Sinan Oğan ile Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Dış Politika, Sığınmacı Sorunu ve Terörizm Üzerine Röportaj

Okunma Süresi: 51 dk 20 sn

Sinan Oğan ile Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Dış Politika, Sığınmacı Sorunu ve Terörizm Üzerine Röportaj

TBMM 24. Dönem MHP Milletvekili Sinan Oğan dış politikadan teröre, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sığınmacı sorununa kadar birçok konudaki  görüşlerini Stratejik Ortak’tan Muzaffer Çitçi’yle paylaştı.

2023 seçimlerinde Türk milliyetçilerinin bağımsız cumhurbaşkanı adayı olarak kendinizi takdim ettiniz. Ancak Iğdır milletvekili seçilirken Kürt vatandaşlardan da oy alarak seçilmiş biriydiniz. İlk turda kendinizi oy olarak nereye konumlandırıyorsunuz?

Stratejik Ortak Dergisi 3. Sayı E-Dergi

Teşekkür ederim öncelikle, hoş geldiniz. Şimdi Stratejik Ortak için çıkardığınız derginize başarılar diliyorum. Aynı alanda iştigal eden birisi olarak ve Türkiye’deki ilk düşünce kuruluşlarından birisinin kurucusu olarak  Stratejik Ortak’ı uzun süreden beri takip ediyorum ve çok kıymetli buluyorum o açıdan emeği geçen tüm arkadaşlarımıza buradan teşekkürlerimi  sunuyorum.  Şimdi neden kendimizi Türk milliyetçilerinin, Atatürkçülerin bağımsız adayı olarak ifade ettik. Kürt vatandaşlarımızdan da oy alıyoruz. Bununla çelişir mi oradan başlayalım. Bir, çelişmez. Çünkü Türk milliyetçisi demek sadece Türk etnik kökenine sahip insanlardan ibaret bir topluluk değil.  Bizim şehit verdiğimiz Bingöl Belediye Başkanımız da bir Kürt vatandaşımız ama Türk milliyetçisiydi. Şehitlerimizde çok sayıda Kürt vatandaşımız Türk milliyetçiliği fikriyatı içerisinde mücadele ediyorlar. Bugün dahi. Bu mesele bizim açımızdan Mustafa Kemal Atatürk’ün milliyetçilik tanımından gücünü almaktadır. Atatürk ne demişti? Türk milliyetçiliğini aslında o kadar güzel formüle etmişti ki;  “Ne mutlu Türk’üm diyene” demişti. Değil mi? Türk bizim ortak kimliğimizdir, Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşı olan herkesin bu ülkeyi sevmesidir Türk milliyetçiliği. “Ne mutlu Türküm diyene” dediğimiz zaman bunun içerisinde Kürt’ü de Laz’ı da Çerkez’i de Türk’ü de Arap’ı da bu ülkeyi kendine ülke edinmiş, bu ülkeyi benimsemiş, bu ülkenin ortak değerlerine inanmış olan herkesi kapsar.Bu ülkenin geleceğine inanıyor ve güveniyorsa ve bunun için çalışıyorsa bu bir Türk milliyetçisidir. Türk milliyetçisi dediğiniz şey başka etnik mensubiyetlerde olanları hor gören, aşağılayan, kendini onlardan yüksek, onları kendinden aşağı gören bir inanış değildir. O açıdan Kürt vatandaşlarımızla, diğer etnik kökenlere mensup arkadaşlarımızla Türk milliyetçisidir ve burada herhangi bir sorun yoktur. Birinci boyut o.

İkinci boyutuna gelecek olursak, peki neden böyle bir şey ifade ettik? Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğini düşünen sırtını PKK, HDP, YPG’ye dayanmış, Kandil’e dayanmış bir yapı var. Ben bu ülkede herkesin evet siyaset yapma hürriyetine sonuna kadar saygı duyan biriyim. İster Kürt kimliğiyle, ister Çerkez kimliğiyle, ister Arap halk kimliğiyle ne olursa olsun bu ülkede herkes istediği gibi siyaset yapabilir. Ama burada bir ölçü olmalı. Yani diyelim ki kendisini Türk milliyetçisi olarak addeden bir grup bir siyasi parti ve bir de terör örgütü kurdu varsayalım. Ben onun da karşısında olurum. E Ben onun karşısındaysam diyelim ki Kürt kimliğiyle birisi parti kurdu. Arkasına da terör örgütünü aldı. Niye onun karşısında da olmayayım ki? Yani bizim burada anlatmak istediğimiz şey  karşısında olduğumuz şey etnik bir mensubiyet değildir. O kimselerin terör örgütüyle arasında bağ olması ve kitleleri de terörize etmesidir. O sebeple bunu birbirinden ayırmak lazım. Yani burada bir Kürt’e, bir Arap’a, bir Çerkez’e, bir Laz’a karşı duruş değil mevzu bahis olan şey; burada bir terör örgütüne karşı bir duruş sergilemeye çalışıyoruz. Peki buradaki bizim temel endişemiz nedir?

