunan #1 Suriye ve Irak Canlı Savaş Haritası ve #2 Irak ve Suriye Ortak İnteraktif Harita adlı iki haritaya alternatif olarak yüklediğimiz bu harita ile çöl bölgelerinden ziyade bu yol üzerindeki yerleşim yerleri ve tarafların askeri bölgeleri renklendirilmiş.
Savaşı anlık takip eden yerel kaynaklar tarafından sürekli güncellenen haritada Suriye ve Irak’taki bazı dış güçlerin askeri üsleri ile birlikte havaalanları da gösterilmiş.
Suriye’de Taraflar
Irak’ta Taraflar
Esad Rejimi – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler -kırmızı-
Irak Hükümeti – Irak Ordusu, Şii Haşdi Şabi örgütü ve yerel Sünni milisler -kırmızı-
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, ÖSO vb. -yeşil-
(Fetih el Şam Cephesi -mavi-)
IKBY (Kürt Bölgesi) – Peşmerge -sarı-
PYD/YPG – SDF çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK -sarı-
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler -siyah-
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler -siyah-
*Mor renk TSK ve ÖSO’nun kontrol ettiği bölgeler.
*** Harita üzerindeki sembollerin ortadan kalkması için Haritanın sol üst köşesindeki “Harita Ayrıntıları” alanına tıklayıp “Syrian Places, Iraq Places ve Lebanese Places” alanlarındaki işaretlemeyi kaldırmanız gerekiyor.
*** İnteraktif haritanın mobilde yüklenmesi biraz uzun sürebilir.
Beklenen Afrin Operasyonu başladı. TSK operasyonun adının “Zeytin Dalı Harekatı” olduğunu duyurdu. Diyarbakır 8. Ana Jet Üssünden kalkan tam kapasite yüklü F-16 savaş uçakları Suriye’de PYD/PKK mevzilerini bombalamaya başladı. Aynı zamanda Azez’de konuşlu ÖSO grupları Afrin’e doğru harekete geçmiş durumda.
Saat 17:00’da başlayan hava harekatı ile beklenen Afrin Operasyonu fiilen başlamış oldu. Daha önce İHA’lar ile ve çeşitli keşif faaliyetleri ile belirlenmiş olan PYD noktaları Türk F-16 savaş uçaklarının ağır hava bombardımanı altında.
Türk F-16 uçakları PYD noktalarını bombalıyor
Harekatın Kod Adı: “Zeytin Dalı”
Reuter haber ajansının geçtiği bilgiye göre PYD tarafından açılan taciz ateşinin ardından başlayan hava harekatı ile PYD mevzileri bir bir imha ediliyor. TSK tarafından yapılan açıklamaya göre “Zeytin Dalı Harekatı” olarak adlandırılan Afrin Operasyonu bu şekilde fiilen başlamış oldu.
Başbakan Binali Yıldırım, “TSK havadan harekata başlamıştır” açıklamasında bulundu. Yıldırım, “Şu an itibarıyla kahraman Silahlı Kuvvetlerimiz, Afrin’de PYD/PKK ve DEAŞ unsurlarını yok etmek için havadan harekata başlamıştır” ifadelerini kullandı.
Türk ve dünya televizyonlarında canlı olarak yayınlanan Zeytin Dalı Harekatı görüntülerinde Türk savaş uçaklarının PYD noktalarını ağır bir şekilde bombardıman altına aldığı görülüyor. Bunun yanında Kilis’te konuşlanan T-155 Fırtına Obüsleri de karadan Afrin’i yoğun ateş altına almış durumda.
F-16’lar ve T-155 Fırtına Obüsleri PYD noktalarını imha ediyor
Zeytin Dalı Harekatı’na Giden Süreç
Afrin’deki PKK/PYD terör örgütü varlığından rahatsızlığını uluslararası camiada uzun zamandır dile getiren Türkiye bir yandan da terör ittifakına karşı askeri hazırlıklarını sürdürüyordu. Özellikle haziran ayından bu yana sıklaşan askeri sevkiyatlar “Afrin Operasyonu ne zaman başlayacak?” sorularını beraberinde getiriyordu. Ve sonunda “Zeytin Dalı Harekatı” adı altında beklenen operasyon başladı. Birçok askeri uzmana göre hava harekatı ağırlık olacağı tahmin edilen operasyon beklenildiği gibi Türk F-16 savaş uçaklarının yoğun bir hava harekatı ile başlamış durumda.
Türkiye’nin bölgeye sevk ettiği askeri unsur ve envanter, Afrin Operasyonu hakkında önemli fikirler vermekteydi. Beklenildiği gibi hava harekatı ve Fırtına Obösleri yoğunluklu olarak başlayan Zeytin Dalı Harekatı, OSÖ birliklerinin kara ilerleyişi ile devam ediyor.
Kilis’te konuşlanan Fırtına Obüsleri bölgeyi yoğun ateş altına alıyor
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yozgat’ta yaptığı açıklamalarda, “Önümüzdeki günlerde terörden arındırma operasyonunu Afrin’le devam ettireceğiz.” dedi. Erdoğan konuşmalarında şu önemli açıklamayı da kaydetti: “Fırat Kalkanı harekatında ne dedik? “Bir gece ansızın gelebiliriz.” Şimdi Afrin’de de aynı şeyi söylüyoruz. Bir gece ansızın gelebiliriz.” Erdoğan daha öncede “Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Ülke olarak milletimizi tehdit edenleri kaynağında bertaraf edeceğiz. Sınırımızın öte tarafında hakkından gelmeye hazırız.” demişti.
Dışişleri Bakanlığından da bölgenin Türkiye’ye tehdit oluşturduğu ve bu durumda istenildiği zaman müdahalede bulunabileceği açıklaması geldi.
TSK ve Türk Polisi tarafından sınınırda güvenlik üst seviyeye çıkarıldı. Halkın da TSK ve Polise desteği büyük.
Rusya, konuyla ilgili PYD(dolayısıyla ABD) ile Türkiye arasında kalmış durumda. Rusya’nın tutumuyla ilgili yetkililerden net bir açıklama gelmezken iki ihtimal düşünülüyor: 1- Suriye’de yeni bir döneme girilmişken Rusya’nın dengeleri değiştirecek olan bu gelişmede çekimser kalacağı. 2- Rusya’nın Afrin Operasyona kısmen rıza göstereceği.
ABD, 2017’nin sonlarında SDG’yi bölgedeki polis güç olarak tanıyacaklarını ve bunun için yardım edeceklerini duyurmuştu. İlerleyen zamanlarda de facto statüsünde bulunan Kuzey Suriye’yi, SDG/PYD öncülüğünde devlet olarak kabul edeceğini ilan etti. Bunun üzerine Türkiye, sınırda bir terör devletinin kurulmasına karşı kırmızı çizgisi kararlılıkla sürdürdü ve Afrin Operasyonu için hazırlıklara hız verdi. Tam bu noktada ABD, SDG’den oluşan 30.000 kişilik bir ordu oluşturma ve Türkiye sınırına konuşlandırma kararı aldı.
PKK/PYD Terör Örgütü Gözünden Afrin Son Durum
Uluslararası hiçbir gücün olası bir Afrin saldırısına sessiz kalmayacağını duyuran PYD Lideri ve Demokratik Halk Hareketi (TEV-DEM) Diplomasi Komitesi üyesi Salih Müslim, “Böyle bir saldırı gelişirse, savaşın Türkiye’nin içine sıçraması ve Türkiye’nin yıkılmaya başlaması anlamına gelir” dedi.
PKK/PYD kanadından ise bazı üst düzey teröristlerin yapmış olduğu açıklamalara göre devletleşme ve ordu kurma düşüncesi, örgütün öncelikli stratejisi haline geldiği anlaşılıyor. PYD/PKK, son zamanlarda Afrin üzerinden Azez’deki yerleşim birimlerine saldırılar düzenliyor. Saldırılara zaman zaman Suriye’nin Türkiye sınır hattındaki Fırat Kalkanı Harekatı alanı ve İdlib gerginliği azaltma bölgesinde konuşlu TSK unsurları müdahale ediyor.
PKK/PYD sempatizanlarının muhtemel Afrin Operasyon için endişeleri var fakat bunun yanında operasyonun başarılı olamayacağına dair umutları da var. Ayrıca terör örgütü sempatizanları Erdoğan’ın Afrin için kurduğu cümlelerin içinin boş olduğunu fakat yinede teyakkuzda olmaları gerektiğini söylüyorlar.
Salih Müslim; “Afrin hiçbir zaman Kobane’den az olmayacak. Saldırırlarsa belalarını bulacaklar! Sert kayaya çarparlar.” şeklinde tehditlerde bulunuyor.
PKK/PYD sempatizanları Afrin’in kurmak istedikleri terör devleti için çok kritik olduğunu ve gerekirse etten bir çemberle bölgenin korunması gerektiğini söylüyorlar.
