Bir Siyasetçinin Portresi: Bülent Ecevit ve Ortanın Solu Düşüncesi

777

Bir Siyasetçinin Portresi: Bülent Ecevit ve Ortanın Solu Düşüncesi

1. Bülent Ecevit Kimdir?

Mustafa Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 günü İstanbul ‘da hekim ve CHP milletvekili Prof. Fahri Ecevit ve ressam Fatma Nazlı Ecevit’in oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Ecevit baba tarafından Huzur-u Hümayun Kürdizade Mustafa Efendi’nin torunu, anne tarafından ise Mekke Şeyhülislamı Hacı Emin Paşa’nın 5. Kuşak torunudur (Gezici, 2006). Hatta bu köklerinden dolayı Ecevit’e annesinden dolayı olarak Medine’de oldukça büyük topraklar miras kalmıştır (Bilgici, 2016). Fakat Ecevit bu mirasla ilgili herhangi bir girişimde bulunmamıştır.

Ecevit, 1944 yılında Robert Kolej de lise eğitimini tamamlamıştır. Bu okulda öğrenci iken iyi derecede İngilizce öğrenmiş ve üst düzey şiir çevirileri yapmaya başlamıştı, bu çeviriler daha sonra onun için bir geçim kaynağına dönüşmüştür. Ama daha önemlisi Ecevit, Robert Kolej’de ölene kadar beraber olacağı eşi Rahşan Hanım ile tanıştı. Rahşan ve Bülent çifti lisede beraber olmaya başlamış ve mezun olduktan sonra 2 sene içinde evlenmişlerdir. Çift Bülent Ecevit’in ölümüne dek hiç ayrılmamıştır.

Bülent Ecevit ‘in bütün şiirlerinin toplandığı şiir kitabı

Bülent Ecevit’in gazetecilik ve siyaset kariyeri dışında bir de şair kimliği var. Ecevit şiirler çevirmiş, Hint felsefesine ilgi duymuş ve birçok şiir yazmıştır. Bülent Ecevit’in bütün şiirlerinin toplandığı yayımlanmış bir adet şiir kitabı bulunmaktadır.

 

 

1.1 Eğitimi ve Çalışma Yılları

Ecevit, kariyerinin ilk yıllarında gazetelerde çevirmenlik yaptıktan sonra Londra basın ataşeliğinde katiplik görevini yürüttü. Bülent Ecevit Londra’da iken Londra Üniversitesinde İngiliz Dili ve Edebiyatı, Sanskritçe, Bengalce ve Sanat tarihi üzerine eğitim aldı fakat bu eğitimi tamamlamadı.

Ecevit çifti bulundukları Londra’dan CHP’nin iktidardan düşmesiyle Türkiye’ye geri döndü ve Bülent Ecevit CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinde çalışmaya başladı. Daha sonra Ulus gazetesi kapanınca Yeni Ulus gazetesine geçti ve aynı zamanda Halkçı gazetesinde yazmaya başladı ve burada yazı işleri müdürlüğü yaptı.

Ecevit, 1955 yılında ABD’de The Journal and Sentinel’de konuk gazeteci olarak çalıştı. Daha sonra 1957’de Fellowship Bursu ile yeniden ABD’ye gitti Harvard Üniversitesinde sekiz ay Sosyal Psikoloji ve Orta Doğu tarihi üzerine incelemeler yaptı. Henry Kissinger’dan dersler aldı ve Bertrand Russel gibi isimlerle birlikte antikomünizm konferansına katıldı.

Buna ek olarak Bülent Ecevit Ankara Hukuk Fakültesi ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi İngiliz Filolojisine kayıt yaptırmasına rağmen eğitimine devam etmedi ve hiç üniversite diploması almadı. (Çolak, 2020)

1.2 Siyasi Kariyeri

Ecevit çifti DP döneminde otoriter yönetime daha fazla dayanamayarak 1954 yılında CHP üyesi oldu (Ecevit, 1965). Bülent Ecevit ilk başlarda Gençlik Kolları’nda görev yaptı fakat 1957 seçimlerinde İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker’in adaylığını devretmesiyle milletvekili oldu. Daha sonra Bülent Ecevit 1959’da Parti Meclisine girdi. 1960 askeri müdahalesinden sonra parti kontenjanından kurucu üye olarak meclise girdi ve 1961 seçimlerinde Zonguldak milletvekili olarak seçildi.