Biz bir stratejist olarak ve Türkiye’de uzun süreden beri siyasetin ve strateji camiasının içinden birisi olarak bazı tehdit ve tehlikeleri önceden görme, ön görme gibi birtakım çalışmalarımız ve hissiyatlarımız var. Örneğin Musul başkonsolosluğumuz işgal edilmeden önce mecliste çıkıp bunu ifade etmiştik. Libya’da darbe olmadan bunu çıkıp ifade etmiştik, Rusya’nın bir bataklığa saplanacağını en başından ifade etmiştik. Herkes üç günde Rusya alır derken hem de. Yine Suriye meselesini ilk biz ifade etmiştik ve Suriyeliler konusunu biz gündemde tutmuştuk. Şimdi insanlar yeni yeni konuyu görmeye başlıyorlar. Şimdi önümüzde bir tehdit ve tehlike daha var. Bizim bağımsız Cumhurbaşkanı adayı olmamız ve burada da Türk milliyetçilerinin ve Atatürkçülerin adayı olarak kendimizi lanse etmemizin altında yatan gerekçe budur. Şimdi Türkiye’de üç tane yapı ortaya çıktı. Birisi Cumhur İttifakı diğeri Millet İttifakı. Bir diğeri de HDP ve HDP’nin etrafında kümelenen bir takım bölücü ve ileri unsurlardır.

Şimdi özellikle de muhafazakar ve siyasal İslam çevrelerin adayı olarak Sayın Cumhurbaşkanı ön plana çıkıyor. Solun adayı olarak Sayın Kılıçdaroğlu ön plana çıkıyor. Bölücü etnik unsurların ve Kürtçülerin adayı olarak da işte Demirtaş, eşi Başak Demirtaş vesaire ön plana çıkıyor. Şimdi burada Türk siyasal sistemi içerisinde bir kitle var ki o kitlenin adayı yok.  O da Türk milliyetçileri ve Atatürkçüler. Yani Türk milliyetçilerinin adayı Sayın Erdoğan değil. Çünkü kendisi birçok defa “Ben milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım. Ben Türk milliyetçiliğine de karşıyım. Kürt milliyetçiliğine karşıyım” diyerek Türk milliyetçiliğini aslında bölücü bir unsura denklemeye çalışmıştı. Sayın Kılıçdaroğlu’na baktığımızda ise Kılıçdaroğlu’nun da her ne kadar ben de ülkücüyüm falan dese de yine kendisi demokrasinin yolu Gazi Meclisimizden geçer demek yerine demokrasinin yolu Diyarbakır’dan geçer denklemine Türk demokrasisini kilitlediği için zaten Türk milliyetçiliğinin adayı olamaz. HDP zaten olamaz. O sebeple,  biz öncelikle adaysız olan tercihi şundan veya şundan yana kullanmayacak olan kamuoyunda kararsız diye geçen ama aslında kararlı olan ancak kararı ne Erdoğan’a,  ne Kılıçdaroğlu’na oy vermemekte olan yüzde yirmilik bir kitleden bahsediyoruz ve bunu hedefliyoruz.

Bizim kampanyamızın temelinde bu yatıyor. O sebeple biz Kürt vatandaşlarımızdan da oy isteyeceğiz. Her kesimden oy isteyeceğiz ve alacağız inşallah. Ama öncelikle biz siyasal yelpazede adaysız olan Türk milliyetçileri ve Atatürkçülere öncelikle hitap etmek istiyoruz. Burada siyasetin bir stratejik boyutu var ve onu devreye sokmak istiyoruz. O da şudur: Şimdi Sayın Erdoğan ve Sayın Kılıçlaroğlu aday olduğunda ki ben Sayın Kılıçlaroğlu’nun aday olacağını düşünüyorum; oylar yüzde kırk küsur yüzde kırk küsur bölünüyor. Ve her iki lider, ikinci tura kalıyor. İkinci turda ister Erdoğan’ın, ister Kılıçlaroğlu’nun kazanmasının tek yolu var o da HDP’nin matematiksel olarak birine destek vermesi. Burada siyasetin stratejik boyutu devreye giriyor ve bizim buradaki hedefimiz ortaya çıkıyor. Biz diyoruz ki örneğin MHP’nin %8 oyu varsa, ki anketlere göre konuşuyoruz hissiyatlara göre değil, bunun en fazla % 3’ü Erdoğan’a gider, % 5’i gitmez. İYİ Parti’nin %16 oyu varsa bunun en fazla  %8’i Kılıçdaroğlu’na gitmez. Zafer Partisi’nin yüzde üç oyu varsa bunun tamamı ikisine de gitmez. Topladığınız zaman % 15-16 sadece burada var. CHP içerisinde ulusalcıların 2 puanı var Kılıçdaroğlu’na gitmeyecek olan. AK Parti içerisinde yine  2 puanlık bir milliyetçi kitle var. Bir de herhangi bir parti mensubiyeti olmayan MHP’ye küsmüş darılmış % 4‘lük bir kitle var. Bunları topladığınızda %20 kararsız seçmen değil; bu iki adaya oy vermeme konusunda kararlı bir kitle var. E biz de diyoruz ki bu % 20’nin bırakın 20’yi  % 10’unu alsak ikinci turda, cumhuriyetimizin yüzüncü senesinde, cumhurbaşkanını Türk milliyetçileri belirlemiş olur. Cumhuriyetimizin yüzüncü senesinde  şayet iki adaydan biri seçilecek olurlarsa Ne Sayın Erdoğan, ne Sayın Kılıçdaroğlu, HDP’ye muhtaç kalmadan cumhurbaşkanı seçilebilmiş olur.

Türk demokrasisinin cumhuriyetimizin yüzüncü senesindeki en büyük ayıplarından birisini biz engellemeye çalışıyoruz. O da, terör örgütüyle arasındaki bağı koparmayan bir siyasi partiye Türkiye’nin Cumhurbaşkanı adaylarının muhtaçiyetini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. O açıdan biz bu %20’lik kitlenin yarısını bile alsak, ikinci turda HDP anlamsız kalıyor. Yani Türk milleti, Türk milliyetçileri belirlemiş olacak kimin cumhurbaşkanı olacağını. ve HDP nerede duracaksa onun karşısında konumlanacak Türk milleti, Türk milliyetçileri.

İstediğiniz oy alanına ulaştığınız zaman yani %10 ila %20 arasında olduğunuzu varsayalım, mevcutta bulunan iki büyük ittifaktan size de ittifak teklifleri gelecektir. Böyle bir durumda kendinizi nasıl konumlandırırsınız? 

O taktirde belirleyici konumda bulunacağız ve bunu da şu şekilde değerlendirmeyi planlıyoruz. Biz hükümetin ortağı olmak istiyoruz. Hükümetin politikalarında milli bir konuda şekillenmesini istiyoruz. Biz orada stratejik bir rol oynayarak  bilgilerimiz, tecrübelerimiz ve milli duruşumuzla, ister Millet İttifakı ister Cumhuriyet Ittifakı’nı bir belli bir noktada tutmak istiyoruz. Burada bizim için birçok etken söz konusu olacak. Alacağımız oy miktarı, rakiplerimizin durumu vesaire ama bunların en temellerinden birisi şu olacak: HDP’nin konumlandığı yer. HDP Kılıçdaroğlu’nun yanında konumlanırsa, biz karşısına konumlanırız. HDP, Erdoğan’ın yanında konumlandırırsa biz karşısında konumlanırız. Yani bizimle HDP’nin yan yana aynı yerde konumlanma şansı yok. Temel güdümüz bu olacak. Çünkü burada biz HDP gibi terör örgütleriyle ilişkili siyasi partilerin Türk siyasetinden silinmesi gerektiği kanaatindeyiz. İnsanlar bazı şeyleri kanıksamışlar. Maalesef şunun kimse farkında değil:  Amerika Birleşik Devletleri’nde El Kaide bağlantılı bir siyasi parti olabilir mi? Mümkün değil Avrupa’da Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, Yunanistan’da nereyi diyorsanız deyin. İŞİD’le bağlantılı bir siyasi parti olabilir mi? Zihinlerinden bile geçirdikleri zaman aslında yok ederler. Niye Türkiye’de terörle bağlantılı bir parti olsun? Bu maalesef ki Türk siyasetinin en büyük ayıplarından birisidir. İşte bizim siyasetteki bu şu anki çıkışımızın temelinde de bu var. Çünkü HDP’ ye muhtaciyet var. HDP olmadan İstanbul alınmıyormuş. HDP olmadan cumhurbaşkanı alınmıyormuş, yok öyle bir dünya. Türk milliyetçileri var. Atatürkçüler var. Gayet de alınıyor, alınacak.

Aslında Türk milliyetçileri de üçe bölünmüş gibi görünüyor şu anda. Zafer Partili olanlar var İYİ Partili olanlar var, Büyük Birlik Partisi var, MHP var. Görünen dört. Ancak diğer partilerin içinde konumlanmış olanlar da var. Peki bütün Avrupa’da ve Amerika’da şimdi sağ yükselirken yani onların deyimiyle aşırı sağ yükselirken bizde neden Türk milliyetçileri Yükselmesin ki?  

Çok doğru. Niye yükselmesin? İşte yükseliyor. Bizim bu çalışmalarımızda Türk milliyetçilerinin birinci hedefi Türk siyasetinde kilit olmak. ikinci hedefi ise Türk milliyetçilerinin yönetmesi. Bir dönem rahmetle andığımız Türkiye’nin geçmiş başbakan ve cumhurbaşkanları, işte Demireller, Ecevitler, Başbuğ, Alparslan Türkeşler, Erbakanlar, Özallar. Sonra Bugünkü mevcut siyasi elitler geldi. Bunların da yaş ortalaması yetmiş ve üzeri. Beş sene içerisinde bunların da Türk siyasetinden çekileceğini öngörüyoruz. Bizim nesil Türkiye’yi yönetecek. ve o açıdan bizim bu çabamız aslında bir hazırlıktır. Gelecek Türkiye’yi yönetme vizyonuna bir hazırlıktır. İnşallah önümüzdeki süreç içerisinde aynı zamanda bunu da gerçekleştirmiş olacağız.

Ümit Özdağ’ın yeni kurulan, henüz seçim yaşamamış olan Zafer Partisi de Türk Milliyetçilerinin oylarına talip. Bir ittifak söz konusu olur mu?

Zafer Partisi son dönemlerde özellikle sığınmacılar konusundaki çıkışlarıyla dikkat derecelerini toplayan bir partimiz. Zafer Partisi ve onu sayın genel başkanı Ümit Özdağ ile bu çerçevede görüşmelerimiz oldu. Sadece Sayın Özdağ’la değil on beş civarında siyasi partiyle görüşmelerimiz var. Bunların önemli bir kısmıyla imza aşamasına geldik. ve bir Türkiye ittifakı kurduk. Türkiye ittifakı’nın içerisine imza atan on bir tane siyasi parti var. ve bu on bir siyasi partinin tamamının cumhurbaşkanı adayı olarak gördüğü kişiyim aynı zamanda. Zafer Partisi de, diğer partiler de, işte anavatan, demokratik sol, onlarla da görüşmelerimiz devam ediyor ve eğer onların da bu ittifak içerisinde yer alması gerçekleşirse ki öyle beklentim ve ümidim o yönde o zaman burada bir üçüncü, büyük bir ittifaktan bahsedeceğiz.  ve artık kimse:  “Biz, millet ve cumhur ittifakı arasında sıkışmak istemiyoruz” dediğinde önlerine bir alternatif koymuş olacağız. Burada Zafer Partisi ilk defa seçime giriyor tabii. Zafer Partisi daha çok bu işin parlamento boyutunda olacaktır diye tahmin ediyorum. Biz ise Parlamento boyutundan ziyade cumhurbaşkanlığı boyutunda bu meseleyi takip edeceğiz.

Mevcut başkanlık sistemine karşı olduğunuz için referandum öncesinde aslında MHP’den de bir kopuş süreciniz yaşanmıştı. Peki Sinan Oğan iktidarda olursa nasıl bir yönetim şekli düşünüyor?

Milliyetçi Hareket Partisi’nden ayrılma süreci ile referandum süreci birbirinin peşinden gelen süreçlerde ancak onun gerekçesi o değildi. Milliyetçi Hareket Partisi’nden ihraç edilmem ve mahkeme kararıyla geri dönüp sonra bir daha ihraç edilmemin gerekçesi MHP’deki genel başkanlık yarışıydı. Maalesef ki Türkiye’de şöyle bir sıkıntı var. Her siyasi parti lideri Türkiye’ye demokrasi getireceğini vaat ediyor. Ama hiçbirinin aklına kendi evinin önünü sürmek gelmiyor. Kendi partisine demokrasi getirmek gelmiyor. Türkiye’de değişmeyen tek bir kural var. 12 Eylül’ün bütün kalıntılarını temizleyip ama 12 Eylül’ün en büyük kalıntısı olan siyasi partiler kanunu değiştirmemek gibi bir garabet bir durum var. O sebeple bunun yani Türkiye’ye demokrasi gelmemesinin birinci müsebbibi, benim de mücadelesini verdiğim, parti içi demokrasi meselesidir. Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki mücadelemizin temelinde de bu var. Parti içi demokrasi. Partilere demokrasi getirmeden ülkeye demokrasiyi getirmek mümkün değil. Konunun birinci boyutu bu. İkinci boyutu biz Türk milliyetçileri hayır diyor diyerek referandum sürecinde 51 civarında il ziyaret ettik. Toplantılar yaptık. Gittiğimiz illerin önemli bir kısmında hayır oyu önde çıktı. Seçim bölgem Iğdır dahil orada ne söylediysek hangi gerekçelerle insanlarımızı uyardıysak, bugün karşımıza çıkan şey de o. Evet, başkanlık sistemi Türkiye’ye yaramadı. Yaramayacağı belliydi. Biz parlamenter sisteme geri dönülmesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü ben ömrümün önemli bir kısmını daha doğrusu akıl baki olduktan sonraki hayatımın önemli bir kısmını eski Sovyet coğrafyasında geçirdim. ve orada bir şeyi gördüm. Orada başkanlık sistemi var. Yani bizim bugünkü gibi tek adam sistemi var bütün oralarda. Mesela bir hiç unutmuyorum orada görevliyken başbakan yardımcısıyla bir toplantıdaydık. Türkiye’nin de bir heyet gelmişti. Başbakan yardımcısı basit bir konuda  Cumhurbaşkanlığı şube müdüründen izin almam gerekir dediğinde biz şok olmuştuk. Vallahi güldüğümüz şey başımıza geldi. Şimdi hiçbir Bakan cumhurbaşkanlığındaki bir şube müdüründen izin almadan adım atamıyor. işte böyle garabet bir sistem, tek adamın ve tek adamın etrafında kümelenen danışmanlar tarafından yönetilen bir ülke. O danışmanların önemli bir kısmının da kerameti kendinden menkul tipler. O sebeple de Türkiye’nin başkanlık sisteminden kurtulup parlamenter sisteme dönmesi lazım. Parlamenter sistemi de yok efendim güçlendirilmiş, yok bilmem yandan vurmalı, yandan çarklı gibi böyle değişik tariflere gerek yok yani. Parlamenter sistemi adam gibi uyguladığınızda zaten başka bir tarife gerek yok. Ama bu iddia edildiği gibi böyle hemen geçilecek bir iş değil. Minimum bir dönem mevcut sistemin garabetini düzeltecek ancak mevcut sistemle yapılabilecek mevcut yetkilerle yapılabilecek bir süreç sonunda parlamenter sisteme geçilmeli. O yüzden kim diyorsa ki işte bir sene içinde, iki sene içinde, üç ay içinde, yüz gün içinde bilmem ne yapacağız, yalan. Yapamazlar. Bir dönem başkanlık sistemi içerisinde bu yanlışları düzeltip sonra adam gibi parlamenter sisteme geçmek lazım. Ama Türkiye’nin önünde çok büyük sıkıntılar var. Örneğin;  Şimdi seçim sürecine, seçim atmosferine girdik. Diyelim ki seçim zamanında 2023’te yapıldı, bundan çıktığımızda hükümet kurulacak. Cumhurbaşkanı vesaire dedik; yerel seçimler gelecek. Mart 2024. Oradan çıkacağız, mevcut hükümet kim gelirse gelsin 2025’de yeniden bir seçim gözüküyor. Çünkü ekonomik olarak bunun altından kalkmak çok mümkün gözükmüyor. İster mevcut iktidarın, ister gelecek iktidarın. O sebeple Türkiye bugünden itibaren 2025’e kadar bir seçim atmosferinde yaşayacak ve ekonomimizin bunu kaldırması mümkün değil. Onun için bizim önerimiz mevcut seçimlerin biraz ertelenmesi belediye seçimlerinin de öne alınması ve her üç seçimin Cumhurbaşkanlığı, Parlamento ve belediye seçimlerinin tek seferde yapılıp çıkılması. Mesela 2023 Kasım’ında.

Son zamanlarda ciddi bir mülteci sorunu dile getiriliyor. Bu husus hakkındaki çözüm öneriniz nedir?

Özellikle Kilis, Hatay, Antep, Gaziantep gibi illerimiz başta olmak üzere İstanbul ekonomideki ve toplumsal hayattaki sığınmacı sorununu en bariz şekilde gören illerimizdir. Türkiye’de sığınmacı sorununu ilk gündeme getiren isim biziz. 2012’den beri bunu gündeme getiriyoruz ve Türkiye’nin bir geri dönüş stratejisi olması gerektiğini ifade ediyoruz. Biz burada Türksam Göç Enstitüsü olarak bu konuda hep çalışmalar yapıyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Türkiye’nin en büyük sorunlarından, ilk üçünden birisinin göç olduğunu görüyoruz. Türkiye’de göçten kaynaklı terör tehdidini ilk ortaya koyanlardan biri biziz. Hem bunun ekonomik boyutunu hem de toplumsal ve nüfus boyutunu düşünün. Suriyeli bir Arap kadın kendi ülkesindeki doğurganlık oranı 2.3 iken  bir Türk kadınının Türkiye’deki doğurganlık oranı 1.9. Suriyeli Arap kadının Türkiye’ye zorunlu göçten sonra doğurganlık oranının 5.3 ile 5.9 arasına yükselmesi, ki bu çok anormal bir durumdur, ve bu şekilde devam etmesi Türkiye’nin çok da kaldırabileceği bir durum değil. O sebeple bütün siyasi partilerin ve müstakbel iktidarın önündeki bir numaralı sorun, göç sorunudur ve bunu çözmek lazım. Bunu çözmek derken işte ne bileyim bir takım aletlerle bunları atmak falan gibi çözümlerden bahsetmiyoruz. Trenlere doldurup göndermekten bahsetmiyoruz, bunun dünyadaki uygulamaları hesaplanmış araştırılmış ve insan hakları çerçevesinde gönderilmesinin yolları aranmıştır. Bu şekilde göndermek mümkündür. İki şeyi inşallah yapacağız. Birincisi öncelikle şehirlere dağılmış göçmenleri yeniden göçmen kampına, sığınmacıları sığınmacı kampına geri alacağız. İkincisi, kayıtsız olan ciddi sayıda sığınmacı var. Bunların kaydını tutup, tamamını geri göndereceğiz kamplardaki sığınmacıları da aynı şekilde Avrupa ve Amerika’yla yükünü paylaştırıp onların da geri dönüşlerini özendireceğiz. Dolayısıyla da özendirme yöntemi başta olmak üzere bütün yöntemleri sırasıyla devreye sokup önce özendirme, ondan sonra tercihe zorlama, ondan sonra da son olarak sınır dışı etme yöntemlerini sırasıyla devreye sokup hepsini geri göndereceğiz.

Türkiye Cumnuriyeti terör örgütlerine yönelik Suriye ve Irak’a hava harekâtı başlattı. Devamında kara harekatının geleceğinin sinyali verildi. Mesela Türkiye kendi toprağını kendi sınırlarında savunmalı  diyen de var. Kaynağına gidip orayı kurutmalıyız diyen de var. Siz hangi görüştesiniz?

Her ikisi de. Ancak terörle mücadelenin en önemli yollarından birisi terörün mali kaynaklarını kurutmaktır. Şimdi maddi ve mali kaynaklarını kurutmadan, terörü kurutamazsınız ki. Yani Şimdi sizinle şu an Ankara Kızılay’dayız. Meclisin yanındayız. Şuradan sizinle yürüyelim. Biraz ileride İçişleri Bakanlığı var. Onun önünden geçelim. Biraz ileride Kızılay’ın büfelerin olduğu yer var. Orada PKK’nın Türkiye’ye soktuğu kaçak sigaralar satılıyor. Şimdi Kızılay’ın göbeğinde kaçak sigara satılıyorsa terörü nasıl önleyeceksiniz? İkinci bir örnek:  Van’dan Türkiye’ye Afgan ve Pakistanlı kaçak insanlar sokuluyor, her birinden Türkiye’ye geçmek için ortalama 1500 dolar para alınıyor. Her kaçakçı günde ortalama 30-40 kişi sokuyor Türkiye’ye. Aylık her kaçakçının kazandığı para Ortalama 1.800.000 dolar. Bunu kendi kazanmıyor ki. Bunu kendi cebine koymuyor ki. Bunu bir kısmını kendi alıyor. Bunun bir kısmını PKK’ya veriyor. Bir kısmını belki yerel bir takım yapılarla paylaşıyor. Dolayısıyla da karşımızda böyle bir paylaşım ağı içerisinde teröre sürekli bir para aktığını görüyoruz. Terör, insan kaçakçılığından, uyuşturucu ve kadın ticaretinden ve sigara kaçakçılığından para kazanır. Afganistan’dan bir milyondan fazla insan Türkiye’ye geliyor. Afganistan nedir? Dünya’nın uyuşturucu merkezi. Her birisi cebinde 1 gram uyuşturucu getirse kaç ton eder? Yani sınırdan kaçak geçen insanlar aranarak mı geliyor? Hayır kendileri TikTok’ta, Instagram’da video çekiyorlar gelişlerini. Ben bir televizyonda “Ya işte biz onları yakalayamıyoruz” dediklerinde dedim ki: “Ya adamlar telefon numarası paylaşıyorlar. Aramak da mı aklınıza gelmiyor? Güvenli şekilde geçiririz. Arayın Hadi biz de geçelim” deyin, yakalayın. Dolayısıyla da terörün mali kaynaklarını kurutacaksınız. Teröre destek veren ülkelerle konuşup onların uluslararası desteğini keseceksiniz. Hava ve kara harekâtıyla da terörü tamamen gündemden çıkaracaksınız. Aynı zamanda yurt içinde de teröre destek veren parti, yapı, dernek ne varsa hepsini kapatacaksınız. Hiç gözünün yaşına bakmayacak, bir defada bu işi çözeceksiniz. Bir daha da Türkiye bu işlerle uğraşmayacak. Yani siyaset mi yapmak istiyorsun? Yap kardeşim. Dernek mi kurmak istiyorsun? Kur kardeşim. Ama terörle arana mesafe koymak kaydıyla.

Türk dış politikasında son zamanlardan bir değişim söz konusu; İsrail, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır. Belki ilerleyen günlerde Suriye de eklenecek normalleşme sürecine. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Şimdi Türk dış politikasında son zamanlarda bir normalleşme sürecinden bahsediliyor. Aslında 2010’lu  yıllarda biz bu ülkelerle çok iyiydik. İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye. Hepsiyle sıra sıra belli krizler yaşandı. En sonunda Suriye’yle Şimdi tekrar bir normalleşme sürecine girdik. Bu normalleşme, yani kelimelerimi dikkatli seçmeye çalışıyorum, anormal anormal normalleşme. Yani anormalleşme diye de kısaltabiliriz. Türkiye’de şu kavramı ilk biz soktuk. Dedik ki dost çoğaltıp düşman azaltmalıyız. E şimdi ne oldu? Yani Türk milleti zarar etti bu işten. Yunanistan bir baktık ki bunların hepsini arkasına almış. Yani, Kıbrıs konusu, Türkiye’nin Libya meselesi, mavi vatan meselesi. Bunların hepsinde bu ülkeler hep karşımızda oldu. Neden? Çünkü biz bu ülkelerde devrimcilik oynamaya çalıştık. Mısır’ın iç işlerine karışmaya çalıştık. Tamam Mursi’nin öldürülmesini, vefatı kınayacağız, kabul etmeyeceğiz, yanlış diyeceğiz ama ne yapacağız? Gidip Sisi’yi devirip yerine mezardan Mursi’yi çıkarıp onu mu koyacağız? Bir stratejik derinlik denemesi yapıldı. Stratejik derinlik dendi, bir stratejik çukurda boğuluyorduk neredeyse. Evet Orta Doğu’da bizden habersiz yaprak kımıldamaz deniyordu. Ortadoğu’da Musul konsolosluğu baskınını ben haber verdim. Süleyman Şah türbesini zor kaçırdık. Bu olay Türk tarihinin en büyük utançlarından birisidir. Türk ordusunun buna gücü yetmiyor olabilir mi Allah aşkına? Yeter ki talimat verilsin. Gideceksin orayı koruyacaksın. Bitti nokta. Kim orada Türk ordusunun önüne geçebilir? IŞİD’i mi, PKK’sı mı? Darmaduman ederdi Türk ordusu. Karşı çıktığımız temel konulardan özetle Türk dış politikası son 10 senedir büyük yalpalama geçiriyor bunun da temelinde yatan sorun dış politikanın iç politikaya alet edilmesi. Yani dışarıdan dedikçe içerideki kitlelerin çılgınca alkışlaması. Içerideki kitleler bu alkışlamanın maliyetini anlamadılar. Biz uyardık. Bize mümkündüler şimdi gördüler ki evet öyle hey demekle bu işler olmuyormuş Yapamayacağın şeyin heytini çekmeyeceksin. Çekiyorsan da arkasında duracaksın. Ne oldu? Ekonomik olarak çökme noktasına geldik. Şimdi baktılar ki kazın ayağı öyle değil. Dolayısıyla da sorun şu: Maalesef dış politikada böyle günübirlik, iç politika endeksli bir anlayış var Böyle olunca da Türkiye’nin zikzaklı ve maliyeti yüksek bir dış politika yürütmesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Türk dış politika son zamanlarda inanılmaz pahalı hale gelmişti. Dış politika pahalı olabilir. Nasıl pahalı olur? Yunanistan’la çok rahat mücadele edecekken sizin yanlış politikalarınız sebebiyle Yunanistan bir sürü yanına müttefik kazanıyor Ve sizin mücadelenizde daha fazla efor, daha fazla para, daha fazla maliyet önünüze birikiyor. İşte dış politikanız pahalı hale geliyor. Evet. Bu tabir de benim tabirimdir. Yani dış politikanın pahalılaşmasıdır. Yani biz ilk günden beri Türkiye’nin, Mısır’la, İsrail’le, Suudi Arabistan’la, Suriye’yle barışması gerektiğini söylüyorduk. Aynı noktadayız. Onlar yanlış noktadaydı. Bugün bizim noktamıza geldiler. Sırada Suriye var. Dışişleri Bakanı, Suriye’nin Dışişleri Bakanı bir adım attı. Bu çok pahalı bir hale gelecek. Maliyetli olacak iki ülkenin çatışması savaşa dönüşmesin diye.

Peki  İsrail ile olan ilişkileri nasıl yorumlarsınız? Neden karşıyız ve çatışıyoruz? Sorunun temeli nedir?

Aslında karşı gibi duruyoruz. Ama ben size kanıtını söyleyeyim. Mavi Marmara hadisesini hepimiz hatırlıyoruz. Onlarca vatandaşımız orada İsrail tarafından katledildi. Ve bunun üzerine işte herkes hayır politikasına başlayınca ben ekonomik verilere bakarım her zaman. Benim ekonomi doktoram da var, diplomalıyım yani. Dedim ki ya bu siyasiler konuşur. İki ülke arasındaki ilişkilerin gerçek resmini bize ekonomik veriler gösterir. Baktım Allah Allah. Mavi Marmara’nın üzerinden bir sene, iki sene geçmiş Azerbaycan en yakınımız Azerbaycan’dan dış ticaretimiz % 10 artmış, Kazakistan’dan % 7 artmış, Avrupa’yla % 10 artmış falan böyle minimal düzeyde artışlar var; İsrail’de iki katına çıkmış. Ya hani Mavi Marmara vardı, hani düşmandık? Bunları dedim ve mecliste Ekonomi Bakanı’na soru önergesi verdim yazılı. O da bize yazılı cevap verdi. Dedi ki siyaset başka. Ticaret başka. Aynen böyle dedi. Biz de siyasi ilişkiler kötü olabilir ama bu ticaretimizin kötü olacağı anlamına gelmez diyoruz. Bize de şu şekilde “kola almayın, Filistin’e kurşun olarak geliyor” diyorlardı ya şimdi bir durdum bir an, nasıl oluyor? Yıllardır bunların söyledikleri İsrail ürünlerini boykot edin sözü nerede kaldı? Ticaret başka ilişki başka diye bunu kabul etmiyorlar. Orada ticaret başka, uluslararası ilişkiler başka oluyor ama biz İsrail’le alakalı bir yakınlıkla alakalı iki satır bile yazı yazdığımız zaman inanç temelli olarak hemen karşı çıkılıyor. Yani Yahudi olmaları hasebiyle. E Osmanlı’nın temelini oluşturan ekonomik yapının çoğu Yahudilere aitti. Kucak açanlar bizdik. Biz niye kaybettik? Tabii ki onlarda bir arz-ı mevud davası var. Hani vaat edilmiş olarak görüyorlar. Ben ama bir ortak mutabakat sağlarım. AK Parti stratejisinin temelinde oy alma var. O sebeple Yahudi karşıtlığıyla hiç alakası yok. Yahudi karşıtı falan değil hiçbirisi. Gayet belki Yahudi sever insanlar. O işin temelinde şu var. Filistin mevzusu Türk iç politikasında prim yaptığı için onun üzerinden gittiler. Eğer Türk iç politikası Filistin karşıtlığı, Yahudi yandaşlığı üzerinden prim yapsaydı AK Parti iktidarlarının tamamı Filistin karşıtı İsrail yanlısı olurdu. Siyonist olurlardı belki. Bu kadar da emin konuşuyorum.

Yine dış politika ile devam edelim. Türk dış politikasında ikiye ayrılma söz konusu. Bir kesim Atlantik paktından yana, diğer kesim Avrasya paktından yana. Sizce nasıl olmalı Türk dış politikasının ekseni?

Kimseyi tercih etmek zorunda değiliz. ne Amerika, ne Rusya, ne Çin her şey Türklük için. 12 Eylül’den beri temel sloganımızdı bizim. Şu an bizim siyasi hareketimizin temelinde şu var. Biz ne Avrupa’ya, ne Rusya’ya, ne başka birine, ne Arap coğrafyasına düşman olmak zorunda değiliz. Ama buralarla da müttefiklik belli bir yere kadar olur. Gerçek müttefiklik insanın kardeşleriyle olur. Kimle olur? Türk dünyasıyla olur. Bakınız Azerbaycan, bakınız Kazakistan, bakınız, Özbekistan, Kırgızistan kardeşliğimizin hangi noktalara geldiğini ve önümüzde nasıl büyük potansiyeller olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin en büyük eksiği nedir?  Enerji.  Türkiye’de teknoloji var Allah’a şükür. Türkiye’de yetişmiş insan gücü var. Her şey var. Girişimci ruh var. Türk dünyasında da bunlar eksik. Ne fazla var? Bizde eksik olan var. Uçsuz bucaksız araziler, doğal kaynaklar ve enerji.  Allah öyle yaratmış. Sonra da demiş ki birleşin!

Türk Devletleri Teşkilatı’nın çalışmaları herkesi heyecanlandırmış durumda. Sizin Türk devletlerinin birleşmesi ve birlikte hareket edebilmesi hususuna bakışınız nedir? Kızıl elmamız olarak addedilen Türk birliği yakın gelecekte mümkün olacak mı? 

Orada kaynak bol nüfus çok az. Öyle güzel yaratmış Allah, demiş ki ey Türkler birleşin. Bakın birbirinizi tamamladığınızda güçlü olabilirsiniz. Öyle bir şey vereceğim ki size, birinizde bir şey olacak, öbürünüzde onun elmanın diğer yarısı olacak. İşte o kızıl elma. Kızıl elmayı Rabb’im tam da yaratmış zaten. Yarısını Türk dünyasına vermiş, yarısını bize vermiş. Bunu birleştirdiğinizde yani gücü birleştirdiğinizde aslında kızıl elmanız da ortaya çıkmış olacak. Bu bir mefkuredir. Biz Türk milliyetçileri, gerçek Türk milliyetçileri kızıl elmanın peşinde koşmaktan yorulmayacağız.

Son olarak bu seçimlerde söylediğiniz gibi istediğiniz oy oranına ulaşırsanız bir partileşme durumu söz konusu olur mu? Bu konuda şimdiden bir çalışmanız mevcut mu?

Teşekkür ederim. Güzel bağladınız son soruyla. Benim de biraz önce konuşurken eksiklerini tamamlama fırsatı verdiniz. Bizim cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki temel hedefimiz kilit olmak değil aslında. O bizim birinci hedefimiz. Biz inanıyoruz ki Türk milletine öncelikle Türk milliyetçilerine ve Atatürkçülere bir seçenek sunacağız. Birinci hedefimiz bu. İkinci hedefimiz HDP’yi kilit olmaktan çıkaracağız. Türk milliyetçileri kilit olacak. Üçüncü hedefimiz ise Türkiye’ye yeni bir yüz, yeni bir nefes imkanı sunmak Sayın Erdoğan 20 senedir Cumhurbaşkanlığı’nda, ondan önce de bir 5 senedir neredeyse belediye başkanlığı durumu var değil mi? 30 seneye yaklaştı 1994’den bu yana. İl başkanlığı falan da derken yarım asra yakındır Sayın Erdoğan Türk siyasetini meşgul ediyor. Sayın Kılıçdaroğlu da yine neredeyse 20-25 senedir Türk siyasetinde ve pek bir başarısını göremedik. Sayın Erdoğan’ın iktidarı döneminde yetişen nesillerin tamamı siz de dahil gözünüzü açtınız Erdoğan’ı gördünüz. Şimdi kaç yaşına gelmişsiniz? Hala Erdoğan var. Doğal olarak bir doygunluk var. Yani illa bu insanlar mı olacak? Yani Sayın Erdoğan ve karşısındaki. Yani sürekli bir cambaza bak olayı. ve bunların köhne siyaset anlayışının karşısında biz yeni bir siyaset anlayışı olarak çıktığımız takdirde üçüncü hedefimizi söylüyorum:  Biz inanıyoruz ki ikinci tura biz kalacağız. Bu başlangıçta kulağa biraz tuhaf gelebilir. Fazla özgüvenli gelebilir ama siyaset biraz da özgüven işidir. Güvenme işidir. ve inanma işidir. Ben hiç unutmam, ortaokula gidiyordum. Rahmetli Özal’ın Iğdır mitingini hatırlıyorum. İlk siyasete girdiğinde, 35 kişiyle Iğdır’da miting yapmıştı. Bizim şu an Türkiye’deki  Sinan Oğan gönüllülerinin sayısı on bin civarında. Türkiye’deki ilk gönüllü hareketini başlatan birisi olarak söylüyorum. Bizim Türkiye’nin değişik vilayetlerinde gönüllülerimiz var ve bu röportajı okuyan insanlarımız da “https://www.sinanogan.com/gonullu-ol/”  diye bir internet sitemiz var. Oraya girdiği takdirde oradaki bilgileri doldurup gönüllü olabilirler. Biz kendisine muhakkak ulaşırız. O sebeple de bu gönüllü hareketi üzerinden cumhurbaşkanlığı çalışmasını sürdürüyoruz. Cumhurbaşkanlığı çalışmasındaki hedefimiz önce belli bir kitleye ulaşmak, ondan sonra ikinci turu zorlamak. Burada hangi neticeyi alırsak alalım bir partileşme niyetim yok benim. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi hedefinden ben vazgeçmiş değilim. Sayın Devlet Bahçeli sonrasında (Sayın Devlet Bahçeli kaldığı sürece genel başkanlık iddiam yok) Milliyetçi Hareket Partisi’nde genel başkanlık yarışını devam ettireceğim. Bütün o yarışa giren herkes bıraktı gitti. Kimi parti kurdu, kimi başka yerlere gitti, başka partilerde siyaset yapıyor. O mücadeleye başlayıp bırakmayan tek kişi benim. Benim de şöyle bir huyum vardır. Yani bir mücadeleye başladım mı onu muhakkak bitiririm. Allah nasip ederse Rabb’im ömür verir, sağlık verirse hem cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir başarı almak hem de Sayın Bahçeli’den sonra Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki eksik kalan, yarım kalan o mücadelemizi tamamlamak gibi bir niyetimiz var.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

1 YORUM

  1. Aynı Düşünce ile hareket etmek büyük bir Değişimle
    Türk Dünyasının birleşmesi ilgili Tüm girişimlerde bulunma duygu ve düşüncesindeyim.

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Please enter your name here