ABD’nin Vurduğu Şariyat Üssünden Fotoğraflar

7 Nisan gecesi İdlip’e kimyasal saldırıyı yapan uçakların havalandığı Humus’daki Şariyat Hava Üssü, Akdeniz’de konuşlu ABD savaş gemileri tarafından fırlatılan 59 Tomahawk füzesiyle vurulmuş, Rusya’nın S400 savunma füzeleri saldırıyı engellememişti.


 








İncirlik Üssü İle İlgili Bilinmeyenler ve ABD’nin Suriye’deki Üsleri

ABD’nin Suriye’de hali hazırda 4 askeri üssü bulunuyor. Bir yenisini de Rakka’nın 40 kilometre batısındaki Tabka’da yapıyor. Buradaki askeri üssünde ABD’nin Suriye’deki merkez üssü olacağı belirtiliyor.

ABD’nin Suriye’deki üsleri

ABD’nin Rimelan Hajar’da ve Kobani’de birer, Kamışlı’da ise 2 üssü bulunuyor. Mevcut durumda ABD’nin Suriye’deki 4 üssü ve Tabka’da yapımına başlanacağı söylenen üs, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin kontrol ettiği bölgede yer alıyor.

İsrail istihbaratına yakınlığıyla bilinen Debka’da yer alan haberde, Tabka’ya inşası yapılacak olan ABD üssünün İncirlik’teki 2500 ABD personeline ev sahipliği yapabilecek şekilde tasarlandığı kaydedildi. Hatta yeni üsle ilgili Çalışmalar sona erdiği, yükselen üsler olanak verdiğinde Rusya’nın Suriye’deki savaş uçağı ve helikopterlerinin sayısının iki katı kadar hava aracı konuşlandırabileceğinden bahsedildi.

Analistler, ABD’nin yıllardır tartışma konusu olan İncirlik’ten bölgede başka bir alternatifi olmadığı için vazgeçemediğini ifade ediyor. ABD’nin Suriye’de kuracağı üssün meşruluğunun şaibeli olacağı düşünülürken, Suriye’de kendi denetiminde PYD’nin kuracağı bir devlet ile buradaki üslerin uluslararası hukuka uygun hale getirebileceği ifade ediliyor.

(Daha öncede Türkiye ile Almanya arasında yaşanan gerilim sonrasında Almanya’nın İncirlik’teki askerlerini Kıbrıs ve Ürdün’e nakledeceği iddia edilmişti.)

İncirlik Üssü ile İlgili Bilinmeyenler

İncirlik üssü ne zaman kuruldu ve yasal olarak nasıl bir statüsü var?

İncirlik üssü Adana il sınırları içerisinde, şehir merkezine 13 KM mesafede bulunuyor. Üssün yapımına Türkiye’nin NATO üyeliğinden bir yıl önce 1951’de başlandı.

Üste kaç ABD askeri bulunuyor?

Bugün burada yaklaşık 2 bin 500 civarında ABD askerinin bulunuyor. Üs içerisinde bir Türk birliği de bulunurken, bazı operasyonlar için başka ülkelerinin askerleri de bulunuyor.

Üsse herkes girebilir mi?

ABD askerleriyle birlikte aileleri için süpermarketler, futbol sahası ve birçok tesisin bulunduğu üste, siviller özel izin ile giriş yapabiliyor.

İncirlik ABD toprağı olarak mı geçiyor?

İncirlik Üssü adlı bir kitap yayımlayan akademisyen Selin Bölme’ye göre, söz konusu üs Türkiye’nin malı ve ABD’nin askeri varlığı ve faaliyetlerinin, tamamen NATO savunma görevleri çerçevesinde kalması gerekiyor. Ancak fiili durumda, İncirlik Üssü’nün açıldığı tarihten bu yana NATO operasyonları dışında ABD güçlerinin kendi faaliyetleri için de kullanıyor. Bu durum ABD’nin yasal olarak suç işlediğinin de bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Türkiye İncirlik’i kapatabilir mi?

ABD, 1970’li yılların ortasında Türkiye’ye silah ambargosu uygulamaya başlamasının ardından Türkiye ABD’ye sert bir cevap verdi. Türkiye, sınırları içinde ABD’nin kullanımındaki üsleri kapattı ve buraların kontrolünü TSK’ya devretti. 1978’de ABD Türkiye’ye uyguladığı ambargoyu kaldırınca, Türkiye’de üssü tekrar ABD’ye açtı. Yani Türkiye Cumhuriyeti isterse bu üssü kapatabilir, ancak şuan bu konuda net açıklamalar yapılmıyor.

Türkiye ABD’nin Irak ve Suriye’de DAEŞ’e karşı operasyonları için ABD’ye ne zaman izin verdi?

ABD, 2014 yılında DAEŞ’e karşı hava operasyona başladı ve Temmuz 2015’te de Türkiye bu harekât kapsamında İncirlik Üssü’nün kullanılmasına izin verdi. Hatta bu konu çok fazla tartışıldı. Türkiye’nin ‘ABD PKK/PYD’ye olan desteğini kesmesi şartıyla’ üssü ABD’ye açtığı belirtilse de; ABD, PKK’ya desteğini kesmedi.

İncirlik Üssü ABD için neden önemli?

Soğuk Savaş’ın ardından NATO’nun güney kanadı olarak gösterilen Türkiye ve İncirlik’in öneminin azaldığı düşünülse de, Ortadoğu’daki gelişmelerden ötürü buranın stratejik konumu daha da arttı. İncirlik şuan ABD’nin DAEŞ’e karşı operasyonlarında, konum ve yerleşik düzeniyle küresel güç ABD’ye maliyet ve zaman açısından büyük avantaj sunuyor.

İncirlik Üssü’nde nükleer silah var mı?

Bu konuda yapılan resmi bir açıklama bulunmuyor. Uzmanlar ve NATO yetkilileri taktik nükleer silahların burada bulunduğu iddialarını yalanlamıyor. Ayrıca 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında New Yorker dergisinde yer alan bi analizde ‘İncirlik Üssü, NATO’nun en büyük nükleer silah depolama tesisine ev sahipliği yapıyor’ifadesi yer almıştı.

Nükleer silahlar konusunda dünyanın önde gelen uzmanları arasında gösterilen Amerikan Bilim Adamları Federasyonu Nükleer Bilgi Projesi Direktörü Hans M. Kristensen’e göre ise İncirlik’te yeraltında bulunan depolama tesislerinde yaklaşık 50 adet B-61 hidrojen bombası tutuluyor.

Guardian gazetesi ise yayınladığı bir yazıda Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Türkiye’de toplam 180 adet B-61 bombası bulunduğunu belirtmişti.

Kaynak: StratejikOrtak.com – BBC

İdlib Propagandaları ve Gerçekler

Not: Bu makale ABD, Suriye’ye füze saldırısı gerçekleştirmeden hemen önce klavyeye alınmıştır. Makale hazırlandıktan birkaç saat sonra füze saldırısı gerçekleşmiştir.

Başlığı ilk gören okuyucularımın aklına belki “Halep propagandaları ve gerçekler” adlı yazım gelmiştir. Evet, bu makale serinin ikincisi ama mecburiyetten. Zaten her iki şehir içinde benzer süreçleri yaşıyoruz ama şuan ki durum çok daha vahim. Halep kurtarılırken kimse uluslararası müdahale seçeneklerini değerlendirmiyordu ama şimdi Rusya’ya rağmen bu ihtimal konuşuluyor.  

                          

ABD Başkanı Donald Trump’ın önce “Esad’ın iğrenç faaliyetlerini sürdürmesi kabul edilemez, Suriye’de kimyasal saldırıya karşı harekete geçme sorumluluğum var.” Sonrada “Suriye’deki kimyasal saldırı sonrası Suriye’ye fiili müdahaleyi gözden geçiriyoruz.” demesini ve ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley’in “BM harekete geçmezse biz geçebiliriz.” demesi bu yüzden önemli. Üstelik bunun lafta kalmamasının istenmesi de oldukça trajik. Tıpkı Cumhurbaşkanının bizde üzerimize düşeni yaparız demesi gibi.

Hatırlatmakta fayda var; daha öncede tıpkı Donald Trump gibi popülaritesi tehlike altında olan Ronald Wilson Reagan gibi bir başkan(1981-1989) vardı ve bu eski Hollywood yıldızı, 1983 yılında Grenada’yı işgal edip buradaki komünist hükumeti yıkmıştı. Üstelik bahaneleri, inşa edilmekte olan bir havalimanının pistinin normalden fazla geniş olması sebebiyle, Sovyetler Birliği’ne bir askeri üs inşa edildiği fikriydi. ABD’yi bir muhafazakar kalesi haline dönüştüren bu başkan, bu işgalin ardından ihtiyacı olan güçlü ve sert adam algısını yerleştirmiş ve bir sonraki seçimleri de kimse ihtimal veremezken kazanmıştı. Hayalindeki muhafazakar ABD’ye giden yolun taşlarını da çoğunlukla başkanlığının ikinci döneminde döşemişti zaten. Bu örnekten yola çıkarak tıpkı Ronald Wilson Reagan gibi cumhuriyetçi partiden olan ve yine onun gibi popülaritesi gittikçe azalan Donald Trump’ın bir savaşa ihtiyacı olabilir. Yinede ben şimdilik böyle bir deliliğin olabiliritesini düşük görüyorum.

Bu sert ve güçlü başkan algısı için zaten sürekli “IŞİD’i yok edeceğim” diyordu. Fakat karşısına Güney Kore ve El-Nusra tarafından daha iyi fırsatlar çıkartılmış gibi. Güney Kore tarafından çıkartılan fırsattan kastettiğim Güney Kore’nin gerçekleştirdiği Kim Jong-Nam suikasti. Donald Trump’ın “Eğer Kuzey Kore işini Çin çözmezse biz çözeceğiz. Şimdilik size bu kadarını söylüyorum” yönündeki açıklaması ve ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın “Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirmeye devam etmesi halinde askeri müdahale seçeneğinin gündeme gelebileceği” uyarısı dikkate değer.

El-Nusra’nın ortaya çıkardığı fırsatsa, onlara bağlı Oscar ödüllü Beyaz Miğferler örgütünün yeni kimyasal saldırı iddiası.

İtiraf etmek gerekirse korkuyorum. Korkum şu ki; tıpkı Irak’ın kimyasal silah barındırılıyor diyerek işgal edilmesi gibi Suriye’nin de kimyevi bahaneler üzerinden müdahaleye açık hale gelmesi. Irak hakkındaki bu iddialar doğruydu elbet ama Saddam, elindeki bütün kimyasal silahları işgale bahane vermemek için işgal öncesinde imha etmişti bile. Zaten bu yüzden bahsi geçen silahlar işgal sırasında bulunamadı.

Bugünde El-Kaide’nin Suriye kolu El-Nusra’nın(Yeni adıyla Şam fethi Cephesi) kontrol ettiği İdlib üzerinden yürütülen çalışmanın aslında 2013’teki propagandadan hiçbir farkı yok. O zamanda Han Al-Asal üzerinden bu denenmişti. 2013 yılında muhaliflerin kendi içlerindeki anlaşmazlıkları yüzünden parçalanmış halleri, Baas rejiminin kaybettiği kimi yerleri geri alabilmesine imkan sağlamıştı ve o yıl Hizbullah önderliğinde Şii milislerde müdahaleye başlamıştı. Bu yüzden muhalifler için ABD müdahalesi daha önemli bir hale gelmişti. İşte tıpkı Han Al-Asal’daki gibi bugünde aynı beklenti için Han Şeyhun’da aynı amaç üzerinde çalışılıyor.

Henüz saldırıyla ilgili soruşturmalar bile başlamadan ve kanıtlar ortaya çıkmadan, Avrupa Birliği Dış İşleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, “Esad rejimi bu ‘korkunç’ ‘kimyasal’ saldırıdan sorumludur” diyerek Suriye hükümetini kınadı. Hemen ardından İsrail Cumhurbaşkanı Benjamin Netanyahu ve Uluslararası Af Örgütü kınama merasiminde sıraya geçtiler. Mogherini gibi AB’nin üst düzey bir yetkilisinin neredeyse anında yaptığı bu suçlama, trajedinin arkasındaki gerçek henüz anlaşılmadan kamuoyunun feryadını tetikleyen tehlikeli bir emsal oluşturdu.

Öncelikle El-Kaide bağlantılı Beyaz Miğferlerin ilettiği görüntülerin hepsinin tek bir kavşak noktasından aktarıldığını hatırlatmak gerek. Bu görüntülerde Beyaz Miğferler, insanların ölü bedenlerini gerekli güvenlik önlemleri olmadan, özellikle sürekli kullanılan maskelerle ve eldivensiz tutuyorlar. Bunlar önemsiz gibi görünse de, kullanıldığı iddia edilen sarin gazının neye benzediğini anlamak soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Sarin gazına maruz kalınmasıyla başlayan birkaç saniye içerisinde, gazın etkileri kas ve sinir sistemini vurmaya başlıyor. Bağırsak ve idrar torbasının neredeyse hemen gevşemesi ve kusmanın başlaması söz konusu. Sarin gazının yoğun bir yerde kullanılması, binlerce kişinin ölümüne sebep olabiliyor ve İdlib şu aralar Suriye’nin en yoğun şehri. Ancak bu kadar tehlikeli bir gaz varken, Beyaz Miğferler cansız bedenlere açık derileri ile müdahale ediyorlar. Bu durum, birçok soruyu ortaya çıkarıyor. Zaten bu yüzden Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, “Bu videolar, provalarının önceden yapıldığı izlenimini veriyor. Tüm bunların açık bir biçimde provokasyon amacı taşıdığına ilişkin şüphemiz yok.” açıklamasında bulunuyor.

Tabi ki İnsanoğlunun çoğunun, sarin gazının ne etkisi olduğuna bakmak yerine sadece video izleyerek ve sadece öksüren birini görerek kimyasal saldırıya ikna olması kaçınılmaz bir şey olduğu için, malum tarafların kamuoyu algısı oluşturmak için pekte zorlanmasına gerek kalmayacağı açık.

El-Mecdel ve Hattab’ta yaklaşık 250 kişinin, geçen hafta El-Nusra militanları tarafından kaçırıldığı biliniyor. Yerel kaynaklar, kimyasal silahlardan ölenlerin birçoğunun El-Mecdel ve Hattab’tan kaçırılanlardan olduğunu iddia ediyor. Buradan çıkarılacak sonuç, yeni barış görüşmelerinin arifesin de teröristlerin yine bir yanıltma senaryosu yarattığıdır. Bu durum, 2013’te Birleşmiş Milletler’e bağlı silah denetçilerinin Şam’a geldiği gün, Suriye Ordusu’nun kitle imha silahı kullanmakla suçlandığı Han el-Asal kimyasal silah saldırısı ile benzerlik gösteriyor. Olaydan sonra BM silah denetçisi Carla del Ponte, bunu Baas rejiminin gerçekleştirdiğine dair bir kanıt bulunamadığını söylemişti. Ancak bu, Suriye’ye müdahale çağrılarını tabiî ki de durdurmadı; militanların da Han el-Asal’da sivillere karşı kullandıkları kimyasal silahların neticesinde umdukları tamda buydu işte.

Bu yüzden Dubai merkezli Orient TV’nin, Rusya ve Suriye’nin Hama’da teröristlere karşı düzenlediği hava saldırıları için, hava kuvvetlerinin kimyasal silah kullandığına dair suçlamalar içeren bir “medya kampanyasını” zaten hazırlamış olması hiç sürpriz değil.

Mevzu bahis kavşaktaki cesetlerin yer aldığı fotoğraflara bakarak, neden sarin gazlı saldırı yapılmış bir yerde insanların korunmasız dolaştığı ve vücudu saniyeler içerisinde etkileyebilen bir gazdan neden etkilenmedikleri sorulmalıdır. Ayrıca görünen kamyonetler, yerel kaynaklarında iddia ettiği gibi ölenlerin birçoğunun hükümet yanlısı Hama köylerinden El-Kaide’nin kaçırdığı insanlar olduğu konusu ile tutarlılık gösteriyor.

En önemli mesele olarak şunu sormamız gerek: Suriye’de şuan köşeye sıkışmış olan taraf hangi taraf? Bu soru görünmesi gereken tabloyu çok netleştiriyor bence.

Suriye Ordusu ve müttefikleri, Suriye’de rahat bir pozisyonda, ülke topraklarında ilerlerken ve Hama’nın kırsal kesimlerinde kaybedilen yerleri geri almışken, neden kimyasal silah kullanmaya girişsin? Buna ihtiyacı var mı? Zaten ihtiyaç duysa bu hamleyi birkaç ay önce Halep’te de yapması gerekmez miydi? Nede olsa Halep operasyonunda belli bir zaman hedefi vardı ve bu aşılmıştı. İdlib ve hama kırsalı için böyle bir durum söz konusu olmadığı gibi şuan gündemde buraya yönelik bir operasyon bile yoktu. Buradaki çatışmalar Muhaliflerin saldırısıyla başladı.

Brüksel’de gerçekleşecek Suriye konferansının arifesin de ve barış görüşmelerinin devamından bir hafta önce Suriye hükümetinin neden pervasızca kimyasal silah kullandığına dair hiçbir mantıklı açıklama yok. Tüm işaretler bu olayın, tıpkı 2013’te terörist grupların Obama’nın “kırmızı çizgisini” geçmesi ve Suriye hükümetine ABD müdahalesi gelmesi umuduyla planladıkları Han Al-Asal gibi sahte bir kimsayal saldırı suçlaması olduğunu gösteriyor.

Ancak söylenilenlere göre en son haberler, hükümetin Han Şeyhun’u vurduğunu reddetmediğini gösteriyor. Al-Masdar’dan Yuşa Yusuf’un Suriye Ordusu’ndan aldığı bilgiye göre, hava kuvvetleri Rus yapımı Su-22 uçağıyla Han Şeyhun’da bir füze fabrikasını hedeflemiş. Daha da önemlisi, Su-22’nin bombaları, saldırı helikopterlerinden atılan bombalardan farklı olarak, herhangi bir kimyasal madde ile doldurulamıyor. Yusuf, Suriye Hava Kuvvetleri’nin Han Şeyhun’daki füze fabrikasında kimyasal maddelerin olup olmadığını bilmediğini öğrenmiş. Hava saldırılarının hedefindeki fabrikada gerçekten kimyasal olup olmadığı veya teröristlerin hükümet yanlısı köylerden kaçırdıkları siviller üzerinde kimyasal gaz kullanıp, onları kamyonetlerle hava saldırılarının yapıldığı yere getirip getirmedikleri henüz bilinmiyor.

Hedefteki alanın teröristlerin yeri olduğu, bu yerinse doğu Halep’in kurtarılmasından sonra açığa çıktığı gibi Beyaz Miğferler’in El-Nusra gibi terörist grupların karargah olarak kullanmasına açık olduğu kesinleşmiş oluyor. Siviller dahil bölgede mücadele yürüten birliklerin hepsi, İdlib, Hama ve Halep’in kırsal bölgelerindeki teröristlerin daha öncede kimyasal silah kullandığını iddia etmişti. Bu yüzden savaş naraları ve yetkili mercilerin üst düzey yöneticilerinden gelen hükümet karşıtı kınamalar başlamadan önce, tüm kanıtların toplanması için zaman tanınmalı. Ancak söz konusu bu zaman, Suriye iç Savaşı’nda hiç görülmemiş önemli bir etken olduğundan terörist gruplar, masum sivillerin hayatı pahasına yapılacak olan ABD müdahalesinden umudu kesmiyorlar.

Bu kirli ve aleni ittifak aslında, söz konusu sosyalist hareketler olunca liberal dünya ve sami din geleneğinin yarattığı vebaların, birbirleriyle kavga ederken bile kavgayı bırakıp işbirliğine gidebildiklerinin bir diğer göstergesi. Zaten ancak böyle kazanabiliyorlar. Ne liberaller nede semaviler, hiçbiri tek başına baş edemediği için kavgalı olduklarıyla bile yeri gelince bu tavra bürünüyorlar. Bu bir nevi “Biz düşmanız ama daha büyük bir düşmanımız var. Bu yüzden şimdilik ara verelim, yoksa biz kavga ederken onlar aradan sıyrılacak” düşüncesi gibi geliyor bana.

Liberalizmin Baas karşıtlığı ve gericiliğin Esad karşıtlığının bir araya gelmesi karşısında bizim yapmamız gereken kesinlikle buna alet olmak değil engel olmaktır. Aksi halde adımız tarihe, bağımsız bir ülke değil kukla olmuş bir devlet olarak geçer. Gelecekte insanların tarihe bakarken bizi bir piyon veya baskıya boyun eğmiş yada kandırılmış saflar olarak görmesini kim isteyebilir ki? 1957’de Lübnan iç savaşına ABD müdahale ettiğinde ve Türkiye ABD’ye lojistik verdiğinde Türkiye hakkında ne düşünülmüştü mesela?

Acaba Suriye’nin isyancıları ABD’yi bölgeye çekmeyi başarırlarsa, Suriye’nin yeni idarecilerinin kendileri olacağını mı sanıyorlar? Hatırlarsanız Irak işgalinden sonra Irak cumhurbaşkanı Celal Talabani olmuştu(2005-2014). Ya Suriye’de de tıpkı Irak’ta olduğu gibi Salih Müslim’i başa geçirirlerse biz ne yaparız? ABD için Salih Müslim’den daha iyi bir seçenek tanıyan var mı aranızda?

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD’nin Bombaladığı Ülkeler

ABD’li dış politika ve ulusal güvenlik uzmanı Mika Zenko, Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin (UİK) internet sitesinde yayınlanan yazısında ABD’nin geçen yıl 7 farklı ülkede toplam 26.171 hava bombası attığı bilgisini aktardı.

Açıklanan rakamların gerçeği yansıtmadığını savunan uzman, sadece Pakistan, Yemen, Somali ve Libya’ya ait verilerin güvenilir olduğunu belirterek, bir hava saldırısının  birkaç bomba ile de gerçekleştirilebildiğine dikkat çekti.

10 Nisan Polis Günü: Kahramanlar Can Verir Yurdu Yaşatmak İçin

“Türk polisi törenlerde göklere çıkarılmaya, törenlerden sonra unutulmaya alışkındır.”

Bugün 10 Nisan polis günü ve bu sözlerin sahibi eski bir emniyet müdürü. Bir dizide şöyle bir söz duymuştum: “Senin duygu radarına girmem için illaki ölmem mi lazım!” diye. Peki, kahraman Türk polisinin bizlerin duygu radarına girmesi için illaki şehit olması mı lazım? Maalesef evet. Maalesef onlar şehit olmadan biz onların değerini anlayamıyoruz. Sorunlarını umursamıyoruz. Ne şartlarda görev yapıyorlar aklımıza bile gelmiyor. Bugün gündemin sıcaklığını bir kenara bırakalım ve biraz dertleşelim istedim. Bu yazıda bir polis çocuğu olarak hem teşkilatın sorunlarından bazılarını dile getirmeye çalışacağım, hem de aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anacağım. Baştan belirtmem gerekirse, diğer yazılarımda olduğu gibi bu yazıda da analizi ben yapmayacağım. Herhangi bir politik amaç gütmeden çocukluğu polis karakollarında geçmiş biri olarak olaylara polis paradigması ile yaklaşamaya, bazı meşhur ve maruf vakaları irdeleyip başka yönlerinden bakmaya çalışacağım. Hatırlatacağım. Sorgulayacağım. Tabii ki yine aktarması benden analizi sizden…

  1. Siz bu yazıyı okurken birden bulunduğunuz mekâna ellerinde telsizlerle 6-7 polis girse ne hissedersiniz? Cevabı ben vereyim. Tedirgin olursunuz. Evet, bir suçunuz yok, GBT’niz yok, cebinizde bir suç unsuru eşya da yok ama eminim tedirgin olursunuz. Kuvvetle muhtemel 10 insandan 9’u sebebini bilmediği bir tedirginlik yaşar. Çok saçma değil mi bu durum? Türk polisi asayişi temin için görev başında değil mi? Aksine kendinizi güvende hissetmeniz gerekir. O zaman bu anlamsız tedirginliğin de bir gereği yoktur. Yaşanılan bu tedirginlik hali ise aslında çok derin bir toplumsal problemin yansıması. Ve inanın toplumun bu refleksinden polis de rahatsız.

  1. Polisin en yakın dostu biber gazıdır. Evet, yanlış duymadınız, bir polis çocuğu olarak bunu söyledim. Ama inanın bunu söylerken hiçbir siyasi amacım yok. Bahsetmek istediğim husus çok farklı. Neden en yakın dostu biber gazıdır biliyor musunuz? Çünkü polis, silahına davranmaya çekinir ve geriye de biber gazı kalır da ondan. Çünkü devletin beline koymuş olduğu silahı çektiği an soruşturma geçirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. O yüzden canlı bomba olduğundan şüphelendiği kişiye silah çekmeyip üzerine atlar kahraman Türk polisi ve şehit olur. Açığa alınmak demek zaten çok az olan polis maaşının 2/3’e düşmesi demektir. Hele bir de ihraç edilirse hayatı bitti demektir o polisin. 90’lı yıllarda terörün çok azgın olduğu zamanlarda polis aracına saldıran, arkadaşlarını şehit eden teröristi arkasından ateş ederek kafasından vuran ve bu yüzden soruşturma geçirmiş, “neden bacaklarına sıkmadın” sorularına maruz kalmış polislerimiz var bu ülkede. Fail polis olunca nedense birden “hukuk” diye bir şeyin varlığı aklına geliyor herkesin. Diyeceksiniz ki ne yani şimdi, devlet beline silah koydu diye hukuk yok mu bu ülkede, polis silahını kafasına göre kullanacak mı? Tabii ki hayır. Ancak eski bir başsavcı olan, sizlerin de muhtemelen tanıdığı İlhan Cihaner, bir hukukçu olarak polisle alakalı şu vahim sözü söyleyebilmiştir bu ülkede: “Eğer polis biber gazı sıkıyorsa, plastik mermi atıyorsa eylemcinin de molotof atması meşru müdafaadır.” Buyurun buradan pay biçin.

  1. Bu güne kadar bir vatandaşın bir astsubaya yahut başka rütbede bir askere, jandarmaya “Senin maaşını bizim vergilerimizden ödüyorlar!” diye diklendiğine şahit oldunuz mu? 15 Temmuz gecesini göz ardı edersek eminim olmadınız. Ama inanın bir polisin meslek hayatında vatandaştan en çok duyduğu cümlelerin başında gelir bu ifade. Askerle polisin ne farkı var? Dağda, ovada teröristle savaşan polis özel harekât değil mi? Hendeklerde askerle omuz omuza çarpışan, aynı kumanyayı paylaşan polis değil mi? 15 Temmuz hain kalkışmasında bombalara hedef olan onlar değil mi? O zaman vatandaşın bu algısı neyden kaynaklanıyor kendimize sormalıyız. Şehit polislerimizin arkasından ağıt yakmak, tweet atmak değil mesele. Mesela hala yaşıyor olanın yanında olmak. Hem madden hem manen.

  1. 28 Şubat sürecinde EGM personelinin elindeki ağır silahlar toplatıldı. Özel harekât polisi sahadan çekildi. Hatta size çok ilginç bir bilgi vereyim. O dönemde, resmi belgelerine ulaşamasam da kişisel arşivimde 1997 yılında Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı’nca yapılan bir çalışmanın evrakında rastladığım çok ilginç bir bilgi var. Evraktan anlaşıldığına göre teşkilat personeline çift şarjör bantlamak yasaklanmış. Gerekçe ise şarjör yayının bozulup merminin yuvasına oturmasını engellemesiymiş. Çift şarjör bantlamak çatışma sırasında zaman kazanmak için yapılan bir uygulamadır. Şarjörler fotoğrafta olduğu gibi birbirlerine ters bantlanır ve biten şarjör hızlıca değiştirilir. Bu durumun teknik boyutunu eski özel harpçi bir güvenlik uzmanına sordum. (Kendisinden izin almadığım için ismini yazamayacağım.) Aldığım cevapta şarjör bantlamanın tercih meselesi olduğunu, kendinin de bir dönem bu yöntemi denediğini, tek dezavantajının silahı ağırlaştırmak ve denge problemi olduğunu, bunun dışında şarjör yayı ile alakalı bir problem yaşamadığını ve böyle bir durumla alakalı bir bilgisi olmadığını, hiç de duymadığını söyledi. Ben de yaptığım araştırmalarda böyle bir durumla alakalı bir bilgiye rastlamadım. Aktarması benden analizi sizden…

  1. Hatırlarsanız Umut Kitabevi davasında dönemin Genelkurmay Başkanı, davada yargılanan astsubaylar hakkında “Tanırım, iyi çocuklardır.” demişti. Derdim yine siyaset değil. Dikkat çekmek istediğim husus, bir kurumun zirvesinde olan bir insanın alt rütbeli bir subayına sahip çıkması. Bu çok güzel bir şey. Ancak hangi polise sorarsanız sorun emniyet müdürleri ile alakalı söyleyeceği şey şudur: “Bir emniyet amiri müdür olduktan sonra tek amacı 1.sınıf emniyet müdürü olmaktır.” Maalesef polis teşkilatında alt rütbeli personel ile müdürler arasında büyük bir iletişim kopukluğu vardır. Polisler amirlerinin kendilerine sahip çıkmadığından çokça yakınırlar. Tabii masa başında oturmak, rütbe peşinde koşmak yerine Mustafa Tokyay gibi polisiyle sahaya inen kahraman müdürlerimiz de var.

  1. Bir sabah evin salonunda ailece uyurken babamın telefonu çaldı. Sabah 7 civarıydı. Babam besmele çekerek açtı telefonu. Kötü haber gelmesinden korkmuştu. Ama maalesef korktuğu şey başına gelmişti. Sivas’tan görev arkadaşı polis memuru Hüseyin KOÇ şehit olmuştu. Hatırlarsanız yıllar önce Samsun’da Ahmet Türk’e provakasyon amaçlı yumruk atılmıştı ve PKK da bunu bahane ederek polis aracı taramıştı Samsun’da. İşte o saldırıda şehit oldu Hüseyin amca. Polisti o ve ilerleyen yaşına rağmen çalışmak zorundaydı. Bir polis memurunun mesleğinin ilk yıllarında devamlı söylediği şeydir: “Emekliliği bi hak edeyim aynı gün vereceğim emeklilik dilekçesini.” Benim babam da çok dedi bunu ama emekliliği hak ettikten sonra 9 yıl daha çalışmak zorunda kaldı. Ama Hüseyin amca emekli olamadı. Allah gani gani rahmet eylesin. Çünkü bir polisin emekli olması ekonomik gücünün yerle bir olması demektir. 30 yıllık fiili hizmet süresi üzerinden emekli olan 3 polis memuru birleşse aldıkları ikramiye ile ancak bir ev satın alabilirler. Ruhun şad olsun Hüseyin amca…

Daha anlatacak, bahsedecek o kadar sorunu var ki polislerin. Ben sadece göz ardı edildiğini düşündüğüm yahut vatandaş tarafından farklı olarak algılanan birkaç probleme dikkat çekmeye çalıştım. Onları kahraman yapan sadece bu vatan için ölmeleri değil. Onlar ölünce kahraman olanlardan değil. Onlar bu şerefli kurumun her türlü zorluğuna rağmen helal ekmek peşinde olan, halkın huzurunu düşünen ve icap ettiğinde canını veren kahramanlar. Onları kahraman yapan tüm bu zorluklara rağmen gösterdikleri hamiyettir. Şehadet de rabbin lütfu. Biraz da kahraman şehitlerimizden birkaçını analım.

2012 baharı, güneşli bir gün. Yukarıdaki kahramanlar Cudi şehitlerimiz. Kahraman derken hakiki kahraman. Cudi dağlarında operasyondayken kahpe bir pusuda şehit düştüler. Özel harekât polisinin karşısına çıkmaya yüreği yetmeyen hainler geçiş güzergâhlarını bombalarla döşemişti kahramanlarımızın. İlk bomba infilak etti ve hemen o anda 4’ü şehit düştü. 7’si yaralıydı. Bir anda ağır ateş altında kaldılar ama PÖH tecrübeliydi. Yerde yaralı yatan arkadaşlarına ulaşamıyorlardı. Zaten hainler bilerek onları yaralı bırakmıştı. Çünkü biliyorlardı Türk polisi canı pahasına silah arkadaşını çeker alırdı oradan. Etraflarının tamamen bombalarla çevrili olduğunu anlamışlardı polislerimiz. Yaralıydılar ama telsizlerden “ölmek var dönmek yok” sesleri yükseliyordu. Çatışma akşama kadar sürdü. Polislerimiz kendi canını hiçe sayarak yerdeki yaralı arkadaşlarını alandan çekmeye gayret ediyorlardı. Ama iki polisimiz daha kan kaybından şehit oldu. Ulaşamadılar o kahramanlara. 7 teröristin öldürüldüğü çatışmada ise hiç şehit vermedik. 6 polisimiz de bombalı pusuda şehit oldu… Operasyona çıkmadan önce annesini arayıp “Anne ben şehit olmaya gidiyorum, hakkını helal et” diyen Mustafa Erdoğan daha 24 yaşındaydı… Ruhları şad olsun…

3310 şehit oldu. Zırhlı araca binmeyi reddeden, Diyarbakır halkının Gaffar babası, tedbili kıyafetle sokaklarda gezen, telsizlerden doğrudan polis memurlarına seslenecek kadar alçak gönüllü ve polislerin araçların içinde durmasını yasaklayan, halkla iç içe olmasını emreden büyük kahraman. O da hain bir pusuya kurban gitti. Failleri hala belli değil. Fail olarak gösterilen örgütler ise bu suikastı yapamayacak kadar tecrübesiz. Gaffar Okkan suikastı ile hatırladığım en ilginç bilgi şudur: iddiaya göre zamanında CIA, Amerikan başkanına düzenlenecek suikastlar için bir tatbikat yapar. Senaryoya göre aralarında iki gruba ayrılırlar. Bir grup CIA ajanı saldırgan, diğer grup ise koruma rolündedir. Ve resmen bir gövde gösterisi yaparak başkana yapılan suikastı engellerler. O tatbikatın ayrıntıları ise çok önemli. Çünkü Gaffar Okkan’a yapılan suikast da o tatbikattaki taktiğin birebir aynısı şeklinde yapılmıştı. Bu suikastı çözmek devletimizin namus borcudur. Unutmadan şunu da belirteyim, bu hain suikasttan sonra Erbil valisi de öldürüldü. İddiaya göre MİT, Gaffar müdürün intikamını almıştı. Arabasında kafasına sıktılar Erbil valisinin.(Bir sonraki yazımda biraz daha ayrıntılı olarak bundan bahsedeceğim) Ruhun şad olsun Gaffar müdürüm…

Yazının başlığını bana seçtiren kahraman, Fethi Sekin. İzmir’deki hain saldırıda yurdu yaşatmak için, vatandaşı yaşatmak için hiç düşünmeden canını veren kahraman. Türk milletinin ve Emniyet Teşkilatının gurur kaynağı. Öyle bir iman ve hamiyet ki şehadete koşarak götürdü Fethi Sekin’i. Kaleşnikof’lu teröristin karşısına 14’lü ile çıkan mangal yürekli şehidimiz gibi niceleri var Teşkilatımızda. Bir düşünsenize, acaba Fethi Sekin meslek hayatında kaç kere “senin maaşını bizim vergilerimizden ödüyorlar” lafına maruz kalmıştır? Eminim çoktur. Ama dediğim gibi milletimizin duygu radarına girmesi için şehit olması gerekti.  Bu millet sizi asla unutmayacak Emniyet’in kahraman şehitleri… Ruhun şad olsun Elazığ’ın kahraman evladı Fethi Sekin…

Bugün 10 Nisan polis günü. Sözde medeni Avrupa toplumları 1960 sonrası dönemde ancak “meslek etiği” kavramı ile tanışabilmiş iken bizim polis teşkilatımızda 1800’lü yılların sonunda polis okullarında “meslek etiği” dersleri vardı. Türk Polis Teşkilatı köklü ve nice şehitlerin verildiği onurlu bir kurumdur. Sorunları umursanmayan, halk tarafından hak ettiği değeri ancak şehit olduklarında görebilen, amirleri tarafından korunmadıklarını düşünen, ekonomik sorunlarla boğuşan, psikolojik meslek hastalıklarından muzdarip olan kahraman polislerimizin polis günü kutlu olsun.

İzmir adliyesinde intihar ederek hayatına son veren eski polis memuru Erol Benzer, son 12 yılda psikolojik ve ekonomik sorunlar nedeniyle intihar eden 320 polisten biriydi. İntihar etmeden önce son sözleri ise şunlar oldu: “Umarım siz geride kalan meslektaşlarım hak ettiği özlük haklarına ve insan hakları ile insani şartlarda yaşayıp, insani çalışma şartlarına kavuşursunuz.”

“17 Nisan 2010 gecesi Samsun Ladik’te hain bir pusuda şehit düşen polis memuru Malik Saykal ve Hüseyin Koç’un aziz hatırasına… Ruhları şad olsun…Saygılarımla…”

Askeri ve Diplomatik Gelişmeler: Geçen Hafta Dünyada Neler Oldu?

Geçtiğimiz haftanın gündemini Esad rejiminin İdlip’te düzenlediği saldırı ve ABD’nin rejime ait üssü vurması belirlerken, birçok ülkede terör saldırısı gerçekleşti. Bunların yanında her zamanki gibi gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeler yaşandı. 3 Nisan ile 9 Nisan arasında yaşananları, “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

Güncel uluslararası ilişkiler haberleri:

-Mısır’da Tanta’da 2, İskendiriye’de bir olmak üzere toplam üç bombalı saldırı düzenlendi. İki saldırı kiliseye düzenlenirken, biri polis karakolunun önünde gerçekleşti. Onlarca kişi hayatını kaybetti.

– Kolombiya’da FARC militanlarının silah bırakmasının ardından ETA’nın da Fransa’da silahlarını adli makamlara teslim edeceği açıklandı.

– Rusya, S-400 hava savunma sistemlerini atmosfer dışındaki hedefleri vurabilecek füzelerle donatmaya başladığını açıkladı.

Muhalifler git gide profesyonelleşiyor: ‘Fırat Kalkanı’ bünyesindeki Fatih Sultan Mehmet Tugayı’na bağlı 600 askerin eğitimi tamamlandı.

– İran ve Rusya Genelkurmayları ABD’nin Suriye saldırısını konuşurken, Rusya ve ABD Dışişleri Bakanları da telefon görüşmesi gerçekleşti.

– ABD’nin rejim üssünü vurmasının ardından İngiltere Dışişleri Bakanı Johnson’un Moskova ziyaretini iptal etmesine Rusya ‘hata’ yorumunda bulundu.

– Irak’taki Şii lider Mukteda es-Sadr, Esad’a “görevini bırakma ve halka kendi geleceğini tayin etme fırsatı verme” çağrısında bulundu.

– Fransa, özellikle Çin, İran ve Rusya’dan gelebilecek saldırılara karşı “siber ordusuna” personel alımının hızlandırıldığını açıkladı.

– Rusya’nın Suriye’deki üste ‘sadece 23 hedefin vurulduğu, 36 füzenin isabet etmediği’ iddiasına, ABD’den cevap geldi: 59 hedefi de vurduk

– Lübnan’ın Hizbullah desteğiyle seçilen Cumhurbaşkanı Mişel Avn, şaşırtıcı bir şekilde rejiminin İdlib’deki kimyasal saldırılarını kınadı.

– İsveç’in başkenti Stockholm’de bir kamyon trafiğe kapalı bir yolda yayaların üzerine sürdü, 4 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.

– Rusya, Suriye’de ABD’yle olan sıcak iletişim hattını durduracağını açıklarken; Lavrov, Çavuşoğlu ile ABD’nin saldırısını telefonda görüştü.

– ABD, Suriye’de rejime ait üs vurarak 20’ye yakın savaş uçağını imha ettiğini açıkladı.

[NOT: ABD’nin Suriye’de rejime ait üssü vurmasına ilişkin diplomatik gelişmeleri “ABD Suriye’yi vurdu: Saldırı adım adım geldi” başlıklı haberimizden detaylı inceleyebilirsiniz.]

– KKTC lideri Akıncı, Rumlar Enosis kararını kaldırmadığı sürece görüşmeler olmayacak dedi. Enosis kararı, Rum meclisi tarafından kaldırıldı.

Hindistan, 25 yıldır stratejik ortağı olduğu İsrail’den 2 milyar dolara Mrsam ve Lrsam gelişmiş hava ve füze savunma sistemleri alacak.

– Rusya, ABD ile yapılan savaş uçaklarının birbirlerine karşı saldırmazlığını koruyan ‘hava güvenliği anlaşmasını‘ askıya aldı.

– Trump’ın Suriye’ye müdahale çıkışına Erdoğan, “Trump’ın ekibi duruma hakim değil ama icraat ortaya konulursa üzerimize düşeni yaparız” dedi.

– ABD Başkanı Trump, “Suriye’deki kimyasal saldırı sonrası Suriye’ye fiili müdahaleyi gözden geçiriyoruz.” dedi.

Filipinler lideri Duterte, orduya Güney Çin Denizi’nde kendi kontrollerindeki statüsü tartışmalı adalara işgal emri verdi.

– Rusya, kimyasal kanıtlar hakkında konuşmadan önce Suriye’deki tüm kimyasal silahların 2014’te ABD yardımıyla ülkeden çıkarıldığını açıkladı. Rusya’nın da Suriye’deki vahşeti kınamasının ardından BM, Türkiye, ABD, Rusya ve İran’dan Suriye’de 72 saatlik ateşkes talebinde bulundu.

Dini lider Hamaney’in aday olmasına izin vermediği Ahmedinejad, 19 Mayıs’taki seçimlerde en yakınındaki isim olan Bakayi’yi aday gösterdi.

PYD Nisan ayı itibariyle Suriye’de 38 bin km2’lik alanı kontrol ederken, Türkiye sınırının yüzde 65’ine hakim durumda bulunuyor.

Nisan Son durum haritası

– Trump’ın Esad açıklamasının ardından BMGK Başkanı ve ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, “BM harekete geçmezse biz geçebiliriz.” dedi.

– ABD Başkanı Donald Trump’ın Başstratejisti, yeni yönetimin kilit ismi Steve Bannon, Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki görevinden alındı.

5 Nisan’dan önceki gelişmeler ise şöyle:

– Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekatı’nın ikinci ve üçüncü etabının olacağını belirterek, “Münbiç bitmeden Rakka başlamaz” dedi.

– Rusya’nın St. Petersburg metrosundan iki ayrı patlama meydana geldi, 14 kişi öldü 50’ye yakın kişi yaralandı.

– İki Türk savaş gemisiyle birlikte Rusya’nın Karadeniz’deki en yeni savaş gemisi, bugün Karadeniz’de ‘küçük çaplı’ ortak tatbikat yaptı.

(arşiv)

– İspanyol savaş gemisinin 300 yıldır İngiliz egemenliğindeki Cebelitarık kara sularına girmesi krize neden oldu. İspanya hak iddia ediyor.

Almanya’nın siber ordusu kuruldu. İlk etapta 260 uzmanın olduğu, 1 Temmuzdan itibaren ise 13 bin 500 kişinin birimde yer alacağı bildirildi.

– Rus lider Putin, Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa lideri Hollande, terörle mücadele alanında veri değişiminde bulunulmasında anlaştı.

– İsrail, ABD’yle birlikte geliştirdiği ve Lübnan-Suriye sınırına konuşlandırdığı, orta menzilli füze savunma sistemi Davut Sapanı’nı tanıttı.

– Kerkük İl Meclisi, Irak’taki petrol üretiminin % 40’ına sahip Kerkük’ün Kürt Bölgesine bağlanması için referandum yapılması kararı aldı.

– Yemen’deki Husi karşıtı operasyona 100 savaş uçağıyla katılan Suudi Arabistan, pilotların maaşlarına ‘heves arttırmak’ için %60 zam yaptı.

– ABD, 7 Müslüman ülkede bombardımana devam ediyor. Pentagon, Yemen’de sadece bu hafta 70 hava saldırısı düzenlediklerini açıkladı.

– Mısır’ın darbeci lideri Sisi ile Beyaz Saray’da görüşen Trump, “Sisi çok zor koşullar altında harika işler yaptı” dedi.

– Talabani’nin partisi KYB üyesi Kerkük Valisinin, Kerkük’te ‘IKBY bayrağı asma’ kararına, Türkiye ve Irak’tan sonra İran’dan da tepki geldi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Tomahawk Füzesi Nedir?

ABD savaş gemileri, kimsayal saldırının ardından Suriye’nin Humus şehrindeki Şaryat Hava Üssü’nü Tomahawk füzeleri ile vurdu. Amerika’nın S 400 hava savunma sistemine yakalanmamak için Tomahawk’ları kullandığı öne sürüldü. Pentagon, saldırıdan Rusya’nın haberdar olduğunu açıkladı. Tanesi 1.59 milyon dolar olan Tomahawk füzesi nedir ve menzili ne kadar?

ABD, İdlib’e yönelik kimyasal saldırının yapıldığı düşünülen ve kimyasal silahların bulunduğu öne sürülen Humus’taki Şaryat Hava Üssü’nü, 59 Tomahawk füzesi füzesiyle vurdu.

Kızılderililerin kullandığı savaş baltasına verilen ad olan “Tomahawk”ın, ABD Ordusu’ndaki manası ise, hava şartları ne olursa olsun, gece ve gündüz kullanılabilen, denizaltı, deniz ve hava platformlarından atılabilen 1104 km menzilli “cruise” (seyir) füzesi.

TOMAHAWK FÜZESİ NEDİR?

“Cruise” sınıfı füzelere ise bu ad, ses hızının altında uçmalarına rağmen çok uzun menzillere ulaşabilmeleri nedeniyle yakıştırılıyor.

Arazinin üzerinden alçak irtifada uçması ve düşük radar izi veren dizaynı sayesinde tespit edilmesi oldukça güç olan Tomahawklar, küresel konumlama sistemi (GPS), dijital arazi eşleme ve karşılaştırma sistemi (DSMAC), varış zamanı kontrol ünitesi ve geliştirilmiş turbo motordan oluşuyor.

Kara hedeflerine karşı kullanılan füze, genellikle hava savunma ve haberleşme tesislerine karşı kullanılıyor. Arazi izlerini karşılaştırarak hedefine kilitlenen sistem, hafızasında bulunan referans haritayı, üzerinde seyir halinde olduğu arazi ile karşılaştırıp kendi konumunu belirliyor. Son aşamada güdümleme ise, DSMAC sistemi tarafından hedefin resmini hafızadaki eşiyle karşılaştırılarak yapılıyor.

DONANMA’NIN UZUN MENZİLLİ SALDIRILARDA TERCİHİ TOMAHAWK

Donanmanın uzun menzilli saldırı ihtiyaçlarına tek başına cevap veren Tomahawk’ların, yer aldığı operasyonel çevre ve görev tanımı da gelişen teknolojiye paralel olarak hızla değişiyor.

Önceleri, yeri belirlenmiş ve hareketsiz hedeflere karşı kullanılan füzeler, hızla değişen harekat ihtiyaçları çerçevesinde, bölgesel krizler patlak verdiğinde, ordunun her biriminden kuvvetlerin ilk etapta kullandığı silahlar olarak öne çıkıyor.

Düşman hava savunmasının bastırılması dışında, elektrik santralleri, komuta-kontrol binaları ve silah üretim tesisleri gibi birincil öneme sahip hedeflere karşı kullanılmaya da başlanan Tomahawklar, maliyetine oranla etkin olmaları sebebiyle de tercih ediliyor. Amerikan stratejik çıkarları doğrultusunda Birleştirilmiş Kumanda Merkezi’nde geliştirilen harekat planına uygun olarak belirlenen görev, Ulusal Görüntüleme ve Haritalama Teşkilatı (NIMA) tarafından sağlanan verilerin desteğiyle analiz ediliyor ve hedef tespiti yapılıyor.

TOMAHAWK FÜZESİNİN MALİYETİ NE KADAR?

ABD Savunma Bakanlığı’nın yıllık bütçesi incelendiğinde, tek bir Tomahawk füzesinin maliyetinin 1.59 milyon dolar (Yaklaşık 6 milyon lira) olduğu görülüyor.

Tomahawklar, ABD dışında sadece İngiliz Ordusu’nda kullanılıyor.

SAVAŞ ALANINDAKİ PERFORMANSI
1991’deki Çol Fırtınası Operasyonu’nda oldukça yoğun olarak kullanılan füzeler, Ocak ve Haziran 1993’te Irak’ta tekrar, 1995’te Bosna’da ve bir yıl sonra yine Irak’ta olmak üzere bir çok defa kullanıldı. Bu beş harekatta toplam 400 füze atıldı.

Yaklaşık 150 tane Tomahawk fırlatma kabiliyetine sahip gemi ve denizaltısı bulunan ABD Donanması’nın raporlarına göre, Çöl Fırtınası Operasyonu sırasında 297 kez füze atmaya teşebbüs edildi. Başarıyla fırlatılan 290 füzeden ise 242’si hedeflerine isabet kaydettiler.

Ancak, aralıksız devam eden modernizasyon gayretleri sonucu arttırılmış vuruş kabiliyeti ve GPS güdümleme sistemi ile kullanılmaya başlamasından bu yana, Tomahawklar yüzde 90’lık vuruş yüzdesine ulaşmayı başardılar.

 Kaynak: NTV

 

ETA Silah Bıraktı, Halk Kutlama Yaptı

İspanya’nın kuzeyi ve Fransa’nın güneybatısında Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele eden ETA (Bask ülkesi ve Özgürlük), silah bırakma kararı almasının ardından Fransa’nın güneyinde bulunan 12 silah deposunun yerini polise bildirdi. Avrupa Birliği (AB)’nin terör listesinde yer alan örgüt, silahsızlanma sürecinin şerefine Fransa’nın Bayonne şehrinde binlerce kişinin katıldığı bir kutlama düzenledi.

İspanya’da 1958 yılında kurulan ve ilk silahlı eylemini 1961 yılında gerçekleştiren ETA, bugüne kadar 858 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor.

İspanya ve Fransa hükümetleri bu yeni barış sürecinde ETA ile hiçbir müzakereye girmemiş ve örgütten kendisini feshedip, tamamen ortadan kalkmasını isteyen açıklamalar yapmıştı. ETA’nın tek taraflı olan silahsızlanmasında hiçbir müzakereye girmeyen İspanya ve Fransa, son 7 yılda düzenlenen ortak operasyonlarda çoğu üst düzey lideri olan 140’a yakın ETA üyesini yakalamıştı.

Kaynak: AA – StratejikOrtak.com

ABD Suriye’yi Bölmeye Çalışıyor

Suriyeli Baas Partisi yetkilisi Halef El Muftah, ABD’nin Rakka operasyonunu, ‘Suriye’yi bölme planını gerçekleştirmeye yönelik’ bir araç olarak kullandığını iddia etti.

Muftah, ABD’nin Suriye’de terörle mücadele etmediğini savundu.

‘AMAÇ ORTADOĞU’NUN SINIRLARINI DEĞİŞTİRMEK’

Nisan Son durum haritası

Muftah, şöyle konuştu: “ABD öncülüğündeki koalisyon, Suriye’de terörle mücadele etmiyor. Koalisyonun amacı, Ortadoğu’daki sınırları değiştirmek, Suriye’nin toprak bütünlüğüne son vererek federal bölgeler kurmak.”

‘FIRAT’IN DOĞUSUNDA DURUM, BASINA YANSIYANDAN FARKLI’

ABD’li terörle mücadele görüntüsü oluşturduğunu, bunun medyada geniş yer bulduğunu da kaydeden Muftah, ancak Fırat’ın doğusunda durumun basında anlatıldığı gibi olmadığını da vurguladı.

AHMED: KOALİSYON GÜÇLERİ İŞGALCİ DURUMUNA DÜŞER

Suriye Stratejik Sorunlar Akademisi öğretim üyesi Ali Ahmed de, terörle mücadeleye yönelik harcanan çabaların aslında Suriye’yi bölme amacı taşıdığını kaydetti.

Koalisyonun Rakka’yı özgürleştirebileceğini, fakat Suriye ordusu ile koordinasyon içinde hareket edilmemesi durumunda işgalci durumuna düşeceğini de belirten Ahmed, “Ancak koalisyon güçleri koordinasyona ihtiyaç duymuyor. Zira ABD’liler, bütün dünyada kendi politikalarını uygulamak istiyor” dedi.

Kaynak: Sputnik

Birinci Körfez Savaşı Sonrası Kürt Hareketi

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin önce Ermeniler ve sonradan Kürtler için yaptıkları  planları bugün ABD üstlenmiş vaziyette. Fakat İngilizlerin tamamen oyun dışında kaldığını söylemek zor. ABD bu planı daha da genişleterek, hedefine emin adımlarla maalesef yürümektedir.

İlk başlarda Musul vilayeti başta olmak üzere Osmanlı’ya isyanların başını çeken Barzanilerin, isyan gelenekleri Osmanlı yıkıldıktan sonrada devam etmiş ve bugün Kuzey Irak bölgesi bu isyanın ilk meyvesi olmuştur. Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte Kürt hareketi devletleşme yolundaki en büyük atılımlarını yapmaya başlamıştır.

Irak Ordusu tarafından Körfez Savaşı’nda yaygın olarak kullanılan T-72M model ana muharebe tankları.

Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etme girişiminden sonra, ABD öncülüğündeki Müttefikler Saddam’ı yenilgiye uğratmışlar ve Irak’ın Kuveyt işgali son bulmuştu. Fakat Saddam’ı Irak’ta iki isyan bekliyordu. Güneyde Şiiler, Kuzeyde Kürtler ayaklanmışlardı. Zor da olsa bu ayaklanmalar bastırıldı. Saddam, İran-Irak savaşı esnasında İran ile birlikte hareket eden Kürtleri kimyasal silahla cezalandırmıştı. Yine aynı şeyin olmasından çekinen Kürtler, Türkiye’ye ve İran’a sığındı. Saddam’dan kaçanlar arasında teröristlerin olduğu gerçeği, Türkiye sınırları içinde terör faaliyetlerinin artması ile acı bir şekilde kanıtlandı.

Kuveyt’i Irak işgalinden kurtarmak için yapalın Çöl Fırtınası harekatı.

Bütün bunlar yaşanırken ülke içindeki siyasilerin hamle hataları da olayı iyice zorlaştırdı. Turgut Özal’ın ABD başkanı ile birlikte hazırladıkları plan çerçevesinde Kürtlerin yaşadığı bölge (36.Paralel’in Kuzeyi) güvenli bölge ilan edildi.Hemen ardından “Huzur Operasyonu” denilen yardım ve kurtarma faaliyeti başladı. Yine Turgut Özal’ın girişimleriyle 16 Nisan 1991’de Fransız, İngiliz, Amerikan askerlerinin Kürtlere yardım maksadı ile Türkiye sınırına yakın bir yere konumlandırılması kararlaştırıldı.

Askeri koalisyon, 1991 ortalarında Irak içindeki mevcut askeri varlığına son verdi. Daha sonra İncirlik Üssü’nde sadece hava unsurlarının varlığı devam eden Çekiç Güç,2003’deki Irak işgaline kadar görevine devam etti. Çekiç Güç, Bağdat yönetiminin etkisini Kuzey Irak’ta etkisiz kılarak bölgede kurulması hedeflenen Kürdistan için operasyonlar düzenledi. İlerleyen dönemde Kuzey Irak’ta bir seçim yapılacak ve IKYB IKDP ortaklığıyla bir hükümet kurulacaktı. Bu olayın ardında tabiî ki Amerika ve İngiltere vardı. Her ne kadar Türkiye, Irak’ın toprak bütünlüğünü savunuyor görünse de bu konudaki cılız siyaseti Batı ve Kürtler için büyük cesaret kaynağı oldu.

Irak karşıtı koalisyon ve asker sayısı

Amerika, Kürt liderlerle direkt olarak görüşmeyi ilk başlarda uygun görmemesi durumu, Özal’ın Celal Talabani ile görüşmesinden sonra değişti. 1991’deki bu görüşmeden sonra Kürt siyaseti daha büyük muhataplara konuşma fırsatı buldu. Yakın zamanda 23 Temmuz 1992’de Barzani ve Talabani, ABD Dışişleri Bakanı ile görüşme imkanını buldu. Bu tür görüşmelerin gerçekleşmesi için Barzani ve Talabani’ye Türkiye Cumhuriyeti tarafından tevdi edilen kırmızı pasaportları unutmamak gerekir.

Sürecin devamında Türkiye, Kuzey Irak’ta bir Kürt Devleti için olmaması gereken her şeyi faal hale getirdi desek yalan olmaz. Kuzey Irak’a yapılan ”yardım”ların yarısı:bize sıkılan mermi, döşenen mayın, atılan roket olarak geri döndü. Kısacası bölgede bizim elimizle yapılan yardım ve koruma faaliyetleri terörün beslenmesi için bulunmaz bir ortam yarattı.

O günlerden yaşadığımız döneme bakılacak olursa Kerkük’te Kürdistan bayrağının asılmasını -kına-yanlar aynı bayrağı Ankara’da gördüklerinde akıllarında ne geçiyordu acaba?Yaşananlar öncekilerin tekrarı gibiyken oyuncuları aynı olmadığını düşüneniniz var mı daha?

Ali Öksüz*


*Stratejikortak.com misafir yazarı.

Avrupa’da Türklere Yönelik Faşist Saldırılar

Özellikle son yıllarda Avrupa’da yükselen aşırı sağ ve Türklere yönelik saldırılar, İkinci Dünya Savaşı’nda bölgeyi kasıp kavuran Hitler Nazizmini hatırlatıyor.

 

ABD Suriye’yi vurdu: Saldırı adım adım geldi

ABD Suriye’de Esad rejiminin kontrolündeki bir hava üssünü Tomahawk füzeleriyle vurdu. Geçtiğimiz hafta ‘Esad önceliğimiz değil’ diye açıklamada bulunan ABD’nin rejimi vurması şaşkınlıkla karşılandı.

ABD’nin Suriye saldırısına ‘açıkça’ destek veren ülkeler:
Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail, İngiltere, Japonya, Avustralya, Birleşik Arap Emirlikleri, İspanya, İtalya ve Avrupa Birliği.
 
Saldırıyı kınayan ülkeler:
Çin, Rusya ve İran.
ABD’nin vurduğu askeri üs nerede:

Vurulan askeri üsten görüntüler:

ABD’nin Suriye’yi vurduğu Tomahawk’ın özellikleri:

ABD’nin Suriye’deki Şayrat Hava Üssü’nü vurduğu Tomahawk füzelerinin özellikleri neler? Kızılderili baltası olarak da belirtilen bu füzeler, gemi ve denizaltılarındanateşleyebiliyor. Nükleer başlık da taşıyabilen Tomahawk füzelerinin uzunluğu 5.5 metre ile 6.25 metre arasında değişiyor. Elbette bu doğrultuda ağırlıklar da 1315 kg ile 1587 kg arasında farklılık gösterebiliyor. 51.81 cm çapındaki kızılderili baltası füzelerinin menzili ise 2500 km. Ayrıca 450 kilogram patlayıcıyla saatte 880 km hızla hedefe ulaşabiliyor olması da diğer detaylar arasında yer alıyor.

ABD’nin fırlattığı 59 Tomahawk füzesinin toplam maliyetinin 90 milyon dolar olması dikkat çekti.

ABD veri paylaştı

ABD, İdlip’i kimyasal ile bombalayan uçakların Şuayrat üssünden kalktığına dair veriler paylaştı.

ABD’nin askeri üssü vurmadan önceki açıklamaları ve sonrasında yaşanan diplomatik gelişmeler şöyle:

– Geçen hafta ​ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, “Suriye’de Esed’ın görevden ayrılması artık önceliğimiz değil” demişti.

– Esad rejimi İdlip’e kimyasal silahlarla saldırdı, 100’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce insanın ise gazdan etkilendi. ABD’den tepki gecikmedi.

– Trump, “Esed’in iğrenç faaliyetlerini sürdürmesi kabul edilemez, Suriye’de kimyasal saldırıya karşı harekete geçme sorumluluğum var.” derken; Haley, “BM harekete geçmezse biz geçebiliriz.” şeklinde sert bir açıklamada bulundu.

– İlk sinyal dün akşam ABD Başkanı Trump’tan geldi: Suriye’deki kimyasal saldırı sonrası Suriye’ye fiili müdahaleyi gözden geçiriyoruz. Trump’ın Suriye’ye çıkışına Cumhurbaşkanı Erdoğan canlı yayında, ‘İcraat ortaya konulursa üzerimize düşeni yaparız” dedi.


– ABD Dışişleri Bakanı Tillerson, gece “Rejime uygun bir yanıt vereceğiz” açıklamasının ardından Doğu Akdeniz’de bulunan 2 ABD gemisi, rejime ait hava üssünü 50’den fazla Tomahawk füzesi ile vurdu.

– İdlib’deki kimyasal katliamdan sonra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) getirilen tasarıyı veto eden ve sivillerin ölümlerini ‘yalan’ olarak niteleyen Rusya, rejime düzenlenen saldırı sonrası BMGK’yı acil toplantıya çağırdı.

– Pentagon’dan yapılan açıklamada saldırının bir sefere mahsus olduğunu ve füzeler fırlatılmadan önce Rusya’ya bilgi verildiğini de aktardı.

– Türkiye’den ilk açıklama Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş’tan geldi. Kurtulmuş, “Esed rejiminin uluslararası alanda cezalandırılmasının şart olduğunu düşünüyoruz. Ümit ederim ki bu operasyon barışın sağlanmasına da katkı sağlar” dedi.

– Rusya, ABD ile yapılan savaş uçaklarının birbirilerine karşı saldırmazlığını koruyan ‘hava güvenliği anlaşmasını’ askıya aldı.

Kaynak: GZT.com – StratejikOrtak.com