Kuzey Irak Referandumunun Uluslararası Hukuk Boyutu

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) 25 Eylül 2017’de bağımsızlık referandumuna gideceğini duyurdu. Bölge devletlerinin tepkisiyle karşılaşan referanduma tek açık destek İsrail’den geldi. IKBY, bölgesel güçlerin tepkilerinin yanısıra küresel güçlerin de tepkisi ile karşılaştı. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) tüm üyelerin onayı ile kabul edilen basın bildirisinde şu ifadelere yer verilmiştir:

“BM Güvenlik Konseyi üyeleri, IKBY’nin bölgeyi istikrarsızlaştırma potansiyeli olan tek taraflı referandum planlarından endişe duyuyor. IŞİD ile mücadelenin sürdüğü bir dönemde alınan referandum kararının 3 milyondan fazla mülteci ve yerinden edilmiş kişilerin güvenli ve gönüllü bir şekilde dönüşüne gölge düşürecektir.

BMGK üyeleri Irak’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve birliğine saygı duymaya devam ediyor, merkezi hükümet ve IKBY arasındaki tüm sorunların taraflar arasında diyalog yoluyla çözülmesi çağrısı yapıyor.”

Bu yazıda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bildirisindeki ifadelerden yola çıkılarak tek taraflı referandumun ve olası sonucunun uluslararası hukuka uygunluğu ele alınacaktır.

Bu girişimin tek taraflı referandum olarak adlandırılmasının nedeni olarak merkezi hükümetinin yani Irak hükümetinin bu referandumu tanımaması, uzlaşma ortamının olmaması, Irak Anayasa Mahkemesi’nin referandumu durdurma kararı çıkarması ve Irak Parlamentosu’nun referandumu tanımama kararı almasıdır.

Söz konusu bölge için dillendirilen argüman, kendi kaderini tayin etme hakkı yani self- determinasyon (self-determination) ilkesinin varlığıdır. Bir insan topluluğunun haklarını, ‘‘halkların kaderlerini kendilerinin tayin etmesi hakkı’’ ya da kısaca Self- determinasyon hakkı diye anılan bir ilkedir.

Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı Uluslararası Hukuk kitabında Self-determinasyon hakkında şu ifadelere yer vermektedir:

‘‘Self-determinasyon ilkesinin anlamı incelendiği zaman, iki yanı bulunduğu görülmektedir. Birinci yanı devletlerin iç örgütlenmelerine ilişkin olup bir halkın dilediği yönetim biçimini, herhangi bir dış baskı olmadan, seçmesi hakkı bulunduğunu belirtmektedir.

Self- determinasyon ikinci yanı, bir halkın bağımsız bir devlet kurmak dahil, dilediği devlete bağlı olmayı seçme hakkını belirtmektedir.’’

Konunun ana düşüncesi olan Self-Determinasyon ilkesinin ikinci yanında öngörülen hakkın kullanılması birtakım şartlara bağlanmıştır.

Bu kapsamda, bağımsız bir devlet kurabilmenin ana koşulunun sömürge altında bir halkın varlığı olduğu kabul edilmektedir. Böylece, bağımsız devletlerin kurulması konusunda uygulamada karşılaşılan yollardan yalnız sömürgelikten kurtulma durumunda Self-determinasyon ilkesine dayanılmasının kabul edildiği ve bir devletin tam bir parçasını oluşturan ülke üzerindeki toplulukların ayrılması yoluyla bir devlet kurulmasında bu ilkenin işlemediği anlaşılmaktadır. Yani IKBY’de uygulanacak olan bağımsızlık referandumunun temel argümanının Self-determinasyon çevresinde kurulması olanaksızdır.

Bu ilkeden yararlanması kabul edilen halklar ile devletin ülke bütünlüğü ilkesine zarar vereceği nedeniyle yararlanılması reddedilen haklar arasındaki ayrım BM Genel Kurulu’nun 24.10.1970 tarihli 2625 sayılı BM Andlaşmasına Uygun Olarak Devletler Arasında İşbirliğine ve Dostça İlişkilere İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Bildirisi’nde ele alınmıştır.

Ayrıca, bir devletin ülkesinin tümünde geçerli olan genel kurallara bağlı olup herhangi bir olumsuz ayrıma bağlı tutulmayan ülke parçalarında yaşayan azınlıklar gibi kimi toplulukların bir takım değişik özelliklere sahip olması, uygulanan uluslararası hukukta bunların Self-determinasyon ilkesinde yararlanabilecekleri anlamına gelmemektedir.

Birleşmiş Milletler Andlaşmasının 2. Maddesinde anılan devletin ülkesinin bütünlüğü ilkesine göre uluslararası hukuk kurallarına göre kurulmuş bir devletin ülkesi bu devletin rızası olmadan hiçbir biçimde bölünme, parçalanma eylemlerinin konusu olamaz ve öteki devletler bu bütünlüğe saygı göstermek zorundadır.

BMGK basın bildirisinde Self-determinasyon ilkesinin kullanılamayacağını, merkezi hükümet ile uzlaşı sonrası ayrılmaya gidilebileceğini ve devletin ülkesinin bütünlüğü ilkesine saygı gösterilmesini belirtmiş ve istemiştir.

Irak merkezi hükümeti ile Kürt yönetimi arasında bir uzlaşma olmaması, iki taraf arasında uzun süredir devam eden siyasi tartışmalar, Irak Anayasa Mahkemesi’nden referandumun durdurulması kararının çıkması, Irak parlamentosu da oylama sonucunda referandumu tanımama kararının alınmaması neticesinde uluslararası hukuka aykırı bu girişimin tepki alması ve tartışılması olağandır.

Söz konusu referandumun, anılan şartlar altında bağımsızlığa dönüşmesi uluslararası hukuka aykırı bir eylem olacaktır.

Ancak bu kararın arkasında hukuki nedenlerden ziyade siyasi nedenlerin varlığını belirtmek gerekmektedir. Barzani’nin siyasi gücünün zayıflaması ve varlığının sorgulanması, çevresindeki Arap duvarının yıkmak isteyen İsrail’in açık desteği, olası sınır güvenlikleri endişesini hisseden komşu ülkeler, petrol payındaki olası dalgalanmalardan rahatsız olabilecek güç odakları siyasi kaygıları, hukuki kaygıların üstüne yerleştirmiştir.

Abdullah Özdil

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

IŞİD Bayrağının Anlamı ve Örgütün Tuhaf Açıklamaları (5. BÖLÜM)

IŞİD, Müslüman bir örgüt olduğunu iddia ederek, cihat anlayışını benimsemiş ve kafirlere karşı savaştığını söylemiştir. Söylemle eylem birbirini tutuyor mu ona bakacağız.

Öncelikle IŞİD’in bayrağını inceleyeceğim. IŞİD Proje Mi? bölümü ile de bağlantılı olan bu konu önemlidir. IŞİD’in bayrağında da Taliban, El-Kaide gibi örgütlerin kullandığı Kelime-i Tevhit yazılıdır. Bu bayraklar siyah renklidir çünkü Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kullandığı “raye” isimli bayrak siyahtı. Yani bir atıf kullanıyor tüm örgütler. Ancak diğer örgütler ve IŞİD arasında önemli farklar vardır. Diğer örgütlerin bayrağı üzerindeki Kelime-i Tevhit sıradan bir yazı tipi ile yazılmıştır.

1996-2001 yılları arasında var olan Afganistan İslam Emirliği ülkesi Taliban lideri Ömer Muhammed’in ülkesiydi. Kasım 2001’de ABD işgaliyle Kabil’in düşmesi sonucu yıkılmıştır. Emirliğin bayrağında beyaz zemin üzerine siyah Kelime-i Tevhit yazılıdır.

Afganistan İslam Emirliği Bayrağı

Taliban’a El-Kaide lideri Zevahiri biat etmiş ve IŞİD’e karşı desteklemişti. El-Kaide bayrağında siyah zemin üzerine beyaz Kelime-i Tevhit yazılıdır.

El Kaide Bayrağı

El-Kaide’nin türevi olan diğer örgütler de benzer bayraklar kullanır. Irak El-Kaidesi, IŞİD’e dönüşmeden önce başka bir bayrak kullanıyordu. Irak El-Kaidesi bayrağında siyah zemin üzerine üstte sarı Kelime-i Tevhit, ortada sarı daire, dairenin üstü, sağı, solu ve altında “İki nehir arası El-Kaide” yazılıdır.

Irak El-Kaidesi Bayrağı

El Nusra bayrağı da yine El-Kaide bayrağının altına “Cem’atün-Nusra” yazısı eklenerek oluşturulmuştur.

El Nusra Bayrağı

IŞİD’in bayrağındaki Kelime-i Tevhit ise bambaşka bir yazı tipi ile oluşturulmuştur.

IŞİD Bayrağı

Üstte, siyah zemin üzerine beyaz “La ilahe illallah” ve altta beyaz daire içinde siyah “Muhammedün-rasulüllah” yazmaktadır. “La ilahe illallah” kısmında ilk bakışta bile “Lam”, “Elif” ve “He” harflerinin birden fazla geçmesine rağmen hiçbirinin aynı olmayışı bir bilgisayar yazı tipi olmadığını göstermektedir. Yani el yazmasıdır. Bu, yazının bir kâğıda yazılarak veya sert bir cisme kazınarak elde edilmiş olma olasılığını güçlendirmektedir. Daire içindeki “Muhammedün-rasulüllah” kısmı da aynı şekildedir. Ancak bu kısım etrafındaki daire ile bakıldığında bir mühre benzemektedir. Zaten zeminin beyazlığı kâğıdı, yazı da mürekkebi andırmaktadır.

Evet, bu Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) mührüdür. 4 nüshası Topkapı Sarayı’ndaki Kutsal Emanetler Dairesi’ndedir.

Peygamberimizin Bir Mektubu ve Altında Mührü

İşte buradaki mühür direkt kopya edilerek bayrağa aktarılmıştır. Yani bayrağın tasarımcısı; İslam’ı çok iyi biliyor, Müslümanları nasıl kandıracağını çok iyi biliyor ve Topkapı Sarayı’ndaki bu mektupları veya mektupların fotoğraflarını görmüş.

IŞİD, Libya’da, Mısırlı 21 Kıpti Hristiyan’ı, Suriye’nin Karyatin kentinde 21 Hristiyan’ı, James Foley gibi birkaç kişiyi infaz etmiştir. IŞİD, binlerce Müslümanın ölümünden sorumlu olmasına rağmen sayısı 200’ü geçmeyen bir gayrimüslimi öldürmüştür. Bu cümlede anlatılmak istenen “IŞİD, neden Hristiyanları öldürmüyor onları öldürsün” değildir. Aksine anlatılmak istenen “cihat yapıyoruz” diyen bir örgütün gayrimüslim yerine Müslüman öldürdüğünü göstererek aslında “örgütün bahsettiği cihat anlayışına” ters hareket ettiklerini belirtmektir. Örgütün bahsettiği diyorum çünkü cihat, “önüne gelen gayrimüslimi kesmek” gibi anlaşılan ve lanse edilen bir kavramdır. Böyle olmadığı ise ayet ve hadislerle açıktır.

Taberanî’de bulunan ve IŞİD’e atfedilen edilen bir Hadis-i Şerif’te de şöyle buyruluyor:

“… Onların alametleri şudur: Saçlarını uzatırlar ve siyah giyerler. Onları desteklemek için oturmayın. Çarşılarda onlarla alışveriş yapmayın. Onlara yol göstermeyin ve onlara su vermeyin. Çünkü onların haykırdıkları tekbir ile sema ehli rahatsız olur.”

IŞİD’in faaliyetleri kısmına geçelim. IŞİD, cihatçı bir örgüt olarak bugüne kadar Irak ve Suriye’de hatta Batı Afrika Vilayeti (Boko Haram) ile Nijerya’da, Barka, Trablus ve Fizan Vilayetleri (Ensar el-Şeria) ile Libya’da, birçok Müslümanı öldürdü.

Sözde Müslüman örgütün, diğer Müslümanlara eziyeti ve onları öldürmesi hem Kur’an-ı Kerim’e hem de Hadis-i Şeriflere terstir. Hele bir Müslüman’a kâfir demek ise eğer söylenilen kişi Müslümansa söyleyeni dinden çıkartır. Bu da Hadis-i Şeriflerde geçmektedir. IŞİD’in önüne gelen devleti ve vatandaşlarını, Türkiye de dahil olmak üzere, “kâfir” olarak nitelemesi bunun en büyük örneğidir.

Bazı internet sitelerinde IŞİD’in Suriye ve Irak’taki Müslümanları öldürmek yerine neden İsrail’e saldırmadığı sorusu gündeme getirilmişti. IŞİD Twitter hesabından bir açıklama yaparak “İsraillileri ve Yahudileri öldürmek için emir almadık. Yakınımızdaki düşmanla savaşmak daha önemli. Allah, Kur’an’da münafıklarla mücadele etmemizi buyuruyor, çünkü onlar kâfirlerden daha tehlikeli” demişti. IŞİD’in İsrail yerine kendisiyle aynı dini paylaşan HAMAS, El-Kaide, Taliban gibi örgütlere meydan okuması da şaşırtıcıydı. IŞİD’e Katılan, Destek Veren ve Karşı Çıkan Örgütler bölümünden şu cümleleri tekrarlayalım:

IŞİD, 2014 yılında Suriye’deki eğitim kamplarında bulunan ve Gazzeli Mücahitler dediği grubun Şeyh Ebu Nur Makdisi Tugayı adı altında Gazze’de faaliyet göstereceğini açıkladı.

IŞİD, yayınladığı videoda HAMAS örgütüne “yüzleşeceğiz” diyerek HAMAS’ı tehdit etti ve “Gazze’nin sonu da Yermuk Mülteci Kampı gibi olacak” dedi.

IŞİD, yayınladığı videolarda Türkiye’yi ve Türk askerini kâfir ilan etmişti. Türkiye’deki sempatizanlarına Türkiye’yi kast ederek “Orayı yakın, yıkın, patlatın. Onları bıçaklayın. Kanlarını sokaklara akıtın. Ve ceset parçalarını etrafa saçın” demişti. Örgütün bu beyanları İslam’la uyuşuyor mu?

IŞİD, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) Kabri Şerif’i yani Mescid-i Nebevi yakınında bomba patlattı. Ramazan ayının son gününde, Peygamberimizin şehri Medine’de, Mescid-i Nebevi’nin yanı başında bomba patlatmak İslam’ın neresindedir?

Suudi Arabistan’ın Medine’de Mescid-i-Nebevi yakınlarında ve Katif kentlerinde bombalı saldırılarda 7 kişi öldü, 5 kişi yaralandı.

IŞİD, Suudi Arabistan’ın El-Anbar kentindeki çöllerden geçerek Arur şehrini fethedeceğini söyledi. Mekke’yi alacağız, Kâbe’yi yakacağız dediler. Bir IŞİD militanı Twitter hesabından örgütün Suudi Arabistan ile ilgili emellerini paylaşarak “Allah’ın izniyle Şeyhimiz El-Bağdadi önderliğinde Mekke’de taşlara ibadet edenleri (Hacıları) öldürecek ve Allah’ın yerine ibadet edilen Kâbe’yi de yıkacağız!” dedi. Hz. Âdem’den Peygamberimize, binlerce peygamberin görüp tavaf ettiği, Müslümanların kıblesi Kâbe’yi yakıp yıkmak İslam’ın neresindedir?

IŞİD’in bu söylemlerinin İslam’la ve Kur’an’la zıt olduğunu Kâbe ile ilgili şu ayetle açıklayalım:

“İnkâr edenler ile Allah’ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.” (Hac Suresi, Ayet 25).

Görüldüğü gibi tarihin en kanlı sözde İslami terör örgütü, İslam’la tamamen zıt bir çizgide ilerlemektedir. Söylemleri ve eylemleri İslam’la bağdaşmamaktadır. IŞİD, yaptıklarıyla, benzeri diğer örgütler gibi tüm dünyada İslam korkusunu (İslamofobi) yaymaktadır. Ilımlı olanları İslamiyet’ten soğutmakta, karşı olanların ise düşmanlığını perçinlemektedir. Belki de örgütün görevi budur.

Son

Sürç-i lisan ettiysek affola. Sizlerle A’dan Y’ye IŞİD’i inceledik. Z’yi hep birlikte göreceğiz.

Yazının diğer bölümleri:

IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” (1. BÖLÜM)

IŞİD’in Dini Görüşü, Yapısı ve Yenilikçi Yöntemleri (2. BÖLÜM)

IŞİD’in Ekonomik ve Askeri Gücü (3. BÖLÜM)

IŞİD’in İstihbarat Örgütleriyle İlişkileri: Örgüt Proje Mi? (4. BÖLÜM)

Alihan Özsoy

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Ak Kaşık Güney Kore ve Günah Keçisi Kuzey Kore

Gün geçmiyor ki 7000 nükleer silah sahibi ABD, 10 tane bile sahip olduğu şüpheli olan Kuzey Kore’yi Nükleer silah geliştirmekle suçlayıp, onu dünya barışına en büyük tehdit olarak göstermeye çalışmasın!

Kore savaşından bu yana Kuzey Kore’nin hiçbir ülkeye direk veya dolaylı bir müdahalesi bulunmazken ABD’nin savaş, darbe, karşı devrim ve hileli seçim yoluyla karışmadığı ülke yok neredeyse.

Her ne kadar günümüzde Kuzey Kore’nin bir savaş başlatmasından endişe ediliyorsa da, aslında Kuzey Kore’nin yaptığı tek şey emperyalizme karşı caydırıcı olma amacı taşıyan bir savunmadır. Nükleer güç sahibi ve deli gibi gözüken bir lider sahibi olmak, düşmanda “Bunların ne yapacağı hiç belli olmaz, en iyisi karışmamak” tarzında bir düşünce yapısı oluşturmayı amaçlamaktadır. Tabi düşman ülkelerin liderleri de çılgın olursa şuan olduğu gibi bu işe yaramıyor.

2013 yılında Gallup tarafından yapılan global bir araştırma ülkelerin, dünya barışına en büyük tehdit olarak kimi gördüklerini konu alıyordu. Mesela Polonyalılar Rusya, Kenyalılar Somali, Hindistanlılar Pakistan, ABD’liler İran, Iraklılar İsrail, Türkiyeliler ABD cevabını veriyordu. Araştırmaya dahil edilen ülkelerin ezici bir çoğunluğu dünya barışına en büyük tehdit olarak ABD’yi gösterirken sadece Güney Kore cevap olarak Kuzey Kore diyordu.

Güney Kore’deki bu düşüncenin devlet yüzünden oluşması malum tabi ki. Nede olsa Güney Kore’deki egemen güçler 2011’de kurulan ve Kuzey Kore’nin mücadelesinin haklılığına vurgu yapan Anti-Emperyalist özellikli ve tek bir Kore’den yana olan Birleşik İlerici Partiyi 2014’te kapatmıştı ve bu parti kapatma olayı bizlere Güney Kore’deki özgürlüğün kimlere işlediğini ve bunun Kuzeye karşı iyi bir alternatif sunamayacağının bir göstergesi. Partiyi kapatmalarının en büyük sebebi sadece 3 yıl geçmesine rağmen iktidarı zorlayacak derecede seçmen desteği almasıydı. Bu konuyu daha önce “Kuzey Kore Yalanları ve Gerçekleri” isimli yazımda da işlemiştim.

Yarımadada saldırgan tarafın Güney Kore olduğunu söylemek için Kuzey Kore’nin üstüne atılan ve 13 şubat 2017 tarihinde cereyan eden Kim Jong-Nam suikastine bakmak bile yeterlidir. Sırf müttefiki ABD’nin yeni ve geçici liderinden şüphelendikleri için ve gerilimin sürdürülebilmesi için egemen medyanın da katkısıyla bu cinayeti işlediler. Bu suikastı ayrıntılı bir şekilde “Kim Suikasti ve Kuzey Kore Karşıtı Propaganda” isimli yazımda da anlatmaya çalışmıştım.

Şöyle bir oturup düşünmek lazım, acaba Grenada, Libya, Panama, Irak, Yugoslavya, Afganistan, Vietnam gibi ülkelerin nükleer güçleri olsaydı ABD yakın dönemde müdahale ettiği bu ülkelere saldırmaya cesaret edebilir miydi? Bence hayır çünkü kazansa bile sonuçları ağır olurdu. İşte bu yüzden saldırgan emperyalizme karşı istemeseniz bile kendi güvenliğiniz için Nükleer güç arzu ediyorsunuz. Aksi halde sonumuz, Nükleer güçten mahrum kalmış ve bu güçsüzlüğünden cesaret alınarak işgal edilmiş ABD kurbanı ülkeler gibi olurduk.

Elbette bizler her türlü koşulda nükleer silahlanmaya karşıyız ve küresel ölçekte karşı olmaya da devam edeceğiz, ancak yüzlerce hatta binlerce nükleer silaha sahip olan ülkelerin, bunu bizden önce düşünmesi ve ilk adımı bu yarışta önde olan ülkelerin atması gerekir. Onların silahsızlanma konusunda adım atmasını beklemek veya onlar silahlanırken ilkelerimize uymuyor diyerek silahlanmamak enayilik olur çünkü bu tutum ve davranışlar emperyalizmin işine gelir. Bu düşünce ilkesel bir paradokstan ziyade aslında amaca giden yolda kimi fedakarlıkları göze almaktır.

Tüm bu sorunlardan dolayı Kuzey Kore’yi suçlamak ve onları savaş çanlarını çalmakla itham etmek, aslında ABD’nin arzuladığı savaş öncesi dünya algısı hedefine büyük bir destektir. Kuzey Kore’yi Nükleer güç olma çabaları yüzünden kınayıp ambargo uygularken ABD’yi bu kadar nükleer gücüne rağmen haklı görüp ilişkileri sürdürmek büyük bir riyakarlıktır. Uygulanan ambargolar yüzünden mali bunalıma girmiş Kuzey Kore’yi, sistem üzerinden eleştirmek, fakat ambargonun önderi olan ABD’nin kendi sistemini nasıl ayakta tuttuğunu görememekte büyük bir mantıksızlık işaretidir. Aslı astarı olmayan “aslanlara yem etti”, “eski sevgilisini astırdı”, “üvey kardeşini zehirledi” gibi magazinsel iftiraların arkasına kapılıp bu propaganda savaşının mezelerinde kaybolmak, fakat bu iddiaların ortaya çıkış yerlerinin ABD merkezli medya kuruluşlarının olmasını ve iddiaların hiçbir kanıt ortaya sunulmadan, üstelik birkaç ay sonra yalan olduğu fotoğraflarla ortaya çıkmasına rağmen sahiplenmek ve her yerde komikmiş gibi anlatmak, medya tarafından ne kadar kolay kandırılabildiğimizin ve cahiliyetin en büyük örneğidir.

Kim Jong-nam

Kuzey Kore dünya barışına tehdit değildir, hatta dünya barışına tehdit olan ABD için bile tehdit değildir. Onlar sadece kendi iç işlerine karışılmamasını ve ülkelerinin güneyden işgal edilmemesini istemekte ve bu yüzden yarımadadaki ABD üslerinin kapanmasını arzulamakta. Yoksa Kuzey Kore’nin dünya devrimi için gerekli kaynağı sağlayacak ne mali gücü nede askeri büyüklüğü var. Tek olanaklı amaç ülkeyi savunmak, hayatta kalmak, köle/manda olmamak.

Onlarda bütün Korelilerin tek bir çatı altında barış içinde yaşamasını istese de Güney Kore’nin ev sahipliği yaptığı ABD üsleri sebebiyle, olası bir birleşmenin Güney Kore önderliğinde olması halinde oluşacak birleşmiş Kore’nin bağımsız bir devlet olmayacağı, bu yüzden birleşmenin Kuzey önderliğinde olmasını istiyorlar. İşte bu ABD üsleri meselesi yüzünden Çin, Kuzey Kore’yi destekliyor ya zaten. Çinliler her ne kadar Kuzey Kore sayesinde ABD’nin yarımadadan üslerini çekmesini umsalar da bu ABD’nin düşüncesiz saldırganlığı yüzünden pek mümkün görünmüyor ne yazık ki!

Bizlerde Kore halkının tek bir ülke halinde yaşamasını istiyoruz ama bu ülkenin tam bağımsız bir devlet olabilmesi Güney Kore’nin ABD ve Japonya ile olan ilişkilerinden ötürü tam bağımsız birleşmiş bir Kore şimdilik mümkün gözükmüyor. Yani sanıldığı gibi ulusal birleşmenin önündeki engel Kuzey değil Güneydir. Çünkü açık açık emperyal güçlere kucak açan odur.

Şimdi “Kuzey Kore’de bir başka emperyalist Çin ile ittifak halinde.” Diyebilirsiniz. Fakat Kuzey Kore ile Çin arasındaki ittifak Kuzey Kore’nin bağımsızlığına tehdit değildir. Kuzey Kore, Güney Kore’nin yaptığı gibi ülkesinin sınırlarını müttefiklerine açmamıştır. Yani Kuzeyde hiçbir Çinli asker yoktur. Buna rağmen Güney Kore’nin ABD’ye kapılarını cömertçe açması, Güney Kore’deki egemen gücün ulusal egemenlik konusunda ne kadar duyarsız olduğunun bir göstergesi. Güney Kore halkı bile ABD üslerinin savaşa davetiye çıkarması sebebiyle gitmesini isterken ve sık sık ABD askeri varlığına karşı gösterilere şahit olurken, hükumetin halkın tepkilerine ve isteklerine duyarsız kalıp üsleri muhafaza etmesi bizlere Güney Kore’deki egemen gücün halktan değil emperyalizmden yana olduğunu göstermez mi?

İşte bu yüzden Kore halkının bölünmüş kalmasının en büyük sorumlusu Kuzeymiş gibi gösterilse de aslında Güneydir. Gelin görün ki Kore yarımadasının bölücüsü dünyaya hep kuzey olarak sunuluyor. Güney Kore’ye laf eden yok, onlar sütten çıkmış ak kaşık, Kuzey Kore ise Günah keçisi olmuş, bütün kötülüklerin anası o.

Umuyorum ki bir gün Güney Kore’den ABD üsleri temizlenecek ve iki kardeş ülke tek bir çatı altında tam bağımsız bir devlet olarak yaşayacaklar. Yaşasın tam bağımsız Birleşik Kore…

Muhammed Ali Çalışkan

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

‘IKBY’ye Mesaj’: TSK’dan Habur’da 100 Askeri Araçla Tatbikat

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Irak sınırında bulunan Habur Sınır Kapısı-Silopi bölgesinde askeri tatbikat başlatıldı. Tatbikata çoğunluğu tank olmak üzere 100 askeri araç katılıyor. Bölgeden gelen görüntülerde obüs topları ve 4’lü füze rampaları taşıyan araçların olduğu göze çarptı.

Bu bölgeden yapılan bir askeri tatbikatın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumu öncesi manidar olduğu belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde katıldığı bir televizyon programında IKBY’deki referandumdan dolayı 27 Eylül’de yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısının 22 Eylül’e çekildiğini söylemişti. Barzani yönetiminin referandumu bölge ülkelerinden gelen tepkilere ve merkezi Bağdat hükümetinin yasa dışı olarak duyurmasına rağmen ısrarla yapacağını ilan etmesi tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Bu tartışmaların devam ettiği şu günlerde bu bölgede tatbikat yapılması Barzani yönetimine mesaj olarak yorumlanıyor.

TSK’nın Silopi/Habur bölgesinde 18 Eylül 2017 tarihli askeri tatbikatından görüntüler:

Silopi-Habur bölgesinde tatbikat başlatıldı, tatbikatla eş zamanlı, sınır bölgesinde terörle mücadele operasyonlarına devam ediliyor.
( Şimal Müldür – Anadolu Ajansı )

Kaynak: StratejikOrtak.com – Fotoğraflar: AA

Sayılarla Kuzey Kore’nin Nükleer Füze Kapasitesi

Kuzey Kore art arda gerçekleştirdiği füze denemeleri ile küresel gerilimi hızla tırmandırmaya devam ediyor.

Ülke bugüne kadarki en büyük nükleer füze denemesini 3 Eylül’de ve bu yılki ikinci balistik füze denemesini de 15 Eylül’de yaptı.

Peki Kuzey Kore’nin askeri kapasitesi, nükleer gücü ve geliştirdiği füzeler neler?

Füzeler

2017 yılındaki füze denemeleri, Kuzey Kore’nin ABD toprakları da dahil olmak üzere binlerce kilometre uzaklıktaki hedefleri vurma potansiyeli olduğunu gösterdi.

Mayıs 2017’de Kuzey Kore orta menzilli balistik Hwasong 12 füzesini fırlattı. Analistler bu füzenin 4 bin 500 kilometre menzili olduğuna ve Pasifik Okyanusu’nda ABD’nin toprağı Guam Adası’nı vurabileceğini inanıyor.

Temmuz ayındaki iki Hwasong-14 füze denemesi daha büyük bir potansiyele ve Kuzey Kore’nin ilk gerçek kıtalararası balistik füze (ICBM) kapasitesine işaret ediyordu.

Nükleer denemeler

Analistler Kuzey Kore’nin 3 Eylül’de gerçekleştirdiği denemenin 2006 yılından bu yana yaptığı altı nükleer deneme içinde en büyüğü olduğu konusunda hemfikir.

Son deneme 6.3 büyüklüğünde bir depreme neden oldu. Bu, Eylül 2016’da yapılan denemeden on kat daha güçlü.

Bu füzenin patlayıcı gücünün 100 ila 370 kiloton olduğu tahmin ediliyor. 100 kilotonluk bir güç, Hiroşima’ya 1945 yılında atılan atom bombasından altı kat daha fazla.

Askeri kuvvetler

Kuzey Kore’nin askeri bütçesi bilimese de, rejim silahlı güçlere sağlanan ödeneklere diğer hükümet bölümlerinden çok daha büyük öncelik veriyor.

Kuzey Kore asker sayısı bakımından dünyanın en büyük ordularından birine sahip olmasına karşın ordunun ekipmanlarının çoğu eski ve işe yaramaz.

Buna karşın konvansiyenel güçler Güney Kore’ye büyük zarar verebilir.

Ülkenin hazırda bir milyon askeri, beş milyon yedek askeri ve 200 bin kişilik özel güçleri bulunuyor.

 

Kuzey Kore Savaşı ve Olası Sonuçları

1950 yılında başlayan ve 3 yıl süren Kore savaşı sonrası, Kore yarımadası ikiye bölündü. Güney Kore’de bulunan ABD varlığı nedeniyle Kuzey Kore, 1970’den başlayarak günümüze kadar nükleer silah geliştirmiştir. Uygulanan ambargolara rağmen nükleer silah geliştirmekten vazgeçmeyen Kuzey Kore, son yaptığı en az 140 kiloton (10 Hiroşima Bombası)’luk hidrojen bombası denemesi ile krizi daha da büyütmüştür.

Bu yazıda olası Kuzey Kore savaşı üzerine bir senaryo çizeceğiz. Ve sonuçlarının neler olabileceğini tahmin etmeye çalışacağız. Bazı yaptığım alıntılar dışında tahminler benim düşüncelerimdir.

Öncelikle Kore yarımadasını merkez alarak o bölgede bulunan ve savaşa girmesi muhtemel devletlere bakalım:

Nüfus Asker Sayısı Nükleer Silah
Kuzey Kore 25.000.000 1.150.000 Var
Güney Kore 50.000.000 625.000 Yok
Japonya 127.000.000 250.000 Yok
Çin 1.367.485.000 2.335.000 Var
Rusya 142.000.000 750.000 Var
ABD 321.000.000 1.400.000 Var

 

Şunu belirtmeliyim ki; biz kısıtlı bilgimize ve fikir yürütme gücümüze göre bu tahminleri yaparken, ABD gelişen bilgisayar teknolojisi sayesinde bu savaştaki olası sonuçları bilgisayar simülasyonu sayesinde gerçeğe yakın şekilde hesaplamış olabilir. Kuzey Kore’nin kısmi olarak Çin’den kaynaklı bir koruma kalkanı mevcut. Doğrudan olmasa da Çin, Kuzey Kore’ye yardım etmektedir. Rusya’nın Çin kadar olmasa da yardımları mevcuttur. BM’de Kuzey Kore’ye uygulanan ambargonun Çin ve Rusya tarafından yumuşatılmak istenmesi bunun bir göstergesidir.

Eğer direk nükleer silahlar kullanılacak ise asker sayısının çok bir önemi kalmıyor. Ve Kore yarımadasındaki gerginlik düzeyine bakarsak direk nükleer savaş çıkma ihtimali çok yüksek, o nedenle hava savunma sistemleri ve balistik füze sistemleri önem kazanıyor.

Savaşı “Kim” başlatır?

Kuzey Kore’nin agresif ve tehdit eden tutumu ekonomik olarak ABD’ye yarıyor. Güney Kore ve Japonya’ya sattığı gelişmiş silahlar sayesinde, ABD’nin en az 25 milyar dolar para kazandığını görüyoruz. Elbette bu işin farklı boyutu. Aslında Kore’deki gerginliğin en büyük sebebi Güney Kore’deki ABD askeri varlığı. Kuzey Kore, ABD varlığını bir tehdit olarak görüyor. ABD ise bunu kendi küresel çıkarları için kaçınılmaz buluyor.

Bu açılardan bakıldığında savaşı Kuzey Kore’nin başlatma olasılığı daha yüksek görünüyor.

Soğuk Savaşta Yaşayan Ülke: Kuzey Kore;

Kuzey Kore’nin yönetim şekline baktığımızda Totaliter diktatörlük ile yönetildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca Komünizm varlığını bu ülkede sürdürüyor. Halkı fakir olmasına rağmen ülke tüm gücü ile orduyu beslemektedir. Anlaşılan tüm baskılara rağmen Kuzey Kore nükleer programından vazgeçmeyecek görünüyor.

“İki çıkmaz Yol”

Birincisi; Güney Kore’deki ABD varlığı

İkincisi; Kuzey Kore’nin nükleer programından vazgeçmemesi

Olası Savaş

Olası bir savaş durumunun 2 farklı şekilde olabilirliği mevcut;

Savaş bölgesel düzeyde kalır, dünya savaşına dönüşmez. (Düşük ihtimal)

Savaş 3.dünya savaşına dönüşür. (Yüksek ihtimal)

Bölgesel Düzeyde

BBC’nin bu konuda uzman iki kişiye sorduğu olası savaşın seyrinin özetini, bu konuda bir yol gösterici olması açısından anlatmayı uygun buldum:

“Savaş ilk olarak klasik silahlarla başlayacak, ilk haftada 400 bine yakın Güney Kore’li ölecek, sonraki 3 haftada can kaybı 2 milyona çıkacak. Fakat bu kadar şiddetli saldırıya rağmen, Kuzey Kore’nin 2-3 haftalık mühimmat, yiyecek ve yakıt stoğu bulunuyor. Kaynakları tükendikten sonra kıt kanaat yaşayabilirler. Savaş onlar için kötü gitmeye başladığında çoğu birliği dağılır ve çatışmaların şiddetinde çok hızlı bir azalma yaşanır. Bunun farkına vardıklarında ise nükleer silahları kullanmamak için bir nedenleri kalmaz. Ve kendileri ile beraber birkaç yüz bin ABD’liyi de götürürler”

Yukarıda iki uzmanın bu konudaki tahminlerine baktığımız da analitik olarak düşündüklerini görebiliyoruz. Bu savaşın bölgesel düzeyde kalma ihtimali üzerinde durmuşlar. Fakat elbette ki yapılan tüm tahminler her zaman gerçeğe uymayabilir. Farklı durumlar gelişebilir.

Ülkeler Açısından

Kuzey Kore:

Hangi ülke başlatmış olursa olsun, olası bir nükleer savaştan fiziki olarak en büyük zararı Kuzey Kore’nin alabileceğini düşünüyorum. ABD’nin aktif 2000 den fazla nükleer başlığa sahip olduğu düşünülürse Kuzey Kore’nin haritadan tamamen silineceğini ve halkından geriye bir avuç insanın kalacağını söyleyebiliriz. Sadece Kuzey Kore’de 20 ile 25 milyon arası insan ölecektir. Ayrıca Kuzey Kore’nin hava savunma sisteminin olduğu düşünülmüyor. Bu da saldırıya açık olduğu anlamına gelir.

Güney Kore;

ABD’nin Güney Kore’ye konuşlandırdığı THAAT hava savunma sistemi sayesinde Kuzey Kore’nin Nükleer Balistik füzelerinin bir kısmının engellenebileceğini söyleyebiliriz. Fakat yine de Güney’in nükleer silahlarla vurulma ihtimali var. Ayrıca Kuzey Kore’nin binlerce topçusu Güney Kore’ye çevrilmiş durumda. Güney Kore bu açıdan savaştan 2.zararlı çıkma ihtimali yüksek olan bir ülke. Ne kadar insan öleceğini kesin olarak bilemeyiz ama yine milyonlarla ifade edilebilir.

Japonya;

Teknolojik güç olarak dünyanın en iyilerinden biri olan Japonya bile ABD’ye bağlı, bu durum Japonya’yı doğrudan Kuzey Kore’nin hedefi haline getiriyor. Coğrafi konum olarak da Kore yarımadasına yakın olması yine tehdit altında olmasına neden olmaktadır. Kararlı bir tahminde bulunamayacağım ama bu savaştan Japonya’da payını alacaktır.

Buraya kadar sıraladığım 3 ülke ve ABD’nin dahil olması ile 4 ülke arasındaki savaşa bölgesel düzeyde savaş diyebiliriz. Ancak şimdi sıralayacağım devletlerin savaşa müdahil olması 3.dünya savaşı anlamına gelmektedir.

Çin;

Her ne kadar tarafsız görünmeye çalışsa da Çin, Kuzey Kore’ye bir çok alanda yardımcı olmaktadır. Çin ve Kuzey Kore’nin kara sınırının olması ve Kuzey Kore’ye atılacak nükleer bombaların serpintisinin Çin’e de ulaşacak olması gibi faktörler nedeniyle Çin’in de bu savaşa girebileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda 3.Dünya savaşının kaçınılmaz olacağını söyleyebiliriz.

Rusya;

Çin ile stratejik ortak olan Rusya’nın aynı zaman da Kuzey Kore’ye az da olsa kara sınırı bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Rusya tarafsız kalamayacak ve o da Çin’in yanında savaşa girecektir.

3.Dünya Savaşı

Envanterinde 2500 den fazla aktif nükleer başlık bulunan Rusya’nin ABD ile sıcak çatışmaya girmesi beraberinde ABD’nin de sonunu getirecektir. Her ne kadar Kuzey Kore’nin ABD’yi doğrudan vurabilme gücü kısıtlı olsa da yaşanacak domino etkisi ABD’yi de vuracaktır.

İnsanlığın Sonu;

Yaşanacak nükleer savaşta 5000′ den fazla nükleer silah kullanılacağı için geriye dünyada bir avuç insan ya kalır ya kalmaz. Bu da insanlığın sonu anlamına geliyor.

Kore’de diplomasi dışında savaş ile çözüm yok!

Yukarıda yaptığım tahminlerin hatalı olma ihtimalide olabilir, veya savaş bölgesel düzeyde de kalabilir. Ancak her ne olursa olsun bu krizin insanlığın geleceği için diplomatik yollar ile çözülmesi şarttır. Bunun dışındaki askeri çözüm nükleer savaş anlamına gelir.

Sonuç

Yaşanabilecek olası bir savaşta tek bir nükleer silah kullanılması bile savaşı 3.dünya savaşına dönüştürebilir. Böyle bir savaşta ABD bile güvendeyim diyemez.

Nükleer silahlarla ilgili bilgi için: Nükleer Silahlar ve Türkiye

Mehmet Fehmi Karadağ

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

[10 Eylül-17 Eylül] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

0

10 Eylül ile 17 Eylül arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

– İspanya Hükümeti, Katalunya bölgesinde planlanan referandumun iptal edilmesi için 48 saat süre verdiğini açıkladı.

– Astana’da düzenlenen Suriye toplantısında Türk, Rus ve İran hükümetleri İdlib’de oluşturulacak ‘çatışmasızlık bölgesi’ konusunda anlaşmaya vardı.

Astana’da düzenlenen Suriye toplantısından bir kare

–  Nükleer reaktör üreticisi Wetinghouse, Türkiye ile yeni nükleer santral anlaşmaları imzalanacağının sinyallerini verdi.

– Kuzey Kore yeni bir nükleer füze denemesi yaptı. Fırlatılan Balistik Füze Japonya’nın üzerinden geçip 3700 km mesafeye ulaşıp Pasifik okyanusuna düştü. Güney Kore bu hamle üzerine tepki göstererek, Kuzey Kore’nin doğu sularına yakın bir bölgeye füze gönderdi.

Kuzey Kore’nin Japonya üzerinden Pasifik Okyanusuna gönderdiği balistik füze ve düştüğü nokta

– Kim Yong Un durmuyor : Kuzey Kore resmi devlet ajansı tarafından yapılan açıklamada ‘ABD’yi küle çevirir, Japonya’yı denize gömeriz’ denildi.

– Türk ve Azerbaycan Hava Kuvvetlerinin ortak yürüteceği ‘Turaz Kartalı 2017 tatbikatı’nın  18-30 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirileceği bildirildi.

Turaz Kartalı 2017 Tatbikatı Amblemi

– Katar Emiri Tamim Bin Ahmad Al Sani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek üzere Türkiye’ye ziyarette bulundu.

– Irak Başbakanı İbadi, IKBY’nin bağımsızlık referandumunun şiddetle neticelenmesi halinde ‘askeri müdahaleye hazır olduklarını’ söyledi.

– ABD, IKBY’nin 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu kararını desteklemediklerini belirterek ‘referandumun iptal edilmesi’ çağrısında bulundu.

– Irak Meclisi yaptığı açıklamayla, PKK yanlısı olarak bilinen Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’i görevden aldığını bildirdi. Kerim ise kararın hukuksuz olduğunu ve görevini bırakmayacağını söyledi.

Mesud Barzani

– Türkiye’nin S-400 kararı ile ilgili olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘Üyeler alacakları ekipmanlara kendileri karar verir.‘ dedi. Alman Dışişleri Bakanı Gabriel ve ABD Savunma Bakanı ise Türkiye’nin bu konuda yaptırım alması gerektiğini savunuyor.

– ‘Çin’ de işlemlerini durduracağını bildiren’ sanal para birimi Bitcoin yüzde 16 değer kaybı ile 7 gün üst üste düşüş kaydetti. Değeri 3.240 dolara kadar gerileyen Bitcoin, 9 Ağustos’tan bu yana en düşük seviyesini gördü.

– Dünyaca ünlü modacı Michael Kors’un yeni tasarımında PKK’lı kadınlardan esinlendiği öne sürüldü.

Bahsi geçen tasarım ve verilen poz

– Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, 25 Eylül referandumundan dolayı komşu ülkelerle ilişkilerinin bozulması taraftarı olmadıklarını açıkladı.

– Belçika Temyiz Mahkemesi, PKK’nın silahlı faaliyetlerinin ‘Türkiye’nin iç anlaşmazlığı’ olduğunu ve bu nedenle de terör örgütü sayılamayacağı yönündeki alt mahkeme kararını onadı.

– İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk bölgesinin bağımsızlık referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, referandum sonucuna saygılı olacaklarını, ancak Katalonya’nın İspanya’dan ayrılması durumunda AB üyesi olarak kalmayacağını kaydetti.

– İspanya’da savcılık, 1 Ekim’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumuyla iş birliği içinde olan 712 belediye başkanını sorguya çağırdı.

– Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ikili ilişkilerdeki gerilim nedeniyle Berlin’in Türkiye’ye mevcut sözleşmeler dahilindeki silah sevkiyatını durdurduğunu açıklarken Şansölye Merkel, sevkiyatın tamamen durdurulmasına karşı olduğunu bildirdi.

– İtalya’da Temsilciler Meclisi, faşizm propagandası yapmayı suç sayan ve birtakım cezalar öngören yasa tasarısını kabul etti.

– Fransa’da hükümet, protesto eylemlerine ve grevlere neden olan çalışma yasa tasarısı konusunda geri adım atmıyor.

– Türkiye’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Fransız gazeteci Loup Bureau, ilk duruşmasında tahliye edildi.

– The Daily Telegraph, savunma harcamalarının kısıtlanması nedeniyle İngiliz Kraliyet Donanması’nın bünyesindeki birçok geminin denize açılamadığını iddia etti.

İngiliz Kraliyet Deniz kuvvetlerine ait bir denizaltı

– Irak meclisi, yaptığı oylamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleştireceği “bağımsızlık referandumunu” reddetti.

– BM, 25 Ağustos’tan itibaren Bangladeş’e sığınan Arakanlı Müslüman sayısının 370 bine ulaştığını açıkladı.

– İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Türkiye ile iyiye giden ilişkilerin üst düzey temaslarla daha da pekişeceğini söyledi.

–  Rusya, Belarus’la 12.700 askerin katılacağı, son yıllardaki en büyük tatbikatı olan Zapad 2017’yi başlattı.

Tatbikat için konuşlanmış ordudan bir görünüm

– ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin, Kuzey Kore’ye nükleer ve balistik füze programını sonlandırması için baskı yapma amacıyla ABD’nin Pyongyang’ın müttefiki Çin ile ticareti kesebileceğini söyledi.

– ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ‘ulusal güvenlik’ gerekçesiyle Çinli bir şirketin ABD’li teknoloji şirketini satın almasını engelledi.

– Somali’de 22 Ağustos’ta göreve başlayan Somali Türk Görev Kuvveti’nin özel tasarımlı armasında “Afrika Kartalı” ibaresi yer aldı.

– Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Kazakistan’daki İİT Zirvesi’nde, Müslüman ülkelerden G20’ye benzer bir platform oluşturmayı önerdi.

– Hollanda’da, hiçbir parti aşırı sağcı Wilders’in liderliğindeki PVV ile koalisyon kurmak istemediği için 179 gündür hükümet kurulamıyor.

– Deyri Zor’da askeri hava üssünün bulunduğu bölgede de IŞİD kuşatması kırıldı. YPG’nin kuzeyde ilerleyişi de sürüyor.

Suriye savaş haritası –
8 Eylül 2017 (@arabthomness)

– ABD, Bahreyn ile 19 adet F-16 satışı, deniz devriye botları ve Tow füzelerini içeren 4 milyar dolarlık anlaşma yapılacağını duyurdu.

– Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Agnes Romatet-Espagne, NATO ülkelerinin Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı S-400 füze savunma sistemleri sözleşmesini yorumlamalarının doğru olmadığını ve bu sözleşmenin Türkiye’nin iç meselesi olduğunu savundu.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile S-400 anlaşması yapıldığını açıkladı ve  ‘Bütün güvenlik noktasında tedbirlerimizi alıyoruz ve alacağız’ dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

– Suriye ordusu, kısmen hala kuşatma altında olan Deyr ez Zor kentine güneybatıdan giriş yaptı. Kentin girişinde ordunun iki farklı kolundaki askerler bir araya geldi.

– ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Johnny Michael, ABD’nin NATO standartlarına uyumlu olan füze savunma sistemlerinin Türkiye’ye sevkiyatını hızlandıracağını açıkladı. Fakat bu hamle Türkiye’nin Rusya ile S-400 savunma sistemi anlaşması yapmasına engel olmadı.

–  İngiltere’nin başkenti Londra’nın batısındaki bir metro istasyonunda patlama oldu. El yapımı patlayıcının kullanıldığı saldırıda 22 kişi yaralandı, ikinci bir bomba ise patlamadan imha edildi. Polis olayı ‘terör saldırısı’ olarak değerlendirirken saldırıyı DEAŞ üstlendi.

– Tunus’ta Müslüman kadınların Müslüman olmayan erkeklerle evlenme yasağının kaldırıldığı belirtildi.

– Mısır’da Yargıtay’ın, ‘Katar adına casusluk davası’nda darbeyle görevinden alınan cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilmiş olan 40 yıl hapis cezasını müebbet hapse (25 yıl) çevirerek, onadığı belirtildi.

 Muhammed Mursi’nin verilen karara tepkisi

– Batı Afrika ülkesi Nijerya’da teknenin alabora olması sonucu en az 53 kişi hayatını kaybettiği bildirildi.

– Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta, ülkede 17 Ekim’de düzenlenecek devlet başkanı seçimindeki rakibi Raila Odinga’nın seçimi kazansa bile hükümet işlerini yürütemeyeceğini savundu.

–  Rusya ordusu, Mısır ile ‘Dostluğun Koruyucuları 2’ adlı ortak askeri tatbikat düzenledi. Mısır hükümetinin önce ABD ile sonra Rusya ile askeri tatbikat gerçekleştirmesi dikkat çekici bir gelişme olarak görülüyor.

– Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de tek taraflı yürüttüğü çalışmaların yakından takip edildiğini açıkladı.

–  Hamas’ın Katar açıklaması: ‘Körfez bölgesinde yaşanan krize dahil edilmesinden üzüntü duyduğunu, Katar ile ilişkilerinin hala güçlü olduğunu’ belirtti.

– Danimarka, geçen yıl reddettiği 491 sığınmacının ardından bu sene de sığınmacı kabul etmeyeceğini açıkladı.

– Türkiye ile AB arasında yaşanan krizlerin ardından Yunanistan’a Ege Denizi üzerinden geçen sığınmacı sayısının geçen ay, ‘Türkiye-AB göçmen mutabakatından beri’ en yüksek seviyeye ulaştığı belirtildi.

– Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, Türk vatandaşları için Almanya’nın güvenirliği konusunda yapılan açıklamadan sonra Alman kanadından açıklama geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, ‘Türklerin güven içinde Almanya’ya gelebileceğini’ söyledi.

– İngiltere’de karıştığı dolandırıcılık olayı nedeniyle Interpol tarafından aranan 43 yaşındaki Susan Marie Muscroft adlı kadın, Kütahya’da yakalandı.

– Rus devlet petrol şirketi Rosneft Başkanı İgor Seçin, Rossiya televizyonuna verdiği röportajda Rosneft’in Çin’e bu yıl için önceden planlanan 31 milyon ton yerine 40 milyon ton petrol sevkiyatı yapmaya planladığını belirtti. Bu son dönemdeki sevkiyatlar açısından yeni bir rekor demek.

– Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ‘komünist isyancıların’ sokaklarda şiddete başvurmaları halinde ülke genelinde sıkıyönetim ilan edeceğini duyurdu.

– Mısır ve ABD’ den bir ilk : Mısır ordusunun 8 yıl aradan sonra ABD ile “Parlak Yıldız 2017 (Bright Star)” adlı ortak askeri tatbikata başladığı bildirildi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Rusya’nın Son Teknolojisi: S-500 Hava Füze Savunma Sistemi

Rusya’nın soğuk savaş döneminde ağırlık vermeye başladığı hava savunma sistemlerinin sonuncusu; Rus hava savunma şirketi Almaz-Antey tarafından 2004 yılında geliştirilmeye başlanan S-500 Prometey hava ve füze savunma sistemidir. Sistemin test aşamalarını geçtiği belirtiliyor. Rus şirketin, bu sistemi 2020 yılında Rus silahlı kuvvetleri envanterine vereceği açıklandı.

S-400 sisteminin teknik özelliklerini bilenler bu sistemin ne kadar gelişmiş olduğunu bilir. S-500’ü ise bunun daha gelişmiş bir versiyonu olarak düşünebiliriz. Hava savunma sistemlerini yakından takip eden biri olarak, S-500’ün çoğu reel teknik özelliklerinin kamuoyu ile paylaşılmadığını söyleyebilirim. Fakat açıklandığı kadarıyla, uzaydan gelebilecek saldırılara karşıda etkili olduğu belirtildi. Aerodinamik ve balistik hedefleri de imha edebilme yeterliliğine sahip.

Anladığımız kadarıyla çok gelişmiş bir sistem olmasının yanı sıra sistemin füzelerinin süpersonik olduğunu anlıyoruz. (Süpersonik: Mach1 ses hızının üzerindeki hızları belirtir. 1Mach=1225 km/saat)

Gelişim Seyri

Hava savunma sistemlerinin teknolojik gelişim seyrine bakarsak, 2004’te projesine başlanan S-500’ün 16 yılda tamamlanıp orduya teslim edildiğini görüyoruz. Fakat bu üretim aşaması içerisinde önümüzdeki 20 ile 25 yılda gelişmesi muhtemel teknolojiler tahmin edilerek ona göre geliştiriliyor.

Bu sistem, ABD yapımı olan ve Kuzey Kore tehdidine karşı, Güney Kore’ye yerleştirilen THAAT (Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi)’den daha gelişmiş bir sistem olduğu söylenebilir.

Fakat her ne kadar karmaşık ve zor olursa olsun, olası bir hava saldırısın da savunmasız kalmamak için ya bu sistemleri üreteceğiz yada satın alacağız. Bunun başka bir yolu yok.

Milli Üretim

S-500 her ne kadar üstün özelliklere sahip olsa da, Rus şirketin yaptığı açıklamada sistemin hemen ihraç edilmeyeceğini belirtilmiştir. Elbette bu, Rus güvenlik güçlerinin öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanmasından sonra satılabileceği anlamına geliyor.

S-400’den Farkı

Yeni sistemin, S-400’den çok daha gelişmiş olacağını söyleyebiliriz. Zaten Rusya S-500’ü envanterine katmadan S-400’ü Türkiye’ye satmayacaktır. Elbette bu da stratejik üstünlüğün gözetildiği anlamına geliyor. Fakat buna rağmen S-400’ün çok gelişmiş bir sistem olduğunu söyleyebilirim. ABD’nin hayalet uçaklarından tutunda, stratejik bombardıman uçaklarına kadar geniş bir savunma yelpazesi vardır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için; S-400 Hava Savunma Füzeleri İşe Yarıyor Mu?

Mehmet Fehmi Karadağ

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Suriye’de Terörist İşgal Bölgeleri

Suriye’de iç savaş 7. yılına girdi. Fakat ülke topraklarının %37 hala terör örgütleri DEAŞ ve PYD kontrolünde. Yaklaşık 185 bin km²’lik bir alana tekabül eden bu bölgenin büyük bir kısmı ABD destekli PYD terör örgütünün elinde.

Mehmet Enes Bağlama

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD Ekseninde Çin’in Enerji Güvenliği

1980’li yılların başından itibaren hızla büyüyen Çin ekonomisinin aynı zamanda uluslararası bağımlılığı da artmıştır. En büyük bağımlılığı da enerji ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Dünyanın petrol rezervlerinin %2,3’üne, doğal gazın %1’ine sahip olan ülke, dünyadaki enerji tüketiminin %6’sına sahiptir. 2003 yılında yurtdışından gelen petrole bağımlılık %30 iken, Çin Jeoloji Bilimler Akademisi’ne göre bu oran 2020 yılında %70‘e ulaşacaktır.

Bu ihtiyacını karşılamak için Çin enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisini benimsemiştir. Günümüzde enerji ihtiyacının %50’lik kısmını Ortadoğu’dan, %22’ye yakın oranını Afrika’dan karşılayan Çin, bu belirtilen bölgelere büyük ölçüde bağlıdır. Ayrıca bu bölgelerdeki istikrarsızlık, nakliye güvenliğini ve uzun mesafeye bağlı risk sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca ülkeye gelen petrol %70-80 oranında ABD’nin filosu denetimindeki Malakka Boğazı’ndan sağlanmaktadır. Bu bağlamda Orta Asya’daki enerji kaynakları, hem coğrafi yakınlığı ve kara üzerinden taşıma açısından daha güvenirlidir hem de Ortadoğu ve Afrika’dans sağlanan enerji kaynaklarına olan bağımlılığı bir nevi azaltma, yani kaynak çeşitlendirme bağlamında önemlidir.

İlgili resim

Çin enerji arzılını karşılamak için enerji güvenliğini sağlayacak adımları atmaktadır. Bunlar, yurtdışındaki arama ve işletme projelerine yatırımlar, uluslararası petrol ve doğal gaz hatlarının gerekliliğine ilişkin müzakerelerin yürütülmesi, stratejik petrol rezervi oluşturulması, Ortadoğu’dan gelen petrollerin işletilmesi için rafinerilerin inşası, doğal gaz endüstrisinin gelişimi ve kıyıya yakın alanlarının yabancı firmalara araştırma ve geliştirme faaliyetleri için aşamalı olarak açılması olarak sıralanabilir. Bu adımlar, Çin’in enerjiye olan bağımlılığından duyduğu endişeden kaynaklanmaktadır. Zira bu bağımlılık Çin’i etkilemek isteyen veya Çin üzerinde baskı kurmak isteyen güçler tarafından kullanılabilir.

Çinlilerin çoğuna göre, Çin’in yükselişinden rahatsız olan ABD bu konuda tehdit oluşturmaktadır, dolayısıyla Çin ABD’ye olan bağımlılığını asgariye indirmelidir. ABD’nin tek süper güç olduğu dünyada Çin, ABD’nin gücüne karşı en hassas konumda olan ülkedir, iki ülke arasındaki ilişkilerin kötü gitmesi durumunda Basra Körfezi’nden Güney Çin Denizi’ne kadar petrol ithalatını donanması ile kontrol eden ABD, Çin’in petrol arzını sekteye uğratmak adına üstün askeri gücünü kullanabilir.

Bazıları ise, ABD’nin Çin’i zayıflatmak için enerji açısından çevreleme politikasını, Çin’in batısındaki petrolleri denetleme ve petrol ithalatını bloke etme yoluyla uygulamaya geçirdiğini savunmaktadır.

H. Anıl Tezsehen

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

IŞİD’in İstihbarat Örgütleriyle İlişkileri: IŞİD Proje Mi? (4. BÖLÜM)

IŞİD’in kuruluş aşaması, örgütün istihbarat örgütleriyle bazı ilişkileri, araştırmacı ve gazetecilerin açıklamalarına göre ABD ve IŞİD ilişkisi…

IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” adlı çalışmanın dördüncü bölümü “IŞİD proje mi?” yazısını yayınlıyoruz.

IŞİD Proje Mi?

Irak ve Şam İslam Devleti, bazılarına göre ABD İngiltere ve İsrail istihbaratlarının ortak projesi. İddiaya göre IŞİD’in bir görevi var. IŞİD’in bir proje olduğuna yönelik iddialar ve ortaya konan belgeler neler? Ebu Bekir el Bağdadi ile başlayacağım.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA ve ABD Ulusal Güvenlik Dairesi NSA’nın eski ajanı Edward Snowden, Ebu Bekir el Bağdadi’nin Arap değil Yahudi olduğunu söyledi. Bağdadi’nin gerçek adının ise Shimon Eliot olduğunu söyledi.

Bağdadi’nin bu iddialara kadar ortada sadece 2 fotoğrafı vardı. Birisi Irak hükümeti tarafından yayınlanan (sol alt), diğeri ABD’nin arananlar listesindeki fotoğraf (sol üst). Dünya, Bağdadi kendi yüzünü bu video ile gösterene kadar sadece 2 fotoğrafla yetinmek zorunda kalmıştı. Daha sonra Bağdadi, Cuma hutbesi okurken çektirdiği görüntülerini yayınlattı. Yukarıda, yayınlanan videodan ise alınmış fotoğraflardan biri bulunuyor (sağda).

Ancak Edward Snowden, Bağdadi’ye ait olduğunu belirttiği bazı fotoğraflar yayınladı. Burada kendi iddiasını destekler nitelikte Bağdadi olduğunu söylediği kişinin ABD’li Senatör John McCain ile bir sürü fotoğrafı vardı.

Ebu Bekir el Bağdadi olduğu iddia edilen kişi kırmızı daireye alınmış. En sağda oturan ve ona bakan kişi ise ABD’li Senatör John McCain

Biraz araştırmayla bu kişinin McCain ile aynı karede birden çok fotoğrafı olduğunu bulabilirsiniz. Hatta bazıları bu fotoğraflardaki kişiyle Bağdadi’nin Bukka Kampı’ndaki ve yeni fotoğrafları arasında anatomik benzerlikleri göstererek bu iddiaları desteklemektedir.

Camp Bucca Hapishanesi: 100 bin kişinin hapis yattığı söylenilen, en tehlikeli suçluların kaldığı, Kuveyt sınırında bulunan Camp Bucca Hapishanesi. Irak’ın güneyinde Amerikan kuvvetleri tarafından yönetilen bu cezaevi bugünkü IŞİD’i yöneten tepe kadrosunu buluşturdu. Bucca Kampı adlı hapishanede yatan dokuz kişi, hapisten çıktıktan sonra üst düzey IŞİD komutanı oldu. IŞİD’in lideri Bağdadi de bu hapishanede 5 yıl kaldı.

Snowden, Bağdadi’nin MOSSAD’dan uzun yıllar askeri eğitim, hitabet ve kitleleri etkileme eğitimi aldığını iddia etti.

Üç ülkenin istihbarat birimlerinin IŞİD için “Arı Kovanı (Hornet’s Nest)” stratejisi izlediğini söyledi. Bu stratejinin amacı bütün radikalleri bir araya toplamaktı. IŞİD’e katılımın birkaç yıl boyunca engellenemediğini veya engellenmediğini düşünürsek bu stratejinin uygulanıp daha sonra da toplanan radikallerin yavaş yavaş imha edildiğini düşünebiliriz.

Snowden, İsrail devletinin güvenliğini sağlamanın yolu, İsrail’in sınırlarına yakın bir düşman yaratmak olduğu için böyle bir projeye başvurulduğunu da söyledi.

Bağdadi ile ilgili bir başka iddia ise beyin yıkama programı. İslam ve Arap dünyasıyla ilgili araştırmalarıyla bilinen Dr. Kevin Barrett’in “Ebu Bekir el Bağdadi Kimdir?” isimli makalesi İran’ın İngilizce yayın yapan televizyonu Press TV’de yayınlandı. Barrett’e göre Bağdadi CIA ve MOSSAD’ın ortak çalışmasının sonucu.

Barrett, CIA’in, Bağdadi’ye Bukka Kampı’nda 4 yıl boyunca özel ilgi gösterdiğini ve Bağdadi’nin beyin yıkama programına tabi tutulduğunu söyledi.

Aslında beyin yıkama programıyla ilgili iddialar çok eskiye dayanıyor. Programın adı MK Ultra’dır. 1950’lerin başında CIA Bilimsel İstihbarat Bölümü’nde başlayan bilinçaltını kullanma projesidir. 1953 yılında resmi olarak kullanıldı. 1964 yılında kullanımı azalmış 1967’de bitirildiği açıklanmıştır. İddia sahipleri programın hiç bitirilmediğini söyleyerek birçok olayı bu projeyle ilişkilendirmektedir.

Barrett de ABD’li senatör Robert F. Kennedy’nin Sirhan Sirhan isimli saldırgan tarafından öldürülmesi, rahip Jim Jones ve 900 kişinin toplu intiharı gibi olayları bu beyin yıkama deneylerine atfetmektedir. Bağdadi ve IŞİD’in de beyin yıkama projesinin İslami versiyon bir deneyi olduğunu söylemektedir.

Snowden ve Barrett’in iddialarındaki tutarlılıklardan birincisi Bağdadi ve IŞİD’in CIA ve MOSSAD’ın ortak çalışmasının ürünü olduğudur. İkincisi ise Snowden’ın bahsettiği askeri eğitimlerin, hitabet ve kitleleri etkileme eğitimlerinin Barrett’in bahsettiği Bukka’daki özel ilgi yılları boyunca olmuş olma olasılığıdır.

Edward Snowden

İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi de IŞİD’in ABD ve İsrail tarafından Siyonizm’in çıkarlarını korumak için oluşturulduğunu söyledi.

Gazeteci, yazar ve stratejik risk danışmanı olan William Engdahl da IŞİD’in, CIA ve NATO projesi olduğunu söyledi.

Profesör Michel Chossudovsky de IŞİD’in bahsettiği “Sünni Halifelik” planının aslında ABD’nin projesi olduğunu söylemişti.

Brad Parks, “ABD cezaevi, IŞİD’in yaratılmasına nasıl yardımcı oldu?” isimli yazısında Bukka kampındaki ortamı ve Bağdadi’nin hükümlüleri nasıl etrafında topladığını ve IŞİD’e giden süreci anlatıyor.

“Kuruluş ve Bağdadi’ye Giden Süreç” bölümünden hatırlayacağınız Ebu Ahmed takma adlı IŞİD komutanı, Bukka Kampı’nda Bağdadi ile birlikte bulunduğu dönemi anlatırken Bağdadi’nin karanlık bir tarafı olduğunu, bir şeyler sakladığını ve tüm mahkumlardan uzak durduğunu söylemişti. Ebu Ahmed’in kurduğu şu cümleler çok önemli:

“Bağdadi, kampa ilk geldiği dönemlerde mesafeliydi, uzak duruyordu. Ancak gardiyanlar Bağdadi’ye karşı farklı davranıyordu. Mahkumlar, sorunlarının çözümü için ona gidiyordu.
Zaman ilerledikçe kampta birçok şey problem olmaya başladı. Sorunlar çıkarılarak çözüm için Bağdadi’ye gidiliyordu. Bağdadi kampın merkezi konumuna gelmişti. Geriye dönüp baktığımda Bağdadi, bölerek mahkumları fethetme politikasını kullanıp istediklerini yaptırıyordu. Bu yöntem işe yaradı.”

IŞİD’in elinde otomatik silahlardan, zırhlı araçlardan, tanklara kadar ABD yapımı birçok askeri araç gereç bulunmaktadır. ABD’li senatör John McCain’in Haziran 2015’te yaptığı Ukrayna ziyareti esnasında Rus yanlısı hacker grubu CyberBerkut McCain’in dizüstü bilgisayarını hack’ledi ve birçok gizli bilgiyi ele geçirdiklerini söyledi ancak en önemli olarak gördükleri bilgiyi Leaks Source adlı sızdırma sitesinde paylaştı.

IŞİD’in, ABD’li gazeteci James Foley’in başını keserek infaz ettiği videoyu hatırlarsınız. CyberBerkut’un, McCain’in bilgisayarından ele geçirip yayınladığı fotoğraflarda ve videoda Foley’in infaz görüntülerinin aslında bir stüdyoda çekildiği görülüyor. Chroma key efekti vermek için yerde ve arkada yeşil duvar (greenbox) kullanıldığı görülen fotoğraflarda kameralar ve rüzgâr efekti için vantilatörler görülüyor. Kameraların ve vantilatörlerin açılarına bakınca yayınlanan videoyla uyuştuğunu görmemiz mümkün.

ABD’den veya John McCain’den konuyla ilgili hiçbir açıklama gelmedi.

IŞİD’in James Foley’i infaz ettiği görüntülerin stüdyo çekimi olduğunu gösteren fotoğraf.

Foley’i infaz etmeden önce bir konuşma yapan militanın ise Londra aksanıyla İngilizce konuşması şaşkınlık yaratmıştı. Dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron ABD’li gazetecinin infazı üzerine tatilini yarıda kesmişti. FBI, MI5 ve Londra Emniyet Müdürlüğü, yüksek kaliteli videonun militanın kimliği hakkında birçok bilgi (boy, ten rengi, Londra aksanı) verdiğini söylemişti. İngiltere reddetse de iddia o ki Foley’i infaz eden (veya stüdyodaki çekime katılan) militan John ismini kullanan bir MI6 ajanı.

IŞİD’in yayınladığı bir başka kafa kesme videosu Libya’da, 21 Kıpti Hristiyan Mısırlıyı infaz ettiği videodur. Hollywood’un film yönetmenlerinden Mary Lambert “Bu videonun stüdyo yapımı olduğuna eminim” dedi. Lambert, görüntüde sadece 6 militanın olduğunu diğerlerinin tekrarladığını söyledi. Lambert, “Görüntüleri yakın gösterim olarak incelediğimde arkadaki denizin sahte olduğunu fark ettim. Arka plandaki denizin chroma key tekniği ile aktarıldığı çok açık. Denizin kırmızılaşmasını açıklamaya gerek bile yok, efekt olduğu çok açık” dedi.

21 Mısırlı esirin kafasının kesilerek infaz edildiği görüntüden bir kare.

IŞİD’in elindeki Toyota marka araçlarla ilgili konuyu IŞİD’in İnsan ve Askeri Gücü bölümünden hatırlarsınız. ABD Hazine Bakanlığı, IŞİD’in bu kadar Toyota marka aracı nereden bulduğunu Toyota’ya sormuştu. Toyota Halkla İlişkiler Müdürü Ed Lewis de “Terör örgütlerinin araçlarımıza nasıl sahip oldukları konusunda en ufak bilgiye sahip değiliz” demişti.

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından 2012 yılında Toyota, Suriye’ye araç sevkiyatını durdurduğunu açıklamıştı. Nisan 2013’te adını IŞİD olarak değiştiren ve Suriye’ye yönelen örgütün bu araçları Toyota’dan temin etmesi olanaksızdı. Peki IŞİD Toyota’ları nasıl elde etmişti?

Bir iddiaya göre bu Toyota’lar aslında Amerikan Özel Kuvvetleri için üretildi ve Irak işgali sırasında kullanıldı. Aynı iddiaya göre Toyota’nın pick-up’ları tüm dünyada Hilux modeli olarak karşımıza çıkarken Özel Kuvvetler için sadece Texas’taki bayide üretilenler Tacoma olarak biliniyor. Bunlar çift kabinli ve ön ve yan taraflarında çelik korumalar var, IŞİD de bunları kullanıyor dolayısıyla bu araçları IŞİD’e ABD gönderdi deniliyor.

Bir başka iddiaya göre ise bu Toyota pick-up’ları, Toyota ABD’ye sattı. ABD de ÖSO’ya sattı ve her ne hikmetse IŞİD yüzlerce aracı ÖSO’dan ele geçirdi. IŞİD’in elinde Hilux model Toyota’ların çok fazla olduğunu yayınlanan fotoğraflardan görebiliriz ki Tacoma modele ait olduğu iddia edilen çift kabin sisteminin Hilux modellerde de olduğunu belirtelim. Bunlar da ikinci iddiayı daha olabilir kılmaktadır. Sonuç olarak iki iddianın dayandığı nokta olarak karşımıza ABD çıkıyor.

Tekrar ABD Hazine Bakanlığı ve Toyota açıklamalarına dönelim. ABD merkezli Ron Paul Barış ve Ferah Enstitüsü’nün yaptığı açıklama ve Sputnik’in aktardığı habere göre ABD Dış İşleri Bakanlığı ve İngiltere hükümeti 2013-2014 yıllarında bu Toyota marka araçları ÖSO’ya gönderdi. Enstitünün açıklamasında “Hazine Bakanlığı, IŞİD’in Toyotaları nereden bulduğu sorusunu Toyota’ya değil Dış İşleri Bakanlığı’na göndermeliydi. Hazine Bakanlığı, bu soruyu Toyota’ya göndererek “ABD’den şüphelenilmesini engellemek istemiş olabilir” denildi.

2016 ABD başkanlık seçimi sürecinde Ağustos 2016’da halka seslenen şimdiki Başkan Donald Trump, terör saldırıları ve terör örgütleri konusunda konuşurken IŞİD’i Clinton’un kurduğunu ima edince ABC kanalı yayını 10 saniye kadar sessiz şekilde sürdürdü. Trump, Clinton’la yarıştığı için Clinton’ı zikretmiş olabilir ancak Clinton’ın adından çok görevi önemlidir. Clinton, Obama hükümetinde “Dış İşleri Bakanı” görevini yürütüyordu ve bakanlığın devlet politikaları gereği neler yaptığı önemlidir. Toyota konusuyla da bağlantı kurarsak ABD Dış İşleri Bakanlığı bu işin arkasında gerçekten de olabilir.

ABD basını ABD-IŞİD ilişkisini reddetmiş, bu ilişkiyi iftira olarak değerlendirmiş ve anti tezler ileri sürmüştür.

İngiliz Gizli Haber Alma Servisi’nin (SIS) Kasım 2009 ve Kasım 2014 yılları arasında şefliğini yapan John Sawers, Eylül 2014’te yani henüz görev başındayken “IŞİD’in bu kadar güçlenmesinde Batı sorumlu” demişti.

1989 Körfez Savaşı’nda Amerikan Deniz Komandosu olarak görev yapmış Kenneth O’Keefe, Rusya’nın RT kanalına yaptığı açıklamalarda ISIS’ın (IŞİD) açılımının İsrail Gizli Haber Alma Servisi (Israel Secret Intelligence Service) olabileceğini söyledi. O’Keefe “El-Kaide, El Nusra, IŞİD bir kez bile İsrail’e neden saldırmadı. Bırakın saldırmayı IŞİD militanları İsrail’de tedavi ediliyor” dedi. O’Keefe’nin açıklamalarındaki IŞİD’in İngilizce açılımı kısmını komplo teorisi olarak görmek mümkün ancak ikinci kısmı yalanlamak mümkün değil.

İsrailli Tikun Olam internet sitesinin haberine göre İsrail Savunma Eski Bakanı Moşe Yaalon, Nisan 2017’de katıldığı bir etkinlikte, IŞİD’in İsrail’den özür dilediğini söyledi. Yaalon, bunun İsrail için küçük düşürücü bir şey olacağı için medyadan gizlenmiş olabileceğini söyledi. Bu özrün Kasım 2016’da Golan Tepeleri’nde devriye görevi yapan İsrail askerlerine IŞİD militanlarınca hafif silahlarla ateş açılması için gelmiş olması yüksek.

İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırılarının ise sadece Esad birliklerini ve Esad yanlısı Hizbullah’ı hedef aldığını, IŞİD’in hiç vurulmadığını söyleyelim.

Örgütün, bayrağının da özenle oluşturulmuş olduğu iddialar arasında. IŞİD: Irak ve Şam İslam “Düşmanları” bölümünde ayrıntısına değineceğim.

Suriye: Yerküre Laboratuvarında Bir Denek başlıklı yazımdan şu bölümü hatırlayınız:

“Şam Araştırma Merkezi’nden Stratejist Türki El Hasan’a göre ABD, IŞİD’i vurmak istemiyordu. Yine Hasan’ın iddiasına göre ABD, Rakka’dan çölü geçerek Palmira’ya giden IŞİD konvoylarını vurmadığı gibi Suriye uçaklarının vurmasını da engelledi. Hasan aynı durumun Deyrizor Meyyadin bölgesinden hareket eden IŞİD konvoyları için de yaşandığını söyledi.”

PYD Denkleminde Türkiye, Rusya ve ABD başlıklı yazımdan ise şu bölümü hatırlayınız:

“ABD, 2003’te Irak ordusunu kolayca havadan yok etmesine rağmen IŞİD’i bir türlü yok etmiyor, edemiyor. İddiaya göre ABD, IŞİD’i yok etmek yerine örgüte bir sınır çiziyor ve aşmamasını sağlıyor.”

Tüm bunları açıkladıktan sonra ‘IŞİD Projedir’ gibi kesin bir ifadeyi delil yetersizliğinden kullanmamız mümkün ve adil değildir. Bu konuda bireysel düşünce belirtmem ise etik değildir. Bu konunun hükmünü yazıyı okuduktan sonra konunun hâkimi olacak olan sizlere bırakıyorum.

Yazının diğer bölümleri:

IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” (1. BÖLÜM)

IŞİD’in Dini Görüşü, Yapısı ve Yenilikçi Yöntemleri (2. BÖLÜM)

IŞİD’in Ekonomik ve Askeri Gücü (3. BÖLÜM)

Alihan Özsoy

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

[3 Eylül-10 Eylül] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

0

3 Eylül ile 10 Eylül arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

– ABD, İran’ın balistik füze denemesi yaptığını ileri sürerek BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

– Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir araya geldi.

– Nijerya’nın kuzeydoğusunda Boko Haram’ın düzenlediği saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti.

– Kolombiya hükümeti ile Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) arasında ateşkes imzalandı.

– Meksika, Kuzey Kore Büyükelçisinden ‘ülkeyi terk etmesini’ istedi.

– Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Atina ziyareti sırasında ‘Euro Bölgesi Parlamentosu’ kurulmasını teklif etti.

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve Yunan mevkidaşı Prokopis Pavlopulos

– Daha önce Ankara-Berlin hattında gerilime neden olan üs ziyareti gerçekleşti. Alman vekiller Konya’da bulunan NATO üssünde ziyaret gerçekleştirdi.

– ABD Başkanı Donald Trump, Küba’ya yönelik ticari ambargoyu, imzaladığı kararla 1 yıl daha uzattı.

– ABD’nin Florida eyaleti tarihindeki en büyük kasırgalardan birine hazırlanırken, bireysel silahlanmayı savunan onbinlerce Amerikalı ‘nın da kasırgaya karşı ‘ateş ederek’ önlem almayı planladığı belirtildi.

– Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Almanya’ya gidecek vatandaşlarımıza yaptığı uyarıda “Tedbirli olunmalı, siyasi tartışmalara girmemeli” denildi.

– Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Fırat Kalkanı Harekatı’nın devam ettiğini ifade eden bir açıklama yayınladı.

– 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Yunanistan’a kaçıp sığınma talep eden Türk vatandaşlarının sayısı 995’e ulaştı.

– İspanya’nın 1 Ekim’de Katalonya’nın düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumuna karşı askeri müdahalede bulunabileceği belirtildi.

-ABD’nin, IŞİD’in Avrupalı komutanlarını aileleriyle birlikte Deyr ez Zor’dan tahliye ettiği iddia edildi.

– Türkiye ve Katar’ın ardından Azerbaycan da Arakanlı Müslümanlara (100 ton gıda maddesi) yardımda bulundu.

– Katalonya Parlamentosu, bağımsızlık referandumu yasasını kabul etti. Merkezi hükümet kararı AYM’ye götürdü ve AYM referandumu askıya aldı.

– Çin, öncekilerden farklı olarak, Kuzey Kore’ye karşı BM nezlinde uygulanacak yeni önlemleri desteklediklerini açıkladı.

– Güney Kore’ye 4 THAAD savunma sistemi daha konuşlandırıldı. ABD’nin Japonya ve Güney Kore’ye silah satışları ise artarak devam ediyor.

– Kenya’da seçim komisyonu (EBC), sonuçları iptal edilen 8 Ağustos’taki devlet başkanlığı seçiminin, 17 Ekim’de tekrarlanacağını açıkladı.

– Almanya Başbakanı Merkel, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinin geleceğini ekim ayında masaya yatıracağını söyledi.

– İsrail,  Lübnan sınırında Hizbullah’a karşı düzenlendiği ve 11 gün süreceği belirtilen tatbikata MOSSAD’ın eski Şefi Meir Dagan’ın adını verdi. Bu tatbikatın son 20 yıl içerisinde yapılmış olan en büyük tatbikat olması bekleniyor.

– Rejim güçlerinin dün Deyri Zor’daki büyük ilerleyişine karşı ABD öncülüğündeki YPG de şehre operasyon başlattı.

Suriye savaş haritası –
8 Eylül 2017 (@arabthomness)

– ABD Savunma Bakanı Mattis, Kuzey Kore’nin başka bir füze denemesi yapması durumda askeri olarak karşılık vereceklerini söyledi. Bu açıklamanın ardından Başkan Trump, Kuzey Kore’ye karşı nükleer silah kullanabileceklerini söyledi.

– Suriye’de rejim güçlerine bağlı özel birlikler Deyri Zor’daki DEAŞ kuşatmasına karşı harekata geçti, kuşatmanın  kırıldığı ve şiddetli çatışmaların devam ettiği belirtiliyor.

– Kim Jong-Un durmuyor: Kuzey Kore, ‘Yıkıcı nükleer silah’ olarak bilinen HS-14 ICBM başlıklı yeni bir termonükleer hidrojen bombası üretti.

– Kolombiya’da siyasi alana geçen FARC adını değiştirdi ancak kısaltması FARC olarak kaldı. Yeni logoda ise kırmızı gül kullanıldı.

– ABD’li milyarder yatırımcı Soros’un Beyaz Saray tarafından terörist ilan edilmesi için düzenlenen imza kampanyasında 74.000 imza toplandı.

– Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Arakanlıları topraklarına almayan Bangladeş için, ‘Kapılarınızı açın, tüm masrafları biz karşılayacağız’ dedi.

– Somali’de 3 askeri okulun da yer alacağı Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü Eylül’de hizmete girecek.

– Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed El Sani’nin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile telefonda bayramlaştığı bildirildi.

– Almanya Başbakanı Merkel, Gümrük Birliği’nin genişletilmesi anlaşmasını veto edeceğini Brüksel’e resmen bildirdi.

Kaynak: StratejikOrtak.com