PKK/PYD sempatizanları arasında Avrupa’ya çağrıda bulunanlar da mevcut. Özellikle sosyal medyada “Bölgenin istikrarı Avrupa’nın istikrarı” şeklinde beyanlarda bulunuyorlar. Ayrıca Afrin’e destek için Avrupa’daki terör örgütü sempatizanlarına gösteri yapmaları gerektiğini söylüyorlar.
Afrin Operasyonu için M-60T Sabra tankları mevzi almış durumda.
Geçtiğimiz aylarda Türkiye, İran ve Rusya arasında Suriye’de çatışmasızlık bölgesi hakkında Astana’da anlaşmaya varılmıştı ve bu anlaşma kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bir süredir güney sınırına asker ve mühimmat sevkiyatına devam etmekteydi. Eylül ayının ortalarında operasyonun sinyalleri TSK tarafından verilmişti ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) birliklerine “İdlib için hazır olun” açıklaması yapılmıştı.
İdlib operasyonu 7 Ekim 2017 günü başlamıştı. Afrin operasyonu içinse son hazırlıklar yapılmış durumda. Meselenin diplomatik boyutu çok önemli olmakla birlikte askeri yönünü de gözden kaçırmamak gerekir. Zira bizler burada konunun diplomatik yönlerini konuşurken sahada Mehmetçik kan ve ter dökmektedir ve onlar için en önemli konulardan biri ellerindeki mühimmattır. Uzun zamandır Suriye sınırına tank ve askeri teçhizat sevkiyatı yapıldığı yönünde haberler okuyoruz. Peki, Türk askeri bölgede askeri anlamda neyle karşılaşacak? Elinde hangi tanklar var? Bu tankların artı ve eksi yönleri nelerdir? Sizler için askerimizin sahada aktif olarak kullandığı M-60T SABRA tanklarının özelliklerini ve sahadaki deneyimlerini bir araya getirdik.
Yukarıdaki resimde TSK envanterindeki tank mevcudu gösterilmiştir. Bu envanter içindeki en önemli tanklardan biri Irak ve Suriye’de aktif olarak kullandığımız M-60T SABRA tipi tankımızdır. Elimizde 170 adet bulunan bu model, 1960 yılı teknolojisi üretilmiş eski bir model olmasına rağmen yapılan modernizasyonlar ile sahada başarılı bir grafik çizmektedir. Saha tecrübelerine geçmeden önce tankımızın teknik özelliklerini aktaralım;
120 mm’lik yizsiz top
7,62 mm çapında makineli tüfek
60 mm’lik havan topu sistemi
Tehdit uyarı sistemi
Gece görüş sistemi
Uzaklık ölçüm cihazı
908 beygir motor gücü
450 km hareket menzili
%60 meyil tırmanma
Bir İsrail firması tarafından modernize edilen M-60 A1 tankları M-60T tanklarına dönüştürülmüş ve sonuncusu 2010 yılında TSK’ya dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün de katıldığı bir törenle Kayseri’de teslim edilmişti. Bu modernizasyon projesi, M-60T tanklarının yeni geliştirilen anti-tank sistemlerine karşı beka kabiliyetinin arttırılması açısından çok önemliydi. Günümüzde Javelin gibi sistemlere PYD terör örgütünün bile sahip olduğunu düşünürsek konunun önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu modernizasyon kapsamında aşağıdaki özellikler Türk tanklarına eklenmiş oldu;
Mevcut 105 mm M68 model yivli top 120 mm MG253 model yivsiz top ile değiştirildi
Knight 3 yeni nesil bilgisayarlı atış kontrol sistemi eklendi
750bg Continental AVDS-1790-2 dizel motor 1000bg MTU MT881 KA501 motor ile değiştirildi
Yeni nesil süspansiyon sistemi eklendi
Taret ve gövdeye reaktif zırh koruma sistemi blokları eklendi
Taretin hidrolik tahrik sistemi elektrik motorlu tahrik sistemi ile değiştirildi
Otomatik yangın tespit ve söndürme sistemi eklendi
Peki, bu modernizasyon TSK’ya sahada ne gibi avantajlar kazandırdı?
Yukarıdaki resimde görünen kutu şeklinde açılı olarak yerleştirilen sistem reaktif zırh koruma sistemi bloklarıdır. Modernizasyonun en önemli ayağını bu reaktif zırh teknolojisi oluşturmaktadır. Bu sistemin ana mantığı tankı patlayıcılarla donatmaktır. Kutu gibi görülen bu mühimmat patlayıcılardan oluşmaktadır. Tanka ateşlenen zırh delici mühimmat, reaktif zırh sistemiyle karşılaşınca tank dışında bir patlama meydana gelir ve zırh delici mühimmatın enerjisini geri püskürtür. Yani zırh delici mühimmatın tankın ana zırhına ulaşmasını engeller.
Yukarıdaki resmin sol en altında görülen Rus yapımı 9M133 KORNET (AT-14 SPRIGGAN NATO kodudur) füzesi sahada M-60T tanklarımızın en çok karşılaştığı anti-tank füzelerindendir. Modernizasyon sonucu getirilen reaktif zırh teknoloji sayesinde sahada kullanılan bu füzelere karşı tanklarımızın beka kabiliyeti eskisine oranla çok yüksektir. 9M133 KORNET füzesi ile bugüne kadar 3 büyük saldırı yapıldı;
25 Eylül 2015- Şırnak Beytüşşebap – Jandarma Uzman Çavuş Ali ÇAKAR ve Uzman Çavuş Mehmet Ali BOZKURT şehit düştü
19 Nisan 2016- Başika – Şehidimiz yok
27 Ağustos 2016- Cerablus – Tank Şoförü Uzman Çavuş Ercan ÇELİK şehit düştü
Bu saldırılar arasında en dikkat çekeni ise 19 Nisan 2016’da gerçekleştirilen saldırıdır. Saldırının görüntüleri IŞİD terör örgütüne bağlı AMAQ haber ajansı tarafından “Musul’un kuzeydoğusundaki Başika Dağında Türk ordusuna ait bir tankın güdümlü füze ile imhası”başlığıyla yayınlandı. Ancak daha önce tank imha videosu izlemiş olanların hemen anlayacağı üzere tankımız imha edilmemişti. 9M133 KORNET zırh delici mühimmat, reaktif zırh sistemi sayesinde tankın ana gövdesini delememişti. Bu sayede ayakta kalan tank hemen karşı saldırıya geçti ve saldırı püskürtülmüş oldu. Aşağıdaki görsel Başika’da saldırıya uğrayan M-60T tankımıza aittir.
Rusya’nın sahada aktif olarak kullandığı T-90 tankları ile M-60T tankımızı bu yönüyle karşılaştıracak olursak; T-90 tankları bir başka zırh delici mühimmat olan BGM-71 TOW ile vurulduğunda imha olmuştu. Bizim modernize edilmiş M-60T tankımız uğradığı saldırı sonucunda hala ayaktaydı ve karşılık verebilecek durumdaydı. Her ne kadar BGM-71 TOW mühimmatı 9M133 KORNET mühimmatından daha etkili olsa da bu farkı yaratan bir diğer unsur, Türk M-60T tanklarının reaktif zırh korumasının Rus tanklarına nazaran daha iyi olmasıydı. Ayrıca M-60T tanklarının BGM-71 TOW mühimmatına karşı da dayanıklı olduğu söylenmektedir.
İsrail tarafından modernize edilen M-60 A1 tankları sonrası ortaya çıkan M-60T tanklarının tek zayıf noktası olarak görülen kısmı ise alt gövdesidir. Alt gövde zırh yapısı eski modellerle aynı yapıdadır ve bu bölgeye reaktif zırh teknolojisi monte edilmemiştir. Bu da tarete veya gövdeye gelebilecek bir 9M133 KORNET veya BGM-71 TOW mühimmatına karşı dayanıklı olan tanklarımız, alt gövdeye gelebilecek basit bir RPG-7 mühimmatına karşı korumasız olduğu anlamına geliyor. Modernizasyon projesinde reaktif zırh teknolojisi eklenmemiş kısım aşağıdaki resimde gösterilmiştir.
Aslında envanterimizde bulunan Alman yapımı LEOPARD 2A4 ve LEOPARD 2T tankları M-60T tanklarından zırh ve kullanılan top gibi alanlarda çok daha etkili tanklardır ancak bu tankların bölgedeki operasyonlarda kullanılmamasının sebebi olarak Almanya ile 2005 yılında imzaladığımız anlaşma gösterilmektedir.
LEOPARD 2A4
LEOPARD tanklarını Almanya’dan satın alırken “Güneydoğu’daki operasyonlarda kullanmamak” kaydıyla satın almıştık. Ancak 2009 yılında Resmi Gazete ’de 2009/15179 karar sayısı ile yayınlanan anlaşmada silahların kullanımının kısıtlanmasına yönelik bir madde yer almadı ve bu durum da LEOPARD tanklarının artık bölgede kullanılabileceği şeklinde yorumlanmıştı.