Genç Ecevit 1961-1965 yılları arasında İnönü başkanlığındaki 3 koalisyon hükümetinde de çalışma bakanı olarak görev yaptı ve bu dönemde Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun çıkarılması gibi faaliyetlerle oldukça dikkat çekti (Kartal, 2006). 1965 yılında yapılan seçimlerde AP birinci parti oldu ve CHP oldukça oy kaybetti bu seçimde Zonguldak vekili seçilen Ecevit, partinin kabuk değiştirmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu noktada CHP içinde Bülent Ecevit’in önderlik ettiği ‘Ortanın Solu’ görüşü ortaya çıktı.

Parti içinde bu görüşe karşı sert bir hizip oluştu. 1966 yılında Ecevit’in CHP Genel Sekreteri seçilmesiyle Ortanın Solu düşüncesi partiye hâkim oldu ve karşı hizip Turhan Feyzioğlu önderliğinde partiden ayrıldı. Bu Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir değişimin habercisiydi. CHP, kabuk değiştirecek ve yeni bir dönem başlayacaktı.

2. Ortanın Solu Düşüncesinin Ortaya Çıkışı

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü 1965 seçimlerinden kısa bir süre önce Milliyet gazetesine verdiği röportajda ‘Ortanın Solu’ politikasını resmen ilan etmiştir. İsmet İnönü 29 Temmuz 1965’te verdiği röportajda Ortanın Solu düşüncesini önce Devletçilik ile ilişkilendirmiş iki hafta sonra verdiği röportajında ise Halkçılık ve Laiklikle temellendirmiştir (Fedayi, 2006).

‘Ortanın Solu’ söylemi ilk olarak 1965 senesinde ortaya atılmış olsa da bu düşüncenin temeli 27 Mayıs öncesindeki ‘İlk Hedefler Beyannamesi’ne kadar uzanır (Fedayi, 2006). Söz konusu beyanname 1959 yılında liberal çizgide olan Hürriyet Partisi’nin CHP’ye katılmasından sonra yapılan 14. Parti Kurultayı’nda halka açıklanmıştır. Kurultay da CHP ön plana çıkmış ve söz konusu beyanname de şunlar dile getirilmiştir;

“Antidemokratik yasalar, yöntem ve anlayış kaldırılacaktır. (…) Yasaların Anayasaya uygunluğunu denetleyecek bir anayasa mahkemesi oluşturulacaktır. Demokratik anlayışta, halk egemenliğine dayanan, sosyal adalet ve güvenlik ilkelerine dayanan bir devlet düzenine uygun anayasa oluşturulacaktır. Devlet başkanı yansız olacaktır. Yargıç güvencesi sağlanacaktır. Partizanca yönetime ve sosyal adaletsizliğe son verilecektir. Seçim güvenliği sağlanacak, nispi temsile geçilecektir…” (Tuğluoğlu, 2017).

İlk Hedefler Beyannamesi, CHP için bir kabuk değiştirme politikasıdır. Çok partili hayata geçtikten sonra ilk kez bu beyanname ile CHP daha liberal bir çizgiye gelerek Avrupa modelinde bir sosyal demokrasi anlayışını benimsemiştir. Bülent Ecevit 1995 yılında verdiği bir röportajda ilgili bildirgenin önemini şöyle vurgulamıştır; “İlk Hedefler Bildirgesi, çok partili yaşama geçildikten sonra CHP’nin kendini yenileme, demokrasiye daha çok gerçeklik, devlete daha belirgin bir sosyal nitelik ve halkçılık ilkesine içerik kazandırma yolunda attığı ilk adımdır. Ortanın Solu hareketinin düşünsel zemininin de bir ölçüde o bildirgeyle hazırlanmış olduğu söylenebilir.”

CHP 1965 yılına bu politikalar eşliğinde girmiş, İsmet İnönü önderliğindeki parti halka solculuğun kötü olmadığını anlatmaya çalışmış ve yeni söylemler üretmeye çalışmıştır. Fakat, söylemler muğlak ve havada kalmış, parti eski imajından sıyrılamamıştır. Ayrıca buna ek olarak komünizmin büyük tehlike ve düşman görüldüğü o dönemde partinin rakibi olan AP, Ortanın Solu düşüncesini kendi amaçları için manipüle etmeye çalışmıştır.

Süleyman Demirel

Bu doğrultuda AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, “Ortanın Solu, Moskova’nın yolu.” Diyerek, CHP’yi komünizmle yakınlık kurmakla itham etmiştir. CHP ise bu itham ve söylemlere karşı düzgün bir argüman üretememiş ve başarısız bir seçim dönemi geçirmiştir. Nitekim seçim sonuçları da bunu göstermektedir (CHP, bir önceki seçime göre büyük oy kaybetmiş ve oy oranı %28,7’ye gerilemiş, AP ise oyların %52,8’ni alarak iktidar olmuştur).

Turan Güneş

1965 seçimleri sonrasında CHP’de hizipler arası bir yarışma başlamıştır. Bülent Ecevit ve Turan Güneş’in önderliğindeki grup Ortanın Solu düşüncesini savunmuş, halka düzgün anlatılamadığı için başarısız olduğunu savunmuştur. Turhan Feyzioğlu önderliğindeki grup ise partinin köklerinden koptuğu için başarısız olduğunu savunmuştur.

 

Turhan Feyzioğlu

1966 yılında yapılan Kurultay’daki Genel Sekreterlik seçiminde Ortanın Solu düşüncesinin lideri olan Bülent Ecevit, seçimi kazanınca partinin yeni yörüngesi belli olmuştu. Ortanın Solu, geleneksel görüşe karşı zafer kazanmıştı. Bunun sonucunda Turhan Feyzioğlu ve arkadaşları partiden ayrılmış ve Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni kurmuştur. Devamındaki süreçte de sağcı ve muhafazakâr kesim partiden ayrılmıştır. Daha sonra da 1970 ve 1972 yıllarında Kemal Satır ve Nihat Erim gibi isimlerde Ortanın Solu görüşüne muhalefet ederek partiden ayrılmışlardır. Bir nevi parti içinde büyük bir tasfiye olmuş ve parti yapı değişikliğine uğrayarak, yeni bir görünüme kavuşmuştur (Sencer, 1974).

2.1. Ortanın Solu Düşüncesinin Gelişimi

Bu düşüncenin ortaya çıkışında 1962 Küba Füzesinin de büyük etkisi[1] olmuştu. Bu kriz sırasında ABD Başkanı, İsmet İnönü’ye bir mektup gönderdi (Johnson Mektubu). Johnson bu mektupta diplomatik üsluptan uzak, tehditvari ve sert bir dil kullanmıştı. Ayrıca Johnson, Kıbrıs sorunu üzerine eğer Türkiye bir çıkarma yaparsa Türkiye-Yunanistan savaşı çıkabileceğini ve ABD’nin Türk Ordusuna sağladığı silahların da kullanılmayacağını söylüyordu ve hatta olası bir Sovyet Müdahalesi karşılığında NATO’nun yardıma gelmeyeceğini de ima ediyordu.

Asıl sorun bu mektubun basına sızdırılması ile ortaya çıkmıştı. Mektup basına sızınca ülke içerisinde anti-Amerikancı, ulusalcı ve solcu sesler yükselmeye başladı. Bunun üzerine de İsmet İnönü, “Yarın yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır.” diyerek denge politikasına geçmeye karar verdi ve SSCB ile ikili ilişkiler kurulmaya başlandı (Koç, 2014).

1966 parti kurultayı sonrasında CHP için artık bir dönüm noktası olmuştur. Demokrasi ve özgürlük vurguları yeterli olmadığı için parti iktisadi kalkınma, vergi düzenlemesi, toprak reformu, toplu sözleşme ve sosyal adalet gibi konulara da ağırlık vermek istiyordu. CHP, artık ortanın solunda konumlanıyordu (Toker, 2020).

Halk Partisi’nde yeni düzen şöyle olmuştu, Turan Güneş önderliğindeki kendilerine ‘Mülkiyeliler’ grubu denen ekip genel merkezde bilimsel faaliyetlerle uğraşıyor ve ortanın solu düşüncesine bilimsel bir temel kazandırmaya çalışıyordu. Bu sırada Ecevit’te ülke çapında parti örgütlerini dolaşıyor ve düşünceyi tabana anlatmakla uğraşıyordu (Fedayi, 2006).

Halk Partisi 1969 seçimlerine bu doğrultuda ve çalışmalarla girmişti. Fakat sonuç, 1965 seçimlerinden daha kötü olmuştu. Parti içindeki Ortanın Solu muhalifleri artık daha yüksek sesle haykırıyordu. Ecevit ve Turan Güneş baş suçlu görüyordu. Buna rağmen Ecevit, düşüncesine bağlı kalacağını söylüyordu (Ayata, 1995).

Akabinde 1971 yılında TSK, bir muhtıra yayınlamış ve Demirel’in istifasını istemişti, istifa etmemesi durumunda da yönetime el koyacağını söylüyordu. Sonucunda Demirel istifa etti ve CHP’li Nihat Erim önderliğinde yeni bir hükümet kuruldu. İsmet İnönü, Erim hükümetine desteğini açıklarken Ecevit bu hükümete karşı çıktı ve askeri dayatmayla iktidar olan hiçbir hükümete destek vermeyeceğini söylemişti. Bunun üzerine Ecevit ve İnönü arasında ipler gerilmişti ve İnönü, Ortanın Solu konusundaki desteğini geri çekmişti (Ayata, 1995).

Parti bir dönüm noktasına daha gidiyordu. Cumhuriyetçi ve geleneği temsil eden ve yeni kesimi oluşturan Ecevit arasında bir mücadele başlamıştı. Önce Ecevit, genel sekreter görevinden istifa etti ve yerel parti teşkilatların desteğini aramaya başladı ve o desteği de buldu. Bunun üzerine Ecevit üst yönetim tarafından Sosyalist olmakla suçlandı.

Bütün bu çabalara rağmen Ecevit büyük şehirlerde de destek bulmaya başladı ve olağanüstü kurultay talep etti. İnönü, Kurultay’a sadece önceden seçilmiş üyeleri çağırdı ve bu durum Ecevit tarafından çok sert şekilde eleştirildi. Kurultaydan bir gün önce 43 il başkanı, 8 il temsilcisi, 55 gençlik kolu temsilcisi ve 7 gençlik kolları başkanı Ecevit’e destek veren bir bildiri yayınladı (Ayata, 1995).

İnönü ve muhafazakârların tüm çabasına rağmen parti 14 Mayıs 1972’de parti genel Kurultay’a gitti. İnönü çıkıp ya Bülent ya ben dedi. Yine de seçimi Ecevit kazandı ve CHP’nin 3. Genel başkanı oldu. Bunun üzerine İsmet İnönü ertesi günü partiden istifa etti (Cem, 2017).

Kıbrıs Harekâtı ‘ndan bir görsel

Yeni bir kimliğe bürünen CHP, 1973’te sandıktan birinci çıktı. Fakat meclis üstünlüğünü alamadı. Koalisyon hükümeti kuruldu ve Ecevit büyük bir sorumluluk üstelenerek koalisyonun başbakanı olarak Temmuz 1974’te Kıbrıs’a Harekât düzenledi[2]. Kıbrıs’ta Türklerin güvenliği sağlandı ve de facto bir Türk devleti kuruldu. Bu durum sonucunda Ecevit, halktaki desteğini de arttırarak 1977 seçimlerine girdi. Bu seçim sonucunda CHP %41 alarak rekor kırdı, birçok şehirde birinci parti oldu. Fakat çoğunluk için yine 13 koltuk eksik kalmıştı.

Bu dönemde ülke bir Ecevit, bir Demirel tarafından kurulan koalisyon hükümetleriyle yönetiliyordu ve bu büyük bir istikrarsızlık oluşturmuştu. Üstelik Kıbrıs Harekâtı ve Haşhaş tarlası meselesi yüzünden, ABD tarafından uygulanan birçok ambargo da ülkede birçok alanda kıtlığa neden oluyordu.

Bir yandan da ülke içerisindeki sosyalist-ülkücü eylemleri çok büyük çaplara ulaşmış ve düzeni tehdit eder hale gelmişti.

Bütün bunların sonucunda 1980 yılında TSK, yönetime el koymuş, bütün siyasi partileri kapatmış ve parti liderlerini de tutuklamıştı. Bunların içerisinde yer alan Bülent Ecevit; Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş ve Necmettin Erbakan ile siyasetten menedilmişti.

Bu durum bir anlamda Ortanın Solu düşüncesinin de sonuydu. Bülent Ecevit darbe sonrası yasaklı olmuştu ayrıca içeriden çıktıktan sonra da askeri yönetim ve darbe aleyhinde sık sık demeç verdiği için sürekli mahkeme karşısına çıkıyor ve hapse giriyordu.

Ecevit’in yasaklı olduğu dönemde, eşi Rahşan Ecevit tarafından Demokratik Sol Parti adında yeni bir parti kurulmuştu. CHP de kapalı olduğu için, Bülent Ecevit yasağı kalktığı andan itibaren partinin başına geçti ve yeni bir siyaset gütmeye karar verdi.

Ortanın Solu düşüncesinden uzaklaşan Bülent Ecevit daha milliyetçi ve ulusalcı bir politika çizen halkçı parti oluşturmaya çalışıyordu. Yani bir anlamda başarılı bir anlamda da parlamento üstünlüğünü de kazanamadığı için başarısız olan Ortanın Solu düşüncesi 1980 darbesi ile son bulmuştu.

Sonuç

Bülent Ecevit, siyasette bulunduğu sürede oldukça etkili olmuş ve adını Türk siyaset tarihine yazdırmıştı. CHP içerisinde birçok kademede yapan Bülent Ecevit, önce genel sekreterlik döneminde gündeme getirdiği Ortanın Solu düşüncesi için çok uğraşmış ve genel başkanlığı süresinde de gerçekten başarıya ulaşmıştı. CHP, bu düşünce doğrultusunda yapısını değiştirmiş ve tabanını genişletmişti. Çok partili hayata geçildiği günden beri belli oy oranlarının altında kalan parti bu kabuk değişimin ardından önce %33 daha sonra %41 alarak gerçek bir merkez partisi haline gelmişti.

Fakat asla tam olarak muteber olamayan parti ve görüş, darbeyle sindirildi ve belki de tam dönüşümünü tamamlayamadı. Ancak bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi bile siyasi çevresini, birikimini ve yapısını da aslında Ortanın Solundan alıyor. Parti o dönemde Merkez-Sol parti konumuna geçti ve bu düşünceyi sahiplenerek sosyal demokrat ve liberal bir yapıda ilerledi.

DSP sonrası siyasi yelpazesini değiştiren Bülent Ecevit, daha sonra tekrar başbakanlık konumuna geldi, PKK elebaşısının yakalanmasına liderlik etti. 2002 seçimlerine giderken sağlığı giderek kötüleşen Ecevit, söz konusu seçimlerde büyük bir yenilgi aldı ve siyaset sahnesinden çekildi. Akabinde de 2005 yılında Ortanın Solu Düşüncesinin Lideri, Karaoğlan ve Kıbrıs Fatihi gibi tüm unvanlarıyla bu dünyadan göçtü.

Berat Karaoğlan

Stratejik Ortak Misafir Yazarı

KAYNAK

KAYNAKÇA

  • Gezici, A. (2006). Bülent Ecevit: Bir Karaoğlan Masalı. Akis Kitap.
  • Bilgici, Y. (2016). Karaoğlan Nirede Ha Evlatlar. Hürriyet Gazetesi.https://www.hurriyet.com.tr/gundem/karaoglan-nirede-ha-evlatlar-40269280
  • Çolak, M. (2020). Bülent Ecevit. İletişim Yayınları.
  • Ecevit, B. (1965). Ortanın Solu. İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Kartal, Y. (2006). Bülent Ecevit: Küllerinden Doğan Lider. Güçlü Yayıncılık.
  • Fedayi, C. (2006). Ortanın Solu Akımı. Liberal Düşünce Dergisi. Sayı: 33, 163-183.
  • Tuğluoğlu, F. (2017). CHP’nin 14.Kurultayı ve İlk Hedefler Beyannamesi. Atatürk Yolu Dergisi. 15(60), 277-310.
  • Sencer, M. (1974). Türkiye’de Siyasal Partilerin Sosyal Temelleri. May Yayınları.
  • Koç, A. (2014). CHP’de Ortanın Solu Söylemi ve 1965 Seçimleri. Dezanj Yayınları.
  • Toker, M. (2020). Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları. Bilgi Yayınevi.
  • Ayata, G, A. (1995). Türkiye’nin Demokratikleşme Sürecinde Ortanın Solu Hareketi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi. 50(3), 79-88.
  • Cem, İ. (2017). Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi. İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Gün. (2019, Kasım 5). Karaoğlan. – 1,2,3,4,5. [Video]. Youtube. https://youtu.be/YOpvPa-UN3E
  • Gün. (2021, Mart 12). 12 Mart Belgeseli. [Video]. https://youtu.be/UcCKCx5G0dM

[1] SSCB’nin Küba’ya, ABD’nin de Türkiye ve İtalya’ya nükleer başlıklı füze yerleştirmesi sonucu yaşanan diplomatik kriz. Bknz: Mert Mahir Göz – 1962 Füze Krizi
[2] Kıbrıs Barış Harekâtı.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

E-BÜLTENE ABONE OLUN

Stratejik Ortak yazarlarının makalesi ve haritalar ücretsiz e-postanıza gelsin.

Abone oldunuz, teşekkürler.

Bir şeyler yanlış oldu. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Yazarlık Başvurusu

Yorum Yaz

Lütffen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz