Kuzey Kore Savaşı ve Olası Sonuçları

1950 yılında başlayan ve 3 yıl süren Kore savaşı sonrası, Kore yarımadası ikiye bölündü. Güney Kore’de bulunan ABD varlığı nedeniyle Kuzey Kore, 1970’den başlayarak günümüze kadar nükleer silah geliştirmiştir. Uygulanan ambargolara rağmen nükleer silah geliştirmekten vazgeçmeyen Kuzey Kore, son yaptığı en az 140 kiloton (10 Hiroşima Bombası)’luk hidrojen bombası denemesi ile krizi daha da büyütmüştür.

Bu yazıda olası Kuzey Kore savaşı üzerine bir senaryo çizeceğiz. Ve sonuçlarının neler olabileceğini tahmin etmeye çalışacağız. Bazı yaptığım alıntılar dışında tahminler benim düşüncelerimdir.

Öncelikle Kore yarımadasını merkez alarak o bölgede bulunan ve savaşa girmesi muhtemel devletlere bakalım:

Nüfus Asker Sayısı Nükleer Silah
Kuzey Kore 25.000.000 1.150.000 Var
Güney Kore 50.000.000 625.000 Yok
Japonya 127.000.000 250.000 Yok
Çin 1.367.485.000 2.335.000 Var
Rusya 142.000.000 750.000 Var
ABD 321.000.000 1.400.000 Var

 

Şunu belirtmeliyim ki; biz kısıtlı bilgimize ve fikir yürütme gücümüze göre bu tahminleri yaparken, ABD gelişen bilgisayar teknolojisi sayesinde bu savaştaki olası sonuçları bilgisayar simülasyonu sayesinde gerçeğe yakın şekilde hesaplamış olabilir. Kuzey Kore’nin kısmi olarak Çin’den kaynaklı bir koruma kalkanı mevcut. Doğrudan olmasa da Çin, Kuzey Kore’ye yardım etmektedir. Rusya’nın Çin kadar olmasa da yardımları mevcuttur. BM’de Kuzey Kore’ye uygulanan ambargonun Çin ve Rusya tarafından yumuşatılmak istenmesi bunun bir göstergesidir.

Eğer direk nükleer silahlar kullanılacak ise asker sayısının çok bir önemi kalmıyor. Ve Kore yarımadasındaki gerginlik düzeyine bakarsak direk nükleer savaş çıkma ihtimali çok yüksek, o nedenle hava savunma sistemleri ve balistik füze sistemleri önem kazanıyor.

Savaşı “Kim” başlatır?

Kuzey Kore’nin agresif ve tehdit eden tutumu ekonomik olarak ABD’ye yarıyor. Güney Kore ve Japonya’ya sattığı gelişmiş silahlar sayesinde, ABD’nin en az 25 milyar dolar para kazandığını görüyoruz. Elbette bu işin farklı boyutu. Aslında Kore’deki gerginliğin en büyük sebebi Güney Kore’deki ABD askeri varlığı. Kuzey Kore, ABD varlığını bir tehdit olarak görüyor. ABD ise bunu kendi küresel çıkarları için kaçınılmaz buluyor.

Bu açılardan bakıldığında savaşı Kuzey Kore’nin başlatma olasılığı daha yüksek görünüyor.

Soğuk Savaşta Yaşayan Ülke: Kuzey Kore;

Kuzey Kore’nin yönetim şekline baktığımızda Totaliter diktatörlük ile yönetildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca Komünizm varlığını bu ülkede sürdürüyor. Halkı fakir olmasına rağmen ülke tüm gücü ile orduyu beslemektedir. Anlaşılan tüm baskılara rağmen Kuzey Kore nükleer programından vazgeçmeyecek görünüyor.

“İki çıkmaz Yol”

Birincisi; Güney Kore’deki ABD varlığı

İkincisi; Kuzey Kore’nin nükleer programından vazgeçmemesi

Olası Savaş

Olası bir savaş durumunun 2 farklı şekilde olabilirliği mevcut;

Savaş bölgesel düzeyde kalır, dünya savaşına dönüşmez. (Düşük ihtimal)

Savaş 3.dünya savaşına dönüşür. (Yüksek ihtimal)

Bölgesel Düzeyde

BBC’nin bu konuda uzman iki kişiye sorduğu olası savaşın seyrinin özetini, bu konuda bir yol gösterici olması açısından anlatmayı uygun buldum:

“Savaş ilk olarak klasik silahlarla başlayacak, ilk haftada 400 bine yakın Güney Kore’li ölecek, sonraki 3 haftada can kaybı 2 milyona çıkacak. Fakat bu kadar şiddetli saldırıya rağmen, Kuzey Kore’nin 2-3 haftalık mühimmat, yiyecek ve yakıt stoğu bulunuyor. Kaynakları tükendikten sonra kıt kanaat yaşayabilirler. Savaş onlar için kötü gitmeye başladığında çoğu birliği dağılır ve çatışmaların şiddetinde çok hızlı bir azalma yaşanır. Bunun farkına vardıklarında ise nükleer silahları kullanmamak için bir nedenleri kalmaz. Ve kendileri ile beraber birkaç yüz bin ABD’liyi de götürürler”

Yukarıda iki uzmanın bu konudaki tahminlerine baktığımız da analitik olarak düşündüklerini görebiliyoruz. Bu savaşın bölgesel düzeyde kalma ihtimali üzerinde durmuşlar. Fakat elbette ki yapılan tüm tahminler her zaman gerçeğe uymayabilir. Farklı durumlar gelişebilir.

Ülkeler Açısından

Kuzey Kore:

Hangi ülke başlatmış olursa olsun, olası bir nükleer savaştan fiziki olarak en büyük zararı Kuzey Kore’nin alabileceğini düşünüyorum. ABD’nin aktif 2000 den fazla nükleer başlığa sahip olduğu düşünülürse Kuzey Kore’nin haritadan tamamen silineceğini ve halkından geriye bir avuç insanın kalacağını söyleyebiliriz. Sadece Kuzey Kore’de 20 ile 25 milyon arası insan ölecektir. Ayrıca Kuzey Kore’nin hava savunma sisteminin olduğu düşünülmüyor. Bu da saldırıya açık olduğu anlamına gelir.

Güney Kore;

ABD’nin Güney Kore’ye konuşlandırdığı THAAT hava savunma sistemi sayesinde Kuzey Kore’nin Nükleer Balistik füzelerinin bir kısmının engellenebileceğini söyleyebiliriz. Fakat yine de Güney’in nükleer silahlarla vurulma ihtimali var. Ayrıca Kuzey Kore’nin binlerce topçusu Güney Kore’ye çevrilmiş durumda. Güney Kore bu açıdan savaştan 2.zararlı çıkma ihtimali yüksek olan bir ülke. Ne kadar insan öleceğini kesin olarak bilemeyiz ama yine milyonlarla ifade edilebilir.

Japonya;

Teknolojik güç olarak dünyanın en iyilerinden biri olan Japonya bile ABD’ye bağlı, bu durum Japonya’yı doğrudan Kuzey Kore’nin hedefi haline getiriyor. Coğrafi konum olarak da Kore yarımadasına yakın olması yine tehdit altında olmasına neden olmaktadır. Kararlı bir tahminde bulunamayacağım ama bu savaştan Japonya’da payını alacaktır.

Buraya kadar sıraladığım 3 ülke ve ABD’nin dahil olması ile 4 ülke arasındaki savaşa bölgesel düzeyde savaş diyebiliriz. Ancak şimdi sıralayacağım devletlerin savaşa müdahil olması 3.dünya savaşı anlamına gelmektedir.

Çin;

Her ne kadar tarafsız görünmeye çalışsa da Çin, Kuzey Kore’ye bir çok alanda yardımcı olmaktadır. Çin ve Kuzey Kore’nin kara sınırının olması ve Kuzey Kore’ye atılacak nükleer bombaların serpintisinin Çin’e de ulaşacak olması gibi faktörler nedeniyle Çin’in de bu savaşa girebileceğini söyleyebiliriz. Bu durumda 3.Dünya savaşının kaçınılmaz olacağını söyleyebiliriz.

Rusya;

Çin ile stratejik ortak olan Rusya’nın aynı zaman da Kuzey Kore’ye az da olsa kara sınırı bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Rusya tarafsız kalamayacak ve o da Çin’in yanında savaşa girecektir.

3.Dünya Savaşı

Envanterinde 2500 den fazla aktif nükleer başlık bulunan Rusya’nin ABD ile sıcak çatışmaya girmesi beraberinde ABD’nin de sonunu getirecektir. Her ne kadar Kuzey Kore’nin ABD’yi doğrudan vurabilme gücü kısıtlı olsa da yaşanacak domino etkisi ABD’yi de vuracaktır.

İnsanlığın Sonu;

Yaşanacak nükleer savaşta 5000′ den fazla nükleer silah kullanılacağı için geriye dünyada bir avuç insan ya kalır ya kalmaz. Bu da insanlığın sonu anlamına geliyor.

Kore’de diplomasi dışında savaş ile çözüm yok!

Yukarıda yaptığım tahminlerin hatalı olma ihtimalide olabilir, veya savaş bölgesel düzeyde de kalabilir. Ancak her ne olursa olsun bu krizin insanlığın geleceği için diplomatik yollar ile çözülmesi şarttır. Bunun dışındaki askeri çözüm nükleer savaş anlamına gelir.

Sonuç

Yaşanabilecek olası bir savaşta tek bir nükleer silah kullanılması bile savaşı 3.dünya savaşına dönüştürebilir. Böyle bir savaşta ABD bile güvendeyim diyemez.

Nükleer silahlarla ilgili bilgi için: Nükleer Silahlar ve Türkiye

Mehmet Fehmi Karadağ

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

 

[10 Eylül-17 Eylül] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

0

10 Eylül ile 17 Eylül arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

– İspanya Hükümeti, Katalunya bölgesinde planlanan referandumun iptal edilmesi için 48 saat süre verdiğini açıkladı.

– Astana’da düzenlenen Suriye toplantısında Türk, Rus ve İran hükümetleri İdlib’de oluşturulacak ‘çatışmasızlık bölgesi’ konusunda anlaşmaya vardı.

Astana’da düzenlenen Suriye toplantısından bir kare

–  Nükleer reaktör üreticisi Wetinghouse, Türkiye ile yeni nükleer santral anlaşmaları imzalanacağının sinyallerini verdi.

– Kuzey Kore yeni bir nükleer füze denemesi yaptı. Fırlatılan Balistik Füze Japonya’nın üzerinden geçip 3700 km mesafeye ulaşıp Pasifik okyanusuna düştü. Güney Kore bu hamle üzerine tepki göstererek, Kuzey Kore’nin doğu sularına yakın bir bölgeye füze gönderdi.

Kuzey Kore’nin Japonya üzerinden Pasifik Okyanusuna gönderdiği balistik füze ve düştüğü nokta

– Kim Yong Un durmuyor : Kuzey Kore resmi devlet ajansı tarafından yapılan açıklamada ‘ABD’yi küle çevirir, Japonya’yı denize gömeriz’ denildi.

– Türk ve Azerbaycan Hava Kuvvetlerinin ortak yürüteceği ‘Turaz Kartalı 2017 tatbikatı’nın  18-30 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirileceği bildirildi.

Turaz Kartalı 2017 Tatbikatı Amblemi

– Katar Emiri Tamim Bin Ahmad Al Sani, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmek üzere Türkiye’ye ziyarette bulundu.

Irak Başbakanı İbadi, IKBY’nin bağımsızlık referandumunun şiddetle neticelenmesi halinde ‘askeri müdahaleye hazır olduklarını’ söyledi.

– ABD, IKBY’nin 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu kararını desteklemediklerini belirterek ‘referandumun iptal edilmesi’ çağrısında bulundu.

– Irak Meclisi yaptığı açıklamayla, PKK yanlısı olarak bilinen Kerkük Valisi Necmeddin Kerim’i görevden aldığını bildirdi. Kerim ise kararın hukuksuz olduğunu ve görevini bırakmayacağını söyledi.

Mesud Barzani

Türkiye’nin S-400 kararı ile ilgili olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ‘Üyeler alacakları ekipmanlara kendileri karar verir.‘ dedi. Alman Dışişleri Bakanı Gabriel ve ABD Savunma Bakanı ise Türkiye’nin bu konuda yaptırım alması gerektiğini savunuyor.

– ‘Çin’ de işlemlerini durduracağını bildiren’ sanal para birimi Bitcoin yüzde 16 değer kaybı ile 7 gün üst üste düşüş kaydetti. Değeri 3.240 dolara kadar gerileyen Bitcoin, 9 Ağustos’tan bu yana en düşük seviyesini gördü.

– Dünyaca ünlü modacı Michael Kors’un yeni tasarımında PKK’lı kadınlardan esinlendiği öne sürüldü.

Bahsi geçen tasarım ve verilen poz

– Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani, 25 Eylül referandumundan dolayı komşu ülkelerle ilişkilerinin bozulması taraftarı olmadıklarını açıkladı.

– Belçika Temyiz Mahkemesi, PKK’nın silahlı faaliyetlerinin ‘Türkiye’nin iç anlaşmazlığı’ olduğunu ve bu nedenle de terör örgütü sayılamayacağı yönündeki alt mahkeme kararını onadı.

– İspanya’nın doğusundaki Katalonya özerk bölgesinin bağımsızlık referandumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, referandum sonucuna saygılı olacaklarını, ancak Katalonya’nın İspanya’dan ayrılması durumunda AB üyesi olarak kalmayacağını kaydetti.

– İspanya’da savcılık, 1 Ekim’de yapılması planlanan bağımsızlık referandumuyla iş birliği içinde olan 712 belediye başkanını sorguya çağırdı.

– Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, ikili ilişkilerdeki gerilim nedeniyle Berlin’in Türkiye’ye mevcut sözleşmeler dahilindeki silah sevkiyatını durdurduğunu açıklarken Şansölye Merkel, sevkiyatın tamamen durdurulmasına karşı olduğunu bildirdi.

– İtalya’da Temsilciler Meclisi, faşizm propagandası yapmayı suç sayan ve birtakım cezalar öngören yasa tasarısını kabul etti.

– Fransa’da hükümet, protesto eylemlerine ve grevlere neden olan çalışma yasa tasarısı konusunda geri adım atmıyor.

– Türkiye’de gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Fransız gazeteci Loup Bureau, ilk duruşmasında tahliye edildi.

– The Daily Telegraph, savunma harcamalarının kısıtlanması nedeniyle İngiliz Kraliyet Donanması’nın bünyesindeki birçok geminin denize açılamadığını iddia etti.

İngiliz Kraliyet Deniz kuvvetlerine ait bir denizaltı

– Irak meclisi, yaptığı oylamada Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül’de gerçekleştireceği “bağımsızlık referandumunu” reddetti.

– BM, 25 Ağustos’tan itibaren Bangladeş’e sığınan Arakanlı Müslüman sayısının 370 bine ulaştığını açıkladı.

– İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Türkiye ile iyiye giden ilişkilerin üst düzey temaslarla daha da pekişeceğini söyledi.

–  Rusya, Belarus’la 12.700 askerin katılacağı, son yıllardaki en büyük tatbikatı olan Zapad 2017’yi başlattı.

Tatbikat için konuşlanmış ordudan bir görünüm

– ABD Hazine Bakanı Steve Mnuchin, Kuzey Kore’ye nükleer ve balistik füze programını sonlandırması için baskı yapma amacıyla ABD’nin Pyongyang’ın müttefiki Çin ile ticareti kesebileceğini söyledi.

– ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ‘ulusal güvenlik’ gerekçesiyle Çinli bir şirketin ABD’li teknoloji şirketini satın almasını engelledi.

– Somali’de 22 Ağustos’ta göreve başlayan Somali Türk Görev Kuvveti’nin özel tasarımlı armasında “Afrika Kartalı” ibaresi yer aldı.

– Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Kazakistan’daki İİT Zirvesi’nde, Müslüman ülkelerden G20’ye benzer bir platform oluşturmayı önerdi.

– Hollanda’da, hiçbir parti aşırı sağcı Wilders’in liderliğindeki PVV ile koalisyon kurmak istemediği için 179 gündür hükümet kurulamıyor.

– Deyri Zor’da askeri hava üssünün bulunduğu bölgede de IŞİD kuşatması kırıldı. YPG’nin kuzeyde ilerleyişi de sürüyor.

Suriye savaş haritası –
8 Eylül 2017 (@arabthomness)

– ABD, Bahreyn ile 19 adet F-16 satışı, deniz devriye botları ve Tow füzelerini içeren 4 milyar dolarlık anlaşma yapılacağını duyurdu.

– Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Agnes Romatet-Espagne, NATO ülkelerinin Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı S-400 füze savunma sistemleri sözleşmesini yorumlamalarının doğru olmadığını ve bu sözleşmenin Türkiye’nin iç meselesi olduğunu savundu.

– Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya ile S-400 anlaşması yapıldığını açıkladı ve  ‘Bütün güvenlik noktasında tedbirlerimizi alıyoruz ve alacağız’ dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

– Suriye ordusu, kısmen hala kuşatma altında olan Deyr ez Zor kentine güneybatıdan giriş yaptı. Kentin girişinde ordunun iki farklı kolundaki askerler bir araya geldi.

– ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Johnny Michael, ABD’nin NATO standartlarına uyumlu olan füze savunma sistemlerinin Türkiye’ye sevkiyatını hızlandıracağını açıkladı. Fakat bu hamle Türkiye’nin Rusya ile S-400 savunma sistemi anlaşması yapmasına engel olmadı.

–  İngiltere’nin başkenti Londra’nın batısındaki bir metro istasyonunda patlama oldu. El yapımı patlayıcının kullanıldığı saldırıda 22 kişi yaralandı, ikinci bir bomba ise patlamadan imha edildi. Polis olayı ‘terör saldırısı’ olarak değerlendirirken saldırıyı DEAŞ üstlendi.

– Tunus’ta Müslüman kadınların Müslüman olmayan erkeklerle evlenme yasağının kaldırıldığı belirtildi.

– Mısır’da Yargıtay’ın, ‘Katar adına casusluk davası’nda darbeyle görevinden alınan cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilmiş olan 40 yıl hapis cezasını müebbet hapse (25 yıl) çevirerek, onadığı belirtildi.

 Muhammed Mursi’nin verilen karara tepkisi

– Batı Afrika ülkesi Nijerya’da teknenin alabora olması sonucu en az 53 kişi hayatını kaybettiği bildirildi.

– Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta, ülkede 17 Ekim’de düzenlenecek devlet başkanı seçimindeki rakibi Raila Odinga’nın seçimi kazansa bile hükümet işlerini yürütemeyeceğini savundu.

–  Rusya ordusu, Mısır ile ‘Dostluğun Koruyucuları 2’ adlı ortak askeri tatbikat düzenledi. Mısır hükümetinin önce ABD ile sonra Rusya ile askeri tatbikat gerçekleştirmesi dikkat çekici bir gelişme olarak görülüyor.

– Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Güney Kıbrıs Yönetimi’nin Doğu Akdeniz’de tek taraflı yürüttüğü çalışmaların yakından takip edildiğini açıkladı.

–  Hamas’ın Katar açıklaması: ‘Körfez bölgesinde yaşanan krize dahil edilmesinden üzüntü duyduğunu, Katar ile ilişkilerinin hala güçlü olduğunu’ belirtti.

– Danimarka, geçen yıl reddettiği 491 sığınmacının ardından bu sene de sığınmacı kabul etmeyeceğini açıkladı.

– Türkiye ile AB arasında yaşanan krizlerin ardından Yunanistan’a Ege Denizi üzerinden geçen sığınmacı sayısının geçen ay, ‘Türkiye-AB göçmen mutabakatından beri’ en yüksek seviyeye ulaştığı belirtildi.

– Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, Türk vatandaşları için Almanya’nın güvenirliği konusunda yapılan açıklamadan sonra Alman kanadından açıklama geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, ‘Türklerin güven içinde Almanya’ya gelebileceğini’ söyledi.

– İngiltere’de karıştığı dolandırıcılık olayı nedeniyle Interpol tarafından aranan 43 yaşındaki Susan Marie Muscroft adlı kadın, Kütahya’da yakalandı.

– Rus devlet petrol şirketi Rosneft Başkanı İgor Seçin, Rossiya televizyonuna verdiği röportajda Rosneft’in Çin’e bu yıl için önceden planlanan 31 milyon ton yerine 40 milyon ton petrol sevkiyatı yapmaya planladığını belirtti. Bu son dönemdeki sevkiyatlar açısından yeni bir rekor demek.

– Filipinler Devlet Başkanı Rodrigo Duterte, ‘komünist isyancıların’ sokaklarda şiddete başvurmaları halinde ülke genelinde sıkıyönetim ilan edeceğini duyurdu.

– Mısır ve ABD’ den bir ilk : Mısır ordusunun 8 yıl aradan sonra ABD ile “Parlak Yıldız 2017 (Bright Star)” adlı ortak askeri tatbikata başladığı bildirildi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Rusya’nın Son Teknolojisi: S-500 Hava Füze Savunma Sistemi

Rusya’nın soğuk savaş döneminde ağırlık vermeye başladığı hava savunma sistemlerinin sonuncusu; Rus hava savunma şirketi Almaz-Antey tarafından 2004 yılında geliştirilmeye başlanan S-500 Prometey hava ve füze savunma sistemidir. Sistemin test aşamalarını geçtiği belirtiliyor. Rus şirketin, bu sistemi 2020 yılında Rus silahlı kuvvetleri envanterine vereceği açıklandı.

S-400 sisteminin teknik özelliklerini bilenler bu sistemin ne kadar gelişmiş olduğunu bilir. S-500’ü ise bunun daha gelişmiş bir versiyonu olarak düşünebiliriz. Hava savunma sistemlerini yakından takip eden biri olarak, S-500’ün çoğu reel teknik özelliklerinin kamuoyu ile paylaşılmadığını söyleyebilirim. Fakat açıklandığı kadarıyla, uzaydan gelebilecek saldırılara karşıda etkili olduğu belirtildi. Aerodinamik ve balistik hedefleri de imha edebilme yeterliliğine sahip.

Anladığımız kadarıyla çok gelişmiş bir sistem olmasının yanı sıra sistemin füzelerinin süpersonik olduğunu anlıyoruz. (Süpersonik: Mach1 ses hızının üzerindeki hızları belirtir. 1Mach=1225 km/saat)

Gelişim Seyri

Hava savunma sistemlerinin teknolojik gelişim seyrine bakarsak, 2004’te projesine başlanan S-500’ün 16 yılda tamamlanıp orduya teslim edildiğini görüyoruz. Fakat bu üretim aşaması içerisinde önümüzdeki 20 ile 25 yılda gelişmesi muhtemel teknolojiler tahmin edilerek ona göre geliştiriliyor.

Bu sistem, ABD yapımı olan ve Kuzey Kore tehdidine karşı, Güney Kore’ye yerleştirilen THAAT (Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi)’den daha gelişmiş bir sistem olduğu söylenebilir.

Fakat her ne kadar karmaşık ve zor olursa olsun, olası bir hava saldırısın da savunmasız kalmamak için ya bu sistemleri üreteceğiz yada satın alacağız. Bunun başka bir yolu yok.

Milli Üretim

S-500 her ne kadar üstün özelliklere sahip olsa da, Rus şirketin yaptığı açıklamada sistemin hemen ihraç edilmeyeceğini belirtilmiştir. Elbette bu, Rus güvenlik güçlerinin öncelikle kendi ihtiyaçlarının karşılanmasından sonra satılabileceği anlamına geliyor.

S-400’den Farkı

Yeni sistemin, S-400’den çok daha gelişmiş olacağını söyleyebiliriz. Zaten Rusya S-500’ü envanterine katmadan S-400’ü Türkiye’ye satmayacaktır. Elbette bu da stratejik üstünlüğün gözetildiği anlamına geliyor. Fakat buna rağmen S-400’ün çok gelişmiş bir sistem olduğunu söyleyebilirim. ABD’nin hayalet uçaklarından tutunda, stratejik bombardıman uçaklarına kadar geniş bir savunma yelpazesi vardır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için; S-400 Hava Savunma Füzeleri İşe Yarıyor Mu?

Mehmet Fehmi Karadağ

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

Suriye’de Terörist İşgal Bölgeleri

Suriye’de iç savaş 7. yılına girdi. Fakat ülke topraklarının %37 hala terör örgütleri DEAŞ ve PYD kontrolünde. Yaklaşık 185 bin km²’lik bir alana tekabül eden bu bölgenin büyük bir kısmı ABD destekli PYD terör örgütünün elinde.

Mehmet Enes Bağlama

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

ABD Ekseninde Çin’in Enerji Güvenliği

1980’li yılların başından itibaren hızla büyüyen Çin ekonomisinin aynı zamanda uluslararası bağımlılığı da artmıştır. En büyük bağımlılığı da enerji ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Dünyanın petrol rezervlerinin %2,3’üne, doğal gazın %1’ine sahip olan ülke, dünyadaki enerji tüketiminin %6’sına sahiptir. 2003 yılında yurtdışından gelen petrole bağımlılık %30 iken, Çin Jeoloji Bilimler Akademisi’ne göre bu oran 2020 yılında %70‘e ulaşacaktır.

Bu ihtiyacını karşılamak için Çin enerji kaynaklarını çeşitlendirme stratejisini benimsemiştir. Günümüzde enerji ihtiyacının %50’lik kısmını Ortadoğu’dan, %22’ye yakın oranını Afrika’dan karşılayan Çin, bu belirtilen bölgelere büyük ölçüde bağlıdır. Ayrıca bu bölgelerdeki istikrarsızlık, nakliye güvenliğini ve uzun mesafeye bağlı risk sorununu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca ülkeye gelen petrol %70-80 oranında ABD’nin filosu denetimindeki Malakka Boğazı’ndan sağlanmaktadır. Bu bağlamda Orta Asya’daki enerji kaynakları, hem coğrafi yakınlığı ve kara üzerinden taşıma açısından daha güvenirlidir hem de Ortadoğu ve Afrika’dans sağlanan enerji kaynaklarına olan bağımlılığı bir nevi azaltma, yani kaynak çeşitlendirme bağlamında önemlidir.

İlgili resim

Çin enerji arzılını karşılamak için enerji güvenliğini sağlayacak adımları atmaktadır. Bunlar, yurtdışındaki arama ve işletme projelerine yatırımlar, uluslararası petrol ve doğal gaz hatlarının gerekliliğine ilişkin müzakerelerin yürütülmesi, stratejik petrol rezervi oluşturulması, Ortadoğu’dan gelen petrollerin işletilmesi için rafinerilerin inşası, doğal gaz endüstrisinin gelişimi ve kıyıya yakın alanlarının yabancı firmalara araştırma ve geliştirme faaliyetleri için aşamalı olarak açılması olarak sıralanabilir. Bu adımlar, Çin’in enerjiye olan bağımlılığından duyduğu endişeden kaynaklanmaktadır. Zira bu bağımlılık Çin’i etkilemek isteyen veya Çin üzerinde baskı kurmak isteyen güçler tarafından kullanılabilir.

Çinlilerin çoğuna göre, Çin’in yükselişinden rahatsız olan ABD bu konuda tehdit oluşturmaktadır, dolayısıyla Çin ABD’ye olan bağımlılığını asgariye indirmelidir. ABD’nin tek süper güç olduğu dünyada Çin, ABD’nin gücüne karşı en hassas konumda olan ülkedir, iki ülke arasındaki ilişkilerin kötü gitmesi durumunda Basra Körfezi’nden Güney Çin Denizi’ne kadar petrol ithalatını donanması ile kontrol eden ABD, Çin’in petrol arzını sekteye uğratmak adına üstün askeri gücünü kullanabilir.

Bazıları ise, ABD’nin Çin’i zayıflatmak için enerji açısından çevreleme politikasını, Çin’in batısındaki petrolleri denetleme ve petrol ithalatını bloke etme yoluyla uygulamaya geçirdiğini savunmaktadır.

H. Anıl Tezsehen

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

IŞİD’in İstihbarat Örgütleriyle İlişkileri: IŞİD Proje Mi? (4. BÖLÜM)

IŞİD’in kuruluş aşaması, örgütün istihbarat örgütleriyle bazı ilişkileri, araştırmacı ve gazetecilerin açıklamalarına göre ABD ve IŞİD ilişkisi

IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” adlı çalışmanın dördüncü bölümü “IŞİD proje mi?” yazısını yayınlıyoruz.

IŞİD Proje Mi?

Irak ve Şam İslam Devleti, bazılarına göre ABD İngiltere ve İsrail istihbaratlarının ortak projesi. İddiaya göre IŞİD’in bir görevi var. IŞİD’in bir proje olduğuna yönelik iddialar ve ortaya konan belgeler neler? Ebu Bekir el Bağdadi ile başlayacağım.

ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA ve ABD Ulusal Güvenlik Dairesi NSA’nın eski ajanı Edward Snowden, Ebu Bekir el Bağdadi’nin Arap değil Yahudi olduğunu söyledi. Bağdadi’nin gerçek adının ise Shimon Eliot olduğunu söyledi.

Bağdadi’nin bu iddialara kadar ortada sadece 2 fotoğrafı vardı. Birisi Irak hükümeti tarafından yayınlanan (sol alt), diğeri ABD’nin arananlar listesindeki fotoğraf (sol üst). Dünya, Bağdadi kendi yüzünü bu video ile gösterene kadar sadece 2 fotoğrafla yetinmek zorunda kalmıştı. Daha sonra Bağdadi, Cuma hutbesi okurken çektirdiği görüntülerini yayınlattı. Yukarıda, yayınlanan videodan ise alınmış fotoğraflardan biri bulunuyor (sağda).

Ancak Edward Snowden, Bağdadi’ye ait olduğunu belirttiği bazı fotoğraflar yayınladı. Burada kendi iddiasını destekler nitelikte Bağdadi olduğunu söylediği kişinin ABD’li Senatör John McCain ile bir sürü fotoğrafı vardı.

Ebu Bekir el Bağdadi olduğu iddia edilen kişi kırmızı daireye alınmış. En sağda oturan ve ona bakan kişi ise ABD’li Senatör John McCain

Biraz araştırmayla bu kişinin McCain ile aynı karede birden çok fotoğrafı olduğunu bulabilirsiniz. Hatta bazıları bu fotoğraflardaki kişiyle Bağdadi’nin Bukka Kampı’ndaki ve yeni fotoğrafları arasında anatomik benzerlikleri göstererek bu iddiaları desteklemektedir.

Camp Bucca Hapishanesi: 100 bin kişinin hapis yattığı söylenilen, en tehlikeli suçluların kaldığı, Kuveyt sınırında bulunan Camp Bucca Hapishanesi. Irak’ın güneyinde Amerikan kuvvetleri tarafından yönetilen bu cezaevi bugünkü IŞİD’i yöneten tepe kadrosunu buluşturdu. Bucca Kampı adlı hapishanede yatan dokuz kişi, hapisten çıktıktan sonra üst düzey IŞİD komutanı oldu. IŞİD’in lideri Bağdadi de bu hapishanede 5 yıl kaldı.

Snowden, Bağdadi’nin MOSSAD’dan uzun yıllar askeri eğitim, hitabet ve kitleleri etkileme eğitimi aldığını iddia etti.

Üç ülkenin istihbarat birimlerinin IŞİD için “Arı Kovanı (Hornet’s Nest)” stratejisi izlediğini söyledi. Bu stratejinin amacı bütün radikalleri bir araya toplamaktı. IŞİD’e katılımın birkaç yıl boyunca engellenemediğini veya engellenmediğini düşünürsek bu stratejinin uygulanıp daha sonra da toplanan radikallerin yavaş yavaş imha edildiğini düşünebiliriz.

Snowden, İsrail devletinin güvenliğini sağlamanın yolu, İsrail’in sınırlarına yakın bir düşman yaratmak olduğu için böyle bir projeye başvurulduğunu da söyledi.

Bağdadi ile ilgili bir başka iddia ise beyin yıkama programı. İslam ve Arap dünyasıyla ilgili araştırmalarıyla bilinen Dr. Kevin Barrett’in “Ebu Bekir el Bağdadi Kimdir?” isimli makalesi İran’ın İngilizce yayın yapan televizyonu Press TV’de yayınlandı. Barrett’e göre Bağdadi CIA ve MOSSAD’ın ortak çalışmasının sonucu.

Barrett, CIA’in, Bağdadi’ye Bukka Kampı’nda 4 yıl boyunca özel ilgi gösterdiğini ve Bağdadi’nin beyin yıkama programına tabi tutulduğunu söyledi.

Aslında beyin yıkama programıyla ilgili iddialar çok eskiye dayanıyor. Programın adı MK Ultra’dır. 1950’lerin başında CIA Bilimsel İstihbarat Bölümü’nde başlayan bilinçaltını kullanma projesidir. 1953 yılında resmi olarak kullanıldı. 1964 yılında kullanımı azalmış 1967’de bitirildiği açıklanmıştır. İddia sahipleri programın hiç bitirilmediğini söyleyerek birçok olayı bu projeyle ilişkilendirmektedir.

Barrett de ABD’li senatör Robert F. Kennedy’nin Sirhan Sirhan isimli saldırgan tarafından öldürülmesi, rahip Jim Jones ve 900 kişinin toplu intiharı gibi olayları bu beyin yıkama deneylerine atfetmektedir. Bağdadi ve IŞİD’in de beyin yıkama projesinin İslami versiyon bir deneyi olduğunu söylemektedir.

Snowden ve Barrett’in iddialarındaki tutarlılıklardan birincisi Bağdadi ve IŞİD’in CIA ve MOSSAD’ın ortak çalışmasının ürünü olduğudur. İkincisi ise Snowden’ın bahsettiği askeri eğitimlerin, hitabet ve kitleleri etkileme eğitimlerinin Barrett’in bahsettiği Bukka’daki özel ilgi yılları boyunca olmuş olma olasılığıdır.

Edward Snowden

İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi de IŞİD’in ABD ve İsrail tarafından Siyonizm’in çıkarlarını korumak için oluşturulduğunu söyledi.

Gazeteci, yazar ve stratejik risk danışmanı olan William Engdahl da IŞİD’in, CIA ve NATO projesi olduğunu söyledi.

Profesör Michel Chossudovsky de IŞİD’in bahsettiği “Sünni Halifelik” planının aslında ABD’nin projesi olduğunu söylemişti.

Brad Parks, “ABD cezaevi, IŞİD’in yaratılmasına nasıl yardımcı oldu?” isimli yazısında Bukka kampındaki ortamı ve Bağdadi’nin hükümlüleri nasıl etrafında topladığını ve IŞİD’e giden süreci anlatıyor.

Kuruluş ve Bağdadi’ye Giden Süreç bölümünden hatırlayacağınız Ebu Ahmed takma adlı IŞİD komutanı, Bukka Kampı’nda Bağdadi ile birlikte bulunduğu dönemi anlatırken Bağdadi’nin karanlık bir tarafı olduğunu, bir şeyler sakladığını ve tüm mahkumlardan uzak durduğunu söylemişti. Ebu Ahmed’in kurduğu şu cümleler çok önemli:

“Bağdadi, kampa ilk geldiği dönemlerde mesafeliydi, uzak duruyordu. Ancak gardiyanlar Bağdadi’ye karşı farklı davranıyordu. Mahkumlar, sorunlarının çözümü için ona gidiyordu.
Zaman ilerledikçe kampta birçok şey problem olmaya başladı. Sorunlar çıkarılarak çözüm için Bağdadi’ye gidiliyordu. Bağdadi kampın merkezi konumuna gelmişti. Geriye dönüp baktığımda Bağdadi, bölerek mahkumları fethetme politikasını kullanıp istediklerini yaptırıyordu. Bu yöntem işe yaradı.”

IŞİD’in elinde otomatik silahlardan, zırhlı araçlardan, tanklara kadar ABD yapımı birçok askeri araç gereç bulunmaktadır. ABD’li senatör John McCain’in Haziran 2015’te yaptığı Ukrayna ziyareti esnasında Rus yanlısı hacker grubu CyberBerkut McCain’in dizüstü bilgisayarını hack’ledi ve birçok gizli bilgiyi ele geçirdiklerini söyledi ancak en önemli olarak gördükleri bilgiyi Leaks Source adlı sızdırma sitesinde paylaştı.

IŞİD’in, ABD’li gazeteci James Foley’in başını keserek infaz ettiği videoyu hatırlarsınız. CyberBerkut’un, McCain’in bilgisayarından ele geçirip yayınladığı fotoğraflarda ve videoda Foley’in infaz görüntülerinin aslında bir stüdyoda çekildiği görülüyor. Chroma key efekti vermek için yerde ve arkada yeşil duvar (greenbox) kullanıldığı görülen fotoğraflarda kameralar ve rüzgâr efekti için vantilatörler görülüyor. Kameraların ve vantilatörlerin açılarına bakınca yayınlanan videoyla uyuştuğunu görmemiz mümkün.

ABD’den veya John McCain’den konuyla ilgili hiçbir açıklama gelmedi.

IŞİD’in James Foley’i infaz ettiği görüntülerin stüdyo çekimi olduğunu gösteren fotoğraf.

Foley’i infaz etmeden önce bir konuşma yapan militanın ise Londra aksanıyla İngilizce konuşması şaşkınlık yaratmıştı. Dönemin İngiltere Başbakanı David Cameron ABD’li gazetecinin infazı üzerine tatilini yarıda kesmişti. FBI, MI5 ve Londra Emniyet Müdürlüğü, yüksek kaliteli videonun militanın kimliği hakkında birçok bilgi (boy, ten rengi, Londra aksanı) verdiğini söylemişti. İngiltere reddetse de iddia o ki Foley’i infaz eden (veya stüdyodaki çekime katılan) militan John ismini kullanan bir MI6 ajanı.

IŞİD’in yayınladığı bir başka kafa kesme videosu Libya’da, 21 Kıpti Hristiyan Mısırlıyı infaz ettiği videodur. Hollywood’un film yönetmenlerinden Mary Lambert “Bu videonun stüdyo yapımı olduğuna eminim” dedi. Lambert, görüntüde sadece 6 militanın olduğunu diğerlerinin tekrarladığını söyledi. Lambert, “Görüntüleri yakın gösterim olarak incelediğimde arkadaki denizin sahte olduğunu fark ettim. Arka plandaki denizin chroma key tekniği ile aktarıldığı çok açık. Denizin kırmızılaşmasını açıklamaya gerek bile yok, efekt olduğu çok açık” dedi.

21 Mısırlı esirin kafasının kesilerek infaz edildiği görüntüden bir kare.

IŞİD’in elindeki Toyota marka araçlarla ilgili konuyu IŞİD’in İnsan ve Askeri Gücü bölümünden hatırlarsınız. ABD Hazine Bakanlığı, IŞİD’in bu kadar Toyota marka aracı nereden bulduğunu Toyota’ya sormuştu. Toyota Halkla İlişkiler Müdürü Ed Lewis de “Terör örgütlerinin araçlarımıza nasıl sahip oldukları konusunda en ufak bilgiye sahip değiliz” demişti.

Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından 2012 yılında Toyota, Suriye’ye araç sevkiyatını durdurduğunu açıklamıştı. Nisan 2013’te adını IŞİD olarak değiştiren ve Suriye’ye yönelen örgütün bu araçları Toyota’dan temin etmesi olanaksızdı. Peki IŞİD Toyota’ları nasıl elde etmişti?

Bir iddiaya göre bu Toyota’lar aslında Amerikan Özel Kuvvetleri için üretildi ve Irak işgali sırasında kullanıldı. Aynı iddiaya göre Toyota’nın pick-up’ları tüm dünyada Hilux modeli olarak karşımıza çıkarken Özel Kuvvetler için sadece Texas’taki bayide üretilenler Tacoma olarak biliniyor. Bunlar çift kabinli ve ön ve yan taraflarında çelik korumalar var, IŞİD de bunları kullanıyor dolayısıyla bu araçları IŞİD’e ABD gönderdi deniliyor.

Bir başka iddiaya göre ise bu Toyota pick-up’ları, Toyota ABD’ye sattı. ABD de ÖSO’ya sattı ve her ne hikmetse IŞİD yüzlerce aracı ÖSO’dan ele geçirdi. IŞİD’in elinde Hilux model Toyota’ların çok fazla olduğunu yayınlanan fotoğraflardan görebiliriz ki Tacoma modele ait olduğu iddia edilen çift kabin sisteminin Hilux modellerde de olduğunu belirtelim. Bunlar da ikinci iddiayı daha olabilir kılmaktadır. Sonuç olarak iki iddianın dayandığı nokta olarak karşımıza ABD çıkıyor.

Tekrar ABD Hazine Bakanlığı ve Toyota açıklamalarına dönelim. ABD merkezli Ron Paul Barış ve Ferah Enstitüsü’nün yaptığı açıklama ve Sputnik’in aktardığı habere göre ABD Dış İşleri Bakanlığı ve İngiltere hükümeti 2013-2014 yıllarında bu Toyota marka araçları ÖSO’ya gönderdi. Enstitünün açıklamasında “Hazine Bakanlığı, IŞİD’in Toyotaları nereden bulduğu sorusunu Toyota’ya değil Dış İşleri Bakanlığı’na göndermeliydi. Hazine Bakanlığı, bu soruyu Toyota’ya göndererek “ABD’den şüphelenilmesini engellemek istemiş olabilir” denildi.

2016 ABD başkanlık seçimi sürecinde Ağustos 2016’da halka seslenen şimdiki Başkan Donald Trump, terör saldırıları ve terör örgütleri konusunda konuşurken IŞİD’i Clinton’un kurduğunu ima edince ABC kanalı yayını 10 saniye kadar sessiz şekilde sürdürdü. Trump, Clinton’la yarıştığı için Clinton’ı zikretmiş olabilir ancak Clinton’ın adından çok görevi önemlidir. Clinton, Obama hükümetinde “Dış İşleri Bakanı” görevini yürütüyordu ve bakanlığın devlet politikaları gereği neler yaptığı önemlidir. Toyota konusuyla da bağlantı kurarsak ABD Dış İşleri Bakanlığı bu işin arkasında gerçekten de olabilir.

ABD basını ABD-IŞİD ilişkisini reddetmiş, bu ilişkiyi iftira olarak değerlendirmiş ve anti tezler ileri sürmüştür.

İngiliz Gizli Haber Alma Servisi’nin (SIS) Kasım 2009 ve Kasım 2014 yılları arasında şefliğini yapan John Sawers, Eylül 2014’te yani henüz görev başındayken “IŞİD’in bu kadar güçlenmesinde Batı sorumlu” demişti.

1989 Körfez Savaşı’nda Amerikan Deniz Komandosu olarak görev yapmış Kenneth O’Keefe, Rusya’nın RT kanalına yaptığı açıklamalarda ISIS’ın (IŞİD) açılımının İsrail Gizli Haber Alma Servisi (Israel Secret Intelligence Service) olabileceğini söyledi. O’Keefe “El-Kaide, El Nusra, IŞİD bir kez bile İsrail’e neden saldırmadı. Bırakın saldırmayı IŞİD militanları İsrail’de tedavi ediliyor” dedi. O’Keefe’nin açıklamalarındaki IŞİD’in İngilizce açılımı kısmını komplo teorisi olarak görmek mümkün ancak ikinci kısmı yalanlamak mümkün değil.

İsrailli Tikun Olam internet sitesinin haberine göre İsrail Savunma Eski Bakanı Moşe Yaalon, Nisan 2017’de katıldığı bir etkinlikte, IŞİD’in İsrail’den özür dilediğini söyledi. Yaalon, bunun İsrail için küçük düşürücü bir şey olacağı için medyadan gizlenmiş olabileceğini söyledi. Bu özrün Kasım 2016’da Golan Tepeleri’nde devriye görevi yapan İsrail askerlerine IŞİD militanlarınca hafif silahlarla ateş açılması için gelmiş olması yüksek.

İsrail’in Suriye’ye yönelik hava saldırılarının ise sadece Esad birliklerini ve Esad yanlısı Hizbullah’ı hedef aldığını, IŞİD’in hiç vurulmadığını söyleyelim.

Örgütün, bayrağının da özenle oluşturulmuş olduğu iddialar arasında. IŞİD: Irak ve Şam İslam “Düşmanları” bölümünde ayrıntısına değineceğim.

Suriye: Yerküre Laboratuvarında Bir Denek başlıklı yazımdan şu bölümü hatırlayınız:

“Şam Araştırma Merkezi’nden Stratejist Türki El Hasan’a göre ABD, IŞİD’i vurmak istemiyordu. Yine Hasan’ın iddiasına göre ABD, Rakka’dan çölü geçerek Palmira’ya giden IŞİD konvoylarını vurmadığı gibi Suriye uçaklarının vurmasını da engelledi. Hasan aynı durumun Deyrizor Meyyadin bölgesinden hareket eden IŞİD konvoyları için de yaşandığını söyledi.”

PYD Denkleminde Türkiye, Rusya ve ABD başlıklı yazımdan ise şu bölümü hatırlayınız:

“ABD, 2003’te Irak ordusunu kolayca havadan yok etmesine rağmen IŞİD’i bir türlü yok etmiyor, edemiyor. İddiaya göre ABD, IŞİD’i yok etmek yerine örgüte bir sınır çiziyor ve aşmamasını sağlıyor.”

Tüm bunları açıkladıktan sonra ‘IŞİD Projedir’ gibi kesin bir ifadeyi delil yetersizliğinden kullanmamız mümkün ve adil değildir. Bu konuda bireysel düşünce belirtmem ise etik değildir. Bu konunun hükmünü yazıyı okuduktan sonra konunun hâkimi olacak olan sizlere bırakıyorum.

Yazının diğer bölümleri:

IŞİD – Irak ve Şam İslam “Düşmanları” (1. BÖLÜM)

IŞİD’in Dini Görüşü, Yapısı ve Yenilikçi Yöntemleri (2. BÖLÜM)

IŞİD’in Ekonomik ve Askeri Gücü (3. BÖLÜM)

Alihan Özsoy

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

[3 Eylül-10 Eylül] Askeri ve Diplomatik Haberlerin Arşivi

0

3 Eylül ile 10 Eylül arasında gözden kaçan bazı askeri ve diplomatik gelişmeleri “Dünyada neler oldu?” başlığı altında sizler için derledik.

– ABD, İran’ın balistik füze denemesi yaptığını ileri sürerek BM Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı.

– Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile bir araya geldi.

– Nijerya’nın kuzeydoğusunda Boko Haram’ın düzenlediği saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti.

– Kolombiya hükümeti ile Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) arasında ateşkes imzalandı.

– Meksika, Kuzey Kore Büyükelçisinden ‘ülkeyi terk etmesini’ istedi.

– Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Atina ziyareti sırasında ‘Euro Bölgesi Parlamentosu’ kurulmasını teklif etti.

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron ve Yunan mevkidaşı Prokopis Pavlopulos

– Daha önce Ankara-Berlin hattında gerilime neden olan üs ziyareti gerçekleşti. Alman vekiller Konya’da bulunan NATO üssünde ziyaret gerçekleştirdi.

– ABD Başkanı Donald Trump, Küba’ya yönelik ticari ambargoyu, imzaladığı kararla 1 yıl daha uzattı.

– ABD’nin Florida eyaleti tarihindeki en büyük kasırgalardan birine hazırlanırken, bireysel silahlanmayı savunan onbinlerce Amerikalı ‘nın da kasırgaya karşı ‘ateş ederek’ önlem almayı planladığı belirtildi.

– Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Almanya’ya gidecek vatandaşlarımıza yaptığı uyarıda “Tedbirli olunmalı, siyasi tartışmalara girmemeli” denildi.

– Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Fırat Kalkanı Harekatı’nın devam ettiğini ifade eden bir açıklama yayınladı.

– 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Yunanistan’a kaçıp sığınma talep eden Türk vatandaşlarının sayısı 995’e ulaştı.

– İspanya’nın 1 Ekim’de Katalonya’nın düzenlemeyi planladığı bağımsızlık referandumuna karşı askeri müdahalede bulunabileceği belirtildi.

-ABD’nin, IŞİD’in Avrupalı komutanlarını aileleriyle birlikte Deyr ez Zor’dan tahliye ettiği iddia edildi.

– Türkiye ve Katar’ın ardından Azerbaycan da Arakanlı Müslümanlara (100 ton gıda maddesi) yardımda bulundu.

– Katalonya Parlamentosu, bağımsızlık referandumu yasasını kabul etti. Merkezi hükümet kararı AYM’ye götürdü ve AYM referandumu askıya aldı.

Çin, öncekilerden farklı olarak, Kuzey Kore’ye karşı BM nezlinde uygulanacak yeni önlemleri desteklediklerini açıkladı.

– Güney Kore’ye 4 THAAD savunma sistemi daha konuşlandırıldı. ABD’nin Japonya ve Güney Kore’ye silah satışları ise artarak devam ediyor.

– Kenya’da seçim komisyonu (EBC), sonuçları iptal edilen 8 Ağustos’taki devlet başkanlığı seçiminin, 17 Ekim’de tekrarlanacağını açıkladı.

– Almanya Başbakanı Merkel, AB’nin Türkiye ile ilişkilerinin geleceğini ekim ayında masaya yatıracağını söyledi.

– İsrail,  Lübnan sınırında Hizbullah’a karşı düzenlendiği ve 11 gün süreceği belirtilen tatbikata MOSSAD’ın eski Şefi Meir Dagan’ın adını verdi. Bu tatbikatın son 20 yıl içerisinde yapılmış olan en büyük tatbikat olması bekleniyor.

– Rejim güçlerinin dün Deyri Zor’daki büyük ilerleyişine karşı ABD öncülüğündeki YPG de şehre operasyon başlattı.

Suriye savaş haritası –
8 Eylül 2017 (@arabthomness)

– ABD Savunma Bakanı Mattis, Kuzey Kore’nin başka bir füze denemesi yapması durumda askeri olarak karşılık vereceklerini söyledi. Bu açıklamanın ardından Başkan Trump, Kuzey Kore’ye karşı nükleer silah kullanabileceklerini söyledi.

– Suriye’de rejim güçlerine bağlı özel birlikler Deyri Zor’daki DEAŞ kuşatmasına karşı harekata geçti, kuşatmanın  kırıldığı ve şiddetli çatışmaların devam ettiği belirtiliyor.

– Kim Jong-Un durmuyor: Kuzey Kore, ‘Yıkıcı nükleer silah’ olarak bilinen HS-14 ICBM başlıklı yeni bir termonükleer hidrojen bombası üretti.

– Kolombiya’da siyasi alana geçen FARC adını değiştirdi ancak kısaltması FARC olarak kaldı. Yeni logoda ise kırmızı gül kullanıldı.

– ABD’li milyarder yatırımcı Soros’un Beyaz Saray tarafından terörist ilan edilmesi için düzenlenen imza kampanyasında 74.000 imza toplandı.

– Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Arakanlıları topraklarına almayan Bangladeş için, ‘Kapılarınızı açın, tüm masrafları biz karşılayacağız’ dedi.

– Somali’de 3 askeri okulun da yer alacağı Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri üssü Eylül’de hizmete girecek.

– Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed El Sani’nin, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile telefonda bayramlaştığı bildirildi.

– Almanya Başbakanı Merkel, Gümrük Birliği’nin genişletilmesi anlaşmasını veto edeceğini Brüksel’e resmen bildirdi.

Kaynak: StratejikOrtak.com

Suriye Son Durum Haritası (Eylül 2017)

Suriye’de Taraflar
Esad Rejimi  – Hizbullah, Rusya, İran ve Şii Milisler
Muhalifler – Ahrar uş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, ÖSO vb.
PYD/YPG  – SDG çatısı altındaki küçük gruplar ve PKK
IŞİD – Örgüte biat eden yerel milis güçler ve aşiretler

Her ay olduğu gibi Eylül 2017 itibariyle Suriye’de son durum ve güncel haritaya ilişkin materyalleri sizler için hazırladık. ABD destekli YPG unsurlarının Rakka‘da ilerleyişi sürerken, Suriye’nin petrol bölgesi olarak bilinen Deyri Zor‘da rejim güçleri 3 yıldır süren IŞİD kuşatmasını kırdı. Bu harekat sonrası kentin kuzeyinde yer alan YPG unsurları Deyri Zor’a 10 bin kişinin yer aldığı geniş çaplı bir operasyon başlattıklarını açıkladı.

Muhaliflerin kontrolündeki İdlip’te ise HTŞ(El Nusra) kontrolündeki bölgelerdeki yönetimleri sivil iradeye devretmeye başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ise aylar sonra ilk kez Fırat Kalkanı Harekatı’nın devam ettiğini ifade eden bir açıklama yayınladı. (bkz. TSK duyurusu)

22 Eylül 2017:

Suriye son durum haritası (22 Eylül 2017)

8 Eylül 2017:

Suriye savaş haritası – 8 Eylül 2017 (@arabthomness)

3 Eylül 2017:

Suriye son durum haritası – 3 Eylül 2017 (Harita: SuriyeGundemi.com – Rakka, Deyri Zor, El Bab, Halep, İdlip, Şam ve Haseke)

Suriye ile ilgili geçen ayın bazı önemli başlıkları(yeniden eskiye):

– Rusya’nın Suriye’deki komutanlarından Aleksey Kim, Halep’in kuzeybatısındaki Afrin’de bir ulusal uzlaşı komitesi kurulduğunu açıkladı.

– IŞİD, Suriye’nin Hama vilayetindeki çatışmalarda iki Rus subayını öldürdüğünü açıkladı.

– 29 Ağustos’taki Türkiye destekli ÖSO güçleri ile YPG arasında Menbiç’ye çıkan çatışmaya, bölgede YPG karargahında olan ABD askerleri de dahil oldu.

– Fransa Cumhurbaşkanı Macron dış politika önceliklerini açıkladı: “Afrika geleceğin kıtasıdır, Irak ve Suriye’de barış hayati bir önceliktir”

– ABD Özel Kuvvetler’de üst rütbeli eski bir asker olan Taylor, Rakka’da YPG saflarında savaşırken öldürülmesinin ardından toprağa verildi.

– Rusya, Suriye’de 25 bin militanın Heyetül Tahriri Şam (HTŞ) çatısı altında toplandığını açıkladı.

– İsrail Savunma Bakanı Liberman, İran’ın Suriye’de askeri üs inşa etmesine ve Lübnan’da güçlenmesine izin vermeyeceklerini söyledi.

İsrail Savunma Bakanı Avigdor Liberman

– Putin’le bir araya gelen İsrail Başbakanı Netanyahu, İran Suriye’den çekilmezse Suriye’ye müdahale etmeye hazır olduklarını söyledi.

– Al Jazeera yıllar sonra ilk kez Esad’ın konuşmasını canlı yayınlarken, 6 yıldan sonra ilk kez Esad’a ‘Devlet Başkanı’ şeklinde hitap etti.

– İngiltere’deki ‘The Henry Jackson Society’ kuruluşu raporunda, “PKK, PYD ve PJAK aynı örgütün parçaları, hepsi de Kandil’e bağlı” dendi.

– IŞİD karşıtı koalisyona bağlı İngiliz General Rupert Jones, “Suriye Ordusu’nun Fırat Nehri’nin doğusuna geçmesine izin vermeyeceğiz.” dedi.

– Suriye’deki ateşkesin garantörü olan İran, Rusya ve Türkiye’nin temsilcileri 8-9 Ağustos’ta Tahran’da bir araya geldi.

– PYD lideri Salih Müslim, “IŞİD sonrası için ABD ile anlaşmamız yok. Trump yönetimi Türkiye ile Rakka operasyonu sonrası anlaşabilir” dedi.

– PYD’nin düzenleyeceği yerel seçimlere ilişkin Şam yönetiminden açıklama: “Ülkenin bölünmesini isteyenler ödeyecekleri bedeli biliyorlar.”

Kaynak: StratejikOrtak.com

 

Cenevre ve Astana Görüşmeleri’nde Kaç Toplantı Yapıldı?

0

Suriye’de 7. yıına giren iç savaşta, terör örgütü IŞİD birçok bölgeden temizlenirken, muhalifler ile rejim güçleri arasında diplomasi trafiği de sürüyor. ABD, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin öncülüğünde Cenevre’de ekim ayında 8. turu gerçekleşmesi planlanan Suriye görüşmelerinde hala çözüm bulunamadı.

Eylül 2017 itibariyle Suriye başlıklı Cenevre görüşmelerinde 7 tur, Astana sürecinde de 5 tur düzenlendi.

BM Suriye Temsilcisi Mistura

Cenevre görüşmeleri ve Astana süreci tarihler ile şöyle:

30 Haziran 2012

Cenevre müzakerelerinin zeminin, ilk toplantıda kabul edilen Cenevre 1 Bildirisi oluşturuyor.

22 Ocak 2014

Cenevre 2 görüşmeleri.

29 Ocak 2016

Cenevre 3 görüşmeleri düzenlendi. Görüşmeler rejim güçlerinin Halep’i kuşatma altına almasıyla son buldu.

https://stratejikortak.com/2016/01/cenevre-gorusmeleri-2012-2014-ve-2016.html

23 Şubat- 4 Mart 2017

Cenevre 4 toplantısı, 1 yılı aşkın aradan sonra düzenlendi. Müzakerelere, BMGK 2254 sayılı kararının dışında, “terörle mücadele” başlığı eklendi. Bu toplantı Astan’da Aralık 2016’da Türkiye ile Rusya öncülüğünde yürürlüğe giren ateşkes sonrasında yapıldı.

22 Mart-1 Nisan

5. tur görüşmelerinde rejim, diplomatik süreci oyalamak için kendi eklettiği ‘terörle mücadele konusuna odaklandı.

16-20 Mayıs

Cenevre 6 görüşmeleri gerçekleşti.

10-14 Temmuz

Cenevre 7 görüşmeleri.

ASTANA GÖRÜŞMELERİ

23-24 Ocak

Aralık 2016’da Rusya ve Türkiye öncülüğünde başlayan ateşkesin ardından İran’ın da dahil edildiği üçlü mekanizma kuruldu.

https://stratejikortak.com/2017/01/astana-gorusmeleri-sonuc-bildirgesi.html

3-4 Mayıs

4. turda, Suriye’de çatışmaların en yoğun olduğu alanda “çatışmasızlık bölgeleri” oluşturulmasına karar verildi.

https://stratejikortak.com/2017/05/suriye-catismasizlik-bolgeleri-haritasi.html

4-5 Temmuz

5. turda, “çatışmasızlık bölgeleri”nin sınırları, güvenliği ve idaresi konuları görüşüldü. İdlip, Humus ve Şam’daki “çatışmasızlık bölgeleri”nin uygulanmasına dair Ortak Çalışma Grubu oluşturma kararı alındı.

Kaynak: StratejikOrtak.com – AA

Kuzey Irak ve Birleşik Kantonlar: IKBY’nin Geleceği

Ortadoğu’da uzun soluklu yeni nesil savaş stratejisi etkin halde devam ederken bölgede gelişen olaylar ve kaos ortamı etkinliğini sürdürmektedir. Son dönemlerde yoğun bir dünya gündemi ile karşı karşıya olan Türkiye’nin özellikle Suriye konusunda yeni jeo-stratejik hamleleri gelirken Kuzey Irak ’tan bağımsızlık seslerinin bu yoğun gündemde etkin hale getirilmesi oldukça manidardır. Hali hazırda DEAŞ ve YPG/PYD ile sürdürülen mücadele yanı sıra AB üyesi bazı ülkeler ile devam eden gerginlikler, ABD ve Kuzey Kore’nin daha üst perdeden nükleer tehditlerine devam etmesi, Katar ve Suudi bloğunun karşılıklı yaptırım hadisesi, Barzani öncülüğünde başlatılan bu hamlenin zamanlamasının stratejik olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu çalışmamızda İleri dönemlerde karşımıza çıkacak olan “Nasıl bir Ortadoğu haritası ortaya çıkacak?” “Bu harita’nın Türkiye’ye stratejik etkisi nasıl olacak?”, “Irak’ın enerji açısından ileri dönemlerde politikası nasıl etkilenecek”, “olası ayrılıkta ne gibi durumlar bizi beklemekte”, “yeni dönemde,bir Arap- Kürt merkezli etnik savaş ortaya çıkabilir mi?” gibi bazı sorulara akademik çerçevede cevap vermeye ve ileriye yönelik öngörülerde bulunmaya çalışacağız.

Sözde Kürdistan haritası

IKBY’nin Bağımsızlık Taleplerinin Tarihçesi ve Kerkük’ün Irak  açısından Stratejik Önemi

IKBY nüfus etniği bakımından Kürtlerden oluşmaktadır. Tarihi terminolojiye bakıldığında Bağdat ile Kürtler arasındaki özerklik anlaşmasının 1970’te yapıldığı görülmektedir. “Kürtler 1991’de, ABD’den de destek alarak Saddam Hüseyin’in ordularıyla şiddetli çatışmalar sonrasında kendi denetimlerinde bir alan elde etmiş oldu. Kürtler, 1991’den beri fiili olarak kullandıkları alana 2005’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) adı altında yasal bir statü kazandırdılar.”[3]

2005’ten beri Iraklı Kürtlerin denetiminde olan Kerkük’te kritik virajlar ve eylemler ardı ardına gelmeye devam ederken  Vilayet Meclisi’nden referanduma katılma kararı alınması Türkmenlerin ve Arapların yanı sıra Bağdat yönetimi tarafından tepkiyle karşılandı. Kerkük’te daha öncede alınan bazı kritik kararları hatırlatmak gerekirse ilk karar Kürtçe’nin Kerkük’te resmi zorunlu dil olmasıydı. İkincil bir karar olarak karşımıza çıkan ise  Kerkük’e IKBY’nin bayrağının çekilmesi konusuydu.

kürt devleti sınırları çizildi
IKBY referandum bölgesi

Siyasal ve Etnik Gelişmeler Açısından Kerkük

1930’lu yıllardan itibaren Irak hükümetleri tarafından bölgeye yönelik olarak sistematik bir şekilde “Araplaştırma” politikası başladı. Bu politika Saddam Hüseyin’in iktidarı döneminde büyük yoğunluk kazandı. Saddam Hüseyin, Irak’taki Türklerin merkezi durumunda olan Kerkük’te, “Araplaştırma politikasını büyük bir hızla uygulamaya koydu. Bir tarafta güneyde yaşayan Arapları Kerkük’e yerleştirirken, Kerkük’te yaşayan Türkmenleri de göçe zorladı. Kerkük’ün adı Al-Tamim olarak değiştirildi.

Saddam Hüseyin, kentin Türk kimliğini ortadan kaldırmak istedi.1960’lı yılların başlarına kadar Kerkük nüfusunun %95’i Türk iken, bu rakam sistemli göç hareketleri ile ve Kerkük ilinin sınırlarının daraltılması nedenleriyle 1980’li yıllarda %75’e düştü. Başlangıçta, Araplaştırma politikası ile Türk kimliğini eritme çabaları, günümüzde, yani ABD’nin Irak’ı işgali ile “Kürtleştirme” politikasına dönüştü. 2003 Nisan ayında ABD işgalinin hemen ardından Kürt peşmergelerin (10 NİSAN 2003 ) Kerkük’e girmeleri, Irak’taki bu Türk şehri için sonun başlangıcı oldu.[4]

IKBY’nin iç siyasi dinamikleriyle ilişkili siyasi meselelere bakıldığında referandum bölge siyasi yapısının temelden değişmesine neden olacaktır.  Irak toprak bütünlüğünün ve siyasal düzeninin bozulmanın kısa vadede gerçekleşeceği öngörüsü ile hareket edersek olayların partiler bazında göz önüne alınmasıyla IKBY’de yapılan bütün seçimlerde (Kürdistan Demokratik Partisi) KDP’nin sayısal üstünlüğünü ortaya koyması ileri zamanlarda (Kürdistan Yurtseverler Birliği) KYB’nin tekelinde bir siyasi yapı üretmeye devam eder. Bu nedenle, Kerkük’ün referanduma eklenmesi KYB için hayati önem taşımakta çünkü Kerkük büyük ölçüde KYB’nin denetimindedir.

Kuzey Irak’ın Türkiye İçin Stratejik Önemi ve Kantonlaşma

Türkiye Irak’a komşu olan diğer ülkelerden farklı olarak Irak’taki tüm gruplarla diplomatik ilişki kurabilen tek ülkedir. Türkiye’nin Irak’taki tüm gruplara eşit mesafede olduğunu net bir biçimde belirtemeyiz. Ancak bazı gruplarla görüşebilmekte ve fikir alışverişinde bulunabilmektedir. Sadece hükümetler arası bir ilişkiyi tercih etmeyen Türkiye, özellikle 2008’den sonra Kuzey Irak’ta oluşan Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile de ilişkilerini geliştirerek, Irakta çok boyutlu diplomasi uygulamaya devam etmektedir.[5]

Fakat günümüze gelindiğinde Kuzey ırakta kurulacak olan olası bir Kürt devleti ülke jeopolitiği düşünülerek herkes tarafından karşı çıkılan bir konu olarak gündeme gelmektedir. Referanduma çeşitli kesimlerden de karşı duranlar oldukça fazla olmakla birlikte Bağdat’taki Şii, Sünni, Kürt ve Türkmen siyasi gruplar, IKBY’nin referandum planlarına karşı çıkmaktadır.

Türkiye’nin sınır komşusu olan Suriye’nin de bu referandum sonrasında örgütsel bağlamda etkileneceği öngörüsünde bulunarak şunu ortaya koymamız gerekmektedir. Suriye’nin şu an içerisinde olduğu mezhepsel ve etnik çatışma ortamı baz alındığında, Kuzey Irak referandumunun Suriye’nin kuzey bölgesi açısından ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyleyebiliriz.

Suriye’nin Kuzeyindeki YPG/PYD terör örgütlerinin varlıkları Kuzey Irak’ta ki referandumdan olumlu açıdan etkilenecek ve Suriye’nin Kuzeyinde, birleşik bağımsız kantonların ileri dönem projesi olarak gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden Kuzey Irak referandumu Türkiye’nin sadece belli bir sınırını değil ileri dönemlerde bütün Güney sınırını etkileyen bir sorun haline dönüşebilecek potansiyelde tehlike arz etmektedir. Şu an DEAŞ ile mücadele adı altında YPG/PYD’nin ABD tarafından desteklenmesi referandum sonrası karşımıza gelecek sorunların büyük çapta olacağının bir habercisi olarak görebiliriz. Bu açıdan Rusya’nın ve ABD’nin tutumu son derece önemlidir.

Fakat DEAŞ’ın bölgede güç kaybetmesine rağmen ABD’nin askeri sevkiyatlarına devam ediyor olması tehlike çanlarının artarak şiddetle çalması anlamı taşımaktadır. Uzun vadede taşınan bu mühimmatların kantonların birleşmesi ve devletleşme projesi açısından kullanılması bu referandum ve YPG/PYD’nin devletleşmesi ile ilgili projelerin bir habercisi kabul edilebilir niteliktedir.

Türkiye, Suriye(rejim) ve İran tarafından çevrelenmiş olan bir bağımsız Kürt devletinin bölge devletlerini karşısına alarak var olabilmesinin mümkün görülmediği bir zeminde referanduma gidilse de Türkiye’nin bölge politikasında kendi güvenlik ve siyasi stratejisini oluşturması gelecekte daha sağlam adımlar atması açısından hayati önem taşımaktadır.

Şöyle ki İran her ne kadar kurulacak olan Kürt devletine karşı duruş sergiler gibi görünse de İran tarafından ülkemize yapılan ve ortak kararlar alınan resmi görüşmeler sonrası Devrim Muhafızlarının ortak bir tutum içerisinde olmayacaklarını basında duyurması temkinli yaklaşmamız için bir işaret kabul edilebilir niteliktedir. netice itibariyle Türkiye stratejisini ortaya koyarken ABD ve Rusya başta olmak üzere İran, İsrail ve Suriye rejiminin tutumunu dikkatlice irdelemeli ve ona göre adımlar atmalıdır. Türkiye’nin Milli birlik ve bütünlüğünü en üst mertebede tutarak geliştireceğimiz stratejiler uzun süreçte ülkemizin bütünlüğü açısından son derece önemlidir.

Suriye Kantonlar Haritası

Enerji Açısından Kerkük’ün Stratejik Önemi

Erbil ile Bağdat arasında en büyük tartışma konularından bir tanesi büyük petrol kaynaklarına sahip olan Kerkük’tür. Kürt birlikleri 2014’te Kerkük’e yapılan DEAŞ saldırısını püskürtmüş, Irak ordusu ise geri çekilmişti fakat günümüzde Kerkük’ün stratejik ilçelerinden birisi olan Havice DEAŞ’ın kontrolü altında ve bu bölgede yoğun olarak Araplar yaşamaktadır. İleri dönemlerde kontrol altına alınacak bölgede enerji rezervlerinin yoğun olması ve iki grubunda etkin şekilde yer alması Arap-Kürt çatışmasına dönüşme riskini taşımaktadır.

Amerikan Enerji Bakanlığı verilerine göre, Kerkük’ün petrol rezervleri 8,7 milyar varil. Türkiye’nin bir günlük ham petrol ihtiyacı ise, günlük 700 bin varil. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, Irak petrolünün mevcut üretiminin yüzde 40’ı Kerkük’te gerçekleşiyor. Ülkenin kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 6’sı da Kerkük’te.[6]

DEAŞ saldırıları ardından çekilen Irak ordusunun bölgeden çekilirken bir diğer bıraktığı şey enerji kontrol mekanizması olmuştu. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)’nin denetimindeki IKBY, Kerkük petrollerini Bağdat’tan bağımsız bir şekilde Türkiye üzerinden ihraç etmeye başlamıştı. Bağdat yönetimi ise, bunun anayasaya aykırı olduğunu öne sürüp, petrolü satın alan taraflara dava açmakla tehdit etmişti.

Bu kriz müzakereler sonucunda bir çözüme kavuşturulmuştu. Anlaşmaya göre, Bağdat, petrol satışı gelirlerinin bölüştürülmesi karşılığında, IKYB’nin payına bütçeden düşen kısmı ödemeyi kabul etmişti. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP)’nin rakibi Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ise, Kerkük petrolünün Türkiye üzerinden değil İran üzerinden ihraç edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Kuzey Irak Enerji Kontrolü

Enerji kaynakları bakımından stratejik bir konuma sahip olan Türkiye’nin sahip olduğu en eski boru hattı Kuzey Irak’ta yer alan Kerkük petrollerini batıya ulaştıran, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’dır. Hattın taşıdığı ham petrol miktarı 1999 yılında 305 milyon varile ulaşmış, yapılan sabotajlar ve Kerkük’te yaşanan sorunlar nedeniyle hattın taşıdığı ham petrol miktarı 2006 yılında 10,9 milyon varile düşmüştür. 2015 yılında bu hattan 192,4 milyon varil ham petrol taşınmıştır.[7]

Petrollerinin yüzde 17’sinin Irak Kürt Bölgesinde olduğu ve bu oranın 4 milyar varil petrole denk geldiği tahmin edilmektedir. Irak’ın doğalgaz rezervlerine bakıldığında ise 3.6 trilyon metreküp kanıtlanmış doğalgaz rezervleri dünya sıralamasında 12. sırada yer almaktadır ve bunun yüzde 60’ı Irak Kürt Bölgesinde yer almaktadır.

Türkiye ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKYB), bölgedeki doğal gaz ve petrol kaynaklarına yönelik çok kritik bazı konularda çalışma yapıyor. Kulislerden sızan bilgilere göre, Kuzey Irak Yönetimi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 milyar doların üstünde, BOTAŞ’a 500 milyon dolar ve özellikle inşaat sektöründe faaliyet gösteren bazı müteahhitlere de 1.5 milyar dolar borcu bulunuyor. Kuzey Irak Yönetimi, bu borçlara karşılık Türkiye ile enerjide işbirliğini geliştirmek ve yeni bir düzeye taşımak istiyor. Kuzey Irak Yönetimi, söz konusu borçların kapatılması ve üzerine birkaç milyar dolar daha verilmesi koşuluyla bölgede bulunan sahalardaki haklarından bir bölümünü Türkiye’ye devretmeyi tartışıyor.

Kuzey Irak Yönetimi’nin, bu konudaki niyetini Türkiye’ye de açtığı belirtiliyor Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, petrol fiyatlarının 50 dolar düzeyine kadar gerilemesi sonrasında ekonomik darboğazda girdi. Yönetim, içerde tasarruf önlemleri uygularken, dışarıda da enerji konusunda yeni işbirliği fırsatları yaratmak için girişimlerini sürdürüyor. IKYB, kısa süre önce gelir-gider dengesini sağlamak için kamu çalışanlarının maaşlarında kısıntı yaptı. Elektrik ve su paralı hale getirildi. Bölgeyi yakından takip eden kaynaklar, “Petrol fiyatları ciddi biçimde düştü. Bu durum tek gelir kaynağı petrol olan Kuzey Irak Yönetimi’ni ekonomik olarak zora soktu. Petrol gelirleriyle, giderlerin karşılanması olanaksız. Her ay milyonlarca dolarlık açık söz konusu” değerlendirmesini yapıyor.

Kuzey Irak’ta hükümet, gelir-gider dengesini sağlamak için ciddi önlemler aldı. Kamu çalışanlarının maaşlarında bazı kesintiler yapıldı. Yüksek maaşlarda ciddi oranlarda kesinti söz konusu oldu. Bölgede, elektrik ve su parasızdı, artık paralı hale geldi. Düşük de olsa vatandaş elektriğe ve suya para ödemeye başladı. Yönetimin, bu önlemlerle aylık 150 milyon dolarlık tasarruf yaptığı hesaplanıyor. IKYB, finansal sorunlarını çözmek için dışarıda da bazı hamlelere hazırlanıyor. Enerji kulislerine göre Kuzey Irak Yönetimi, Türkiye ile enerjide daha yakından çalışmak istiyor. Enerji Panorama’nın edindiği bilgilere göre görüşmelerde şu başlıklar ön plana çıkıyor:

1- Kuzey Irak Yönetimi’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne 1 milyar doları aşkın, BOTAŞ’a da 500 milyon dolar (taşınan petrolden doğan bedel) ve özellikle inşaat sektöründe faaliyet gösteren bazı müteahhitlere de 1.5 milyar dolar borcu bulunuyor.

2-Kuzey Irak Yönetimi, bu borçlara karşılık Türkiye ile enerjide işbirliğini geliştirmek ve yeni bir düzeye taşımak istiyor.

3- Kuzey Irak Yönetimi, bu borçların kapatılması ve üzerine birkaç milyar dolar daha verilmesi koşuluyla bölgedeki sahalardaki haklarından bir bölümünü Türkiye’ye devretmeyi tartışıyor.[8]

SONUÇ

Türkiye ilk adımını bu referandum sürecinin ileri dönemlerde ortaya çıkaracağı sorunları öngörerek atmalıdır. Şu an dünya devletlerinin referanduma karşı olan tutumlarına rağmen kararlılıkla sürdürülen bu propagandanın önlenmesi mümkün değilse ülkesel olarak olayların daha farklı boyutlara taşınmadan öncesinde önlemlerimizi ve stratejimizi geliştirmemizin gerekliliğinden bahsetmeliyiz.

Referandumun uzun vadede önümüze getireceği bir konu olan kantonlaşma sürecini hızlandırılacak mahiyette olması, Güney bölgemizde ileri dönemlerde yaşayacağımız güvenlik ve milli birliğimize yapılacak olan saldırılara karşı önlem almamızı gerektirecek düzeydedir. ,

Ülke içinde ya da bölgesel bağlamda ortaya çıkabilecek etnik ve mezhepsel çatışmaların yaşanmaması ve ileri boyuta taşınmaması açısından ülke birliği için üstün çabalar şimdiden sarf edilmeye başlanmalıdır. Atılacak olan adımların özellikle bölge denkleminde ve dünya genelinde istikrarımızı bozacak tehlikelere karşı daha sağlam olması güvenlik zafiyetlerinin önlenmesi ve güvenliğin daha etkin şekilde sağlanması ile gerek ekonomik gerek askeri gerekse psikolojik her türlü açıdan hazır olmamız gerekmektedir.

Ferdi Güçyetmez

StratejikOrtak.com MİSAFİR YAZAR

[1] Çay, A., Her Yönüyle Kürt Dosyası, Ankara, 1996, s.36

[2] https://serxwebun0473.wordpress.com/bilim/tarihte-yasamis-kurt-devletleri/ E.T.:01.09.2017

[3] https://tr.sputniknews.com/analiz/201706101028833208-kuzey-irak-referandum-ortadogu-haritasini-ne-sekilde-degistirebilir/

[4] http://www.21yyte.org

[5] http://www.bilgesam.org/incele/1200/-irak%E2%80%99in-gelecegi-ve-turkiye%E2%80%99nin-jeopolitik-onemi/#.WatCf50gVdg E.T: 01.09.2017.

[6] http://www.aljazeera.com.tr

[7] http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Petrol E.T.: 02.09.2017

[8] http://www.tenva.org/wp-content/uploads/2017/04/Enerji-Panorama-Nisan-2017-Kapak-Small.pdf E.T.02.09.2017.

BM’nin Çarpıcı ‘Suriye’deki Yabancı Terörist Savaşçı’ Raporu

Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi (BMTMO) geçen hafta yayınladığı “Suriye’deki Yabancı Terörist Savaşçı Olgusunu Anlamayı Genişletmek” başlıklı raporu, katılımcı sayısı az olsa da Yabancı Terörist Savaşçı (YTS) konusunda oldukça önemli bir çalışmayı kamuoyu ile paylaşmıştır. Çalışma kısıtlı katılımcı sayısına rağmen terör örgütlerine katılım ve örgütten ayrılma konularında önemli bilgiler içermektedir. Çalışmamızda ilgili rapor ile alakalı önemli noktalar ele alınacaktır.

Çalışmanın literatür taramasında YTS’ler ile ilgili şu genellemelere varılmıştır:

  • YTS’lerin çoğu 18-29 yaş arası erkeklerdir.
  • YTS’lerin çoğu yüksek eğitim almamış dini bilgileri zayıf kişilerdir.
  • YTS’lerin ekonomik durumları bir tutarlılık göstermemekle beraber ülkeden ülkeye değişmektedir.
  • YTS’lerin büyük bir çoğunluğunun uyuşturucu satıcılığı ve şiddet gibi bir suç geçmişi vardır.
  • YTS’ler evil, bekar, çocuklu veya çocuksuz olabilir.
  • YTS’lerin büyük bir çoğunluğu ya işsizdir ya da düşük ücretli işlere sahiptir.
  • İdeolojinin rolü üzerinde bir anlaşma bulunmamakla beraber literatur’de dünyevi olanlar dini motivasyona göre ağır basmaktadır.
  • Son olarak, örgütten ayrılmanın en yaygın sebepleri stratejiler, yöntemler, yaşam şartları, terör örgütlerinin ve liderlerinin yozlaşması konusunda yaşanan hayal kırıklıklarıdır.

Çalışmanın özünü, Suriye’de savaşmaktan vazgeçen kişilerin kim oldukları, neden gittikleri ve niçin döndükleri oluşturmaktadır. Çalışmada toplamda 12 farklı milliyetten 43 kişi ile görüşülmüştür. Bu kişilerden 33’ü Suriye’ye ulaşmış ancak geri dönmüşlerdir.  Geriye kalan 10 kişi ise gidiş yolunda resmi makamlar tarafından durdurulan kişilerdir. Çalışmaya katılan kişiler kendi iradeleri ile BM yetkililerine cevap vermek isteyen kişilerden oluşmaktadır.

YTS’lerin kişisel bilgilerine bakacak olursak 1’i bayandır. Kişilerin Suriye’de kaldıkları süre 1 hafta ile 2 yıl arasında değişmektedir. Çalışma yapıldığı zaman diliminde katılımcılardan 21’i 16-29 yaş arasında, 12’si 30-34 yaş arasında olup diğerleri 35 yaş ve üzeridir.  Ancak katılımcıların Suriye gitmek için yola çıktıklarındaki yaşları göz önünde alındığında katılımcıların Suriye’ye giderken yüzde 70’inin 16-29 yaş arasında olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu da; Suriye’deki savaşın daha önceki savaşlardan daha fazla şekilde gençleri etkilediği gerçeğini doğrulamaktadır. Çalışmaya katılan 43 kişiden 27’si bekar 15’i evli 1’i boşanmıştır. Bu kişilerden 14’ünün çocuğu vardır. Çalışmanın dikkat çeken bir sonucu da kişilerin kardeş sayıları ile ilgili rakamlardır. Katılımcılardan 15’inin 7 veya daha fazla, 9’unun 5-6 kardeşi vardır. Buda başka çalışmalarda da ortaya çıkarılan aile ne kadar büyükse kişilerin radikalleşmesinin o denli yüksek olduğu sonucunu desteklemektedir. Bu kişilerden sadece 7’sinin üniversite diploması varken 2’si hiç eğitim almamıştır. Çalışmaya katılan kişilerden yüzde 33’ü işsizdir. Bu kişilerden 22’sinin (işsizler dahil) geliri 500 doların, 10’unun geliri 1000 doların altındadır. Sadece 4’ünün 2000 dolar ve üzerinde geliri vardır.

Katılma Sebepleri

Katılımcıların bir grubu, Suriye’ye gitme kararlarında kişisel motivasyonun ve sosyal ağların etkili olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların 14’ü Suriye’ye gitme sebeplerinin doğru olanı yaptıklarını düşünmeleri olduğunu söylemişlerdir. Arkadaş ve etkisi ve sosyal ağlar terör örgütlerine katılımda önemli bir etkendir. Katılımcıların 14’ü Suriye’ye gitme kararlarında bir arkadaş veya bir akrabanın etkili olduğunu söylemiştir. İkinci bir grup ideolojik amaçlı olarak örgüte katılmaktadır. Katılımcılara terör örgütüne katılımda ‘cihat’ etkisi sorulduğunda 15’i ‘oldukça çok etkili’ olduğunu söylemiştir. Doğrudan ideolojinin önemi sorulduğunda 10 katılımcı ideolojinin ‘oldukça çok önemli’ olduğunu söylemiştir. Katılımcılardan sadece 7’si Halifeliğin kurulmasına yardım etmek için Suriye’ye gitmeye karar verdiklerini söylemiştir. Katılımcıların yüzde 40’ı Suriye’ye gitme motivasyonunun Sünni kardeşlerini Suriye rejimi ve müttefiklerinden koruma zorunluluğundan kaynaklandığını ifade etmişlerdir. Diğer bir grubun ise insan hakları ihlalleri ve demokratik ortamların eksikliği gibi politik nedenlerden dolayı örgüte katıldıkları ortaya konulmuştur.

Ayrılma Nedenleri

Katılımcıların sadece 2’si örgütten ayrılmalarında arkadaşlarının etkili olduğunu söylemişlerdir. Aileler örgüte katılım konusunda doğrudan bir etken olmasa da örgütten ayrılmalarda önemli bir etkendir. Örgütten ayrılmada ailenin rolü sorusuna cevap veren 30 katılımcıdan 14’i geri dönmesinde ailesinin önemli (10’u ‘oldukça çok önemli’, 4’i ‘çok/oldukça önemli’) olduğunu söylemiştir. YTS’leri geri dönmeye motive eden asıl etkenler Suriye’de yaşadıkları ve gördükleridir. Katılımcılardan 32’si daha önce hiçbir askeri deneyimi olmadığını ve askeri eğitimi Suriye’de aldıklarını belirtmişlerdir. Bu eğitimler ise mermi olmadan ve atış yapmadan yapılan eğitimler şeklinde olduğu için katılımcılar tarafından hiçbir işe yaramadığı düşünülmüştür. Katılımcıların yaşadıkları hayal kırıklığı ya da gözlerinin açılmasının sebebi olarak yüzde 44’ü yönetimin hataları, yüzde 67’si strateji konusunda farklı düşünme, yüzde 50’si ayrımcılık ve adil olmayan davranışlar ve yüzde 58’i yozlaşma belirtileri olduğunu ifade etmiştir. Katılımcılardan çok azı Suriye’ye gelmeleri halinde alacaklarına söz verilen şeyleri aldıklarını söylemiştir. Katılımcılardan 6’sı bu yüzden ayrılmıştır. Katılımcılardan sırasıyla yüzde 42 ve yüzde 38’i psikolojik ve fiziksel zorluklar yüzünden ayrıldıklarını söylemişlerdir. Katılımcıların çoğu eğer bir ‘sponsor’ları ya da tanıdıkları yoksa dışlandıklarını ve istenmediklerini hissettiklerini söylemişlerdir.

BM Güvenlik Konseyi’nin 2178 sayılı kararında da söylendiği gibi “terörizm sadece askeri güç, yasal düzenlemeler ya da istihbarat operasyonları ile üstesinden gelinemez.” Terörizmi oluşturan, besleyen ve büyüten sebepler ortaya çıkarılması terörle mücadelede oldukça önemlidir. Terör örgütlerine katılımın altında yatan sosyal, ekonomik veya politik nedenlerin neler olduğunun ortaya konularak bunlara karşı politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. BMTMO’nun bu çalışması YTS’ler ile ilgili yapılan çalışmalarda politika boyutu ile gerçeklik boyutu arasındaki boşluğu doldurması açısından için önemlidir.

__________________________________________

Kaynak

Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Ofisi (United Nations, Office of Counter-Terrorism). 2017. Suriye’de ki Yabancı Terörist Savaşçı Olgusunu Anlamayı Genişletmek (Enhancing the Understanding of the Foreign Terrorist Fighters Phenomenon in Syria). http://www.un.org/en/counterterrorism/assets/img/Report_Final_20170727.pdf (Erişim Tarihi: 17.08.2017).

IKBY’deki Bağımsızlık Referandumu ve Destek Veren Tek Ülke

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) 25 Eylül’de bağımsızlık referandumuna gidiyor ancak bölgesel ve küresel güçler referanduma tepki gösteriyor. IKBY lideri Barzani ise hiçbir şekilde referandum kararından dönülmeyeceğinin altını çiziyor. Erbil yönetimine komşu ülkeler İran, Türkiye ve Suriye’den sert tepkiler gelirken, çoğu ülke sessizliğini koruyor.

Bağımsızlık referandumuna karşı ülkelerin tutumları şöyle; referandumun yapılmasına karşı çıkanlar, referandum tarihinin ertelenmesini isteyenler ve destekleyenler.

İngiltere: Bağdat’ın desteği olmayan referanduma karşıyız

İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore, katıldığı bir televizyon programında, “Irak bölgesi hükümeti var, Kuzey Irak’ta. Sayın Barzani dedi ki, gelecek aylarda referandum yapacağını söyledi. Biz buna karşıyız. Bu şu aşamada olamaz. Kesinlikle biz bu konuda eğer Bağdat ile Erbil bir uzlaşma olursa o farklı. Fakat bu tip bağımsız referandumu uygulamak, Bağdat’ın desteğini almazsanız bu tehlikeli. Ve buna karşıyız” ifalerini kullandı.

Ayrıca İngiltere Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Birleşik, istikrarlı ve demokratik bir Irak’ı destekliyoruz.” diyerek İngiltere’nin IKBY’deki referanduma karşı olduğunu bir kez daha dile getirdi.

Avrupa Birliği: Irak’ın bütünlüğünden yanayız

“Iraklı tarafların, tek taraflı adımlardan kaçınarak sorunları anayasa esasına göre ve diyalog yoluyla çözmeleri gerektiği”ni belirten Avrupa Birliği, Irak’ın bütünlüğünden yana olduğunu belirtti.

https://stratejikortak.com/2017/06/ikby-bagimsizlik-referandumu.html

Rusya temkinli ancak referanduma karşı değil

Rusya, bağımsızlık referandumu ile ilgili yapılan açıklamalarda en ortada yorumda bulunan ülke. Konuya ilişkin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, referandumu “Kürt halkının isteklerinin ifadesi” olarak niteleyip, Kürt meselesinin Irak’ın dışına taştığını ve Irak’ın komşu ülkerinin de durumdan etkileneceğini belirtti. Bu nedenle bu ülkelerinde düşüncelerinin göz ardı edilmemesi gerektiği söyledi.

ABD referandumun ertelenmesini istiyor

ABD, IKBY lideri Barzani’nin referandum tarihinin açıklamasının ardından Erbil yönetiminden referandumun ertelenmesini istedi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert ise “bağımsızlık referandumu” hakkında “Birleşik, istikrarlı ve demokratik bir Irak’ı destekliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

IKBY’nin resmi haber ajansı Rudaw’a göre, referandumun ertelenmesi için öne sürülen bazı şartlar şöyle:

-Kürt bölgesi’nin kesilen bütçesinin gönderilmesi.

-Kürtlerin Kuzey Irak’taki ihtilaflı bölgelere yerleşmesine imkan tanıyan Irak anayasasının 140. maddesinin uygulanması.

-Irak ordusunda Kürt oranının belli düzeye yükseltilmesi.

Almanya: Referandum endişe verici

Avrupa Birliği denilince akla gelen ilk ülke olan Almanya da referandum karşı. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, “bağımsızlık referandumu” kararını endişe verici olarak karşılarken, “Irak’ın birliğini tehlikeye düşürmek, hatta devlet sınırlarını yeniden çizmek istemek doğru yol değildir. Bu, Erbil ve aynı zamanda Bağdat’taki zaten zor ve istikrarsız durumu daha da arttırır.” dedi.

Irak: Tanımayacağız

Konunun birinci muhatabı Irak ise referanduma tepkili. Başbakanı Haydar el-İbadi’nin konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Anayasamızda tek taraflı referandum yapma ve ayrılma yetkisi yok. Kürdistan Bölgesi’ndeki referandum yasal değil ve bunu tanımayacağız” ifadelerini kullandı. Bazı Iraklı yetkililerin şayet bağımsızlık olursa gerekirse Erbil yönetimiyle savaşırız söylemleri de bulunuyor.

Fransa açıklama yapmadı

Fransa’da yeni Cumhurbaşkanı Manuel Macron’dan destek isteyen Barzani, Fransa’daki seçimlerden önce yeni Fransa cumhurbaşkanına “Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıma” çağrısında bulunmuştu. Fransa’da Macron’un cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra da Barzani, yeni yönetimi ilk tebrik edenlerden olmuştu. Fransa’nın bağımsızlık referandumu konusunda pek açıklamaları bulunmuyor. Bu konuda net tavır koymayan Fransa, bağımsızlığa onay verebileceği iddia ediliyor.

İran: Referanduma karşıyız

Türkiye gibi İran’da referanduma karşı. İran Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Açık tavrımız Irak’ın toprak bütünlüğüyle ulusal birliğinin korunmasını desteklemektir” dendi. İranlı hükümet yetkilileri her fırsatta IKBY’deki bağımsızlık referandumuna karşı olduğunu söylüyor.

https://stratejikortak.com/2017/07/bagimsiz-kurdistana-iran-ne-diyor.html

Türkiye her platformda referanduma karşı olduğunu söylüyor

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’ndan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kadar her daim referandumun karşısında olduğunu söyleyen Türkiye, referandumu yanlış olarak görerek bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini ifade ediyor. Konuya ilişkin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye için gerekirse de savaş sebebi sayılmalıdır” ifadelerini kullandı. Başbakan Binali Yıldırım’ın da Bahçeli’nin bu sözlerine üzerine “Savaş devletler arasında olur, biz bunları devlet olarak tanımıyoruz. Bir devlet bize kafa tutar, egemenlik haklarımıza karşı hareket içinde olursa bizim için savaş sebebidir. Ama burada Irak’ın parçası olan bir bölgesel yönetim var. Bu savaş nedeni olmaz. Ama Kuzey Irak yönetiminin bu yanlışta ısrar etmesinin anlamı yok” dedi.

Bağımsızlığa tek destek veren ülke İsrail

IKBY’nin özerk yapıya kavuşmasından günümüze en yakın müttefiki olarak bilinen İsrail, bağımsızlık konusunda da Erbil yönetimine destek veriyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Irak’ın parçası durumundaki IKBY’nin bağımsızlığından yana olduğunu dile getirmesinin ardından “Kürtler cesur, Batı taraftarı ve bizim değerlerimizi paylaşan bir millet.” ifadesini kullandı.

İsrail’in Vatikan Büyükelçisi Sahyoun Afrudi ise referandumun tarihinin belli olmadığı Nisan ayında yaptığı açıklamada, Erbil yönetiminin bağımsızlığını desteklediğini belirterek, “İsrail hükümeti, parlamento, siyasi partiller ve halk bağımsız bir Kürdistan’ın Kürtlerin doğal hakkı olduğunu düşünüyor” dedi.

IKBY’nin kendi içinde de bağımsızlığa karşı

Referanduma Bağdat yönetimi kadar, IKBY içerisindeki gruplardan da tepki geliyor. Şii Ulusal Koalisyonu’ndan Hasan Falih Hazeli, referandumu “şantaj” olararak görürken, bölgenin en büyük muhalefet partilerinden Goran’daki Kürt Milletvekili Mehmet Emin Bekir ise “Kürt halkının referanduma desteği söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

“Bağımsızlık referandumunun ertelenmesi yönünde 6 maddelik bir bildiri” açıklayan bölgedeki en güçlü muhalefet partilerinden Goran Hareketi ve Komela İslam, IKBY’yi bağımsızlığa götürmeyi amaçlayan referanduma yönelik desteklerini resmi olarak açıklamadı.