Suriye ve Irak’ta aktif olarak kullanılan M-60T tanklarımız her ne kadar kendisinden en başında beklenen performansın altında olsa da hâlihazırda TSK’nın en etkili gücü konumundadır.
Afrin operasyonu son aşamada…Fırat Kalkanı Harekatı’nın temel nedenlerinden bir tanesi de Suriye sınır hattında teröristlerin ve terör örgütleri oluşumlarının engellenmesiydi. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden terör grupları DAEŞ, PKK/YPG(PYD) gibi tehdit unsurları, yine Türk devleti tarafından bir bir ortadan kaldırılmaya devam ediliyor.
Önce Fırat Kalkanı ile Cerablus ve Çobanbey bölgesinden başlayan harekat genişleyerek ilk etap olan El Bab’a kadar devam etmiştir. Bu bölgeler terör örgütü Daeş’ten temizlenmek suretiyle o toprakların asıl sahipleri Türkiye tarafından bölgelere yerleştirilmiştir. Aslında bu harekat Daeş’in uzun süreli çöküşünü başlatmıştır. Söz konusu bu operasyonun başlaması ile TSK hızla Cerablus’ un güneyine inmiş El Bab merkezinde yoğun savunma hattı ile karşı karşıya kalmıştır. El bab merkezindeki yoğun savunmanın oluşumu nedenleri arasında koalisyon güçlerinin ve YPG unsurlarının Daeş’e karşı yapmış oldukları mücadeleyi duraklatmasıydı. Fırat Kalkanı harekatı ile Türkiye’nin terör örgütlerine karşı göstermiş olduğu tutum dolaylı yoldan diğer aktör ve unsurlarca desteklendiğini açıkça görmüş olduk.
Suriye toprak bütünlüğünü her fırsatta dile getirmiş Türkiye, sınır hatlarının güvenliğini istemesi en doğal hakkıdır. Bugün dile getirdiğimiz komşu devletlerimizin toprak bütünlüğünden kasıt, o bölgeye ait devletlerin bağımsız yerli halkın kontrolü altında olmasıdır. Fakat günümüz Suriye topraklarına göz attığımızda irili ufaklı bir çok grubu içinde barındıran PKK/PYD terör örgütü Suriye’nin kuzeyini, hakimiyet altına almış durumda. Yine bu irili ufaklı grubun bir kolunu Rusya, diğer kolunu ABD yönetmektedir. Bu denklem açısından ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri PYD terör unsurlarına yapmış oldukları silah ve mühimmatın kabul edilemez olduğunu her platformda açıklamıştık. Fakat ABD yönetimi bu yardımlar ile Ortadoğu çıkarları uğruna ölümcül hata yapmaktadır.
Pentagon içi boş ‘Kürt devleti’ hayalleri neticesinde bölgeye vermiş olduğu zararı sadece Türkiye çekmektedir. Fırat’ın batısından terör örgütü PYD temizlenecek bunu daha açık izah edemezdik. Bu sebep ile cumhurbaşkanı sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın; ‘Afrin’de ki YPG unsurları teslim olmazlarsa orayı başlarına yıkacağız’ ilgili yapmış olduğu son açıklaması bu durumu desteklemektedir. Belli bir kesim tarafından bu sözler caydırıcı olması açısından söylenmiş sözler olsa da askeri operasyon olmayacak şeklinde yorumlanmıştı. Fakat söz konusu bu açıklama içinden çıkarmamız gereken oldukça önemli mesajlar bulunmaktadır. Bu sebep ile Afrin operasyonu ikinci Fırat Kalkanı Harekatı olacağını çok öncesinden söylemiştik. ABD yönetimi PYD teröristlerine yapmış olduğu silah yardımlarının, oluşturulmak istenen terör koridorunun kesilmesiyle birlikte Afrin’de ki unsurlara ulaşması engellenmiştir.
Açıkçası Afrin bölgesi ABD’nin değil Rusya tekelindedir. Bu nedenle Trump yönetimi açısından Münbiç’in önemi Afrin’den daha fazladır. Afrin’e yapılacak olası operasyonun izahı Türkiye tarafından Rusya’ya açıkça belirtilmiş olmalı ki Rusya’nın tavrı ve tutumu Türkiye’nin kararlılığı karşısında direnç gösterememektedir.
Anahtar ülke Rusya’nın desteği alınmadan Afrin’e herhangi bir operasyon yapılması mümkün olamayacaktır. Söz konusu bu desteğin gecikmesi, Afrin operasyonun gecikme sebeplerinin başında gelmektedir. Erdoğan ile Putin’in sık sık fikir alışverişinde bulunmalarında kasıt Suriye’nin geleceği hakkında ki görüşmeler arasında birinci madde Afrin konusu olmuştur. Son günlerdeki Reyhanlı sınır hattımıza TSK tarafından yüklü miktarda tank ve askeri mühimmat sevki yapıldı. Yapılan bu sevkiyat son hazırlıklarının tamamlandığı ve Rusya’nın olası Afrin operasyonu onayının alındığı anlamına gelmektedir.
Rus askerleri Afrin’in doğusunda gözlem üssü kurmuştu.
Afrin’e askeri operasyon yapılmasından başka seçenek yoktur. Söz konusu Afrin bölgesinde iha’lar ile tespit edilmiş mevziler ve yaklaşık 25.000 PYD terörist unsurların bulunduğu belirtiliyor. Fakat olası bir sıcak çatışma durumunda bu sayı beş bin civarına kadar düşecektir. Yine Afrin’in stratejik konumu göz önüne alındığında dört tarafından çevrilmiş durumunda olup olası bir operasyonda herhangi bir yardım alamayacak olmasıdır. TSK açısından teröristlerin sayısı herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin hava ve kara güçleri bu tehdidi bertaraf edecek gücün de ötesindedir.
Olası operasyonun ABD tarafından dikkate alınacak olup iki NATO ülkesi Türkiye ve ABD’yi bir sonraki aşama Münbiç konusunda karşı karşıya getirebilir. Bu durum sıcak bir çatışmadan ziyade dolaylı yoldan gerçekleşmesini öngörmekteyim. Siyasi ilişkilerin iki ülke tarihinin en düşük seviyesine gelmiş bugünlerde ekonomik ilişkilerden FETÖ ile mücadeleye kadar iki devletin tüm alanlarında son derece olumsuz etki gösterecektir.
Olası operasyonun Rusya kanadından ele alacak olursak, cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ile yakın ilişkileri, Suriye’nin geleceği için ortak mutabakatın imzalanması, Astana görüşmelerinin başlatılması gibi somut adımların iki ülke arasında güven ortamı oluşturmasına vesile olmuştur. Öte yandan Rusya Ortadoğu bölgesinde ABD’nin yıkıcı emperyalist yaklaşımından ötürü bölgede oluşan siyasi boşluğu iyi derece doldurma niyetinde olduğunu da göstermektedir. Rusya’nın Türkiye’ye olan ihtiyacı ve bağlılığı artmış ve iki ülke devlet başkanlarının sık görüşmeleri neticesinde Afrin’e operasyon desteği gelmiştir.
Türkiye’nin bugünden itibaren yapması gereken şudur. Devletin diplomasi kanadı Afrin konusunda elinden geleni yapmış olup gerekli aktörlere mesajını net bir şekilde iletmiştir. Söz konusu bu diplomasinin ikinci aşamasına geçilip Afrin operasyonu için gerekli destek ve izni almıştır. Artık diplomasinin yanında askeri operasyonel güçlerin devreye girmesi gerekmektedir. Şayet bu şekilde caydırıcı ve emperyalistler tarafından oluşturulmak istenen olası bir ‘Kürt devleti’ nin önüne geçilmiş olunur.
Afrin’in güneyi İdlib haritası
Türkiye’nin ÖSO içindeki aşırı muhalif grupların çatışmasızlık bölgesini sabote edebilecek faaliyetlerden uzak tutması gerekmektedir. ÖSO içinde kripto Amerikancı uçların olduğunu göz ardı etmemiz gerekir. Bunun en büyük örneğini geçenlerde Rus hava üslerine yapılan saldırılarda görmüş olduk.
Son olarak Türkiye Afrin’ de Kürtler ile değil PKK gibi terör örgütü listesine alınmış PYD/YPG unsurları ile çatıştığını doğru ve net bir şekilde kamuoyuna izah etmelidir. Aksi halde uluslararası camiada Türkiye yine bir soykırım ithamı altında bırakılmak istenebilir. Sözde soykırım söylentileri Türkiye Cumhuriyetinin prestijini zedeleyebilir. Açıkça belirtmek gerekirse yapılacak bu olası operasyonun siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını inceleyip ona göre hazırlanmak gerekmektedir. Bana göre Türkiye bütün yönleri ile bu operasyona hazırdır, Çarşamba günü toplanacak milli güvenlik kurulundan (MGK) sonra gerekeni yapacağı hissiyatındayım.
Suriye’de iç savaşın başladığı ilk günlerden beri PKK’nın Suriye kolu PYD’nin elinde olan Afrin, PYD tarafından kanton olarak ilan edildi. Çok büyük yerleşim yerlerini sınırlarında barındırmayan Afrin, iç savaş öncesi Halep vilayetine bağlı bir ilçe konumundaydı.
PYD’nin ilan ettiği üç kantondan biri olan Afrin’in, PYD’nin ilan ettiği diğer Kobani ve Cizire kantonlarıyla toprak bütünlüğü bulunmuyor. Bu toprak bütünlüğünü sağlamak için de örgüt Türkiye sınırındaki Azez-Cerablus hattına gözünü dikti. Fakat Fırat Kalkanı Harekatı ile birlikte bu hattın kontrolü Türkiye destekli muhaliflerin eline geçti. Yer yer YPG mevzilerinin obüs atışlarıyla burulduğu belirtiliyor. Aylardır süren bu küçük çatışmaların ardından Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bileşenlerinin Afrin’e yönelik büyük bir operasyon düzenleyeceği öngörülüyor.
Afrin temelli düzenlenen operasyonları ve harita üzerindeki değişimleri bu başlık altında güncellemeye çalışacağız.
[Zeytin Dalı Harekatı TIMELINE]
20 Ocak 2018: 17:00 itibariyle TSK Afrin’De “Zeytin Dalı Harekatı“nı başlattı. 72 savaş uçağı hava operasyonuna katılırken, Türk topçuları da terör mevzilerini vurdu.
19 Ocak 2018: Türk ordusu ve muhaliflerin olası Afrin operasyonundaki tahmini ilerleyişini gösteren bir çalışma ve son durum haritası… 15 Ocak 2017: Afrin son durum haritası…
Afrin’de son durum haritası (15 Ocak 2018) – Harita düzenleme: StratejikOrtak.com
https://stratejikortak.com/2018/01/afrin-son-durum-haritasi-2.html Kasım 2017: Türk Silahlı Kuvvetleri, İdlib’in kuzeyinde Afrin sınırındaki bölgede gözlem noktaları oluşturdu.
Afrin, Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi(Azez, El Bab) ve İdlib çevresinde son durum haritası – (Harita: ISW – Kasım 2017)
05 Temmuz 2017: Afrin ve çevresinin son durum haritası30 Haziran 2017: TSK ve destekledikleri muhaliflerin olası Afrin Operasyonu öncesi bölgede son durum haritası… 29 Haziran 2017:
31 Ağustos 2016:
Suriye’nin kuzeyinde PYD kantonları: Afrin, Kobani ve Cizire..
Özellikle son bir haftadır askeri hareketliliğin üst düzeyde olduğu Afrin bölgesinde önemli gelişmeler yaşandı. Sosyal medyada Afrin Operasyonu hakkında teyitli-teyitsiz bir çok bilgi servis edildi. Peki an itibariyle Afrin’de son durum nedir ve Afrin son durum haritası ne şekilde? Kim, hangi bölgede konuşlanmış durumda? Dün yaşanan askeri hareketlilikler nelerdi ve bunlar ne anlama geliyor? Tüm ayrıntıları sizler için haberimizde derledik.
Afrin TSK’nın Yoğun Top Atışı Altında
Askeri Sevkiyat Uzun Zaman Önce Başladı
Afrin’deki PKK/PYD terör örgütü varlığından rahatsızlığını uluslararası camiada uzun zamandır dile getiren Türkiye bir yandan da terör ittifakına karşı askeri hazırlıklarını sürdürüyordu. Özellikle haziran ayından bu yana sıklaşan askeri sevkiyatlar “Afrin Operasyonu ne zaman başlayacak?” sorularını beraberinde getiriyordu. Birçok askeri uzmana ve politikacıya göre “kaçınılmaz” olan Afrin Operasyonu için İdlib’in kuzeyine, Afrin’in kuzeyindeki ve batısındaki Türkiye-Suriye hattına sevk edilen silahların özellikleri dikkat çekiyor.
Türkiye’nin bölgeye sevk ettiği askeri unsur ve envanter, muhtemel Afrin Operasyonu hakkında önemli fikirler vermekte. Bunun yanında ABD’nin bölgedeki terör unsurlarına vermiş olduğu silahların özellikleri de hayli dikkat çekici.
Fırtına Obüsleri, M-144’ler, M-60 ve Leopard Tankları
Yaz aylarından beri Türk Silahlı Kuvvetleri hem İdlib’deki varlığı için hem de Afrin’de konuşlu terörist unsurlara karşı bölgeye çok sayıda T-155 Fırtına Obüsü, M-114 Zırhlı Personel Taşıyıcı, M-60 ve Loepard tankları, tank kurtarıcı ekipman ve mühimmat sevkıyatı gerçekleştirdi.
Bunun yanında bölgede gözden kaçan yahut görmezden gelinen çok önemli bir mesele de MANPADS (Man-portableair-defensesystems) meselesidir. MANPADS, tek bir personel tarafından ateşlenebilen karadan havaya kısa menzilli savunma sistemlerine verilen genel isimdir. Hatırlanacak olursa Şubat 2017’de ortaya çıktığına göre ABD, PKK/PYD’li teröristlere “JAVELİN” sevkıyatı gerçekleştirmiş, bununla birlikte bu silah sistemini kullanacak teröristleri de eğitmişti.
Dün gece saatlerinde bölgeden rapor edilen bilgilere göre ABD, Afrin’de konuşlu teröristlere “saldırıya uğmadıkça kullanmamak kaydıyla” yeni MANPADS sistemleri sevketti. Mefhumu muhalifinden bakacak olursak ABD, teröristlere açık açık “saldırı olursa kullanın” demekte. Kara unsurlarından ziyade topçu ve hava unsurlarıyla gerçekleştirileceği dillendirilen Afrin Operasyonu için gözden kaçan bu silahlar büyük tehlike arz etmekte.
ABD’nin Terör Örgütü’ne verdiği JAVELİN Silahı Çatışmalarda Görüntülenmişti
Afrin Operasyonu Hangi Aşamada?
Şu ana kadar Fırat Kalkanı harekatında olduğu gibi kara unsurları ile kapsamlı bir harekat başlamış değil. Ancak Afrin son durum değerlendirmesi yapmak gerekirse askeri operasyonların hız kazandığı göze çarpıyor. Özellikle Türk Topçu Birlikleri Afrin’in güney ve güneybatı bölgelerini yoğun ateş altına almış durumda. Ayrıca Afrin kuzeyinde de bombardıman ve askeri sevkıyat tüm hızıyla devam ediyor.
Ancak göze çarpan bir başka detay ise Afrin’in doğusunda karşımıza çıkıyor. Kuzey, güney ve güneybatı yönlerinden ağır topçu ateşi altında olan teröristler, tüm gözler o bölgelere çevrilmişken karşı saldırıya Afrin’in doğusundan başladılar. Gece saatlerinde teröristlerce Fırat Kalkanı harekatında kontrol altına alınan bölgenin batısında bulunan TSK unsurlarına havan saldırısı gerçekleştirildi. Karşılık olarak ise TSK Kafr Jana, Qatmah ve Bafliyun bölgelerini top atışları ile vurdu. Ayrıca bölgeden gelen haberlere göre terörist unsurlar Tel Rıfat’ın kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde mevzilenmeye çalışıyor ve savunma hattını bu bölgede kurmaya çalışıyor.
TSK, Havan Saldırısı Karşısında Bölgeyi Bombardımana Tuttu
Afrin’in Doğu Bölgesi Neden Önemli?
Afrin son durum haritalarını inceleyenlerin hemen gözüne çarpacağı gibi Tel Rıfat’ın kuzey batısında, yani halihazırda PKK/PYD unsurlarının savunma hatlarını kurmakta öncelik verdiği Afrin’in doğu bölgesinde çok stratejik bir alan bulunmaktadır.
2016 yılının Şubat ayı başlarında PKK/PYD’li teröristler Tel Rıfat’ın Kuzey Batısında yer alan “Menagh(Minnak-Minniğ) Askeri Havaalanı”nı ele geçirmiş ve buna karşılık olarak TSK topçu birlikleri bölgeyi yoğun ateş altına almıştı. Konuyla ilgili olarak dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu şu beyanlarda bulunmuştu; “YPG derhal, Azez ve çevresinden uzaklaşacak. Azez’in yakınına dahi yaklaşmayacak. Koridoru tekrar kırma çabalarında bulunmayacak. Minnak Havaalanı’nı, Türkiye’ye veya muhalefete karşı kullanma hevesine kapılmayacak, o havaalanını derhal boşaltacak.”
Türkiye sınırına 15, Halep’e 35 kilometre mesafede olan, Fırat Kalkanı harekatı ile bölgeyi hakimiyet altına alan TSK unsurlarının ise hemen sınırında bulunan Menagh Askeri Havaalanı, bölgedeki en stratejik noktalardan biri olarak kabul ediliyor.
Tel Rıfat’ın Kuzey Batısında Yer Alan Stratejik Askeri Üs*
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yozgat’ta yaptığı açıklamalarda, “Önümüzdeki günlerde terörden arındırma operasyonunu Afrin’le devam ettireceğiz.” dedi. Erdoğan konuşmalarında şu önemli açıklamayı da kaydetti: “Fırat Kalkanı harekatında ne dedik? “Bir gece ansızın gelebiliriz.” Şimdi Afrin’de de aynı şeyi söylüyoruz. Bir gece ansızın gelebiliriz.” Erdoğan daha öncede “Artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Ülke olarak milletimizi tehdit edenleri kaynağında bertaraf edeceğiz. Sınırımızın öte tarafında hakkından gelmeye hazırız.” demişti.
Dışişleri Bakanlığından da bölgenin Türkiye’ye tehdit oluşturduğu ve bu durumda istenildiği zaman müdahalede bulunabileceği açıklaması geldi.
TSK ve Türk Polisi tarafından sınınırda güvenlik üst seviyeye çıkarıldı. Halkın da TSK ve Polise desteği büyük.
Rusya, konuyla ilgili PYD(dolayısıyla ABD) ile Türkiye arasında kalmış durumda. Rusya’nın tutumuyla ilgili yetkililerden net bir açıklama gelmezken iki ihtimal düşünülüyor: 1- Suriye’de yeni bir döneme girilmişken Rusya’nın dengeleri değiştirecek olan bu gelişmede çekimser kalacağı. 2- Rusya’nın Afrin Operasyona kısmen rıza göstereceği.
ABD, 2017’nin sonlarında SDG’yi bölgedeki polis güç olarak tanıyacaklarını ve bunun için yardım edeceklerini duyurmuştu. İlerleyen zamanlarda de facto statüsünde bulunan Kuzey Suriye’yi, SDG/PYD öncülüğünde devlet olarak kabul edeceğini ilan etti. Bunun üzerine Türkiye, sınırda bir terör devletinin kurulmasına karşı kırmızı çizgisi kararlılıkla sürdürdü ve Afrin Operasyonu için hazırlıklara hız verdi. Tam bu noktada ABD, SDG’den oluşan 30.000 kişilik bir ordu oluşturma ve Türkiye sınırına konuşlandırma kararı aldı.
Uluslararası hiçbir gücün olası bir Afrin saldırısına sessiz kalmayacağını duyuran PYD Lideri ve Demokratik Halk Hareketi (TEV-DEM) Diplomasi Komitesi üyesi Salih Müslim, “Böyle bir saldırı gelişirse, savaşın Türkiye’nin içine sıçraması ve Türkiye’nin yıkılmaya başlaması anlamına gelir” dedi.
PKK/PYD kanadından ise bazı üst düzey teröristlerin yapmış olduğu açıklamalara göre devletleşme ve ordu kurma düşüncesi, örgütün öncelikli stratejisi haline geldiği anlaşılıyor. PYD/PKK, son zamanlarda Afrin üzerinden Azez’deki yerleşim birimlerine saldırılar düzenliyor. Saldırılara zaman zaman Suriye’nin Türkiye sınır hattındaki Fırat Kalkanı Harekatı alanı ve İdlib gerginliği azaltma bölgesinde konuşlu TSK unsurları müdahale ediyor.
PKK/PYD sempatizanlarının muhtemel Afrin Operasyon için endişeleri var fakat bunun yanında operasyonun başarılı olamayacağına dair umutları da var. Ayrıca terör örgütü sempatizanları Erdoğan’ın Afrin için kurduğu cümlelerin içinin boş olduğunu fakat yinede teyakkuzda olmaları gerektiğini söylüyorlar.
Salih Müslim; “Afrin hiçbir zaman Kobane’den az olmayacak. Saldırırlarsa belalarını bulacaklar! Sert kayaya çarparlar.” şeklinde tehditlerde bulunuyor.
PKK/PYD sempatizanları Afrin’in kurmak istedikleri terör devleti için çok kritik olduğunu ve gerekirse etten bir çemberle bölgenin korunması gerektiğini söylüyorlar.
PKK/PYD sempatizanları arasında Avrupa’ya çağrıda bulunanlar da mevcut. Özellikle sosyal medyada “Bölgenin istikrarı Avrupa’nın istikrarı” şeklinde beyanlarda bulunuyorlar. Ayrıca Afrin’e destek için Avrupa’daki terör örgütü sempatizanlarına gösteri yapmaları gerektiğini söylüyorlar.
Esad Rejimi – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb.
PYD/YPG – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler
Stratejik Ortak olarak Suriye’de son durum ve savaş haritasını Ocak 2018 itibariyle sizler için hazırladık.
Suriye’de IŞİD’in kontrolünde hiçbir yer leşim yeri kalmazken, rejim güçleri ve Rusya’nın namluları tekrar muhaliflere çevrildi. Gerginliği azaltma bölgelerinin en büyük yüzölçümüne sahip bölgesi olan İdlib’de, rejim güçlerinin Ebu Zuhur’a ilerleyerek muhaliflerin kontrolünde bulunan vilayeti ikiye bölme harekatı gerçekleşti.
Bu ayın sonunda İran, Türkiye ve Rusya’nın liderliğinde toplanan Astana Görüşmeleri’nden önce çatışmaların yaşanması, Suriye’deki çözüm karşıtı grupların işi olduğu iddia edildi.
Bu iddianın temellendiren durum ise Rusya’nın açıklamasıydı. Moskova yönetimi, Suriye’deki üslerine yapılan İHA saldırısının arkasında iki ülke olduğunu, bu ülkeler arasında Türkiye’nin olmadığını duyurmuştu.
IŞİD’in tamamen yerleşim merkezlerinden temizlendiği Suriye’de geçtiğimiz ayın öne çıkan gelişmeleri ve haritadaki değişimler şöyle:
Suriye ile ilgili geçen ayın bazı önemli başlıkları(yeniden eskiye):
ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Suriye’de çözüm görüşmelerine katılmasını önemli bulduklarını söyledi.
– Hiçbir Suriyeli mülteciyi ülkesine kabul etmeyen Polonya’da Başbakan Beata Szydlo, “Bu iki yıl benim için olağanüstü bir dönemdi” diyerek istifa etti.
– Süleyman Soylu ile görüşen İran İçişleri Bakanı Fazli, “İran, Türkiye ve diğer bölge devletlerinin de işbirliği ile IŞİD’i yendiğimiz gibi, yeni fitneleri de ortadan kaldıracağız. Biz ve Türkiye güvenlikli ortak sınırlar istiyoruz.” dedi.
– Putin, Ulusal Diyalog Kongresi’ne Suriye muhalefetinden çeşitli grupları da dahil etmeyi planladıklarını belirtti.
– Rusya Savunma Bakanı Şoygu, çekilmenin başladığını ve ilk etapta Suriye’den çekilen ilk askerlerin Rusya’daki üslerine döndüğünü söyledi.
– Fırat Kalkanı bölgesinde TSK ve Türk polisinin verdiği 3 aylık eğitimi başarıyla tamamlayan 120 Suriyeli jandarma ve polisin atamaları gerçekleşti.
– Rusya Devlet Başkanı Putin, Suriye’deki Rus üssünü (Hımeymim) ziyaret ederek Esad ile görüştü. Ardından Mısır’a uçtu ve sonrasında Türkiye’ye gelecek.
– Türkiye’nin en uzun sınırında yaklaşık 5 yıldır inşası süren güvenlik duvarı, Afrin hattındaki bazı bölgelerden kaldırılıyor. Uzmanlar bu işlemin olası operasyon için hazırlık olduğunu belirtiliyor.
– Danimarka, BM kotası nedeniyle 2016-2018 yıllarında kabul etmesi gereken bin 500 sığınmacıyı almamak için kanun çıkarttı.
– Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin 29-30 Ocak’ta Rusya’nın Soçi kentinde yapılacağını duyurdu.
– Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Lavrentyev, PYD’nin Soçi’de düzenlenecek Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılmasına izin verilmediğini duyurdu.
– Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin 29-30 Ocak’ta Rusya’nın Soçi kentinde yapılacağını duyurdu.
– Rusya, Suriye’deki Tartus ve Hımeymim üslerinde kalıcı olarak faaliyet gösterecek birliklere yönelik çalışmalara başladı. Rejim ile yapılan anlaşma çerçevesinde Rusya 49 yıllığına bu üslerde bulunacak.
– Rusya’nın Suriye’deki 2 yıl 2 ay süren operasyonuna 48 bin askerin katıldığı, resmi olarak da 41 Rus askerinin öldüğü bildirildi.
– ABD’nin SDG(PYD) kontrolüne giren bölgelere diplomatik statü kazandırmaya yönelik çalışmalar yürüttüğü belirtildi. Yani Washington yönetimi, PYD’yi ‘yavru devlet’ olarak tanıyacak.
– İsrail, Rusya’nın koruduğunu söylediği Suriye hava sahasını savaş uçakları ve karadan karaya füzelerle geçerek Şam yakınlarındaki bir bölgeyi vurdu.
– Pentagon ve CIA, Suriye’de “Sınır muhafızları” adı altında özel eğitim verdiği 400 PYD’liyi örgütün özel güçlerine kattı. Teröristler Türkiye sınırına konuşlanacak.
– Fransa Adalet Bakanı Belloubet, PYD kontrolündeki bölgeyi ‘bağımsız devlet’ olarak tanıdıklarını belirterek, Fransız IŞİD’lilerin Kuzey Suriye’de yargılanabileceğini söyledi.
– Türkiye; İdlib’te yaşananlar ile ilgili İran ve Rusya’dan Suriye’deki sorumluluğunu yerine getirmesini talep ederken; Rusya Savunma Bakanlığı da Türkiye’den aynı talepte bulundu. İran Dışişleri Bakanı Zarif ise konuyla ilhili “Rusya ve Türkiye ile işbirliğine bağlı kalacağız” ifadelerini kullandı.
– PYD elebaşlarından Effedili, ABD desteğiyle kontrol ettikleri bölgelerde, “Tehditlere cevap vermek için kendi ordumuzu oluşturuyoruz.” diyerek ordu iddialarını itiraf etti.
Suriye ve Irak’taki Savaşın Canlı İnteraktif Haritası
2011’de başlayan ve günümüze kadar süren iç savaşta Suriye çok fazla yabancı ülke ve yabancı militanın etkisinde. Sürekli ölüm haberlerinin geldiği ülkede her an dengeler değişebiliyor. Genel olarak Rusya-İran-Esad rejimi ile muhalifler arasında çatışmalar yaşanırken, ülkenin kuzeyinde Türkiye destekli ÖSO güçleri ve ABD destekli YPG güçleri ayrı ayrı bölgelerde IŞİD’e karşı savaşıyor.
Irak’ta durum Suriye’den biraz daha farklı. Merkezi Bağdat hükümeti, Kürt Bölgesine bağlı peşmerge ve IŞİD’in olduğu ülkede Şii militanlar Bağdat hükümeti ile hareket ediyor. Burada Tikrit, Felluce, Ramadi ve son olarak Musul operasyonu ile tüm güçlerin IŞİD ile savaşı söz konusu. 36’dan fazla ülkenin bulunduğu Irak’ta Türkiye’nin de başta Başika olmak üzere Kuzey’de birçok küçük çaplı askeri üssü bulunuyor.
Suriye’de Taraflar
Irak’ta Taraflar
Esad Rejimi – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler -kırmızı-
Irak Hükümeti – Irak Ordusu, Şii Haşdi Şabi örgütü ve yerel Sünni milisler -kırmızı-
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, ÖSO vb. -yeşil-
(Fetih el Şam Cephesi -mavi-)
IKBY (Kürt Bölgesi) – Peşmerge -sarı-
PYD/YPG – SDF çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK -sarı-
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler -siyah-
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler -siyah-
*Mor renk çatışmaların yaşandığı bölgeleri göstermektedir.
Sürekli köy ve yerleşim yerlerinin el değiştirdiği Suriye ve Irak’ta canlı savaş haritası..
***Mobilden bağlanıyorsanız haritanın yüklenmesi için biraz beklemeniz gerekmektedir.
SEO, sanal dünya kullanıcılarının tanınmasını amaçladığı için arama motoru hedefli çalışan bir sistemi vardır. Dünya üstünde en fazla kullanım gören arama motoru da Google olduğu için arlarındaki münasebet oldukça fazladır. İlişkileri de doğru orantılı olarak seyreder. Google yapısına ne kadar uygun olursa o kadar tanınmadan hareketle SEO, vazgeçilemez bir araçtır.
Dünyanın En Büyük Arama Motoru
Sanal dünya kullanıcılarının nerede ise yüzde doksanı arama motoru olarak Google kullanıyor. Durum böylece olunca da en büyük firmalardan tutun küçük çaplı işler yapan webmasterlere kadar herkes, Google odaklı SEO çalışmalar yapıyor. Zira bu piyasaya yön veren hiç şüphesiz ki Google’dır.
İnternet Sitesinin İlk Sırası
Sadece Google ve SEO ilişkisi temel taban alınarak internet sitesinin en ön plana çıkmasını temin etme düşünce yetersiz kalıyor. Asıl dikkat edilmesi gereken sanal dünyadaki internet sitenize gelecek misafirlerin hedef alınması olmalıdır. İnternet sitesi bir vitrin özelliği taşıyor. Bu vitrin ne kadar cazip hale getirilir ise o kadar ziyaretçi çekecektir. Ne kadar ziyaretçi gelir ise o kadar da Google tarafından ön plana çıkarılacaktır. Ziyaretçiyi tek başına ne Google ne de SEO internet sitesine çekmektedir. İlk etapta bu belki önemli gibi dursa da sonrası ziyaretlerin ayağının alışmasını temin etmek internet sitesinin SEO çalışmaları ile alakalıdır. Gelmek ya da getirmek ne kadar önemli ise orada tutmak ve aşina etmek de o kadar önemlidir. (Bknz: SEO Nedir?)
Google SEO İşbirliği
SEO’nun amacı Google arama motorunda ilk sıralara çıkılmasını temin etmektir. Google ile SEO kavramı arasında ki ilişkiye değinecek olursak, Google web sitelerinin ziyaretçi odaklı olup olmadığı ile ilgilenir. Bu arama motoru için önemli olan, web sitesine giren ziyaretçi girdiği o sitede aradığını bulabiliyor mu? Ne kadar süre o sitede kalıyor? Tabi bir de hangi siteler bu siteye referans oluyor(backlink) var ki bu da SEO için çok büyük önem arz ediyor. Sonuç olarak Google her gün milyonlarca kişiye ev sahipliği yapan büyük bir arama motorudur ve web siteleri de SEO çalışmalarını Google odaklı yapmak zorunda kalmaktadır.
İdlib operasyonu: 7 Ekim 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasıyla gözlerin çevrildiği İdlib’de, olası bir harekat planlanmıyor. Fırat Kalkanı’ndan farklı olarak ‘harekat’ yerine ‘intikal’ gerçekleştirileceği belirtiliyor. İdlib nerede, İdlib kimin elinde ve İdlib’de son durum haritası nedir gibi soruların cevapları ve güncel haberler bu başlık altında güncellenecek.
Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve diğer muhalif grupların sahada yer alacağı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) seçkin birlikleri ve Özel Kuvvetler’e bağlı askerlerin destekleyeceği bir planın işleyeceği öngörülüyor.
Rusya, İran ve Türkiye’nin anlaşması kapsamında Türk askeri sınıra konuşlandı. TSK destekli muhalifler de operasyon dahilinde kara gücü olarak hareket ediyor. Rusya İdlib’in dışını, Türkiye ise şehrin merkezini kontrol edecek.
Aralık 2017 güncellemesi:
Hava saldırıları sonrası İdlib’de ilerleyişini sürdüren rejim güçleri, İdlib’in doğusunda yer alan Abu Zuhur’e yönelik operasyon düzenliyor.
İdlib Operasyonu [TIMELINE]
19 Ocak 2018: IŞİD, rejim güçlerinin kontrolündeki 3 köyü ele geçirdi.
17 Ocak 2018: IŞİD rejim güçlerinin ilerleyişini kesmek için saldırırken, rejim güçleri muhaliflerin kontrolündeki askeri üssü ele geçirmek iyi operasyonunu sürdürüyor.
16 Ocak 2018: İdlib’de muhalif kontrolündeki doğu bölgesinin vilayet merkezinden ayırıp kuşatma altına almaya çalışan rejim güçlerinin ilerleyişi sürüyor.
16 Ocak 2018 tarihi itibariyle İdlib’de son durum haritası
13 Ocak 2018: Rejim güçlerinin İdlib operasyonuyla paralel bir şekilde IŞİD de muhaliflere saldırmaya başladı.
İdlib’de rejim güçlerine karşı başlatılan operasyondaki örgütler:
11 Ocak 2018:Rejim güçleri muhalif grupların çekilmesi sonrası Ebu Zuhur askeri hava üssünde kontrolü sağladı.
Ebu Zuhur askeri hava üssü
9 Ocak 2018: Muhaliflerin Abu Zuhur önündeki 30 köyden çekildiği, yakın bir zamanda bölgenin rejim güçlerince ele geçirileceği iddia edildi.
İdlib haritası [09.01.2018]8 Ocak 2018: Rejim güçleri Abu Zuhur bölgesi yönünde ilerleyerek birçok bölgeyi muhaliflerden aldı.
14 Ekim 2017: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’in güneyinde İdlib’e intikal ettiği ve gözlem noktaları oluşturduğu kontrolü altına aldığı bölgeler.
İdlib’de TSK’nın kontrol ettiği bölgeler.
12 Ekim 2017 – (23.51): Türk askeri, zırhlı birliklerle ile Afrin’in güneyine İdlib’e 60’ı aşkın tank ve zırhlı araç ile giriş sağladı. Şu an için HTŞ ile herhangi bir çatışma yaşanmadı. TSK’nın İdlib’e girdiği bölge…
TSK’nın İsmin’en girdiği bölge.
8 Ekim 2017:İdlib’de Heyetül Tahrir-i Şam (HTŞ) ve diğer muhalifler nereyi kontrol ediyor. İdlib kimin elinde? Eyaletin kontrol haritası…
Harita: SuriyeGundemi.com
7 Ekim 2017: Sabah saatlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın duyurduğu ‘İdlib intikali’ sonrasında güncel harita aşağıda yer alıyor. İdlib’te bulunan HTŞ’nin (El Nusra) Afrin’in güneyindeki bölgelerden çekilerek TSK’ya bırakacağı iddia edildi. Henüz bu bilgi teyit edilmedi.
İdlib’de son durum haritası – Harita: SuriyeGundemi.com – (7 Ekim 2017)
Geçtiğimiz ay Türkiye, İran ve Rusya’nın anlaştığı ‘İdlip çatışmasızlık bölgesi’ planının 3 ayrımlı olacağı ifade edildi. (Suriye güncel ‘Ekim 2017’ haritası)
İdlib planı
Türkiye’nin İdlib operasyonu ile birlikte TSK’nın asıl amacının terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG tarafından kontrol edilen Afrin‘in güneyden kuşatılması olduğunu düşünenler var.
İlk etapta Afrin’in güneyinin (İdlib’in kuzeyi) TSK destekli muhalifler tarafından ele geçirileceği ve böylece Fırat Kalkanı Harekatı sonrası IŞİD’den kurtarılan bölgelerin birleşeceği tahmin ediliyor.
Bu yorumu yapanlar önümüzdeki günlerde şöyle bir haritanın ortaya çıkacağını söylüyor.
İdlib operasyonu ile birlikte TSK’nın amacının Afrin’i kuşatmak olduğu düşünülüyor.
İdlib nerede:
İdlib eyaleti ve HTŞ (eski El Nusra) hakkında hakkında bilinmesi gerekenler:
– Suriye’nin kuzeybatısında bulunan İdlib, Suriye’nin sahil şehri Tarsus ve Lazkiye’nin doğusunda, Halep’in batısında başkent Şam’ın ise kuzeyinde yer alıyor.
– Hatay iline komşu olan İdlib, stratejik konumuyla dikkat çekiyor. Suriye İç Savaşı’ndan önce ülkenin tarım merkezlerinden biri olarak öne çıkan şehrin ekonomisi de tarıma dayalı.
– Suriye’de bütünüyle Esad rejiminin kontrolü dışındaki tek eyalet olan İdlib, 2015 yılında El Nusra ve Ahrar-uş Şam gibi selefi gruplardan oluşan çatı örgüt Fetih Ordusu tarafından ele geçirilmişti.
– Zamanla Şam, Halep ve Hama eyaletlerinden ayrılan gruplarında eyalete gelmesiyle İdlib muhaliflerin kalesi haline geldi.
– İdlib, Afrin’in güneyinde Hatay’ın karşısında Halep’in batısında. Eyalet içerisinde öne çıkan en önemli grupların başında El Nusra ve Ahrar-uş Şam geliyor. Bu gruplar bazı açılardan fikir ayrılıklarına girdiği için zamanla birbirlerinin karşısında durmaya başladılar.
– Rusya ve ABD’nin saldırılarından ve olası müdahalelerin önüne geçmek için El Nusra (Nusret Cephesi) adını Şam’ın Fethi Cephesi olarak değiştirdi.
– 2016 yılının ikinci yarısından sonra İdlib’deki fikir ayrılıkları taraflar arasında çok daha sertleşmiş, Şam’ın Fethi Cephesi bazı gruplarla birleşerek Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) adını almıştır. Daha sonra geçtiğimiz Temmuz ayında Ahrar-uş Şam ile çatışmaya girmiş ve Türkiye sınırı başta olmak üzere çok önemli bölgelerde kontrolü sağlamıştır.
Geçtiğimiz yıl İran’da Hasan Ruhani %57 oyla yeniden Cumhurbaşkanı seçilmişti. Reformcu aday Hasan Ruhani’nin muhafazakar rakibi İbrahim Reisi’nin oy oranıysa %38’te kalmıştı. Reformculara karşı olan kanat, Ruhani’nin P5+1 ülkeleriyle varılan nükleer antlaşmanın ardından Ekonomide vaat ettiği iyileşmeyi, halka yansımış bir şekilde göremediği için bu durumun faturasını tabi ki Ruhani’ye kesiyorlardı.
Hem İşsizliğin hemde Enflasyonun tek haneli rakamlara indirilememesi, son 6 yılda bütçede %40 küçülme olması, içeride ve dışarıda vuku bulan çatışmalarda yitirilen maddi ve manevi kayıplar, tabi ki insanlarda soru işaretleri bırakıyor elbette.
Aslında ekonomik protestoların 28 aralık 2017’de başladığı düşünülse de, daha öncesinde 2017 yılı boyunca pek çok barışçıl ekonomik gösteri yaşanmıştı. Yani bu olaylar bir anda patlamadı.
Meşhed ve çevresinde(bu bölge aynı zamanda çok sayıda Afgan mülteci barındıran bir bölge) başlayan eylemlerin sebebi ekonomikti ve talepler barışçıl yollarla iletiliyordu. Asıl olaylar, bir gün sonra 29 Aralık’ta muhafazakar olmayan ve azınlıkların yoğun yaşadığı şehirlere eylemler taşınca başladı. Arapların çoğunluk olduğu Ahvaz, Kürtlerin yoğun olduğu Kirmanşah, Lurlar’ın yoğun olduğu Luristan ve uyuşturucu kartellerinin etkili olduğu sınır ve iç bölgelerde de eylemler yaşanmaya başlayınca eylemlerin seyri değişti. (İran, uyuşturucunun en çok kullanıldığı ikinci ülkedir. Yılda 3 binin üzerinde kişi uyuşturucudan kaynaklı olarak ölür, ayrıca Afganistan ve Pakistan sınırlarında her yıl uyuşturucu kaçakçılarıyla çıkan çatışmalarda 500 ile 1000 arası güvenlik görevlisi hayatını kaybediyor, bunun 3 veya 4 katı kadarı da yaralanıyor. İran hapishanelerinde bulunanların yarısı, idam edilenlerinse çoğu uyuşturucuyla ilgili suçlardan hüküm giyiyor.)
Daha muhafazakar olan kanat, başlamasına vesile oldukları şeyin ne raddeye varabileceğini görünce eylemlerini sonlandırdı ve gösterilerin boyutu bir anda küçülüverdi. Ardından sadece azınlıkların, kartellerin ve sekülerlerin eylemleri sürdürmeye çalıştığı görüldü.
İran’daki en büyük azınlık olan ve ülkenin çeyreğini oluşturan Türklerin yapacakları oldukça kilit bir noktaydı ama son zamanlarda başlayan Türkiye-İran yakınlaşmasının da etkisiyle, Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Azeri yoğunluklu şehirlerdeki eylemler büyük ölçüde dizginlendi maalesef. Halbuki Güney Azerbaycan Türk Hareketinin eylemlere katılma kararı oldukça heyecan yaratmıştı. Azeriler, İran’daki Türk nüfusun çoğunluğunu oluşturuyorlar ve onların yapacakları, eylemlerin seyri açısından çok kritikti.
İran’daki protestolara bazı Türk gruplar da katıldı.
Son silsileler 2009’daki eylemlerle kıyaslansa da, aslında bu kıyaslama çok yersizdir. Çünkü 2009’daki protestolar, muhafazakar kanadın adayı Ahmedinejad’a karşı seçimleri kaybeden reformcuların, seçimlerde usulsüzlük yapıldı iddiasıyla, halktan tepki göstermelerini talep etmeleri üzerine ortaya çıkmıştı. Yani tetikleyici liderler ve olaylar vardı. Son gösterilerdeyse bir tetikleyici liderlik ve belirli bir olay yoktu ve liderlik olmadığı için tepkileri ortaya çıkaran fonksiyonlar çok çeşitlilik arz ediyordu. Bu fonksiyonlar azınlık hakları, laiklik, ekonomi, demokrasi diye sıralanabilir.
Her iki direniş arasındaki bir diğer önemli farksa, direniş gösterilen şehirlerdir. Seçim eylemleri çoğunlukla başkent Tahran’da yaşanırken son eylemler hep Tahran dışındaydı. Tahran’da sadece üniversitede küçük bir eylem ortaya kondu.
2009’da başlayıp 2010’da ancak bastırılabilen ve yüze yakın ölümle sonuçlanan olaylarda seçim usulsüzlüklerini protesto diye başlayıp, daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük niyetiyle devam etmişti. Çünkü o zamanlarda da rejim karşıtları bu ortamı değerlendirdiler. Şimdi de Ekonomik diye başlayıp yine daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlük olarak seyir değişti. Zaten tek ortak noktada bu olsa gerek.
Batıda İran’daki her rejim muhalifini batı yanlısı zannetme gibi bir yanılgı var. 1953‘te İran petrollerini millileştiren Musaddık’a yönelik darbe ve ardından 1979’a kadar bu darbe sayesinde koltuğunu muhafaza eden Pehlevi hanedanlığının yaptığı icraatler, hem sosyalist hem milliyetçi hem de Dinci çevrelerce ortak bir şekilde tepki gösterilen bir durumdu.
1978’de başlayıp 1979’da neticelenen Şah karşıtı devrim sadece molla takımının değil milliyetçi ve Marksist kesimlerinde ortak bir şekilde katıldığı bir devrimdi. Tabi şahtan sonra oluşan boşluğu ilk dolduran mollalar diğer kesimleri de imha etmekten kaçınmayacaklardı.
İster rejim yanlısı ister muhalifi olsun İran halkı batının söylemlerinden etkilenmiyor. 1953’te Sovyetler Birliği yanlısı Musaddık’a yaşananları affetmeleri mümkün değil. Halen dahi ABD’nin tavrı eleştiri konusu.
Mollaların 1980’de diğer ideolojik kesimleri de tasfiye ederek tamamen tek egemen olmaları ve ardından yaşanan buhran, belki molla karşıtlığını güçlendiriyor ama bu halkta batı yanlılığını arttırmıyor.
İran-Irak savaşında Irak’ın desteklenmesi, İran vatandaşlarına vize yasağı uygulanması, etnik sorunların kışkırtılması ve en önemlisi 40 yıldır acımasızca uygulanan ambargoyu, molla rejimine inat olsun diye halkın görmezden gelmesi mümkün değil.
Bu yüzden İran’da yaşanan her eylemi batıya bağlamak, bu ülkedeki devrimci geleneğe bir hakarettir. Son protestolar, 2009’da ki gibi liberal bir şehir olan Tahran’da değil çoğunlukla etnik veya mezhepsel ayrımcılığa maruz kalan veya emekleri sömürülen işçi ve çiftçi sınıfın yoğunluklu olduğu şehirlerde meydana geldi.
Her ne kadar iktidarda yer alanlar, koltuklarını korumak amacıyla mağdur edebiyatı yapabilmek için her karşılarına çıkan tehdidi “Bunlar batının oyunları” diye yaftalamak isteseler ve buna, biz dahil tüm dünyayı inandırsalar bile, bu durum meşruiyet kazandırmıyor.
Başka emperyalistler sevinmesin diye mevcut anti-demokratik, totaliter, teokratik ve ayrımcı emperyalistlerin yaptıklarına göz yumulamaz.
19. yüzyılın başlarında Yunanistan devleti kurulurken bazı Batı Ege adaları bu devlete bağlanmıştı. Yunanistan diğer Ege adalarını da ele geçirmek için çalışmalar yapmış, Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye bırakılan Bozcaada, Gökçeada ve İtalya’nın sahip olduğu Meis ve On İki Ada dışında kalan diğer adalar Yunanistan’a bırakılmıştı. II. Dünya Savaşı sonunda galip gelen devletlerin İtalya’yla imzaladıkları Paris Antlaşması’yla Meis ve On İki Ada Yunanistan’a verildi (1947). Böylece Ege Denizi’nde bulunan Bozcaada ve Gökçeada dışındaki adalar Yunanistan’a bağlandı.
Yunanistan, Ege Denizi’nin doğusuna da yerleştikten sonra Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut haklarını ortadan kaldırarak bu denizin tümüne egemen olmak istemiştir. 1974’ten itibaren bu amaçla yaptığı girişimler Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde gerginliğin artmasına ve Ege Denizi sorununun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Bu sorunlar Ege adalarının silahlandırılması, kıta sahanlığı, kara sularının 12 mile çıkarılması ve Ege hava sahası şeklinde sıralanabilir.
Ege Adalarının Silahlandırılması
Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs bunalımından itibaren Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarına yakın olan adalarla birlikte 1947’de İtalya’dan aldığı Meis ve On İki Ada’yı, Lozan Antlaşması’na aykırı olarak gizlice silahlandırmaya başladı. Bunun üzerine Türkiye bu konuyla ilgili 1964’ten itibaren farklı zamanlarda Yunanistan’a nota vermiştir. 1974’ten itibaren Yunanistan, Ege adalarını açık olarak silahlandırmaya devam etti. Yunanistan adaları NATO tatbikatı kapsamına aldırtarak silahlanma faaliyetlerini meşrulaştırmak istemiştir.
Kıta Sahanlığı Sorunu
Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nin kuzey ve batı kıyılarında petrol arama ruhsatı vermeye başladı. 1970 başlarında arama ruhsat alanını Doğu Ege’yi kapsayacak şekilde genişletti. Böylece Yunanistan Ege Denizi’nde Türkiye ile deniz sınırlarını kendisine göre belirlemeye çalışması iki ülke arasında anlaşmazlığa sebep oldu.
Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki bu faaliyetleri üzerine Türkiye de 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı verdi. Yunanistan’ın bu duruma itirazı iki ülke arasında ”Kıta Sahanlığı Sorunu”nu ortaya çıkardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı‘nın gerçekleştirilmesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.
1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisi ile Ege Denizi’nde bir araştırma yapması üzerine Yunanistan BM Güvenlik Konseyi sorunun ikili müzakereler yoluyla çözümlenmesi kararı aldı. Uluslararası Adalet Divanı ise Yunanistan’ın Ege’nin uluslararası sularında Türkiye’nin petrol arama girişimlerinin durdurulması isteğini reddetti. BM Güvenlik Konseyi’nin ve Uluslararası Adalet Divanı kararlarından sonra iki ülke temsilcileri Bern’de bir araya geldi. Görüşmeler sonucunda imzalanan ‘Bern Deklarasyonu’ ile taraflar Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamayı kabul etti.
Kara Sularının 12 Mile Çıkarılması
Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’nde kara suları genişliği 3 mil olarak kabul edilmişti. Bu genişlik 1936’da Yunanistan 1964’te Türkiye tarafından 6 mile çıkarıldı. 1974’ten itibaren Yunanistan değişik dönemlerde kendi kara sularını 12 mile çıkaracağını ileri sürdü. Bu durum Türkiye tarafından tepkiyle karşılandı.
Ege Denizi’nin %49’unu tüm devletlerin kullanımına açık olan uluslararası sular, %43,6’sını Yunan kara suları, %7,4’ünü de Türk kara suları oluşturmaktaydı. Ege Denizi’nde kara sularının 6 milden 12 mile çıkması halinde uluslararası alan %27,3, Yunan kara suları %64,1, Türk kara suları %8,5 şeklinde değişecekti. Böylece Yunanistan, Ege Denizi’nde -adaların çokluğu nedeniyle- büyük oranda egemenlik hakkına sahip olabilecek ve üstünlük sağlayabilecekti. Bu durum, Türk gemi ve uçaklarının Ege’den Akdeniz’e çıkışlarına büyük sınırlamalar getirecek, Batı Anadolu ve Boğazlar bölgesinin savunasını da olumsuz etkileyecekti.
Türkiye 1976’da Yunanistan’ın kara sularını 6 milin üzerine çıkarmasını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini ve böyle bir uygulamanın savaş nedeni olacağını açıkladı.
Ege Hava Sahası (FIR Hattı – Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu
1974’te kadar bir problem oluşturmayan FIR hattı, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etti. Türkiye 6 Ağustos’ta yayınladığı NOTAM(Havacılara İhtar Bildirimi) ile yeni bir FIR hattı oluşturdu. Bu hatta göre; Türkiye yönünde uçuş yapan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililere bildirecekti.
Yunanistan ise Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra, 16 Ağustos’ta Ege Denizi’nin tümünü ”tehlikeli bölge” ilan ederek ve bölgede FIR hizmetlerini durdurarak Ege semalarını uluslararası hava trafiğine dolayısıyla da Türk sivil ve askeri uçaklarına kapattı. Türkiye’nin Ege’deki haklarını zedeleyen bu durum, özellikle sivil havacılık yönünden çeşitli zorluklarla karşılaşılmasına ve iki ülke arasında da yeni bir sorunun ortaya çıkmasına yol açtı.
1977’de Türkiye’nin, Ege hava sahasını Yunanistan ile ortaklaşa kontrolü konusundaki girişimleri Yunanistan tarafından kabul edilmedi. NATO‘nun Türkiye ve Yunanistan ile yaptığı temaslar sonucunda her iki tarafın da daha önceden almış olduğu Ege hava sahası ile ilgili kararları yürürlükten kaldırmaları ile sorun çözüldü. Ege Denizi tekrar sivil havacılığa açıldı.
H. Anıl Tezsehen
StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR
Kaynak: Kızıltan H. (2012). Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi